​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
TT

​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)

Ortadoğu'da Barış ve Güvenliğin Geleceğini Destekleme Konferansı dün sona erdi.
ABD ve Polonya, konferans sonrasında yayınlanan sonuç bildirgesinde, Ortadoğu’da istikrarın sağlanması için böyle bir konferansın gerçekleştirilmesinin gerekliliğine dikkat çekerken, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, İran'ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varılması için işbirliği yapılması çağrısında bulundu ve bu tehditlerin Ortadoğu ile sınırlı kalmayacağını, bilakis Avrupa’ya ve Batı’ya da yöneleceğini söyledi. Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz ise yaptığı konuşmada, İran'ın Suriye'ye müdahalelerinin bölgeyi olumsuz etkilediğini söyledi.
“İran, Hizbullah ve terörizm Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor”
Varşova Konferansı’nın krizlerin üstesinden gelinmesi için gerçekleştirildiğini dile getiren Pompeo, “İran, Hizbullah ve terörizmin yayılması Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor. Ortadoğu'daki barış çalışmalarına devam edeceğiz. Daha fazla yaptırım ve daha fazla baskı istiyoruz. Böylece İran'daki diktatörlerin devamlılığının önüne geçebiliriz” açıklamasında bulundu. Ayrıca bölgedeki İran saldırganlığının gerçek bir tehlike olduğuna dikkat çeken Pompeo, “Konferansta İran’ı savunan hiçbir ülke yok. İran’ın bölgeyi istikrarsızlaştıran rolü konusunda hepimiz hemfikiriz” dedi. Pompeo, İran rolüne atıfta bulunmadan bölgedeki sorunlardan bahsetmenin zor olduğuna dikkat çekerek, İran’ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varmak için işbirliğine ihtiyaç duyulduğunu ve Washington’un İran'a daha fazla yaptırım uygulama konusunda haklı olduğunu söyledi.
Öte yandan Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, Ortadoğu'daki sorunların karmaşık olduğuna ve Avrupa Birliği’nin (AB) tek başına bunların üstesinden gelmek için yeterli güce sahip olmadığına dikkat çekerek, “İran'ın olumsuz bir etkisi var. Tartışmalarımızda bunu göz ardı etmedik” dedi.
Konferansa yaklaşık 60 ülke katıldı, fakat katılımın Avrupa ayağı düşüktü. ABD yetkilileri, İran'ın eylemlerini tehdit olarak gören Arap devletleri ve İsrail gibi farklı tarafların bölgede bulunmasının önemini vurguladılar.
Pence’den Avrupa ülkelerine suçlama
Konferansın oturum aralarında açıklamalarda bulunan ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, İran dosyasıyla ilgili olarak Amerikan ve Avrupa tarafları arasındaki farklara ışık tuttu. ABD yetkilisi, Avrupalıları, ‘İran rejimine yönelik yaptırımları, mali işlemler için bir mekanizma kurarak atlatmaya çalışmakla’ suçladı. Bu davranışların hoş olmadığına dikkat çeken Pence, bu davranışların taraflar arasındaki ilişkilerde birtakım sonuçları olabileceğini söyledi.
ABD Başkan Yardımcısı Pence, konuşmasının devamında, Trump'ın iki yıl önce başkanlık koltuğuna oturmasında sonra ilk dış ziyaretini Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiğine ve Arap-İslam-Amerikan Zirvesi’ne katıldığına atıfta bulunarak, barışın sağlanması için konferansa katılan bütün ülkeler ile çalışmaya hazır olduklarını belirtti.
Katılımcıların bölge için daha iyi bir gelecek inşa edilmesi hakkında konuştuğunu kaydeden Pence, “Şu anda toplantılar yapılıyor. Çünkü radikal İslami terörizm gibi ortak bir sorunla karşı karşıyayız. Terörizm yalnızca Amerika'ya değil bölgedeki tüm ülkelere yönelik bir tehdit oluşturuyor. Başkan Trump yönetimi, bu radikal tehdide karşı koyma konusunda adımlar attı ve DEAŞ örgütü ile kendini gösteren bu tehdidin ortadan kaldırılması hususunda esas katkılarda bulundu. ABD, kendi vatandaşlarının güvenliğini önceliyor. Fakat Amerika’nın öncelenmesi, yalnız Amerika demek değildir. Washington, aşırılıkçılığa karşı uluslararası bir koalisyon oluşturmak için çalışıyor.”
