​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
TT

​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)

Ortadoğu'da Barış ve Güvenliğin Geleceğini Destekleme Konferansı dün sona erdi.
ABD ve Polonya, konferans sonrasında yayınlanan sonuç bildirgesinde, Ortadoğu’da istikrarın sağlanması için böyle bir konferansın gerçekleştirilmesinin gerekliliğine dikkat çekerken, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, İran'ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varılması için işbirliği yapılması çağrısında bulundu ve bu tehditlerin Ortadoğu ile sınırlı kalmayacağını, bilakis Avrupa’ya ve Batı’ya da yöneleceğini söyledi. Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz ise yaptığı konuşmada, İran'ın Suriye'ye müdahalelerinin bölgeyi olumsuz etkilediğini söyledi.
“İran, Hizbullah ve terörizm Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor”
Varşova Konferansı’nın krizlerin üstesinden gelinmesi için gerçekleştirildiğini dile getiren Pompeo, “İran, Hizbullah ve terörizmin yayılması Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor. Ortadoğu'daki barış çalışmalarına devam edeceğiz. Daha fazla yaptırım ve daha fazla baskı istiyoruz. Böylece İran'daki diktatörlerin devamlılığının önüne geçebiliriz” açıklamasında bulundu. Ayrıca bölgedeki İran saldırganlığının gerçek bir tehlike olduğuna dikkat çeken Pompeo, “Konferansta İran’ı savunan hiçbir ülke yok. İran’ın bölgeyi istikrarsızlaştıran rolü konusunda hepimiz hemfikiriz” dedi. Pompeo, İran rolüne atıfta bulunmadan bölgedeki sorunlardan bahsetmenin zor olduğuna dikkat çekerek, İran’ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varmak için işbirliğine ihtiyaç duyulduğunu ve Washington’un İran'a daha fazla yaptırım uygulama konusunda haklı olduğunu söyledi.
Öte yandan Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, Ortadoğu'daki sorunların karmaşık olduğuna ve Avrupa Birliği’nin (AB) tek başına bunların üstesinden gelmek için yeterli güce sahip olmadığına dikkat çekerek, “İran'ın olumsuz bir etkisi var. Tartışmalarımızda bunu göz ardı etmedik” dedi.
Konferansa yaklaşık 60 ülke katıldı, fakat katılımın Avrupa ayağı düşüktü. ABD yetkilileri, İran'ın eylemlerini tehdit olarak gören Arap devletleri ve İsrail gibi farklı tarafların bölgede bulunmasının önemini vurguladılar.
Pence’den Avrupa ülkelerine suçlama
Konferansın oturum aralarında açıklamalarda bulunan ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, İran dosyasıyla ilgili olarak Amerikan ve Avrupa tarafları arasındaki farklara ışık tuttu. ABD yetkilisi, Avrupalıları, ‘İran rejimine yönelik yaptırımları, mali işlemler için bir mekanizma kurarak atlatmaya çalışmakla’ suçladı. Bu davranışların hoş olmadığına dikkat çeken Pence, bu davranışların taraflar arasındaki ilişkilerde birtakım sonuçları olabileceğini söyledi.
ABD Başkan Yardımcısı Pence, konuşmasının devamında, Trump'ın iki yıl önce başkanlık koltuğuna oturmasında sonra ilk dış ziyaretini Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiğine ve Arap-İslam-Amerikan Zirvesi’ne katıldığına atıfta bulunarak, barışın sağlanması için konferansa katılan bütün ülkeler ile çalışmaya hazır olduklarını belirtti.
Katılımcıların bölge için daha iyi bir gelecek inşa edilmesi hakkında konuştuğunu kaydeden Pence, “Şu anda toplantılar yapılıyor. Çünkü radikal İslami terörizm gibi ortak bir sorunla karşı karşıyayız. Terörizm yalnızca Amerika'ya değil bölgedeki tüm ülkelere yönelik bir tehdit oluşturuyor. Başkan Trump yönetimi, bu radikal tehdide karşı koyma konusunda adımlar attı ve DEAŞ örgütü ile kendini gösteren bu tehdidin ortadan kaldırılması hususunda esas katkılarda bulundu. ABD, kendi vatandaşlarının güvenliğini önceliyor. Fakat Amerika’nın öncelenmesi, yalnız Amerika demek değildir. Washington, aşırılıkçılığa karşı uluslararası bir koalisyon oluşturmak için çalışıyor.”
