​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
TT

​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)

Ortadoğu'da Barış ve Güvenliğin Geleceğini Destekleme Konferansı dün sona erdi.
ABD ve Polonya, konferans sonrasında yayınlanan sonuç bildirgesinde, Ortadoğu’da istikrarın sağlanması için böyle bir konferansın gerçekleştirilmesinin gerekliliğine dikkat çekerken, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, İran'ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varılması için işbirliği yapılması çağrısında bulundu ve bu tehditlerin Ortadoğu ile sınırlı kalmayacağını, bilakis Avrupa’ya ve Batı’ya da yöneleceğini söyledi. Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz ise yaptığı konuşmada, İran'ın Suriye'ye müdahalelerinin bölgeyi olumsuz etkilediğini söyledi.
“İran, Hizbullah ve terörizm Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor”
Varşova Konferansı’nın krizlerin üstesinden gelinmesi için gerçekleştirildiğini dile getiren Pompeo, “İran, Hizbullah ve terörizmin yayılması Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor. Ortadoğu'daki barış çalışmalarına devam edeceğiz. Daha fazla yaptırım ve daha fazla baskı istiyoruz. Böylece İran'daki diktatörlerin devamlılığının önüne geçebiliriz” açıklamasında bulundu. Ayrıca bölgedeki İran saldırganlığının gerçek bir tehlike olduğuna dikkat çeken Pompeo, “Konferansta İran’ı savunan hiçbir ülke yok. İran’ın bölgeyi istikrarsızlaştıran rolü konusunda hepimiz hemfikiriz” dedi. Pompeo, İran rolüne atıfta bulunmadan bölgedeki sorunlardan bahsetmenin zor olduğuna dikkat çekerek, İran’ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varmak için işbirliğine ihtiyaç duyulduğunu ve Washington’un İran'a daha fazla yaptırım uygulama konusunda haklı olduğunu söyledi.
Öte yandan Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, Ortadoğu'daki sorunların karmaşık olduğuna ve Avrupa Birliği’nin (AB) tek başına bunların üstesinden gelmek için yeterli güce sahip olmadığına dikkat çekerek, “İran'ın olumsuz bir etkisi var. Tartışmalarımızda bunu göz ardı etmedik” dedi.
Konferansa yaklaşık 60 ülke katıldı, fakat katılımın Avrupa ayağı düşüktü. ABD yetkilileri, İran'ın eylemlerini tehdit olarak gören Arap devletleri ve İsrail gibi farklı tarafların bölgede bulunmasının önemini vurguladılar.
Pence’den Avrupa ülkelerine suçlama
Konferansın oturum aralarında açıklamalarda bulunan ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, İran dosyasıyla ilgili olarak Amerikan ve Avrupa tarafları arasındaki farklara ışık tuttu. ABD yetkilisi, Avrupalıları, ‘İran rejimine yönelik yaptırımları, mali işlemler için bir mekanizma kurarak atlatmaya çalışmakla’ suçladı. Bu davranışların hoş olmadığına dikkat çeken Pence, bu davranışların taraflar arasındaki ilişkilerde birtakım sonuçları olabileceğini söyledi.
ABD Başkan Yardımcısı Pence, konuşmasının devamında, Trump'ın iki yıl önce başkanlık koltuğuna oturmasında sonra ilk dış ziyaretini Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiğine ve Arap-İslam-Amerikan Zirvesi’ne katıldığına atıfta bulunarak, barışın sağlanması için konferansa katılan bütün ülkeler ile çalışmaya hazır olduklarını belirtti.
Katılımcıların bölge için daha iyi bir gelecek inşa edilmesi hakkında konuştuğunu kaydeden Pence, “Şu anda toplantılar yapılıyor. Çünkü radikal İslami terörizm gibi ortak bir sorunla karşı karşıyayız. Terörizm yalnızca Amerika'ya değil bölgedeki tüm ülkelere yönelik bir tehdit oluşturuyor. Başkan Trump yönetimi, bu radikal tehdide karşı koyma konusunda adımlar attı ve DEAŞ örgütü ile kendini gösteren bu tehdidin ortadan kaldırılması hususunda esas katkılarda bulundu. ABD, kendi vatandaşlarının güvenliğini önceliyor. Fakat Amerika’nın öncelenmesi, yalnız Amerika demek değildir. Washington, aşırılıkçılığa karşı uluslararası bir koalisyon oluşturmak için çalışıyor.”