Başbakan Netanyahu'nun geçen yılın sonunda Umman'ı ziyareti ve Papa Franciscus'un bu yıl BAE'ye yaptığı ziyaret gibi bölgedeki ‘değişim rüzgarlarına’ değinen Pence, “Bu tarihi konferans yeni bir dönemin başladığının kanıtıdır” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“DEAŞ hilafeti kısa bir süre sonra sona erecek ve Trump’ın açıklamasına göre yakın zamanda bölgedeki ABD birlikleri geri çekilecek. Bu, taktiklerdeki bir değişikliktir, görevde değil. Toprakları DEAŞ’ın elinden geri almamız yeterli değil. Ortaklarımızla çalışmaya hazırız. DEAŞ katıntıları her nerede olursa olsun takip edeceğiz.”
ABD'nin Suriye'deki yeni bir kimyasal saldırıya yanıt verme konusundaki kararlılığını dile getiren Pence, ülkesinin İngiltere ve Fransa ile birlikte, Devlet Başkanı Beşşar Esed rejiminin gerçekleştirdiği kimyasal bir saldırıya yanıt verdiğini hatırlatarak, rejim tarafından gerçekleştirilecek benzer bir saldırıya aynı şekilde yanıt vermeye hazır olduklarını söyledi.
“Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor”
Sonra, İran rejiminin bölgenin geleceği ve Ortadoğu’daki barış ve istikrar için en büyük tehdit olduğunu dile getirerek İran hakkında konuşmaya başlayan Pence, “Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor, Suriye ve Yemen'e müdahale ediyor, Hizbullah'ı destekliyor ve Amerikalı rehineleri elinde tutuyor” dedi. İran’ı Ortadoğu’daki etkisini genişletmek için Irak ve Suriye’de birer koridor açmakla itham eden Pence, savaşçıları ile Esed rejiminin düşmesini engellemeye çalıştığını ve Lübnan Hizbullahı’na roketler gönderdiğini söyledi.
Pence, 1979 yılında Şah’ın devrilmesinin ardından geçen 40 yıl boyunca başarısızlık ve terörün İran’da hüküm sürdüğünü dile getirerek, yapılan nükleer anlaşmanın İran’ı caydırmadığını, bilakis bölgedeki müdahalelerini daha da arttırdığını söyledi. Başkan Trump’ın nükleer anlaşmadan çekildiğini, İran rejimine yaptırımlar uyguladığını ve İran'ın eylemlerine itiraz eden diğer ülkelerin de bu yaptırımları desteklediğini dile getiren Pence, “Maalesef, en yakın Avrupalı arkadaşlarımızdan bazıları bu yaptırımları ihlal etti ve onları atlatmaya çalıştı. Fransa, İngiltere ve Almanya kurdukları finansal işlemler mekanizması ile bu yaptırımların üstesinden gelmeye çalıştılar. Bu hamle, ABD ile Avrupa’nın aralarının açılmasına sebep olacaktır” dedi.
“Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi”
İran'ın teknik olarak uygulayıp uygulamamasının değil, nükleer anlaşmanın kendisinin bir sorun olduğunu dile getiren Pence, “Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi. Artık anlaşmadan çekilmeliler. Bu fırsatı görmezden gelemeyiz” dedi.
Ortadoğu’daki barış süreci hakkında konuşan Pence, “Başkan Trump, üç İbrahimî din olan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam'ın tabilerinin barış içinde birlikte yaşamalarını istiyor” ifadesini kullandı.
Öte yandan Varşova Konferansı’na katılan Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçisi Prens Halid bin Selman, önceki gün Twitter hesabı üzerinden yapmış olduğu paylaşımlarda, “Molla rejimi 40 yıl önce iktidarı ele geçirdi. İran halkının yaşam standartları bu süre içerisinde ciddi bir düşüne tanık oldu. Bu rejim, bölgedeki terörizm, radikalizm, mezhepçilik ve istikrarsızlığı desteklemek için halkının parasını israf etmeye devam ediyor. Dost İran halkı, bölgede bölücülük ve terör fitnelerini yaymak için servetini ve parasını israf etmek yerine halkına özen gösteren bir yönetimi hak ediyor. İran rejimi halen Arapları dize getirmeye çalışmak gibi asla gerçekleşmeyecek bir yanılsama içinde. Ayrımcı söylemleri kendisini açığa çıkarıyor, Bu rejimin boş hayalleri 40 yıl sonra artık kimseyi kandıramıyor” açıklamasında bulundu.
İran rejiminin yayılımcı hayallerine hâlâ bağlı olduğuna dikkat çeken Prens Halid bin Selman, “İran rejiminin lideri, devrimlerinin 40’ıncı yıl dönümü konuşmasında Basra Körfezi'ndeki Arap topraklarının kendi topraklarının bir parçası olduğunu iddia ederek, bu bölgeyi güney İran olarak adlandırdı. Böylece yayılımcı niyetlerini ortaya koydu” ifadelerini kulandı.
Konferansın açılışı
Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, sabah saatlerinde kullandığı şu ifadeler ile konferansın açılışını yaptı;

