​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
TT

​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)

Ortadoğu'da Barış ve Güvenliğin Geleceğini Destekleme Konferansı dün sona erdi.
ABD ve Polonya, konferans sonrasında yayınlanan sonuç bildirgesinde, Ortadoğu’da istikrarın sağlanması için böyle bir konferansın gerçekleştirilmesinin gerekliliğine dikkat çekerken, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, İran'ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varılması için işbirliği yapılması çağrısında bulundu ve bu tehditlerin Ortadoğu ile sınırlı kalmayacağını, bilakis Avrupa’ya ve Batı’ya da yöneleceğini söyledi. Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz ise yaptığı konuşmada, İran'ın Suriye'ye müdahalelerinin bölgeyi olumsuz etkilediğini söyledi.
“İran, Hizbullah ve terörizm Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor”
Varşova Konferansı’nın krizlerin üstesinden gelinmesi için gerçekleştirildiğini dile getiren Pompeo, “İran, Hizbullah ve terörizmin yayılması Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor. Ortadoğu'daki barış çalışmalarına devam edeceğiz. Daha fazla yaptırım ve daha fazla baskı istiyoruz. Böylece İran'daki diktatörlerin devamlılığının önüne geçebiliriz” açıklamasında bulundu. Ayrıca bölgedeki İran saldırganlığının gerçek bir tehlike olduğuna dikkat çeken Pompeo, “Konferansta İran’ı savunan hiçbir ülke yok. İran’ın bölgeyi istikrarsızlaştıran rolü konusunda hepimiz hemfikiriz” dedi. Pompeo, İran rolüne atıfta bulunmadan bölgedeki sorunlardan bahsetmenin zor olduğuna dikkat çekerek, İran’ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varmak için işbirliğine ihtiyaç duyulduğunu ve Washington’un İran'a daha fazla yaptırım uygulama konusunda haklı olduğunu söyledi.
Öte yandan Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, Ortadoğu'daki sorunların karmaşık olduğuna ve Avrupa Birliği’nin (AB) tek başına bunların üstesinden gelmek için yeterli güce sahip olmadığına dikkat çekerek, “İran'ın olumsuz bir etkisi var. Tartışmalarımızda bunu göz ardı etmedik” dedi.
Konferansa yaklaşık 60 ülke katıldı, fakat katılımın Avrupa ayağı düşüktü. ABD yetkilileri, İran'ın eylemlerini tehdit olarak gören Arap devletleri ve İsrail gibi farklı tarafların bölgede bulunmasının önemini vurguladılar.
Pence’den Avrupa ülkelerine suçlama
Konferansın oturum aralarında açıklamalarda bulunan ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, İran dosyasıyla ilgili olarak Amerikan ve Avrupa tarafları arasındaki farklara ışık tuttu. ABD yetkilisi, Avrupalıları, ‘İran rejimine yönelik yaptırımları, mali işlemler için bir mekanizma kurarak atlatmaya çalışmakla’ suçladı. Bu davranışların hoş olmadığına dikkat çeken Pence, bu davranışların taraflar arasındaki ilişkilerde birtakım sonuçları olabileceğini söyledi.
ABD Başkan Yardımcısı Pence, konuşmasının devamında, Trump'ın iki yıl önce başkanlık koltuğuna oturmasında sonra ilk dış ziyaretini Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiğine ve Arap-İslam-Amerikan Zirvesi’ne katıldığına atıfta bulunarak, barışın sağlanması için konferansa katılan bütün ülkeler ile çalışmaya hazır olduklarını belirtti.
Katılımcıların bölge için daha iyi bir gelecek inşa edilmesi hakkında konuştuğunu kaydeden Pence, “Şu anda toplantılar yapılıyor. Çünkü radikal İslami terörizm gibi ortak bir sorunla karşı karşıyayız. Terörizm yalnızca Amerika'ya değil bölgedeki tüm ülkelere yönelik bir tehdit oluşturuyor. Başkan Trump yönetimi, bu radikal tehdide karşı koyma konusunda adımlar attı ve DEAŞ örgütü ile kendini gösteren bu tehdidin ortadan kaldırılması hususunda esas katkılarda bulundu. ABD, kendi vatandaşlarının güvenliğini önceliyor. Fakat Amerika’nın öncelenmesi, yalnız Amerika demek değildir. Washington, aşırılıkçılığa karşı uluslararası bir koalisyon oluşturmak için çalışıyor.”
