Afganistan Dışişleri Bakanı Muhammed Hanif Atmer, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Ateşkes anlaşması, Taliban’ı şiddetten temize çıkarır’

Afganistan Dışişleri Bakanı Muhammed Hanif Atmer, Şarku’l Avsat’a özel açıklamalarda bulundu. (Kameraman: Beşir Salih)
Afganistan Dışişleri Bakanı Muhammed Hanif Atmer, Şarku’l Avsat’a özel açıklamalarda bulundu. (Kameraman: Beşir Salih)
TT

Afganistan Dışişleri Bakanı Muhammed Hanif Atmer, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Ateşkes anlaşması, Taliban’ı şiddetten temize çıkarır’

Afganistan Dışişleri Bakanı Muhammed Hanif Atmer, Şarku’l Avsat’a özel açıklamalarda bulundu. (Kameraman: Beşir Salih)
Afganistan Dışişleri Bakanı Muhammed Hanif Atmer, Şarku’l Avsat’a özel açıklamalarda bulundu. (Kameraman: Beşir Salih)

Afganistan Dışişleri Bakanı Muhammed Hanif Atmer, ülkesindeki barış sürecini ilerletmede Suudi Arabistan’ın rolünün önemine dikkat çekti. Hanif, Suudi Arabistanlı mevkidaşı Prens Faysal bin Farhan ile yaptığı görüşmede, Afganistan’ın barış sürecini gerçekleştirme ve çatışmayı durdurma rolünü üstlenmesi için Suudi Arabistan’ın ağırlığını koymasını istediğini dile getirdi.
Hanif, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, ülkesindeki hükümetin Taliban Hareketi konusundaki  tüm görevlerini üstlendiğini belirterek Hareket’e iyi niyetini kanıtlamak için yükümlülüklerine uyma çağrısı yaptı. Doha müzakerelerinin Taliban ile uzlaşı için iyi bir başlangıç  olduğunu vurguladı. Muhammed Hanif Atmer açıklamasında “Ancak bu müzakereler yeterli değil. Uluslararası ve bölgesel katılım gerektirmektedir” ifadesini kullandı.
Dünya İslam Birliği’nin ülkesinde istikrarın desteklenmesi konusunda oynadığı rolün de büyük bir ağırlığının bulunduğunu belirten Afgan Bakan, bölgesel çatışmaların bir parçası olmak istemediklerini söyledi. Yeni ABD yönetimiyle ilgili iyimserliğini dile getirdi. Atmer, iki ülke açısından ortak öneme sahip güvenlik meselesinin uluslararası istikrarı desteklemek için önemli olduğunu vurguladı.
Afganistan Dışişleri Bakanı Muhammed Hanif Atmer, Şarku’l Avsat’ın Afganistan, bölgesel ve uluslararası alana ilişkin sorularını yanıtladı.

Suudi Arabistan’a yönelik mevcut ziyaretinizin ve yetkililerle gerçekleştirdiğini görüşmelerinizin en belirgin sonuçları neler oldu?
“Bu ziyaret sırasında uluslararası kuruluşların yanı sıra çok sayıda yetkili ve bakanla görüştüm. Genel olarak görüşmeler, oldukça verimli geçti. Ayrıca görüşmede ilişkilerimizin çeşitli boyutlarda gelişimine, bu tür bir ziyaretin neden önemli olduğuna, Suudi Arabistan’ın statüsünün olumlu ve beklenen sonuçlarına ve ayrıca bizim için olan önemine değindik. Suudi Arabistan, Afganistan’da bizim açımızdan büyük bir konuma sahip. Bize güveniyor ve bizi destekliyor. Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın gösterdiği özel ilgiye ve ülkemizle ilişkilerini güçlendirme arzusuna minnettarız. Toplantılar, siyasi ve güvenlik iş birliğimiz ve ekonomik ilişkilerimiz de dahil olmak üzere temel olarak ikili iş birliğimizi çeşitli yönlerden güçlendirmeye odaklandı. Diyaloglar iki ülke ve halkın geleceği açısından oldukça verimli ve yapıcı geçti.