Başbakan Netanyahu'nun geçen yılın sonunda Umman'ı ziyareti ve Papa Franciscus'un bu yıl BAE'ye yaptığı ziyaret gibi bölgedeki ‘değişim rüzgarlarına’ değinen Pence, “Bu tarihi konferans yeni bir dönemin başladığının kanıtıdır” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“DEAŞ hilafeti kısa bir süre sonra sona erecek ve Trump’ın açıklamasına göre yakın zamanda bölgedeki ABD birlikleri geri çekilecek. Bu, taktiklerdeki bir değişikliktir, görevde değil. Toprakları DEAŞ’ın elinden geri almamız yeterli değil. Ortaklarımızla çalışmaya hazırız. DEAŞ katıntıları her nerede olursa olsun takip edeceğiz.”
ABD'nin Suriye'deki yeni bir kimyasal saldırıya yanıt verme konusundaki kararlılığını dile getiren Pence, ülkesinin İngiltere ve Fransa ile birlikte, Devlet Başkanı Beşşar Esed rejiminin gerçekleştirdiği kimyasal bir saldırıya yanıt verdiğini hatırlatarak, rejim tarafından gerçekleştirilecek benzer bir saldırıya aynı şekilde yanıt vermeye hazır olduklarını söyledi.
“Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor”
Sonra, İran rejiminin bölgenin geleceği ve Ortadoğu’daki barış ve istikrar için en büyük tehdit olduğunu dile getirerek İran hakkında konuşmaya başlayan Pence, “Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor, Suriye ve Yemen'e müdahale ediyor, Hizbullah'ı destekliyor ve Amerikalı rehineleri elinde tutuyor” dedi. İran’ı Ortadoğu’daki etkisini genişletmek için Irak ve Suriye’de birer koridor açmakla itham eden Pence, savaşçıları ile Esed rejiminin düşmesini engellemeye çalıştığını ve Lübnan Hizbullahı’na roketler gönderdiğini söyledi.
Pence, 1979 yılında Şah’ın devrilmesinin ardından geçen 40 yıl boyunca başarısızlık ve terörün İran’da hüküm sürdüğünü dile getirerek, yapılan nükleer anlaşmanın İran’ı caydırmadığını, bilakis bölgedeki müdahalelerini daha da arttırdığını söyledi. Başkan Trump’ın nükleer anlaşmadan çekildiğini, İran rejimine yaptırımlar uyguladığını ve İran'ın eylemlerine itiraz eden diğer ülkelerin de bu yaptırımları desteklediğini dile getiren Pence, “Maalesef, en yakın Avrupalı arkadaşlarımızdan bazıları bu yaptırımları ihlal etti ve onları atlatmaya çalıştı. Fransa, İngiltere ve Almanya kurdukları finansal işlemler mekanizması ile bu yaptırımların üstesinden gelmeye çalıştılar. Bu hamle, ABD ile Avrupa’nın aralarının açılmasına sebep olacaktır” dedi.
“Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi”
İran'ın teknik olarak uygulayıp uygulamamasının değil, nükleer anlaşmanın kendisinin bir sorun olduğunu dile getiren Pence, “Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi. Artık anlaşmadan çekilmeliler. Bu fırsatı görmezden gelemeyiz” dedi.
Ortadoğu’daki barış süreci hakkında konuşan Pence, “Başkan Trump, üç İbrahimî din olan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam'ın tabilerinin barış içinde birlikte yaşamalarını istiyor” ifadesini kullandı.
Öte yandan Varşova Konferansı’na katılan Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçisi Prens Halid bin Selman, önceki gün Twitter hesabı üzerinden yapmış olduğu paylaşımlarda, “Molla rejimi 40 yıl önce iktidarı ele geçirdi. İran halkının yaşam standartları bu süre içerisinde ciddi bir düşüne tanık oldu. Bu rejim, bölgedeki terörizm, radikalizm, mezhepçilik ve istikrarsızlığı desteklemek için halkının parasını israf etmeye devam ediyor. Dost İran halkı, bölgede bölücülük ve terör fitnelerini yaymak için servetini ve parasını israf etmek yerine halkına özen gösteren bir yönetimi hak ediyor. İran rejimi halen Arapları dize getirmeye çalışmak gibi asla gerçekleşmeyecek bir yanılsama içinde. Ayrımcı söylemleri kendisini açığa çıkarıyor, Bu rejimin boş hayalleri 40 yıl sonra artık kimseyi kandıramıyor” açıklamasında bulundu.
İran rejiminin yayılımcı hayallerine hâlâ bağlı olduğuna dikkat çeken Prens Halid bin Selman, “İran rejiminin lideri, devrimlerinin 40’ıncı yıl dönümü konuşmasında Basra Körfezi'ndeki Arap topraklarının kendi topraklarının bir parçası olduğunu iddia ederek, bu bölgeyi güney İran olarak adlandırdı. Böylece yayılımcı niyetlerini ortaya koydu” ifadelerini kulandı.
Konferansın açılışı
Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, sabah saatlerinde kullandığı şu ifadeler ile konferansın açılışını yaptı;