Başbakan Netanyahu'nun geçen yılın sonunda Umman'ı ziyareti ve Papa Franciscus'un bu yıl BAE'ye yaptığı ziyaret gibi bölgedeki ‘değişim rüzgarlarına’ değinen Pence, “Bu tarihi konferans yeni bir dönemin başladığının kanıtıdır” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“DEAŞ hilafeti kısa bir süre sonra sona erecek ve Trump’ın açıklamasına göre yakın zamanda bölgedeki ABD birlikleri geri çekilecek. Bu, taktiklerdeki bir değişikliktir, görevde değil. Toprakları DEAŞ’ın elinden geri almamız yeterli değil. Ortaklarımızla çalışmaya hazırız. DEAŞ katıntıları her nerede olursa olsun takip edeceğiz.”
ABD'nin Suriye'deki yeni bir kimyasal saldırıya yanıt verme konusundaki kararlılığını dile getiren Pence, ülkesinin İngiltere ve Fransa ile birlikte, Devlet Başkanı Beşşar Esed rejiminin gerçekleştirdiği kimyasal bir saldırıya yanıt verdiğini hatırlatarak, rejim tarafından gerçekleştirilecek benzer bir saldırıya aynı şekilde yanıt vermeye hazır olduklarını söyledi.
“Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor”
Sonra, İran rejiminin bölgenin geleceği ve Ortadoğu’daki barış ve istikrar için en büyük tehdit olduğunu dile getirerek İran hakkında konuşmaya başlayan Pence, “Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor, Suriye ve Yemen'e müdahale ediyor, Hizbullah'ı destekliyor ve Amerikalı rehineleri elinde tutuyor” dedi. İran’ı Ortadoğu’daki etkisini genişletmek için Irak ve Suriye’de birer koridor açmakla itham eden Pence, savaşçıları ile Esed rejiminin düşmesini engellemeye çalıştığını ve Lübnan Hizbullahı’na roketler gönderdiğini söyledi.
Pence, 1979 yılında Şah’ın devrilmesinin ardından geçen 40 yıl boyunca başarısızlık ve terörün İran’da hüküm sürdüğünü dile getirerek, yapılan nükleer anlaşmanın İran’ı caydırmadığını, bilakis bölgedeki müdahalelerini daha da arttırdığını söyledi. Başkan Trump’ın nükleer anlaşmadan çekildiğini, İran rejimine yaptırımlar uyguladığını ve İran'ın eylemlerine itiraz eden diğer ülkelerin de bu yaptırımları desteklediğini dile getiren Pence, “Maalesef, en yakın Avrupalı arkadaşlarımızdan bazıları bu yaptırımları ihlal etti ve onları atlatmaya çalıştı. Fransa, İngiltere ve Almanya kurdukları finansal işlemler mekanizması ile bu yaptırımların üstesinden gelmeye çalıştılar. Bu hamle, ABD ile Avrupa’nın aralarının açılmasına sebep olacaktır” dedi.
“Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi”
İran'ın teknik olarak uygulayıp uygulamamasının değil, nükleer anlaşmanın kendisinin bir sorun olduğunu dile getiren Pence, “Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi. Artık anlaşmadan çekilmeliler. Bu fırsatı görmezden gelemeyiz” dedi.
Ortadoğu’daki barış süreci hakkında konuşan Pence, “Başkan Trump, üç İbrahimî din olan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam'ın tabilerinin barış içinde birlikte yaşamalarını istiyor” ifadesini kullandı.
Öte yandan Varşova Konferansı’na katılan Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçisi Prens Halid bin Selman, önceki gün Twitter hesabı üzerinden yapmış olduğu paylaşımlarda, “Molla rejimi 40 yıl önce iktidarı ele geçirdi. İran halkının yaşam standartları bu süre içerisinde ciddi bir düşüne tanık oldu. Bu rejim, bölgedeki terörizm, radikalizm, mezhepçilik ve istikrarsızlığı desteklemek için halkının parasını israf etmeye devam ediyor. Dost İran halkı, bölgede bölücülük ve terör fitnelerini yaymak için servetini ve parasını israf etmek yerine halkına özen gösteren bir yönetimi hak ediyor. İran rejimi halen Arapları dize getirmeye çalışmak gibi asla gerçekleşmeyecek bir yanılsama içinde. Ayrımcı söylemleri kendisini açığa çıkarıyor, Bu rejimin boş hayalleri 40 yıl sonra artık kimseyi kandıramıyor” açıklamasında bulundu.
İran rejiminin yayılımcı hayallerine hâlâ bağlı olduğuna dikkat çeken Prens Halid bin Selman, “İran rejiminin lideri, devrimlerinin 40’ıncı yıl dönümü konuşmasında Basra Körfezi'ndeki Arap topraklarının kendi topraklarının bir parçası olduğunu iddia ederek, bu bölgeyi güney İran olarak adlandırdı. Böylece yayılımcı niyetlerini ortaya koydu” ifadelerini kulandı.
Konferansın açılışı
Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, sabah saatlerinde kullandığı şu ifadeler ile konferansın açılışını yaptı;

