Afganistan Dışişleri Bakanı Muhammed Hanif Atmer, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Ateşkes anlaşması, Taliban’ı şiddetten temize çıkarır’

Afganistan Dışişleri Bakanı Muhammed Hanif Atmer, Şarku’l Avsat’a özel açıklamalarda bulundu. (Kameraman: Beşir Salih)
Afganistan Dışişleri Bakanı Muhammed Hanif Atmer, Şarku’l Avsat’a özel açıklamalarda bulundu. (Kameraman: Beşir Salih)
TT

Afganistan Dışişleri Bakanı Muhammed Hanif Atmer, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Ateşkes anlaşması, Taliban’ı şiddetten temize çıkarır’

Afganistan Dışişleri Bakanı Muhammed Hanif Atmer, Şarku’l Avsat’a özel açıklamalarda bulundu. (Kameraman: Beşir Salih)
Afganistan Dışişleri Bakanı Muhammed Hanif Atmer, Şarku’l Avsat’a özel açıklamalarda bulundu. (Kameraman: Beşir Salih)

Afganistan Dışişleri Bakanı Muhammed Hanif Atmer, ülkesindeki barış sürecini ilerletmede Suudi Arabistan’ın rolünün önemine dikkat çekti. Hanif, Suudi Arabistanlı mevkidaşı Prens Faysal bin Farhan ile yaptığı görüşmede, Afganistan’ın barış sürecini gerçekleştirme ve çatışmayı durdurma rolünü üstlenmesi için Suudi Arabistan’ın ağırlığını koymasını istediğini dile getirdi.
Hanif, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, ülkesindeki hükümetin Taliban Hareketi konusundaki  tüm görevlerini üstlendiğini belirterek Hareket’e iyi niyetini kanıtlamak için yükümlülüklerine uyma çağrısı yaptı. Doha müzakerelerinin Taliban ile uzlaşı için iyi bir başlangıç  olduğunu vurguladı. Muhammed Hanif Atmer açıklamasında “Ancak bu müzakereler yeterli değil. Uluslararası ve bölgesel katılım gerektirmektedir” ifadesini kullandı.
Dünya İslam Birliği’nin ülkesinde istikrarın desteklenmesi konusunda oynadığı rolün de büyük bir ağırlığının bulunduğunu belirten Afgan Bakan, bölgesel çatışmaların bir parçası olmak istemediklerini söyledi. Yeni ABD yönetimiyle ilgili iyimserliğini dile getirdi. Atmer, iki ülke açısından ortak öneme sahip güvenlik meselesinin uluslararası istikrarı desteklemek için önemli olduğunu vurguladı.
Afganistan Dışişleri Bakanı Muhammed Hanif Atmer, Şarku’l Avsat’ın Afganistan, bölgesel ve uluslararası alana ilişkin sorularını yanıtladı.

Suudi Arabistan’a yönelik mevcut ziyaretinizin ve yetkililerle gerçekleştirdiğini görüşmelerinizin en belirgin sonuçları neler oldu?
“Bu ziyaret sırasında uluslararası kuruluşların yanı sıra çok sayıda yetkili ve bakanla görüştüm. Genel olarak görüşmeler, oldukça verimli geçti. Ayrıca görüşmede ilişkilerimizin çeşitli boyutlarda gelişimine, bu tür bir ziyaretin neden önemli olduğuna, Suudi Arabistan’ın statüsünün olumlu ve beklenen sonuçlarına ve ayrıca bizim için olan önemine değindik. Suudi Arabistan, Afganistan’da bizim açımızdan büyük bir konuma sahip. Bize güveniyor ve bizi destekliyor. Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın gösterdiği özel ilgiye ve ülkemizle ilişkilerini güçlendirme arzusuna minnettarız. Toplantılar, siyasi ve güvenlik iş birliğimiz ve ekonomik ilişkilerimiz de dahil olmak üzere temel olarak ikili iş birliğimizi çeşitli yönlerden güçlendirmeye odaklandı. Diyaloglar iki ülke ve halkın geleceği açısından oldukça verimli ve yapıcı geçti.

