Ortadoğu haber | Eş-Şark El-Avsat

Nükleer anlaşma: ABD varsa olur, yoksa olmaz! - ŞARKUL AVSAT
English edition of Asharq Al-Awsat - the world’s premier pan-Arab daily. News, Politics, Middle-East, Saudi Arabia, Oponion, and Lots more...
YAZARLAR

Nükleer anlaşma: ABD varsa olur, yoksa olmaz!

Avrupalılar, ABD’nin bir B planı olmadığı kabulünden hareketle İran ile nükleer anlaşma konusunda ısrarcı oldu.

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ise Pazartesi günü B planını açıkladı. Bu planı kimileri İran’dan teslim olmasını beklemek olarak değerlendirirken kimileri de ABD’nin taviz vermesi olarak yorumladı.

Pompeo, ABD’nin İran’a benzeri görülmemiş mali baskılar uygulayacağını ve bu adımı dünyanın dört bir yanındaki ajanlarını ve müttefiki Hizbullah’ı ezmenin takip edeceğini söyledi. Ardından ülkesinin işin sonunda yaptırımları kaldırmaya hazır olduğunu ekleyerek ülkesinin müttefiklerinden özellikle de Avrupalılardan destek istedi. Ayrıca Amerika’nın yaptırımları ile yasak koyduğu alanlarda İran ile iş yapan şirketlerin sorumluluğu yükleneceği konusunda da uyardı.

Amerikan Başkanı Donald Trump, ülkesinin nükleer anlaşmadan çekildiğini duyurduğunda İranlılar kötümser bir tavırla Avrupalıların Amerika henüz anlaşmada iken İran ile birlikte çalışma zeminini genişletme konusunda onu ikna edemediklerini söyleyerek ‘şimdi nasıl olacak?’ demişlerdi.

Avrupalılar, İran’ın füze programı ile bölgedeki rolü ve silahlı gruplara olan desteği konusunda Amerikalılar ile aynı endişeyi taşıyorlar ancak yaklaşımları farklı. Onlar istiyor ki İran, işe nükleer anlaşmayı korumakla başlayarak bu meseleler konusunda onlarla işbirliği yapmayı kabul etsin. Pompeo, 2015 yılından beri yürürlükte olan anlaşma İran’ın davranışlarını değiştirmedi diyerek Pazartesi günü bu denkleme itiraz etti.

Washington’daki Avrupalı diplomatlar, Kuzey Kore’ye baskı kampanyasının onu müzakere masasına ittiğini ve nükleer anlaşmaya varıldığında bunun İran ile de olduğunu söylüyor. Ancak Kuzey Kore’ye yönelik baskı, tek etken değildi. Aynı şekilde bundan önce İran’a uygulanan baskı da küresel bir baskıydı. Şimdi, Amerikalılar tekrardan bir küresel kampanya ortaya koyabilir mi? Bu Avrupa’nın zayıflığı ile mümkün olabilir.

Trump, anlaşmadan çekildiğini duyurduğunda Almanya Şansölyesi Angela Merkel resmi olarak yaptığı açıklamada Avrupa’nın kaderinin artık kendi ellerinde olacağını söylemişti. Fransız Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Washington’u ziyaret ettikten sonra İran’ın füzelerinin menzilini 2000 km’den fazla artırmamasını kabul ettiğini söyledi. Bunu söylerken İran’ın füzelerini Avrupa’ya yakın Suriye ve Lübnan’da yerleştirdiğini bilmiyordu. İran’ın özellikle de onun müttefiki ülkelerden gelen menzilini ölçmeye gerek yok.

Pompeo’nun açıklamasından önce Rus Başkan Vladimir Putin, tüm Batılı güçlerin Suriye’den çekilmesini istedi. Moskova, Suriye’deki iç savaşın sona erdiğini düşünüyor. Peki, niçin İranlılar yoğun bir şekilde yayılmaya devam ediyor? Üstelik İran’ın en son Lübnan’da yaptığını Suriye’de de yapmak istediğini görmezden geliyor. Suriye, İran için bir para kaynağı haline geldi. Hani referandumun ardından Kürtler ile Irak Hükümeti’nin anlaşmasından sonra Kürtler, petrol alanlarını Irak’a geri vermişti de şimdi gelirleri doğrudan İran’a gidiyor ya. Basra şehrinin sakinleri her gün İran’a petrol taşıyan İranlı tırları görüyor.

Suriye’de üç telefon şirketi var. İran onlardan biri satın almak istiyor. Aynı şekilde İran, Suriye’deki bazı fosfat madenlerini de elinde bulunduruyor ve gelirleri İran’a akıyor. İran, Suriye’deki tarıma gözünü dikti ve turizm bölgelerini de satın almak istiyor. Suriye’nin yeniden inşa edilmesinden de kendisine hazineler akmasını bekliyor. Ancak İran’ın en büyük rakibi hala Rusya. Köprü ve yol yapımında uzman olan Çinliler de var. Öyleyse Suriye projesi askeri ve ekonomik açıdan İran için çok önemli. Pompeo gelmiş Amerika’nın İran’a yönelik stratejisinin yaptırımlar olduğunu söylüyor.

