​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
TT

​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)

Ortadoğu'da Barış ve Güvenliğin Geleceğini Destekleme Konferansı dün sona erdi.
ABD ve Polonya, konferans sonrasında yayınlanan sonuç bildirgesinde, Ortadoğu’da istikrarın sağlanması için böyle bir konferansın gerçekleştirilmesinin gerekliliğine dikkat çekerken, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, İran'ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varılması için işbirliği yapılması çağrısında bulundu ve bu tehditlerin Ortadoğu ile sınırlı kalmayacağını, bilakis Avrupa’ya ve Batı’ya da yöneleceğini söyledi. Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz ise yaptığı konuşmada, İran'ın Suriye'ye müdahalelerinin bölgeyi olumsuz etkilediğini söyledi.
“İran, Hizbullah ve terörizm Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor”
Varşova Konferansı’nın krizlerin üstesinden gelinmesi için gerçekleştirildiğini dile getiren Pompeo, “İran, Hizbullah ve terörizmin yayılması Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor. Ortadoğu'daki barış çalışmalarına devam edeceğiz. Daha fazla yaptırım ve daha fazla baskı istiyoruz. Böylece İran'daki diktatörlerin devamlılığının önüne geçebiliriz” açıklamasında bulundu. Ayrıca bölgedeki İran saldırganlığının gerçek bir tehlike olduğuna dikkat çeken Pompeo, “Konferansta İran’ı savunan hiçbir ülke yok. İran’ın bölgeyi istikrarsızlaştıran rolü konusunda hepimiz hemfikiriz” dedi. Pompeo, İran rolüne atıfta bulunmadan bölgedeki sorunlardan bahsetmenin zor olduğuna dikkat çekerek, İran’ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varmak için işbirliğine ihtiyaç duyulduğunu ve Washington’un İran'a daha fazla yaptırım uygulama konusunda haklı olduğunu söyledi.
Öte yandan Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, Ortadoğu'daki sorunların karmaşık olduğuna ve Avrupa Birliği’nin (AB) tek başına bunların üstesinden gelmek için yeterli güce sahip olmadığına dikkat çekerek, “İran'ın olumsuz bir etkisi var. Tartışmalarımızda bunu göz ardı etmedik” dedi.
Konferansa yaklaşık 60 ülke katıldı, fakat katılımın Avrupa ayağı düşüktü. ABD yetkilileri, İran'ın eylemlerini tehdit olarak gören Arap devletleri ve İsrail gibi farklı tarafların bölgede bulunmasının önemini vurguladılar.
Pence’den Avrupa ülkelerine suçlama
Konferansın oturum aralarında açıklamalarda bulunan ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, İran dosyasıyla ilgili olarak Amerikan ve Avrupa tarafları arasındaki farklara ışık tuttu. ABD yetkilisi, Avrupalıları, ‘İran rejimine yönelik yaptırımları, mali işlemler için bir mekanizma kurarak atlatmaya çalışmakla’ suçladı. Bu davranışların hoş olmadığına dikkat çeken Pence, bu davranışların taraflar arasındaki ilişkilerde birtakım sonuçları olabileceğini söyledi.
ABD Başkan Yardımcısı Pence, konuşmasının devamında, Trump'ın iki yıl önce başkanlık koltuğuna oturmasında sonra ilk dış ziyaretini Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiğine ve Arap-İslam-Amerikan Zirvesi’ne katıldığına atıfta bulunarak, barışın sağlanması için konferansa katılan bütün ülkeler ile çalışmaya hazır olduklarını belirtti.
Katılımcıların bölge için daha iyi bir gelecek inşa edilmesi hakkında konuştuğunu kaydeden Pence, “Şu anda toplantılar yapılıyor. Çünkü radikal İslami terörizm gibi ortak bir sorunla karşı karşıyayız. Terörizm yalnızca Amerika'ya değil bölgedeki tüm ülkelere yönelik bir tehdit oluşturuyor. Başkan Trump yönetimi, bu radikal tehdide karşı koyma konusunda adımlar attı ve DEAŞ örgütü ile kendini gösteren bu tehdidin ortadan kaldırılması hususunda esas katkılarda bulundu. ABD, kendi vatandaşlarının güvenliğini önceliyor. Fakat Amerika’nın öncelenmesi, yalnız Amerika demek değildir. Washington, aşırılıkçılığa karşı uluslararası bir koalisyon oluşturmak için çalışıyor.”
