WHO, Avrupa’da Kovid-19’a bağlı yüz binlerce can kaybına karşı uyarıda bulundu

Almanya Sağlık Bakanı: Zorunlu aşılama, ciddi sorunumuzu çözmeyecek

Dün Berlin’de aşı olmak isteyenlerin oluşturduğu uzun sıra (DPA)
Dün Berlin’de aşı olmak isteyenlerin oluşturduğu uzun sıra (DPA)
TT

WHO, Avrupa’da Kovid-19’a bağlı yüz binlerce can kaybına karşı uyarıda bulundu

Dün Berlin’de aşı olmak isteyenlerin oluşturduğu uzun sıra (DPA)
Dün Berlin’de aşı olmak isteyenlerin oluşturduğu uzun sıra (DPA)

Dünya Sağlık Örgütü (WHO), 2022 yılı baharına kadar Avrupa’da yeni tip koronavirüs (Kovid-19) enfeksiyonu sebebiyle yüz binlerce insanın hayatını kaybedebileceği uyarısında bulundu. WHO Avrupa Bölge Ofisi dün (Salı) yaptığı açıklamada, Avrupa bölgesindeki 53 ülkeden 49’undaki sağlık merkezlerinin 1 Mart’a kadar, yüksek veya ağır bir yükle karşı karşıya kalmalarının beklendiğini bildirdi.
Alman haber ajansı DPA, mevcut verilere göre, 1,5 milyonu aşmış olan bölgedeki toplam can kaybının, önümüzdeki bahara kadar 2,2 milyonu geçmesinin beklendiğini aktardı. 
Kopenhag merkezli WHO, derhal harekete geçilmesi durumunda böyle bir durumun gerçekleşmesinin engellenebileceğini belirtti. Bir araştırma, maske kullanımının tek başına, 1 Mart’a kadar 160 bin can kaybını önleyebileceği sonucuna ulaştı.
WHO Avrupa Bölge Direktörü Dr. Hans Kluge “Virüs ile birlikte yaşamak, günlük hayatımıza devam etmek için ‘aşı ve daha fazlası’ yaklaşımı benimsememiz gerekiyor” dedi.  Kluge, “Bu aşının sağlanması halinde aşıların ve takviye dozunun alınmasının yanı sıra koruyucu önlemlerin günlük rutinimize katılması anlamına geliyor” ifadelerini kullandı.
WHO, birçok noktada Kovid-19 vaka sayılarında gözlenen artışın ardında üç faktör olduğunu düşünüyor.
Bunlardan ilki, daha bulaşıcı olan Delta varyantının bölgeyi etkisi altına alması, ikincisi, söz konusu ülkelerin son aylarda sakinlerine koronavirüsün artık öncelikli bir tehdit olmadığını açıklamaları ve maske takma zorunluluğu gibi koruyucu tedbirleri hafifletmeleri, üçüncüsü ise, aşı olmayan çok sayıda kişinin bulunması ve bu çok sayıda kişinin virüse yakalanma riski altında olması olarak açıklandı.