“Bölgedeki barış ve güvenlik sorununa yeni bir ivme kazandırmanın zamanı geldi. Mülteci krizleri, ekonomik krizler ve bazı durumlarda devlet kurulması gibi krizlerin bölgede olumsuz etkiler oldu. Ortadoğu’nun istikrarını güvence altına almak, devam eden krizlere son vermek, kültürlerarası birliği teşvik etmek ve kapsayıcı toplumlar inşa etmek gibi durumlar, büyük zorluklar ile karşı karşıya. Uluslararası toplumun istikrarı ve sürdürülebilir barışı korumak için bu çabaları aktif olarak desteklemesi önemlidir.”
Czaputowicz açılış konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ortadoğu'daki çatışmaların birçok kaynağı var. Bunlardan bazıları, bazı liderlerin her ne pahasına olursa olsun gücü ellerinde tutmak istemesi, dini köktencilik ve hoşgörüsüzlüktür. Ayrıca güç dengesizlikleri, coğrafi ayrılıklar veya dış kuvvetlerin müdahalesi de çatışmaya sebep olan unsurlar arasında yer alabilir. ABD ve AB’nin İran’ın bölgede oynayacağı rol konusunda paylaştıkları bir inançları var. Ancak İran'ın nükleer programının olası sonuçları ve bu ülkenin bölgede oynadığı istikrarsızlaştırıcı rolü konusunda endişeliyiz. İran'ın tahammül edilemez davranışlarını şiddetle kınıyoruz. Aramızda araçlar bakımından farklılıklar olabilir. AB, İran'ın nükleer programının barışçıl doğasını korumanın, bir ortak eylem planını gerektirdiğine inanıyor. ABD bu anlaşmadan çekildi ve İran’a yaptırımlar uyguladı. Bugün Ortadoğu’nun karşılaştığı zorlukları hatırlatan bölge temsilcilerini dinleme fırsatına sahibiz.”
Konferans dahilinde gerçekleştirilecek görüşmelerde herhangi bir ülkenin veya konunun görüşmelerin seyrine hakim olmayacağını dile getiren ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ise şunları söyledi:
“Konferans, Yemen Dışişleri Bakanı Halid el-Yemani’nin başkanlığını yapacağı Yemen hakkında bir tartışma ile başlayacak. Daha sonra Suriye'deki idarenin sonraki adımlarını ve değişmeyen stratejik hedeflerimize ulaşmak için çabalarımızı sürdürme taahhüdümü gözden geçireceğiz. Sonrasında Başkanı Trump'ın danışmanı Jared Kushner, ABD yönetiminin İsrail ile Filistinliler arasında kapsamlı ve sürdürülebilir bir barışı sağlama çabalarını tartışacak. Tüm bu konular hakkında soru sorma ve yorum yapma fırsatı da olacak. Sonrasında ise ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Polonya Başbakanı ve 7 Dışişleri Bakanı ilgili konular hakkındaki değerlendirmelerini bizimle paylaşacak. Daha sonra bir grup devletle, mültecilerin ve insani zorlukların ele alındığı bir öğle yemeği tertip edilecek. Bunun ardından füze geliştirme ve bunları yayma, siber tehditlerle mücadele, terörizm ve yasadışı fon sağlamak ile mücadele konulu bir dizi çalışma oturumu düzenlenecek.”
Pompeo sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bugün çok önemli görüşmelerde bulunacağız, ancak konferans sona ermeyecek. Çalışmamız gerekiyor. Suriye ve Yemen, silahların yayılması, barış süreci, terörizm, İran, siber güvenlik ve insani krizler gibi meseleler tek başına üstesinden gelinecek sorunlar değil. Güvenliği sağlamak için birlikte çalışmalıyız. Hiçbir ülke bunun dışında kalamaz. ABD, Ortadoğu’daki güvenlik sorunlarına yönelik çabalara liderlik etmeye devam edecek. Bölge için iyi bir güç olmaya devam edeceğiz. Bugün gerçekleştirilen konferans bunun kanıtıdır.”
Pompeo, sabah saatlerinde, konferansı ‘istisnai’ olarak nitelendiren Netanyahu ile ortak bir basın toplantısı düzenledi.
İsrail Başbakanı Netanyahu konferans ile ilgili "tarihsel bir dönüm noktası" değerlendirmesinde bulunduktan sonra şunları söyledi:
“Burada 60 ülkeden dışişleri bakanı ve hükümet temsilcisi, İsrail başbakanı ve önde gelen Arap ülkelerinin dışişleri bakanları karşılıklı oturup bugüne kadar görülmemiş bir güç ve açıklıkla İran rejiminin yarattığı ortak tehditle nasıl baş edilmesi gerektiğini konuştu. İlk kez birlikte geleceğimizi tehdit eden şeyin ne olduğunu ve onu güvence altına almak için neler yapmamız gerektiğini tartışma fırsatı bulduk. Bu diyaloğu gelecekte yalnızca güvenlik konusunda değil, Ortadoğu halklarının yaşamını etkileyecek her alanda sürdürmeliyiz”
“İran’la yüzleşmeden Ortadoğu’da barış ve istikrar sağlayamayız” diyen Pompeo ise İran’ın eylemleri de dahil olmak üzere istikrarsızlaştırıcı eylemleri ele almaya yönelik ortak çabalara duyulan ihtiyaçtan söz ederek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Basitçe ifade etmek gerekirse, İran ile yüzleşmeden bunları gerçekleştirmek söz konusu olamaz. Lübnan’da Yemen’de Suriye’de Irak’ta yıkıcı etkilerde bulunuyorlar. Buralarda Hamas, Hizbullah ve Husiler gibi gerçek tehditler var. İran’a karşı harekete geçmeden Ortadoğu’da barış sağlayamayız.”