Başbakan Netanyahu'nun geçen yılın sonunda Umman'ı ziyareti ve Papa Franciscus'un bu yıl BAE'ye yaptığı ziyaret gibi bölgedeki ‘değişim rüzgarlarına’ değinen Pence, “Bu tarihi konferans yeni bir dönemin başladığının kanıtıdır” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“DEAŞ hilafeti kısa bir süre sonra sona erecek ve Trump’ın açıklamasına göre yakın zamanda bölgedeki ABD birlikleri geri çekilecek. Bu, taktiklerdeki bir değişikliktir, görevde değil. Toprakları DEAŞ’ın elinden geri almamız yeterli değil. Ortaklarımızla çalışmaya hazırız. DEAŞ katıntıları her nerede olursa olsun takip edeceğiz.”
ABD'nin Suriye'deki yeni bir kimyasal saldırıya yanıt verme konusundaki kararlılığını dile getiren Pence, ülkesinin İngiltere ve Fransa ile birlikte, Devlet Başkanı Beşşar Esed rejiminin gerçekleştirdiği kimyasal bir saldırıya yanıt verdiğini hatırlatarak, rejim tarafından gerçekleştirilecek benzer bir saldırıya aynı şekilde yanıt vermeye hazır olduklarını söyledi.
“Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor”
Sonra, İran rejiminin bölgenin geleceği ve Ortadoğu’daki barış ve istikrar için en büyük tehdit olduğunu dile getirerek İran hakkında konuşmaya başlayan Pence, “Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor, Suriye ve Yemen'e müdahale ediyor, Hizbullah'ı destekliyor ve Amerikalı rehineleri elinde tutuyor” dedi. İran’ı Ortadoğu’daki etkisini genişletmek için Irak ve Suriye’de birer koridor açmakla itham eden Pence, savaşçıları ile Esed rejiminin düşmesini engellemeye çalıştığını ve Lübnan Hizbullahı’na roketler gönderdiğini söyledi.
Pence, 1979 yılında Şah’ın devrilmesinin ardından geçen 40 yıl boyunca başarısızlık ve terörün İran’da hüküm sürdüğünü dile getirerek, yapılan nükleer anlaşmanın İran’ı caydırmadığını, bilakis bölgedeki müdahalelerini daha da arttırdığını söyledi. Başkan Trump’ın nükleer anlaşmadan çekildiğini, İran rejimine yaptırımlar uyguladığını ve İran'ın eylemlerine itiraz eden diğer ülkelerin de bu yaptırımları desteklediğini dile getiren Pence, “Maalesef, en yakın Avrupalı arkadaşlarımızdan bazıları bu yaptırımları ihlal etti ve onları atlatmaya çalıştı. Fransa, İngiltere ve Almanya kurdukları finansal işlemler mekanizması ile bu yaptırımların üstesinden gelmeye çalıştılar. Bu hamle, ABD ile Avrupa’nın aralarının açılmasına sebep olacaktır” dedi.
“Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi”
İran'ın teknik olarak uygulayıp uygulamamasının değil, nükleer anlaşmanın kendisinin bir sorun olduğunu dile getiren Pence, “Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi. Artık anlaşmadan çekilmeliler. Bu fırsatı görmezden gelemeyiz” dedi.
Ortadoğu’daki barış süreci hakkında konuşan Pence, “Başkan Trump, üç İbrahimî din olan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam'ın tabilerinin barış içinde birlikte yaşamalarını istiyor” ifadesini kullandı.
Öte yandan Varşova Konferansı’na katılan Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçisi Prens Halid bin Selman, önceki gün Twitter hesabı üzerinden yapmış olduğu paylaşımlarda, “Molla rejimi 40 yıl önce iktidarı ele geçirdi. İran halkının yaşam standartları bu süre içerisinde ciddi bir düşüne tanık oldu. Bu rejim, bölgedeki terörizm, radikalizm, mezhepçilik ve istikrarsızlığı desteklemek için halkının parasını israf etmeye devam ediyor. Dost İran halkı, bölgede bölücülük ve terör fitnelerini yaymak için servetini ve parasını israf etmek yerine halkına özen gösteren bir yönetimi hak ediyor. İran rejimi halen Arapları dize getirmeye çalışmak gibi asla gerçekleşmeyecek bir yanılsama içinde. Ayrımcı söylemleri kendisini açığa çıkarıyor, Bu rejimin boş hayalleri 40 yıl sonra artık kimseyi kandıramıyor” açıklamasında bulundu.
İran rejiminin yayılımcı hayallerine hâlâ bağlı olduğuna dikkat çeken Prens Halid bin Selman, “İran rejiminin lideri, devrimlerinin 40’ıncı yıl dönümü konuşmasında Basra Körfezi'ndeki Arap topraklarının kendi topraklarının bir parçası olduğunu iddia ederek, bu bölgeyi güney İran olarak adlandırdı. Böylece yayılımcı niyetlerini ortaya koydu” ifadelerini kulandı.
Konferansın açılışı
Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, sabah saatlerinde kullandığı şu ifadeler ile konferansın açılışını yaptı;

