​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
TT

​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)

Ortadoğu'da Barış ve Güvenliğin Geleceğini Destekleme Konferansı dün sona erdi.
ABD ve Polonya, konferans sonrasında yayınlanan sonuç bildirgesinde, Ortadoğu’da istikrarın sağlanması için böyle bir konferansın gerçekleştirilmesinin gerekliliğine dikkat çekerken, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, İran'ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varılması için işbirliği yapılması çağrısında bulundu ve bu tehditlerin Ortadoğu ile sınırlı kalmayacağını, bilakis Avrupa’ya ve Batı’ya da yöneleceğini söyledi. Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz ise yaptığı konuşmada, İran'ın Suriye'ye müdahalelerinin bölgeyi olumsuz etkilediğini söyledi.
“İran, Hizbullah ve terörizm Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor”
Varşova Konferansı’nın krizlerin üstesinden gelinmesi için gerçekleştirildiğini dile getiren Pompeo, “İran, Hizbullah ve terörizmin yayılması Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor. Ortadoğu'daki barış çalışmalarına devam edeceğiz. Daha fazla yaptırım ve daha fazla baskı istiyoruz. Böylece İran'daki diktatörlerin devamlılığının önüne geçebiliriz” açıklamasında bulundu. Ayrıca bölgedeki İran saldırganlığının gerçek bir tehlike olduğuna dikkat çeken Pompeo, “Konferansta İran’ı savunan hiçbir ülke yok. İran’ın bölgeyi istikrarsızlaştıran rolü konusunda hepimiz hemfikiriz” dedi. Pompeo, İran rolüne atıfta bulunmadan bölgedeki sorunlardan bahsetmenin zor olduğuna dikkat çekerek, İran’ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varmak için işbirliğine ihtiyaç duyulduğunu ve Washington’un İran'a daha fazla yaptırım uygulama konusunda haklı olduğunu söyledi.
Öte yandan Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, Ortadoğu'daki sorunların karmaşık olduğuna ve Avrupa Birliği’nin (AB) tek başına bunların üstesinden gelmek için yeterli güce sahip olmadığına dikkat çekerek, “İran'ın olumsuz bir etkisi var. Tartışmalarımızda bunu göz ardı etmedik” dedi.
Konferansa yaklaşık 60 ülke katıldı, fakat katılımın Avrupa ayağı düşüktü. ABD yetkilileri, İran'ın eylemlerini tehdit olarak gören Arap devletleri ve İsrail gibi farklı tarafların bölgede bulunmasının önemini vurguladılar.
Pence’den Avrupa ülkelerine suçlama
Konferansın oturum aralarında açıklamalarda bulunan ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, İran dosyasıyla ilgili olarak Amerikan ve Avrupa tarafları arasındaki farklara ışık tuttu. ABD yetkilisi, Avrupalıları, ‘İran rejimine yönelik yaptırımları, mali işlemler için bir mekanizma kurarak atlatmaya çalışmakla’ suçladı. Bu davranışların hoş olmadığına dikkat çeken Pence, bu davranışların taraflar arasındaki ilişkilerde birtakım sonuçları olabileceğini söyledi.
ABD Başkan Yardımcısı Pence, konuşmasının devamında, Trump'ın iki yıl önce başkanlık koltuğuna oturmasında sonra ilk dış ziyaretini Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiğine ve Arap-İslam-Amerikan Zirvesi’ne katıldığına atıfta bulunarak, barışın sağlanması için konferansa katılan bütün ülkeler ile çalışmaya hazır olduklarını belirtti.
Katılımcıların bölge için daha iyi bir gelecek inşa edilmesi hakkında konuştuğunu kaydeden Pence, “Şu anda toplantılar yapılıyor. Çünkü radikal İslami terörizm gibi ortak bir sorunla karşı karşıyayız. Terörizm yalnızca Amerika'ya değil bölgedeki tüm ülkelere yönelik bir tehdit oluşturuyor. Başkan Trump yönetimi, bu radikal tehdide karşı koyma konusunda adımlar attı ve DEAŞ örgütü ile kendini gösteren bu tehdidin ortadan kaldırılması hususunda esas katkılarda bulundu. ABD, kendi vatandaşlarının güvenliğini önceliyor. Fakat Amerika’nın öncelenmesi, yalnız Amerika demek değildir. Washington, aşırılıkçılığa karşı uluslararası bir koalisyon oluşturmak için çalışıyor.”