“Bölgedeki barış ve güvenlik sorununa yeni bir ivme kazandırmanın zamanı geldi. Mülteci krizleri, ekonomik krizler ve bazı durumlarda devlet kurulması gibi krizlerin bölgede olumsuz etkiler oldu. Ortadoğu’nun istikrarını güvence altına almak, devam eden krizlere son vermek, kültürlerarası birliği teşvik etmek ve kapsayıcı toplumlar inşa etmek gibi durumlar, büyük zorluklar ile karşı karşıya. Uluslararası toplumun istikrarı ve sürdürülebilir barışı korumak için bu çabaları aktif olarak desteklemesi önemlidir.”
Czaputowicz açılış konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ortadoğu'daki çatışmaların birçok kaynağı var. Bunlardan bazıları, bazı liderlerin her ne pahasına olursa olsun gücü ellerinde tutmak istemesi, dini köktencilik ve hoşgörüsüzlüktür. Ayrıca güç dengesizlikleri, coğrafi ayrılıklar veya dış kuvvetlerin müdahalesi de çatışmaya sebep olan unsurlar arasında yer alabilir. ABD ve AB’nin İran’ın bölgede oynayacağı rol konusunda paylaştıkları bir inançları var. Ancak İran'ın nükleer programının olası sonuçları ve bu ülkenin bölgede oynadığı istikrarsızlaştırıcı rolü konusunda endişeliyiz. İran'ın tahammül edilemez davranışlarını şiddetle kınıyoruz. Aramızda araçlar bakımından farklılıklar olabilir. AB, İran'ın nükleer programının barışçıl doğasını korumanın, bir ortak eylem planını gerektirdiğine inanıyor. ABD bu anlaşmadan çekildi ve İran’a yaptırımlar uyguladı. Bugün Ortadoğu’nun karşılaştığı zorlukları hatırlatan bölge temsilcilerini dinleme fırsatına sahibiz.”
Konferans dahilinde gerçekleştirilecek görüşmelerde herhangi bir ülkenin veya konunun görüşmelerin seyrine hakim olmayacağını dile getiren ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ise şunları söyledi:
“Konferans, Yemen Dışişleri Bakanı Halid el-Yemani’nin başkanlığını yapacağı Yemen hakkında bir tartışma ile başlayacak. Daha sonra Suriye'deki idarenin sonraki adımlarını ve değişmeyen stratejik hedeflerimize ulaşmak için çabalarımızı sürdürme taahhüdümü gözden geçireceğiz. Sonrasında Başkanı Trump'ın danışmanı Jared Kushner, ABD yönetiminin İsrail ile Filistinliler arasında kapsamlı ve sürdürülebilir bir barışı sağlama çabalarını tartışacak. Tüm bu konular hakkında soru sorma ve yorum yapma fırsatı da olacak. Sonrasında ise ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Polonya Başbakanı ve 7 Dışişleri Bakanı ilgili konular hakkındaki değerlendirmelerini bizimle paylaşacak. Daha sonra bir grup devletle, mültecilerin ve insani zorlukların ele alındığı bir öğle yemeği tertip edilecek. Bunun ardından füze geliştirme ve bunları yayma, siber tehditlerle mücadele, terörizm ve yasadışı fon sağlamak ile mücadele konulu bir dizi çalışma oturumu düzenlenecek.”
Pompeo sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bugün çok önemli görüşmelerde bulunacağız, ancak konferans sona ermeyecek. Çalışmamız gerekiyor. Suriye ve Yemen, silahların yayılması, barış süreci, terörizm, İran, siber güvenlik ve insani krizler gibi meseleler tek başına üstesinden gelinecek sorunlar değil. Güvenliği sağlamak için birlikte çalışmalıyız. Hiçbir ülke bunun dışında kalamaz. ABD, Ortadoğu’daki güvenlik sorunlarına yönelik çabalara liderlik etmeye devam edecek. Bölge için iyi bir güç olmaya devam edeceğiz. Bugün gerçekleştirilen konferans bunun kanıtıdır.”
Pompeo, sabah saatlerinde, konferansı ‘istisnai’ olarak nitelendiren Netanyahu ile ortak bir basın toplantısı düzenledi.
İsrail Başbakanı Netanyahu konferans ile ilgili "tarihsel bir dönüm noktası" değerlendirmesinde bulunduktan sonra şunları söyledi:
“Burada 60 ülkeden dışişleri bakanı ve hükümet temsilcisi, İsrail başbakanı ve önde gelen Arap ülkelerinin dışişleri bakanları karşılıklı oturup bugüne kadar görülmemiş bir güç ve açıklıkla İran rejiminin yarattığı ortak tehditle nasıl baş edilmesi gerektiğini konuştu. İlk kez birlikte geleceğimizi tehdit eden şeyin ne olduğunu ve onu güvence altına almak için neler yapmamız gerektiğini tartışma fırsatı bulduk. Bu diyaloğu gelecekte yalnızca güvenlik konusunda değil, Ortadoğu halklarının yaşamını etkileyecek her alanda sürdürmeliyiz”
“İran’la yüzleşmeden Ortadoğu’da barış ve istikrar sağlayamayız” diyen Pompeo ise İran’ın eylemleri de dahil olmak üzere istikrarsızlaştırıcı eylemleri ele almaya yönelik ortak çabalara duyulan ihtiyaçtan söz ederek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Basitçe ifade etmek gerekirse, İran ile yüzleşmeden bunları gerçekleştirmek söz konusu olamaz. Lübnan’da Yemen’de Suriye’de Irak’ta yıkıcı etkilerde bulunuyorlar. Buralarda Hamas, Hizbullah ve Husiler gibi gerçek tehditler var. İran’a karşı harekete geçmeden Ortadoğu’da barış sağlayamayız.”