Jens Spahn: Aşı zorunluluğu getirmek sorunu çözmez
Almanya’da geçici hükümet Sağlık Bakanı Jens Spahn, Kovid-19’a arşı genel bir aşı zorunluluğu uygulamaya yönelik yürütülen tartışmanın, istenilen hedefe ulaşılmasını sağlamayacağını ve mevcut salgın dalgasını kıramayacağını düşündüğünü söyledi.
Şansölye Angela Merkel'in Hristiyan Demokrat Partisi’ne (CDU) mensup olan bakan, dün (Salı) Deutschland Funk radyosuna verdiği demeçte, söz konusu tartışmanın mevcut ciddi sorunu çözmeyeceğini söyledi.
Spahn “Etkisi çok sonra kendini gösterecek aşı zorunluluğu uygulaması ile bu salgın dalgasını kıramayacağız. Şu anda teması azaltmamız ve ülke genelinde kararlı davranmalıyız. Bu nedenle, söz konusu tartışmaya yönelik sahip olduğumuz tüm gücün, şu anda düzgün bir şekilde kullanılıp kullanılmadığından emin değilim ” ifadelerini kullandı.
Almanya’da bazı eyalet valileri geçtiğimiz günlerde yaptıkları aşılamalarda, aşı zorunluluğu getirilmesini desteklediklerini ifade ettiler. Ancak Spahn bu adım karşısındaki şüphelerini dile getirdi.
Sağlık Bakanı, aşı zorunluluğunun sadece yasal bir sorun olmadığını, aynı zamanda devlet ve vatandaş arasındaki ‘özgürlük ve sorumluluk meselesini’ teşkil ettiğini ve bunun nasıl uygulanacağına yönelik soruların bulunduğunu da belirtti.
Spahn, bunların yanı sıra aşı olunmasının ahlaki ve toplumsal bir sorumluluk olduğunu düşündüğünü de söyledi.
Almanya dün Kovid-19 vaka sayısında yeni bir rekor kaydetti. Robert Koch Bulaşıcı ve Bulaşıcı Olmayan Hastalıkların Kontrolü Enstitüsü’ne göre, son 7 günde vaka oranı 100 bin kişide 399,8 olarak kaydedildi. Bu oran, Pazartesi günü 100 binde 386,5 ve pazar günü 312,4 olarak kaydedilmişti.
Diğer yandan, ABD Dışişleri Bakanlığı, Kovid-19’un geniş çapta yayılımı nedeniyle Almanya’ya seyahat edilmesine karşı uyarıda bulundu. ABD’nin Almanya’yı 4. seviye (Çok yüksek Kovid-19 riski) olarak belirlemesi, ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC) tarafından duruma ilişkin yeni bir değerlendirmede, Almanya’ya seyahat edilmemesi tavsiyesinde bulunulması ile bağlantılı olarak geldi.



Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
TT

Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün İran'a karşı sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi, ancak daha fazla ayrıntı vermedi.

ABD ordusu, İran'a karşı birkaç hafta sürebilecek ve güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da bombalamayı içerebilecek bir operasyona hazırlanıyor.

İran'ı nükleer programı konusunda anlaşmaya varmaya zorlamak için sınırlı bir saldırıyı düşünüp düşünmediği sorulduğunda, Beyaz Saray'da gazetecilere, "Sanırım bunu düşündüğümü söyleyebilirim" dedi.

Trump dün, İran'ın bir anlaşmaya varması için 10 ila 15 günlük bir sürenin "yeterli" olacağına inandığını söyledi. Ancak görüşmeler yıllardır tıkanmış durumda ve İran, füze programını kısıtlama ve silahlı gruplarla bağlarını koparma yönündeki daha geniş ABD ve İsrail taleplerini görüşmeyi reddediyor.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre iki ABD yetkilisi, İran'la ilgili ABD askeri planlamasının ileri bir aşamaya ulaştığını ve seçenekler arasında bireyleri hedef alan bir saldırı, hatta Trump'ın emriyle Tahran'da rejim değişikliğinin de yer aldığını söyledi. Bu askeri seçenekler, diplomatik çabaların başarısız olması durumunda ABD'nin İran'la ciddi bir çatışmaya hazırlandığının son göstergesi.

Son haftalarda yapılan dolaylı görüşmelerde çok az ilerleme kaydedildi ve taraflardan biri veya her ikisi bunu savaşa hazırlıkta geciktirme taktiği olarak kullanıyor olabilir.

İran, geçen yıl İsrail ve ABD'nin nükleer ve askeri tesislerini hedef alan 12 günlük saldırılarının yanı sıra ocak ayındaki kitlesel protestoların şiddetle bastırılmasının ardından, hiç olmadığı kadar savunmasız bir konumda bulunuyor.

 İran'ın BM Güvenlik Konseyi'ne dün yazdığı mektupta, BM Büyükelçisi Emir Said İrevani, ülkesinin "gerilim veya savaş aramadığını ve savaş başlatmayacağını", ancak herhangi bir ABD saldırganlığına "kararlı ve orantılı bir şekilde" karşılık vereceğini belirtti.