Washington, Tigray krizinde Addis Ababa'nın tarafını mı tuttu?

Federal hükümet, TPLF liderliğini, barış anlaşmasını engellemek ve yeni bir silahlı çatışma turuna hazırlanmak için başta Eritre olmak üzere yabancı taraflarla iş birliği yapmakla suçluyor (AFP)
Federal hükümet, TPLF liderliğini, barış anlaşmasını engellemek ve yeni bir silahlı çatışma turuna hazırlanmak için başta Eritre olmak üzere yabancı taraflarla iş birliği yapmakla suçluyor (AFP)
TT

Washington, Tigray krizinde Addis Ababa'nın tarafını mı tuttu?

Federal hükümet, TPLF liderliğini, barış anlaşmasını engellemek ve yeni bir silahlı çatışma turuna hazırlanmak için başta Eritre olmak üzere yabancı taraflarla iş birliği yapmakla suçluyor (AFP)
Federal hükümet, TPLF liderliğini, barış anlaşmasını engellemek ve yeni bir silahlı çatışma turuna hazırlanmak için başta Eritre olmak üzere yabancı taraflarla iş birliği yapmakla suçluyor (AFP)

Mahmud Ebubekir

Tigray Halk Kurtuluş Cephesi (TPLF), ABD Dışişleri Bakanlığı'nın bazı yetkililerine vize yasağı getirme kararını “sert ve orantısız” olarak nitelendirip, reddetti.

TPLF, 19 Haziran 2026 Cuma günü yayınladığı resmi açıklamada, Amerika Birleşik Devletleri'ni Tigray'daki gerçekleri göz ardı etmekle ve Etiyopya hükümetini sorumluluktan muaf tutmakla suçladı.

ABD’nin 18 Haziran'da bazı TPLF yetkililerine ve ailelerine vize vermeyi reddetmesinin ardından yayınlanan açıklamada TPLF; “Durumun hatalı ve orantısız bir değerlendirmesine dayanan, Etiyopya federal hükümetinin Pretoria Anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmeyi sürekli ihmal etmesini göz ardı eden, tüm sorumluluğu Tigray Halk Kurtuluş Cephesi'ne yükleyen son vize yasağından derin endişe duyuyoruz” diyerek kararı eleştirdi.

ABD Dışişleri Bakanlığı, “Etiyopya hükümeti ile TPLF arasındaki artan gerilimlerin, kuzey Etiyopya'da ve bütün bölgede barış ve güvenliği tehdit eden bir çatışmayı tetikleyebileceğini” vurgulamıştı. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü tarafından yapılan açıklamada, vize kısıtlamalarının “Tigray bölgesindeki krize çözüm bulunmasını engellemeye çalışan veya onlarla iş birliği yapan kişileri hedef aldığı” belirtildi.

Amerikan anlayışı

Etiyopya Başbakanı'nın Afrika Boynuzu İşlerinden Sorumlu Danışmanı (ve eski Tigray bölgesel hükümeti başkanı) Getachew Reda ise Washington'un TPLF üyelerine ve ailelerine uyguladığı yaptırımların, Amerikan yönetiminin Etiyopya'daki siyasi gerçekliği anladığını teyit ettiğini ve ABD yönetiminin TPLF liderlerini kuzey Etiyopya'daki artan gerilimlerden sorumlu tuttuğunu ortaya koyduğunu söyledi.

Etiyopya Başbakanlığı veya Etiyopya Dışişleri Bakanlığı ise Washington'un önlemleri hakkında yorum yapmadı.

Bu durum, Afrika Birliği'nin TPLF ile Etiyopya federal hükümeti arasında Pretoria Barış Anlaşması'nın uygulanması yollarını görüşmek üzere müzakereler başlatma çabalarıyla eş zamanlı olarak geldi. Bu arada, TPLF, federal hükümeti kasıtlı ve sistematik olarak anlaşmanın uygulanmasını engellemekle ve bölgenin yıllık bütçesini önlemekle, ayrıca Başbakan Abiy Ahmed’i anlaşmada belirtilen taahhütlere uymadan General Tadesse Worku'nun Tigray bölgesel hükümeti başkanlığı görevini uzatmakla suçlayarak, anlaşmanın hükümlerini dondurduğunu açıkladı. Buna karşılık federal hükümet, Tigray Halk Kurtuluş Cephesi liderliğini, anlaşmayı engellemek ve yeni bir silahlı çatışma turuna hazırlanmak için başta Eritre olmak üzere yabancı taraflarla iş birliği yapmakla suçluyor.

