Ortadoğu haber | Eş-Şark El-Avsat

Camp David Anlaşması 2: Mısır’ın Arap Dünyası'ndan tecrit edilme endişesi - ŞARKUL AVSAT
English edition of Asharq Al-Awsat - the world’s premier pan-Arab daily. News, Politics, Middle-East, Saudi Arabia, Oponion, and Lots more...
Analiz, EL-AVSAT ÖZEL

Camp David Anlaşması 2: Mısır’ın Arap Dünyası’ndan tecrit edilme endişesi

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın birkaç gün önce ortaya çıkardığı Camp David anlaşmasının ardından yaşananları Şark’ul Avsat dün birinci bölüm olarak yayınladı. İlk bölümde, 17 Eylül 1978’de imzalanan anlaşmanın ardından Tel Aviv ile Kahire arasındaki yaşanan kulislerden bahsediliyordu. Bugün yayınladığımız ikinci bölümde ise, Mısır ve İsrail’in anlaşmaya karşı tutumları ile Enver Sedat ile Begin’in anlaşmayla ve Filistin müzakereleriyle olan bağlantısından bahsediliyor. Ayrıca bu bölümde Ürdün Kralı Hüseyin’in Başkan Carter’a yazdığı mektup da var.

Mektupta Kral, Camp David anlaşmasını eleştirirken, Ortadoğu’da kapsamlı bir barış anlaşmasına ulaşmak için BM ve Cenevre Konferansı’na dönülmesini talep ediyor.

Dokümanlar arasında 3 Ocak 1979 tarihli Başkan Carter’a Ortadoğu Özel Danışmanı Edward Sanders tarafından yazılmış bir rapor da var. Raporda İsrailliler’in ABD’nin Mısır’la yapılan müzakerelerdeki tutumu hakkındaki görüşleri yer alıyor.

Sanders şöyle diyor: “İki gün önce Batı Sahillerine yaptığım bir haftalık geziden döndüm. Yahudi topluluğunun eylemlerimize, politikalarımıza ve barış sürecinin mevcut durumuna nasıl baktığını açıklamak için bu fırsatı değerlendirmek istiyorum. Ne yazık ki duyduklarım, size 14 Aralık 1978 tarihli yazdığım rapordaki endişelerimi güçlendirdi. Yahudi kamuoyunun neredeyse tamamı Amerikan idaresinin Barış anlaşması ve güvenlik konusunda İsrail’in endişelerine karşı hassas olmadığını düşünüyor. Yahudi toplumu yalnızca mevcut anlaşmalarla ilgili değil Batı Şeria ile ilgili yapılacak anlaşmaların da İsrail’in geleceğini baskı altına alacağı konusunda endişeliler.

Sanders raporunda şunları da belirtiyor: “İsrail kamuoyunun, Mısır ve İsrail arasındaki müzakereler konusundaki tutumumuzla ilgili Washington’daki birçok gazetenin saldırısından büyük ölçüde etkilendiği açıktır. Amerika’nın ABD’deki Yahudi cemaatine ve genel olarak İsrail halkına karşı aldığı tutum, kapsamlı bir barışa ulaşmak için felaket olabilir. İsrail kamuoyu yalnızca müzakerelere karşı tutumumuz konusunda acımasız değil. Aynı zamanda onlar yapıp ettiklerimize ve İsrail’in güvenliği konusunda verdiğimiz öneme güvenmiyorlar. Belki İsrail’in Amerika’ya karşı güven erozyonu gelecekteki Mısır- İsrail anlaşmasının önünde engel olmayacaktır ancak, Begin hükümetinin Filistin’in tam bağımsızlığını sağlama yükümlüğünü yerine getirmesini kesinlikle zorlaştıracaktır. İsrail bu konu hakkında geri adım atarsa barış sürecinin 1979’da durmasından korkuyorum. Bunu önlemek için çalışmamız gerekir.”

