Ortadoğu haber | Eş-Şark El-Avsat

Bardağın dolu tarafı! - ŞARKUL AVSAT
English edition of Asharq Al-Awsat - the world’s premier pan-Arab daily. News, Politics, Middle-East, Saudi Arabia, Oponion, and Lots more...
YAZARLAR

Bardağın dolu tarafı!

Ortadoğu’nun dünyadaki yaygın imajı oldukça olumsuzdur, zira radikalizm, şiddet, kadınlara yönelik taciz, kamu özgürlüklerinin yokluğu, bölgesel çatışmalar ve iç savaşlar adeta bölgenin teması haline gelmiştir. Kısacası bu bölge, uluslararası problemlerin sürekli kaynağı, Çin ve Rusya gibi demokratik olmayan uluslararası güçlerin de etki alanıdır. “Ortadoğu” kavramı çoğu kez “İslam” dünyası ve daha çok da “Arap” bölgesi anlamında kullanılmaktadır. Daha özel bir durum için farklı tasvirler yapılmak istendiğinde ise yaşadığı dünya ve çağla entegre olamamış, geri kalmış ülkeler kastedilmektedir. Birçok yaygın siyasal literatürde ise, tarih, bilim ve zamanın dışında olağanüstü bir doğanın bir bölgesi ya da bölgeleridir.

İlginçtir ki, Batı medyası, Batılı akademik üniversiteler, genel olarak Batılı politikacılar, onların bilimsel ve ekonomik kurumları, sık sık bölgemiz halkını geçmiş ülkelerin deneyimlerinden istifade etmeye ve reform yapmaya davet etmekteler. Fakat bunun gerçekleşmesi halinde, bunun, koşulların patlamasına yol açacak bir tür ahmaklık olduğunu düşünüp, ellerini hızlı bir şekilde kalplerine koyarlar. “Batı” bakış açısıyla yan yana gelinmesi mümkün olmayan çıkarlara, adetlere ve geleneklere hizmet eden ve mevcut koşulları olumlu yönde değiştiren her şeye içten içe muhalefet ederler. Kısacası, Batı’nın dediği gibi, Ortadoğu halkı, eğer reform yaparlarsa lanetlidirler ve eğer yapmazlarsa yine lanetlidirler. Daha da kötüsü, sözde “Arap Baharı”nın katliamlar, iç savaşlar, bölgesel çatışmalar, uluslararası müdahaleler, terörist çeteler ve siyasi gerilimler getirmesi bu bakış açısının desteklenmesinden kaynaklanmaktadır.

Bizim hakkımızda söylenenlerin en ayıp olanı; bizi bilim ve tarihin dışına çıkarıyor olmalarıdır. Söz konusu bu kusurlar ve olumsuzluklar, bazı insan genlerini etkileyen bir tür doğum kusuru nevindedir ve öyle ya da böyle ortaya çıkabilir. Gerçek olan şu ki, son yıllarda, özellikle de 21. yüzyılın ikinci on yılının başından beri bu bölgenin tamamının, terörist örgütlerin ve radikal unsurların ortaya çıkması, öldürme ve yaralama hadiselerinin yaşanması, şehirlerin yerle bir edilmesi gibi sahnelerle sarsıldığını kabul etsek dahi bu türden bir karamsarlığa gerek yoktur. İyi haber şu ki, kötü günler şimdi geride kaldı ve Arap bölgesinin iyileşme sürecinde olduğunu gösteren sahneler var ve bu gerçekleştiğinde, bütün Ortadoğu değişecek.

Bizi daha da zayıflatan hal, durumu sürekli kötü gösteren genellemeler yapılması ve bazı olumlu gelişmelerin görmezden gelinmesidir. Zira birçok Arap ülkesinin aşırılık yanlısı terörizm ve iç savaş kargaşasına düştüğü bir dönemde, çok sayıda ülke özellikle de Körfez Arap devletleri bu fırtınalara karşı koymasını bilmiş ve sözde “Arap baharını” kendilerinden uzak tutmayı başarmışlardır. Diğer Arap ülkelerinden Ürdün, Fas ve Cezayir’e aynı “bahar” uğramıştı, ancak onunla başa çıkmayı başardılar ve başları dik bir şekilde sorunun üstesinden geldiler. Mısır’da, Müslüman Kardeşler’in (İhvan) iktidara gelmesiyle neticelenen “Arap Baharı” en fazla bir yıl devam etti ve iktidardan kısa sürede düştüler. Böyle bir başarı, mezhepsel ya da dini faşizmle boğuşan başka ülkelerde yaşanmadı, Almanya ve İran’da olduğu gibi on yıllar boyunca devam etmedi. Irak’ta büyük bir savaş yaşandı ve Musul ile beraber topraklarının büyük bir kısmı DEAŞ tarafından işgal edildi. Fakat DEAŞ yenilgiye uğradı, gücü tamamen kırıldı ve sadece Musul kurtarılmadı, tüm Irak devletini özgürleştirildi. Araplar ve Kürtler arasındaki bağın kopmasına izin verilmedi ve Kürt ayrılığı durduruldu.