Başbakan Netanyahu'nun geçen yılın sonunda Umman'ı ziyareti ve Papa Franciscus'un bu yıl BAE'ye yaptığı ziyaret gibi bölgedeki ‘değişim rüzgarlarına’ değinen Pence, “Bu tarihi konferans yeni bir dönemin başladığının kanıtıdır” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“DEAŞ hilafeti kısa bir süre sonra sona erecek ve Trump’ın açıklamasına göre yakın zamanda bölgedeki ABD birlikleri geri çekilecek. Bu, taktiklerdeki bir değişikliktir, görevde değil. Toprakları DEAŞ’ın elinden geri almamız yeterli değil. Ortaklarımızla çalışmaya hazırız. DEAŞ katıntıları her nerede olursa olsun takip edeceğiz.”
ABD'nin Suriye'deki yeni bir kimyasal saldırıya yanıt verme konusundaki kararlılığını dile getiren Pence, ülkesinin İngiltere ve Fransa ile birlikte, Devlet Başkanı Beşşar Esed rejiminin gerçekleştirdiği kimyasal bir saldırıya yanıt verdiğini hatırlatarak, rejim tarafından gerçekleştirilecek benzer bir saldırıya aynı şekilde yanıt vermeye hazır olduklarını söyledi.
“Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor”
Sonra, İran rejiminin bölgenin geleceği ve Ortadoğu’daki barış ve istikrar için en büyük tehdit olduğunu dile getirerek İran hakkında konuşmaya başlayan Pence, “Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor, Suriye ve Yemen'e müdahale ediyor, Hizbullah'ı destekliyor ve Amerikalı rehineleri elinde tutuyor” dedi. İran’ı Ortadoğu’daki etkisini genişletmek için Irak ve Suriye’de birer koridor açmakla itham eden Pence, savaşçıları ile Esed rejiminin düşmesini engellemeye çalıştığını ve Lübnan Hizbullahı’na roketler gönderdiğini söyledi.
Pence, 1979 yılında Şah’ın devrilmesinin ardından geçen 40 yıl boyunca başarısızlık ve terörün İran’da hüküm sürdüğünü dile getirerek, yapılan nükleer anlaşmanın İran’ı caydırmadığını, bilakis bölgedeki müdahalelerini daha da arttırdığını söyledi. Başkan Trump’ın nükleer anlaşmadan çekildiğini, İran rejimine yaptırımlar uyguladığını ve İran'ın eylemlerine itiraz eden diğer ülkelerin de bu yaptırımları desteklediğini dile getiren Pence, “Maalesef, en yakın Avrupalı arkadaşlarımızdan bazıları bu yaptırımları ihlal etti ve onları atlatmaya çalıştı. Fransa, İngiltere ve Almanya kurdukları finansal işlemler mekanizması ile bu yaptırımların üstesinden gelmeye çalıştılar. Bu hamle, ABD ile Avrupa’nın aralarının açılmasına sebep olacaktır” dedi.
“Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi”
İran'ın teknik olarak uygulayıp uygulamamasının değil, nükleer anlaşmanın kendisinin bir sorun olduğunu dile getiren Pence, “Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi. Artık anlaşmadan çekilmeliler. Bu fırsatı görmezden gelemeyiz” dedi.
Ortadoğu’daki barış süreci hakkında konuşan Pence, “Başkan Trump, üç İbrahimî din olan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam'ın tabilerinin barış içinde birlikte yaşamalarını istiyor” ifadesini kullandı.
Öte yandan Varşova Konferansı’na katılan Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçisi Prens Halid bin Selman, önceki gün Twitter hesabı üzerinden yapmış olduğu paylaşımlarda, “Molla rejimi 40 yıl önce iktidarı ele geçirdi. İran halkının yaşam standartları bu süre içerisinde ciddi bir düşüne tanık oldu. Bu rejim, bölgedeki terörizm, radikalizm, mezhepçilik ve istikrarsızlığı desteklemek için halkının parasını israf etmeye devam ediyor. Dost İran halkı, bölgede bölücülük ve terör fitnelerini yaymak için servetini ve parasını israf etmek yerine halkına özen gösteren bir yönetimi hak ediyor. İran rejimi halen Arapları dize getirmeye çalışmak gibi asla gerçekleşmeyecek bir yanılsama içinde. Ayrımcı söylemleri kendisini açığa çıkarıyor, Bu rejimin boş hayalleri 40 yıl sonra artık kimseyi kandıramıyor” açıklamasında bulundu.
İran rejiminin yayılımcı hayallerine hâlâ bağlı olduğuna dikkat çeken Prens Halid bin Selman, “İran rejiminin lideri, devrimlerinin 40’ıncı yıl dönümü konuşmasında Basra Körfezi'ndeki Arap topraklarının kendi topraklarının bir parçası olduğunu iddia ederek, bu bölgeyi güney İran olarak adlandırdı. Böylece yayılımcı niyetlerini ortaya koydu” ifadelerini kulandı.
Konferansın açılışı
Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, sabah saatlerinde kullandığı şu ifadeler ile konferansın açılışını yaptı;