Başbakan Netanyahu'nun geçen yılın sonunda Umman'ı ziyareti ve Papa Franciscus'un bu yıl BAE'ye yaptığı ziyaret gibi bölgedeki ‘değişim rüzgarlarına’ değinen Pence, “Bu tarihi konferans yeni bir dönemin başladığının kanıtıdır” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“DEAŞ hilafeti kısa bir süre sonra sona erecek ve Trump’ın açıklamasına göre yakın zamanda bölgedeki ABD birlikleri geri çekilecek. Bu, taktiklerdeki bir değişikliktir, görevde değil. Toprakları DEAŞ’ın elinden geri almamız yeterli değil. Ortaklarımızla çalışmaya hazırız. DEAŞ katıntıları her nerede olursa olsun takip edeceğiz.”
ABD'nin Suriye'deki yeni bir kimyasal saldırıya yanıt verme konusundaki kararlılığını dile getiren Pence, ülkesinin İngiltere ve Fransa ile birlikte, Devlet Başkanı Beşşar Esed rejiminin gerçekleştirdiği kimyasal bir saldırıya yanıt verdiğini hatırlatarak, rejim tarafından gerçekleştirilecek benzer bir saldırıya aynı şekilde yanıt vermeye hazır olduklarını söyledi.
“Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor”
Sonra, İran rejiminin bölgenin geleceği ve Ortadoğu’daki barış ve istikrar için en büyük tehdit olduğunu dile getirerek İran hakkında konuşmaya başlayan Pence, “Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor, Suriye ve Yemen'e müdahale ediyor, Hizbullah'ı destekliyor ve Amerikalı rehineleri elinde tutuyor” dedi. İran’ı Ortadoğu’daki etkisini genişletmek için Irak ve Suriye’de birer koridor açmakla itham eden Pence, savaşçıları ile Esed rejiminin düşmesini engellemeye çalıştığını ve Lübnan Hizbullahı’na roketler gönderdiğini söyledi.
Pence, 1979 yılında Şah’ın devrilmesinin ardından geçen 40 yıl boyunca başarısızlık ve terörün İran’da hüküm sürdüğünü dile getirerek, yapılan nükleer anlaşmanın İran’ı caydırmadığını, bilakis bölgedeki müdahalelerini daha da arttırdığını söyledi. Başkan Trump’ın nükleer anlaşmadan çekildiğini, İran rejimine yaptırımlar uyguladığını ve İran'ın eylemlerine itiraz eden diğer ülkelerin de bu yaptırımları desteklediğini dile getiren Pence, “Maalesef, en yakın Avrupalı arkadaşlarımızdan bazıları bu yaptırımları ihlal etti ve onları atlatmaya çalıştı. Fransa, İngiltere ve Almanya kurdukları finansal işlemler mekanizması ile bu yaptırımların üstesinden gelmeye çalıştılar. Bu hamle, ABD ile Avrupa’nın aralarının açılmasına sebep olacaktır” dedi.
“Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi”
İran'ın teknik olarak uygulayıp uygulamamasının değil, nükleer anlaşmanın kendisinin bir sorun olduğunu dile getiren Pence, “Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi. Artık anlaşmadan çekilmeliler. Bu fırsatı görmezden gelemeyiz” dedi.
Ortadoğu’daki barış süreci hakkında konuşan Pence, “Başkan Trump, üç İbrahimî din olan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam'ın tabilerinin barış içinde birlikte yaşamalarını istiyor” ifadesini kullandı.
Öte yandan Varşova Konferansı’na katılan Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçisi Prens Halid bin Selman, önceki gün Twitter hesabı üzerinden yapmış olduğu paylaşımlarda, “Molla rejimi 40 yıl önce iktidarı ele geçirdi. İran halkının yaşam standartları bu süre içerisinde ciddi bir düşüne tanık oldu. Bu rejim, bölgedeki terörizm, radikalizm, mezhepçilik ve istikrarsızlığı desteklemek için halkının parasını israf etmeye devam ediyor. Dost İran halkı, bölgede bölücülük ve terör fitnelerini yaymak için servetini ve parasını israf etmek yerine halkına özen gösteren bir yönetimi hak ediyor. İran rejimi halen Arapları dize getirmeye çalışmak gibi asla gerçekleşmeyecek bir yanılsama içinde. Ayrımcı söylemleri kendisini açığa çıkarıyor, Bu rejimin boş hayalleri 40 yıl sonra artık kimseyi kandıramıyor” açıklamasında bulundu.
İran rejiminin yayılımcı hayallerine hâlâ bağlı olduğuna dikkat çeken Prens Halid bin Selman, “İran rejiminin lideri, devrimlerinin 40’ıncı yıl dönümü konuşmasında Basra Körfezi'ndeki Arap topraklarının kendi topraklarının bir parçası olduğunu iddia ederek, bu bölgeyi güney İran olarak adlandırdı. Böylece yayılımcı niyetlerini ortaya koydu” ifadelerini kulandı.
Konferansın açılışı
Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, sabah saatlerinde kullandığı şu ifadeler ile konferansın açılışını yaptı;

