​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
TT

​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)

Ortadoğu'da Barış ve Güvenliğin Geleceğini Destekleme Konferansı dün sona erdi.
ABD ve Polonya, konferans sonrasında yayınlanan sonuç bildirgesinde, Ortadoğu’da istikrarın sağlanması için böyle bir konferansın gerçekleştirilmesinin gerekliliğine dikkat çekerken, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, İran'ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varılması için işbirliği yapılması çağrısında bulundu ve bu tehditlerin Ortadoğu ile sınırlı kalmayacağını, bilakis Avrupa’ya ve Batı’ya da yöneleceğini söyledi. Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz ise yaptığı konuşmada, İran'ın Suriye'ye müdahalelerinin bölgeyi olumsuz etkilediğini söyledi.
“İran, Hizbullah ve terörizm Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor”
Varşova Konferansı’nın krizlerin üstesinden gelinmesi için gerçekleştirildiğini dile getiren Pompeo, “İran, Hizbullah ve terörizmin yayılması Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor. Ortadoğu'daki barış çalışmalarına devam edeceğiz. Daha fazla yaptırım ve daha fazla baskı istiyoruz. Böylece İran'daki diktatörlerin devamlılığının önüne geçebiliriz” açıklamasında bulundu. Ayrıca bölgedeki İran saldırganlığının gerçek bir tehlike olduğuna dikkat çeken Pompeo, “Konferansta İran’ı savunan hiçbir ülke yok. İran’ın bölgeyi istikrarsızlaştıran rolü konusunda hepimiz hemfikiriz” dedi. Pompeo, İran rolüne atıfta bulunmadan bölgedeki sorunlardan bahsetmenin zor olduğuna dikkat çekerek, İran’ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varmak için işbirliğine ihtiyaç duyulduğunu ve Washington’un İran'a daha fazla yaptırım uygulama konusunda haklı olduğunu söyledi.
Öte yandan Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, Ortadoğu'daki sorunların karmaşık olduğuna ve Avrupa Birliği’nin (AB) tek başına bunların üstesinden gelmek için yeterli güce sahip olmadığına dikkat çekerek, “İran'ın olumsuz bir etkisi var. Tartışmalarımızda bunu göz ardı etmedik” dedi.
Konferansa yaklaşık 60 ülke katıldı, fakat katılımın Avrupa ayağı düşüktü. ABD yetkilileri, İran'ın eylemlerini tehdit olarak gören Arap devletleri ve İsrail gibi farklı tarafların bölgede bulunmasının önemini vurguladılar.
Pence’den Avrupa ülkelerine suçlama
Konferansın oturum aralarında açıklamalarda bulunan ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, İran dosyasıyla ilgili olarak Amerikan ve Avrupa tarafları arasındaki farklara ışık tuttu. ABD yetkilisi, Avrupalıları, ‘İran rejimine yönelik yaptırımları, mali işlemler için bir mekanizma kurarak atlatmaya çalışmakla’ suçladı. Bu davranışların hoş olmadığına dikkat çeken Pence, bu davranışların taraflar arasındaki ilişkilerde birtakım sonuçları olabileceğini söyledi.
ABD Başkan Yardımcısı Pence, konuşmasının devamında, Trump'ın iki yıl önce başkanlık koltuğuna oturmasında sonra ilk dış ziyaretini Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiğine ve Arap-İslam-Amerikan Zirvesi’ne katıldığına atıfta bulunarak, barışın sağlanması için konferansa katılan bütün ülkeler ile çalışmaya hazır olduklarını belirtti.
Katılımcıların bölge için daha iyi bir gelecek inşa edilmesi hakkında konuştuğunu kaydeden Pence, “Şu anda toplantılar yapılıyor. Çünkü radikal İslami terörizm gibi ortak bir sorunla karşı karşıyayız. Terörizm yalnızca Amerika'ya değil bölgedeki tüm ülkelere yönelik bir tehdit oluşturuyor. Başkan Trump yönetimi, bu radikal tehdide karşı koyma konusunda adımlar attı ve DEAŞ örgütü ile kendini gösteren bu tehdidin ortadan kaldırılması hususunda esas katkılarda bulundu. ABD, kendi vatandaşlarının güvenliğini önceliyor. Fakat Amerika’nın öncelenmesi, yalnız Amerika demek değildir. Washington, aşırılıkçılığa karşı uluslararası bir koalisyon oluşturmak için çalışıyor.”