“Bölgedeki barış ve güvenlik sorununa yeni bir ivme kazandırmanın zamanı geldi. Mülteci krizleri, ekonomik krizler ve bazı durumlarda devlet kurulması gibi krizlerin bölgede olumsuz etkiler oldu. Ortadoğu’nun istikrarını güvence altına almak, devam eden krizlere son vermek, kültürlerarası birliği teşvik etmek ve kapsayıcı toplumlar inşa etmek gibi durumlar, büyük zorluklar ile karşı karşıya. Uluslararası toplumun istikrarı ve sürdürülebilir barışı korumak için bu çabaları aktif olarak desteklemesi önemlidir.”
Czaputowicz açılış konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ortadoğu'daki çatışmaların birçok kaynağı var. Bunlardan bazıları, bazı liderlerin her ne pahasına olursa olsun gücü ellerinde tutmak istemesi, dini köktencilik ve hoşgörüsüzlüktür. Ayrıca güç dengesizlikleri, coğrafi ayrılıklar veya dış kuvvetlerin müdahalesi de çatışmaya sebep olan unsurlar arasında yer alabilir. ABD ve AB’nin İran’ın bölgede oynayacağı rol konusunda paylaştıkları bir inançları var. Ancak İran'ın nükleer programının olası sonuçları ve bu ülkenin bölgede oynadığı istikrarsızlaştırıcı rolü konusunda endişeliyiz. İran'ın tahammül edilemez davranışlarını şiddetle kınıyoruz. Aramızda araçlar bakımından farklılıklar olabilir. AB, İran'ın nükleer programının barışçıl doğasını korumanın, bir ortak eylem planını gerektirdiğine inanıyor. ABD bu anlaşmadan çekildi ve İran’a yaptırımlar uyguladı. Bugün Ortadoğu’nun karşılaştığı zorlukları hatırlatan bölge temsilcilerini dinleme fırsatına sahibiz.”
Konferans dahilinde gerçekleştirilecek görüşmelerde herhangi bir ülkenin veya konunun görüşmelerin seyrine hakim olmayacağını dile getiren ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ise şunları söyledi:
“Konferans, Yemen Dışişleri Bakanı Halid el-Yemani’nin başkanlığını yapacağı Yemen hakkında bir tartışma ile başlayacak. Daha sonra Suriye'deki idarenin sonraki adımlarını ve değişmeyen stratejik hedeflerimize ulaşmak için çabalarımızı sürdürme taahhüdümü gözden geçireceğiz. Sonrasında Başkanı Trump'ın danışmanı Jared Kushner, ABD yönetiminin İsrail ile Filistinliler arasında kapsamlı ve sürdürülebilir bir barışı sağlama çabalarını tartışacak. Tüm bu konular hakkında soru sorma ve yorum yapma fırsatı da olacak. Sonrasında ise ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Polonya Başbakanı ve 7 Dışişleri Bakanı ilgili konular hakkındaki değerlendirmelerini bizimle paylaşacak. Daha sonra bir grup devletle, mültecilerin ve insani zorlukların ele alındığı bir öğle yemeği tertip edilecek. Bunun ardından füze geliştirme ve bunları yayma, siber tehditlerle mücadele, terörizm ve yasadışı fon sağlamak ile mücadele konulu bir dizi çalışma oturumu düzenlenecek.”
Pompeo sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bugün çok önemli görüşmelerde bulunacağız, ancak konferans sona ermeyecek. Çalışmamız gerekiyor. Suriye ve Yemen, silahların yayılması, barış süreci, terörizm, İran, siber güvenlik ve insani krizler gibi meseleler tek başına üstesinden gelinecek sorunlar değil. Güvenliği sağlamak için birlikte çalışmalıyız. Hiçbir ülke bunun dışında kalamaz. ABD, Ortadoğu’daki güvenlik sorunlarına yönelik çabalara liderlik etmeye devam edecek. Bölge için iyi bir güç olmaya devam edeceğiz. Bugün gerçekleştirilen konferans bunun kanıtıdır.”
Pompeo, sabah saatlerinde, konferansı ‘istisnai’ olarak nitelendiren Netanyahu ile ortak bir basın toplantısı düzenledi.
İsrail Başbakanı Netanyahu konferans ile ilgili "tarihsel bir dönüm noktası" değerlendirmesinde bulunduktan sonra şunları söyledi:
“Burada 60 ülkeden dışişleri bakanı ve hükümet temsilcisi, İsrail başbakanı ve önde gelen Arap ülkelerinin dışişleri bakanları karşılıklı oturup bugüne kadar görülmemiş bir güç ve açıklıkla İran rejiminin yarattığı ortak tehditle nasıl baş edilmesi gerektiğini konuştu. İlk kez birlikte geleceğimizi tehdit eden şeyin ne olduğunu ve onu güvence altına almak için neler yapmamız gerektiğini tartışma fırsatı bulduk. Bu diyaloğu gelecekte yalnızca güvenlik konusunda değil, Ortadoğu halklarının yaşamını etkileyecek her alanda sürdürmeliyiz”
“İran’la yüzleşmeden Ortadoğu’da barış ve istikrar sağlayamayız” diyen Pompeo ise İran’ın eylemleri de dahil olmak üzere istikrarsızlaştırıcı eylemleri ele almaya yönelik ortak çabalara duyulan ihtiyaçtan söz ederek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Basitçe ifade etmek gerekirse, İran ile yüzleşmeden bunları gerçekleştirmek söz konusu olamaz. Lübnan’da Yemen’de Suriye’de Irak’ta yıkıcı etkilerde bulunuyorlar. Buralarda Hamas, Hizbullah ve Husiler gibi gerçek tehditler var. İran’a karşı harekete geçmeden Ortadoğu’da barış sağlayamayız.”