Görüşmelerinizde Afgan hükümetinin Taliban ile yürüttüğü uzlaşı sürecine de değindiniz mi?
“Elbette. Bunu istiyordum ve Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Farhan ile görüşmemde uzlaşı meselesine de değindim. Dünya İslam Birliği Genel Sekreteri Dr. Muhammed el-İsa ile yaptığım diğer görüşmemde de Prens Faysal bin Farhan ile görüşmemde de ana odak noktamız barış süreciydi. Çünkü Suudi Arabistan’ın bölgesel ve uluslararası düzey ve İslam dünyası açısından statüsüne ve önemine şüphesiz şekilde inanıyoruz.”

Suudi Arabistan’ın Afganistan’ı destekleme çabalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kuşkusuz bu çabalar büyüktür. Afganistan’da ve İslam dünyasında Suudi Arabistan’a saygı duyuluyor. Yapıcı rolünden ve özellikle de bu süreçte iki ülkenin ortak çıkarları olduğu göz önüne alındığında Suudi liderliğinin çok önemli olan barış sürecinde bu rolü ileriye götürme arzusundan eminiz. Çünkü terörizmin bölgeden uzaklaştırılmasına da katkı sağlayacaktır.

Joe Biden liderliğindeki yeni ABD yönetiminden beklentiler nelerdir?
“ABD ve Afganistan’ın özellikle de güvenliğin sağlanmasında ortak çıkarları bulunuyor. Bu ortak çıkarlar temelinde, ‘başta NATO’daki Avrupalı ve Suudi Arabistan’ın başını çektiği diğer bölgesel ortaklar olmak üzere diğer ülkelerle, ayrıca ABD ile yaklaşık 19 yıldır aynı çıkarlara ve anlaşmalara dayalı olarak’, Afganistan’da Stratejik İşbirliği Anlaşması ve ikili güvenlik anlaşması gibi her iki taraf için bağlayıcı olan anlaşmalar imzalandı. ABD ile yapıcı bir ilişki kurmayı sabırsızlıkla bekliyoruz. ABD Başkanı Joe Biden’ın başta koronavirüs salgını olmak üzere iç meselelerle meşgul olacağını biliyoruz. Ancak yeni yönetimden üst düzey yetkililerin açıklamaları bizim için cesaret verici. Çünkü ABD ile iş birliğimizi daha da geliştirmek istiyoruz.”

Afganistan sahasında terörist liderler var. Ülkenizdeki teröristlerle mücadelede nasıl bir rol oynuyorsunuz? Diğer ülkelerle iş birliğinizin kapsamı nedir?
“Dünyanın dört bir yanındaki bir dizi terör örgütü, Afganistan'ı diğer ülkelere saldırmak için bir kale haline getirmeye çalışıyor. Bunu 11 Eylül öncesinde yaptılar. Taliban’ın devrilmesinden sonraki düşünceleri, İslam dünyasının başka yerlerinde ve aynı şekilde uluslararası düzeyde siyasi terörist gündemlerini sürdürebilmeleri için Afganistan’daki varlıklarını yeniden inşa etmekti. Son 19 yıldır böyle bir varlık inşa etmelerine izin vermemek için çok mücadele ediyoruz.”

Afganistan’da terörist gruplarla mücadele konusunda mevcut duruma ilişkin bilgi verebilir misiniz?
“Şu anda mücadele ettiğimiz ve oluşmalarına izin vermediğimiz 20’den fazla uluslararası ve bölgesel terör grubu var. Buna El-Kaide, TTB, DEAŞ ve diğer terör örgütleri de dahil. Dolayısıyla bu teröristlerle mücadelede iş birliğimiz çok yönlü oldu.”

Doha müzakerelerinin Taliban ile 40 yıllık savaşı sonlandırmak için bir fırsat olmasını bekliyor musunuz?
“Müzakerelerin kapısını açmak önemli bir girişimdi. Şu an ikinci tur müzakereler yürütülüyor. Ancak bu müzakerelerin bölgesel ve uluslararası düzeyde desteklenmesini umuyoruz. Çünkü müzakereler tek başına yeterli olmuyor ve istenen hedeflere ulaşmak zor olacak. Ancak güçlü bir uluslararası destek ve güvence varsa belirtilen hedefe ulaşacağımızı umuyoruz.”

