Ortadoğu haber | Eş-Şark El-Avsat

İran’la savaş güzel bir şey - ŞARKUL AVSAT
English edition of Asharq Al-Awsat - the world’s premier pan-Arab daily. News, Politics, Middle-East, Saudi Arabia, Oponion, and Lots more...
YAZARLAR

İran’la savaş güzel bir şey

Thomas Friedman’ın İran ve İsrail arasındaki olası çatışmayla ilgili olarak “The New York Times” gazetesinde 15 Nisan Pazar günü yayınlanan makalesi, geçmiş günlerde Ortadoğu’da en çok paylaşılan yazılardan birisi olabilir.

Amerikalı yazar, gerçekleri basit bir şekilde ortaya koyarak İsrail-İran çatışmasının vekâlet yoluyla değil de doğrudan çatışma dönemine girdiği sonucuna vardı.

Geçen 10 Şubat günü Suriye’deki Tifor Hava Üssü’nden havalanan İran insansız hava aracı (İHA), İsrail Apache helikopteri tarafından düşürüldü. Yukarıdaki hava üssünde İran Devrim Muhafızları’na bağlı birlikler ve İran’a ait İHA Yönetim Birimi konuşlanmaktadır. Hiçbir taraf, İran’a ait İHA’nın patlayıcılarla donatılmış bir İHA mı yoksa keşif görevi yapan bir İHA mı olduğunu belirleyemedi. İHA olayından tam bir ay sonra İsrail uçakları, Tifor Hava Üssü’ne saldırı düzenledi. Bu saldırı sonucunda aralarında İHA Yönetim Birimi Başkanı Mehdi Dehkan’ın da bulunduğu 7 İranlı asker öldü.

İranlılar ve müttefikleri, Friedman’ın dikkat çektiği hususları kaçırmamışlardı. Hizbullah milislerinin Genel Sekreteri Hasan Nasrallah, İsraillilerin tarihi bir hata işleyip büyük bir aptallık yaptıklarını ve kendilerini İran’la doğrudan çatışmanın içine soktuklarını belirtti. Nasrallah, bunun bölgede önemli bir olay olduğunu, bu olayın öncesinin ve sonrasının tamamen birbirinden farklı ve basit bir şekilde göz ardı edilemeyeceğini dile getirdi.

Biz, iki ülke arasındaki düşmanlık tarihinde hiç görülmemiş bir şekilde Suriye’de İran hedeflerine derhal yanıt veren İsrail’e yönelik İran’ın doğrudan saldırısıyla karşı karşıyayız. Ortam, daha fazla gerilebilir. ABD, Fransa ve İngiltere üçlüsünün Suriye’de zayıf bir şekilde düzenlediği saldırı, olayların daha fazla gerilebileceği konusundaki düşüncemi pekiştirmektedir. Bu üçlü saldırıyı İsrail’in güçlü saldırısı takip etti. Esed rejiminin Duma’da kimyasal silah kullanmasının ardından söz konusu üçlü, kendi onurlarını korumak için bir saldırı düzenledi.

Üçlü saldırı, İran’ın Suriye’yi başkent Beyrut’un güneyinde yer alan “Banliyö Kantonu”na büyük ölçüde benzeyecek şekilde dönüştürme kararlılığını ve Suriye’deki genişlemesini değil de Rusya’nın gururunu hedef aldı. Söz konusu saldırı, bu anlamda başarılı bir operasyondu.

Rusya, Beyrut’taki Rus Büyükelçinin tehdit ettiği tarzda bu operasyona karşılık vermedi. Rusya’nın hava savunma gücü çalışmadı. Kremlin, bu hakareti güzelce sindirdi. Aksine Moskova, Bloomberg haber ajansının raporuna göre Washington’a yönelik düşmanca dil kullanmamayı diplomatlarına ve yetkililerine bildirdi. Geçen pazartesi günü Rus parlamenterler, Amerikan şirketlerine yaptırım getirmeyi amaçlayan kanun tasarılarını geri çekti. Oysaki Washington, Moskova’ya sert yaptırımlar getirmişti. ABD’nin bu yaptırımları, Rus para biriminin zayıflamasına, Rus alüminyum devinin (Rusal) en büyük sahibi Oleg Deripaska gibi iş adamlarının ve büyük Rus şirketlerinin iflas etmesine neden olmuştu.
Ancak İsrail’in üçlü saldırının Rusya’ya yönelik sonuçlarıyla bir ilgisi yok.