Kral Hüseyin 30 Aralık 1978’de Başkan Carter’e gönderdiği mektupta şunları yazdı: “ Sayın Başkan, sizin Ortadoğu’daki gelişmeler hakkında irtibatta kalmamız talebiniz konusunda bir süredir oldukça cömert davrandım. Size bir kez daha bölgede bütünüyle istikrarsızlığın sebebi olan İsrail- Arap çatışması hakkında aramızda gelişen dostluk ruhuyla yazıyorum. Sayın Başkan, Arap-İsrail çatışması sorununu çözmek için gösterdiğiniz çaba ve isteği kesinlikle hafife almıyorum. Son görüşmemizde sizden öncekilere göre, gerekenden çok daha fazla değerli vaktinizden bu konuyu tartışmak için ayırdınız. Ancak bu konuyla ilgili sorumluluğu üstlendikten kısa bir süre sonra Filistin dahil olmak üzere İsrail ve Arap devletlerini Cenevre Barış Konferansı’na katılması için büyük bir çaba harcamanıza rağmen maalesef, Filistin sorununa mantıklı bir çözüm bulunamadı ve erken dönemde konuya verilen önem azaldı. Cenevre Barış Konferansı’nın, ABD ve Sovyetler Birliği’nin himayesinde, Birleşmiş Milletler ve Güvenlik Konseyi’nin 242 ve 338 sayılı kararlarının çatısı altında kalıcı barışı sağlamak için adım atmış olması güçlü bir umudumuzdu. Ne yazık ki, bu hedefe neredeyse erişilebildiğinde, bir dizi beklenmedik olay bu hedefe ulaşma imkanlarını baltaladı ve daha sonra Camp David’e yol açtı.”

Kral Hüseyin mektubunda şunları yazdı: “Ürdün de dahil olmak üzere Arap ülkelerinin çoğu, ABD ve Mısır tarafından Camp David müzakereleri yoluyla alınan kararların Mısır’ı zayıflatarak Arap dünyasından daha fazla izole etmeyi amaçlayan, iyi bilinen İsrail hedefine ulaştırdığına inanıyor. Bu kararların kabul edilemez olmasının nedenlerinden biri olarak bunu görüyorlar. Diyorlar ki: Arap sorunundaki denge açık olmasına rağmen ABD’nin İsrail’in hedefleri için cömertçe verdiği destek sayesinde İsrail’in üstünlüğü Arapların pozisyonunu zayıflattı. Üstelik, Mısır’ın egemenliğini işgal altındaki tüm topraklar üzerinde yeniden kurma ile Arap Kudüs’ü de dahil olmak üzere işgal altındaki toprakların geri kalanıyla ilgili belirsizlikler konusunda bir barış süreci arasında net bir dengesizlik var. Filistinlilerin hakları topraklarında ihmal edilmişken, İsrail tüm bölgedeki tabiatı değiştirerek yeni realiteleri dayatmaya devam ediyor. Camp David anlaşmasında tarafsız bir zihnin Arap konumunu anlaması zor değil. Açıktır ki ufukta Mısır-İsrail anlaşması görünüyorsa bu kalan ana mevzularda kapsamlı bir çözüm bulunamayacağı anlamına gelir. Yine hangi şekilde olursa olsun Filistin özerkliği de İsraillilerin hepimize malum niyetleri ve açık olmayan bir barış süreci devam ettiği müddetçe çözüme ulaşmayacaktır.”

Kral Hüseyin mektubuna şöyle devam ediyor: “Bence sorunun özü açıktır. Sayın Başkan samimiyetinize olan güvenimize rağmen Amerika bir yandan tarafsız bir arabulucu konumundayken, İsrail lobisinin ana destekçisi ve İsrail’in tüm askeri ihtiyaçlarını sınırsız bir şekilde karşılayan İsrail’in kahramanı olamaz. Bu nedenle Camp David anlaşmaları öncesinde size yazdığım mektupta İsrail’in olası inadına karşılık Cenevre Konferansları’na götüren BM’nin 242 ve 338 nolu kararlarına dönmenin daha hikmetli olacağını yazmıştım. Böylelikle bir rehber haritasına ve kapsamlı bir barış için yeniden  güç toparlamaya gidilebilirdi.”
Kral Hüseyin mektubunda “Bağdat’taki Arap zirvesinde İsrail’in 1967 toprakların bütününden güçlerini çekmesi gerektiği vurgulandı. Zirve büyük ölçüde İsrail’in Arap Kudüs’ten çekilmesi üzerine odaklandı. Bu yüz milyonlarca Müslüman için son derece önemli bir konu. Zirvede Filistin sorununun tüm yönleriyle çözümünün Filistinlilere kendi kaderlerini belirleme hakkını şartsız olarak veren BM kararlarına dayanması gerektiği vurgulandı” yazdı. Kral Hüseyin mektubuna şu şekilde devam etti: “Başka bir seçenek ya da imkan göremiyorum. Filistinliler de dahil olmak üzere bölgedeki tüm ilgili taraflarla bütün meselelerin kapsamlı bir şekilde çözümlenmesini aramaya devam etmeliyiz. Öncelikle Güvenlik Konseyi’nin yardım ve doğrudan katılımı ile ve daha sonra Birleşik Devletler ve Sovyetler Birliği’nin yardımıyla. Belki Fransa ve İngiltere’nin de bulunduğu Avrupa devletleri de olabilir. Sayın Başkan, size dürüst ve açıklıkla söylüyorum ki bu sizinle bir dost olarak konuşabileceğimiz tek yoldur. Tarih boyunca seleflerimin yaptığı gibi bu bölgenin daha iyi bir geleceğe kavuşması için bütün gücümü sarf etmekten şeref duyarım. Uygun gördüğünüz zaman ve koşullarda sizi ziyaret edeceğim haberinizi sabırsızlıkla bekliyorum. Yeni yılda sağlık ve iyi şanslar diliyorum.”

