​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
TT

​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)

Ortadoğu'da Barış ve Güvenliğin Geleceğini Destekleme Konferansı dün sona erdi.
ABD ve Polonya, konferans sonrasında yayınlanan sonuç bildirgesinde, Ortadoğu’da istikrarın sağlanması için böyle bir konferansın gerçekleştirilmesinin gerekliliğine dikkat çekerken, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, İran'ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varılması için işbirliği yapılması çağrısında bulundu ve bu tehditlerin Ortadoğu ile sınırlı kalmayacağını, bilakis Avrupa’ya ve Batı’ya da yöneleceğini söyledi. Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz ise yaptığı konuşmada, İran'ın Suriye'ye müdahalelerinin bölgeyi olumsuz etkilediğini söyledi.
“İran, Hizbullah ve terörizm Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor”
Varşova Konferansı’nın krizlerin üstesinden gelinmesi için gerçekleştirildiğini dile getiren Pompeo, “İran, Hizbullah ve terörizmin yayılması Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor. Ortadoğu'daki barış çalışmalarına devam edeceğiz. Daha fazla yaptırım ve daha fazla baskı istiyoruz. Böylece İran'daki diktatörlerin devamlılığının önüne geçebiliriz” açıklamasında bulundu. Ayrıca bölgedeki İran saldırganlığının gerçek bir tehlike olduğuna dikkat çeken Pompeo, “Konferansta İran’ı savunan hiçbir ülke yok. İran’ın bölgeyi istikrarsızlaştıran rolü konusunda hepimiz hemfikiriz” dedi. Pompeo, İran rolüne atıfta bulunmadan bölgedeki sorunlardan bahsetmenin zor olduğuna dikkat çekerek, İran’ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varmak için işbirliğine ihtiyaç duyulduğunu ve Washington’un İran'a daha fazla yaptırım uygulama konusunda haklı olduğunu söyledi.
Öte yandan Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, Ortadoğu'daki sorunların karmaşık olduğuna ve Avrupa Birliği’nin (AB) tek başına bunların üstesinden gelmek için yeterli güce sahip olmadığına dikkat çekerek, “İran'ın olumsuz bir etkisi var. Tartışmalarımızda bunu göz ardı etmedik” dedi.
Konferansa yaklaşık 60 ülke katıldı, fakat katılımın Avrupa ayağı düşüktü. ABD yetkilileri, İran'ın eylemlerini tehdit olarak gören Arap devletleri ve İsrail gibi farklı tarafların bölgede bulunmasının önemini vurguladılar.
Pence’den Avrupa ülkelerine suçlama
Konferansın oturum aralarında açıklamalarda bulunan ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, İran dosyasıyla ilgili olarak Amerikan ve Avrupa tarafları arasındaki farklara ışık tuttu. ABD yetkilisi, Avrupalıları, ‘İran rejimine yönelik yaptırımları, mali işlemler için bir mekanizma kurarak atlatmaya çalışmakla’ suçladı. Bu davranışların hoş olmadığına dikkat çeken Pence, bu davranışların taraflar arasındaki ilişkilerde birtakım sonuçları olabileceğini söyledi.
ABD Başkan Yardımcısı Pence, konuşmasının devamında, Trump'ın iki yıl önce başkanlık koltuğuna oturmasında sonra ilk dış ziyaretini Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiğine ve Arap-İslam-Amerikan Zirvesi’ne katıldığına atıfta bulunarak, barışın sağlanması için konferansa katılan bütün ülkeler ile çalışmaya hazır olduklarını belirtti.
Katılımcıların bölge için daha iyi bir gelecek inşa edilmesi hakkında konuştuğunu kaydeden Pence, “Şu anda toplantılar yapılıyor. Çünkü radikal İslami terörizm gibi ortak bir sorunla karşı karşıyayız. Terörizm yalnızca Amerika'ya değil bölgedeki tüm ülkelere yönelik bir tehdit oluşturuyor. Başkan Trump yönetimi, bu radikal tehdide karşı koyma konusunda adımlar attı ve DEAŞ örgütü ile kendini gösteren bu tehdidin ortadan kaldırılması hususunda esas katkılarda bulundu. ABD, kendi vatandaşlarının güvenliğini önceliyor. Fakat Amerika’nın öncelenmesi, yalnız Amerika demek değildir. Washington, aşırılıkçılığa karşı uluslararası bir koalisyon oluşturmak için çalışıyor.”
Başbakan Netanyahu'nun geçen yılın sonunda Umman'ı ziyareti ve Papa Franciscus'un bu yıl BAE'ye yaptığı ziyaret gibi bölgedeki ‘değişim rüzgarlarına’ değinen Pence, “Bu tarihi konferans yeni bir dönemin başladığının kanıtıdır” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“DEAŞ hilafeti kısa bir süre sonra sona erecek ve Trump’ın açıklamasına göre yakın zamanda bölgedeki ABD birlikleri geri çekilecek. Bu, taktiklerdeki bir değişikliktir, görevde değil. Toprakları DEAŞ’ın elinden geri almamız yeterli değil. Ortaklarımızla çalışmaya hazırız. DEAŞ katıntıları her nerede olursa olsun takip edeceğiz.”
ABD'nin Suriye'deki yeni bir kimyasal saldırıya yanıt verme konusundaki kararlılığını dile getiren Pence, ülkesinin İngiltere ve Fransa ile birlikte, Devlet Başkanı Beşşar Esed rejiminin gerçekleştirdiği kimyasal bir saldırıya yanıt verdiğini hatırlatarak, rejim tarafından gerçekleştirilecek benzer bir saldırıya aynı şekilde yanıt vermeye hazır olduklarını söyledi.
“Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor”
Sonra, İran rejiminin bölgenin geleceği ve Ortadoğu’daki barış ve istikrar için en büyük tehdit olduğunu dile getirerek İran hakkında konuşmaya başlayan Pence, “Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor, Suriye ve Yemen'e müdahale ediyor, Hizbullah'ı destekliyor ve Amerikalı rehineleri elinde tutuyor” dedi. İran’ı Ortadoğu’daki etkisini genişletmek için Irak ve Suriye’de birer koridor açmakla itham eden Pence, savaşçıları ile Esed rejiminin düşmesini engellemeye çalıştığını ve Lübnan Hizbullahı’na roketler gönderdiğini söyledi.
Pence, 1979 yılında Şah’ın devrilmesinin ardından geçen 40 yıl boyunca başarısızlık ve terörün İran’da hüküm sürdüğünü dile getirerek, yapılan nükleer anlaşmanın İran’ı caydırmadığını, bilakis bölgedeki müdahalelerini daha da arttırdığını söyledi. Başkan Trump’ın nükleer anlaşmadan çekildiğini, İran rejimine yaptırımlar uyguladığını ve İran'ın eylemlerine itiraz eden diğer ülkelerin de bu yaptırımları desteklediğini dile getiren Pence, “Maalesef, en yakın Avrupalı arkadaşlarımızdan bazıları bu yaptırımları ihlal etti ve onları atlatmaya çalıştı. Fransa, İngiltere ve Almanya kurdukları finansal işlemler mekanizması ile bu yaptırımların üstesinden gelmeye çalıştılar. Bu hamle, ABD ile Avrupa’nın aralarının açılmasına sebep olacaktır” dedi.
“Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi”
İran'ın teknik olarak uygulayıp uygulamamasının değil, nükleer anlaşmanın kendisinin bir sorun olduğunu dile getiren Pence, “Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi. Artık anlaşmadan çekilmeliler. Bu fırsatı görmezden gelemeyiz” dedi.
Ortadoğu’daki barış süreci hakkında konuşan Pence, “Başkan Trump, üç İbrahimî din olan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam'ın tabilerinin barış içinde birlikte yaşamalarını istiyor” ifadesini kullandı.
Öte yandan Varşova Konferansı’na katılan Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçisi Prens Halid bin Selman, önceki gün Twitter hesabı üzerinden yapmış olduğu paylaşımlarda, “Molla rejimi 40 yıl önce iktidarı ele geçirdi. İran halkının yaşam standartları bu süre içerisinde ciddi bir düşüne tanık oldu. Bu rejim, bölgedeki terörizm, radikalizm, mezhepçilik ve istikrarsızlığı desteklemek için halkının parasını israf etmeye devam ediyor. Dost İran halkı, bölgede bölücülük ve terör fitnelerini yaymak için servetini ve parasını israf etmek yerine halkına özen gösteren bir yönetimi hak ediyor. İran rejimi halen Arapları dize getirmeye çalışmak gibi asla gerçekleşmeyecek bir yanılsama içinde. Ayrımcı söylemleri kendisini açığa çıkarıyor, Bu rejimin boş hayalleri 40 yıl sonra artık kimseyi kandıramıyor” açıklamasında bulundu.
İran rejiminin yayılımcı hayallerine hâlâ bağlı olduğuna dikkat çeken Prens Halid bin Selman, “İran rejiminin lideri, devrimlerinin 40’ıncı yıl dönümü konuşmasında Basra Körfezi'ndeki Arap topraklarının kendi topraklarının bir parçası olduğunu iddia ederek, bu bölgeyi güney İran olarak adlandırdı. Böylece yayılımcı niyetlerini ortaya koydu” ifadelerini kulandı.
Konferansın açılışı
Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, sabah saatlerinde kullandığı şu ifadeler ile konferansın açılışını yaptı;