Taliban’ın aranızdaki anlaşmalara olan bağlılığının boyutu nedir?
“Taliban, ABD ile yaptığı anlaşmada bir dizi taahhütte bulundu. İlk taahhütleri, dış ilişkiler dahil uluslararası terörizmle bağları koparmak, ikincisi ateşkes ve şiddetin azaltılması ve üçüncüsü de Afganistan ile siyasi bir anlaşmaya varmaktı. Diğer yandan Afganistan hükümeti, yükümlülüklerini çoktan yerine getirdi. Tutuklularından beş bininin serbest bırakılmasını istediler. Bu isteği yerine getirdik ve 6 binden fazla esiri serbest bıraktık. Taliban’ın bizden istediği tüm taahhütleri yerine getirdik. Üzerimize düşen her şeyi yaptık. Şimdi Taliban, Afgan halkına ve uluslararası topluma, verdikleri vaatleri ve imzaladıkları taahhütleri yerine getirdiğini kanıtlamalıdır.”

Ülkeyi şiddeti azaltmaya ve insanların taleplerini gerçekleştirmeye yöneltmek için Taliban ile anlaşmaya varılmış net bir mekanizma var mı?
“Henüz bir uzlaşı programı üzerinde anlaşmaya varılmadı. Ancak tek anlaşma Taliban ile ABD arasındadır. Taliban taahhütlerde bulundu. Bu nedenle müzakerelerin, Taliban ile Afganistan arasında siyasi bir anlaşmaya olanak tanımasını umuyoruz. Bu siyasi anlaşma, ekonomik yardımın siyasi entegrasyonu ve mültecilerin ve yakın zamanda Afganistan’a dönenlerin yeniden entegrasyonu için barışa yönelik düzenlemelere açıklık getirecek.”

Kabil, geçtiğimiz günlerde çok sayıda patlamaya ve suikasta tanık oldu. ABD güçlerinin sayısının azaltılmasının bu olayları etkilemesini bekliyor musunuz?
“Bu durum, ABD güçlerinin bir kısmının geri çekilmesi nedeniyle kuvvetlerin azalmasıyla ilgili değil. Bu, Taliban’ın şiddeti azaltması şartına bağlı. Yine de ABD güçlerinin sayısının azaltılmasıyla Taliban’ın da şiddeti durdurmadaki rolünü oynaması bekleniyordu. Ancak Taliban bunu yapmadı. Aksine herhangi bir şiddet olayı meydana geldiğinde bu eylemi reddetti ve başkalarını suçladı. Bu noktada şunu soruyoruz; Fail siz değilseniz neden ateşkesi kabul etmiyorsunuz? Bizim açımızdan gerçek şu ki ateşkes anlaşması, Taliban’ın şiddet istemediğinin ve ülkedeki mevcut şiddet düzeyinden sorumlu olmadığının en iyi kanıtı olacaktır.”

Afganistan meseleleriyle ilgili bazı kesimlerin görüşlerini ve İran destekli Fatimiyyun Tugayı’ndan bir dizi askerin Afganistan’a geri gönderilmesiyle ilgili endişeleri nasıl değerlendirirsiniz?
“Aynı yönelimlerle geri dönüşlerinin Afganistan’daki istikrarı kesinlikle bozacağı ve aynı şeyleri yapacağı hususunda hiç şüphe yok. Afganistan anayasası ve yasaları, Afganların ülkenin sancağı dışında herhangi bir sancak altında savaşmasına izin vermiyor. Bölgedeki tüm ortaklarımızı Afganistan’daki barış sürecine yardım etmeye çağırdık. Bölgesel çatışmaların veya diğer ülkelerin sorunlarının bir parçası olmak istemiyoruz. Birçok zorlukla karşı karşıyayız. Bu nedenle Afganlara, barışa ulaşmaları ve çatışmalara çekilmemeleri için yardım edilmesi gerektiğine inanıyoruz. Bir fikir birliğinin ortaya çıkmasından ve İran’ın Afganistan’daki barış sürecine yardımcı olmasından dolayı mutluyum.”

Tahran’ın bir dizi Taliban unsuruna ev sahipliği yapması hakkındaki yorumunuz nedir? Bu durum Afganistan’daki barış sürecini etkiliyor mu?
“İran’dan, Pakistan’dan ve Taliban ile ilişkisi olan diğer tüm ülkelerden, bu ilişkiyi ülkemizdeki istikrarı desteklemek ve barışı teşvik etmek için kullanmalarını istedik. Umuyorum ki barış sürecini destekleme hususunda durum bu şekilde olur. Şüphe yok ki bu olmadan işler daha da zorlaşacak.”