“Bölgedeki barış ve güvenlik sorununa yeni bir ivme kazandırmanın zamanı geldi. Mülteci krizleri, ekonomik krizler ve bazı durumlarda devlet kurulması gibi krizlerin bölgede olumsuz etkiler oldu. Ortadoğu’nun istikrarını güvence altına almak, devam eden krizlere son vermek, kültürlerarası birliği teşvik etmek ve kapsayıcı toplumlar inşa etmek gibi durumlar, büyük zorluklar ile karşı karşıya. Uluslararası toplumun istikrarı ve sürdürülebilir barışı korumak için bu çabaları aktif olarak desteklemesi önemlidir.”
Czaputowicz açılış konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ortadoğu'daki çatışmaların birçok kaynağı var. Bunlardan bazıları, bazı liderlerin her ne pahasına olursa olsun gücü ellerinde tutmak istemesi, dini köktencilik ve hoşgörüsüzlüktür. Ayrıca güç dengesizlikleri, coğrafi ayrılıklar veya dış kuvvetlerin müdahalesi de çatışmaya sebep olan unsurlar arasında yer alabilir. ABD ve AB’nin İran’ın bölgede oynayacağı rol konusunda paylaştıkları bir inançları var. Ancak İran'ın nükleer programının olası sonuçları ve bu ülkenin bölgede oynadığı istikrarsızlaştırıcı rolü konusunda endişeliyiz. İran'ın tahammül edilemez davranışlarını şiddetle kınıyoruz. Aramızda araçlar bakımından farklılıklar olabilir. AB, İran'ın nükleer programının barışçıl doğasını korumanın, bir ortak eylem planını gerektirdiğine inanıyor. ABD bu anlaşmadan çekildi ve İran’a yaptırımlar uyguladı. Bugün Ortadoğu’nun karşılaştığı zorlukları hatırlatan bölge temsilcilerini dinleme fırsatına sahibiz.”
Konferans dahilinde gerçekleştirilecek görüşmelerde herhangi bir ülkenin veya konunun görüşmelerin seyrine hakim olmayacağını dile getiren ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ise şunları söyledi:
“Konferans, Yemen Dışişleri Bakanı Halid el-Yemani’nin başkanlığını yapacağı Yemen hakkında bir tartışma ile başlayacak. Daha sonra Suriye'deki idarenin sonraki adımlarını ve değişmeyen stratejik hedeflerimize ulaşmak için çabalarımızı sürdürme taahhüdümü gözden geçireceğiz. Sonrasında Başkanı Trump'ın danışmanı Jared Kushner, ABD yönetiminin İsrail ile Filistinliler arasında kapsamlı ve sürdürülebilir bir barışı sağlama çabalarını tartışacak. Tüm bu konular hakkında soru sorma ve yorum yapma fırsatı da olacak. Sonrasında ise ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Polonya Başbakanı ve 7 Dışişleri Bakanı ilgili konular hakkındaki değerlendirmelerini bizimle paylaşacak. Daha sonra bir grup devletle, mültecilerin ve insani zorlukların ele alındığı bir öğle yemeği tertip edilecek. Bunun ardından füze geliştirme ve bunları yayma, siber tehditlerle mücadele, terörizm ve yasadışı fon sağlamak ile mücadele konulu bir dizi çalışma oturumu düzenlenecek.”
Pompeo sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bugün çok önemli görüşmelerde bulunacağız, ancak konferans sona ermeyecek. Çalışmamız gerekiyor. Suriye ve Yemen, silahların yayılması, barış süreci, terörizm, İran, siber güvenlik ve insani krizler gibi meseleler tek başına üstesinden gelinecek sorunlar değil. Güvenliği sağlamak için birlikte çalışmalıyız. Hiçbir ülke bunun dışında kalamaz. ABD, Ortadoğu’daki güvenlik sorunlarına yönelik çabalara liderlik etmeye devam edecek. Bölge için iyi bir güç olmaya devam edeceğiz. Bugün gerçekleştirilen konferans bunun kanıtıdır.”
Pompeo, sabah saatlerinde, konferansı ‘istisnai’ olarak nitelendiren Netanyahu ile ortak bir basın toplantısı düzenledi.
İsrail Başbakanı Netanyahu konferans ile ilgili "tarihsel bir dönüm noktası" değerlendirmesinde bulunduktan sonra şunları söyledi:
“Burada 60 ülkeden dışişleri bakanı ve hükümet temsilcisi, İsrail başbakanı ve önde gelen Arap ülkelerinin dışişleri bakanları karşılıklı oturup bugüne kadar görülmemiş bir güç ve açıklıkla İran rejiminin yarattığı ortak tehditle nasıl baş edilmesi gerektiğini konuştu. İlk kez birlikte geleceğimizi tehdit eden şeyin ne olduğunu ve onu güvence altına almak için neler yapmamız gerektiğini tartışma fırsatı bulduk. Bu diyaloğu gelecekte yalnızca güvenlik konusunda değil, Ortadoğu halklarının yaşamını etkileyecek her alanda sürdürmeliyiz”
“İran’la yüzleşmeden Ortadoğu’da barış ve istikrar sağlayamayız” diyen Pompeo ise İran’ın eylemleri de dahil olmak üzere istikrarsızlaştırıcı eylemleri ele almaya yönelik ortak çabalara duyulan ihtiyaçtan söz ederek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Basitçe ifade etmek gerekirse, İran ile yüzleşmeden bunları gerçekleştirmek söz konusu olamaz. Lübnan’da Yemen’de Suriye’de Irak’ta yıkıcı etkilerde bulunuyorlar. Buralarda Hamas, Hizbullah ve Husiler gibi gerçek tehditler var. İran’a karşı harekete geçmeden Ortadoğu’da barış sağlayamayız.”