“Bölgedeki barış ve güvenlik sorununa yeni bir ivme kazandırmanın zamanı geldi. Mülteci krizleri, ekonomik krizler ve bazı durumlarda devlet kurulması gibi krizlerin bölgede olumsuz etkiler oldu. Ortadoğu’nun istikrarını güvence altına almak, devam eden krizlere son vermek, kültürlerarası birliği teşvik etmek ve kapsayıcı toplumlar inşa etmek gibi durumlar, büyük zorluklar ile karşı karşıya. Uluslararası toplumun istikrarı ve sürdürülebilir barışı korumak için bu çabaları aktif olarak desteklemesi önemlidir.”
Czaputowicz açılış konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ortadoğu'daki çatışmaların birçok kaynağı var. Bunlardan bazıları, bazı liderlerin her ne pahasına olursa olsun gücü ellerinde tutmak istemesi, dini köktencilik ve hoşgörüsüzlüktür. Ayrıca güç dengesizlikleri, coğrafi ayrılıklar veya dış kuvvetlerin müdahalesi de çatışmaya sebep olan unsurlar arasında yer alabilir. ABD ve AB’nin İran’ın bölgede oynayacağı rol konusunda paylaştıkları bir inançları var. Ancak İran'ın nükleer programının olası sonuçları ve bu ülkenin bölgede oynadığı istikrarsızlaştırıcı rolü konusunda endişeliyiz. İran'ın tahammül edilemez davranışlarını şiddetle kınıyoruz. Aramızda araçlar bakımından farklılıklar olabilir. AB, İran'ın nükleer programının barışçıl doğasını korumanın, bir ortak eylem planını gerektirdiğine inanıyor. ABD bu anlaşmadan çekildi ve İran’a yaptırımlar uyguladı. Bugün Ortadoğu’nun karşılaştığı zorlukları hatırlatan bölge temsilcilerini dinleme fırsatına sahibiz.”
Konferans dahilinde gerçekleştirilecek görüşmelerde herhangi bir ülkenin veya konunun görüşmelerin seyrine hakim olmayacağını dile getiren ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ise şunları söyledi:
“Konferans, Yemen Dışişleri Bakanı Halid el-Yemani’nin başkanlığını yapacağı Yemen hakkında bir tartışma ile başlayacak. Daha sonra Suriye'deki idarenin sonraki adımlarını ve değişmeyen stratejik hedeflerimize ulaşmak için çabalarımızı sürdürme taahhüdümü gözden geçireceğiz. Sonrasında Başkanı Trump'ın danışmanı Jared Kushner, ABD yönetiminin İsrail ile Filistinliler arasında kapsamlı ve sürdürülebilir bir barışı sağlama çabalarını tartışacak. Tüm bu konular hakkında soru sorma ve yorum yapma fırsatı da olacak. Sonrasında ise ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Polonya Başbakanı ve 7 Dışişleri Bakanı ilgili konular hakkındaki değerlendirmelerini bizimle paylaşacak. Daha sonra bir grup devletle, mültecilerin ve insani zorlukların ele alındığı bir öğle yemeği tertip edilecek. Bunun ardından füze geliştirme ve bunları yayma, siber tehditlerle mücadele, terörizm ve yasadışı fon sağlamak ile mücadele konulu bir dizi çalışma oturumu düzenlenecek.”
Pompeo sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bugün çok önemli görüşmelerde bulunacağız, ancak konferans sona ermeyecek. Çalışmamız gerekiyor. Suriye ve Yemen, silahların yayılması, barış süreci, terörizm, İran, siber güvenlik ve insani krizler gibi meseleler tek başına üstesinden gelinecek sorunlar değil. Güvenliği sağlamak için birlikte çalışmalıyız. Hiçbir ülke bunun dışında kalamaz. ABD, Ortadoğu’daki güvenlik sorunlarına yönelik çabalara liderlik etmeye devam edecek. Bölge için iyi bir güç olmaya devam edeceğiz. Bugün gerçekleştirilen konferans bunun kanıtıdır.”
Pompeo, sabah saatlerinde, konferansı ‘istisnai’ olarak nitelendiren Netanyahu ile ortak bir basın toplantısı düzenledi.
İsrail Başbakanı Netanyahu konferans ile ilgili "tarihsel bir dönüm noktası" değerlendirmesinde bulunduktan sonra şunları söyledi:
“Burada 60 ülkeden dışişleri bakanı ve hükümet temsilcisi, İsrail başbakanı ve önde gelen Arap ülkelerinin dışişleri bakanları karşılıklı oturup bugüne kadar görülmemiş bir güç ve açıklıkla İran rejiminin yarattığı ortak tehditle nasıl baş edilmesi gerektiğini konuştu. İlk kez birlikte geleceğimizi tehdit eden şeyin ne olduğunu ve onu güvence altına almak için neler yapmamız gerektiğini tartışma fırsatı bulduk. Bu diyaloğu gelecekte yalnızca güvenlik konusunda değil, Ortadoğu halklarının yaşamını etkileyecek her alanda sürdürmeliyiz”
“İran’la yüzleşmeden Ortadoğu’da barış ve istikrar sağlayamayız” diyen Pompeo ise İran’ın eylemleri de dahil olmak üzere istikrarsızlaştırıcı eylemleri ele almaya yönelik ortak çabalara duyulan ihtiyaçtan söz ederek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Basitçe ifade etmek gerekirse, İran ile yüzleşmeden bunları gerçekleştirmek söz konusu olamaz. Lübnan’da Yemen’de Suriye’de Irak’ta yıkıcı etkilerde bulunuyorlar. Buralarda Hamas, Hizbullah ve Husiler gibi gerçek tehditler var. İran’a karşı harekete geçmeden Ortadoğu’da barış sağlayamayız.”