Afgan mülteciler ve ülkedeki vatandaşlar için üstlenilen roller nedir?
“Kardeşlerimizin ve bazı Afganların yardımıyla Pakistan’daki ve İran’daki mülteciler için birtakım faaliyetler yürütüyoruz. Mültecilerin geri dönüşü belki sorun olabilir. Onların yardım alabilmeleri ve toplumlarına tam anlamıyla yeniden entegre olabilmeleri için kademeli bir yeniden bütünleştirme programıyla ülkemize dönmelerini çok istiyoruz. Aynı şekilde eğitim burslarıyla ilgili bir projemiz var. 22 Ocak’ta Suudi Arabistan Eğitim Bakanı Dr. Hamas Al Şeyh ile görüştüm ve bize Afganistan için eğitim burslarında artırım teklif etti. Özellikle de Suudi Arabistan iyi noktalara ulaşan eğitim bursları sağlayıcılarından biri olduğu için Afgan halkı açısından oldukça iyi bir haber olan bu teklifi memnuniyetle karşıladım.”



Roket saldırısının ardından Hayfa rafinerisinde yangın çıktı

İsrail medyasında yayınlanan bir fotoğrafta Hayfa rafinerisindeki yangın görülüyor.
İsrail medyasında yayınlanan bir fotoğrafta Hayfa rafinerisindeki yangın görülüyor.
TT

Roket saldırısının ardından Hayfa rafinerisinde yangın çıktı

İsrail medyasında yayınlanan bir fotoğrafta Hayfa rafinerisindeki yangın görülüyor.
İsrail medyasında yayınlanan bir fotoğrafta Hayfa rafinerisindeki yangın görülüyor.

İsrail Yayın Kurumu bugün yaptığı açıklamada, roket saldırısı sonrası Hayfa’daki Bazan petrol rafinerisinde yangın çıktığını bildirdi.

İsrail medyası, Hayfa şehri ve Hayfa Körfezi’ni hedef alan 10 roket fırlatıldığını aktarırken, bazı raporlar saldırının İran ve Hizbullah tarafından eş zamanlı gerçekleştirildiğini öne sürdü.

Rafinerinin doğrudan roketle mi yoksa bir roketin imha edilmesi sırasında çıkan parçalarla mı hedef alındığı henüz netleşmedi.

İsrail itfaiye yetkilileri, Hayfa’daki rafineride bir sanayi binası ve yakıt tankının, imha edilen bir roketin parçalarından zarar gördüğünü belirtti. Olayda yaralanma haberi gelmedi.

İsrail Enerji Bakanı Eli Cohen, rafineride üretim tesislerine herhangi bir zarar gelmediğini ve yakıt tedarikinin etkilenmeyeceğini açıkladı.

İsrail ordusu, sabah saatlerinde İran’dan İsrail topraklarına doğru fırlatılan roketleri tespit ettiklerini ve savunma sistemlerinin tehditleri engellemek için aktif olduğunu duyurmuştu.


İran, ABD’nin taleplerini gerçekçi bulmuyor... Trump ise ‘rejim değişikliğini’ övüyor

İran, ABD’nin taleplerini gerçekçi bulmuyor... Trump ise ‘rejim değişikliğini’ övüyor
TT

İran, ABD’nin taleplerini gerçekçi bulmuyor... Trump ise ‘rejim değişikliğini’ övüyor

İran, ABD’nin taleplerini gerçekçi bulmuyor... Trump ise ‘rejim değişikliğini’ övüyor

xABD Başkanı Donald Trump, ABD-İsrail savaşının ‘İran rejiminde değişim’ sağladığını belirterek, mevcut liderleri ‘son derece mantıklı’ olarak nitelendirdi. Trump, aynı zamanda İranlılarla bir ‘anlaşma’ yapmayı planladığını söyledi.

Trump, dün akşam yayımlanan Financial Times röportajında, ‘İran petrolünü ele geçirmek istediğini’ ve İran’ın petrol ihracat merkezi olan Harg Adası üzerinde kontrol sağlayabileceğini belirtti. Trump, İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın Hürmüz Boğazı’ndan petrol tankerlerinin geçişine izin verdiğini de ifade etti.