Başbakan Netanyahu'nun geçen yılın sonunda Umman'ı ziyareti ve Papa Franciscus'un bu yıl BAE'ye yaptığı ziyaret gibi bölgedeki ‘değişim rüzgarlarına’ değinen Pence, “Bu tarihi konferans yeni bir dönemin başladığının kanıtıdır” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“DEAŞ hilafeti kısa bir süre sonra sona erecek ve Trump’ın açıklamasına göre yakın zamanda bölgedeki ABD birlikleri geri çekilecek. Bu, taktiklerdeki bir değişikliktir, görevde değil. Toprakları DEAŞ’ın elinden geri almamız yeterli değil. Ortaklarımızla çalışmaya hazırız. DEAŞ katıntıları her nerede olursa olsun takip edeceğiz.”
ABD'nin Suriye'deki yeni bir kimyasal saldırıya yanıt verme konusundaki kararlılığını dile getiren Pence, ülkesinin İngiltere ve Fransa ile birlikte, Devlet Başkanı Beşşar Esed rejiminin gerçekleştirdiği kimyasal bir saldırıya yanıt verdiğini hatırlatarak, rejim tarafından gerçekleştirilecek benzer bir saldırıya aynı şekilde yanıt vermeye hazır olduklarını söyledi.
“Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor”
Sonra, İran rejiminin bölgenin geleceği ve Ortadoğu’daki barış ve istikrar için en büyük tehdit olduğunu dile getirerek İran hakkında konuşmaya başlayan Pence, “Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor, Suriye ve Yemen'e müdahale ediyor, Hizbullah'ı destekliyor ve Amerikalı rehineleri elinde tutuyor” dedi. İran’ı Ortadoğu’daki etkisini genişletmek için Irak ve Suriye’de birer koridor açmakla itham eden Pence, savaşçıları ile Esed rejiminin düşmesini engellemeye çalıştığını ve Lübnan Hizbullahı’na roketler gönderdiğini söyledi.
Pence, 1979 yılında Şah’ın devrilmesinin ardından geçen 40 yıl boyunca başarısızlık ve terörün İran’da hüküm sürdüğünü dile getirerek, yapılan nükleer anlaşmanın İran’ı caydırmadığını, bilakis bölgedeki müdahalelerini daha da arttırdığını söyledi. Başkan Trump’ın nükleer anlaşmadan çekildiğini, İran rejimine yaptırımlar uyguladığını ve İran'ın eylemlerine itiraz eden diğer ülkelerin de bu yaptırımları desteklediğini dile getiren Pence, “Maalesef, en yakın Avrupalı arkadaşlarımızdan bazıları bu yaptırımları ihlal etti ve onları atlatmaya çalıştı. Fransa, İngiltere ve Almanya kurdukları finansal işlemler mekanizması ile bu yaptırımların üstesinden gelmeye çalıştılar. Bu hamle, ABD ile Avrupa’nın aralarının açılmasına sebep olacaktır” dedi.
“Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi”
İran'ın teknik olarak uygulayıp uygulamamasının değil, nükleer anlaşmanın kendisinin bir sorun olduğunu dile getiren Pence, “Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi. Artık anlaşmadan çekilmeliler. Bu fırsatı görmezden gelemeyiz” dedi.
Ortadoğu’daki barış süreci hakkında konuşan Pence, “Başkan Trump, üç İbrahimî din olan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam'ın tabilerinin barış içinde birlikte yaşamalarını istiyor” ifadesini kullandı.
Öte yandan Varşova Konferansı’na katılan Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçisi Prens Halid bin Selman, önceki gün Twitter hesabı üzerinden yapmış olduğu paylaşımlarda, “Molla rejimi 40 yıl önce iktidarı ele geçirdi. İran halkının yaşam standartları bu süre içerisinde ciddi bir düşüne tanık oldu. Bu rejim, bölgedeki terörizm, radikalizm, mezhepçilik ve istikrarsızlığı desteklemek için halkının parasını israf etmeye devam ediyor. Dost İran halkı, bölgede bölücülük ve terör fitnelerini yaymak için servetini ve parasını israf etmek yerine halkına özen gösteren bir yönetimi hak ediyor. İran rejimi halen Arapları dize getirmeye çalışmak gibi asla gerçekleşmeyecek bir yanılsama içinde. Ayrımcı söylemleri kendisini açığa çıkarıyor, Bu rejimin boş hayalleri 40 yıl sonra artık kimseyi kandıramıyor” açıklamasında bulundu.
İran rejiminin yayılımcı hayallerine hâlâ bağlı olduğuna dikkat çeken Prens Halid bin Selman, “İran rejiminin lideri, devrimlerinin 40’ıncı yıl dönümü konuşmasında Basra Körfezi'ndeki Arap topraklarının kendi topraklarının bir parçası olduğunu iddia ederek, bu bölgeyi güney İran olarak adlandırdı. Böylece yayılımcı niyetlerini ortaya koydu” ifadelerini kulandı.
Konferansın açılışı
Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, sabah saatlerinde kullandığı şu ifadeler ile konferansın açılışını yaptı;