İran: ABD’nin çıkarları ‘nerede olursa olsun’ misilleme hedefinde

Tahran’daki eski ABD Büyükelçiliği yakınlarında, İran-ABD müzakere masasını tasvir eden ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İranlı bir kadın, 1 Kasım 2026 (EPA)
Tahran’daki eski ABD Büyükelçiliği yakınlarında, İran-ABD müzakere masasını tasvir eden ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İranlı bir kadın, 1 Kasım 2026 (EPA)
TT

İran: ABD’nin çıkarları ‘nerede olursa olsun’ misilleme hedefinde

Tahran’daki eski ABD Büyükelçiliği yakınlarında, İran-ABD müzakere masasını tasvir eden ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İranlı bir kadın, 1 Kasım 2026 (EPA)
Tahran’daki eski ABD Büyükelçiliği yakınlarında, İran-ABD müzakere masasını tasvir eden ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İranlı bir kadın, 1 Kasım 2026 (EPA)

İranlı askeri yetkililer, ABD’nin Batı Asya dışındaki çıkarlarını hedef almakla tehdit ederek gerilimi artırdı. Yetkililer, olası yeni bir savaşın öncekinden daha geniş kapsamlı ve uzun süreli olacağı uyarısında bulundu. Bu açıklamalar, İran Dini Lideri’nin herhangi bir tehdide ‘coğrafi sınır tanımaksızın’ karşılık verilmesi talimatının ardından geldi.

Mücteba Hamaney dün, silahlı kuvvetlerin üst düzey komutanlarıyla gerçekleştirdiği kamuoyuna duyurulan ilk görüşmede, ‘hedef bankasının’ ABD ile İsrail’in maddi ve gayri maddi varlıklarını kapsayacak şekilde güncellenmesi talimatını verdi.

Hamaney, her düzeydeki ve türdeki tehdide ‘derhal, etkili ve coğrafi sınır tanımaksızın’ karşılık verilmesi gerektiğini belirtti. Düşmanların saldırılarına yeniden başlaması durumunda, bu saldırıların ne zaman ve hangi koşullarda sona ereceğine İran Silahlı Kuvvetleri ile halkının karar vereceği uyarısında bulundu.

Toplantıya Genelkurmay Başkanı Ali Abdullahi, İran Ordusu Genel Komutanı Emir Hatemi ve Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Genel Komutanı Ahmed Vahidi katıldı. Komutanlar, İran Dini Lideri’nin ofisinden yapılan açıklamaya göre, Arap Körfezi kıyılarında, Hürmüz Boğazı ve Umman Denizi’nde, kuzeybatı ve güneydoğu sınırlarında hazırlık durumuna ilişkin raporlar sundu. Ayrıca mühimmat, keşif, destek ve muharebe silahlarının üretiminin birkaç kat artırıldığı bildirildi.

