Afganistan Dışişleri Bakanı Muhammed Hanif Atmer, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Ateşkes anlaşması, Taliban’ı şiddetten temize çıkarır’

Afganistan Dışişleri Bakanı Muhammed Hanif Atmer, Şarku’l Avsat’a özel açıklamalarda bulundu. (Kameraman: Beşir Salih)
Afganistan Dışişleri Bakanı Muhammed Hanif Atmer, Şarku’l Avsat’a özel açıklamalarda bulundu. (Kameraman: Beşir Salih)
TT

Afganistan Dışişleri Bakanı Muhammed Hanif Atmer, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Ateşkes anlaşması, Taliban’ı şiddetten temize çıkarır’

Afganistan Dışişleri Bakanı Muhammed Hanif Atmer, Şarku’l Avsat’a özel açıklamalarda bulundu. (Kameraman: Beşir Salih)
Afganistan Dışişleri Bakanı Muhammed Hanif Atmer, Şarku’l Avsat’a özel açıklamalarda bulundu. (Kameraman: Beşir Salih)

Afganistan Dışişleri Bakanı Muhammed Hanif Atmer, ülkesindeki barış sürecini ilerletmede Suudi Arabistan’ın rolünün önemine dikkat çekti. Hanif, Suudi Arabistanlı mevkidaşı Prens Faysal bin Farhan ile yaptığı görüşmede, Afganistan’ın barış sürecini gerçekleştirme ve çatışmayı durdurma rolünü üstlenmesi için Suudi Arabistan’ın ağırlığını koymasını istediğini dile getirdi.
Hanif, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, ülkesindeki hükümetin Taliban Hareketi konusundaki  tüm görevlerini üstlendiğini belirterek Hareket’e iyi niyetini kanıtlamak için yükümlülüklerine uyma çağrısı yaptı. Doha müzakerelerinin Taliban ile uzlaşı için iyi bir başlangıç  olduğunu vurguladı. Muhammed Hanif Atmer açıklamasında “Ancak bu müzakereler yeterli değil. Uluslararası ve bölgesel katılım gerektirmektedir” ifadesini kullandı.
Dünya İslam Birliği’nin ülkesinde istikrarın desteklenmesi konusunda oynadığı rolün de büyük bir ağırlığının bulunduğunu belirten Afgan Bakan, bölgesel çatışmaların bir parçası olmak istemediklerini söyledi. Yeni ABD yönetimiyle ilgili iyimserliğini dile getirdi. Atmer, iki ülke açısından ortak öneme sahip güvenlik meselesinin uluslararası istikrarı desteklemek için önemli olduğunu vurguladı.
Afganistan Dışişleri Bakanı Muhammed Hanif Atmer, Şarku’l Avsat’ın Afganistan, bölgesel ve uluslararası alana ilişkin sorularını yanıtladı.

Suudi Arabistan’a yönelik mevcut ziyaretinizin ve yetkililerle gerçekleştirdiğini görüşmelerinizin en belirgin sonuçları neler oldu?
“Bu ziyaret sırasında uluslararası kuruluşların yanı sıra çok sayıda yetkili ve bakanla görüştüm. Genel olarak görüşmeler, oldukça verimli geçti. Ayrıca görüşmede ilişkilerimizin çeşitli boyutlarda gelişimine, bu tür bir ziyaretin neden önemli olduğuna, Suudi Arabistan’ın statüsünün olumlu ve beklenen sonuçlarına ve ayrıca bizim için olan önemine değindik. Suudi Arabistan, Afganistan’da bizim açımızdan büyük bir konuma sahip. Bize güveniyor ve bizi destekliyor. Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın gösterdiği özel ilgiye ve ülkemizle ilişkilerini güçlendirme arzusuna minnettarız. Toplantılar, siyasi ve güvenlik iş birliğimiz ve ekonomik ilişkilerimiz de dahil olmak üzere temel olarak ikili iş birliğimizi çeşitli yönlerden güçlendirmeye odaklandı. Diyaloglar iki ülke ve halkın geleceği açısından oldukça verimli ve yapıcı geçti.

Görüşmelerinizde Afgan hükümetinin Taliban ile yürüttüğü uzlaşı sürecine de değindiniz mi?
“Elbette. Bunu istiyordum ve Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Farhan ile görüşmemde uzlaşı meselesine de değindim. Dünya İslam Birliği Genel Sekreteri Dr. Muhammed el-İsa ile yaptığım diğer görüşmemde de Prens Faysal bin Farhan ile görüşmemde de ana odak noktamız barış süreciydi. Çünkü Suudi Arabistan’ın bölgesel ve uluslararası düzey ve İslam dünyası açısından statüsüne ve önemine şüphesiz şekilde inanıyoruz.”