Brzezinski’den Carter’a mektup

30 Ocak 1979’da, Başkan Carter’in Ulusal Güvenlik İşlerinden sorumlu yardımcısı Zygeniew Brzezinski’nin Başkan’a yazdığı mektupta Mısır ile İsrail arasındaki görüşmelerin barış anlaşmasına varma durumu üzerine şunlar yazıyordu: “Yeni bir inisiyatif almadan önce Mısır ve İsrail anlaşmasını çevreleyen gelişmeler hakkında bazı zor soruları kendimize sormalıyız. Mısır-İsrail görüşmelerinin uzaması Camp David sonuçlarının lehine değil. Süreç uzadıkça bu anlaşma sadece Mısır ile İsrail anlaşması olarak kalacaktır. ABD’nin tutumunu her iki tarafta dikkate almalıdır. Mısır ve İsrail müzakereleri bitirmek ve anlaşmaya varmak için aşırı istekliler. Her iki taraf da biliyor ki biz müzakereleri sonlandırmak için istekli taraftan daha fazla ödün vermelerini isteyeceğiz. Kral Hüseyin mektubunda şöyle yazdı: “Özellikle Sedat gönüllü taraf olarak görünerek bizim üzerinde baskı yapmamızdan korkuyor. Zirveden bahsetmek onun başka bir düzeyde ilerlemesinin önünde engel olabilir. Sedat ve Begin’in her biri sizinle doğrudan görüşmek için bir kart kullanmayı tercih etmiyorlar. Müzakerelerde herhangi bir yumuşamaya etkisi olmayan İsrail’e yardım meselesini tartışmayı reddettik. Bir noktada, İsrail’in yardım taleplerine nasıl cevap vereceğimize karar vermeliyiz. İran’daki durum hem Mısır’ın hem İsrail’in çok dikkatini çekti. Yakın bir gelecekte bir başka konu için müzakere yapmak için önemli kararlar almamız gerekecek.”

29 Ocak 1979’da, ABD Dışişleri Bakanı Cyrus Vance, Mısır ve İsrail arasındaki ikili görüşmelerin statüsü hakkında bir başka muhtırada Başkan Carter’e şöyle diyor: “Ortadoğu müzakerelerini yürütme konusundaki seçeneklerimizle ilgili bu hafta sizinle görüşmek üzere bir çalışma raporu hazırlıyoruz. Büyükelçi Alfred Atherton (ABD Büyükelçisi ve daha sonra Temmuz 1979’dan bu yana Kahire Büyükelçisi) ile görüştükten sonra, İsrailliler ile Mısırlılar arasındaki görüşmelerin durum değerlendirmesini size sunmak istiyorum.”

Vance, “Hem Begin hem de Sedat’ın hala barış antlaşmalarıyla ilgili müzakereleri sonuçlandırmak istediklerini görüyoruz. Bunların her ikisi de siyasi çevrelerindeki farklı unsurların baskısı altında olmasına rağmen, kendi ülkelerindeki siyasi çevreleriyle mutabakata varmak konusunda hala politik güçleri var” dedi. Zaman geçtikçe İsrail muhalefetinin Camp David’e karşı duyduğu endişe arttı ve Begin hükümetinin Knesset’in onayını alma yeteneğini zayıflattı. Her iki lider de anlaşma konusunda ilerleme kat etmek isterken, her ikisi de kendi siyasi çevreleriyle sorunlar yaşıyorlar. Bu durum, her iki liderin de kalan konular üzerinde daha fazla tavizi kabul etmemeleri için bir argüman oluşturdu. Buna ek olarak, İran’daki olaylar iki tarafın da daha tavizsiz olmasına neden oldu. Çünkü Tahran’da olup bitenlerin bölgedeki olası yansımalarından dolayı bir barış anlaşmasının sonuçlandırılmasında artan riskleri gördüler. İsrail, öncekinden daha fazla Süveyş Körfezindeki petrol sahalarıyla ilgili taviz vermek istememektedir. Yine İsrail, bölgenin herhangi bir yerindeki gelişmelerden bağımsız olarak Mısır’ın barış ve normalleşme taahhüdünü her zamankinden daha fazla sağlamaya isteklidir.

