Ortadoğu haber | Eş-Şark El-Avsat

Suriye: Bu neslin kader davası - ŞARKUL AVSAT
English edition of Asharq Al-Awsat - the world’s premier pan-Arab daily. News, Politics, Middle-East, Saudi Arabia, Oponion, and Lots more...
YAZARLAR

Suriye: Bu neslin kader davası

Elleriyle bir afişi havaya kaldıran ve yoğun ama tuhaf sakalı yüzünü kaplayan genç adam, ‘Donald Trump ve Teresa May’in Suriye bombalanmasını protesto etmek için buradayız.’ diyordu.

Siyahlar giyinen orta yaşlı bir bayan da şarkı söylercesine ‘Müslümanların öldürülmesini durdurun’ diyordu.

Bu iki genç, hafta sonlarının bir bölümünü Trump ve ABD’ye karşı öfkelerini ifade eden düzinelerce savaş karşıtı koalisyonu eylemcilerinden birileriydi ve Londra’daki boş ABD büyükelçiliği karşısında kapitalizm ve genel olarak emperyalizme karşı protesto ediyorlardı.

İngiltere başkentinin lüks Bayswater bölgesindeki Rus Büyükelçiliği dışında protesto gösterisi yapıp yapmayacaklarını sorduk.

Herkesin cevabı korkunç ve ürkütücü bir bakış oldu!

Bu bizim hatamızdı, onların izole dünyalarında kötülüğün sadece batı demokrasilerinde bulunduğunu anlamalıydık!

Geçtiğimiz on yıl içinde Rusya, Gürcistan, Osetya ve Abhazya’ya karşı savaş açtı, Ukrayna’ya saldırdı, Kırım’ı askeri operasyonla kendine ilhak etti, Çeçenistan’ı bir moloz yığını ve enkaz haline getirdi ve İnguşya ve Dağıstan’daki köy ve kasabalardan binlerce insanı kaçırdı veya sürdü. Savaş koalisyonundan birisinin çıkıp suçları kınadığını görmedik. Suriye’ye geldiğimizde ise, savaş karşıtı koalisyon ve en önde gelen liderlerinden biri olan İngiliz İşçi Partisi’nin lideri Jeremy Corbin, Rus uçaklarının 2015’ten bu yana Suriye’de silahsız sivilleri bombalandığını ve öldürüldüğünü ne hatırladı ne de itiraf etti.

Suriye’nin en kalabalık kenti olan Halep Rusya’nın sürekli hava ve kara bombardımanı altında, orta çağın Moğol istilasından bu yana tarihte eşi görülmemiş bir tahribat görmüştür. Buna rağmen, savaş karşıtı koalisyonun fanatikleri- Jeremy Corbin dahil- Rusya’nın ölüm ve yıkım fırtınalarına karşı bir talepte bulunduklarını görmedik.

Beşşar Esed rejiminin sahip olduğu kimyasal silah iddia mevkilerine yapılan “çok ılımlı” ABD-İngiliz-Fransız füze saldırısının “Suriye’yi bombalama” düzeyine çıkmaması gerçeği, hiç kimsenin dikkate almadığı bir gerçektir. ABD’nin son günlerde Suriye’ye düzenlediği hava saldırısında kimsenin ölmediği ve 1,5 milyar Müslümanın yeryüzünde yaşadığı düşünüldüğünde, Müslümanların öldürüldüğü iddiasının son derece abartılı olduğu da protestocuların umurunda değil.

Bazı durumlarda, Batı demokrasilerine karşı aşırı nefret, batı toplumlarının kendisine karşı olan nefretten kaynaklanabiliyor, bu hastalık, Rusya’nın kendisinde dahil olmak üzere, birçok toplumda yaygın. Bu bağlamdaki tek açık fark, Batı toplumları içinde kendine olan nefretin açığa çıkarılması ve ifade edilmesi her türlü tehlikeden tamamen uzaktır, hatta, batı toplumlarına olan nefretin bu toplumların içinde ifadesi Batı özgürlüğünün şık bir tezahürü dahi sayılır, ama bu tür toplum içi nefret tezahürünün sonucu, Rusya gibi bir ülkede, son derece tehlikelidir.

Washington, Londra veya Paris’te, protesto yapılır veya memnuniyetsizlik ifade edilebilir, hatta cezalandırılmadan izin verilen sınırların ötesine geçebilirsiniz. Fakat böyle bir şeyi Moskova’da yaparsanız, başkentin merkezindeki meşhur kızıl meydanda dahi olsanız başınıza kurşun sıkılabilir, şayet Rusya’nın dışına kaçabilirseniz, İngiltere’nin güneybatısındaki sakin Gloucester şehrinde dahi kimyasal suikast tehlikesiyle karşı karşıya kalırsınız.

Başka örneklerde, Batı karşıtı tavır, Rusya’nın temsil ettiği Sovyet ideolojisinin mevcut dünya durumuna meydan okuduğu ve dünya yüzeyinde emperyalizmi yerle bir etmeyi vaat eden güzel eski günlere olan nostaljiden kaynaklandığı da görülür!