Suudi Arabistan’ın Afganistan’ı destekleme çabalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kuşkusuz bu çabalar büyüktür. Afganistan’da ve İslam dünyasında Suudi Arabistan’a saygı duyuluyor. Yapıcı rolünden ve özellikle de bu süreçte iki ülkenin ortak çıkarları olduğu göz önüne alındığında Suudi liderliğinin çok önemli olan barış sürecinde bu rolü ileriye götürme arzusundan eminiz. Çünkü terörizmin bölgeden uzaklaştırılmasına da katkı sağlayacaktır.

Joe Biden liderliğindeki yeni ABD yönetiminden beklentiler nelerdir?
“ABD ve Afganistan’ın özellikle de güvenliğin sağlanmasında ortak çıkarları bulunuyor. Bu ortak çıkarlar temelinde, ‘başta NATO’daki Avrupalı ve Suudi Arabistan’ın başını çektiği diğer bölgesel ortaklar olmak üzere diğer ülkelerle, ayrıca ABD ile yaklaşık 19 yıldır aynı çıkarlara ve anlaşmalara dayalı olarak’, Afganistan’da Stratejik İşbirliği Anlaşması ve ikili güvenlik anlaşması gibi her iki taraf için bağlayıcı olan anlaşmalar imzalandı. ABD ile yapıcı bir ilişki kurmayı sabırsızlıkla bekliyoruz. ABD Başkanı Joe Biden’ın başta koronavirüs salgını olmak üzere iç meselelerle meşgul olacağını biliyoruz. Ancak yeni yönetimden üst düzey yetkililerin açıklamaları bizim için cesaret verici. Çünkü ABD ile iş birliğimizi daha da geliştirmek istiyoruz.”

Afganistan sahasında terörist liderler var. Ülkenizdeki teröristlerle mücadelede nasıl bir rol oynuyorsunuz? Diğer ülkelerle iş birliğinizin kapsamı nedir?
“Dünyanın dört bir yanındaki bir dizi terör örgütü, Afganistan'ı diğer ülkelere saldırmak için bir kale haline getirmeye çalışıyor. Bunu 11 Eylül öncesinde yaptılar. Taliban’ın devrilmesinden sonraki düşünceleri, İslam dünyasının başka yerlerinde ve aynı şekilde uluslararası düzeyde siyasi terörist gündemlerini sürdürebilmeleri için Afganistan’daki varlıklarını yeniden inşa etmekti. Son 19 yıldır böyle bir varlık inşa etmelerine izin vermemek için çok mücadele ediyoruz.”

Afganistan’da terörist gruplarla mücadele konusunda mevcut duruma ilişkin bilgi verebilir misiniz?
“Şu anda mücadele ettiğimiz ve oluşmalarına izin vermediğimiz 20’den fazla uluslararası ve bölgesel terör grubu var. Buna El-Kaide, TTB, DEAŞ ve diğer terör örgütleri de dahil. Dolayısıyla bu teröristlerle mücadelede iş birliğimiz çok yönlü oldu.”

Doha müzakerelerinin Taliban ile 40 yıllık savaşı sonlandırmak için bir fırsat olmasını bekliyor musunuz?
“Müzakerelerin kapısını açmak önemli bir girişimdi. Şu an ikinci tur müzakereler yürütülüyor. Ancak bu müzakerelerin bölgesel ve uluslararası düzeyde desteklenmesini umuyoruz. Çünkü müzakereler tek başına yeterli olmuyor ve istenen hedeflere ulaşmak zor olacak. Ancak güçlü bir uluslararası destek ve güvence varsa belirtilen hedefe ulaşacağımızı umuyoruz.”

Taliban’ın aranızdaki anlaşmalara olan bağlılığının boyutu nedir?
“Taliban, ABD ile yaptığı anlaşmada bir dizi taahhütte bulundu. İlk taahhütleri, dış ilişkiler dahil uluslararası terörizmle bağları koparmak, ikincisi ateşkes ve şiddetin azaltılması ve üçüncüsü de Afganistan ile siyasi bir anlaşmaya varmaktı. Diğer yandan Afganistan hükümeti, yükümlülüklerini çoktan yerine getirdi. Tutuklularından beş bininin serbest bırakılmasını istediler. Bu isteği yerine getirdik ve 6 binden fazla esiri serbest bıraktık. Taliban’ın bizden istediği tüm taahhütleri yerine getirdik. Üzerimize düşen her şeyi yaptık. Şimdi Taliban, Afgan halkına ve uluslararası topluma, verdikleri vaatleri ve imzaladıkları taahhütleri yerine getirdiğini kanıtlamalıdır.”