Diğer taraftan İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, Tahran’ın aracı kişiler üzerinden ABD’den müzakere teklifleri aldığını, ancak bu önerileri ‘gerçekçi, mantıklı ve ölçülü bulmadıklarını’ açıkladı.

Öte yandan, Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar, Suudi Arabistan, Türkiye ve Mısır dışişleri bakanlarıyla yapılan görüşmelerin ardından, İslamabad’ın önümüzdeki günlerde ABD ve İran arasında ‘müzakereleri kolaylaştırmaya hazırlandığını’, bunun çatışmaya kalıcı ve kapsamlı bir çözüm bulunmasını hedeflediğini bildirdi.


Ali Dayi’nin adının caddeden silinmesine yönelik tepkiler ve İran Azerilerinin tutumları

Tahran'daki İran Kültür Bakanlığı binası önünde, ‘Yaşasın Azerbaycan’ yazılı pankart taşıyan Azeri göstericileri dağıtmaya çalışan İran polisi, 28 Mayıs 2006 (AFP)
Tahran'daki İran Kültür Bakanlığı binası önünde, ‘Yaşasın Azerbaycan’ yazılı pankart taşıyan Azeri göstericileri dağıtmaya çalışan İran polisi, 28 Mayıs 2006 (AFP)
TT

Ali Dayi’nin adının caddeden silinmesine yönelik tepkiler ve İran Azerilerinin tutumları

Tahran'daki İran Kültür Bakanlığı binası önünde, ‘Yaşasın Azerbaycan’ yazılı pankart taşıyan Azeri göstericileri dağıtmaya çalışan İran polisi, 28 Mayıs 2006 (AFP)
Tahran'daki İran Kültür Bakanlığı binası önünde, ‘Yaşasın Azerbaycan’ yazılı pankart taşıyan Azeri göstericileri dağıtmaya çalışan İran polisi, 28 Mayıs 2006 (AFP)

Rustem Mahmud

İran'ın başkenti Tahran’da Belediye Meclisi, savaşın zorlu koşullarına rağmen, İran'ın en ünlü futbolcusu Ali Dayi'nin şehrin caddelerinden birine verilen adının değiştirilip yerine, savaşın ikinci gününde ABD tarafından düzenlenen hava saldırısında hedef alınan ilkokul öğrencilerine atıfla ‘Minab İlkokulu Şehitleri’ adının verilmesini önerdi.

Tahran Belediye Meclisi, Azeri kökenli olduğu bilinen İranlı futbolcu Dayi’nin adının caddeden silinmesine yönelik kararını, yaptığı açıklamada şöyle gerekçelendirdi:

Bu karar, ülkenin içinde bulunduğu mevcut savaş koşullarına karşı bazı şahsiyetlerin ve simgelerin sessiz kalmasından kaynaklanan halkın hoşnutsuzluğu nedeniyle alınmıştır.”

Belediye Meclisi, bu açıklamayla Dayi'nin ülkedeki resmî kurumlarla ve yetkililerin propagandasıyla olan etkileşimine işaret ediyordu.

Kararın alınmasından bir gün sonra, resmi haber ajansları, nüfusun çoğunluğunu Azerilerin oluşturduğu Batı Azerbaycan ilinde 25 kişinin ‘yalan haber yaymak’, ‘sabotaj eylemlerini belgelemek’ ve bunları ‘düşman ağlara’ göndermek gibi suçlamalarla gözaltına alındığını duyurdu. Bunların, İranlı yetkililerin Azeri kökenli İranlı siyasi aktivistlere yönelttikleri geleneksel suçlamalar olduğu biliniyor.

Bu iki olay, onlarca benzer vakaya örnek teşkil ederken Azeri kökenli İranlı aktivistler, entelektüeller ve politikacılar, bunların kendileriyle ilgili günlük olayları belgelediğini belirttiler. Her bir olayın, ülkede siyasi, kültürel ve ekonomik zulüm gördüklerinin bir göstergesi olduğunu vurgularken güvenlik güçlerinin ve DMO'nun kendilerinden şüphelendiklerini, bunun da ‘büyük bir etnik grup olmaları ve stratejik bir coğrafi bölgede yaşamalarından’ kaynaklandığını vurguladılar.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre konuya ilişkin yorum yapanlardan biri, caddenin isminin değiştirilmesi kararına ilişkin yazısında, ‘sayısız ünlü sporcu, sanatçı, şair ve müzisyenin son yıllarda savaşa karşı olduklarını ifade edip halk protestolarını desteklediklerine, ancak Ali Dayi'ye ait olan dışında hiçbir caddenin isminin değiştirilmediğine’ dikkati çekti.