“Bölgedeki barış ve güvenlik sorununa yeni bir ivme kazandırmanın zamanı geldi. Mülteci krizleri, ekonomik krizler ve bazı durumlarda devlet kurulması gibi krizlerin bölgede olumsuz etkiler oldu. Ortadoğu’nun istikrarını güvence altına almak, devam eden krizlere son vermek, kültürlerarası birliği teşvik etmek ve kapsayıcı toplumlar inşa etmek gibi durumlar, büyük zorluklar ile karşı karşıya. Uluslararası toplumun istikrarı ve sürdürülebilir barışı korumak için bu çabaları aktif olarak desteklemesi önemlidir.”
Czaputowicz açılış konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ortadoğu'daki çatışmaların birçok kaynağı var. Bunlardan bazıları, bazı liderlerin her ne pahasına olursa olsun gücü ellerinde tutmak istemesi, dini köktencilik ve hoşgörüsüzlüktür. Ayrıca güç dengesizlikleri, coğrafi ayrılıklar veya dış kuvvetlerin müdahalesi de çatışmaya sebep olan unsurlar arasında yer alabilir. ABD ve AB’nin İran’ın bölgede oynayacağı rol konusunda paylaştıkları bir inançları var. Ancak İran'ın nükleer programının olası sonuçları ve bu ülkenin bölgede oynadığı istikrarsızlaştırıcı rolü konusunda endişeliyiz. İran'ın tahammül edilemez davranışlarını şiddetle kınıyoruz. Aramızda araçlar bakımından farklılıklar olabilir. AB, İran'ın nükleer programının barışçıl doğasını korumanın, bir ortak eylem planını gerektirdiğine inanıyor. ABD bu anlaşmadan çekildi ve İran’a yaptırımlar uyguladı. Bugün Ortadoğu’nun karşılaştığı zorlukları hatırlatan bölge temsilcilerini dinleme fırsatına sahibiz.”
Konferans dahilinde gerçekleştirilecek görüşmelerde herhangi bir ülkenin veya konunun görüşmelerin seyrine hakim olmayacağını dile getiren ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ise şunları söyledi:
“Konferans, Yemen Dışişleri Bakanı Halid el-Yemani’nin başkanlığını yapacağı Yemen hakkında bir tartışma ile başlayacak. Daha sonra Suriye'deki idarenin sonraki adımlarını ve değişmeyen stratejik hedeflerimize ulaşmak için çabalarımızı sürdürme taahhüdümü gözden geçireceğiz. Sonrasında Başkanı Trump'ın danışmanı Jared Kushner, ABD yönetiminin İsrail ile Filistinliler arasında kapsamlı ve sürdürülebilir bir barışı sağlama çabalarını tartışacak. Tüm bu konular hakkında soru sorma ve yorum yapma fırsatı da olacak. Sonrasında ise ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Polonya Başbakanı ve 7 Dışişleri Bakanı ilgili konular hakkındaki değerlendirmelerini bizimle paylaşacak. Daha sonra bir grup devletle, mültecilerin ve insani zorlukların ele alındığı bir öğle yemeği tertip edilecek. Bunun ardından füze geliştirme ve bunları yayma, siber tehditlerle mücadele, terörizm ve yasadışı fon sağlamak ile mücadele konulu bir dizi çalışma oturumu düzenlenecek.”
Pompeo sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bugün çok önemli görüşmelerde bulunacağız, ancak konferans sona ermeyecek. Çalışmamız gerekiyor. Suriye ve Yemen, silahların yayılması, barış süreci, terörizm, İran, siber güvenlik ve insani krizler gibi meseleler tek başına üstesinden gelinecek sorunlar değil. Güvenliği sağlamak için birlikte çalışmalıyız. Hiçbir ülke bunun dışında kalamaz. ABD, Ortadoğu’daki güvenlik sorunlarına yönelik çabalara liderlik etmeye devam edecek. Bölge için iyi bir güç olmaya devam edeceğiz. Bugün gerçekleştirilen konferans bunun kanıtıdır.”
Pompeo, sabah saatlerinde, konferansı ‘istisnai’ olarak nitelendiren Netanyahu ile ortak bir basın toplantısı düzenledi.
İsrail Başbakanı Netanyahu konferans ile ilgili "tarihsel bir dönüm noktası" değerlendirmesinde bulunduktan sonra şunları söyledi:
“Burada 60 ülkeden dışişleri bakanı ve hükümet temsilcisi, İsrail başbakanı ve önde gelen Arap ülkelerinin dışişleri bakanları karşılıklı oturup bugüne kadar görülmemiş bir güç ve açıklıkla İran rejiminin yarattığı ortak tehditle nasıl baş edilmesi gerektiğini konuştu. İlk kez birlikte geleceğimizi tehdit eden şeyin ne olduğunu ve onu güvence altına almak için neler yapmamız gerektiğini tartışma fırsatı bulduk. Bu diyaloğu gelecekte yalnızca güvenlik konusunda değil, Ortadoğu halklarının yaşamını etkileyecek her alanda sürdürmeliyiz”
“İran’la yüzleşmeden Ortadoğu’da barış ve istikrar sağlayamayız” diyen Pompeo ise İran’ın eylemleri de dahil olmak üzere istikrarsızlaştırıcı eylemleri ele almaya yönelik ortak çabalara duyulan ihtiyaçtan söz ederek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Basitçe ifade etmek gerekirse, İran ile yüzleşmeden bunları gerçekleştirmek söz konusu olamaz. Lübnan’da Yemen’de Suriye’de Irak’ta yıkıcı etkilerde bulunuyorlar. Buralarda Hamas, Hizbullah ve Husiler gibi gerçek tehditler var. İran’a karşı harekete geçmeden Ortadoğu’da barış sağlayamayız.”