“Bölgedeki barış ve güvenlik sorununa yeni bir ivme kazandırmanın zamanı geldi. Mülteci krizleri, ekonomik krizler ve bazı durumlarda devlet kurulması gibi krizlerin bölgede olumsuz etkiler oldu. Ortadoğu’nun istikrarını güvence altına almak, devam eden krizlere son vermek, kültürlerarası birliği teşvik etmek ve kapsayıcı toplumlar inşa etmek gibi durumlar, büyük zorluklar ile karşı karşıya. Uluslararası toplumun istikrarı ve sürdürülebilir barışı korumak için bu çabaları aktif olarak desteklemesi önemlidir.”
Czaputowicz açılış konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ortadoğu'daki çatışmaların birçok kaynağı var. Bunlardan bazıları, bazı liderlerin her ne pahasına olursa olsun gücü ellerinde tutmak istemesi, dini köktencilik ve hoşgörüsüzlüktür. Ayrıca güç dengesizlikleri, coğrafi ayrılıklar veya dış kuvvetlerin müdahalesi de çatışmaya sebep olan unsurlar arasında yer alabilir. ABD ve AB’nin İran’ın bölgede oynayacağı rol konusunda paylaştıkları bir inançları var. Ancak İran'ın nükleer programının olası sonuçları ve bu ülkenin bölgede oynadığı istikrarsızlaştırıcı rolü konusunda endişeliyiz. İran'ın tahammül edilemez davranışlarını şiddetle kınıyoruz. Aramızda araçlar bakımından farklılıklar olabilir. AB, İran'ın nükleer programının barışçıl doğasını korumanın, bir ortak eylem planını gerektirdiğine inanıyor. ABD bu anlaşmadan çekildi ve İran’a yaptırımlar uyguladı. Bugün Ortadoğu’nun karşılaştığı zorlukları hatırlatan bölge temsilcilerini dinleme fırsatına sahibiz.”
Konferans dahilinde gerçekleştirilecek görüşmelerde herhangi bir ülkenin veya konunun görüşmelerin seyrine hakim olmayacağını dile getiren ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ise şunları söyledi:
“Konferans, Yemen Dışişleri Bakanı Halid el-Yemani’nin başkanlığını yapacağı Yemen hakkında bir tartışma ile başlayacak. Daha sonra Suriye'deki idarenin sonraki adımlarını ve değişmeyen stratejik hedeflerimize ulaşmak için çabalarımızı sürdürme taahhüdümü gözden geçireceğiz. Sonrasında Başkanı Trump'ın danışmanı Jared Kushner, ABD yönetiminin İsrail ile Filistinliler arasında kapsamlı ve sürdürülebilir bir barışı sağlama çabalarını tartışacak. Tüm bu konular hakkında soru sorma ve yorum yapma fırsatı da olacak. Sonrasında ise ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Polonya