Azerilerin üç siyasi akımı

Gayri resmi istatistiklere göre İran’daki Azerilerin nüfusu 15 ila 20 milyon arasında değişiyor. Bu topluluk, kuzeybatıdaki dört ilin (Doğu Azerbaycan, Batı Azerbaycan, Erdebil ve Zencan) mutlak çoğunluğunu oluşturuyor.

Mevcut savaş ve İran'ın geleceği ile siyasi sistemi hakkında iç ve dış kamuoyunda yaşanan tartışmalar, İran Azerilerinin görüş ve tutumlarını ortaya çıkarmak için bir fırsat oluşturuyor. Gözlemcilere göre bu görüş ve tutumlar, birbirinden açıkça ayrılan üç düzeyde şekilleniyor. Birinci kesim, İran devlet kurumları ve iktidar mekanizmalarına entegre olmuş, bunları kendi devletleri ve siyasi sistemleri olarak görenler. Ülkenin Azeri kökenli ikinci Dini Lideri Ali Hamaney'in ülkenin yönetiminde başı çekmesi, ardından oğlu Mücteba Hamaney'in bu göreve gelmesi, aynı şekilde mevcut Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve birçok bakan ile birinci dereceden yetkilinin Azeri kökenli olması bunun kanıtı olarak gösterilebilir.

dsv
İran'ın eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, İran milli takımının ünlü oyuncusu Ali Dayi'den, takımın Dünya Kupası'na katılmak üzere Almanya'ya gitmeden önce milli takım forması hediyesini alırken, 3 Haziran 2006 (AFP)

Bu kişiler genellikle dini/mezhepsel ideolojik bir arka plana sahip siyasi çevrelerden gelmektedir. İran’daki iktidar sistemini, yöneticilerinin etnik kökenine bakılmaksızın, 12 İmam Şiilerine özgü bir sistem olarak görüyor. Azeri bölgelerindeki din adamları, büyük tüccarlar, yerel iş adamları, aşiret liderleri ve devlet kurumlarının üst düzey memurlarından oluşan ağlar, bu entegrasyonist sınıfın temelini oluşturuyor.

Onların tam tersine, ‘Azeri milliyetçileri’ ise, devletin dini/mezhepsel kimliğini ve ülkedeki siyasi sistemi, kendi görüşlerine göre 19’uncu yüzyılın başlarına kadar uzanan Fars milliyetçiliğinin egemenliği önünde sadece bir paravan olarak görüyorlar. O dönemde ‘tarihi Azerbaycan’, Kaçar Hanedanlığı İran’ı ile Çarlık Rusya’sı arasında bölünmüştü. Bu kesimi temsil eden siyasi akımlar, özerklik, federalizm ve konfederalizm çağrılarından bağımsızlığın yanı sıra Azerbaycan devletine yeniden katılma gibi taleplere sahipler. Bu gruplar çoğunlukla İran dışında faaliyet gösteren ve bazı bölge ülkelerinden destek alan Azeri milliyetçi partilere mensuplar. Ancak bu siyasi örgütler, İran'daki Kürt ve Beluç muadillerine kıyasla daha az tanınıyor ve daha az nüfuza sahip.

Gayri resmi istatistiklere göre İran'daki Azeri nüfusu 15 ila 20 milyon arasında değişiyor ve bu nüfus, ülkenin kuzeybatısındadaki dört ilin mutlak çoğunluğunu oluşturuyor.

Bu iki kesim arasında ‘Azeri reformcular’ ise Azeri dili ve kültürüne daha fazla ilgi gösterilmesi, merkezi olmayan yönetim biçimlerine meşruiyet kazandıran ve Azeri bölgelerindeki kurumların özgünlüğünü ve kamusal alanın kimliğini koruyan yasaların çıkarılması yoluyla, İran anayasası ve devlet kurumları çerçevesinde Azerilerin İran devleti içindeki konum ve rolünün güçlendirilmesini savunuyor.