Katz: Lübnan’daki tehditlere karşı İsrail askerleri üzerinde herhangi bir kısıtlama yok

Henüz bulunamayan kurbanlardan birinin yakını, Lübnan’ın güneyindeki Kanarit köyünde İsrail hava saldırısı sonucu yerle bir edilen binaların bulunduğu yerde ağlıyor. (AP)
Henüz bulunamayan kurbanlardan birinin yakını, Lübnan’ın güneyindeki Kanarit köyünde İsrail hava saldırısı sonucu yerle bir edilen binaların bulunduğu yerde ağlıyor. (AP)
TT

Katz: Lübnan’daki tehditlere karşı İsrail askerleri üzerinde herhangi bir kısıtlama yok

Henüz bulunamayan kurbanlardan birinin yakını, Lübnan’ın güneyindeki Kanarit köyünde İsrail hava saldırısı sonucu yerle bir edilen binaların bulunduğu yerde ağlıyor. (AP)
Henüz bulunamayan kurbanlardan birinin yakını, Lübnan’ın güneyindeki Kanarit köyünde İsrail hava saldırısı sonucu yerle bir edilen binaların bulunduğu yerde ağlıyor. (AP)

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz bugün yaptığı açıklamada, İsrail askerlerinin Lübnan’daki tehditleri ortadan kaldırmaya yönelik operasyonlarını engelleyen herhangi bir kısıtlama bulunmadığını ve bulunmayacağını belirtti. Katz, İsrail güçlerinin güvenlik bölgesindeki mevzilerinde kalmaya devam ettiğini ifade etti.