İran’a ilişkin talimatlar nedeniyle... Netanyahu ile İsrail Genelkurmay Başkanı arasında gerilim

İsrail'in Bney Brak kentinde, parlamento seçimleri öncesinde Netanyahu liderliğindeki Likud Partisi'nin seçim afişinin yanında bisikletiyle bir çocuk (Reuters)
İsrail'in Bney Brak kentinde, parlamento seçimleri öncesinde Netanyahu liderliğindeki Likud Partisi'nin seçim afişinin yanında bisikletiyle bir çocuk (Reuters)
TT

İran’a ilişkin talimatlar nedeniyle... Netanyahu ile İsrail Genelkurmay Başkanı arasında gerilim

İsrail'in Bney Brak kentinde, parlamento seçimleri öncesinde Netanyahu liderliğindeki Likud Partisi'nin seçim afişinin yanında bisikletiyle bir çocuk (Reuters)
İsrail'in Bney Brak kentinde, parlamento seçimleri öncesinde Netanyahu liderliğindeki Likud Partisi'nin seçim afişinin yanında bisikletiyle bir çocuk (Reuters)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile Genelkurmay Başkanı arasında, İran’la ilgili siyasi bir talimat nedeniyle gerilim yaşandı. Yerel bir televizyon kanalında dün gece yer alan bir habere göre gelişme İsrail’deki çekişmeli seçimlere kısa süre kala meydana geldi.

