Ortadoğu haber | Eş-Şark El-Avsat

Suriye'deki krizin geleceğine dair senaryolar - ŞARKUL AVSAT
English edition of Asharq Al-Awsat - the world’s premier pan-Arab daily. News, Politics, Middle-East, Saudi Arabia, Oponion, and Lots more...
YAZARLAR

Suriye’deki krizin geleceğine dair senaryolar

Savaş tamtamları çalmaya başladığında ondan daha yüksek ses yoktur. Savaş kimseyi sevindirmez, kimseye de güven vermez. Savaş, çatışmaların ne kadar şiddetli olduğunun, şiddet, güç ve irade dengesizliklerinin bölgedeki ve dünyadaki en katı ifadesidir.

Soğuk Savaş’ın devam etmesi ve dünyadaki çeşitli savaşların devam etmesiyle, İran’la savaş tamtamları, Humeyni’nin İran’da radikal bir köktendinci devrimi gerçekleştirmesiyle 1979’da çalmaya başladı. Bölgedeki ve dünyadaki entelektüel ve yazarlar bu devrime destek oldular. Onu gerçek, görkemli ve özgür bir devrim olarak nitelediler. Velayet-i Fakih imajını tam da onun isteği gibi sundular.

Velayet-i Fakih rejimi bugün dört Arap başkentinin -Bağdat, Şam, Beyrut ve San’a- kontrolünü elinde bulundurmakla övünüyor. Hiç kimse bu rejime, ABD’nin 2003’te Irak’ı askeri gücün dışında bir stratejik plana sahip olmadan işgal ettiği zamanki politik hatası kadar yardım etmedi. Suudi Arabistan uzun süre bu suçlamayı dillendirdi. Aslında bu suçlama kısa bir dönemi kapsamalıydı ancak uzadıkça uzadı. Şimdi izah etmeye kalksak söz uzar gider.

Durum değişiyor, tarih akıyor ve çatışan tarafların pozisyonları gelişiyor. Çok kısa bir süre önce, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, kendisiyle ve müttefikleriyle gurur duyarak etrafa tehditler savurdu. Suriye’de, İran ve Türkiye ile ittifak içinde ve orada askeri üsleri var. Ayrıca tüm radikal hareketlerle ittifak kurmuş durumda. Seçim Kampanyasında, -çarpıcı isimleriyle- Rusya’nın yeni silahlarını tanıttı. Barak Obama uluslararası sahneden geri çekilme ve kendi içine kapanma dışında herhangi bir farkındalık ya da vizyon ortaya koyamayınca, Rusya’nın büyük bir güç olarak ortaya çıkması mümkün hale geldi ve uluslararası siyasi haritaya güçlü bir şekilde döndü.

Putin, Suriye’de savaşın, sıcak bir savaşla kolayca kontrol edebilecek soğuk bir bölgesel savaş olduğunu düşünüyordu. Fakat işler kendi istediği şekilde yürümedi. Suriye’de ve bölgesel uzantılarında çok büyük ve kontrol edilemez farklılıkların bulunduğunun kabul etmek durumunda kaldı. Müttefiklerinin, Rusya’nın askeri, politik ve ekonomik gücüne tereddütsüz güven duymalarını sağladı. Gerçekte durum böyle miydi? Müttefiklerine vermiş olduğu bu güvenin sahada bir karşılığı var mıydı? Rusya gerçekten eski Sovyetler Birliği’nin gücüne sahip mi?

Cevabı çok basit… Hayır, Rusya’nın askeri gücü biliniyor ve bunun için kanıta gerek yok, büyük bir nükleer ve askeri devlet. Fakat ABD askeri gücüyle hiçbir şekilde kıyaslanamaz. Aynı zamanda Amerika, Fransa, İngiltere ve dünyadaki birçok ülkeyle ittifak yapmış durumda. Bu sadece askeri açıdan… Ekonomik olarak ise Rusya’nın ekonomik hacmi iyidir, ancak başta ABD ve Batı ülkeleri olmak üzere belli başlı ülkelerin ekonomileriyle kıyaslanamaz ve bu şekilde kıyaslama kesinlikle Rusya’nın lehine değildir.

Buradan bir soru akla geliyor, Suriye’deki bu gerilimi tırmandırmaya kim karar verdi? Geçen hafta Duma’da, uluslararası olarak yasaklı kimyasal silah kullanılmasına kim karar verdi? Bu konuda bir tartışma var ancak Güvenlik Konseyi’ndeki tüm bilgi ve konuşmalar, Beşşar Esed rejimini güçlü bir şekilde işaret ediyor. Burada önemli olan, Batı ülkelerinin, sınır ötesi kışkırtma olarak gördükleri bu duruma cevap vermek için güçlerini ve silahlarını seferber etmiş olmalarıdır. Moskova gittikçe sakinleşiyor ve sloganlardan uzaklaşıyor. Amerika ve Rusya arasındaki güç dengesi kıyaslanmaz. Ayrıca uluslararası dengeleri normale döndürmek için hazırlık yapan geniş bir koalisyon var.