Necef Çölü’ndeki Ultra Ortodoks Yahudi akımı, İsrail’de bölünmeye yol açıyor

Necef Çölü’ndeki Ultra Ortodoks Yahudi akımı, İsrail’de bölünmeye yol açıyor
TT

Necef Çölü’ndeki Ultra Ortodoks Yahudi akımı, İsrail’de bölünmeye yol açıyor

Necef Çölü’ndeki Ultra Ortodoks Yahudi akımı, İsrail’de bölünmeye yol açıyor

İki yıl önce Noam Cohen, eşi ve arkadaşlarıyla birlikte İsrail’in güneyindeki Arad’da bir bara gitmek üzere otomobilini kullanırken, bir grup Ultra Ortodoks Yahudi genç tarafından durduruldu. Gençler, Yahudiler için kutsal gün olan Şabat’ın kutsallığını ihlal ettiği gerekçesiyle Cohen’i protesto etti.

Cohen, AFP’ye yaptığı açıklamada, gençlerin aralarında eşinin de bulunduğu gruptaki kadınlara hakaret ettiğini belirterek, “O anda sinirlerime hâkim olamamaya başladım. Bu mesele beni şahsen etkiledi” dedi.

Bu olay, Cohen’i, laik kesimden giderek daha fazla kişinin katıldığı bir protesto hareketine dahil olmaya yöneltti. Hareketin mensupları, Ultra Ortodoks Yahudi nüfusundaki artışın yaşadıkları kentin karakterini değiştirdiğini savunuyor. Arad’da yaşayan ve aynı görüşü paylaşan Einat Jüpiter ise “Artık şehir, büyüdüğüm şehir değil” dedi.

Ulusal bir tartışmanın küçük bir örneği

İsrailliler 27 Ekim’de yapılacak parlamento seçimlerinde oy kullanmaya hazırlanırken, bu yıl birçok kez halkın sokaklara dökülerek protesto gösterileri düzenlediği Arad’daki gerilim, konuya ilişkin ülke genelindeki daha geniş kapsamlı tartışmanın küçük bir yansımasını oluşturuyor.

Dinî okul öğrencilerinin askerlik hizmetinden muaf tutulması meselesi, İsrail ordusunun üç yıllık savaşın ardından ağır baskı altında olduğu bir dönemde özellikle tartışmalı bir konu olarak öne çıkıyor.

Cohen, “Arad’da yaşananlar, İsrail devletinin tamamının geleceğini yansıtabilir” diyerek, Ultra Ortodoks Yahudilerin “sadece daha fazla çocuk sahibi olduklarını, bununla mücadele edemeyeceğinizi” ifade etti.

Ultra Ortodoks Yahudiler, İsrail nüfusunun yüzde 14’ünden fazlasını oluşturuyor. Bu oranın yüzyılın ortalarına kadar yaklaşık dörtte bire ulaşması bekleniyor. Kadın başına 6,5 çocukluk doğurganlık oranının desteklediği demografik büyüme, topluluğun siyasi nüfuzunu da artırdı. Ultra Ortodoks iki parti, Başbakan Binyamin Netanyahu liderliğindeki iktidar koalisyonunu destekliyor.