Şarku’l Avsat'ın AP’den aktardığına göre İbranice yayın yapan Kanal 12’nin haberi ülkede endişeye yol açtı. Netanyahu’nun seçimlerdeki başlıca rakibi Gadi Eisenkot, Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir’e destek verdiğini açıkladı.

Yaşanan rahatsızlık, İsrail’de en uzun süre başbakanlık yapan Netanyahu’nun görevini korumak amacıyla seçimlerden önce İran’a saldırma seçeneğine başvurabileceği yönündeki kaygıları yansıttı.

Netanyahu, Kanal 12’nin haberini Kanal 14’e yaptığı açıklamada “saçmalık” olarak nitelendirirken, İsrail ordusundan konuya ilişkin henüz bir açıklama gelmedi.

Tel Aviv’de, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu ABD Başkanı Donald Trump ve savaş uçaklarıyla birlikte gösteren, Likud Partisi’ne ait dev seçim afişi asılıyor. (AP)
Tel Aviv’de, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu ABD Başkanı Donald Trump ve savaş uçaklarıyla birlikte gösteren, Likud Partisi’ne ait dev seçim afişi asılıyor. (AP)

Kanal 12’nin haberinde, İran’la ilgili talimatın içeriğine yer verilmedi. Başbakan, son günlerde İran yönetiminin “devrilmesi” gerektiğini dile getirdi.

Netanyahu ayrıca, İran’ın veya vekil güçlerinin yarın yapılacak seçimlerden önce oylamayı sekteye uğratmak amacıyla saldırı düzenleyebileceği yönündeki uyarılarını yineledi. Başbakan, bu değerlendirmesini istihbarat bilgilerine dayandırdı.

Netanyahu, yayımladığı görüntülü açıklamada, “Ordu hem savunma hem de saldırı için hazır” ifadelerini kullandı. İran’a yönelik uyarısını sürdüren Netanyahu, “Hayal edebileceğinizden çok daha büyük ve orantısız darbeler alacaksınız” ifadelerini kullandı.


Trump'tan İsraillilere çağrı: 'Başarılı savaşçı' Netanyahu'ya oy verin

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)
TT

Trump'tan İsraillilere çağrı: 'Başarılı savaşçı' Netanyahu'ya oy verin

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump dün İsraillilere, yaklaşan seçimlerde oylarını Başbakan Binyamin Netanyahu'dan yana kullanmaları çağrısında bulundu; ABD ve İsrail'in İran'a karşı yürüttüğü savaşı 'birlikte zafer kazanmaya' örnek gösterdi.

Trump, Truth Social platformundaki paylaşımında, 'Sandık başına gittiğinizde lütfen Bibi'nin (Netanyahu) başarılı bir savaş başbakanı olduğunu unutmayın' ifadelerini kullandı.


Azerbaycan’daki “başörtüsü krizi” Türkiye ile ilişkilerin geleceğine dair soru işaretlerini artırıyor

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, 2025 Ekonomik İşbirliği Teşkilatı Zirvesi sırasında mevkidaşı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı karşılarken (Cumhurbaşkanlığı)
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, 2025 Ekonomik İşbirliği Teşkilatı Zirvesi sırasında mevkidaşı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı karşılarken (Cumhurbaşkanlığı)
TT

Azerbaycan’daki “başörtüsü krizi” Türkiye ile ilişkilerin geleceğine dair soru işaretlerini artırıyor