Görüşmelerinizde Afgan hükümetinin Taliban ile yürüttüğü uzlaşı sürecine de değindiniz mi?
“Elbette. Bunu istiyordum ve Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Farhan ile görüşmemde uzlaşı meselesine de değindim. Dünya İslam Birliği Genel Sekreteri Dr. Muhammed el-İsa ile yaptığım diğer görüşmemde de Prens Faysal bin Farhan ile görüşmemde de ana odak noktamız barış süreciydi. Çünkü Suudi Arabistan’ın bölgesel ve uluslararası düzey ve İslam dünyası açısından statüsüne ve önemine şüphesiz şekilde inanıyoruz.”

Suudi Arabistan’ın Afganistan’ı destekleme çabalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kuşkusuz bu çabalar büyüktür. Afganistan’da ve İslam dünyasında Suudi Arabistan’a saygı duyuluyor. Yapıcı rolünden ve özellikle de bu süreçte iki ülkenin ortak çıkarları olduğu göz önüne alındığında Suudi liderliğinin çok önemli olan barış sürecinde bu rolü ileriye götürme arzusundan eminiz. Çünkü terörizmin bölgeden uzaklaştırılmasına da katkı sağlayacaktır.

Joe Biden liderliğindeki yeni ABD yönetiminden beklentiler nelerdir?
“ABD ve Afganistan’ın özellikle de güvenliğin sağlanmasında ortak çıkarları bulunuyor. Bu ortak çıkarlar temelinde, ‘başta NATO’daki Avrupalı ve Suudi Arabistan’ın başını çektiği diğer bölgesel ortaklar olmak üzere diğer ülkelerle, ayrıca ABD ile yaklaşık 19 yıldır aynı çıkarlara ve anlaşmalara dayalı olarak’, Afganistan’da Stratejik İşbirliği Anlaşması ve ikili güvenlik anlaşması gibi her iki taraf için bağlayıcı olan anlaşmalar imzalandı. ABD ile yapıcı bir ilişki kurmayı sabırsızlıkla bekliyoruz. ABD Başkanı Joe Biden’ın başta koronavirüs salgını olmak üzere iç meselelerle meşgul olacağını biliyoruz. Ancak yeni yönetimden üst düzey yetkililerin açıklamaları bizim için cesaret verici. Çünkü ABD ile iş birliğimizi daha da geliştirmek istiyoruz.”

Afganistan sahasında terörist liderler var. Ülkenizdeki teröristlerle mücadelede nasıl bir rol oynuyorsunuz? Diğer ülkelerle iş birliğinizin kapsamı nedir?
“Dünyanın dört bir yanındaki bir dizi terör örgütü, Afganistan'ı diğer ülkelere saldırmak için bir kale haline getirmeye çalışıyor. Bunu 11 Eylül öncesinde yaptılar. Taliban’ın devrilmesinden sonraki düşünceleri, İslam dünyasının başka yerlerinde ve aynı şekilde uluslararası düzeyde siyasi terörist gündemlerini sürdürebilmeleri için Afganistan’daki varlıklarını yeniden inşa etmekti. Son 19 yıldır böyle bir varlık inşa etmelerine izin vermemek için çok mücadele ediyoruz.”

Afganistan’da terörist gruplarla mücadele konusunda mevcut duruma ilişkin bilgi verebilir misiniz?
“Şu anda mücadele ettiğimiz ve oluşmalarına izin vermediğimiz 20’den fazla uluslararası ve bölgesel terör grubu var. Buna El-Kaide, TTB, DEAŞ ve diğer terör örgütleri de dahil. Dolayısıyla bu teröristlerle mücadelede iş birliğimiz çok yönlü oldu.”

Doha müzakerelerinin Taliban ile 40 yıllık savaşı sonlandırmak için bir fırsat olmasını bekliyor musunuz?
“Müzakerelerin kapısını açmak önemli bir girişimdi. Şu an ikinci tur müzakereler yürütülüyor. Ancak bu müzakerelerin bölgesel ve uluslararası düzeyde desteklenmesini umuyoruz. Çünkü müzakereler tek başına yeterli olmuyor ve istenen hedeflere ulaşmak zor olacak. Ancak güçlü bir uluslararası destek ve güvence varsa belirtilen hedefe ulaşacağımızı umuyoruz.”