Ülkeyi şiddeti azaltmaya ve insanların taleplerini gerçekleştirmeye yöneltmek için Taliban ile anlaşmaya varılmış net bir mekanizma var mı?
“Henüz bir uzlaşı programı üzerinde anlaşmaya varılmadı. Ancak tek anlaşma Taliban ile ABD arasındadır. Taliban taahhütlerde bulundu. Bu nedenle müzakerelerin, Taliban ile Afganistan arasında siyasi bir anlaşmaya olanak tanımasını umuyoruz. Bu siyasi anlaşma, ekonomik yardımın siyasi entegrasyonu ve mültecilerin ve yakın zamanda Afganistan’a dönenlerin yeniden entegrasyonu için barışa yönelik düzenlemelere açıklık getirecek.”

Kabil, geçtiğimiz günlerde çok sayıda patlamaya ve suikasta tanık oldu. ABD güçlerinin sayısının azaltılmasının bu olayları etkilemesini bekliyor musunuz?
“Bu durum, ABD güçlerinin bir kısmının geri çekilmesi nedeniyle kuvvetlerin azalmasıyla ilgili değil. Bu, Taliban’ın şiddeti azaltması şartına bağlı. Yine de ABD güçlerinin sayısının azaltılmasıyla Taliban’ın da şiddeti durdurmadaki rolünü oynaması bekleniyordu. Ancak Taliban bunu yapmadı. Aksine herhangi bir şiddet olayı meydana geldiğinde bu eylemi reddetti ve başkalarını suçladı. Bu noktada şunu soruyoruz; Fail siz değilseniz neden ateşkesi kabul etmiyorsunuz? Bizim açımızdan gerçek şu ki ateşkes anlaşması, Taliban’ın şiddet istemediğinin ve ülkedeki mevcut şiddet düzeyinden sorumlu olmadığının en iyi kanıtı olacaktır.”

Afganistan meseleleriyle ilgili bazı kesimlerin görüşlerini ve İran destekli Fatimiyyun Tugayı’ndan bir dizi askerin Afganistan’a geri gönderilmesiyle ilgili endişeleri nasıl değerlendirirsiniz?
“Aynı yönelimlerle geri dönüşlerinin Afganistan’daki istikrarı kesinlikle bozacağı ve aynı şeyleri yapacağı hususunda hiç şüphe yok. Afganistan anayasası ve yasaları, Afganların ülkenin sancağı dışında herhangi bir sancak altında savaşmasına izin vermiyor. Bölgedeki tüm ortaklarımızı Afganistan’daki barış sürecine yardım etmeye çağırdık. Bölgesel çatışmaların veya diğer ülkelerin sorunlarının bir parçası olmak istemiyoruz. Birçok zorlukla karşı karşıyayız. Bu nedenle Afganlara, barışa ulaşmaları ve çatışmalara çekilmemeleri için yardım edilmesi gerektiğine inanıyoruz. Bir fikir birliğinin ortaya çıkmasından ve İran’ın Afganistan’daki barış sürecine yardımcı olmasından dolayı mutluyum.”

Tahran’ın bir dizi Taliban unsuruna ev sahipliği yapması hakkındaki yorumunuz nedir? Bu durum Afganistan’daki barış sürecini etkiliyor mu?
“İran’dan, Pakistan’dan ve Taliban ile ilişkisi olan diğer tüm ülkelerden, bu ilişkiyi ülkemizdeki istikrarı desteklemek ve barışı teşvik etmek için kullanmalarını istedik. Umuyorum ki barış sürecini destekleme hususunda durum bu şekilde olur. Şüphe yok ki bu olmadan işler daha da zorlaşacak.”

Afgan mülteciler ve ülkedeki vatandaşlar için üstlenilen roller nedir?
“Kardeşlerimizin ve bazı Afganların yardımıyla Pakistan’daki ve İran’daki mülteciler için birtakım faaliyetler yürütüyoruz. Mültecilerin geri dönüşü belki sorun olabilir. Onların yardım alabilmeleri ve toplumlarına tam anlamıyla yeniden entegre olabilmeleri için kademeli bir yeniden bütünleştirme programıyla ülkemize dönmelerini çok istiyoruz. Aynı şekilde eğitim burslarıyla ilgili bir projemiz var. 22 Ocak’ta Suudi Arabistan Eğitim Bakanı Dr. Hamas Al Şeyh ile görüştüm ve bize Afganistan için eğitim burslarında artırım teklif etti. Özellikle de Suudi Arabistan iyi noktalara ulaşan eğitim bursları sağlayıcılarından biri olduğu için Afgan halkı açısından oldukça iyi bir haber olan bu teklifi memnuniyetle karşıladım.”