“Bölgedeki barış ve güvenlik sorununa yeni bir ivme kazandırmanın zamanı geldi. Mülteci krizleri, ekonomik krizler ve bazı durumlarda devlet kurulması gibi krizlerin bölgede olumsuz etkiler oldu. Ortadoğu’nun istikrarını güvence altına almak, devam eden krizlere son vermek, kültürlerarası birliği teşvik etmek ve kapsayıcı toplumlar inşa etmek gibi durumlar, büyük zorluklar ile karşı karşıya. Uluslararası toplumun istikrarı ve sürdürülebilir barışı korumak için bu çabaları aktif olarak desteklemesi önemlidir.”
Czaputowicz açılış konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ortadoğu'daki çatışmaların birçok kaynağı var. Bunlardan bazıları, bazı liderlerin her ne pahasına olursa olsun gücü ellerinde tutmak istemesi, dini köktencilik ve hoşgörüsüzlüktür. Ayrıca güç dengesizlikleri, coğrafi ayrılıklar veya dış kuvvetlerin müdahalesi de çatışmaya sebep olan unsurlar arasında yer alabilir. ABD ve AB’nin İran’ın bölgede oynayacağı rol konusunda paylaştıkları bir inançları var. Ancak İran'ın nükleer programının olası sonuçları ve bu ülkenin bölgede oynadığı istikrarsızlaştırıcı rolü konusunda endişeliyiz. İran'ın tahammül edilemez davranışlarını şiddetle kınıyoruz. Aramızda araçlar bakımından farklılıklar olabilir. AB, İran'ın nükleer programının barışçıl doğasını korumanın, bir ortak eylem planını gerektirdiğine inanıyor. ABD bu anlaşmadan çekildi ve İran’a yaptırımlar uyguladı. Bugün Ortadoğu’nun karşılaştığı zorlukları hatırlatan bölge temsilcilerini dinleme fırsatına sahibiz.”
Konferans dahilinde gerçekleştirilecek görüşmelerde herhangi bir ülkenin veya konunun görüşmelerin seyrine hakim olmayacağını dile getiren ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ise şunları söyledi:
“Konferans, Yemen Dışişleri Bakanı Halid el-Yemani’nin başkanlığını yapacağı Yemen hakkında bir tartışma ile başlayacak. Daha sonra Suriye'deki idarenin sonraki adımlarını ve değişmeyen stratejik hedeflerimize ulaşmak için çabalarımızı sürdürme taahhüdümü gözden geçireceğiz. Sonrasında Başkanı Trump'ın danışmanı Jared Kushner, ABD yönetiminin İsrail ile Filistinliler arasında kapsamlı ve sürdürülebilir bir barışı sağlama çabalarını tartışacak. Tüm bu konular hakkında soru sorma ve yorum yapma fırsatı da olacak. Sonrasında ise ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Polonya Başbakanı ve 7 Dışişleri Bakanı ilgili konular hakkındaki değerlendirmelerini bizimle paylaşacak. Daha sonra bir grup devletle, mültecilerin ve insani zorlukların ele alındığı bir öğle yemeği tertip edilecek. Bunun ardından füze geliştirme ve bunları yayma, siber tehditlerle mücadele, terörizm ve yasadışı fon sağlamak ile mücadele konulu bir dizi çalışma oturumu düzenlenecek.”
Pompeo sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bugün çok önemli görüşmelerde bulunacağız, ancak konferans sona ermeyecek. Çalışmamız gerekiyor. Suriye ve Yemen, silahların yayılması, barış süreci, terörizm, İran, siber güvenlik ve insani krizler gibi meseleler tek başına üstesinden gelinecek sorunlar değil. Güvenliği sağlamak için birlikte çalışmalıyız. Hiçbir ülke bunun dışında kalamaz. ABD, Ortadoğu’daki güvenlik sorunlarına yönelik çabalara liderlik etmeye devam edecek. Bölge için iyi bir güç olmaya devam edeceğiz. Bugün gerçekleştirilen konferans bunun kanıtıdır.”
Pompeo, sabah saatlerinde, konferansı ‘istisnai’ olarak nitelendiren Netanyahu ile ortak bir basın toplantısı düzenledi.
İsrail Başbakanı Netanyahu konferans ile ilgili "tarihsel bir dönüm noktası" değerlendirmesinde bulunduktan sonra şunları söyledi:
“Burada 60 ülkeden dışişleri bakanı ve hükümet temsilcisi, İsrail başbakanı ve önde gelen Arap ülkelerinin dışişleri bakanları karşılıklı oturup bugüne kadar görülmemiş bir güç ve açıklıkla İran rejiminin yarattığı ortak tehditle nasıl baş edilmesi gerektiğini konuştu. İlk kez birlikte geleceğimizi tehdit eden şeyin ne olduğunu ve onu güvence altına almak için neler yapmamız gerektiğini tartışma fırsatı bulduk. Bu diyaloğu gelecekte yalnızca güvenlik konusunda değil, Ortadoğu halklarının yaşamını etkileyecek her alanda sürdürmeliyiz”
“İran’la yüzleşmeden Ortadoğu’da barış ve istikrar sağlayamayız” diyen Pompeo ise İran’ın eylemleri de dahil olmak üzere istikrarsızlaştırıcı eylemleri ele almaya yönelik ortak çabalara duyulan ihtiyaçtan söz ederek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Basitçe ifade etmek gerekirse, İran ile yüzleşmeden bunları gerçekleştirmek söz konusu olamaz. Lübnan’da Yemen’de Suriye’de Irak’ta yıkıcı etkilerde bulunuyorlar. Buralarda Hamas, Hizbullah ve Husiler gibi gerçek tehditler var. İran’a karşı harekete geçmeden Ortadoğu’da barış sağlayamayız.”