Mısırlılar, Sina’daki güvenlik konumunu terk etmeden önce, barış anlaşmasının Mısır’ı tecrit etmemesi ve böylelikle bölgedeki istikrar için lider bir rol oynama yeteneğini zayıflatmaması gerektiğini giderek daha fazla vurgulamaktadır. Bu yüzden Mısırlılar, anlaşmanın ayrı bir barış olmadığına dair sağlam deliller içermesini istiyorlar.

ABD Dışişleri Bakanı Vance, Başkan Carter’e şunları yazıyor: “Bu algıların sonucunda her iki taraf için de (bağlantı) sorunu büyük bir önem kazandı. Mısır, İsraille yapılan barış anlaşması ile Gazze ve Batı Şeria konusunda yapılan müzakereler arasındaki bağlantıyı en üst düzeye çıkarmaya ısrar ederken, İsrail, Mısır ile anlaşmasıyla diğer Araplarla yapılacak muhtemel müzakereler arasındaki bağlantıyı en alt düzeyde tutmaya çalışıyor.

Büyükelçi Atherton’un Orta Doğu’ya yaptığı gezinin ardından şu açık bir şekilde göründü ki; her iki taraf da kalan sorunları yalnızca Batı Şeria ve Gazze sorunu olarak görmüyorlar. Büyükelçiler, eğer sorunlar temelden halledilecek ise çözümün tek bir paket halinde çözülebileceğini düşünüyorlar.

Bağlantı meselesinin her iki taraf içinde temel bir konu olduğu ve bunun bir parçasını çözmeden önce tüm yönleriyle bütün olarak nasıl ele alınacağını görmek istedikleri açıktı. Açık olan bir şey daha vardı; bu sorunların başarıyla çözülmesi isteniyorsa bu siyasi planda olmalıydı.

Vance Cumhurbaşkanı Carter’e yazdığı mektupta şunları yazdı: “Büyükelçi Atherton ‘un görüşmelerinden anlaşılan o ki; İsrailliler geçen ay Sedat’ın Sina’daki güvenlik düzenlemelerinin yeniden gözden geçirilmesiyle ilgili önerisini reddedecekler. Öte yandan Sedat, önerileriyle ilgili maddelerde önemli bir gerilmeyi onaylamaz. Sonuç olarak şu anda karşı karşıya olduğumuz sorunlar iki şıktır: Öncelikle İsrail’in de kabul edebileceği Sedat’ın taleplerine uyan sorunların çözümü için yeni bir yol bulup bulamayacağımız. İkincisi ise, Sedat’ın yaklaşımına uygun olarak üzerinde buluşulacak noktaya ulaştıracak anlaşma için bir formül şekli. Bu hafta gözden geçirmeniz için hazırladığımız iki mesele bu konularda olacak.

Camp David Belgeleri 1: Carter, Arap liderlerinden anlaşmanın başarılı olması için yardım istedi

Camp David Anlaşması 3: Begin, Ürdün’ün barış görüşmelerine katılmasını istiyor

Şarku'l Avsat Türkçe

Şarku'l Avsat Türkçe

Şarku’l Avsat Arap dünyasının önde gelen günlük gazetelerden biridir. 4 kıtada 12 şehirde, her gün eş zamanlı olarak basılmaktadır. 1978 yılında Londra’da yayın hayatına başlayan Şarku’l Avsat, Arap dünyasına ve uluslararası olaylara ait en doğru yayınları yapmaktadır. Derin analizler ve özgün makalelerle birlikte tüm Arap dünyasının en kapsamlı yorumlarını okuyucularına sunmaktadır.

More Posts - Facebook - Google Plus - YouTube

ÖNCEK_ HABERSONRAKİ HABER

Haberlere abone

Asharq Al-Awsat Haber
Email adresi