Bütün bunlar, “Yeni Soğuk Savaş” olarak adlandırdığım ve Rusya’ya zaman zaman açık, ama bence verilmemesi gereken, bir avantaj sağlıyor. Güç dengesi açısından bakıldığında, Rusya, mevcut küresel duruma meydan okuyabilecek bir konumda değil. Rusya’nın 1.5 trilyon dolarlık gayri safi yurt içi hasılası 20 trilyonluk ABD hasılasının çok gerisindedir. ABD’nin savunma bütçesi, Rusya’nın bütçesinden kat be kat fazla. Bilimsel, kültürel ve sanatsal alanları da içeren yumuşak güç açısından bakacak olursak, büyük Amerikan şeytanı sevimsiz Rus şeytanından daha caziptir gözükmektedir. Washington, Londra veya Paris’teki hiç kimsenin lezzetli Rus Borç çorbasını duymasa da, kimsenin yutamayacağı Amerikan McDonald’s yemeklerinden birini almak için Ruslar Vladivostok kentinde sıraya giriyor!

Rusya kesinlikle dünyanın nükleer güçlerinden birisidir, ancak şu anki nükleer silahı – Başkan Vladimir Putin’in kendisinin bir çok defa işaret ettiği gibi, arkaik veya antik olarak tanımlanmasa da – eski bir cephaneliktir. Putin tarafından cumhurbaşkanı olarak yeniden seçilmesinin arifesinde, yeni ve ilan edilmemiş olan Rus nükleer savaş başlıkları ise hala planlama, çalışma ve geliştirme aşamasındadır. Her halükarda, hiç kimse nükleer savaşı ya da yeni bir silahlanma yarışına girmeyi aklına getiremez, çünkü Rusya bu konuda Batının astronomik atılımlarına ayak uydurmak için gerekli kaynaklara sahip değildir.

Yani şimdi var olan tek şey, ılık bir savaştır ve bu savaşta Rusya’nın gücü Batı demokrasilerine karşı koalisyonlardan ve Rusya’nın BM binası Güvenlik Konseyi’ndeki vetosunun gücünden oluşur.

Suriye’ye gelince, iki güç birbirine tamamen bağlı hale geldi. Bu nedenle, İngiliz Başbakanı Jeremy Corbin ve Fransız eşdeğeri Jean-Luc Michelen ve diğer Batı karşıtı Avrupalı liderler, Suriye’deki herhangi bir Batı askeri müdahalesinin Birleşmiş Milletler ve Güvenlik Konseyi tarafından onaylanması gerektiği konusunda ısrar ediyorlar.

İlginç bir şekilde, bu aktivistler Suriye’deki Rus askeri müdahalesinin Güvenlik Konseyi ve Birleşmiş Milletlerin onayını almasını talep etmiyor. Bunun nedeni de, Rusya’nın uluslararası toplumda böyle bir karar için gerekli çoğunluğu sağlamada asla başarılı olamayacağıdır. (Geçen hafta yapılan, Beşşar Esed rejiminin kimyasal silah mevkilerine yapılan ABD füze saldırılarını kınayan son karar, sadece Çin ve Bolivya’nın oylarını aldı!).

Başka bir deyişle, Batı’daki Rus yanlısı çevreler, Batı demokrasilerinin Rusya’ya veto hakkını tanımasını isterken batının aynı hakkı elde etmesini istemiyor.

Bu ılık savaşta Rus propaganda planı, Batı demokrasileri içinde karışıklık ve kafa karışıklığı yaratmayı, medya da dahil olmak üzere demokratik liderlere ve kurumlara olan güveni yok etmeyi ve büyük ve önemli konularda fikir birliğinin oluşmasını önlemeyi amaçlıyor.

Dolayısıyla, Batı demokrasileri, Rusya’ya nazaran, dünya olaylarını ve havadisini etkilemek için çok daha fazla güce sahip olmasına rağmen, Moskova’nın onayı olmadan bu muazzam gücün bir kısmını kullanamazlar. Buna karşın, Rusya, elindeki küçük gücün tümünü kullanabilir.

Beklendiği üzere, Putin, Batı demokrasileri içindeki Batı karşıtı çevrelerin de yardımıyla, titreyen ellerin oyununu kendi lehine kazanmaya çalışıyor. Diğer durumların çoğunda insanlar, “Peki, neden olmasın? Zayıf güç neden rakiplerin zayıflıklarını kullanmasın?” diyor.

Ancak sorun şu ki, Suriye çeşitli dünya güçleri arasında bir oyundan ibaret değil, tüm anlamları ile gerçek bir trajedidir. Bugüne kadar yarım milyondan fazla insan öldürüldü ve 3 milyon kişi de yaralandı. Ülke nüfusunun yarısından fazlası hayatlarını kurtarmak için dışarıya kaçtı. Bu ihtilaf ve çatışma, halk ayaklanması, iç savaş, hatta bölgesel vekâlet savaşları olarak bilinen şeylerin de üzerine çıktı, yalnızca kaybedenleri üreten bir trajedi haline geldi. Suriye şimdiki neslin en önemli kader davası haline geldi. Putin’in veya kuklalarının, yani Tahran’ın mollalarının, kötü niyetli bölgesel iktidar oyununu kazanması amacıyla bu trajedinin istismar edilmesi ahmaklığın zirvesidir.

Batıdaki Rusya dostları Suriye meselesini Çeçenistan’ın daha büyük versiyonu sayarak Putin’in sözde zaferlerine destek verdikçe trajedinin sonsuza dek uzamasına neden olacaklarını bilmeliler.

Emir Tahiri

Emir Tahiri

İranlı gazeteci-yazar

More Posts

ÖNCEK_ HABERSONRAKİ HABER

Haberlere abone

Asharq Al-Awsat Haber
Email adresi