Ebola, Kongo’da 204 kişinin hayatına mal olurken, salgının bölgeye yayılacağına dair uyarılar sürüyor

(foto altı) Kızılhaç çalışanları 23 Mayıs’ta Ruambara’da Ebola kurbanlarını toprağa verdi. (AP)
(foto altı) Kızılhaç çalışanları 23 Mayıs’ta Ruambara’da Ebola kurbanlarını toprağa verdi. (AP)
TT

Ebola, Kongo’da 204 kişinin hayatına mal olurken, salgının bölgeye yayılacağına dair uyarılar sürüyor

(foto altı) Kızılhaç çalışanları 23 Mayıs’ta Ruambara’da Ebola kurbanlarını toprağa verdi. (AP)
(foto altı) Kızılhaç çalışanları 23 Mayıs’ta Ruambara’da Ebola kurbanlarını toprağa verdi. (AP)

Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde Ebola salgını nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı 204’e yükseldi. Sağlık Bakanlığı’nın yayımladığı son verilere göre, ülkede şimdiye kadar 867 şüpheli vaka kaydedildi. Afrika’daki sağlık otoriteleri ise salgının kıtadaki 10 ülkeye daha yayılma riski taşıdığı uyarısında bulundu.

Demokratik Kongo Cumhuriyeti, 15 Mayıs’ta, mevcut salgının sorumlusu olan virüsün ‘Bundibugyo’ varyantının yayıldığını duyurmuştu. Varyantın ölüm oranının yüzde 50’ye ulaştığı, ayrıca şu aşamada virüse karşı etkili bir aşı ya da tedavinin bulunmadığı belirtildi.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ise nüfusu 100 milyonu aşan Orta Afrika ülkesinde görülen salgının 17’nci dalgasıyla mücadele kapsamında ‘uluslararası halk sağlığı acil durumu’ ilan etti.

Yüksek ölüm oranı

WHO verilerine göre Ebola salgını, son 50 yılda Afrika genelinde 15 binden fazla kişinin hayatını kaybetmesine yol açtı. Virüsün ölüm oranı ise salgının türüne göre yüzde 25 ile yüzde 90 arasında değişiyor. Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde 2018-2020 yılları arasında görülen ve şimdiye kadarki en ölümcül salgınlardan biri olarak kayıtlara geçen Ebola dalgasında, yaklaşık 3 bin 500 vakadan 2 bin 300’e yakın kişi yaşamını yitirdi.

Ebola virüsü, yüksek bulaşıcılığa sahip ağır kanamalı ateşe neden oluyor ve ölümle sonuçlanabiliyor. Son yıllarda geliştirilen aşı ve tedavilere rağmen virüs ciddi tehdit oluşturmaya devam ediyor.

fdvfdv
Kızılhaç çalışanları 23 Mayıs’ta Ruambara’da Ebola kurbanlarını toprağa verdi. (AP)

Mevcut salgından sorumlu Bundibugyo varyantına karşı onaylanmış bir aşı ya da tedavinin bulunmaması nedeniyle, virüsün yayılmasını engellemeye yönelik önlemler büyük ölçüde izolasyon tedbirleri ve vakaların hızlı şekilde tespit edilmesine dayanıyor.

Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ne komşu Uganda ise dün üç yeni Ebola vakasının tespit edildiğini açıkladı. Böylece ülkedeki toplam vaka sayısı beşe yükselirken, hastalığa yakalananlardan bir kişinin hayatını kaybettiği bildirildi. Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde ise salgının merkez üssünün ulaşımı zor, silahlı grupların faaliyet gösterdiği uzak bir bölgede bulunması nedeniyle şu ana kadar sınırlı sayıda laboratuvar testi yapılabildi. Sağlık Bakanlığı, resmi olarak doğrulanan can kaybı sayısının 10, doğrulanmış vaka sayısının ise 91 olduğunu açıkladı.

Tehdit altındaki 10 ülke

Afrika Birliği’ne (AfB) bağlı Afrika Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi’nin Başkanı Jean Kaseya, Uganda’nın başkenti Kampala’da düzenlenen basın toplantısında, Ebola virüsünün yayılma riski taşıdığı ‘10 ülke bulunduğu’ uyarısında bulundu. Kaseya, risk altındaki ülkelerin Güney Sudan, Ruanda, Kenya, Tanzanya, Etiyopya, Kongo Cumhuriyeti, Burundi, Angola, Orta Afrika Cumhuriyeti ve Zambiya olduğunu söyledi. WHO ise salgının küresel düzeyde oluşturduğu riskin ‘düşük’ seviyede kaldığını belirtti. Örgüt, buna karşın virüsün yayılmasının iki aydan daha uzun sürebileceği değerlendirmesinde bulundu.

fjy6j
Mongbwalu’daki motosiklet taksi şoförlerini tarama merkezine yönlendiren bir sağlık çalışanı, 23 Mayıs 2026 (Reuters)

Ebola salgını, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde üç eyalette yayılım gösteriyor. Salgının merkez üssü ise ülkenin kuzeydoğusunda, Uganda ve Güney Sudan sınırında bulunan Ituri eyaleti olarak öne çıkıyor. Altın zengini Ituri’de madencilik faaliyetleri nedeniyle yoğun günlük nüfus hareketliliği yaşanırken, bölgede yıllardır faaliyet gösteren yerel milis gruplar arasındaki çatışmalar bazı bölgelere erişimi zorlaştırıyor. Salgın, Ituri’den Kuzey Kivu ve Güney Kivu eyaletlerine de yayıldı. Söz konusu bölgelerde hükümet karşıtı 23 Mart Hareketi (M23) geniş alanları kontrol altında tutuyor. Kaseya, ‘nüfus hareketliliği ve güvenlik eksikliğinin’ salgının yayılmasını kolaylaştırdığını söyledi.

Bölgeye onlarca ton ekipman sevk edilirken, WHO ekipleri de sahada görevlendirildi. Ancak nüfusu 8 milyonu aşan Ituri’de salgına yönelik müdahale çalışmalarının yavaş ilerlediği belirtiliyor. Bölgede yaklaşık 1 milyon yerinden edilmiş kişinin kalabalık kamplarda yaşadığı ifade ediliyor.

bfgr
Olası bir bulaş durumunu önlemek için Bunia Kilisesi’nde maske takan bir kadın, 24 Mayıs 2026 (AFP)

Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde salgının görüldüğü eyaletlerde toplu etkinlikler sınırlandırılırken, ana yollar üzerindeki ulaşım da kısıtlandı. Yetkililer ayrıca Ituri eyaletinin başkenti Bunia’ya yönelik uçuşların geçici olarak durdurulduğunu açıkladı. Komşu Ruanda’da ise Demokratik Kongo Cumhuriyeti üzerinden ülkeye gelen yabancıların girişine yasak getirildi. Kongo’dan gelen Ruanda vatandaşları için de karantina uygulaması başlatıldı. ABD de Ebola vakalarının görüldüğü Afrika ülkelerinden hava yoluyla gelen yolcular için sınır sağlık kontrollerini sıkılaştırdı.

Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde kaydedilen 17’nci Ebola salgını, uluslararası yardım kuruluşlarının mali desteklerde ciddi azalma yaşadığı bir döneme denk geldi. Özellikle ABD’nin WHO’dan çekilmesinin ardından sağlık alanındaki uluslararası yardımlarda gerileme yaşandığı belirtiliyor.