Arad’da yaşayan laik kesimden birçok kişi için mesele giderek daha kişisel bir hâl alıyor. Cohen, “Birlikte yaşayamayız. Bizim hayatlarımızla onların hayatları tamamen farklı. Birbirimizle uyum sağlayamıyoruz” dedi.

Seküler bir şehirden, değişen bir çoğunluğa

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığı analize göre Necef Çölü’nün kıyısında, Lut Gölü’ne bakan Arad’ın nüfusu 30 bin. Kent, geçmişte gelişen ve laik yaşam tarzıyla öne çıkan bir yerleşim yeri olarak biliniyordu.

1980’lerde İsrail’in en zengin belediyeleri arasında yer alan Arad, ülkenin en büyük müzik festivaline de ev sahipliği yapıyordu. Ancak ekonomik gerileme, çok sayıda laik sakinin kasabayı terk etmesine yol açtı.

1990’larda eski Sovyetler Birliği’nden çok sayıda Yahudi göçmen Arad’a yerleşti. Daha sonraki yıllarda ise uygun konut fiyatları, daha fazla Ultra Ortodoks Yahudi ailenin kasabaya gelmesini sağladı.

xcdfvs
Ultra Ortodoks Yahudiler, sinagoga dönüştürülmüş bir sığınağa gidiyor. (AFP)

2014-2015 yıllarında belediye başkanlığı yapan Nisan Ben Hamo’ya göre, bugün Ultra Ortodoks Yahudiler kasaba nüfusunun yaklaşık yüzde 40’ını oluşturuyor.

Ben Hamo, İsrail’de art arda göreve gelen hükümetlerin ülkenin çevre bölgelerini ihmal ettiğini ve neredeyse tamamen güvenlik meselelerine odaklandığını söylüyor. AFP’ye konuşan Ben Hamo, “Siyaset yalnızca güvenlikle sınırlandırıldığında diğer bütün meseleler geri plana itiliyor” dedi.

Belediyenin zararı

Laik kesim, 2024 yerel seçimlerinde belediye yönetimini kaybetti. Ultra Ortodoks Yahudilerin sandığa yüksek oranda gitmesi, seçim sonucunda belirleyici oldu.

Ben Hamo, bu durumun parlamento seçimleri öncesinde laik İsrailliler için bir ders niteliği taşıdığını belirterek, “Onlar bizden daha örgütlü” dedi. Ben Hamo sözlerini şöyle sürdürdü: “Kazanmak istiyorsak liberallerin uyanması ve sandığa gitme oranını artırması gerekiyor. Çünkü karşı taraf, aşırı sağ ve Ultra Ortodoks Yahudiler, bizden daha örgütlü. İnsanları kontrol ediyor ve yüksek oranlarda seferber ediyorlar.”

Shlomi Tabşek’e göre ise anlaşmazlık, siyaset kadar kamusal alanın kullanımıyla da ilgili. Tabşek, belediyeyi kamu binalarını ve kaynaklarını giderek daha fazla Ultra Ortodoks Yahudi toplumunun yararına tahsis etmekle suçluyor.

Tabşek ayrıca, savaş sırasında halkın sığındığı bazı sığınakların ibadet odalarına dönüştürüldüğünü ve bunun acil durumlarda sığınakların kullanılabilirliğini azalttığını söylüyor. Tabşek, “Üzerimize füzeler düştüğünde sığınaklara ihtiyacımız var ama sığınak sinagoga dönüştürüldüğü için onları kullanamıyoruz. Bu kabul edilemez” dedi.

Ambulans servisine göre, geçen mart ayında İran’dan atılan bir füzenin Arad’a düşmesi sonucu kasabada yaşayan 84 kişi yaralandı.

Tabşek, eğlence faaliyetlerine ve toplumsal etkinliklere yapılan yatırımların azalmasından da üzüntü duyduğunu belirterek, bunun kasabadaki sosyal dokuyu zayıflattığını ifade etti. Kasaba sakinleri, kadınların fotoğraflarının yer aldığı reklamların hedef alındığı vandalizm olaylarının yaşandığını aktarıyor. Bu durum, kadınların kamusal alanlarda görüntülerinin sergilenmesine yönelik dinî itirazları yansıtıyor.

Tabşek, “Şehri kendilerine istiyorlar ve bizi buradan çıkarmak istiyorlar” diye konuştu.