Başbakanı ve 7 Dışişleri Bakanı ilgili konular hakkındaki değerlendirmelerini bizimle paylaşacak. Daha sonra bir grup devletle, mültecilerin ve insani zorlukların ele alındığı bir öğle yemeği tertip edilecek. Bunun ardından füze geliştirme ve bunları yayma, siber tehditlerle mücadele, terörizm ve yasadışı fon sağlamak ile mücadele konulu bir dizi çalışma oturumu düzenlenecek.”
Pompeo sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bugün çok önemli görüşmelerde bulunacağız, ancak konferans sona ermeyecek. Çalışmamız gerekiyor. Suriye ve Yemen, silahların yayılması, barış süreci, terörizm, İran, siber güvenlik ve insani krizler gibi meseleler tek başına üstesinden gelinecek sorunlar değil. Güvenliği sağlamak için birlikte çalışmalıyız. Hiçbir ülke bunun dışında kalamaz. ABD, Ortadoğu’daki güvenlik sorunlarına yönelik çabalara liderlik etmeye devam edecek. Bölge için iyi bir güç olmaya devam edeceğiz. Bugün gerçekleştirilen konferans bunun kanıtıdır.”
Pompeo, sabah saatlerinde, konferansı ‘istisnai’ olarak nitelendiren Netanyahu ile ortak bir basın toplantısı düzenledi.
İsrail Başbakanı Netanyahu konferans ile ilgili "tarihsel bir dönüm noktası" değerlendirmesinde bulunduktan sonra şunları söyledi:
“Burada 60 ülkeden dışişleri bakanı ve hükümet temsilcisi, İsrail başbakanı ve önde gelen Arap ülkelerinin dışişleri bakanları karşılıklı oturup bugüne kadar görülmemiş bir güç ve açıklıkla İran rejiminin yarattığı ortak tehditle nasıl baş edilmesi gerektiğini konuştu. İlk kez birlikte geleceğimizi tehdit eden şeyin ne olduğunu ve onu güvence altına almak için neler yapmamız gerektiğini tartışma fırsatı bulduk. Bu diyaloğu gelecekte yalnızca güvenlik konusunda değil, Ortadoğu halklarının yaşamını etkileyecek her alanda sürdürmeliyiz”
“İran’la yüzleşmeden Ortadoğu’da barış ve istikrar sağlayamayız” diyen Pompeo ise İran’ın eylemleri de dahil olmak üzere istikrarsızlaştırıcı eylemleri ele almaya yönelik ortak çabalara duyulan ihtiyaçtan söz ederek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Basitçe ifade etmek gerekirse, İran ile yüzleşmeden bunları gerçekleştirmek söz konusu olamaz. Lübnan’da Yemen’de Suriye’de Irak’ta yıkıcı etkilerde bulunuyorlar. Buralarda Hamas, Hizbullah ve Husiler gibi gerçek tehditler var. İran’a karşı harekete geçmeden Ortadoğu’da barış sağlayamayız.”