Taliban’ın aranızdaki anlaşmalara olan bağlılığının boyutu nedir?
“Taliban, ABD ile yaptığı anlaşmada bir dizi taahhütte bulundu. İlk taahhütleri, dış ilişkiler dahil uluslararası terörizmle bağları koparmak, ikincisi ateşkes ve şiddetin azaltılması ve üçüncüsü de Afganistan ile siyasi bir anlaşmaya varmaktı. Diğer yandan Afganistan hükümeti, yükümlülüklerini çoktan yerine getirdi. Tutuklularından beş bininin serbest bırakılmasını istediler. Bu isteği yerine getirdik ve 6 binden fazla esiri serbest bıraktık. Taliban’ın bizden istediği tüm taahhütleri yerine getirdik. Üzerimize düşen her şeyi yaptık. Şimdi Taliban, Afgan halkına ve uluslararası topluma, verdikleri vaatleri ve imzaladıkları taahhütleri yerine getirdiğini kanıtlamalıdır.”

Ülkeyi şiddeti azaltmaya ve insanların taleplerini gerçekleştirmeye yöneltmek için Taliban ile anlaşmaya varılmış net bir mekanizma var mı?
“Henüz bir uzlaşı programı üzerinde anlaşmaya varılmadı. Ancak tek anlaşma Taliban ile ABD arasındadır. Taliban taahhütlerde bulundu. Bu nedenle müzakerelerin, Taliban ile Afganistan arasında siyasi bir anlaşmaya olanak tanımasını umuyoruz. Bu siyasi anlaşma, ekonomik yardımın siyasi entegrasyonu ve mültecilerin ve yakın zamanda Afganistan’a dönenlerin yeniden entegrasyonu için barışa yönelik düzenlemelere açıklık getirecek.”

Kabil, geçtiğimiz günlerde çok sayıda patlamaya ve suikasta tanık oldu. ABD güçlerinin sayısının azaltılmasının bu olayları etkilemesini bekliyor musunuz?
“Bu durum, ABD güçlerinin bir kısmının geri çekilmesi nedeniyle kuvvetlerin azalmasıyla ilgili değil. Bu, Taliban’ın şiddeti azaltması şartına bağlı. Yine de ABD güçlerinin sayısının azaltılmasıyla Taliban’ın da şiddeti durdurmadaki rolünü oynaması bekleniyordu. Ancak Taliban bunu yapmadı. Aksine herhangi bir şiddet olayı meydana geldiğinde bu eylemi reddetti ve başkalarını suçladı. Bu noktada şunu soruyoruz; Fail siz değilseniz neden ateşkesi kabul etmiyorsunuz? Bizim açımızdan gerçek şu ki ateşkes anlaşması, Taliban’ın şiddet istemediğinin ve ülkedeki mevcut şiddet düzeyinden sorumlu olmadığının en iyi kanıtı olacaktır.”

Afganistan meseleleriyle ilgili bazı kesimlerin görüşlerini ve İran destekli Fatimiyyun Tugayı’ndan bir dizi askerin Afganistan’a geri gönderilmesiyle ilgili endişeleri nasıl değerlendirirsiniz?
“Aynı yönelimlerle geri dönüşlerinin Afganistan’daki istikrarı kesinlikle bozacağı ve aynı şeyleri yapacağı hususunda hiç şüphe yok. Afganistan anayasası ve yasaları, Afganların ülkenin sancağı dışında herhangi bir sancak altında savaşmasına izin vermiyor. Bölgedeki tüm ortaklarımızı Afganistan’daki barış sürecine yardım etmeye çağırdık. Bölgesel çatışmaların veya diğer ülkelerin sorunlarının bir parçası olmak istemiyoruz. Birçok zorlukla karşı karşıyayız. Bu nedenle Afganlara, barışa ulaşmaları ve çatışmalara çekilmemeleri için yardım edilmesi gerektiğine inanıyoruz. Bir fikir birliğinin ortaya çıkmasından ve İran’ın Afganistan’daki barış sürecine yardımcı olmasından dolayı mutluyum.”