Hamaney’in ofisinden yapılan açıklamada, toplantının nerede ve ne zaman gerçekleştirildiği belirtilmezken, toplantıya ilişkin fotoğraf veya görüntü de yayımlanmadı. İran’ın yeni Dini Lideri, mart ayında babasının yerine seçilmesinden bu yana kamuoyu önüne çıkmadı.

Savunma Bakanı Mehrdad Ahlaki ise silahlı kuvvetlerin muharebe kapasitesini artırmak için ‘hızlı’ hareket edeceklerini belirterek, ‘herhangi bir tehdide, nerede olursa olsun ve coğrafi sınır tanımaksızın derhal, etkili ve orantılı karşılık verilmesi’ hedefini dile getirdi.

Şarku’l Avsat’ın İran devlet televizyonundan aktardığına göre Ahlaki, “Savunma ekipmanları ve silahlarının tasarım, üretim ve tedarik süreçlerinin hızlandırılması, sanayi ve teknoloji altyapısının güçlendirilmesi ve silahlı kuvvetlere destek kapasitesinin artırılması, çalışmalarımızın merkezinde yer alıyor” ifadelerini kullandı.

scd
İran Savunma Bakanı Mehrdad Ahlaki, milletvekillerinin katıldığı bir oturumda konuşurken (İran parlamentosu)

Herhangi bir saldırının orantılı, kararlı ve etkili bir karşılıkla karşılanacağı uyarısında bulunan Ahlaki, “Tehditte bulunanlar, İran’ın savunma amaçlı karşılığının kapsamını, zamanlamasını ve sonuçlarını belirleyemez” dedi. Ahlaki, “İran tehditler karşısında hazırlıksız yakalanmayacak, baskılar karşısında geri adım atmayacak ve bilimsel ve teknolojik ilerleme yolunda başkalarının hesapları ve iradesiyle sınırlandırılmayacaktır. Ülkenin güvenliğini, bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü korumak için bir an bile tereddüt etmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Geniş bir alan ve daha uzun bir savaş

DMO Sözcüsü Hüseyin Muhibbi de ABD ile yaşanacak bir savaşta ‘herhangi bir coğrafi sınırın söz konusu olmayacağını, düşmana zarar vermek ve tam caydırıcılık sağlamak amacıyla geniş bir harekât alanının belirlendiğini’ söyledi.

ABD’nin dünyanın en büyük deniz gücüne sahip olmasına ve bölgede onlarca yıldır askeri varlık bulundurmasına rağmen ‘Hürmüz Boğazı’nı birkaç saatliğine bile açamadığını’ savunan Muhibbi, “Dünya, ABD’nin Körfez’i ve Hürmüz Boğazı’nı güvence altına alamayacak kadar güçsüz olduğunu anladı” dedi. Muhibbi, “ABD kendisini savunamıyorsa diğer ülkeleri nasıl savunmayı düşünüyor?” diye sordu.

Muhibbi, İran’ın ABD’nin hava sahasındaki askeri teknolojide ulaştığı en ileri seviye olarak nitelendirdiği F-35 savaş uçağını düşürdüğünü de iddia etti.

İran Ordu Sözcüsü Muhammed Ekreminiya ise silahlı kuvvetlerin ABD’ye ‘Batı Asya dışında da’ karşılık vermeye hazır olduğunu açıkladı. Ekreminiya, ABD’nin gerçekleştireceği herhangi bir ‘yeni saldırının’ öncekinden daha geniş kapsamlı, ezici ve derhal verilecek bir karşılıkla karşılanacağı uyarısında bulundu.

ABD’nin tesisleri, ekipmanları, askerleri ve çıkarlarının, erişilebilir oldukları her noktada İran’ın misilleme hedefi olabileceğini belirten Ekreminiya, “Düşman, İslam Cumhuriyeti’nin karşılık verme alanının zorunlu olarak önceki çatışmaların coğrafi sınırları içinde kalacağını düşünmemelidir” ifadesini kullandı.

Olası yeni savaşın önceki savaştan çok daha uzun sürebileceği uyarısında bulunan Ekreminiya, ABD Başkanı’nın savaşın ne zaman ve hangi koşullarda sona ereceğini belirleyemeyeceğini söyledi. Ekreminiya, Amerikalıları ve Washington’ın Avrupalı müttefiklerini, olası bir çatışmanın akıbetinin belirlenmesinde İran’ın inisiyatifinin ‘temel rol oynayacağını’ anlamaya çağırdı.

Nükleer doktrin

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai dün yaptığı açıklamada, çatışmaların yeniden başlaması halinde Tahran’ın uzun süredir yürürlükte olan nükleer silah yasağını kaldırmayı değerlendirdiğini, ancak henüz bu yönde bir karar alınmadığını bildirdi. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre Rızai, devlet televizyonuna yaptığı açıklamada, Washington’ın Tahran’ın taleplerini kabul etmemesi halinde nükleer program konusunda görüşme yapılamayacağını söyledi.

Rızai, “Savaş yeniden başlarsa ABD’nin boynuzunu kıracağız” ifadesini kullanarak, İran’ın gemisavar füzelerini ‘USS George Washington uçak gemisinin üzerinde’ test ettiğini iddia etti.

Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise X platformundaki paylaşımında, İranlılara zarar vermeye cüret edenlere darbe indirecekleri tehdidinde bulunarak, bundan böyle hiçbir ‘kırmızı çizginin’ söz konusu olmayacağını belirtti.

Tahran, Washington ile herhangi bir müzakereye başlanması için yedi şartın yerine getirilmesini talep etti. İran Meclisi Ulusal Güvenlik Komisyonu üyesi ve DMO komutanlarından İsmail Kevseri, reformist ILNA haber ajansına yaptığı açıklamada, “Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri tarafından açıklanan yedi madde yerine getirilmeden Washington ile müzakerelere girmeyeceğiz” dedi.