İran Meclis Başkanı yarın Irak’ı ziyaret edecek

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi ile İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf geçtiğimiz ay Tahran’da bir araya geldi. (AFP)
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi ile İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf geçtiğimiz ay Tahran’da bir araya geldi. (AFP)
TT

İran Meclis Başkanı yarın Irak’ı ziyaret edecek

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi ile İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf geçtiğimiz ay Tahran’da bir araya geldi. (AFP)
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi ile İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf geçtiğimiz ay Tahran’da bir araya geldi. (AFP)

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, bölgesel gelişmeleri görüşmek üzere yüksek düzeyli bir parlamento heyetinin başında yarın Irak’a gidiyor.

Şarku’l Avsat’ın İran resmi haber ajansı IRNA’dan aktardığına göre Kalibaf, bölgesel gelişmeleri, Tahran ile Bağdat arasındaki stratejik iş birliğini güçlendirme yollarını ve Batı Asya’da istikrar ile güvenliğin tesisine katkı sağlayacak ortak mekanizmaları ele almak amacıyla yarın sabah Irak’a hareket edecek.

Kalibaf’ın ziyareti, ABD güçlerinin 30 Eylül’de gerçekleşmesi planlanan çekilme sürecinin ardından silahlı grupların geleceğine ilişkin iktidardaki koalisyon içinde yürütülen tartışmaların gölgesinde gerçekleşiyor. Siyasi gerilim, İran yanlısı Nuceba Hareketi’nin bir liderinin gözaltına alınmasının ardından daha da tırmandı.

IRNA’ya göre İran Meclis Başkanı’nın Iraklı üst düzey yetkililerle bir araya gelerek ikili ilişkilerin geliştirilmesi, sınır güvenliği, terörle mücadele, ekonomik iş birliğinin genişletilmesi ve iki ülke arasındaki ortak anlaşmaların uygulanması konularını görüşmesi planlanıyor.

Irak, bünyesinde barındırdığı ve ülkede ciddi siyasi nüfuz elde eden İran destekli güçlü silahlı grupların silahsızlandırılması yönünde Washington’ın baskılarına maruz kalıyor.

Kalibaf’ın ziyareti ayrıca, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başbakanı Mesrur Barzani’nin ofisi ile Erbil’deki yerel istihbarat müdürünün ikametgahına yönelik iki insansız hava aracıyla (İHA) düzenlenen saldırıdan iki gün sonra gerçekleşiyor. Erbil makamları, söz konusu İHA’ların İran yönünden fırlatıldığını bildirdi.

IKBY Terörle Mücadele Birimi tarafından yapılan açıklamada, 17 Ağustos 2026 Pazartesi günü saat 00.28’de, İran sınırı yönünden gönderilen Hadid-110 tipi patlayıcı yüklü iki İHA’nın Erbil’in Pirmam ilçesindeki IKBY Başbakanlık Özel Kalem Ofisi ile istihbarat teşkilatı Parastin’in Direktörü’nün ikametgahını hedef aldığı, olayda can kaybı yaşanmadığı duyuruldu.

Saldırıya ilişkin açıklama yapan Barzani, kişisel ofisi ile Parastin Direktörü’nün ikametgahının İran menşeli İHA saldırılarına maruz kaldığını belirterek, bu pervasız ve kabul edilemez saldırıların bölgenin güvenlik ve istikrarına yönelik ciddi bir tırmanış ile doğrudan bir tehdit oluşturduğunu kaydetti.

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi ise dün akşam saatlerinde, İran’ın ‘şüpheli’ olarak nitelendirdiği saldırıya ilişkin soruşturma açılması talimatını verdi.