Washington, Mekelle'nin anlatısına karşı Addis Ababa'nın tarafını tutarak onun anlatısını mı desteklemeye başladı? Bazı TPLF liderlerine vize yasağı getirilmesi, ABD'nin TPLF’yi anlaşmayı dondurmaktan geri adım atmaya zorlamayı amaçlayan bir tutumunun habercisi mi?

Önleyici kınama

Etiyopya işleri uzmanı Behun Gidawon ise ABD'nin tutumunun, özellikle de anlaşmayı baltalamak ve merkezi hükümete karşı sert tutumlar benimsemekle suçladığı bazı TPLF figürlerinin adını açıklaması nedeniyle, Tigray'daki gerilimleri artırmaktan sorumlu tarafı net bir şekilde belirlediğine inanıyor.

Etiyopya işleri uzmanı, “Bilhassa Etiyopya'daki yönetimi sırasında ve daha sonra bölgedeki savaş (2020-2022) sırasında uzun bir zaman Amerikan desteğine ve himayesine sahip olan TPLF’nin, şimdi resmi bir Amerikan eleştirisiyle karşı karşıya olduğunu ve sorumluluğun kendisine yüklendiğini” belirtti. “TPLF'nin Washington'daki müttefiklerinin çoğunun Demokrat kamptan olduğunu ve Washington'daki mevcut Cumhuriyetçi yönetimin ittifak faktörünü bir kenara bırakarak meseleleri objektif olarak yeniden değerlendirdiğini” kaydetti.

Etiyopya işleri uzmanı, önümüzdeki dönemde vize yasaklarının ötesine geçen ve hatta TPLF içindeki etkili liderlerin, özellikle de bölgenin Addis Ababa ile ilişkilerini gerginleştirmeye önemli ölçüde katkıda bulunan askeri figürlerin banka hesaplarının dondurulmasına kadar uzanabilecek baskılara tanık olunacağı öngörüsünde bulundu; nitekim bu figürler Eritre rejimiyle olan ittifaklarını da gizlemiyorlar.

Gidawon, Etiyopya'nın diplomatik çabalarının şimdi meyve vermeye başladığına ve ABD yönetiminin Tigray Halk Kurtuluş Cephesi, Eritre rejimi ve Amhara bölgesindeki bazı silahlı örgütler arasında “Tessmedo” olarak adlandırılan ittifaka artık şüpheyle baktığına dikkat çekti.

Asmara'nın kazanma kartları

Özellikle ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun, hükümetinin Asmara ile ilişkileri yeniden değerlendirme ve yeni bir sayfa açma niyetini teyit etmesinin ardından, “Tessmedo” projesinin beklenen ABD-Eritre diyaloğunun gündeminde yer alacağı tahmin ediliyor. Rubio, ABD'nin çabalarının nihayetinde Asmara ve Addis Ababa arasında bütün çözülmemiş sorunlar hakkında doğrudan diyalog ile sonuçlanabileceği belirtti. Bu nedenle, Tigray Halk Kurtuluş Cephesi'nin, Eritre rejiminin Addis Ababa ile olası diyaloğunda pazarlık kozu haline gelmektense, Afrika Birliği tarafından önerilen Etiyopya ile ikili diyaloğu kabul ederek, bu tür bir sürecin önüne geçmesi akıllıca olacaktır.

Gidawon, Asmara'nın Washington ile ilişkilerini geliştirmek için büyük olasılıkla Tigray ve Amhara'daki Etiyopyalı güçler ile ittifaklarını kullanmaya çalışacağını söyledi.

Olası yaptırımlar

Yine Gidawon, son ABD kararının bir sonucu olarak, bilhassa TPLF liderlerinin Washington ve New York'ta önemli miktarda banka hesabı bulunduğu yönünde gelen sürekli bilgiler göz önüne alındığında, yaptırımlardan olumsuz etkilenen bir kanat ile yaptırıma maruz kalmaktan kurtulmaya çalışan diğer kanat arasında TPLF içinde iç çatışmaların yaşanacağını öngördü. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre bahsi geçen bilgiler sadece suçlamalardan ibaret olmayıp, bunların ötesine geçiyor. Nitekim 2018 yılında geçiş hükümeti tarafından kurulan denetim komiteleri, TPLF'nin Addis Ababa'yı yönettiği otuz yıl boyunca eski Etiyopyalı yetkililere ait ve Washington da dahil olmak üzere, Batı başkentlerinde büyük miktarda paraların aktarıldığı hesapların olduğunu doğruladı.

Gidawon şunu da belirtti: “Etiyopya'yı yönettiği dönemde TPLF, siyasi söylemini sürekli olarak destekleyen ve yaygın insan hakları ihlallerini haklı çıkaran Amerikalı lobicilere muazzam miktarda para ödedi. 2020'den itibaren karar alma merkezlerinden dışlanması, onu mali kaynaklardan ve Etiyopya ile ilgili karar alma süreçleri üzerindeki etkisinden mahrum bıraktı.”