Katz, “Ateşkes ilanı, Lübnan’daki güvenlik bölgesinde bulunan tüm noktalarımızda güçlerimizin varlığını sürdürmesini sağlıyor ve bu durum İsrail’in kuzeyindeki yerleşimcilerin güvenliğini koruyor” dedi.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA) ise İsrail’in dün düzenlediği hava saldırılarında en az 20 kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi. Söz konusu saldırılar, İsrail ile İran destekli Hizbullah arasında aylardır süren çatışmaların ardından yürürlüğe giren ateşkesten bir gün sonra gerçekleşti.

Öte yandan, taraflar arasında İsviçre’de cuma günü başlaması planlanan müzakereler, Hizbullah’ın açtığı ateş sonucu aralarında bir subayın da bulunduğu dört İsrail askerinin hayatını kaybetmesinin ardından İsrail’in Lübnan’daki saldırılarını yoğunlaştırması nedeniyle son anda ertelendi.

Bunun üzerine Washington yönetimi, İran ile varılan ön mutabakatın şartlarından biri olan ateşkesin yeniden yürürlüğe girmesi konusunda anlaşma sağladı. Ancak İsrail dün saldırılarını yeniden artırarak bunun, Hizbullah’ın Güney Lübnan’daki birliklerine ateş açmasına karşılık olduğunu savundu. Tahran destekli Hizbullah ise İsrail ordusuna karşı ‘karşılık verme hakkını’ kullanma konusundaki tutumunu koruduğunu açıkladı.


Somaliland ve İsrail: Tanımanın bedelini kim öder?

Batı Kudüs’teki bir caddede İsrail bayrağı ve Somaliland bayrağı, 14 Haziran 2026 (AFP)
Batı Kudüs’teki bir caddede İsrail bayrağı ve Somaliland bayrağı, 14 Haziran 2026 (AFP)
TT

Somaliland ve İsrail: Tanımanın bedelini kim öder?

Batı Kudüs’teki bir caddede İsrail bayrağı ve Somaliland bayrağı, 14 Haziran 2026 (AFP)
Batı Kudüs’teki bir caddede İsrail bayrağı ve Somaliland bayrağı, 14 Haziran 2026 (AFP)

Muhammed Ebu Bekir

Bağımsızlık talep eden Somaliland Bölgesi Başkanı Abdirahman Muhammed Abdullahi'nin (Irro), Somali kıyılarında İsrail tarafından bir askeri üs kurulması olasılığına ilişkin açıklaması Somali’nin siyaset ve basın çevrelerinde geniş yankı uyandırırken Somali egemenliği ile ulusal güvenliğine yönelik ciddi kaygılara yol açtı.

Bu açıklamaları, Tel Aviv'e yaptığı resmi ziyaret kapsamında İsrail'in i24 NEWS kanalına verdiği röportajda yapan Irro, önümüzdeki dönemde bölgede bir İsrail askeri üssü kurulabileceği olasılığını dışlamadığını belirterek İsrail ile Hargeysa arasında yakın zamanda doğrudan uçuşların başlayabileceğine de işaret etti.

Bu ihtimal, İsrail'in Somaliland'ın bağımsızlığını tanımasına yönelik bir anlaşmanın parçası olarak Somali siyaset ve basın çevrelerinde uzun süredir gündemde tutulurken Somaliland yetkilileri, bu senaryoyu sürekli olarak reddediyordu. Irro’nun İsrail televizyonuna yaptığı açıklama, spekülasyonlara son noktayı koyarken kaygıları daha da artırdı.

Kim önce davranır?

Irro röportajında, Somaliland'ın Kudüs'teki ilk temsilcilik ofisini açmasının iki taraf arasındaki ilişkilerin gelişimini yansıttığını söyledi. Bu adımın büyüyen bir diplomatik sürecin parçası olduğunu belirten Irro, Tel Aviv'in Hargeysa'nın bağımsızlığının tanınması talebine yanıt veren ilk başkent olduğuna dikkati çekti.