Halkın hoşnutsuzluğu

Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin doğusunda, Ebola mağdurlarının yakınları ile güvenlik güçleri arasında bir hafta içinde ikinci kez gerginlik yaşandı. Sağlık merkezi çalışanlarının dün verdiği bilgilere göre, öfkeli bir grup bölge sakini bir sağlık merkezine saldırdı ve Ebola hastalarının tedavisi için kurulan çadırı ateşe verdi.

cdy
21 Mayıs’ta Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde Ebola virüsü nedeniyle hayatını kaybeden bir hastayı gömmek için kişisel koruyucu ekipman giyen sağlık çalışanları (Reuters)

Saldırıda herhangi bir yaralanma yaşanmadığı bildirilirken, çıkan yangın sırasında hastaların panik halinde tesisten kaçması sonucu, Ebola şüphesi taşıyan 18 kişinin kaybolduğu b

sdf
Olası bir bulaş durumunu önlemek için ayin öncesinde kilise dışında ellerini yıkayan bir kadın, Bunia, 24 Mayıs 2026 (AFP)

elirtildi. Açıklama, yerel bir hastane müdürü tarafından yapıldı.

Mongbwalu Hastanesi Başhekimi Dr. Richard Lokodi AP’ye verdiği demeçte, öfkeli bir kalabalığın cuma akşamı Mongbwalu kasabasındaki kliniğe baskın düzenlediğini ve Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) tarafından şüpheli ve doğrulanmış vakaların izolasyonu için kurulan çadırı ateşe verdiğini söyledi. Lokodi, “Bu eylemi şiddetle kınıyoruz… Sağlık çalışanları arasında büyük bir panik yarattı ve 18 şüpheli vakanın toplum içine kaçmasına yol açtı” ifadelerini kullandı.

Benzer bir olayda, Ruambara kasabasındaki başka bir tedavi merkezi de perşembe günü ateşe verilmişti. Olayın, Ebola şüphesiyle hayatını kaybeden bir kişinin ailesinin cenazesinin teslim edilmesinin engellenmesi üzerine gerçekleştiği bildirildi.

Ebola nedeniyle ölenlerin cenaze süreçlerine ilişkin uygulamalar bölgede sık sık tepkilere yol açıyor. Virüsün ölüm sonrası dahi yüksek bulaşıcılık taşıması nedeniyle yetkililer, mümkün olan durumlarda cenaze işlemlerini kendileri yürütüyor. Ancak bu uygulama, zaman zaman yerel halk ve aileler tarafından protesto ediliyor.

Ruambara’da dün Ebola kurbanları için sıkı güvenlik önlemleri altında toplu cenaze töreni düzenlendi. Uluslararası Kızılhaç Komitesi’nin (ICRC) cenaze operasyonlarını denetleyen yetkilisi David Basima’ya göre, sağlık çalışanları ile yerel halk arasındaki gerilimin arttığı bir ortamda defin işlemleri gerçekleştirildi.

Silahlı askerler ve polis ekipleri töreni yakından takip ederken, ICRC personeli koruyucu beyaz kıyafetleriyle kapalı tabutları mezarlara indirdi. Aileler ise töreni uzaktan izleyerek gözyaşı döktü.

Basima, ekibin ciddi zorluklarla karşılaştığını, özellikle gençler ve bazı yerel sakinlerin direniş gösterdiğini belirtti. Basima, “Güvenlik için yetkililerden yardım istemek zorunda kaldık” ifadesini kullandı.

Salgının yayılmasını sınırlamak amacıyla, Kongo’nun kuzeydoğusunda cuma günü alınan kararla taziye ziyaretleri ve 50 kişiden fazla katılımcı içeren toplu buluşmalar yasaklandı.


Trump anlaşmanın yakın zamandan duyurulacağını açıklarken Hürmüz ve uranyum stoku konusunda çelişkili açıklamalar geliyor

Trump anlaşmanın yakın zamandan duyurulacağını açıklarken Hürmüz ve uranyum stoku konusunda çelişkili açıklamalar geliyor
TT

Trump anlaşmanın yakın zamandan duyurulacağını açıklarken Hürmüz ve uranyum stoku konusunda çelişkili açıklamalar geliyor

Trump anlaşmanın yakın zamandan duyurulacağını açıklarken Hürmüz ve uranyum stoku konusunda çelişkili açıklamalar geliyor

ABD Başkanı Donald Trump, cumartesi günü yaptığı açıklamada, İran ile yapılacak ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını sağlayacak barış anlaşmasına ilişkin mutabakat zaptının “büyük bölümünün” müzakere edildiğini söyledi. Trump, Truth Social hesabından yaptığı paylaşımda, “Anlaşmanın nihai yönleri ve ayrıntıları şu anda görüşülüyor; yakında duyurulacak” ifadelerini kullandı.