Öte yandan Irak Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin Iraklı mevkidaşı Fuad Hüseyin’e, ‘saldırıların İran topraklarından düzenlendiğine dair ellerinde bir bilgi bulunmadığını ve bu tür eylemlerin hiçbir gerekçesinin olamayacağını’ ilettiği belirtildi.

cd
Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başbakanı Mesrur Barzani, 25 Haziran 2025 tarihinde bölgenin başkenti Erbil’de bir basın toplantısı düzenledi. (AFP)

Açıklamaya göre Arakçi, İran hükümetinin IKBY hükümeti ve özellikle bölgedeki iki ana partiyle sahip olduğu olumlu ve güçlü ilişkilere vurgu yaptı. Arakçi, ‘Kürt dostların komşular arasına nifak sokmayı hedefleyen sahte bayrak tuzaklarına karşı dikkatli olmaları gerektiğini’ ifade etti.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi de dün yaptığı açıklamada, ‘yakından ilgilenilmeyi gerektiren oldukça şüpheli bir gelişme’ olarak tanımladığı saldırıyı kınadı. İran Devrim Muhafızları Ordusu ise Erbil’in yönelttiği suçlamalara ilişkin henüz bir açıklamada bulunmadı.

Tehlikeli bir tırmanış

Irak’ın kuzeyinde yer alan, 1991’den bu yana özerk bir yapıya sahip olan ve 2003 Irak Anayasası uyarınca federal yetkilerle donatılan IKBY, komşusu İran ile ilişkilerini yönetmede hassas bir yaklaşım benimsiyor.

Yerel makamların verilerine göre, şubat ayının sonunda ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısıyla başlayan Ortadoğu savaşından bu yana bölge bin defadan fazla bombalandı.

Söz konusu saldırıların, Iraklı silahlı grupların ABD çıkarlarına karşı düzenlediğini açıkladığı eylemler ile İran’ın uzun yıllardır Irak’ın kuzeyinde konuşlu bulunan İranlı silahlı Kürt muhalif gruplara ait mevzilere yönelik düzenlediği bombardımanlardan oluştuğu bildirildi.

IKBY Başkanı Neçirvan Barzani dün yaptığı açıklamada, son saldırıyı ‘tehlikeli bir tırmanış’ olarak nitelendirerek federal hükümetten ‘ülkenin güvenlik ve istikrarını koruma yönündeki anayasal sorumluluk ve yükümlülüklerini yerine getirmesini’ ve ‘bu tür saldırıların tekrarlanmamasını sağlamak’ adına gerekli tedbirleri almasını talep etti.

Saldırılar, ABD’nin İran yanlısı grupların silah bırakması yönünde Bağdat üzerindeki baskısını artırdığı bir döneme denk geliyor. Mayıs ayı ortasında göreve gelmesinden bu yana bu talebi yerine getirme sözü veren Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, söz konusu gruplara silahlarını teslim etmeleri için 30 Eylül’e kadar süre tanıdı. Bu tarih, Washington öncülüğündeki DEAŞ karşıtı uluslararası koalisyonun görev süresinin sona ermesiyle de örtüşüyor. Bazı gruplar ise Irak’ın kuzeyindeki koalisyon varlığını öne sürerek silah bırakmayı reddetmeyi sürdürüyor.

Öte yandan, ABD’nin Suriye ve Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack dün IKBY’ye yönelik saldırıyı kınayarak bunu ‘bölgesel istikrara yönelik doğrudan bir tehdit’ olarak değerlendirdi. Barrack, Irak’ın egemenliğini yeniden tesis etme ve tüm silahlar ile güvenlik güçlerinin Irak devletinin otoritesi altında kalmasını sağlama çabalarında Zeydi’ye tam destek verdiğini vurguladı.


Netanyahu, cephelere yönelik politikalarını seçim stratejisine göre şekillendiriyor

Knesset seçimleri öncesinde Likud Partisi ön seçimlerinde bir İsrailli kadın Netanyahu'nun seçim afişiyle poz veriyor, 17 Ağustos Pazartesi (Reuters)
Knesset seçimleri öncesinde Likud Partisi ön seçimlerinde bir İsrailli kadın Netanyahu'nun seçim afişiyle poz veriyor, 17 Ağustos Pazartesi (Reuters)
TT

Netanyahu, cephelere yönelik politikalarını seçim stratejisine göre şekillendiriyor

Knesset seçimleri öncesinde Likud Partisi ön seçimlerinde bir İsrailli kadın Netanyahu'nun seçim afişiyle poz veriyor, 17 Ağustos Pazartesi (Reuters)
Knesset seçimleri öncesinde Likud Partisi ön seçimlerinde bir İsrailli kadın Netanyahu'nun seçim afişiyle poz veriyor, 17 Ağustos Pazartesi (Reuters)

Emel Şehade

Güney Lübnan'daki “Ali et-Tahir” dağ silsilesindeki savaşta Lübnan'a yönelik güvenlik gerilimlerinin artması ve İsrail ordusunun durumu yatıştırma çabalarına rağmen uzun süreli çatışma olasılığına hazır olduğunu açıklamasıyla birlikte, Tel Aviv İran'a karşı hazırlığını en yüksek seviyede tutmaya devam ediyor, güvenlik ve askeri yetkililerinden gelen sürekli uyarılara rağmen ABD ordusuyla birlikte saldırılara katılmayı bekliyor.

