Ortadoğu haber | Eş-Şark El-Avsat

Lübnan Meselesi: 'Devletçik’in ‘Devlet’ üzerindeki egemenliği - Eş-Şark El-Avsat
English edition of Asharq Al-Awsat - the world’s premier pan-Arab daily. News, Politics, Middle-East, Saudi Arabia, Oponion, and Lots more...
YAZARLAR

Lübnan Meselesi: ‘Devletçik’in ‘Devlet’ üzerindeki egemenliği

Hizbullah, Arsal kırsallarında Heyetu Tahriru’ş-Şam (HTŞ) ile yaptıkları savaşta başarısız oldu. ‘Devletçik’i kurtarmak için ‘Devlet’ devreye girdi. Resmi Güvenlik Teşkilatı Müdürü Tuğgeneral Abbas İbrahim, kırsallarda savaşan HTŞ’nin bir kolu olan Fethu’ş-Şam ile Hizib arasında savaşın durdurulması için kırılgan da olsa bir anlaşma imzalandı.

Devlete şükürler olsun. Tuğgeneral Abbas’ın güvenilirliği, Hizbullah’ınkinden daha güçlü. Şimdi ona “HTŞ”nin kollarını Suriye’nin kuzeybatısındaki İdlib’e çekilmeye ikna etmek suretiyle, anlaşmayı tamama erdirmek kalıyor. İdlib, bu süreçte tutucu ve ılımlı dini grupların sığınağı haline geldi.

Ancak Hizbullah’ın önce yenilgi şarabını dibine kadar içmesi gerekiyor. Beşşar, HTŞ birliklerinin İdlib’e geçişine izin veriyor. Sonra Ras Baalbek kırsallarında DEAŞ’ın işgal ettiği sınır bölgelerini temizlemesi için Lübnan ordusuna izin vermesi gerekecek.

Ordu DEAŞ ile anlaşma yapabilir mi? Yoksa Tuğgeneral Abbas’ın savaşı durdurmak için arabuluculuk mu yapması gerekiyor. DEAŞlıların ayrılması için yapılan müzakereler nereye kadar sürecek? Artık “DEAŞ Devleti”ne orada yer yok. DEAŞ’ın önünde en tatlısı bile acı olan iki seçenek var: Ya teslim olacak ya da ölümüne savaşacak.

Ordunun ve Hizib’in ateşlediği savaş niçin çözümsüz hale geldi? Bunun sebebi Lübnan-Suriye sınırının dikkatli bir şekilde çizilmemiş olması. Arsal ve Ras Baalbek’in Suriye topraklarında olduğunu söyleyen var. Diğer bir sebep ise Müslüman ve Hristiyan mahallenin Hizbullah’ın savaşlarına olan gizli desteği. Lübnan, Suriye-Lübnan sınırında el-Kaide ve DEAŞ’ın yerine İran’ın paralı askerlerini geçirmekle ne çıkar sağlıyor?

Üçüncü sebep, Lübnan ordusunun Hizbullah’ın yedeğinde yürümesi. Ordu, İran’ın Suriye savaşında Hizbullah’a karşı Suriye’yi füzeler ve ağır silahlarla donatarak Hizbullah’ı zora soktuğunu gözden kaçırıyor. Suriye’de şimdi en güçlüsü Vatan Ordusu/Milli ordu oldu. Gözden kaçırılan bir diğer nokta da Hizib Devleti’nin meşru devlet üzerindeki kurduğu egemenlik. Bu egemenliğin sınırları, Sayda ve Hizib’in 9 sene önce istila ettiği Batı Beyrut’a kadar uzanıyor.

Bu nahoş egemenliğin birden fazla göstergesi var. Hizbullah’ın savaşına Suriyeli mültecilere ve Arsal’ın kırsalında bulunan çadırlara yönelik ırkçı saldırıları eşlik etti. Bu saldırıları, işkence altında tutuklu bulunan on kişiden dördünün ölümü sonuçlandı. Tuğgeneral Abbas, HTŞ’nin yardımıyla Hizib’in elindeki esirleri kurtarmayı başardı. Ordunun esir askerlerinin akıbeti ise meçhul kaldı: Öldürdüler mi yoksa Hizbullah’ın dost ateşi ile yaraladılar mı? HTŞ, Hizib’den intikam almak için idamlarına mı karar verdi yoksa onları serbest bıraktı da gizlice ailelerinin yanına mı döndüler?

Halk ve siyaset planında Hizbullah’a sitem edilmesi, Lübnanlıların Lübnan topraklarına sızan tutucu gruplara sempati beslediği anlamına gelmez. Bu gruplar, Irak ve Suriye’deki sivil Araplara yönelik benimsedikleri vahşi tutumlarından sonra var oluş gerekçelerini kaybetti. Vahşi tutumdan kasıt, dini baskı ve diğer İslam fıkıh mezhepleri nazarında kabul edilmeyen şeriat hükümlerini dayatmaları.