Kevseri, bu tutumlarını ‘geçmişteki deneyimlere’ dayandırarak, “Ne zaman müzakere etsek Amerikalılar anlaşmalara ve müzakere sürecine aykırı şekilde farklı tutumlar sergiledi. Ya bize karşı savaş başlattılar ya da yerine getirmeleri gereken taahhütlere bağlı kalmadılar. Bu nedenle ABD’ye ve müzakere etmek üzere onun adına gelenlere güven duymuyoruz” ifadelerini kullandı.

Katar arabuluculuğu

İran’dan gelen tehditler, İranlı müzakerecilerin dün Doha’da Katarlı arabulucularla gerçekleştirdiği görüşmelerle eş zamanlı olarak geldi. Söz konusu görüşmelerden önce cuma günü Tahran’da 12 saatten uzun süren toplantılar yapılmıştı.

Reuters’ın bilgi sahibi bir kaynağa dayandırdığı haberine göre Katarlı arabulucular, Tahran’a yedi günlük bir plan sundu. Plan kapsamında ABD ve İran’ın, savaşı sona erdirmeye yönelik daha kapsamlı müzakereler öncesinde güven tesis etmek amacıyla her gün karşılıklı adımlar atması öngörülüyor.

Ancak İranlı bir yetkili, Tahran’ın söz konusu öneriyi tatmin edici bulmadığını söyledi. İran, eylül ayından bu yana gündemde tuttuğu ayrı bir plan üzerinde ısrar ediyor. Bu plan, limanlarına yönelik ablukanın kaldırılmasını, dondurulmuş varlıklarının serbest bırakılmasını ve Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğine ilişkin düzenlemeleri içeriyor.

Katarlı arabulucular aracılığıyla iletilen bir mesajda ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, Rızai’ye müzakerelerin yeniden başlatılmasını önererek ABD heyetine bizzat başkanlık etmeyi teklif etti. Amerikan basınında yer alan haberlere göre Rızai, dün mesajı okuduğunu ancak henüz yanıt vermediğini belirtti. ABD’nin söyleminin ‘tamamen değiştiğini’ ifade eden Rızai’ye karşılık Arakçi, Tahran’ın şu aşamada ABD tarafıyla görüşme yapılmasını gerekli görmediğini söyledi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise Trump’ın saldırıların yeniden başlatılması konusunda henüz karar vermediğini, ancak ‘meseleyi diplomatik yollarla çözmeyi tercih ettiğini’ açıkladı. Rubio, buna karşın Washington’ın gerektiğinde askerî harekât düzenleyebileceğinden emin olduğunu belirtti.

Trump son günlerde, salı günü yapılacak ABD ara seçimleri öncesinde İran’a karşı ‘küçük çaplı bir operasyon daha’ düzenlenebileceği ihtimalini gündeme getirmişti.


İsrailli göstericiler, muhalefetten Netanyahu’yu devirmek için Arap partileriyle ittifak kurulmasını talep ediyor

Tel Aviv’deki Habima Meydanı’nda, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya destek vermek üzere toplanan kalabalık (AFP)
Tel Aviv’deki Habima Meydanı’nda, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya destek vermek üzere toplanan kalabalık (AFP)
TT

İsrailli göstericiler, muhalefetten Netanyahu’yu devirmek için Arap partileriyle ittifak kurulmasını talep ediyor

Tel Aviv’deki Habima Meydanı’nda, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya destek vermek üzere toplanan kalabalık (AFP)
Tel Aviv’deki Habima Meydanı’nda, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya destek vermek üzere toplanan kalabalık (AFP)

Yüzlerce İsrailli dün, Başbakan Binyamin Netanyahu’yu iktidardan uzaklaştırmak amacıyla muhalefetin Arap partileriyle ittifak kurmasını talep etmek üzere sokaklarda gösteri düzenledi. Netanyahu, ülkedeki Arap azınlığın liderlerine yönelik saldırılarını ise yoğunlaştırdı.

Arapların çoğunlukta olduğu partiler, salı günü düzenlenen seçimlerde önemli kazanımlar elde etti. Bu başarıda, Netanyahu’nun aşırı sağcı hükümetinin söz konusu azınlığı hedef alan söylemlerine yönelik öfke etkili oldu. Ancak muhalefet lideri Gadi Eisenkot, Arap partileriyle koalisyon kurmaya çalışıp çalışmayacağı konusunda henüz karar vermedi.

Tel Aviv’deki gösteriye katılanlardan Ayelet Raz, İsrail nüfusunun yaklaşık yüzde 20’sini oluşturan Arap azınlığın siyasi hayata katılma hakkına sahip olduğunu söyledi.

60 yaşındaki psikolog Raz, “Gerçek bir değişim yaratmak için son fırsat” ifadesini kullandı. İsrail’de en uzun süre başbakanlık yapan Netanyahu’nun ‘usta bir manipülatör’ olduğu uyarısında bulunan Raz, “Barışa bir şans vermeliyiz. Aksi takdirde sonsuza kadar kan dökülmeye devam edecek” dedi.

İsrail’deki 120 sandalyeli parlamentoda iki bloktan hiçbiri çoğunluğu sağlayamadı.

Netanyahu karşıtı Yahudi çoğunluklu partiler 48 sandalye kazanırken, Arap çoğunluklu iki parti olan Birleşik Arap Listesi (Ra’am) ve Ortak Liste toplam 19 sandalye elde etti.

İki blok arasında kurulacak bir ittifak, Netanyahu karşıtı cepheye 67 sandalyeyle rahat bir çoğunluk sağlayabilir. Ancak bazı muhalefet partileri bu fikre karşı çıkıyor.