Sınırlı önlemler

Tigraylı siyasi analist Mehari Solomon ise “bazı TPLF liderlerine yönelik vize yasaklarıyla ilgili Amerikan önlemlerinin, merkezi hükümet ile bölge arasındaki gerilimin nedenleri konusunda Addis Ababa'nın söylemini destekleyen taraflı bir Amerikan duruşu olarak değil, TPLF içindeki etkili figürleri diyaloğa zorlamak için sınırlı bir girişim olarak yorumlanması gerektiğini” değerlendiriyor.

Solomon şuna da işaret etti; “Washington Etiyopya'nın tutumunu destekleyen herhangi bir resmî açıklama yapmadı. Aksine, Başkan Trump'ın Etiyopya’nın Büyük Rönesans Barajı ve bölgedeki devam eden çatışmalarla ilgili açıklaması da dahil olmak üzere, Amerikan hükümetinin en üst düzey isimlerinin, Etiyopya'nın resmi tutumlarını eleştiren bazı açıklamaları var. Bu nedenle, meseleyi bir tarafı cezalandırmak ve diğerini ödüllendirmek olarak göstermek bir yanılgıdır.”

Solomon, “Addis Ababa ile Washington arasındaki ilişkilerde açık bir soğuma ve gerçek bir kriz yaşandığına, zira son Trump-Sisi görüşmesinde de görüldüğü gibi, ABD'nin başkanı aracılığıyla, Etiyopya'ya karşı Mısır'ı desteklediğini deklare ettiğine” dikkat çekti.

Bunun Amerikan yönetiminin, “Etiyopya'nın Mısır'a haksızlık ettiğini” kamuoyu önünde ilk kez kabul ettiği bir durumu temsil ettiğini, Washington'un bu sorunu çözmek için çalışacağını ve Etiyopya ile ABD arasındaki tarihsel olarak gergin ilişkilerdeki krizin büyüklüğünü gösterdiğini de belirtti.

Solomon, “ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Tigray Halk Kurtuluş Cephesi içindeki bazı kişilere uyguladığı vize kısıtlamalarının, Addis Ababa hükümetinin Washington ile diğer konularda, özellikle Nil meselesinde karşılaştığı zorluklarla karşılaştırıldığında önemli bir sorun teşkil etmediğini” belirterek sözlerine devam etti.

Uluslararasılaşmanın önemi

Tigray işleri uzmanı Solomon, TPLF ile Washington arasında meselelerin adil bir şekilde yeniden değerlendirilmesine olanak sağlayabilecek doğrudan diyalog kanallarının mevcut olduğunu düşünüyor ve ekliyor: “TPLF'nin Amerikan önlemlerine verdiği yanıt sakin ve dengeli görünüyordu, bu da Etiyopya'nın bölgenin ABD ile ilişkilerinde bir kriz olduğu yönündeki algısının kırılganlığını ortaya koyuyor.”

Solomon, her iki taraf üzerindeki etkisi göz önüne alındığında, Washington'un Pretoria Anlaşması'nın uygulanmasına ilişkin mekanizmalar konusunda gidişatı düzeltmek için müdahale etmesinin Tigray'ın çıkarına olduğunu düşünüyor.

TPLF'nin “anlaşmanın uygulanmasını askıya alma” açıklamasının öncelikle uluslararası toplumun ve özellikle de ABD'nin dikkatini, anlaşmanın uygulanmasında karşılaşılan zorluklara çekmeyi amaçladığını, özellikle de uluslararası toplumun İran, Ukrayna ve Gazze'deki savaşlar gibi diğer krizlerle meşgul olduğu bir dönemde bunun önem taşıdığını belirtti.

 Açıklamasını şu sözlerle sonlandırdı: “Krizi uluslararası arenaya kaydırmak Tigray'ın aleyhine değil, onun çıkarınadır; çünkü anlaşmanın en iyi şekilde uygulanması Tigraylıların çıkarınadır. Addis Ababa ise yerinden edilmiş kişilerin geri dönüşü, bölgesel hükümetin seçimine TPLF’nin katılması, yıllık bütçenin gönderilmesi ve temel malzemelerin sağlanması gibi yükümlülüklerin yerine getirilmesini geciktirme, bu konuda oyalama eğiliminde.”

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir.