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, 2025 Ekonomik İşbirliği Teşkilatı Zirvesi sırasında mevkidaşı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı karşılarken (Cumhurbaşkanlığı)
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, 2025 Ekonomik İşbirliği Teşkilatı Zirvesi sırasında mevkidaşı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı karşılarken (Cumhurbaşkanlığı)

Azerbaycan’ın okul kıyafetlerine yönelik yeni düzenlemesi ve başörtüsüne ilişkin tartışmalar, “iki devlet tek millet” anlayışıyla yakın siyasi ve askerî ilişkiler yürüten Türkiye ile Azerbaycan arasında gerilime yol açtı. Bakü’nün bazı Türk vatandaşlarını istenmeyen kişiler ilan etmesi ve bazıları hakkında uluslararası yakalama kararı çıkarması, krizin diplomatik boyutunu da gündeme taşıdı.

Türkçe konuşan iki ülke arasındaki gerilim, Azerbaycan’ın eylül ayında devlet okullarında kıyafet kurallarını yeniden düzenlemesiyle arttı. Yeni kurallar, “kamu eğitiminde laiklik ilkesiyle bağdaşmayan” eklemeleri yasaklıyor, ancak başörtüsünü açıkça yasaklayan bir hüküm içermiyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğindeki iktidar partisi Adalet ve Kalkınma Partisi’ne (AK Parti) yakın bazı Türk siyasetçiler ve sosyal medya aktivistleri, Azerbaycan hükümetinin kararını sert ifadelerle eleştirerek, doğrudan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’i hedef aldı.

Eşi görülmemiş adım

Azerbaycan hükümeti, geçen çarşamba günü iki ülke ilişkileri tarihinde benzeri görülmemiş bir adım atarak 31 Türk vatandaşını “istenmeyen kişiler” ilan etti ve kara listeye aldı. Ayrıca 7 kişi hakkında uluslararası yakalama kararı çıkarıldı.

Bu isimler arasında Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, Kürt siyasi hareketine yakın Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu, AK Parti ile ittifak hâlindeki Hür Dava Partisi (HÜDA PAR) Genel Başkan Yardımcısı Yahya Uğraş, bazı gazeteciler, dinî konularda uzmanlaşmış yazarlar, blog yazarları ve iktidar partisinin eski bir yetkilisi de bulunuyor.

Erbakan, X hesabından Aliyev’e hitaben sert bir mesaj yayımladı. Erbakan, Azerbaycan’daki kız öğrenciler üzerindeki başörtüsü yasağının kaldırılmasının yeterli olacağını belirterek, “Ülkeye giremesek bile gelmemize gerek kalmaz” ifadesini kullandı.

Aliyev’in İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’u Bakü’de ağırlamasını da eleştiren Erbakan, “Siyonist katil Herzog’u ağırladıktan sonra gerçek dostlarına gözlerini kapattın” dedi. Bununla birlikte iki halk arasındaki kardeşliğin süreceğini belirterek, “Yaşasın Türkiye ve Azerbaycan; iki devlet tek millet” mesajını verdi.

Kılıçdaroğlu, Azerbaycan'da kadınların kıyafetlerine kısıtlama getirilmemesi konusunda uyarıda bulunarak, partisinin geçmişte Türkiye'de bu hataya düştüğüne dikkati çekti. (Cumhuriyet Halk Partisi - X)
Kılıçdaroğlu, Azerbaycan'da kadınların kıyafetlerine kısıtlama getirilmemesi konusunda uyarıda bulunarak, partisinin geçmişte Türkiye'de bu hataya düştüğüne dikkati çekti. (Cumhuriyet Halk Partisi - X)

Azerbaycan’ın kararına yönelik eleştiriler yalnızca muhafazakâr çevrelerle sınırlı kalmadı. Yargı kararıyla atanmış Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) geçici Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da düzenlemeyi eleştirdi. Türkiye’nin geçmişte başörtüsü yasağı konusunda “zor bir sınavdan” geçtiğini ve partisinin de bu hatada sorumluluğu bulunduğunu hatırlatan Kılıçdaroğlu, kadınların giyim tercihlerine müdahale edilmemesi gerektiğini belirtti.