Tel Aviv’de yaklaşık 500 göstericinin taşıdığı pankartlarda, “Araplar ve Yahudiler ancak birlikte kazanabilir” ve “Değişim için çoğunluk var” sloganları yer aldı.

Arap partileri, İsrail hükümetinde resmî olarak yalnızca bir kez yer aldı. Birleşik Arap Listesi (Ra’am) lideri Mansur Abbas, 2021-2022 yılları arasında görev yapan ve kısa ömürlü olan bir koalisyona katılmıştı. Abbas, aynı adımı yeniden atmaya hazır olduğunu ifade etti.

Ortak Liste’den Yusuf Cebbarin ise AFP’ye yaptığı açıklamada, Gazze Şeridi’ndeki savaş da dahil olmak üzere çeşitli kaygılarına dikkat çekerek, hükümete katılmadan parlamentoda Eisenkot’u desteklemeye hazır olduğunu söyledi.

Eski bir komutan olan ve siyasi kariyerine kısa süre önce başlayan 66 yaşındaki Eisenkot, güvenlik meselelerinde büyük ölçüde Netanyahu ile aynı görüşleri paylaşıyor. Bu konular arasında, Hamas’ın 7 Ekim 2023’teki saldırısından bu yana İsrail’in harabeye çevirdiği Gazze de bulunuyor.

Eisenkot dün yaptığı açıklamada yalnızca ‘Siyonist bir hükümet’ kuracağını yineledi. Eisenkot, bu hükümetin üyelerinin ‘İsrail’i Yahudi, demokratik ve liberal bir devlet olarak tanımaları’ ve ‘Hamas’ı terör örgütü olarak kabul etmeleri’ gerektiğini belirtti. Arap liderler daha önce bu şartları kabul etmeyi reddetmişti.

Diğer yandan sol görüşlü Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, Arap partilerinin desteğini alan bir hükümet kurulması ihtimaline güçlü destek verdi. Golan, Arap partilerinin dışlanmasının ırkçılık olacağını savundu ve perşembe günü Abbas ile görüştü.

Netanyahu, seçim günü Arap partilerinin seçimlerde hile yaptığı yönündeki iddiaları gündeme getirmeye çalıştı. Netanyahu, bazı Arap partilerinin nakit para içeren zarflarla yakalandığını öne sürdü.

Polis, üç şüphelinin gözaltına alındığını açıklarken Seçim Komisyonu, olayı yerel düzeyde yaşanan münferit bir vaka olarak nitelendirdi.

Netanyahu daha sonra Arap siyasetçilerin Katar’dan yasa dışı yollarla destek aldığı yönündeki iddialarını da yineledi.

Netanyahu dün sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Arap partileriyle iş birliğinin ‘İsrail için bir felaket’ olacağını yazdı.

Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’un perşembe gününe kadar parti liderlerinden birine hükümeti kurma görevini vermesi bekleniyor. Görevlendirilen liderin hükümeti kurmak için 28 günü olacak; bu süre 14 gün daha uzatılabilecek.


Vance’in mesajı ve İran’ın savaş hazırlığı… Askeri saldırı neyi değiştirebilir?

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, geçtiğimiz nisan ayında Pakistan ve İran temsilcileriyle yaptığı toplantının ardından düzenlenen basın toplantısında konuşurken Witkoff ve Kushner onu dinliyor. (AFP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, geçtiğimiz nisan ayında Pakistan ve İran temsilcileriyle yaptığı toplantının ardından düzenlenen basın toplantısında konuşurken Witkoff ve Kushner onu dinliyor. (AFP)
TT

Vance’in mesajı ve İran’ın savaş hazırlığı… Askeri saldırı neyi değiştirebilir?

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, geçtiğimiz nisan ayında Pakistan ve İran temsilcileriyle yaptığı toplantının ardından düzenlenen basın toplantısında konuşurken Witkoff ve Kushner onu dinliyor. (AFP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, geçtiğimiz nisan ayında Pakistan ve İran temsilcileriyle yaptığı toplantının ardından düzenlenen basın toplantısında konuşurken Witkoff ve Kushner onu dinliyor. (AFP)

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai’ye gönderdiği mektup ile ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Brad Cooper’ın Başkan Donald Trump’a sunduğu brifing arasında, müzakereleri yeniden canlandırma girişimi ile İran’a karşı savaşı yeniden başlatma hazırlıkları arasındaki mesafe giderek daralıyor.

Ancak iki sürecin eş zamanlı ilerlemesi, en önemli soruya yanıt vermiyor: Washington, askerî üstünlüğünü İranlı liderliğin taviz verebileceği bir anlaşmaya dönüştürebilecek mi, yoksa her iki taraf da arabuluculuk fırsatları tükenene kadar karşı tarafın geri adım atmasını mı bekleyecek?

ABD’ye ait 10 askeri kargo uçağının İsrail’e ulaştığına ilişkin haberler ise tehditlere somut bir boyut kazandırıyor. Bununla birlikte, savaşa hazırlık yapılması kararın kesinleştiği anlamına gelmediği gibi, İran’daki sertlik yanlısı isimlerden biriyle iletişim kanalı açılması da onun bir uzlaşmaya varabilecek kapasiteye sahip olduğunu garanti etmiyor. Bu iki olasılık arasında bölge, bedelini ödemek zorunda kaldığı ancak sona erdirme kararını tek başına veremediği bir ‘ne savaş ne barış’ durumunda sıkışıp kalıyor.

Karar verme yetkisine sahip İranlı bir yetkili

Washington Post ve Wall Street Journal gazetelerine göre Vance’in Rızai’ye hitap etmesi, İran’da fiilî karar alma merkezine ulaşma girişimini yansıtıyor. Vance, Rızai ile şahsen görüşmeyi teklif ederken nükleer dosyayı ele almak üzere yetkili müzakereciler görevlendirilmesini istedi. Bu yaklaşım, ABD’nin eski Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Komutanı’nın güç odaklarını bir anlaşma etrafında bir araya getirebileceği yönündeki değerlendirmesine dayanıyor.

xcsdrgvt
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai ile Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir’in Tahran’da gerçekleştirdikleri bir önceki görüşmeden (İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi)

Vance, mesajında ABD’nin çıkarını İran’ın nükleer silah edinmesini önlemekle, İran’ın çıkarını ise savaş ve yaptırımların yıprattığı ekonomiyi yeniden inşa etmek ve egemenliğini korumakla ilişkilendirdi. Rızai’nin tercih edilmesi, daha önce Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ile yürütülen girişimin sonuçsuz kalmasının ardından geldi.

