Ortadoğu haber | Eş-Şark El-Avsat

Zeki insan için Ortadoğu rehberi - Eş-Şark El-Avsat
English edition of Asharq Al-Awsat - the world’s premier pan-Arab daily. News, Politics, Middle-East, Saudi Arabia, Oponion, and Lots more...
YAZARLAR

Zeki insan için Ortadoğu rehberi

Meslek gereği, gazete yazılarında ya da akademik araştırmalarda sözün ve maksadın anlaşılabilmesi için kavram ve iş tanımı zorunludur. Ve ‘Ortadoğu’ tabiri, bir gün bile dostlarına veya içinde yaşayanlara özgü bir bölge olmadı. Avrupalı emperyalistlerin Yakın Doğu (Akdeniz Bölgesi) ve Uzak Doğu (Pasifik Okyanusunun ötesi) arasında belirlediği bir bölge olan Ortadoğu İran, Afganistan, Pakistan ve bugün Orta Asya olarak bilinen ülkeleri kapsayan bölge. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından İsrail Devleti kuruldu. Böylece Yakın Doğu, Akdeniz’de erirken Ortadoğu Arap devletlerini ve İsrail’i içerecek şekilde batıya doğru kaydı. Bu yeni gelişme Ortadoğu krizi veya dövüşü olarak adlandırılan boğuşmaları da beraberinde getirdi. Soğuk Savaş’ın bitmesiyle Sovyetler Birliği çökünce, güneyinde kalan İslami Cumhuriyetler Ortadoğu’ya katıldı ve bu sefer de Afganistan ve Pakistan’ı kapsayacak şekilde doğuya kaydı. Terörün ve radikal grupların ortaya çıkıp bu geniş bölgenin arasındaki yerleri yurt edinmesi ile Ortadoğu, doğuda Çin sınırından batıda Atlas Okyanusu’na; kuzeyde Karadeniz’den güneyde Afrika Boynuzu’na kadar uzandı. Garip olan şu ki bölge genişlemeye devam ediyor. Terör örgütlerinin Somali’den Mali’ye kadar uzanması üzerine güneyde Afrika çöllerine kadar indi.

Jeopolitik ve jeo-teörist karışıklıklarıyla bu geniş dünyada, haliyle çatışmaların sonu gelmiyor. Ne unutma ne de af nedir bilmeyen bölgede, geçmişte olup bitenler geleceğe uzanıyor. Ne gariptir ki ABD tarihinde en uzun savaşlar 1860-65 tarihinde yaşanan iç savaş ve 1941-45 tarihleri arasında yaşanan İkinci Dünya Savaşı’dır. Buna karşılık Afganistan’da 2001 yılında başlayan savaş 16 yıldır bitmedi. ABD, 9 sene sonra Irak’tan çekilmeye karar verdiğinde kısa süreli durgunluğun üzerine çok geçmeden yeni sorunlar baş gösterdi. ABD her giriş çıkışında Atlantik Paktı devletlerini de beraberinde getirdi. Son zamanlarda ortaya çıkan tartışmalarda temel soru, ‘DEAŞ Devleti’ gerçekten sona erdi mi, oldu. Cevabı ise şu: Öncelikle, Suriye ve Irak arasındaki bölgede hala varlar. İkincisi, bir kısmı iki devletin geniş topraklarına sızdı. Üçüncüsü, DEAŞ bittiyse veya bitecekse bile DEAŞlılık sürüyor ve direniyor. Son olarak da DEAŞ ve benzerleri bir organizma gibidir. Belki de bu organizmanın bazı organları Ortadoğu’dadır bazısı da oradan Filipinlere veya Tora Bora’ya geçmiştir. Özetle bölgesel, evrensel veya yerel ne şekilde olursa olsun terörle savaşın sona ermesi beklenemez. Bunda Birinci Dünya Savaşı sonrasında olan Versay Konferansı gibi bir şey olmayacak. Veya İkinci Dünya Savaşı ardından düzenlenen Potsdam ya da San Francisco Konferansı gibi bir şey ya da Mısır-İsrail Barışı’nı sağlayan Camp-David Sözleşmesi gibi bir şey düzenlenmeyecek. Bu zaman ve mekan açısından önü açık bir savaş. Tarafların önünde hayatı idame etmeye yetecek kadar sabır ve uzun soluklu siyasi bir güvenden başka seçenek yok.