Venezuela, son 126 yılın en güçlü depremlerinden biriyle sarsıldı... Çifte depremde yüzlerce kişi hayatını kaybetti, arama kurtarma çalışmaları sürüyor

Venezuela’da meydana gelen iki büyük depremin ardından arama-kurtarma ekipleri enkaz altında kalanlara ulaşmaya çalışıyor. (EPA)
Venezuela’da meydana gelen iki büyük depremin ardından arama-kurtarma ekipleri enkaz altında kalanlara ulaşmaya çalışıyor. (EPA)
TT

Venezuela, son 126 yılın en güçlü depremlerinden biriyle sarsıldı... Çifte depremde yüzlerce kişi hayatını kaybetti, arama kurtarma çalışmaları sürüyor

Venezuela’da meydana gelen iki büyük depremin ardından arama-kurtarma ekipleri enkaz altında kalanlara ulaşmaya çalışıyor. (EPA)
Venezuela’da meydana gelen iki büyük depremin ardından arama-kurtarma ekipleri enkaz altında kalanlara ulaşmaya çalışıyor. (EPA)

Venezuela Devlet Başkan Vekili Delcy Rodríguez, bugün (Perşembe) yaptığı açıklamada, Çarşamba akşamı ülkeyi vuran iki güçlü depremin bilançosunun en az 164 ölü ve 971 yaralıya yükseldiğini duyurdu.

Rodríguez günün erken saatlerinde ulusa sesleniş konuşmasında, “Şu ana kadar elimizdeki bilgilere göre 32 kişi hayatını kaybetti ve 700’den fazla kişi yaralandı” demiş, ancak başkente yakın ve en ağır hasarı alan bölgelerden biri olduğunu belirttiği La Guaira eyaletine ilişkin henüz net verilerin bulunmadığını ifade etmişti.

Rodríguez, yaptığı açıklamada, büyüklükleri 7,2 ve 7,5 olarak ölçülen iki güçlü depremin ardından meydana gelen 20 artçı sarsıntının başkent Karakas’ta çok sayıda binanın çökmesine neden olduğunu ve başkente hizmet veren Maiquetía Uluslararası Havalimanı’nın altyapıda oluşan ciddi hasar nedeniyle kapatıldığını söyledi.

dfvdfvfd
Arama-kurtarma ekipleri, Venezuela'nın kuzey-orta kesimini vuran ve büyüklükleri 7,2 ile 7,5 olarak ölçülen iki ardışık depremin ardından Karakas'ta enkaz altında kalanlara ulaşmaya çalışıyor. (EPA)

Chacao Belediye Başkanı ise Karakas’ta gece boyunca çalışan arama-kurtarma ekiplerinin hâlâ enkaz altında mahsur kalan ve hayatta olduğu düşünülen kişilerin seslerini duyduğunu açıkladı.

Gustavo Duque, Instagram üzerinden yayımladığı videoda, “Şükürler olsun ki hayatta olan insanların seslerini duyuyoruz ve onları kurtaracağız” dedi. Duque, şu ana kadar 23 kişinin enkazdan sağ çıkarıldığını ve kurtarılanların yerel sağlık merkezlerinde tedavi altına alındığını belirtti.

Ayrıca Almanya Jeolojik Araştırmalar Merkezi (GFZ), bugün internet sitesindeki verileri güncelleyerek Çarşamba günü Venezuela’yı vuran iki güçlü depremden ikincisine ilişkin bilgileri revize etti. Kurum, bugün 7,43 büyüklüğünde yeni bir deprem kaydedilmediğini bildirdi.

Duque, “Kurtarabileceğimiz son kişiyi de kurtarana kadar bölgeden ayrılmayacağız. Bunu başaracağımıza inanıyorum” ifadelerini kullandı.

1900’den bu yana en güçlü depremlerden biri

ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu’nun (USGS) verilerine göre, söz konusu iki deprem Venezuela’da son yüzyıldan uzun bir süredir meydana gelen en güçlü depremler arasında yer alıyor.

USGS kayıtlarına göre 29 Ekim 1900’de, Karakas’ın kuzeydoğusunda Venezuela açıklarında meydana gelen 7,7 büyüklüğündeki deprem ciddi hasara yol açmıştı.

dfghyju
Venezuela'nın Barinas eyaleti milletvekili Wilmer Azuaje'nin resmî Instagram hesabında yayımlanan görüntüde, Simon Bolivar Havalimanı'nın bazı bölümlerinin insanların üzerine çöktüğü anlar yer alıyor. (AFP)

Kuruma göre Karakas’taki binaların yıkılmasına neden olan ve komşu Kolombiya’da da hissedilen depremler, birbirinden yaklaşık 45 kilometre uzaklıktaki iki farklı noktada ve farklı derinliklerde, yalnızca bir dakika arayla meydana geldi.

Çifte depremin ardından Karakas’ın kuzeyindeki La Guaira bölgesindeki birçok bina ağır hasar gördü. AFP muhabiri, elektrik kesintisinin yaşandığı bölgede çok sayıda kişinin karanlıkta enkaz altında kalanlara ulaşmaya çalıştığını aktardı.

sdvferg
Venezuela'nın La Guaira kentinde meydana gelen depremlerin ardından yaralanan kişiler, sahra hastanesinde tedavi görüyor. (Reuters)

Yetkililer, depremin merkez üssünün ülkenin Karayip kıyısındaki Morón kasabasının batısında, Karakas’ın yaklaşık 168 kilometre batısında ve 13 kilometre derinlikte bulunduğunu açıkladı.