Harediler: Şikayetler abartılı

Haredi sakinler, şehri ele geçirdikleri yönündeki düşünceyi reddediyor. Haredi toplumunun önde gelen isimlerinden ve Arad Belediyesi Mali İşler Dairesi Müdürü Yitzhak Gordon, ilişkilerin büyük ölçüde dostane olduğunu düşündüğünü söylüyor.

Gordon, AFP’ye yaptığı açıklamada, Haredi toplumuna yönelik şikâyetlerin ‘Facebook da dâhil olmak üzere bütün gün internette vakit geçiren kişiler’ tarafından abartıldığını belirtti. Gordon, “Laik gençler Arad’dan ayrılıyor, okullardaki sınıflar boşalıyor. Bizim de eğitim için mekânlara ihtiyacımız var” dedi.

Bazı laik sakinler de günlük yaşamda birlikte yaşamanın genel olarak sakin geçtiğini kabul ediyor. Jüpiter, “Hepimiz insanız. İnsanlar birbirleriyle nasıl anlaşacaklarını öğreniyor” ifadelerini kullandı.

Buna rağmen Jüpiter, Haredi sakinlerin şehrin geri kalanının kendi yaşam tarzlarına uyum sağlamasını istediği düşüncesinden endişe duyuyor. Jüpiter, “Bu işe yaramayacak çünkü ben özgür bir insanım. Özgürce yaşamak istiyorum” diye ekledi.


Husi askeri zihniyetine bir bakış: Ortaya çıkarılan taktikler ve tuzaklar

Hükümet güçleri batı kıyısı ile Babul Mendeb Boğazı'ndaki bölgeleri başarıyla geri aldı (Reuters)
Hükümet güçleri batı kıyısı ile Babul Mendeb Boğazı'ndaki bölgeleri başarıyla geri aldı (Reuters)
TT

Husi askeri zihniyetine bir bakış: Ortaya çıkarılan taktikler ve tuzaklar

Hükümet güçleri batı kıyısı ile Babul Mendeb Boğazı'ndaki bölgeleri başarıyla geri aldı (Reuters)
Hükümet güçleri batı kıyısı ile Babul Mendeb Boğazı'ndaki bölgeleri başarıyla geri aldı (Reuters)

Tevfik el-Şanvah

Savaş turları boyunca, Husi milisleri, başta aldatma olmak üzere yenilikçi savaş taktikleri kullanma konusundaki ustalıklarıyla ilgili sahte bir imaj yaratmaya çalışarak, sahada üstün savaş yeteneklerine sahip olduklarını iddia ettiler.

5 Ekim'de başlatılan Yemen Şafağı Operasyonu ile hükümet güçleri, batı kıyısında ve Babul Mendeb Boğazı'nda İran destekli Husi milislerinden birçok bölgeyi başarıyla geri aldı. Onlara karşı operasyonlar devam ederken, milisler, hükümet güçlerinin ilerlemesini engellemek için benzeri görülmemiş yöntemler kullanarak bir dizi yeni engel geliştirdi.

Araştırmacı gazeteci Muhammed Hafız, Husi milislerinin son günlerde hükümet güçlerinin çeşitli cephelerdeki ilerlemesini engelleyen çok sayıda engel kurmaya çalıştığını teyit etti.

xcgthy
Son birkaç gündür Husi milisleri, şu anda havadan gözetim altında olan ana yollara alternatif güzergahlar oluşturmaya çalışıyorlar (Independent Arabia)

Çatışmaların başlangıcından beri Husi milislerinin yeni yöntemlerini izleyen ve gözlemleyen Hafız, milislerin öncelikle Yemen'in batısında veya Marib ve el-Cevf gibi doğu bölgelerinde açık ve çöl alanlarında kullandıkları hendek kazma yöntemine başvurduklarını açıkladı. Ayrıca, iki amaca hizmet eden siperler ve bariyerler inşa ediyorlar. Bunlardan ilki, hükümet güçlerinin ateşinden korunmak, ikincisi ise geri çekilme durumunda içine mayın ve el yapımı patlayıcı yerleştirmek. Bu durumda mayın ve patlayıcıların toprak yığının altından çıkarılması ve sökülmesi uzun bir zaman alıyor.

Çölde kamuflaj ve boyama

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre milislerin yöntemlerinde dikkat edilmesi gereken nokta, el yapımı patlayıcılar ve mayınları gizlemek için doğal cisimlere ve askeri teçhizata benzeyen maketler kullanmak gibi gelişmiş kamuflaj tekniklerine ciddi şekilde önem vermeleridir. Bunlar hükümet güçlerine büyük oranda hasar vermek, onları yormak ve hedef alma eylemler sırasında yanıltmak için tasarlanmışlar. Marib'deki birçok savaşı takip eden Hafız, bununla ilgili olarak, milislerin el yapımı patlayıcıları gizlemek için plastik aletler ve doğadan ilham alan maketler kullandıklarını, ayrıca, hükümet güçlerine karşı kendilerini kamufle etmek ve böylece hava kuvvetlerini yanıltmak için beyaz çöl bölgelerinde araçları veya askeri teçhizatı petrol ve yakıt egzozuyla boyadıklarını da açıkladı.