Bu iki dosya, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD’nin Temsilcisi Jared Kushner, BM Ortadoğu Barış Süreci Özel Koordinatörü Nikolay Mladenov ve eski İngiltere Başbakanı Tony Blair'i bir araya getiren ve Trump'ın Gazze Şeridi planının ikinci aşamasına geçişi hızlandırma çabalarının devamı olan toplantıda da ele alındı.

Jerusalem Post, diplomatik bir yetkilinin şu sözlerini aktardı: “Bütün taraflar, ateşkesi pekiştirmenin ve yeniden inşa için koşullar yaratmanın yanı sıra, bölgenin yönetimini Filistinli teknokrat bir komisyona devretmekle ilgileniyor.”

Konuyla ilgili İsrail iç araştırmalarına aşina olan İsrailli siyasi kaynaklar, İsrail'in Gazze'deki tampon bölgeleri kontrol etmeye devam etme konusundaki tutumunu büyük olasılıkla koruyacağını değerlendiriyor. Savunma Bakanı Yisrael Katz da bazılarınca “güvenlik kuşakları” olarak adlandırılan Gazze, Lübnan ve Suriye'deki tampon bölgelerin korunmasıyla ilgili İsrail kararından bahsederken, söz konusu tutumun altını çizmişti.

İsrail'deki ılımlı akım

Ulusal Güvenlik Konseyi Eski Başkanı Tzachi Hanegbi ise, Kushner'in Tel Aviv'e gelmeden önce, Ortadoğu'daki mevcut fırsatı değerlendirmenin ve diplomatik anlaşmaları ilerletmenin gerekliliği hakkında verdiği mesajını karşılıksız bırakmayarak ve toplantıyı ciddiye alarak, kendisinden faydalanılması çağrısında bulundu.  

Hanegbi, “Kushner'in hangi alanda bir atılım beklediğini bilmiyorum. Gazze'de Barış Konseyi tarafından olumlu adımlar atılıyor, ancak Gazze Şeridi’nin silahsızlandırılmasına yönelik ilerleme eğer gerçekleşirse, yavaş ve hayal kırıklığı yaratıcı olması bekleniyor” dedi. Şöyle devam etti: “Suriye'ye gelince, yeni Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ılımlı ve ciddi görünüyor, ancak İsrail'in Golan Tepeleri'nden asla vazgeçmeyeceğini anladığına dair hiçbir işaret görülmüyor. Geriye sadece Lübnan kalıyor, eğer Kushner mesajında ​​onu kastediyorsa kesinlikle haklı.”

Hanegbi, mevcut durumun Lübnan hükümetiyle diplomatik sürecin tamamlanmasının mümkün olduğunu doğruladığını vurguladı ve şunları söyledi: “Değerli aylar, seçimleri ve sonuçlarının ışığında ortaya çıkacak siyasi süreci bekleyerek boşa harcanmamalıdır. Başkan Trump'ın Kasım ayındaki kongre seçimlerinden sonraki politikalarının öngörülemez olması nedeniyle, bu konuya gösterilen mevcut Amerikan ilgisinden yararlanmak her iki ülkenin de açıkça çıkarınadır. Daha da önemlisi, iki ülke arasındaki tüm anlaşmazlıklar çözülebilir. Mülteci sorunu yok, kutsal yerler yok, ataların topraklarında inşa edilmiş Yahudi yerleşim yerleri yok ve kanlı tarihi izler yok. Elbette asıl sorun Hizbullah'ın direnişinde yatıyor ve taraflar iyi niyet ve siyasi bilgelik göstererek ve risklerin bilinçli bir şekilde yönetilmesine olanak tanıyan kırmızı çizgiler belirleyerek bu konuya odaklanmalıdır.”

Hanegbi, İsrail'de ılımlı olarak nitelendirilebilecek ve güvenlik, askeri ve siyasi çevrelerden gelen ve herhangi bir cephede gerilimin artmasından kaçınmayı ve diplomatik çözüm arayışını savunan sesleri kapsayan bir akımı temsil ediyor.