Polonya: Krakow'da silahlı saldırgan 6 kişiyi öldürdü; Evinde 3 ceset daha bulundu

Polis ekipleri, Krakow'daki silahlı saldırının gerçekleştiği bölgenin çevresinde güvenlik önlemleri alırken (Reuters)
Polis ekipleri, Krakow'daki silahlı saldırının gerçekleştiği bölgenin çevresinde güvenlik önlemleri alırken (Reuters)
TT

Polonya: Krakow'da silahlı saldırgan 6 kişiyi öldürdü; Evinde 3 ceset daha bulundu

Polis ekipleri, Krakow'daki silahlı saldırının gerçekleştiği bölgenin çevresinde güvenlik önlemleri alırken (Reuters)
Polis ekipleri, Krakow'daki silahlı saldırının gerçekleştiği bölgenin çevresinde güvenlik önlemleri alırken (Reuters)

6 kişi hayatını kaybetti, 14 kişi yaralandı. Polonya'nın güneyindeki Krakow kent merkezinde bulunan kalabalık meydanda bir saldırganın dün çevredekilere rastgele ateş açmasının ardından polis zanlıyı yakaladı.

Şarku’l Avsat'ın AP’den aktardığına göre Krakow polisi, saldırganın kentin en önemli turistik noktalarından biri olan Ana Pazar Meydanı'na aracıyla girerek rastgele ateş açtığını bildirdi. Yaralılar arasında polis memurlarının da bulunduğu belirtildi. Saldırgan, olay yerinden kısa bir mesafede güvenlik güçleriyle girdiği silahlı çatışmada vurularak yaralandı ve ardından hastaneye kaldırıldı.

Polonya'nın Krakow kent merkezindeki silahlı saldırı bölgesinde koşan bir güvenlik görevlisi (Reuters)
Polonya'nın Krakow kent merkezindeki silahlı saldırı bölgesinde koşan bir güvenlik görevlisi (Reuters)

Polonya Başbakanı Donald Tusk, silahlı saldırıyı “terör eylemi” olarak nitelendirdi.

Krakow'da gazetecilere konuşan Tusk, “Polonya'da bugüne kadar bu kadar ciddi terör olaylarıyla karşılaşmadık” dedi. Tusk, sözlerini şöyle sürdürdü: “Krakow'da insanların hayatını hedef alan bu vahşi saldırıyı tanımlamak için kullanmamız gereken ifade budur.”

AP'nin Krakow Emniyet Müdürlüğü Sözcüsü Katarzyna Cieslo'ya dayandırdığı habere göre saldırgan, askerî üniformaya benzer kıyafetler giyiyordu ve askerî tipte uzun namlulu bir ateşli silah kullandı.

Polis, saldırganın aracında çok sayıda başka silah parçası ve mühimmat buldu. Sözcü, saldırganın tek başına hareket ettiğini ve kent sakinleri açısından tehlikenin ortadan kalktığını belirtti. Polonya'da toplu silahlı saldırıların nadir görüldüğü kaydedildi.

Tusk ayrıca, saldırganın evinde iki kadın ve bir erkeğe ait 3 ceset bulunduğunu açıkladı. Hayatını kaybedenlerin saldırganın aile üyeleri olduğu tahmin ediliyor.

Yetkililer, saldırıyı gerçekleştiren kişinin 24 yaşında Polonya vatandaşı olduğunu duyurdu, daha sonra yaşını 25 olarak düzeltti.

7 Kasım'daki silahlı saldırının ardından Krakow'da geniş güvenlik önlemleri alındı (Reuters).
7 Kasım'daki silahlı saldırının ardından Krakow'da geniş güvenlik önlemleri alındı (Reuters).

Polonya Savunma Bakanı Władysław Kosiniak-Kamysz da dün meydana gelen kanlı silahlı saldırıyı Krakow halkını hedef alan bir “terör eylemi” olarak nitelendirdi.

Olay yerinden gelen görüntülerde, Krakow kent merkezinde çok sayıda polis ekibi ve ambulansın konuşlandırıldığı görüldü. Polonya Hava Ambulansı Servisi'ne ait bir helikopter de meydana indi.

Krakow Toplu Taşıma Şirketi, saat 15.00 sıralarında bir tramvay sürücüsünün, ana meydanın yakınından geçerken hareket hâlinde olan bir otomobilin içindeki şahsın tramvaya ateş açtığını bildirdiğini açıkladı. Saldırı sonucunda sürücü kabininin camı kırıldı.

Tusk, olayın ardından X hesabından yaptığı paylaşımda polisin saldırının bütün yönlerini araştırdığını belirtti. Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki de hayatını kaybedenler, yaralılar ve aileleriyle dayanışma içinde olduğunu ifade etti.