Şöyle devam etti: “Bu koşullar altında, bölgedeki tüm düşman üsleri, tesisleri ve varlıkları, İran'ın savunma yanıtı çerçevesinde meşru hedefler olarak kabul edilecektir.”

Bu haftanın başlarında İran, dünyanın ticareti yapılan petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği Körfez'in dar su yolu olan Hürmüz Boğazı'nda gerçek mühimmatlı tatbikatlar gerçekleştirdi. Ülke içinde de gerilim artıyor; yas tutanlar, 40 gün önce güvenlik güçleri tarafından öldürülen protestocuları anmak için törenler düzenliyor ve bazı gösterilerde yetkililerin tehditlerine rağmen hükümet karşıtı sloganlar atılıyor.


İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
TT

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)

İsrail güçleri bu sabah erken saatlerde Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında bir bombalama operasyonu gerçekleştirdi.

Lübnan'ın resmi Ulusal Haber Ajansı'na göre, büyük patlama saat 02:20'de meydana geldi.

İsrail ile Lübnan Hizbullahı arasında, bir yıldan fazla süren ve partinin askeri ve liderlik altyapısına darbeler aldığı çatışmanın ardından, 27 Kasım'dan beri yürürlükte olan bir anlaşma bulunuyor.

Anlaşma, Lübnan ordusunun ve Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nün (UNIFIL) konuşlandırılmasının güçlendirilmesi karşılığında, Hizbullah savaşçılarının Litani Nehri'nin güneyindeki bölgeden (sınırdan yaklaşık 30 km uzaklıkta) çekilmesini ve askeri altyapısının tasfiye edilmesini öngörüyordu.

Anlaşma ayrıca İsrail'in savaş sırasında girdiği tüm bölgelerden çekilmesini de öngörüyordu. Bununla birlikte, İsrail sınırın her iki tarafını da izleyebilmek için beş yüksek noktada askeri varlığını sürdürdü. Ayrıca, askeri hedefler veya Hizbullah unsurları olduğunu iddia ettiği yerlere neredeyse her gün saldırılar düzenliyor ve güçleri buldozerle yıkım ve tahribat operasyonlarına devam ediyor.


ABD Adalet Bakanlığı genel merkezine Trump'ın posteri asıldı

İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)
İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)
TT

ABD Adalet Bakanlığı genel merkezine Trump'ın posteri asıldı

İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)
İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan bir pankart, ABD Adalet Bakanlığı binasına asıldı. Bu adım, Trump’ın Washington’daki bir kuruma kimliğini yansıtma yönündeki son girişimi olarak değerlendiriliyor.

Mavi renkli pankart, dün (perşembe) binanın bir köşesindeki iki sütun arasına yerleştirildi. Pankartta “Amerika’yı Yeniden Güvenli Hale Getirelim” sloganı yer aldı.

Trump, geçen yıl Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana federal kurumlar üzerindeki varlığını ve nüfuzunu pekiştirmek için güçlü adımlar atıyor.

Trump, kültürel ve siyasi kurumları yeniden şekillendirirken kendisine yakın isimleri görevlendiriyor, önde gelen kurumların adlarını değiştiriyor ve geçmiş soruşturmalarla bağlantılı yetkilileri geri plana itiyor. Eleştirmenler ise bu adımların, siyasi iktidar ile normal şartlarda bağımsız olması gereken kamu görevleri arasındaki sınırları ortadan kaldırdığını savunuyor.

Geçen yıl Trump’ın fotoğrafını taşıyan pankartlar, ABD Çalışma Bakanlığı, ABD Tarım Bakanlığı ve Amerikan Barış Enstitüsü binalarına da asılmıştı.

Trump tarafından atanan bir yönetim kurulu, Aralık ayında John F. Kennedy Sahne Sanatları Merkezi’ne Trump adının eklenmesi yönünde oy kullandı. Ayrıca Washington’daki Amerikan Barış Enstitüsü binasına da Trump’ın adı verildi.

Son pankarta ilişkin soruları Beyaz Saray, Adalet Bakanlığı’na yönlendirdi. Bakanlık ise şu ana kadar yorum talebine yanıt vermedi.