Tahran’ın bir dizi Taliban unsuruna ev sahipliği yapması hakkındaki yorumunuz nedir? Bu durum Afganistan’daki barış sürecini etkiliyor mu?
“İran’dan, Pakistan’dan ve Taliban ile ilişkisi olan diğer tüm ülkelerden, bu ilişkiyi ülkemizdeki istikrarı desteklemek ve barışı teşvik etmek için kullanmalarını istedik. Umuyorum ki barış sürecini destekleme hususunda durum bu şekilde olur. Şüphe yok ki bu olmadan işler daha da zorlaşacak.”

Afgan mülteciler ve ülkedeki vatandaşlar için üstlenilen roller nedir?
“Kardeşlerimizin ve bazı Afganların yardımıyla Pakistan’daki ve İran’daki mülteciler için birtakım faaliyetler yürütüyoruz. Mültecilerin geri dönüşü belki sorun olabilir. Onların yardım alabilmeleri ve toplumlarına tam anlamıyla yeniden entegre olabilmeleri için kademeli bir yeniden bütünleştirme programıyla ülkemize dönmelerini çok istiyoruz. Aynı şekilde eğitim burslarıyla ilgili bir projemiz var. 22 Ocak’ta Suudi Arabistan Eğitim Bakanı Dr. Hamas Al Şeyh ile görüştüm ve bize Afganistan için eğitim burslarında artırım teklif etti. Özellikle de Suudi Arabistan iyi noktalara ulaşan eğitim bursları sağlayıcılarından biri olduğu için Afgan halkı açısından oldukça iyi bir haber olan bu teklifi memnuniyetle karşıladım.”



Hürmüz’de deniz trafiğinde gerilim artıyor ve gemi geçişlerine yönelik kısıtlamalar sıkılaşıyor

Hürmüz Boğazı’nda demirlemiş gemiler. Reuters)
Hürmüz Boğazı’nda demirlemiş gemiler. Reuters)
TT

Hürmüz’de deniz trafiğinde gerilim artıyor ve gemi geçişlerine yönelik kısıtlamalar sıkılaşıyor

Hürmüz Boğazı’nda demirlemiş gemiler. Reuters)
Hürmüz Boğazı’nda demirlemiş gemiler. Reuters)

ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşın etkileri, Washington ile Tahran arasında karşılıklı denizcilik hamleleri ve gemi geçişlerine yönelik kısıtlamaların sıkılaştırılmasıyla Körfez ve Umman Körfezi’ndeki deniz trafiğine de yayıldı.

ABD ordusu İran’la bağlantılı bir geminin imha edildiğini açıklarken, Tahran yönetimi yasaklı bölgeden geçmeye çalışan bir petrol tankerinde yangın çıktığını bildirdi. İranlı bir askerî yetkili de Hürmüz Boğazı’ndan geçiş için silahlı kuvvetlerle koordinasyon sağlanması gerektiğini vurguladı.

Krizin etkileri askerî çatışmalarla sınırlı kalmadı. Deniz taşımacılığında yaşanan aksamalar, tarımsal ürünlerin sevkiyatını tehdit etmeye ve küresel gıda fiyatlarında artış riskini yükseltmeye başladı.

İran bağlantılı gemi imha edildi

Bölgedeki askerî operasyonları yürüten ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), geçen hafta Umman Körfezi’nde keşif görevi yapan İran bağlantılı bir geminin ABD kuvvetleri tarafından hedef alınarak imha edildiğini açıkladı.

CENTCOM’un X platformundan yaptığı açıklamada, geminin ABD donanmasına ait gemileri hedef aldığı ve saldırıdan önce mürettebatın güvenli bir yere tahliye edildiği belirtildi.

Açıklama, 28 Şubat’ta savaşın başlamasından bu yana ABD ile İran arasındaki deniz çatışmalarının arttığı bir dönemde yapıldı. Savaş öncesinde Körfez’i Umman Körfezi’ne bağlayan Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiği büyük ölçüde kesintisiz sürüyordu.

Ancak İran’ın tehditleri ve saldırıları, bu stratejik geçitteki deniz trafiğinin neredeyse durma noktasına gelmesine yol açtı. ABD kuvvetleri de iki taraf arasındaki artan çatışmalar kapsamında İran’a ait sivil gemilere yönelik tekrarlanan saldırılar düzenledi.