Belki de en iyisi Başbakan Saad el-Hariri’nin Washington’a olan ziyaretini ertelemesi idi. O, Lübnan devletinin askeriyenin de içinde yer aldığı yasal kurumları savunmak için gittiğini söylemişti. Ne var ki bu ziyaret beraberinde Hizbullah’ın Lübnan içinde başlattığı yeni bir savaşı getirdi. Washington çevrelerinde ise bu ziyaretin amacı Hizbullah ve onun devlet üzerindeki egemenliğinin sonucu olarak yorumlandı.

Başkan Donald Trump, el-Hariri’nin karşılamasını ziyaretin beşinci gününe kadar erteledi. Sonra ortak basın toplantısında İran ve Hizbullah’a yönelik ağır saldırılar şaşkınlığa sebep oldu. Ve Hizib’i bölgedeki istikrar ve emniyeti tehdit eden en büyük engel olarak niteledi.
Lübnanlı diplomatların el-Hariri’nin ziyaretine iyi hazırlanması ve Washington’da alacakları darbeleri öngörmeleri gerekirdi. Ziyaret geride, Trump hükümeti ve Kongre heyetlerinin Lübnan ordusuna yapılan askeri yardımları %82 oranında azaltması ve Amerika’nın silahlarının Hizbullah’a sızdırıldığı; Hizib’in Lübnan üzerindeki egemenliğini güçlendirdiği ve sivil Suriyelilere karşı Beşşar’ın yanında savaştığı suçlamalarını bıraktı.

Lübnan ordusu bu suçlamaları şiddetle reddediyor. Lübnanlılar nazarında güvenilirliği genel olarak artsa da Hizib birliklerini himaye ettiğini ve Suriye sınırına ulaşmasını sağladığını inkar edemez. O esnada bıçak ya da silah taşıyan bir Sünni tutuklanmıştı. Ordu, İran’ın Hizib’in askeri kıvrımlarında biriktirdiği 55 bin rokete veya Şiilerin yaşadığı sivil bölgelerde yer alan tehlike dolu depolara el koyamaz.

Hariri’nin Washington’a yaptığı ziyaretin ardından gelişen olaylar, Lübnan’daki siyasi ve toplumsal gerginliğin bir yansıması. Hizbullah, yönetimde ortak olduğu Hariri’nin kendisine yönelik bu saldırgan tutumunu garipsedi. Müslüman ve Hıristiyan mahallelerdeki akımlar ve sektörler Hariri’nin tavırlarını, Hizib’e ve Başkan Mişel Avn’ın lideri olduğu “Özgür Yurtsever Hareketi (ÖYH)ni temsil eden müttefiklerine bir ‘taviz’ olarak yorumladı. ÖYH’yi meclisin müzmin başkanı ve Beşşar rejiminin Lübnan’daki önde gelen destekçilerinden Nebih Berri muhalefetine karşı Mişel Avn’ın Dışişleri Bakanı olan damadı, idare ediyor.

Bununla birlikte Sünni siyasetçilerin hamleleri daha gözle görülür ve halk nezdinde daha kuvvetli idi. Burada söylüyorum Sünni liderler nesillerdir arkadaşları olan hükümet başkanının koltuğunun sallanmasını ve onun yerini almak için hareket geçmeyi bekliyorlar.

Bunun için Suudi Arabistan hükümeti bilge bir edayla devreye girdi ve üç ana unsur (Maruniler, Sünniler, Şiiler) arasında dengeyi korumak ve “devletçikler”in fitnelerine karşı meşru devletin istikrarını sağlamak suretiyle bakanlar kurulunun yetki ve yükümlülüklerini güçlendirdi.

Bugün, sabrı taşan ve hükümet sırasının kendilerine gelmesini bekleyen Lübnanlı Sünni liderlerin varlığı artık bir sır değil. Ancak onlar Saad el-Hariri’ye doğrudan muhalefet etmiyorlar. Bu liderler Lübnan’ın istikrarını korumada ve yönetmedeki yeterliliklerini ve liyakatlerini ispatlamayı çok arzuluyor.

Başbakanlık koltuğuna oturacak adaylar arasında ismi geçenleri burada sayabilirim: Eski İç İstihbarat Şefi Emekli Tuğgeneral Eşref Rifi, kendisi Lübnan’ın güvenliğini tehdit eden komploların düzenlendiği operasyon dairelerini ortaya çıkaran ve İsrail ajanları ile mücadele eden adamdır. Suriye güçlerini ve Hizbullah’ı da İsrail sızmalarına karşı uyarmıştı. Rifi’den önce Saim ed-Dehr el-Müstemsik-billah Abdurrahim Murad var. Körfez’den veya Esed Suriye’si yoluyla gelen değişim rüzgarının nasıl estirileceğini Hariri’den daha iyi bilen Milyarder Necib Mikati’yi de unutmuyorum tabi.

Gassan İmam

Gassan İmam

Suriyeli duayen gazeteci- yazar

More Posts

ÖNCEK_ HABERSONRAKİ HABER

Haberlere abone

Asharq Al-Awsat Haber
Email adresi