Gerilimi düşürme girişimleri

Gerilimin artması üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçen çarşamba günü Aliyev ile telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Görüşmede ikili ilişkiler ile bölgesel ve uluslararası meseleler ele alındı.

Türkiye Cumhurbaşkanlığı, Erdoğan’ın Azerbaycan’ın bağımsızlığının 35. yıl dönümü dolayısıyla Aliyev’i bir kez daha tebrik ettiğini ve iki ülke arasındaki kardeşlik bağları temelinde iş birliğinin daha ileri seviyelere taşınacağını vurguladığını açıkladı. Erdoğan ayrıca Aliyev’i Ankara’da düzenlenmesi planlanan 13. Türk Devletleri Teşkilatı Zirvesi’ne davet etti.

Azerbaycan’ın resmî haber ajansı ise iki ülke ilişkilerinin olumlu yönlerini ele alan bir analizinde, Erdoğan’ın telefon görüşmesinin Türkiye’de Azerbaycan’a karşı yürütülen sürekli bir dezenformasyon kampanyasının ardından gelmesinden duyduğu üzüntüyü dile getirdi.

 Bahçeli, MHP Genel Merkezi'nde Azerbaycan'ın Ankara Büyükelçisi Reşad Mammadov'u kabul etti (MHP- X hesabı)
Bahçeli, MHP Genel Merkezi'nde Azerbaycan'ın Ankara Büyükelçisi Reşad Mammadov'u kabul etti (MHP- X hesabı)

Türkiye’de iktidarın Cumhur İttifakı ortağı Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli de gerilimi azaltmaya yönelik bir adım attı. Bahçeli, cuma günü MHP Genel Merkezi’nde Azerbaycan’ın Ankara Büyükelçisi Reşad Aslanov’u kabul etti.

Bahçeli, cumartesi günü partisinin Merkez Yönetim Kurulu toplantısının ardından yayımlanan açıklamada, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki güven ve dayanışmanın korunmasının ortak Türk dünyasının geleceği açısından vazgeçilmez olduğunu vurguladı.

Yeni bir Azerbaycan farklı bir Aliyev

Azerbaycan’da devlet okullarındaki laik eğitim ilkesi doğrultusunda getirilen kıyafet kurallarıyla başlayan tartışma, zamanla okul sınırlarını aşarak Türkiye’nin Azerbaycan üzerindeki etkisinin boyutuna ve Aliyev’in Ankara’ya karşı izlediği siyasi tutuma ilişkin daha geniş bir tartışmaya dönüştü.

Türkiye'de Aliyev'e karşı protesto gösterisi düzenlendi: Okullarda başörtüsü yasağı kararından vazgeçmesi çağrısı yapıldı (Türk medyası)
Türkiye'de Aliyev'e karşı protesto gösterisi düzenlendi: Okullarda başörtüsü yasağı kararından vazgeçmesi çağrısı yapıldı (Türk medyası)

Bakü hükümetini destekleyen Azerbaycanlı gazeteci Mirşahin, sosyal medya üzerinden Türkiye’ye seslenerek, “Şunu anlayın: Siz ağabey değilsiniz, biz de küçük kardeş değiliz” mesajını verdi.

Bakü’ye yakın medya organları aracılığıyla öne çıkarılan temel mesajın, “kardeşliğin müdahaleyi meşrulaştırmayacağı” olduğu değerlendiriliyor. Bu açıdan Aliyev’in 2 Ekim’de yaptığı ve ülkenin iç işlerine dışarıdan müdahaleyi reddettiği açıklama önem taşıyor.

Aliyev’in Azerbaycan’ın iç meselelerine müdahaleye karşı sert tutumu, Türkiye ile yakın ilişkilerini koruyan ancak ülkesinin Türkiye’nin nüfuz alanında olduğu izlenimini reddeden bir lider profili çiziyor.