Irro, “Bölge bağımsızlığını 26 Haziran 1960'ta, pek çok Afrika ülkesinden önce ilan etti. Daha sonra Hargeysa ve Mogadişu liderleri tek bir Somali ulusu inşa etmek amacıyla gönüllü birlik konusunda uzlaştı. Ancak Mogadişu ile birlik koşulları Somali’deki iç savaşın başlamasıyla geçerliliğini yitirdi” diye konuştu.

Diğer ülkelerin Somaliland'ı tanımasının yalnızca bir zaman meselesi olduğunu vurgulayan Irro, henüz karar vermemiş ülkeleri harekete geçmeye çağırarak “Fırsat ilk adımı atanındır” dedi.

Bölgesel güvenlik dosyasında ise İre, bölgenin hiçbir tarafa tehdit oluşturmadığını ancak sahil güvenlik kapasitesini güçlendirmek için uluslararası destek arayışını sürdürürken kendini savunma hakkını saklı tuttuğunu söyledi. Hükümetinin Aden Körfezi kıyılarında bir İsrail askeri üssüne ev sahipliği yapmaya hazır olup olmadığına ilişkin soruyu yanıtlarken İsrail hükümetiyle ikili bir anlaşmaya varılması halinde bunu dışlamadığını belirtti. Ziyareti süresince İsrailli yetkililerle ele alınan öncelikli iş birliği alanlarının tarım, su, sağlık ve güvenlik olduğunu da ekledi.

Berbera Limanı'nın Etiyopya ve Boynuz Afrika ülkelerine açılan hayati bir geçiş noktası olduğuna dikkati çeken Irro, ABD, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve İsrail'in bu koridor üzerinden ticaret ve lojistik alanlarında iş birliğini geliştirmeye yönelik artan ilgisine değindi. Limanın ekonomik ve ticari boyutlarının yanı sıra jeopolitik önemini de vurgulayan Irro, Berbera Limanı’nın stratejik değerinin altını çizdi.

Kamuoyunu hazırlama

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Somali uzmanı Muhammed Abdi, Irro’nun İsrail'den yaptığı açıklamaların, özellikle Somali kıyılarında İsrail tarafından bir askeri üs kurulması ihtimalini doğrulayan bölümün, Somali kamuoyu için sürpriz olmadığını ancak yaygın beklentilerin resmi teyidi niteliği taşıdığını belirtti. Abdi'ye göre İsrail'in ayrılıkçı bölgeyi tanıması karşılıksız değil, aksine ağır bir bedel içeriyor ve bölgeyi yeni bir çatışma dönemine sürükleyebilir.

Abdi, ‘bu ihtimali dışlamıyorum’ şeklindeki diplomatik yanıt kalıbının Somali kamuoyunun nabzını yoklamaya ve Aralık 2025'te alındığı değerlendirilen kararın zeminini hazırlamaya yönelik olduğuna dikkat çekti. Söz konusu tanımanın, Berbera Limanı yakınında İsrail askeri üssü kurulmasına izin verilmesi dahil açık koşullar içerdiği de vurgulandı.

Abdi, bu adımın yalnızca Somali ulusal güvenliğini değil, Aden Körfezi'nin güney kıyısında Kızıldeniz'in girişinde stratejik öneme sahip bu bölgede Arap ulusal güvenliğini de tehdit eden bir ihlal niteliği taşıyacağını değerlendiriyor. Kızıldeniz'e kıyısı bulunan Arap ülkelerinin, özellikle Bab’ul Mendeb Boğazı'na yakınlığı göz önüne alındığında hem kendi güvenlikleri hem de ticari deniz ulaşımı açısından bu güvenlik ve stratejik ihlaline karşı güçlü bir tutum sergilemesi gerektiğinin altını çiziyor.

Abdi, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

“Askeri üs kurulması adımının, özellikle Mogadişu'nun kıyılarının korunmasına katılmaları için Türk kuvvetlerini yetkilendirdiği göz önünde bulundurulduğunda, Somali kıyılarındaki Türk askeri varlığı nedeniyle belirli bir süre alacağı kesin. Üstelik Türkiye, kıyı şeridi boyunca petrol arama faaliyetleri de dahil olmak üzere Somali'nin önde gelen ticari ve ekonomik ortağı konumunda.”