Ali Tahir düğümü

Lübnan, Ali Tahir tepeleri çevresindeki son gerilimlerin ardından bu tartışmanın merkezinde yer alıyor. İsrailliler, stratejik açıdan önemli bu bölgenin kontrolünü ellerinde tutmakta ısrar ederken, aynı zamanda Hizbullah savaşçılarına da boyun eğdirmek istiyorlar. Hiçbirinin teslim olmayacağını tahmin etseler de bu senaryoya dayanarak operasyonlarına, bombardımanlarına ve kontrollerini sıkılaştırmaya devam ediyorlar. Aynı zamanda, Hizbullah'ın nihayetinde savaşçılarına hayati önem taşıyan malzemeleri ulaştırmaya veya onları kaçırmaya olanak tanıyacak aldatıcı bir manevra da dahil olmak üzere, bölgeyi çevreleyen İsrail askerlerine karşı sofistike eylemler düzenlemesinden duydukları korkuyu da gizlemiyorlar. Ancak bu senaryo ışığında İsrail, hepsini ortadan kaldırmak amacıyla tünellerde konuşlanmış olan unsurlarına karşı istisnai bir saldırı düzenlemesi olasılığını Hizbullah'ın göz ardı etmediğine inanıyor.

Çeşitli senaryolar arasında, Netanyahu ve Katz'ın, yaklaşık iki buçuk ay sonra yapılması beklenen parlamento seçimlerinden önce partileri Likud'un sürekli gerilemesini durdurmayı umarak, Lübnan'daki çatışmanın kapsamını genişletecek istenmeyen bir karar alma olasılığını göz ardı etmeyen İsrailli kaynaklar da var.

İç politika da sahadaki denklemin bir parçası

Maariv gazetesi, böyle bir senaryodan korkan ve Netanyahu'nun içerideki durumunun tamamen farkında olan, ayrıca, mevcut güvenlik durumunun Netanyahu ve partisinin popülaritesini artırmak için kullanılması olasılığını dışlamayan Amerikalı yetkililerin görüşlerine dayanan bir haber yayınladı.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre şu ifadelere yer verildi: “İsrail iç politikası siyasi denklemin bir parçasıdır. Netanyahu, sadece Lübnan'ın vaatlerine dayanarak toprak teslim eden biri gibi görünmeyi göze alamaz. Öte yandan, Hizbullah'ın gerçek anlamda silahsızlandırılması taahhüdü mümkün olmadan önce İsrail tanklarının Güney Lübnan'dan çekilme görüntüsü, siyasi açıdan patlayıcı madde gibidir.” Maariv’in haberinde ayrıca, “Buna karşılık Trump uzlaşıları sonuçlandırmayı hedefliyor ve onun için Lübnan, çok daha büyük bölgesel girişimin bir halkası” denildi.

Maariv şöyle devam etti: “Trump'ın hedefleri arasında Gazze barış planının ilerletilmesi, İsrail ile Suriye arasında bir güvenlik anlaşması ve İran ile yaşanan krizdeki mevcut çıkmazın aşılması da yer alıyor. Beyaz Saray, İsrail'deki seçimlerin bütün bu süreçleri dondurabileceğini anlıyor. Trump'ın ilk döneminde, barış planı İsrail'deki siyasi karmaşa nedeniyle defalarca ertelenmişti. Bu kez Washington'da, İsrail siyasetinin başkanın gündemini tekrar rayından çıkarmasına izin verme niyeti yok.”

İsrailli gazete, ABD'nin Netanyahu'ya karşı tutumunun son zamanlarda seçim kampanyasının ihtiyaçları ile aldığı kararları birbirinden ayırmaya dayandığını işaret ediyor. Nitekim Netanyahu, Ortadoğu Barış Konseyi'nin Hamas'ı silahsızlandırma planını açıkça reddettikten sonra, Amerikalılar bunu seçim dönemi politikalarıyla ilgili bir tutum olarak yorumladılar. Netanyahu’ya iletilen mesaj ise çok daha pragmatikti: Washington, İsrail sık sık saldırıları kısıtladığı ve barış sürecinin ilerlemesine izin verdiği için söylemlerinin bir kısmına uyum sağlamaya hazırdır. Nitekim Netanyahu, Kushner'e plana bir şans vereceğine ve Gazze'deki operasyonları azaltacağına söz verdi.