Ancak İran Devrim Muhafızları’na yakınlığıyla bilinen Fars Haber Ajansı, pazar sabahı erken saatlerde yayımladığı haberde, anlaşmanın Tahran’a boğazın yönetimini sürdürme imkânı tanıyacağını belirtti ve Trump’ın Hürmüz Boğazı’na ilişkin açıklamalarının “gerçeklerle örtüşmediğini” savundu.

Öte yandan Axios sitesi, ABD ile İran arasındaki anlaşmanın, ateşkesin 60 gün daha uzatılması karşılığında Hürmüz Boğazı’nın geçiş ücreti alınmaksızın yeniden açılmasını öngördüğünü aktardı. Haberde ayrıca İran’ın petrolünü serbestçe satabileceği ve Tahran’ın nükleer programının sınırlandırılması konusunda müzakereler yürütüleceği belirtildi.

New York Times ise iki ABD’li yetkiliye dayandırdığı haberinde, anlaşmanın İran’ın yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyumdan vazgeçmesine yönelik “açık bir taahhüt” içerdiğini yazdı. Ancak üst düzey bir İranlı yetkili bu iddiayı Reuters’a yalanladı.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio: Dünya bugün iyi haberler alabilir

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, pazar günü yaptığı açıklamada, İran ile anlaşmaya ilişkin gün içinde bir duyuru yapılabileceğini söyledi.

Rubio, Yeni Delhi’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “Önümüzdeki birkaç saat içinde dünyanın iyi haberler alma ihtimali olduğunu düşünüyorum” dedi.

Hindistan’a ilk resmi ziyaretini gerçekleştiren Rubio, beklenen anlaşmanın, ABD-İsrail saldırılarına yanıt olarak İran’ın fiilen kapattığı Hürmüz Boğazı konusundaki Amerikan endişelerini gidereceğini ifade etti.

Rubio ayrıca anlaşmanın, “Başkanın nihai hedefi olan, dünyanın artık İran nükleer silahından korkmadığı bir noktaya ulaşılmasını sağlayacak sürecin başlangıcı” olacağını söyledi.

Bu açıklamalar, Trump’ın Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını içeren teklifin “önemli ölçüde ilerleme kaydettiğini” belirtmesinin ardından geldi.

Trump, cumartesi günü Truth Social platformunda yaptığı paylaşımda, müzakerelerin “ABD, İran İslam Cumhuriyeti ve diğer bazı ülkeler arasında nihai formüle ulaşılmasını beklerken büyük ilerleme kaydettiğini” yazdı.

Ancak beklenen anlaşma, Trump’a yakın isimler arasında da eleştirilere neden oldu. Trump’ın ilk başkanlık döneminde dışişleri bakanlığı yapan Mike Pompeo ile Cumhuriyetçi Senatör Ted Cruz anlaşmaya tepki gösterdi.

İsrail’in güçlü destekçileri arasında yer alan Cruz ve Pompeo, İran’a petrol satışına yeniden izin verilmesi gibi tavizlere karşı çıktıklarını belirtti.

Cruz, olası sonucun “felaket niteliğinde bir hata” olabileceğini söyledi.

Eleştirilere yanıt veren Rubio ise, Trump kadar İran’a karşı sert duran başka bir ABD başkanı olmadığını savunarak, “Epik Öfke” adı verilen savaş operasyonuna işaret etti.

Rubio, “İran’la bu çatışma başladığında hedefler belirliydi; basit ve çok açıktı. İran’ın deniz gücünü yok etmek istiyorduk ve bu başarıldı” dedi.

ABD’nin ayrıca Tahran’ın balistik füze kapasitesini “önemli ölçüde azaltmayı” ve “savunma sanayi altyapısına zarar vermeyi” hedeflediğini söyleyen Rubio, “Epik (Destansı) Öfke operasyonunun hedefleri bunlardı ve bu hedeflere ulaşıldı” ifadelerini kullandı.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen:

ABD ile İran arasında anlaşmaya yönelik ilerlemeyi memnuniyetle karşılıyorum.

Gerilimi gerçekten azaltacak, Hürmüz Boğazı’nı yeniden açacak ve tam geçiş serbestisini ücret olmaksızın garanti edecek bir anlaşmaya ihtiyaç var.

İran’ın hiçbir zaman nükleer silah geliştirmesine izin verilmemeli.

İran, ister doğrudan ister vekilleri aracılığıyla olsun, bölgedeki istikrarsızlaştırıcı faaliyetlerine ve komşularına yönelik tekrarlanan haksız saldırılarına son vermeli.

Avrupa, kalıcı diplomatik çözüm için uluslararası ortaklarla çalışmayı sürdürecek.

Avrupa ayrıca bu çatışmanın tedarik zincirleri ve enerji fiyatları üzerindeki etkilerini sınırlamak için çalışacak.