Abdi’ye göre bölgenin bir yanda İsrail'in emelleri diğer yanda Türk varlığı ve ayrıca İsrail'in bölgenin bağımsızlığını tanımasına karşı çıkan Arap ülkelerinin tutumları arasında yeni bir çatışmaya sahne olabilir. Arap Birliği'nin (AL) Somali'nin tüm toprakları ve karasuları üzerindeki egemenliğini teyit eden kararlar aldığını hatırlatan Abdi, uluslararası alanda tanınan Somali hükümetinin onayı olmaksızın gerçekleştirilecek her türlü İsrail askeri varlığının Somali egemenliğinin açık bir ihlali sayılacağını vurguluyor.

Abdi, Somali hükümetinin geçen yıl Mısır ile ortak savunma anlaşması imzaladığına da dikkat çekerek tüm bu verilerin Kızıldeniz havzasının girişlerinde yeniden alevlenecek bir rekabete işaret ettiğini söylüyor.

Henüz erken

Somalilandlı araştırmacı Ahmed Halife ise bölgede İsrail askeri üssü kurulmasının henüz erken olduğunu ve resmi olarak alınmış bir karar bulunmadığını savundu. Irro’nun "Bu ihtimali dışlamıyorum" şeklindeki ifadesinin üssün kurulacağı anlamına gelmediğini belirten Halife, bu ölçekte bir adımın Somaliland'ın uluslararası alanda tanınması üzerindeki etkisi açısından kapsamlı bir değerlendirme gerektirdiğini vurguladı. Çünkü Halife’ye göre Irro hükümetinin şu an en öncelikli hedefi uluslararası tanınırlık.

Halife, böyle bir kararın iki koşulda alınabileceğini öngörüyor. Bunlardan birincisi, başta Kızıldeniz'e kıyısı bulunan ülkeler olmak üzere komşu devletlerin Somaliland'ın bağımsızlığını tanımayı reddetmesi. Bu durumun hükümeti radikal kararlar almaya itebileceğini belirten Halife’ye göre ikincisi ise ABD, Fransa ve İngiltere gibi büyük güçlerin bölgenin bağımsızlığını tanıması ve Somaliland'ın bu tür anlaşmalar yapabilmek için gerekli meşruiyeti kazanması.

Halife, Arap ülkelerinin bu adımı önlemek için harekete geçmesinin ve Somaliland'ın bağımsızlığını tanıma yolunu seçmesinin kendi çıkarlarına hizmet edeceğini düşünüyor. Böyle bir adımın ulusal güvenlik, siyasi ve stratejik çıkarlarını koruma bağlamında bu yönelimi engelleyici önemli bir jest olacağını vurgulayan Halife, Arap Birliği'nin hukuki ve siyasi gerekçeler mevcut olmasına karşın bölgenin bağımsızlığını tanımaktaki ısrarının ne anlama geldiğini merak ettiğini belirtti.

Arap ülkelerinin Somaliland'ın bağımsızlığını tanımasının bölgenin ortak Arap çalışmalarına dahil edilmesini ve bu çerçevede Arap ulusal güvenliğiyle ilgili kısıtlamalar ile yükümlülükleri üstlenmesini güvence altına alacağının altını çizen Halife, aksi takdirde gerekçesiz bir reddin ardından yapılan itirazların Hargeysa hükümetini İsrail'e ya da bağımsızlığını tanıyabilecek başka ülkelere yönelmek zorunda bıraktığına dikkati çekti.

Araştırmacı, Arap ülkelerinin önünde siyasi ve ahlaki bir sorumluluk bulunduğunu ya Somaliland'ı kendi bünyelerine katmak ya da onu İsrail'e teslim edip sonra da kaçan fırsatın ardından ağlamak arasında bir tercih yapmak zorunda olduklarını vurguladı. Bazı Arap ülkelerinin Somaliland'ın bağımsızlığının tanınması konusunda olumlu sinyaller verdiğine de işaret eden araştırmacı, BAE'nin Irro’yu ziyaret için davet ettiğini ve Hargeysa ile ekonomik ve ticari anlaşmalar imzaladığını hatırlattı. Bu nedenle Halife, tüm Arap ülkelerinin bağımsızlık meselesinde AL  ile aynı çizgide olduğunu söylemenin mümkün olmadığını belirtti.