Ancak Washington Enstitüsü araştırmacısı Patrick Clawson, bu beklentiye temkinli yaklaşıyor. Clawson, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, sorunun Washington’ın İran’daki iktidar yapısını yanlış anlamakla suçlanmasının ötesine geçtiğini belirterek, bu yapının işleyişinin ‘İran içinde bile belirsiz ve yeterince anlaşılmamış olduğunu, ülke dışında ise durumun daha da karmaşıklaştığını’ söyledi.

Rızai’nin rolünün önemini kabul etmekle birlikte, onun yeni bir anlaşmaya bağlı kalınmasını sağlayabileceği düşüncesini ‘iyimser bir bakış açısı’ olarak değerlendiren Clawson, Rızai’nin haziran ayında imzalanan mutabakat zaptının ardından yaşanan gelişmeler üzerinde tam kontrole sahip olup olmadığının kesinlikle açık olmadığını belirtti. Clawson, sertlik yanlısı bazı çevrelerin Rızai’nin bilgisi, hatta onayı olmadan harekete geçmiş olabileceği ihtimalini de yüksek görüyor. Ona göre mevcut iktidar yapısı, bağımsız hareketlere geniş bir alan tanıyor. Bu da müzakere yürütebilme kapasitesi ile varılan anlaşmanın uygulanmasını garanti edebilme gücünün birbirinden farklı olduğu anlamına geliyor.

Bununla birlikte Clawson, söz konusu güç odaklarının kontrol altına alınabileceği ihtimalini de dışlamıyor. İran’ın aylardır İsrail’e saldırı düzenlememesini örnek gösteren Clawson, bunu yetkililerin belirli bir yol üzerinde uzlaşabildiğinin ve bu çizgiyi herkese kabul ettirebildiğinin göstergesi olarak değerlendiriyor. Aynı durumun Washington ile yapılacak bir anlaşma için de geçerli olabileceğini söylüyor. Bu değerlendirme, Rızai’nin nüfuzunun kesin bir güvenceye dönüşmediği, ancak yine de bir uzlaşma ihtimalinin bulunduğu sonucunu ortaya koyuyor.

Hava köprüsü

İsrail Yayın Kurumu, ABD’ye ait 10 askeri kargo uçağının Teksas eyaletinden gelerek Necef’teki Ovda ve Nevatim üslerine indiğini bildirdi. ABD’den resmi bir doğrulama gelmezken, uçakların taşıdığı yükün niteliği de açıklığa kavuşmadı. Kurumun aktardığı İsrailli bir yetkili, yakın koordinasyonun sürdüğünü ve Trump’ın verebileceği çeşitli kararlara karşı hazırlıklı olduklarını belirtti.

Bu hareketlilik, Wall Street Journal gazetesinin aktardığı daha kapsamlı hazırlıkların bir parçası. Söz konusu hazırlıklar arasında hava savunmasının güçlendirilmesi, mühimmat ve ikmal stoklarının artırılması, bazı askerlerin saldırılara açık bölgelerdeki mevzilerden uzaklaştırılması ve İsrail’e ek bir Patriot hava savunma bataryasının gönderilmesi yer alıyor.

Ayrıca bazı haberlerde, kasım ayında bölgeye ilave bir uçak gemisinin ulaşmasının beklendiği belirtildi. Savunma amaçlı takviyeler, İran’ın verebileceği olası bir karşılığa ve bu karşılığın ABD üsleriyle bölgedeki tesislere yayılma ihtimaline karşı hazırlık yapıldığını gösteriyor. Bu da saldırıyı başlatma kapasitesine sahip olmanın, savaşı sona erdirme kararını verme veya çatışmanın sınırlarını kontrol etme gücüne sahip olmak anlamına gelmediğini ortaya koyuyor.

cdsfrgth
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) tarafından yayınlanan fotoğrafta, Ortadoğu bölgesi üzerinde uçtuğu belirtilen bir F-16 savaş uçağı görülüyor.

Şarku'l Avsat'ın Axios'tan aktardığı habere göre Cooper’ın Trump’a verdiği brifingde askeri hazırlıkların yanı sıra deniz ablukasının etkinliğinin, Hürmüz Boğazı üzerinden petrol tankerlerinin çıkışının engellenmesinin ve ABD Hazine Bakanlığı ile eş güdüm içinde yürütülen ekonomik baskının da ele alındığını bildirdi. Ancak toplantı, askeri alternatiflerin değerlendirilmesinin yanı sıra mevcut baskı araçlarının da gözden geçirildiği bir değerlendirme niteliği taşıyordu. Başka bir ifadeyle, abluka siyasi bir değişim sağlayabilir mi, yoksa anlaşmaya giden yolu açmadan yıpratma sürecini mi uzatır?

Washington Enstitüsü araştırmacısı Farzin Nadimi ise Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ablukanın süresiz olarak sürdürülebilmesi mümkün olsa da İran’ı bir noktada buna sert bir karşılık vermeye itebileceğini söyledi. Nadimi, Beyaz Saray’ın, yaptırımlara rağmen Tahran’ın füze kapasitesini ve nükleer programıyla bağlantılı yeteneklerini yeniden geliştirdiğini düşündüğünü belirtti. Bunun ve muhtemel diğer etkenlerin Trump’ı acil bir karar almaya yöneltebileceğini ifade etti. Nadimi’ye göre, taraflardan hiçbirinin istemediği büyük bir tırmanışı önlemek amacıyla arabuluculuk çabaları ilerliyor. Ancak ona göre böyle bir tırmanışın gerçekleşmesi giderek daha kaçınılmaz hale geliyor.