Erdoğan ve Aliyev, Birleşmiş Milletler’deki bir görüşmede (Türkiye Cumhurbaşkanlığı).
Erdoğan ve Aliyev, Birleşmiş Milletler’deki bir görüşmede (Türkiye Cumhurbaşkanlığı).

Mevcut gerilim ortamında Aliyev’in siyasi portresi üç temel unsur üzerinden şekilleniyor: Türkiye’ye yakın ancak Ankara’nın nüfuz alanına girmeyi kabul etmeyen bir lider; Müslüman bir topluma liderlik ederken laik devlet ilkesinden taviz vermediğini vurgulayan bir cumhurbaşkanı; Erdoğan ile ortaklık yürüten ancak gerektiğinde Mustafa Kemal Atatürk’e atıfta bulunarak, kendi siyasi meşruiyetini güçlendiren bir siyasetçi.

Bununla birlikte, Aliyev’in bu şekilde sunulan siyasi profilinin ne ölçüde kalıcı olacağı ve Azerbaycan’ın Türkiye ile ilişkilerinin gelecekte hangi çerçevede şekilleneceği henüz netlik kazanmış değil.

Türkiye’de kuşatılma endişesi

İktidara yakın Yeni Şafak gazetesinin yazarı Aydın Ünal, “Kuşatmanın Ayak Sesleri” başlıklı makalesinde Türkiye ile Azerbaycan arasında yaşanan ve kendi ifadesiyle “tek taraflı, ilan edilmemiş” gerilimi daha geniş bir bölgesel çerçeveye oturttu.

Şarku’l Avsatın Yeni Şafak’tan aktardığına göre Ünal, yaşananların geçici toplumsal anlaşmazlıklardan ibaret olmadığını, yaklaşan seçimler öncesinde Türkiye’yi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı kuşatmayı hedefleyen planlı bir sürecin parçası olduğunu savundu.

Yazara göre gerilim, özellikle Aliyev’in 2 Ekim’de yaptığı açıklamanın ardından belirginleşti. Aliyev söz konusu konuşmasında, “Herkes yerini bilmeli, işlerimize karışmamalı, yaşam tarzımıza müdahale etmemeli ve bize akıl vermemeli” ifadelerini kullanmıştı. Aliyev ayrıca 2020’deki Dağlık Karabağ zaferinin Azerbaycan’ın kendi çabaları ve kendi parasıyla satın aldığı silahlar sayesinde kazanıldığını vurgulamıştı.

Ünal, bu sözlerin doğrudan Türkiye ve Erdoğan’a yönelik olduğunu ileri sürdü. Yaşanan gerilimi, Yunanistan ve Kıbrıs’ın İsrail ile yakınlaşması ve Ege Denizi’ndeki gerilimin artması başta olmak üzere bölgedeki bir dizi gelişmeyle ilişkilendirdi.

Sosyal medyada paylaşılan bir fotoğraf: Okullara girişleri engellenen kız öğrencilerine sokakta ders veren Azeri bir öğretmen
Sosyal medyada paylaşılan bir fotoğraf: Okullara girişleri engellenen kız öğrencilerine sokakta ders veren Azeri bir öğretmen

Yazarın özellikle dikkat çektiği konu, “Netanyahu’nun Türkiye’yi renkli bir harita üzerinden kuşatma projesi” olarak nitelendirdiği girişim oldu. Ünal, söz konusu haritada Azerbaycan’ın kısmen “İsrail’in müttefiki” olarak gösterildiğini belirtti.

Ünal ayrıca ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasındaki beklenmedik yakınlaşmaya dikkat çekerek, bütün bu gelişmelerin nihai hedefinin Türkiye olduğunu ve Erdoğan’ın bu süreçte hedef alınacağını öne sürdü.

Ancak Türkiye’nin seçimler öncesinde İsrail tarafından kuşatılmasını amaçlayan bir plan bulunduğu yönündeki değerlendirme, yazara ait bir yorum niteliği taşıyor. Aktarılan bilgiler, böyle bir planın varlığını bağımsız biçimde doğrulayan kanıtlar sunmuyor.