Kurtarma çalışmaları sürerken şok hâkim

Karakas’ta sarsıntıdan etkilenen birçok binadan vatandaşlar tahliye edilirken, çok sayıda kişi güvenlik gerekçesiyle geceyi dışarıda geçirdi.

Bazı binaların duvarlarının tamamen çökmesi sonucu evlerin içindeki eşyalar sokaktan görülebilir hâle geldi. Başkentin restoran ve ticari faaliyetleriyle bilinen iki semtinde yoğun toz bulutları yükseldiği gözlendi.

778ıkı89l
Depremin ardından Venezuela'nın başkenti Karakas'ta hasarın görüldüğü bir sokak. (AFP)

Venezuela İçişleri Bakanı Diosdado Cabello, depremin birçok eyalette hissedildiğini belirterek, Karakas’ın Altamira bölgesinde ev ve binaların çökmesi nedeniyle “endişe verici durumlar” yaşandığını söyledi.

Vatandaşlara binalardan uzak durmaları çağrısında bulunan Cabello, artçı sarsıntıların hasarlı yapılarda yeni yıkımlara yol açabileceği uyarısında bulundu.

Devlet televizyonuna konuşan Cabello, “Bazı insanların panik yaşadığını biliyoruz. Ancak yardım ve kurtarma çalışmalarını devreye sokmak ve ihtiyaç sahiplerine ulaşmak için belirlenen prosedürler doğrultusunda hareket ediyoruz” dedi.

ty55j6uk7
Karakas’ın yaklaşık 30 kilometre kuzeybatısındaki La Guaira eyaletine bağlı Catia La Mar’da meydana gelen depremin ardından, hasar gören bir binanın yakınında enkaz arasında duran insanlar görülüyor. (AFP)

Cabello ayrıca, “Çocuklar ve yaşlılar konusunda son derece dikkatli olun. Kimsenin zarar görmediğinden emin olmak için yakınlarınızla iletişim kurun” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Pasifik Tsunami Uyarı Merkezi, Virgin Adaları için tsunami uyarısı yayımladı. Dominik Cumhuriyeti yetkilileri de ada için benzer bir uyarı yayınlarken, Porto Riko için daha önce yapılan tsunami uyarısı kısa süre sonra kaldırıldı.


İran UAEA müfettişlerinin geri dönüşü için nihai anlaşmaya varılmasını şart koştu

Hürmüz Boğazı'nda mahsur kalan gemiler (Reuters)
Hürmüz Boğazı'nda mahsur kalan gemiler (Reuters)
TT

İran UAEA müfettişlerinin geri dönüşü için nihai anlaşmaya varılmasını şart koştu

Hürmüz Boğazı'nda mahsur kalan gemiler (Reuters)
Hürmüz Boğazı'nda mahsur kalan gemiler (Reuters)

İran dün Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) müfettişlerinin nükleer tesislerde yeniden denetimlere başlamasını ABD ile varılacak nihai anlaşmaya bağladı. Bu açıklama, Washington'ın Tahran ile nükleer denetim konusunda uzlaşıya varıldığını teyit etmesine karşın geldi.

UAEA Genel Direktörü Rafael Grossi, uygulama düzenlemelerinin tamamlanmasının ardından denetimlerin’kaçınılmaz olarak gerçekleşeceğini’ söyledi.

Ancak İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, Tahran'ın şu an nükleer tesislerini erişime açmaya yönelik herhangi bir planının bulunmadığını belirterek bu meselelerin yalnızca nihai bir anlaşma çerçevesinde ve yaptırımların kaldırılmasına yönelik adımların atılmasının ardından ele alınacağını vurguladı.

Washington'da ise ABD Başkanı Donald Trump, İran'ın denetimleri kabul ettiğini açıkladı. Fox News'e verdiği röportajda ABD’li müfettişlerin İran’daki nükleer tesisleri incelemek üzere UAEA müfettişlerine eşlik edeceğini belirtti. Tahran'ın ayrıca Washington'a Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemilere herhangi bir geçiş ücreti uygulamayı düşünmediğini bildirdiğini de aktaran Trump, bunun aksinin kanıtlanması halinde müzakerelerin derhal sona erdirileceği uyarısında bulundu.

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ise İslamabad’da varılan mutabakatı ‘ABD’nin yenilgisinin ilanı’ olarak nitelendirdi. Azerbaycan'ın başkenti Bakü'de gerçekleşen İslam İşbirliği Teşkilatı Parlamento Birliği (İSİPAB) toplantısında konuşan Kalibaf, Lübnan'daki savaşın sona erdirilmesinin İran açısından İran'daki savaşın bitirilmesi kadar önem taşıdığını söyledi.

Pakistan ise nükleer program, yaptırımlar ve Hürmüz Boğazı düzenlemelerine ilişkin müzakerelerin sürdürülmesi amacıyla teknik görüşmelerin gelecek hafta yeniden başlayacağını duyurdu.