Petrol tankerinde yangın çıktı

İran donanması, Hürmüz Boğazı’nın doğusunda bir petrol tankerinde yangın çıktığını duyurdu (Fars)
İran donanması, Hürmüz Boğazı’nın doğusunda bir petrol tankerinde yangın çıktığını duyurdu (Fars)

İran ordusu, yasaklı bölgeden geçmeye çalışan bir petrol tankerinde Umman Körfezi’nde yangın çıktığını bildirdi. İran devlet televizyonunda dün yer alan askerî açıklamada, deniz kuvvetlerine bağlı gözetleme ekiplerinin birkaç saat önce yangın çıkan bir tankeri tespit ettiği belirtildi.

Açıklamada, tankerin takip sistemlerini kapattığı ve yasaklı bölgeden geçmeye çalıştığı ifade edildi. Yangının nedeni ve gemide meydana gelen hasarın boyutuna ilişkin ise bilgi verilmedi.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı olayla ilgili henüz bir açıklama yapmadı.

Olay, Tahran’ın bölgedeki gemi trafiği üzerindeki denetimini sıkılaştırmaya yönelik adımları nedeniyle önem taşıyor. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre İran, geçen eylül ayında Hürmüz Boğazı yakınlarında, Umman Körfezi’nin bir bölümünü de kapsayan yasaklı bir bölge oluşturduğunu duyurdu. İran Devrim Muhafızları Ordusu’na bağlı deniz kuvvetleri de boğazdan geçerken seyir sistemlerini devre dışı bırakan gemilerin “düşman” kabul edileceği ve sert önlemlerle karşılaşacağı uyarısında bulunmuştu.

Güvenlik verileri, savaşın başlamasından bu yana Hürmüz Boğazı’nda gemileri hedef alan saldırılarda belirgin bir artış yaşandığını gösteriyor. Bu durum, küresel enerji taşımacılığının en önemli güzergâhlarından birindeki deniz ticaretinin karşı karşıya olduğu risklerin büyüdüğüne işaret ediyor.

Tahran: Hürmüz’den geçiş için koordinasyon şart

İran’ın sert tutumunu yineleyen İran ordusunun koordinasyondan sorumlu komutan yardımcısı Tuğamiral Habibullah Seyyari, dün yaptığı açıklamada Hürmüz Boğazı’nın kapalı olduğunu ve boğazdan geçişlerin İran silahlı kuvvetleriyle koordinasyon içinde gerçekleştirilmesi gerektiğini söyledi.

İran’ın resmî haber ajansı IRNA’nın haberine göre Seyyari, silahlı kuvvetlerin bölgede “yüzde 100 kontrol ve gözetim” sağladığını belirtti. Seyyari, Devrim Muhafızları Ordusu’na bağlı deniz kuvvetlerinin boğazın batısında, İran ordusunun ise doğusunda ve Umman Denizi’nin kuzeyine kadar uzanan bölgede güçlü bir varlık gösterdiğini kaydetti.

Koordinasyon sağlanmadan geçiş yapmaya çalışan gemilerin, kamuoyuna yansıyan gelişmelerde görüldüğü üzere çeşitli önlemlerle karşılaşabileceğini belirten Seyyari, ABD ve diğer ülkelerde akaryakıt fiyatlarının yükselmesini boğazdan petrol akışının aksamasına örnek gösterdi.

Bu açıklamalar, ABD’nin İran’ın Hürmüz Boğazı’nı fiilen kapatmasına karşılık İran limanlarına deniz ablukası uyguladığı bir dönemde geldi.

Pezeşkiyan, ablukanın ağırlığına dikkat çekti

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan

Siyasi cephede ise İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ABD’yi İran halkı üzerindeki ekonomik baskıyı artırarak toplumsal öfkeyi körüklemeye ve ülke içinde protestoları tetiklemeye çalışmakla suçladı. Pezeşkiyan, ülkesinin 1979 Devrimi’nden bu yana en ağır abluka ve savaş koşullarıyla karşı karşıya olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı, devrimden sonraki onlarca yıl boyunca ülkesinin benzer ölçekte bir abluka, savaş ve zorlukla karşılaşmadığını ifade etti. Washington’u, siyasi hedefleri doğrultusunda halkı protestolara yöneltmek amacıyla vatandaşların yaşam koşullarını ağırlaştırmaya çalışmakla suçladı.