ABD-İran görüşmeleri, İran heyetinin Trump'ın açıklamalarına tepkisi üzerine askıya alındı

ABD-İran görüşmeleri, İran heyetinin Trump'ın açıklamalarına tepkisi üzerine askıya alındı
TT

ABD-İran görüşmeleri, İran heyetinin Trump'ın açıklamalarına tepkisi üzerine askıya alındı

ABD-İran görüşmeleri, İran heyetinin Trump'ın açıklamalarına tepkisi üzerine askıya alındı

ABD ile İran arasında İsviçre'de yürütülen görüşmeler, İran heyetinin ABD Başkanı Donald Trump'ın açıklamalarını protesto ederek müzakere masasından ayrılmasının ardından bugün geçici olarak durduruldu.

Trump, Tahran yönetiminden Lübnan'daki "vekil güçlerine" verdiği desteği sonlandırmasını talep ederken, İran'ın bu çağrıya uymaması halinde ABD'nin geçen hafta gerçekleştirdiği saldırılardan "çok daha güçlü" yeni askeri operasyonlar düzenleyeceği uyarısında bulundu.

İran Devrim Muhafızları'na yakınlığıyla bilinen Tesnim Haber Ajansı, bilgili bir kaynağa dayandırdığı haberinde, İran heyetinin Trump'ın açıklamalarını protesto etmek amacıyla müzakerelerin yapıldığı binayı terk ettiğini bildirdi.

Söz konusu gelişme, ABD ve İran müzakere heyetlerinin Katar ve Pakistanlı arabulucuların katılımıyla İsviçre'de bir araya gelmesinin ardından yaşandı. Taraflar, daha önce imzalanan mutabakat zaptını nihai bir anlaşmaya dönüştürmek amacıyla görüşmelerini sürdürürken, özellikle Lübnan'daki ateşkesin sağlanması ve kalıcı hâle getirilmesi başta olmak üzere birçok konuda görüş ayrılıklarının devam ettiği belirtiliyor.

Devrim Muhafızları'na bağlı Tesnim Haber Ajansı

  • Tesnim'in aktardığı kaynağa göre, ABD heyeti ile toplantının organizatörleri oturumun başında İran ve ABD heyetleri arasında tokalaşma ve aile fotoğrafı çekimi planladı.
  • Ancak İran heyetine başkanlık eden isim ve müzakere ekibi bu düzenlemeleri reddederek ABD heyetiyle ortak fotoğraf karesinde yer almayacaklarını organizatörlere bildirdi.
  • ABD Başkan Yardımcısı JD Vance'in açıklamaları
  • Başkan Donald Trump, çok sayıda soruna diplomatik çözüm bulunması için bize yetki verdi.
  • Asıl soru, Orta Doğu'daki ilişkileri kalıcı biçimde değiştirip değiştiremeyeceğimizdir.
  • İran, uzun yıllardır bölgesel istikrarsızlığın temel nedenlerinden biri oldu.
  • Amacımız, diplomasi yoluyla birlikte çalışarak Orta Doğu'da gerçek bir değişim sağlamaktır.
  • Son birkaç saat içinde önemli ilerleme kaydettik.
  • Artık herkesin barış ve refahı güçlendirmek için birlikte çalışabileceği ortak bir gelecek görüyoruz.
  • Trump bizden İran halkıyla ilişkilerde "yeni bir sayfa açmamızı" istedi.
  • Son iki gün içinde Lübnan'daki ateşkesin sürdürülmesi konusunda önemli ilerleme sağlandı.
  • Bu tür ateşkes anlaşmaları her zaman "bir miktar karmaşık" olur.

Tesnim'e konuşan kaynak

  • Tahran, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Başkanı Rafael Grossi ile İsviçre'de görüşmeyi planlamıyor.
  • Washington, Grossi'nin müzakerelere katılmasını önerdi ancak İran bu teklifi reddetti.
  • İran heyetinin öncelikli hedefi, mutabakat zaptının 13. maddesinin uygulanmasını sağlamak, dondurulan mali kaynakların serbest bırakılması ve İran petrolü için yaptırım muafiyetlerine odaklanmaktır.