Bu eğilimde olanlar hem entegrasyoncuları hem de ayrılıkçıları eleştirirken onları ya kendi çıkarlarının peşinden koşmakla ya da İran'da Azerilerin devlet ve toplumla kesişme durumlarını ve düzeylerini anlamak için gerçekçi bir siyasi okumaya dayanmamakla suçluyorlar. Bu kişiler genellikle kültürel, akademik ve sanatsal geçmişe sahip olup, gençler, öğrenciler ve şehir sakinleri üzerinde yoğun bir etkiye sahip.

Siyasi kaos

İran meseleleri konusunda uzman araştırmacılar, İran’daki Azeri siyasi örgütlerin talepleri ile Kürtler, Araplar ve Beluçlar gibi Fars kökenli olmayan İranlı milliyetlerin talepleri arasında köklü bir fark olduğuna işaret ediyor. Diğer gruplar, siyasi rejim yıllardır milliyetçi eğilimli siyasi hareketlerini bastırmak için kararlı bir çaba sarf etse de coğrafi temelli taleplerini dile getirip Fars muadilleriyle siyasi ve sembolik egemenliği paylaşmayı talep etseler de bu gruplar kendi toplumlarının halk kesimlerinde yoğun bir varlık, etki ve etkinliğe sahipler. Dini kurumlar, iş adamları ve aşiret liderleri, bu ulusal azınlık topluluklarında bu siyasi örgütlerin rolünü gölgede bırakmayı başaramadı. Bu, Azerbaycan'da mevcut olmayan bir durumdur.

İsrail ile İran arasında 2025 yazında yaşanan savaşın ardından, yakın gelecekte savaşın tekrarlanacağına dair işaretlerin belirginleşmesiyle, 11 İranlı Azeri siyasi örgüt, ‘Güney Azerbaycan Örgütleri ve Partileri İşbirliği Konseyi’ni kurmayı başardı.

Konsey, İran rejimine yönelik sert ifadelerin olduğu bir bildiri yayınladı. Bildiride şu ifadeler yer aldı:

"İran'daki en büyük etnik grup olan Azeri halkının uzun yıllardır şiddetli baskı ve zulümle karşı karşıya olduğu artık kimse için bir sır değil. Teokratik rejim, ülkenin kaynaklarını kendi varlığını korumaktan başka bir değeri olmayan ideolojik maceralara harcadı ve halkın canlarını ve mallarını rehin aldı... Bu koşullar altında, Azeri halkının kendini savunmak için başka bir seçeneği yoktur ve biz, barış ve istikrarı destekleyen komşu ülkeler ve halkların yanı sıra dünyadaki ilerici güçlerin de bu yolda bizimle birlikte olacağından eminiz.”

Bildiriyi, Azerbaycan Demokrat Partisi, Azerbaycan Merkez Partisi, Azerbaycan Ulusal Direniş Örgütü, Azerbaycan Öğrenci Hareketi, Güney Azerbaycan Cumhuriyetçi Partisi ve Güney Azerbaycan Bağımsızlık Partisi gibi siyasi ve sektörel örgütler imzaladı. Ancak imzacıların gelecekte atacakları siyasi adımlara dair herhangi bir ipucu verilmezken belirgin bir açıklama da yapılmadı.

2025 Aralık ve 2026 Ocak aylarında Tebriz, Urmiye ve Erdebil şehirlerinde ve diğer Azeri bölgelerinde yaşanan geniş çaplı gösteriler, göstericiler ile güvenlik güçleri arasında çatışmalara dönüştü. ‘Çarşı tüccarları’, yakın tarihlerinde ilk kez, bildiriyi imzalayan siyasi güçlerin çağrılarına uydu. Bu da Azeri siyasi yapısında köklü bir dönüşüme işaret etti.

İç ve bölgesel faktörlerin kesişimi

İranlı Azeri aktivist Abbas Bedir Varisi, İran'daki Azerilerin siyasi konumunu açıklıyor ve bunu, onları Kürt, Arap ve Beluç muadillerinden ayıran, tarihsel boyutları olan bir dizi iç ve bölgesel faktörle ilişkilendirdi. Azeriler ile Farslar arasında yaşanacak herhangi bir geniş çaplı çatışmanın İran devletinin kendisinin dağılmasına yol açacağını öngören Varisi, Azeri meselesinin ulusal ve mezhepsel söylemlerle örtbas edilmeye devam edilmesinin imkânsız olduğuna dikkati çekti.