Havana'daki çöp krizi: Kemirgenlerle yaşamaktan yoruldum

Aralık ayında bu fotoğrafların çekildiği başkentte kriz daha da büyüdü (AFP)
Aralık ayında bu fotoğrafların çekildiği başkentte kriz daha da büyüdü (AFP)
TT

Havana'daki çöp krizi: Kemirgenlerle yaşamaktan yoruldum

Aralık ayında bu fotoğrafların çekildiği başkentte kriz daha da büyüdü (AFP)
Aralık ayında bu fotoğrafların çekildiği başkentte kriz daha da büyüdü (AFP)

Onlarca yıldır ABD ambargosu altındaki Küba'da yaşam, Washington'ın adaya petrol tedarikini engellemesiyle daha da zorlaştı. 

Yakıt kıtlığı nedeniyle çöp kamyonları çalışamıyor. Başkent Havana başta olmak üzere tüm ülkede yaşanan çöp krizi büyüyor. 

New York Times (NYT), başkent sakinlerinin çöp yığınlarından şikayetlerinin arttığını aktarıyor. 

Resmi açıklamalara göre 30 bin çöp konteynırına ihtiyaç duyulan Havana'daki mevcut sayı yalnızca 10 bin ve bunların pek çoğu kötü durumda. 

2019'da Japonya yönetimi 100 çöp kamyonu hediye etse de 5 yıl sonra bunların bozulmaya başladığı haberleri devlet medyasına yansıdı.

Havana'daki 106 çöp kamyonundan yalnızca 44'ünün çalıştığı şubat başında devlet medyası tarafından bildirilmişti. 

Küba yönetimi, askerleri ve işçileri de çöp temizleme kampanyasına seferber etti. 

Amerikan gazetesi, Havana'da yaşayan 79 yaşındaki çöpçü José Fernández Zaldívar'ın şu ifadelerini aktarıyor:

Bazen çöp o kadar fazla oluyor ki evimin girişini kapadıkları için dışarı çıkamıyorum. Önce bir yol açmam gerekiyor. Çok fazla çöp var. Nereden geldiğini anlayamıyorum.

Kamu sağlığı uzmanları, çevredeki kirlilikle birlikte bu yaz sivrisineklerin sayısında ve ilgili hastalıklarda patlama yaşanabileceğini vurguluyor. 