Stratejisiz saldırılar

Bu noktada Washington’daki Ortadoğu Enstitüsü araştırmacısı Brian Katulis, ABD’nin yaklaşımının temelini sorguluyor. Katulis, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Trump yönetiminin İran politikasını ‘istikrarsız’ olarak nitelendirerek son gelişmelerin ‘çaresizlik koktuğunu’ söyledi. Bu gelişmelerin, Washington’ın kendi çıkarlarına ve bölgedeki ortaklarının menfaatlerine hizmet edecek tutarlı ve etkili bir diplomatik stratejiden yoksun biçimde hareket ettiğini bir kez daha ortaya koyduğunu belirtti.

Katulis’e göre, yeni bir dizi saldırı tehdidinin stratejik durumu köklü biçimde değiştirmesi ve İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki nüfuzu, nükleer programı ve balistik füze cephaneliği gibi temel sorunları çözmesi pek olası değil.

Yeni bir saldırı turunun büyük olasılıkla ‘stratejisiz saldırılar’ olacağı uyarısında bulunan Katulis, bunun hedefleri açık biçimde belirlenmemiş bir askerî harekât anlamına geleceğini ifade etti.

scdfgt
Ortadoğu sularındaki USS Rafael Peralta destroyerinin güvertesinden havalanan bir helikopter (CENTCOM)

Askerî açıdan değerlendirmelerde bulunan Nadimi ise kısa ve yoğun bir harekâtla arzu edilen tüm sonuçların elde edileceğine dair ‘hiçbir garanti bulunmadığını’ vurguladı. Ciddi askerî ve ardından siyasi hedeflere ulaşmak için genellikle kesin zaman sınırları belirlemekten ve bunları karşı tarafa açıklamaktan kaçınmak gerektiğini belirten Nadimi, resmen savaş ilan edilmeden yürütülen operasyonların süresine ilişkin anayasal kısıtlamaların da dikkate alınması gerektiğini ifade etti.

Nadimi, İran’a karşı gerçekleştirilecek herhangi bir ‘kısa ve yoğun’ askerî harekâtın başlı başına tehlikeli bir tırmanış anlamına geleceği ve büyük olasılıkla tüm bölgeyi çatışmanın içine çekeceği uyarısında bulundu. Böylece mesele, Washington’ın yalnızca saldırıyı gerçekleştirme kapasitesi değil, saldırının sonuçlarını kontrol altında tutup tutamayacağı sorusuna dönüşüyor.

ABD ile İsrail arasındaki görüş ayrılıkları da tabloyu daha karmaşık hale getiriyor. Haaretz gazetesinin haberine göre İsrail askerî kurumları, Washington’ın hızlı bir saldırı turunun ardından İsrail’in hedeflerini karşılamayan bir anlaşmayla süreci sonlandırmasından endişe ediyor.

İsrail tarafı, kısa süreli saldırıların ne rejimi devireceğini ne de İran’ın nükleer programını durduracağını düşünüyor. Bu kaygılar, iki ülke arasındaki yoğun askerî koordinasyonun yanıtlayamadığı bir soruyu gündeme getiriyor: Amaç, bir anlaşmanın şartlarını iyileştirmek mi, yoksa bu anlaşmayı imzalayacak rejimi değiştirmek mi? Bu soruya verilecek yanıtın farklı sonuçları bulunurken, ABD’deki ara seçimlere günler kala askerî hareketliliğin zamanlaması da her iki sürecin üzerindeki baskıyı artırıyor.

Haberlere göre seçimlerin ardından bir harekât düzenlenmesine yönelik hazırlıklar yapılıyor. Ancak bu hazırlıkların seçim takvimiyle ilişkilendirilmesi, harekâtın siyasi hedeflerini açıklığa kavuşturmadığı gibi Washington’ın öngördüğü sınırlar içinde kalacağını da garanti etmiyor.

Güven ve meydan okuma

Ancak Clawson, müzakerelerdeki çıkmazı İran’daki iktidar çevreleri arasındaki bölünmelerle sınırlı görmüyor. Taviz verilmesinin önündeki iki temel engel belirliyor: İranlıların krizleri iyi yönettiklerine, ABD’den daha uzun süre dayanabileceklerine ve bölge ülkelerini korkutmayı başardıklarına inanmaları; ayrıca ABD yönetimine, özellikle de Trump’a güven duymamaları.

Clawson, ikilemi şu soruyla özetliyor: Washington karşılıklı taahhütlerini yerine getirmeyecekse taviz vermenin ne anlamı var? Ona göre bu iki faktör, İranlı seçkinlerin yeni bir anlaşmaya destek vermesini iç bölünmelerden daha fazla sınırlıyor.

 dvfb
Tahran’daki Azadi Meydanı’nda İran füze sisteminin yanında Trump’ın resminin yer aldığı bir afiş (Reuters)

Üç uzmanın değerlendirmeleri, çıkmazın farklı boyutlarını ortaya koyuyor. Clawson, Tahran’ın bir anlaşmayı uygulayacağının garanti edilemeyeceğine dikkat çekerken İran’ın dayanma gücüne duyduğu güveni ve Washington’a yönelik güvensizliğini vurguluyor. Katulis, saldırıları siyasi kazanımlara dönüştürebilecek bir stratejinin varlığını sorguluyor. Nadimi ise harekâtın kısa tutulmasının tırmanışın genişlemesini engellemeyeceği uyarısında bulunuyor. Tüm bu değerlendirmelerin ortasında temel soru varlığını koruyor: Tahran’da uzlaşma kararını kim alabilir ve uygulayabilir? Washington savaş yoluyla neyi değiştirebilir ve ardından bu değişimi müzakereler yoluyla nasıl kalıcı hale getirebilir?