Trump’ın kararını almasından önce Avrupa’nın kaçınabileceği, bozabileceği ya da Avrupalı şirketlerin İran pazarına girmesine izin verildiği için yalnızca İran’ı değil onunla iş tutan herkesi hedefleyen ikincil Amerikan yaptırımlarını engelleyebileceği yollar hakkında çok konuşuldu. Ki bunlar İran’ın anlaşmada kalması için yeterli motivasyonu sağlıyor. Trump’ın duyurusundan sonra imzacı üç Avrupa ülkesi (Fransa, Almanya, İngiltere), anlaşmayı kurtarmak için İran ile görüşmeler gerçekleştirdi. Ancak Avrupalı şirketlerin İran’dan elde edecekleri ikincil gelirler uğruna Amerikan pazarına girme imkânını riske atması pek muhtemel değil. Büyük Avrupalı şirketler, Amerikan hazinesi İran Merkez Bankası’nı yaptırımlara listesine koyduğunda yaklaşan tehlikeyi sezdi. Başta Total olmak üzere şirketler öldürücü darbenin yakınlaştığını anlayınca çekilmeye başladı. İran’ın önünde Çin, Rusya ve Hindistan’dan gelen proje vaatlerinden başka anlaşmaya bağlı kalması için hiçbir sebebi kalmayacak. Anlaşma devam ederse anlaşma ile sonuçlanan çetin müzakerelerde temel bir rol oynayan Avrupa, Doğu’ya dönen ticari kârları izleyecek.
Basit bir dille ifade etmek gerekirse Avrupa, Amerika’nın kendisine ihtiyaç duyduğundan çok daha fazla Amerika’ya muhtaçtır. Avrupa’nın içindeki ayrışmalar çoğu kez ABD’yi AB üyesi devletler için en kıymetli ortak haline getiriyor.

İş İran ile anlaşmaya gelince Avrupa’nın bağlılık gücünü zayıflatan başlıca iki unsur var.

İlki; euronun karar gücünün eksikliği ile ilgilidir ve ikincil yaptırımlar gücünü sadece Amerikan pazarının çekiciliğinden değil aynı zamanda doların küresel para birimi olmasından da almaktadır. İran’da faaliyet gösteren çok uluslu bir şirket, Amerikan para sistemine ulaşmak veya Amerikan para sistemine açık bankalar ve tedarikçiler gibi kurumlarla iş yapmaksızın çalışır. Onun için hedeflerini gerçekleştirmek zor olacak. Amerikan yaptırımlarının zararlarından kaçınmak ise daha zor.

Mevcut durumda euro dünya döviz rezervlerinin yüzde 20’sini oluştururken dolar yüzde 65’ini oluşturuyor.

Kısaca Avrupa İran anlaşması konusundaki mevcut karşılaşmada uygunsuz bir durumdadır. Avrupa’yı özellikle de İran anlaşmasında sınırlandıran diğer büyük etkene gelince; Avrupa yurtdışında askeri gücünü sergilemek için düzenli bir yapıdan yoksundur. Her ne kadar silah altında yüz binlerce Avrupalı asker bulunsa da Fransa ve İngiltere hariç Avrupalı orduların sınırları dışında bağımsız olarak operasyon yürütmesi mümkün değildir.

AB’nin geçtiğimiz on yılda karşılaştığı bir dizi varoluşsal krizle bağlantılı olan siyasi coğrafya olgusunun geri dönüşü, askeri gücün her zaman çözüm sunmasa da gücün çözümlerin pişirildiği müzakere masası ile arttığını ortaya koydu. Öte yandan ABD, askeri gücünün hala aktif ya da tehdit unsuru olarak bulunduğu bölgelerde egemen konumunu sürdürmeye devam ediyor.

AB, nükleer anlaşmanın alternatifinin olmadığını söyledi. Tüm haklar gereğince anlaşmayı imzalayan Avrupalı taraflar, Trump’ın ya da bir başka Amerikan başkanının mizacına rehin olmamalıdır. Ancak ne yazık ki Avrupa iç meselelerini halledene kadar bu böyle olacak.

İran rejimi çöküyor. Zira öncelikle hiçbir koşulda ABD’nin fazlasıyla yatırım yaptığı çeşitli Şii milisleri askeri ve mali yönden desteklemeyi durdurması yönündeki talebini kabul etmeyecek. Bu mümkün de değil. Hem İsrail, Amerika ve Batı’ya karşı ‘direniş odağı’, rejimin bölgesel ve uluslararası inancının esasını oluşturuyor. Rejimin Bağdat’taki durumu seçimlerden sonra daha da belirginleşti. Lübnan’daki Hizbullah İran’ın kendisini İsrail ile bir savaşa sürüklemesini istemiyor. Hizbullah, Suriye’de güçlerinin varlığını azalttı. Siyaset sahnesinde Lübnan’a egemen olmayı hedefliyor olabilir.

İran, başka ülkelerin rejimlerini değiştirmek istiyor. Ancak bu davranışını değiştirmesini isteyenlere kulak vermek istemiyor. Amerikasız bir nükleer anlaşma olmaz. İran Devrim Rehberi Ali Hamaney, Amerika’nın İran’ın politikasına yön vermesini kabul etmeyeceğini söyledi. Aynı şekilde İran’ın etrafındaki ülkeler de İran’ın kendi politikalarına yön vermesini kabullenmiyor. Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’in ‘İran kimseye saldırmadı’ kampanyası bu saatten sonra işe yaramaz. İran halkının geleceği için en iyisi İran’ın milislerini alarak çekilmesidir. Sadece bölgenin geleceğinin yıkımında ve halkları bölmekten kâr ettiği ama hiçbir savaşı kazanamadığı bu müdahalesi çok uzadı.

Her şeye bir son vermenin vakti geldi!

Hüda Huseyni

Hüda Huseyni

Lübnanlı gazeteci-yazar ve siyasi analist

More Posts

ÖNCEK_ HABERSONRAKİ HABER

Haberlere abone

Asharq Al-Awsat Haber
Email adresi