ABD'nin Polonya Büyükelçisi Tom Rose ise X hesabından yaptığı açıklamada, “Krakow'daki korkunç toplu silahlı saldırının ayrıntılarını henüz öğreniyoruz. Polonya'da huzuru bozan bu vahşi ve suç teşkil eden saldırı karşısında Amerika, bu zor zamanda Polonya'nın yanında duruyor. Polonya da Krakow'daki vatandaşlarının yanında” ifadelerini kullandı.

Polonya'nın Krakow kent merkezindeki silahlı saldırı bölgesinde bir helikopter (Reuters).
Polonya'nın Krakow kent merkezindeki silahlı saldırı bölgesinde bir helikopter (Reuters).

Her yıl yaklaşık 15 milyon turisti ağırlayan Krakow'da ziyaretçilerin büyük bölümü Ana Pazar Meydanı'ndan geçiyor. Polonya'nın ikinci büyük kenti olan Krakow, başkent Varşova'nın yaklaşık 250 kilometre güneyinde bulunuyor.


İsrail Cumhurbaşkanı, hükümeti kurma görevini Eisenkot'a verdi

İsrail'de yeni hükümeti kurmakla görevlendirilen Gadi Eisenkot, genel seçimlerin ilk sonuçlarının açıklanmasının ardından İsrail bayrağını sallıyor (DPA)
İsrail'de yeni hükümeti kurmakla görevlendirilen Gadi Eisenkot, genel seçimlerin ilk sonuçlarının açıklanmasının ardından İsrail bayrağını sallıyor (DPA)
TT

İsrail Cumhurbaşkanı, hükümeti kurma görevini Eisenkot'a verdi

İsrail'de yeni hükümeti kurmakla görevlendirilen Gadi Eisenkot, genel seçimlerin ilk sonuçlarının açıklanmasının ardından İsrail bayrağını sallıyor (DPA)
İsrail'de yeni hükümeti kurmakla görevlendirilen Gadi Eisenkot, genel seçimlerin ilk sonuçlarının açıklanmasının ardından İsrail bayrağını sallıyor (DPA)

İsrail Cumhurbaşkanı, dün Başbakan Binyamin Netanyahu'nun en güçlü rakibi Gadi Eisenkot'u yeni hükümeti kurmakla görevlendirdi. Karar, hiçbir adaya iktidara ulaşmak için net bir yol sunmayan seçimlerin ardından geldi.

Eisenkot, İsrail'de yeni bir hükümet kurmak için elinden gelen her şeyi yapacağını açıkladı. X hesabından yaptığı paylaşımda, “Artık ulusal acil durum hükümeti kurmanın zamanı geldi. Bu sorumluluğun gereğini yerine getirmek için gereken her şeyi yapacağım” ifadelerini kullandı.

İsrail'in en uzun süre görev yapan lideri olan Netanyahu, 27 Ekim'de gerçekleştirilen seçimlerde milliyetçi-dindar koalisyonunun çoğunluğu kaybetmesinin ardından başbakanlık koltuğunu korumak için mücadele ediyor. Buna rağmen Netanyahu'nun ittifakı, parlamentodaki en büyük siyasi blok olma konumunu sürdürdü.

Eski Genelkurmay Başkanı Eisenkot, parlamentoda çoğunluğu elde etmesini sağlayabilecek Arap partileriyle ittifak kurmayı reddetti. Ancak Netanyahu ve aşırı sağcı müttefiklerinin politikalarını ayrımcı bulan öfkeli Arap liderler, hükümeti kurma sürecinde ilk olarak Eisenkot'u aday gösterdi. Bu destek, Eisenkot'un en fazla tavsiye oyunu almasını sağladı.

Cumhurbaşkanının büyük ölçüde sembolik olan görevleri arasında seçimlerin ardından koalisyon kuracak adayı belirlemek de bulunuyor. Şarku’l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü, “Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, Gadi Eisenkot'u Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ne davet etti. Eisenkot'a yarın hükümeti kurma görevi verilecek” açıklamasında bulundu.