Bu böceklerin bölgede dang humması ve Zika virüsü gibi çeşitli ciddi hastalıklara neden olabileceği hatırlatılıyor. 

Çöpü yakarak yok etme girişimlerinin arttığı gözlemleniyor ama ortaya çıkan dumanlar da sağlığa zarar veriyor. 

Marta Ramos Soler, sokaklara konulan çöp kutularının bölge halkı tarafından içindekilerle birlikte ateşe verildiğini söyledi. 

Geçen yıl kendisi, oğlu ve kaynanasının Chikungunya virüsü kaptığını belirten hemşire, "Kemirgenler ve hamamböcekleriyle birlikte pisliğin içinde yaşamaktan yoruldum" dedi. 

NYT, Trump'ın son yaptırımları öncesinde de sürdürülen Amerikan ablukasının etkisiyle yıllardır çöp sorununun yaşandığını öne sürüyor. Pek çok Kübalı'nın bu durumdan dolayı yönetimi de suçladığı iddia ediliyor. 

2018'de yapılan bir araştırmaysa Havana'daki krizle ilgili iki ana neden belirlemişti: Bozulan çöp kamyonları gibi mekanik sorunlar ve çöp toplayıcılarıyla kent sakinlerinin yaşadıkları yeri temiz tutmaya dair gönülsüzlüğü.

Başbakan Manuel Marrero'nun geçen sene devlet gazetesinde yayımlanan açıklamasında "Gerekli kaynaklara sahip olmadığımız doğru ama aynı zamanda inisiyatif alma, standartları yükseltme ve önceliklendirme konusunda da eksikliklerimiz var" dediği hatırlatılıyor. 

Diğer yandan ABD Başkanı Donald Trump ve danışmanlarının, Küba'ya saldırı senaryoları üzerinde çalıştığı bildiriliyor. 

Eski ABD görevlilerinin kurduğu VIPS (Veteran Intelligence Professionals for Sanity/Sağduyudan Yana Olan Emekli İstihbarat Profesyonelleri) ise bir açıklama yayımlayarak Küba'ya yapılacak herhangi bir müdahalenin kaybetmeye mahkum olduğunu savundu. 

Olası bir askeri harekatın ülkelerindeki Kübalıları birleştireceği ve adada doğrudan ABD'nin sorumlu olacağı bir insani felakete yol açacağı vurgulandı. Oluşabilecek göç krizinin çevredeki ülkeleri de etkileyeceğine işaret edildi. 

Washington'ın öne sürdüğünün aksine, Küba'nın terör örgütlerine destek verdiğine ya da Çin ve Rus casus üslerini barındırdığına dair herhangi bir kanıt olmadığı bildirildi.

VIPS'in açıklamasında ABD yönetiminin eski Küba lideri Raúl Castro hakkında bir iddianame hazırladığı da anımsatıldı. 

94 yaşındaki Castro'nun 1996'daki uçak düşürme olayıyla bağlantısına dair önemli bir kanıt olmadığı ifade edildi. 

Independent Türkçe, NYT, TeleSUR


Ukrayna savaşı köpekleri nasıl değiştirdi?

5. yılına giren savaş sırasında pek çok Ukraynalı, köpeklerini arkada bırakıp evlerinden uzaklara kaçtı (AFP)
5. yılına giren savaş sırasında pek çok Ukraynalı, köpeklerini arkada bırakıp evlerinden uzaklara kaçtı (AFP)
TT

Ukrayna savaşı köpekleri nasıl değiştirdi?

5. yılına giren savaş sırasında pek çok Ukraynalı, köpeklerini arkada bırakıp evlerinden uzaklara kaçtı (AFP)
5. yılına giren savaş sırasında pek çok Ukraynalı, köpeklerini arkada bırakıp evlerinden uzaklara kaçtı (AFP)

Evolutionary Applications adlı bilimsel dergide yayımlanan bir makale, Şubat 2022'de başlayan Ukrayna savaşının köpekleri nasıl hızla farklılaştırdığını gösteriyor.

Bilim insanları, Ukrayna'nın 9 bölgesindeki 763 köpeği inceledi.

Araştırmaya, sahipleri savaştan kaçarken geride bırakılan köpeklerle yaşamı boyunca sokakta kalmış köpekler de dahil edildi.