Binyamin Netanyahu, Vladimir Putin’le en çok temasa geçen dünya liderlerinden birisi sayılmaktadır. İsrail; Moskova ve Batı arasındaki savaşta taraf değildir. Batı, Duma kimyasal katliamının Rus saldırısı olduğunu belirtti. Bu kapsamda İsrail, Suriye’de Rusya’nın rolünü kınamaktan kendisini uzak tuttu. Tel Aviv, 4 Mart’ta İngiltere’nin Salisbury kentinde Rus askeri istihbaratında eski bir subay olan ve İngiliz istihbaratının yararına çalışan Sergey Skripal ve kızı Yuliya’nın zehirlenme hadisesinin ardından Rus diplomatların sınır dışı edilmesi oyununa katılmadı. Aynı zamanda Tel Aviv, Rusya’nın Suriye’de İran’ın genişlemesini kesin bir şekilde engelleyebileceğine artık inanmıyor.

Bu bağlamda Rusya’nın cezalandırılması, İsrail’i sevindirmedi ve Rusya’yla olan harika ilişkiler kendisini tatmin etmiyor. İsrail, Batı’nın özellikle de Trump yönetiminin Suriye’deki tereddütlerini takip ediyor. İsrail, bu tereddüdü ABD’nin Ortadoğu’dan çekilmeye istekli olduğuna dair bir işaret olarak görüyor. Tüm bunlar, gizli ve karanlık yerlerde İsrail ve aynı şekilde Arap karar alıcılarına şunu teyit ediyor: İran tehlikesine karşı uygun olan operasyonlar; ABD, Fransa ve İngiltere’nin düzenlediği tarzda değil de Tifor Üssü’ne düzenlenen tarzda saldırılardır. Bu tür saldırılar, bölgede bir savaş başlatmalı. Çünkü İran rejiminin gururunun ve kendisini içeride tehdit eden tehlikelerin olduğu bir ortamda İran’ın hakaretleri sindirme gücü sınırlıdır.

Savaşı hiç kimse istemez. Ancak ben, bu zamanda ve böyle bir ortamda bölgenin güvenliği için Suriye’de İsrail-İran savaşının kötü bir şey olmadığını düşünüyorum. İran, zayıf ve bitkin bir halde olup para birimi değer kaybetmektedir. İran’ın siyasi rejimini parçalayan çatışmalar, İran rejiminin, meşruiyetinin ve devriminin sonbaharını müjdelemektedir.

Prens Muhammed bin Selman, “CBS” televizyon kanalında yayınlanan “60 Dakika” programında Tahran’ın Suudi Arabistan için bir rakip olmadığını ifade etti. Ayrıca Prens Muhammed, İran ordusunun İslam dünyasında ilk 5 ordu arasında yer almadığını, Suudi Arabistan ekonomisinin İran ekonomisinden daha büyük olduğunu ve bundan dolayı da İran’ın Suudi Arabistan’ın dengi olmadığını ve Suudi Arabistan’la eşit seviyede olmaktan uzak olduğunu dile getirdi.

Milis, paralı asker ve ajanlar aracılığıyla bölgede hoşça vakit geçirmesini izlemek yerine İran’ın iddialarını imtihan etme zamanı gelmiştir. İran; canlı vücuduyla, İranlıların kanıyla, gücüyle, geleceğiyle, şehirleriyle ve tesisleriyle doğrudan savaşsın…

İşte bundandan sonra her olayın bir de değerlendirmesi olacak…

ÖNCEK_ HABERSONRAKİ HABER

Haberlere abone

Asharq Al-Awsat Haber
Email adresi