Eisenkot liderliğindeki Yashar Partisi, daha önce Binyamin Netanyahu'nun liderliğindeki Likud Partisi üyelerini ve müttefiklerini kendi liderliğinde kurulacak koalisyona katılmaya çağırmıştı.

Yashar (Doğru) Partisi, X üzerinden yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:

“Likud Partisi ve müttefikleri birdenbire birlikten ve geniş tabanlı bir hükümet kurmaktan yana olduklarını söylüyorsa, aşırılık yanlılarıyla ittifaklarını sona erdirdiklerini ve Eisenkot başkanlığındaki bir hükümete katılmaya hazır olduklarını açıklayabilirler.”

Bu açıklama, görev süresi sona ermekte olan Başbakan Netanyahu'nun ulusal birlik hükümeti kurulması çağrısında bulunmasından kısa süre sonra geldi. Netanyahu aynı açıklamada, Arap partileriyle ittifak kurmanın İsrail'in “dağılmasına” yol açacağı uyarısında bulundu.

Eisenkot'un görevlendirilmesinin ardından haftalar sürebilecek uzun ve zorlu koalisyon görüşmelerinin başlaması bekleniyor. Eisenkot'un hükümeti kurmak için 28 günü bulunuyor. Bu süre 14 gün daha uzatılabilecek.

Eisenkot'un önündeki olası seçenekler

Eisenkot'un iktidara ulaşmak için değerlendirebileceği seçenekler arasında şunlar bulunuyor:

Arap partilerinin dışarıdan desteğiyle azınlık hükümeti kurmak.

Daha önce kendisinin ve müttefiklerinin dışladığı ultra-Ortodoks (Haredi) partilerle koalisyon oluşturmak.

Netanyahu ile ulusal birlik hükümeti kurmak.

Ancak analistler, bu üç seçeneğin de hayata geçirilmesini düşük ihtimal olarak değerlendiriyor.

Eisenkot'un başarısız olması hâlinde başka bir aday hükümeti kurmayı deneyebilecek. Bu adayın da başarısız olması durumunda parlamento başka bir adayı görevlendirebilecek. Tüm bu süreç için yaklaşık 100 günlük bir süre öngörülüyor. Hiçbir adayın hükümet kuramaması hâlinde ise yeniden seçime gidilecek.

Seçim sonuçları ve parlamentodaki sandalye dağılımı

Likud Partisi, tek başına en fazla sandalyeye sahip parti oldu. 120 üyeli İsrail Meclisi'nde 27 sandalye kazanan Likud'a rağmen Netanyahu liderliğindeki daha geniş milliyetçi-dindar koalisyon toplamda yalnızca 53 sandalyede kaldı. Böylece hükümet kurmak için gereken 61 sandalyelik çoğunluğa ulaşılamadı.

Eisenkot liderliğindeki Yashar Partisi ise 21 sandalye kazanarak ikinci sırada yer aldı. Merkez soldan sağa uzanan siyasi yelpazede yer alan, Yahudi liderliğindeki dört partiden oluşan ittifakı toplam 48 sandalye elde etti.

İsrail'deki Arap azınlığı temsil eden iki parti ise toplam 19 sandalye kazanarak tarihi bir başarıya imza attı.

Eisenkot'un siyasi geçmişi ve askerî kariyeri

66 yaşındaki Eisenkot, Faslı göçmen bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Başbakan olması hâlinde, kökleri Ortadoğu ve Kuzey Afrika'ya dayanan Mizrahi Yahudi toplumundan çıkan ilk İsrail başbakanı olacak.

Temkinli kişiliği ve medyadan uzak durmasıyla tanınan Eisenkot, siyasete 2022 yılında girdi. Hamas'ın 7 Ekim 2023'te İsrail'e düzenlediği saldırının ardından Netanyahu'nun savaş kabinesinde kısa süreliğine görev aldı. Daha sonra yeniden muhalefete geçti.

Muhalefette bulunduğu dönemde, Gazze'deki askerî harekâtın yönetimi de dâhil olmak üzere Netanyahu'nun liderliğini açıkça eleştirdi ve onunla aynı hükümette görev almayacağını belirtti.