Suriye’deki bu büyük uluslararası tırmanış, üç şeyi beraberinde getirecektir: Birincisi, Bölgesel güç dengelerinde büyük değişiklikler… Ve Suudi rolünün Yemen, Irak, Lübnan, Suriye ve diğer tüm dosyalarda, bölgesel ve uluslararası sahnelerde etkin hale gelmesini sağlayacaktır. İran ve Türk projesine karşı yürütülecek mücadelede yine etkin bir hale gelecektir. Etkili bir Arap siyasi gücü yaratılmış olacaktır. Katar’ı boykot eden dört ülke ve Suudi Arabistan Radikalizm ve terörizme karşı daha etkili bir savaş yürütebilecektir. Suudi Arabistan, Arap ve Müslüman ülkeler ve dünyadaki diğer ülkelerle politik, askeri ve ekonomik açıdan geniş ittifaklar kurma konusunda daha sağlam adımlar atabilecektir.

İkincisi, uluslararası tırmanışın hatalarının hepsi Amerika ve onu destekleyen Batılı ülkelerin ve müttefiklerinin çıkarlarına hizmet etmiştir. Kuzey Kore’nin, benzeri görülmemiş tavizlerinin bir benzeri İran konusunda yaşanıyor. ABD, İran’ı uluslararası hukuka boyun eğdirme konusunda kararlı gözüküyor. Uluslararası dengelerin yeniden sağlanması, tarihsel süreç içerisinde, cesur liderlere ve politik karar alıcılara ihtiyaç duymuştur. Dengelerin bozulmasından istifade edenler bunun bedelini bir şekilde ödemişlerdir. Mevcut olayları dikkatlice takip eden herhangi bir gözlemcinin rahatlıkla görebileceği şeylerdir bunlar.

Üçüncü olarak, geçmiş gelecekle yüzleşemez. Geleceği yönelmek ve odaklanmak isteyen devletler, geriye dönük hesaplar yapan, geçmişe özlem duyup ondan faydalanmak isteyen ülkelerden oldukça farklıdır. Rusya Sovyetler Birliği dönemine dönmek istiyor. İran geçmişin radikal ideolojisine dönmek, onu yeniden yorumlamak ve ondan faydalanmak istiyor. Yani Humeyni’nin Müslüman Kardeşler (İHVAN) versiyonunda Sünni siyasal İslam’dan alıntı yaptığı, Şii söylemine uyarladığı ve Velayet-i Fakih olarak isimlendirdiği ideolojiyi canlı tutmak istiyor. Türkiye, kötü anılarla dolu Osmanlı geçmişini yeniden kurmak istiyor. Atatürk laikliğinden kaynaklanan çelişkili bir söylemle Osmanlı Devleti fikri çatısı altında Müslümanları birbirine bağlamaya çalışıyor. Modern meşru Türk devletinin kendisi tarafından tahrip edilmiş halifeliğe geri dönmeyi arzu ediyor.

Siyaset yapmak hiçbir zaman kolay olmamıştır. Bilakis en temel özelliklerinden birisi de zorluğu ve karmaşıklığıdır. Fakat dünyanın nefesini tuttuğu bu kritik anlarda, her şeyi en doğru standartlarla ölçen becerilere, kararlara ve dengelere ihtiyacımız var. Suriye sahnesine baktığımızda, hataların birikmesi, doğruluğu anlamına gelmez, suçların tekrar edilmesi, normal karşılanacağı anlamına gelmez ve ani kazanımların olması, onların devam edeceği anlamına gelmez. Dolayısıyla, Suriye krizinin çözümü sadece bölgesel değil, bilakis uluslararası düzeyde büyük dengelerin yeniden inşa edilmesine ihtiyaç duyuyor.

Önemli bir soru var: Suriye’deki krizin geleceğine dair senaryolar nelerdir? Birçok senaryo var, bunlardan ilki, Rusya İran ve Türkiye’nin senaryosudur, o da; Suriye’yi İran’a, terörist projesine hizmet etmesi için teslim etmektir. İkincisi, Suriye’yi Suriye meselesini değersizleştiren, adaleti ortadan kaldıran ve Katar tarafından desteklenen radikal ve terörist gruplara teslim etmektir. Suriye için en iyi senaryo, birliğini, bağımsızlığını ve halkının haklarını, ilk iki seçeneğe maruz bırakmadan geri getirenidir.

Son olarak, kimse savaşı sevmez ama bazen bir zorunlu bir seçenek haline gelir.

Abdullah Utaybi

Abdullah Utaybi

Suudi Arabistanlı yazar. İslami akımlar araştırmacısı

More Posts

ÖNCEK_ HABERSONRAKİ HABER

Haberlere abone

Asharq Al-Awsat Haber
Email adresi