Cephe yakınlarında yaşayan köpeklerin kurt ve çakallar gibi vahşi akrabalarına daha fazla benzemeye başladığı görüldü.

Güvenli bölgelerde yaşayan köpeklerle karşılaştırıldığında, cephe hattındakilerin burun uzunluklarının orta seviyede olduğu tespit edildi.

Çoğunun vücut kütlesinin daha az olduğu da bildirildi. 

Cephedeki yaşlı, hasta ya da yaralı köpek sayısının daha az olduğu ve bu bölgelerdeki hayvanların gruplar halinde yaşamaya daha fazla meylettiği aktarılıyor.

Lviv Üniversitesi zoologlarından Mariia Martsiv, başyazarı olduğu makale için yaptıkları çalışma hakkında "Cephede daha rahat bir şekilde hayatta kalan köpekler 'vahşi' fenotipe sahip olanlar: Dik kulak, düz kuyruk ve daha az beyaz renk" diyor.

Gdansk Üniversitesi'nde doktora yapan Małgorzata Witek de yazarları arasında olduğu makale hakkında konuştu:

Savaş, güçlü bir filtre gibi, ekstrem koşullarda hayatta kalmayı sağlayan özellikleri destekliyor. Bizi en çok şaşırtan şey, bu özelliklerin ne kadar hızlı belirginleştiğiydi. Savaş görece kısa bir zaman önce başlasa da cephedeki köpeklerle diğerleri arasındaki farklar çok belirgin.

Witek, bunun hızlı bir evrimden kaynaklandığını düşünmediklerini de vurguladı. 

Bu çalışmayı haberleştiren New York Times (NYT), büyük köpeklerin mayınları tetikleme riskinin daha yüksek olması gibi etkenlere işaret ediyor.

Araştırmada cephedeki köpeklerin çoğunun hâlâ gıda için insanlara bel bağladığı gösterildi. 

Bazılarının Ukrayna askerleriyle birlikte yaşadığı, zaman zaman köpeklerin cephedeki cesetleri yediği vakaların da görüldüğü bildirildi. 

Gdansk Üniversitesi'nden Małgorzata Pilot bazılarınınsa insanlara ihtiyaç duymadığını vurguluyor:

Buna yabanileşme diyebiliriz.

NYT'nin görüş aldığı yaban hayatı uzmanı Euan Ritchie, kendisinin yer almadığı araştırmayı önemli bulduğunu söyledi:

Köpeklerin savaşın yıkıcı etkilerinden bu kadar açık biçimde etkilenmesine dair kanıtlar, o kadar da yer değiştiremeyen ve yaşam alanlarıyla gıdaları açısından daha kısıtlı olan diğer türler için de alarm işlevi görmeli.

Independent Türkçe, NYT, Evolutionary Applications


Trump, İsrail ile Hizbullah arasında saldırıların durdurulması konusunda anlaşma sağlandığını açıkladı

ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu görüşmelerinden birinde görüntülenirken (Arşiv - Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu görüşmelerinden birinde görüntülenirken (Arşiv - Reuters)
TT

Trump, İsrail ile Hizbullah arasında saldırıların durdurulması konusunda anlaşma sağlandığını açıkladı

ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu görüşmelerinden birinde görüntülenirken (Arşiv - Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu görüşmelerinden birinde görüntülenirken (Arşiv - Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, bugün (Pazartesi) yaptığı açıklamada, İsrail’in Beyrut’a herhangi bir asker göndermeyeceğini duyurdu. Açıklama, Trump’ın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinin ardından geldi.

Trump, Truth Social platformundaki hesabından yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı:

“Başbakan Benjamin Netanyahu ile son derece verimli bir telefon görüşmesi gerçekleştirdim. İsrail’in Beyrut’a herhangi bir asker göndermeyeceğini teyit ettik. Yolda olan birlikler de geri çekildi. Aynı şekilde, üst düzey temsilciler aracılığıyla Hizbullah ile de son derece verimli görüşmeler yaptım. Taraflar, tam bir ateşkes konusunda anlaşmaya vardı. Buna göre İsrail Hizbullah’a saldırmayacak, Hizbullah da İsrail’e saldırmayacak.”

Trump’ın açıklaması, İsrail ile Hizbullah arasında son dönemde tırmanan gerilimin ardından geldi. Ancak taraflardan henüz söz konusu ateşkese ilişkin resmi ve ayrıntılı bir açıklama yapılmadı.