Rota değişikliği

Hafız'a göre, açık kaynaklar Husilerin orduyu yanıltmak ve ilerlemesini engellemek için sahte mevziler ve çitler kurduğunu ortaya koydu. Hafız, bu taktiklerin “orduyu, üç metreye varan derinliklerde uzun ve derin hendekler kazdıkları bölgelerin etrafından dolanmak için alternatif rotalar aramaya zorlamada başarılı olduğunu” doğruladı.

Kaynaklar, Husilerin tanksavar mayınlarını hükümet güçleri unsurlarını hedef alan tuzaklara dönüştürerek mayınları yoğun bir şekilde kullandıklarını ve bunun da önemli bir engel teşkil ettiğini açıkladı. Ayrıca inşa ettikleri ana hatların içinde kazdıkları hendek ve çukurlara mayınlar yerleştirdiklerini de eklediler.

sdc
Milisler, özellikle açık ve çöl alanlarında, hendek kazma yöntemine başvuruyorlar (Independent Arabia)

Meşru Yemen silahlı kuvvetleri, daha önce, onlarca kilometre uzanan, kampları ve stratejik bölgeleri her yönden çevreleyen derin hendekler nedeniyle Cevf vilayeti cephesindeki ilerlemelerinde gecikmeler yaşandığını duyurmuştu.

Terk edilmiş, karanlık yollar

Son birkaç gündür Husiler, şu anda havadan gözetim altında olan ana yollara alternatif güzergahlar oluşturmaya çalışıyorlar. Geceleyin araçlarının ışıklarını kapatarak engebeli arazide ilerliyorlar; bu taktik, sahada kaydettikleri her ilerlemede doğrudan ve hızlı bir şekilde uygulamaya yöneldikleri bir yöntem.

Hafız ayrıca, Husi milislerinin Ras el-Ara bölgesindeki dağlarda, el-Amri kampının arkasından başlayıp el-Vaziye bölgesine kadar uzanan bir yol inşa ettiğini de belirtti. Bu, cephe hatları baskı altına girdiğinde güçlerinin iki bölge arasında kolayca hareket etmesini sağladı.

Son haritalar, milislerin son günlerde güçlerini Vaziye'den Zubab Havaalanı’nın arkasındaki bir cepheye taşıdığını ve oradaki hükümet güçlerine karşı sürpriz bir karşı saldırı ve kıskaç hareketi hazırladığını teyit ediyordu. Ve dün gece tam olarak bu oldu, ancak Devler Tugayları güçleri bu tuzağa karşı önceden hazırlıklı oldukları için saldırı başarısız oldu.

Yaklaşım ve coğrafya

Askeri analist Abdulaziz el-Hadaşi, Husi milislerinin askeri yaklaşımının, kontrol ettikleri her cephede, ister siper kazarak ister yüksek toprak setler inşa ederek, hızlı savunma bariyerleri ve tahkimatlar kurmayı, bunların etrafına mayın tarlaları döşemeyi içerdiğini söylüyor. Hadaşi'ye göre, bu yöntem, Devler Tugayları ve Vatan Kalkanı güçlerinin batı kıyılarını ve Babul Mendeb'i kurtarmak için başlattığı büyük taarruza rağmen, son günlerde Vaziye, Zubab ve Babul Mendeb'deki güçlerinin ilerleyişini engelledi. Ülkenin kuzeyindeki dağlık arazinin aksine, kıyı bölgelerinin coğrafi yapısının, Marib ve Cevf’teki çöllerle birlikte, Husilere bu tür savunma engelleri kurmaya yardım ettiğine dikkat çekti.

Hükümetin başkent Sana'ya doğru ilerleme çabalarıyla birlikte bu engellerin aşılması için, Hadaşi, askeri engellerin aşılmasının, ister piyadelere isterse zırhlı araçlara karşı olsun, her türlü mayının hızlı ve anında etkisiz hale getirebilmesinin mayın tarama ve temizleme araçları gerektirdiğini belirtti. Geleneksel yöntemlere güvenmekten kaçınmanın önemini vurgulayan Hadaşi, bu yöntemlerin ilerlemeyi önemli ölçüde geciktireceğini, bu gibi durumlarda, askerlerin ve araçların geçmesine olanak tanıyacak birkaç metreden daha geniş olmayan geçici yollar oluşturacak mayın temizleme teçhizatlarına güvenilmesi, ayrıca toprak setlerde dikkatli olunması gerektiğini de ekledi.