Eisenkot'un kamuoyundaki konumu, 2023'ten bu yana ailesinin ödediği ağır bedelle de ilişkilendiriliyor. Oğlu ve iki yeğeni, Gazze'deki çatışmalarda hayatını kaybetti.

Eisenkot, seçim kampanyası boyunca güvenlik alanındaki deneyimini ön plana çıkardı. Bu kapsamda, İran destekli Lübnan Hizbullahı ile İsrail arasında 2006 yılında yaşanan savaş sırasında komutan olarak uyguladığı ve saldırılara orantısız güç kullanarak karşılık verilmesini öngören “Dahiye Doktrini”ne dikkat çekti.

Eisenkot ayrıca, 2023'ten bu yana artış gösteren ve İsrail'in Batılı ülkelerle ilişkilerinde gerilime yol açan Filistinlilere yönelik yerleşimci şiddetini eleştirdi.

Netanyahu'nun aşırı sağcı koalisyon ortakları Itamar Ben-Gvir ve Bezalel Smotrich'e de karşı çıkan Eisenkot, söz konusu iki isim, Filistinlilere yönelik şiddeti teşvik ettikleri gerekçesiyle bazı Batılı ülkeler tarafından yaptırım kapsamına alınmıştı.


İran'ın güneyindeki Keşm Adası ve Cask Limanı'nda patlama sesleri duyuldu

İran'a ait Keşm Adası'nın havadan görünümü. Ada, Klarens Boğazı ile ana karadan ayrılıyor (Arşiv – Reuters)
İran'a ait Keşm Adası'nın havadan görünümü. Ada, Klarens Boğazı ile ana karadan ayrılıyor (Arşiv – Reuters)
TT

İran'ın güneyindeki Keşm Adası ve Cask Limanı'nda patlama sesleri duyuldu

İran'a ait Keşm Adası'nın havadan görünümü. Ada, Klarens Boğazı ile ana karadan ayrılıyor (Arşiv – Reuters)
İran'a ait Keşm Adası'nın havadan görünümü. Ada, Klarens Boğazı ile ana karadan ayrılıyor (Arşiv – Reuters)

İran medyası, dün Hürmüz Boğazı'ndaki Keşm Adası'nda ve ülkenin güneyindeki Cask Limanı'nda patlama sesleri duyulduğunu bildirdi. Patlamaların nedenine ilişkin henüz net bir bilgi bulunmuyor.

İran yönetimi, patlamaların kaynağına ilişkin henüz resmî bir açıklama yapmadı.

İran devlet televizyonunun bir muhabiri, patlamaların Hürmüz Boğazı'nda İran ordusunun yürüttüğü faaliyetlerle bağlantılı olabileceğini belirtirken, Devrim Muhafızları'na yakın Tesnim Haber Ajansı, bir kaynağa dayandırdığı haberinde, “Keşm Adası'nda duyulan patlamaların füze saldırılarıyla ilgisi bulunmuyor” ifadelerine yer verdi.

Tesnim Haber Ajansı, dün daha önce yayımladığı haberinde ise iki füzenin Keşm Adası'na isabet ettiğini bildirmiş, ancak olası hasara ilişkin resmî bir bilgi paylaşılmamıştı.

Patlamalar, ABD'nin adaya yönelik hava saldırılarından birkaç gün sonra meydana geldi.

ABD'li bir yetkili, söz konusu saldırıların sınırlı nitelikte olduğunu ve geniş çaplı askerî operasyonların yeniden başlatılması anlamına gelmediğini belirtti.

Bölge ülkeleri, ABD Başkanı Donald Trump'ın ABD'deki Kongre seçimlerinin ardından İran'a yönelik saldırıları yeniden başlatma ihtimalini yakından takip ediyor.

İran ise yeni saldırılara, komşu ülkelerdeki Amerikan ve İsrail hedeflerini vurarak karşılık vereceğini defalarca açıkladı.