Sosyal medya ve yurt dışından Türkçe (Azeri lehçesi) yayın yapan medya kanallarının izleyici kitlesindeki artış, Ahmedinejad ve Ruhani dönemlerinde artan siyasi baskı, Azeri etnik kimliği temelinde iç dayanışmanın güçlenmesine yol açtı.

Azerilerin siyasi ve kültürel hakları alanında faaliyet gösteren aktivist Varisi, şunları ekledi:

“Azerbaycan Cumhuriyeti ve Türkiye’nin İran’ın batı sınırında yer alması, Azeri meselesini daha da karmaşık hale getiriyor. Her iki ülke de 20. yüzyılın başlarında İran devletinin modern kuruluşundan bu yana Azerilere kültürel, medyatik ve hatta siyasi olarak sürekli destek verirken, İran devletiyle çatışma olasılığı konusunda güvenlik açısından temkinli davrandı ve stratejik endişeler taşıdı. Dolayısıyla Azerileri defalarca kez kendi ülkelerinin yetkilileriyle uzlaşıya ve hiçbir zaman onlarla açık bir çatışmaya başvurmamaya teşvik ettiler. Türkiye, Azerilerle olan kültürel ve duygusal bağı, İran’ın Türkiye’deki Kürtler üzerindeki etkisine denk bir etki unsuru olarak görüyor. Ancak Azerilerin milliyetçiliğinin yükselişinin, İran devletini parçalamaya veya zayıflatmaya ve ülkenin tam egemenliğini elinde tutma yeteneğini zedelemesine yol açmasından her zaman korkuyor. Böyle bir durumun gerçekleşmesi, Türkiye'nin ulusal güvenliğini zedeler. Azerbaycan da Azerilere karşı aynı eğilime sahip, ancak İran'ın Kafkasya bölgesinde vereceği tepkiden büyük ölçüde çekiniyor. Bu tepki, özellikle Ermenistan ile olan ilişkilerinde Azerbaycan'ın çıkarlarına ve istikrarına zarar verebilir. Aynı şekilde Azerbaycan, Türk etnik grubu içinde bir tür mezhepsel denge oluşturmaya özen gösteriyor ve İran'daki Azerilerin tamamen Türkiye'nin lehine kaymasının bir yararı olmadığını düşünüyor.”

frb
ABD tarafından hava saldırısı düzenlenen Minab Kız Okulu'nun enkazı, 28 Şubat 2026 (AFP)

İran Azerilerinin genç kesimlerinde meydana gelen ve onların daha fazla ulusal bilinç ve iç örgütlenme yeteneği kazanmalarını sağlayan değişimlere de dikkati çeken Varisi, şunları söyledi:

“Sosyal medya ve yurtdışından Türkçe (Azeri lehçesi) yayın yapan medya kuruluşlarının takip edilmesindeki artış, ayrıca eski cumhurbaşkanları Ahmedinejad ve Hasan Ruhani dönemlerinde artan siyasi baskı, Azeri etnik kimliği temelinde daha fazla iç dayanışma biçimlerinin oluşmasına zemin hazırladı. Bugün İran'da tamamen Azeri kimliğine sahip kültürel, ekonomik ve hatta siyasi faaliyet alanları bulunuyor. Son yıllarda Azeri şehirlerinin en yüksek düzeyde genel protesto gösterileri düzenlemesi, Kürtler ve Azeriler arasında ortak bölgelerde defalarca kez siyasi ve halk çatışmalarının yaşanması, futbol maçları gibi etkinliklerde yapılan tezahüratlar, hepsi bu eğilimin birer göstergesi. Bu eğilim siyasi bir örgütlenme halini alırsa, İran'ın birliği için gerçek bir tehdit oluşturur. Çünkü Azeriler, Kürtler, Araplar ve Beluçlar gibi bir ulusal azınlık değil, İran devletinde Farslara paralel bir etnik unsurdur. Kimliklerinin patlaması, İran'ın patlaması anlamına gelir."