Gerçek şu ki savaşa dayalı hiçbir politika, nihai zafer için belirgin ve stratejik bir resim çizemez. Evrensel fikir kuruluşlarının çoğuna göre maksimum kazanç, savaşı tamamen değil de kısmi olarak kazanmaktır. Sözde hilafet devletinde DEAŞ’ın varlığı belki de ele geçen bir fırsattı. Fakat yılanın başı birçok yere uzanıyor. Ortadoğu’nun bu geniş coğrafyasında karmaşa için hala büyük bir alan var. En azından şimdi yaşanan savaşlar, bölgesel planda İran ve Türkiye’nin uluslararası planda ABD ve Rusya’nın yönettiği jeopolitik savaşların üzerini örten bir sis perdesi oldu. Tahran ve Ankara’nın kadim imparatorluk hayalleri, İran’da “İslam” ve devrim devleti; Türkiye’de “Müslüman” kardeşler ve “Yeni Osmanlı” fikri ile ambalajlandı. Moskova, kendi payına Eylül 2015’ten başlayarak Suriye topraklarının gerçeklerini değiştirmek için öne atılan ilk aktördü. Çok geçmeden Suriye’nin tamamıyla Rus nüfuzu altında olduğunu kabul ettikten sonra Washington, ona Irak penceresinden eklendi. Rusya, Astana’da Irak ve Suriye’de etkin kuvvetlerinden ve Lübnan’da olan uzantılarından ötürü İran ve Türkiye ile kurduğu ahengin gücü ve etkisine sahip oldu. Ancak siyasi coğrafya meyvelerini yalnızca bu devletlere vermiyor. Etnik cemaatler, bir devleti yıkıp yerine başka bir devlet kurmak için fırsatlar ele geçiriyor. Irak Kürtleri kendi içlerinde kurumları çalışmayı bırakan kısımlara ayrılmış durumda. Hepsi de Irak içinde ve dışında önümüzdeki 25 Eylül’de gelecek planının oylanacağı referandumu öne sürüyor. Suriye Kürtleri, ne zamana kadar geçerli olacağını kimsenin bilmediği bir reçete ile Irak’ta bağımsız bir Kürt Devleti’nin yanında tam anlamıyla özerklik istiyorlar. Bölgede başka bir savaş patlak vermezse en tehlikelisi de bu. Ne Türkiye ne İran ne Suriye ne de Irak, Kürt bağımsızlığını kabul etmeye hazır. Güney Sudan’ın bağımsızlaşması dersini iyi çalışan biri böyle bir bağımsızlığın bölgede söz konusu devletle süregelecek yeni bir iç savaşa adım atmak anlamına geldiğini bilir.

İşte bu bölgedeki ‘zeki’ insanın karşısına çıkan ‘Ortadoğu’. Belki de böyle bir durumun araçları, tarzları ve ittifakları farklı olan çeşitli savaşların karşısında oluşan stratejik boşluğun bir sonucu olduğunu anlamamız için çok da bir zekaya ihtiyaç yoktur. Bu boşluk, sözde “Arap Baharı”nın başından İran’ın terör ve aşırılık konusunda düşmanca tutumuna ve büyük devletlerin müdahalesine kadar birçok etkenin sonucu. Bölge iç ve dış birçok kuvvetler açısından sıcak geçecek bir gelecek için kışkırtıcı hale geldi. Zeka ile halledilmesi mümkün değil. Belki Katar’a ambargo uygulayan dört güç tarafından oluşturulacak bir Arap paktı, şirazesi kaymış bölgede dengelerin yerine oturmasını gerçekleştirecek bir adım olabilir. Stratejik ortaklığın her halükarda birçok gerekliliği vardır. Bu dengeyi sağlamak için Ürdün ve Irak’a ve Suriye’den değişik yakınlaşmalara ihtiyaç duyacaktır. Belki Rusya ve ABD ile ortak bir siyaseti de gerektirecek. Görev zor ve meşakkatli. Özellikle de Washington’da durum en basit tabirle karışık ve gerginken. Ancak bunun için diplomasi, siyaset ve güç ve kaynakların zeki bir şekilde kullanımı yeterli. Önceden hedef ve menfaatleri gerçekleştirmek için uluslararası nizama herkesin tek tek gitmesi için durum müsaitti. Ancak şimdi mesele uluslararası nizamın işaretlerinin tartışmalı olması. Avrupa’da herkes “Brexit”in sonuçlarını ve Polonya’da ne olup biteceğini; Moskova’da gündem, nereye varacağı belli olmayan süreci ve Washington’da insanlar derin bir belirsizlik halini gözlüyor.

Abdulmunim Said

Abdulmunim Said

Kahire’de Mısır Gazeteciler İdaresi Meclisi Başkanı ve Kahire’de Bölgesel Strateji Çalışma Merkezi Yönetim Müdürü

More Posts

ÖNCEK_ HABERSONRAKİ HABER

Haberlere abone

Asharq Al-Awsat Haber
Email adresi