Avrupa Merkez Bankası: İran savaşı derinleşirse faiz artışı baskısı doğabilir

Avrupa Merkez Bankası Yönetim Konseyi üyesi Martin Kocher, ABD ile İran arasında kalıcı bir barış anlaşmasına varılamaması halinde bankanın gelecek ay faiz artırımı yönünde adım atabileceğini söyledi.

Bloomberg’in haberine göre Kocher, 22-23 Mayıs tarihlerinde Güney Kıbrıs’ın Lefkoşa kentinde düzenlenen Avrupa maliye bakanları toplantısı kapsamında yaptığı açıklamada, bu yıl enflasyonun daha önce öngörülenden yüksek seyretmesinin beklendiğini ifade etti.

Kocher, bunun hâlihazırda geçmiş fiyat şoklarının etkisini yaşayan tüketiciler arasında yeni endişelere yol açabileceğini söyledi. Buna karşın ekonominin görece dayanıklı kalmayı sürdürdüğünü belirtti.

İngiltere Başbakanı Keir Starmer:

ABD ile İran arasında anlaşmaya yönelik ilerlemeyi memnuniyetle karşılıyorum.

Çatışmayı sona erdirecek, Hürmüz Boğazı’nı yeniden açacak ve deniz ulaşım özgürlüğünü koşulsuz şekilde güvence altına alacak bir anlaşmaya ihtiyaç var.

İran’ın asla nükleer silah geliştirmesine izin verilmemesi gerekiyor.

Hükümetim, İngiliz halkını bu çatışmanın sonuçlarından korumak için elinden geleni yapmayı sürdürecek.

Uluslararası ortaklarımızla birlikte bu fırsatı değerlendirerek uzun vadeli diplomatik çözüme ulaşmak için çalışacağız.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio:

Hürmüz Boğazı konusunda önümüzdeki saatlerde iyi haberler duyulabilir.

Son 48 saat içinde, Hürmüz krizini çözebilecek genel çerçeve konusunda bazı ilerlemeler kaydedildi.

İran hiçbir zaman nükleer silaha sahip olmamalı.

Ticari gemilere yönelik saldırılar tamamen yasa dışıdır.


Polis CHP genel merkezine zorla girdi Özgür Özel binadan ayrılarak TBMM'ye yürüyüşe geçti

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Polis CHP genel merkezine zorla girdi Özgür Özel binadan ayrılarak TBMM'ye yürüyüşe geçti

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

CHP'deki mutlak butlan gerilimi devam ederken çevik kuvvet polisleri saat 14:20'de otopark kapısından CHP Genel Merkezi'ne girdi Binan çıkan Özgür Özel TBMM'ye doğru yürüyüşe geçti

Sabahın erken saatlerinden itibaren Cumhuriyet Halk Partisi'nin Ankara'daki parti merkezi önünde toplanan çevik kuvvet polisleri, öğleden sonra binaya zorla giriş yaptı.

Binaya giriş kapısına yığınak yapan partililerin engelleme çabalarına rağmen binaya giren polis, önce giriş katında, daha sonra üst katlarda kontrolü ele geçirdi. 

Polisin harekete geçmesinden kısa süre önce CHP Grup Başkanvekili Murat Emir, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi ile görüştüğünü ve "Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, bu hukuki saçmalığa el koyana kadar, güvenlik güçlerinin CHP genel merkezine güç kullanarak girmemesini" talep ettiğini, Bakan Çiftçi'nin de kendilerini "nezaketle dinlediğini" dile getirmişti.

Kemal Kılıçdaroğlu'nun talebi

CHP'nin 38'inci kurultayına yönelik "mutlak butlan" davasına bakan mahkeme, Kemal Kılıçdaroğlu'nun genel başkanlık görevine tekrar getirilmesine hükmetmişti. 

Kemal Kılıçdaroğlu'nun avukatı Celal Çelik, Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne dilekçe yazarak, CHP Genel Merkezi'nin kendilerine teslim edilmesini talep etmişti. 

Çelik'in dilekçesinde, "Tüm yapıcı girişimlere ve milletvekillerinin görüşme çabalarına rağmen milletvekillerinin dahi Genel Merkez içine alınmadığı anlaşılmış olmakla Parti Genel Merkezi'nin tarafımıza teslimi konusunda gerekli işlemlerin yapılmasını talep ederiz" ifadeleri yer almıştı.

Bunun üzerine Ankara Valiliği'nden, CHP Genel Merkezi'nin tahliye edilmesi için talimat alan Ankara Emniyet Müdürlüğü, CHP genel merkezine polis müdahalesini başlattı.