Tahran yönetimi, ABD ve İsrail’i ülke içindeki karışıklıkları körüklemeye çalışmakla defalarca suçladı.

Pezeşkiyan’ın açıklamaları, İran’ın artan ekonomik baskılarla karşı karşıya olduğu bir zamanda yapıldı. Ülkede geçen yıl aralık ayının sonlarında hayat pahalılığı nedeniyle başlayan protestolar, daha sonra genişleyerek hükûmet karşıtı bir harekete dönüşmüştü.


ABD Hazine Bakanlığı, İran bağlantılı 16 kişi ve 10 kuruluşu yeni yaptırımlar açıkladı

ABD Hazine Bakanlığı binası, (Reuters)
ABD Hazine Bakanlığı binası, (Reuters)
TT

ABD Hazine Bakanlığı, İran bağlantılı 16 kişi ve 10 kuruluşu yeni yaptırımlar açıkladı

ABD Hazine Bakanlığı binası, (Reuters)
ABD Hazine Bakanlığı binası, (Reuters)

ABD Hazine Bakanlığının internet sitesinde bugün yayımlanan duyuruya göre, ABD Başkanı Donald Trump yönetimi İran’la bağlantılı 16 kişi ve 10 kuruluşu hedef alan yeni yaptırımlar açıkladı.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent açıklamada şu ifadeleri kullandı: Başkan Trump’ın liderliğindeki Hazine Bakanlığı, İran rejiminin, kendi seçkinlerinin ceplerini doldurmak ve terörizmi finanse etmek amacıyla dini kurumları istismar etme yönündeki uzun geçmişini sürdürmesine izin vermeyecektir.

Açıklamada, İran yönetiminin, elit kesiminin zenginleşmesini sağlamak, İran halkına yönelik baskıları finanse etmek ve yurt dışındaki terör faaliyetlerini desteklemek amacıyla, İran’da ve komşu ülkelerde görünüşte dinî nitelik taşıyan kuruluşları kötüye kullandığının bilindiği belirtildi.

Açıklamada ayrıca söz konusu kuruluşların, paraları İran’a veya İran bağlantılı taraflara aktarmak için havale sistemleri ve nakit taşıyıcıları gibi kayıt dışı finans kanallarını kullanabileceği ifade edildi.


Netanyahu: Süveyda’daki olaylar sırasında Şara’yı aradım

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (EPA)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (EPA)
TT

Netanyahu: Süveyda’daki olaylar sırasında Şara’yı aradım

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (EPA)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (EPA)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Temmuz 2025’te Suriye Savunma Bakanlığına ve Şam’daki başkanlık sarayı yakınlarına düzenlenen İsrail saldırılarından kısa süre sonra Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile telefonda görüştüğünü açıkladı.

Şarku’l Avsat’ın The Times of Israel haber sitesinden aktardığına göre Netanyahu, Likud Partisi’nin düzenlediği bir konferansta, “Telefonu kaldırıp Şara’yı aradım. Görüşme çok kısa ve oldukça sertti” ifadelerini kullandı.

İsrailli yetkililer, saldırıların Süveyda bölgesinde çatışmaların yaşandığı sırada Suriye’nin güneyindeki Dürzileri korumak amacıyla düzenlendiğini belirtmişti.

Netanyahu, Dürzi topluluğuna hitap ettiği konferansta, “Kardeşlerimizi ve sizin kardeşlerinizi korumak için elimden gelen her şeyi yapacağım” ifadelerini kullandı.

Bu açıklama, Netanyahu ile 2024’ün sonlarında Beşşar Esed’in devrilmesinin ardından iktidara gelen Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen bir görüşmeye ilişkin ilk haber olma özelliği taşıyor. Görüşme, İsrail ve Suriye liderleri arasında gerçekleşen ilk doğrudan temas da olabilir.

Suriye’nin Süveyda vilayetinde Temmuz 2025’te mezhepsel gerilimler nedeniyle şiddet olayları yaşanmış, yetkililer tarafından oluşturulan resmî soruşturma komisyonunun kayıtlarına göre en az bin 760 kişi hayatını kaybetmişti.