Tabii ki, Suriye, Libya ve Yemen’de durum hala kötüdür, fakat bütün buralarda terörizm başarılı olamadı ve Arap koalisyonu Yemen topraklarının büyük bir kısmını Husilerden kurtardı ve İran Yemen’de başarısız oldu. Ancak, daha da önemlisi, uluslararası ilgi hala sınırlı olsa bile, bölgede göz ardı edilemeyecek iki temel değişim dalgası var. İlk dalga, sosyal ve ekonomik anlamda “reform” etrafında dönüyor. Mezhepler ve gruplar arasında tarihi uzlaşma sağlanmış durumda. Ekonomik reform süreci küresel norm ve kurallara uygun bir şekilde yürüyor ve yolsuzlukla mücadele tüm bu sürecin önemli bir parçasıdır. Bu sürecin tek istisnası Katar’dır. Hala Türkiye ve İran destekli radikal terörün kucağında uyumakta ve bunun, kendisini dokunulmaz kılacağını ve reformdan muaf tutacağını zannetmektedir. Körfez İşbirliği Konseyi (GCC) ülkelerinin geri kalanı, önceden hiç kimsenin hayal edemediği derin bir reform sürecinden geçmektedir.

Tüm bu sürecin lideri ve belki de en cesur olanı, Suudi Arabistan’dır. Zira kimsenin dokunmaya cesaret edemediği kadınlara, mezheplere ve ekonomik koşullara dair bir ıslah süreci başlattı.

Kısacası, İslam, hoşgörü ve merhamet temelli ilk aslına döndürüldü. Mısır da sözde “Arap Baharı”ndan etkilendi, ilerlemesinin üç yılını kaybetti, bir kez daha yeni bir yol haritası üzerinde durmaya başladı ve daha sonra gelişmiş ulusların dahi üstesinde gelemediği temel sorunlara ilişkin radikal çözümler ortaya koydu ve derin bir reform sürecine girdi. 2017-2018 mali yılında, Mısır yüzde 5’lik bir büyüme oranını aşmıştır. Ve bunu 11 milyonluk bir nüfus artışına rağmen (Yunan nüfusunun tamamı kadar) gerçekleştirmiştir. Zor bir IMF ekonomik reform programına rağmen, ekonomik göstergelerin tamamı, Mısır’ın doğru yolda ilerlediğine işaret etmektedir.

Arap ülkelerinin geri kalanı da benzer adımlar atmış, Radikalizm ve terörizm sorunlarıyla nasıl başa çıkılacağını öğrenmişlerdir. Bir şekilde, Arap ülkeleri, terörizm yokmuş gibi ekonomik büyüme sağladılar ve aynı şekilde ekonomik büyüme sağlamıyorlarmış gibi terörle mücadele ettiler. İkinci reform dalgasında yeni olan durum, bölgesel kalkınma için geniş kapılar ve fırsatlar açan Mısır-Kıbrıs ile Mısır- Suudi Arabistan işbirliğine dayanan deniz kenarı yatırımlarıdır. Her ikisi de, ortak kalkınma süreçlerine açık olan Kızıldeniz ve Doğu Akdeniz de bölgesel kalkınma için geniş kapılar açtı. Özellikle sınırları aşan yeni şehirler kurma projesi olan NEOM Ya da Mısır-Suudi Arabistan, Mısır-Ürdün arasındaki elektrik bağlantısı ve onlarla birlikte Mısır, Kıbrıs ve Yunanistan üzerinden Afrika ve Avrupa arasındaki bağlantılar bu bağlamda zikredilebilir.

Bu reformlar, her Arap ülkesinin kendisini yeniden keşfetmesine, insan ve maddi yeteneklerinin farkına varmasına neden olmuştur. Arap dünyasının sadece petrol ve gazdan ibaret olmadığı ortaya çıktı. Birden fazla türün, kabiliyetin ve enerjinin olduğu bir zenginliğe sahip olduğu anlaşıldı. Pek çok Arap ülkesinde devam eden reform süreçleri, Arap bölgesindeki iktidar unsurlarını daha etkili ve faal hale getirmektedir. Özellikle Mısır, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Ürdün ve Fas’tan oluşan koalisyonun siyasi ve askeri olarak uyumlu olması, geçmiş on yıla oranla, Ortadoğu’nun daha dengeli olmasını sağlamaktadır.

Bu durum, her şeyin yolunda gittiği anlamına gelmez, reformun yolu hala uzun ama umut verici. Arap dünyası başkalarının nazarında nasıl görünürse görünsün, Bir Arap ülkesindeki her bir gelişme, başkalarını şaşırtmaya yetecektir.

Abdulmunim Said

Abdulmunim Said

Kahire’de Mısır Gazeteciler İdaresi Meclisi Başkanı ve Kahire’de Bölgesel Strateji Çalışma Merkezi Yönetim Müdürü

More Posts

ÖNCEK_ HABERSONRAKİ HABER

Haberlere abone

Asharq Al-Awsat Haber
Email adresi