Trump’ın gümrük vergileri ABD’de günlük harcamaları artırdı

Amerikalılar Trump yönetiminin yürüttüğü ticaret savaşından memnun değil. AP-NORC Kamu İşleri Araştırma Merkezi'nin bu ayki anketi, ABD'deki yetişkinlerin yaklaşık yüzde 64'ünün başkanın gümrük vergileri konusunda aşırıya kaçtığını düşündüğünü ortaya koydu (AFP)
Amerikalılar Trump yönetiminin yürüttüğü ticaret savaşından memnun değil. AP-NORC Kamu İşleri Araştırma Merkezi'nin bu ayki anketi, ABD'deki yetişkinlerin yaklaşık yüzde 64'ünün başkanın gümrük vergileri konusunda aşırıya kaçtığını düşündüğünü ortaya koydu (AFP)
TT

Trump’ın gümrük vergileri ABD’de günlük harcamaları artırdı

Amerikalılar Trump yönetiminin yürüttüğü ticaret savaşından memnun değil. AP-NORC Kamu İşleri Araştırma Merkezi'nin bu ayki anketi, ABD'deki yetişkinlerin yaklaşık yüzde 64'ünün başkanın gümrük vergileri konusunda aşırıya kaçtığını düşündüğünü ortaya koydu (AFP)
Amerikalılar Trump yönetiminin yürüttüğü ticaret savaşından memnun değil. AP-NORC Kamu İşleri Araştırma Merkezi'nin bu ayki anketi, ABD'deki yetişkinlerin yaklaşık yüzde 64'ünün başkanın gümrük vergileri konusunda aşırıya kaçtığını düşündüğünü ortaya koydu (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, küresel gümrük vergilerini Amerikalı tüketiciler için kazanım diye nitelese de federal veriler tam tersini gösteriyor.

New York Merkez Bankası'nın (NY Fed) bu ay yayımladığı rapora göre ilk kez Nisan 2025'te uygulamaya konan gümrük vergileri, ABD'de market ürünlerinden otomobil ve mobilyaya kadar çeşitli malların fiyatlarını Şubat 2026'ya kadar yüzde 2,9 artırdı.

NY Fed, Trump yönetiminin gümrük vergileri olmasaydı "mal fiyatlarının hafifçe düşmüş olacağını" belirtti.

ABD çoğu ülkeden yapılan ithalata düşük çift haneli oranlarda vergiler getirdi. Ancak yasal engellerin yanı sıra Trump'ın vergileri keyfi bir şekilde değiştirme alışkanlığı nedeniyle oranlarda dalgalanmalar yaşanıyor.

Trump, vergilerinin yabancı ihracatçılar tarafından ödeneceği konusunda ısrar etse de çok sayıda araştırma maliyetin nihayetinde Amerikalı tüketicilere yansıdığını kanıtladı.

Tarafsız politika grubu The Tax Foundation'a göre gümrük vergileri nedeniyle Şubat 2026 itibarıyla Amerikalı tüketiciler giyim ürünlerine yüzde 17,5, kahve ve çaya yüzde 10 ve mobilyaya yüzde 7,4 daha fazla ödeme yapıyordu.

Amerikalılar Trump yönetiminin yürüttüğü ticaret savaşından memnun değil. AP-NORC Kamu İşleri Araştırma Merkezi'nin bu ayki anketi ABD'deki yetişkinlerin yaklaşık yüzde 64'ünün başkanın gümrük vergileri konusunda aşırıya kaçtığını düşündüğünü ortaya koydu.

Ülke genelinde tüketiciler arasında harcadıkları paranın ihtiyaçlarını karşılamaya yetmediğine dair yaygın endişe hakim.

Ara seçimler hızla yaklaşırken, kısmen Başkan Trump'ın İran'la savaşı nedeniyle benzin ve dizel fiyatları pandemi döneminden bu yana görülen en yüksek seviyelerde seyrediyor.

ABD ekonomisinin diğer alanlarında da inatçı enflasyon görülmeye devam ediyor. Pek çok ekonomist bu durumu Trump'ın göreve dönüşünden bu yana izlediği gümrük vergisi politikalarıyla ilişkilendiriyor.

The Associated Press'ten de yararlanılmıştır

Independent Türkçe