Netanyahu'nun siyasi durumu

Netanyahu'nun siyasi durumu Amerikan hesaplarını daha da karmaşıklaştırıyor. Mevcut koalisyonu, hükümet kurmak için gereken Knesset'teki 61 sandalyelik çoğunluğa ulaşmaktan çok uzak. Ne var ki Netanyahu, muhalif kampa çoğunluğu vermemenin yeterli olduğuna inanıyor. Zira eğer kimse hükümet kurmayı başaramazsa, bir sonraki seçime kadar geçici hükümetin başında kalacak. Bu olasılık özellikle Washington'u endişelendiriyor. Çünkü bu, Trump'ın bölgesel ajandasının birkaç ay daha İsrail politikasına bağlı kalacağı anlamına geliyor.

Bu arada, Netanyahu'nun seçimlerdeki rakipleri, durumu kendi lehine kullanmasını engellemeye çalışıyorlar. Netanyahu'nun en güçlü rakipleri Gadi Eisenkot, Naftali Bennett ve Yair Lapid'e yakın isimler Trump'ın yakın çevresine mesajlar ileterek, seçimlerde tarafsız kalmasını istediler. Bu, ABD başkanının tutumunun, müdahale edip etmeyeceğine karar vermeden önce bile, İsrail seçim kampanyasında bir faktör olarak etkisini gösteriyor.

Bütün bu senaryolar ve artan gerilim arasında bir ön rapor, savaşın kayıplarının yaklaşık 140 milyar dolara ulaştığını, bunun İsrail tarihinin en yüksek maliyeti olduğunu ortaya koydu. The Market tarafından yayınlanan habere göre ise maliyetin yakında 339 milyar dolara (1 trilyon şekel) ulaşması bekleniyor.

Haberde, eski bir genelkurmay başkanının şu sözlerine yer verildi: “Bir günlük zayıflığın bedeli çok yüksek, bu yüzden tekrarlanmamalı.” Ayrıca şu uyarıda bulundu: “Mevcut güvenlik durumu, önümüzdeki yıllarda bütçeye yüz milyarlarca şekellik yükün yanı sıra, ulusal bir şok ve tehlikeli bir psikolojik durum da dayatacaktır.”

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir."


İran, Hürmüz'ün açılmasını ABD'nin geçici anlaşmaya uymasına bağlıyor... Trump'tan Tahran'a teslim ol çağrısı

İran, Hürmüz'ün açılmasını ABD'nin geçici anlaşmaya uymasına bağlıyor... Trump'tan Tahran'a teslim ol çağrısı
TT

İran, Hürmüz'ün açılmasını ABD'nin geçici anlaşmaya uymasına bağlıyor... Trump'tan Tahran'a teslim ol çağrısı

İran, Hürmüz'ün açılmasını ABD'nin geçici anlaşmaya uymasına bağlıyor... Trump'tan Tahran'a teslim ol çağrısı

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf, salı günü yaptığı açıklamada, “Hürmüz Boğazı, ABD geçici anlaşmanın hükümlerine uyana kadar kapalı kalacak” dedi.

İranlı üst düzey bir yetkili dün Reuters'a yaptığı açıklamada, ABD ile savaşı sona erdirecek kalıcı bir anlaşmaya varılması yönündeki çabaların çıkmaza girmesi nedeniyle ülkesinin politikasını savunmadan “tamamen saldırı” aşamasına geçirmeye karar verdiğini söyledi. ABD Başkanı Donald Trump ise İran'ın “beyaz teslim bayrağını çekmesi gerektiğini” belirterek, Tahran'ın kendi açısından gerekli gördüğü anlaşmayı imzalamayacağını ifade etti.

İngiltere Deniz Ticaret Operasyonları Kurumu (UKMTO), salı günü yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı'ndan çıkış yönünde seyreden bir geminin kimliği belirsiz bir merminin hedefi olduğuna ilişkin ihbar aldığını bildirdi. Reuters'a göre saldırıda geminin makine dairesi hasar gördü ve mürettebat arasında can kaybı yaşandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı telefon görüşmesinde, iki ülke arasındaki gerilimin düşürülmesi amacıyla İran'la müzakerelerin sürdürülmesi çağrısında bulundu. Erdoğan ayrıca Ankara'nın barış çabalarına destek vermeye hazır olduğunu ifade etti.

ABD Başkanı'nın Özel Temsilcisi Jared Kushner ise dün yaptığı açıklamada, ABD ile İran hükümetinin farklı birimleri arasındaki görüşmelerin hiç olmadığı kadar ciddi bir aşamaya geldiğini, ancak iki tarafın henüz bir mutabakata varamadığını söyledi.