​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
TT

​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)

Ortadoğu'da Barış ve Güvenliğin Geleceğini Destekleme Konferansı dün sona erdi.
ABD ve Polonya, konferans sonrasında yayınlanan sonuç bildirgesinde, Ortadoğu’da istikrarın sağlanması için böyle bir konferansın gerçekleştirilmesinin gerekliliğine dikkat çekerken, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, İran'ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varılması için işbirliği yapılması çağrısında bulundu ve bu tehditlerin Ortadoğu ile sınırlı kalmayacağını, bilakis Avrupa’ya ve Batı’ya da yöneleceğini söyledi. Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz ise yaptığı konuşmada, İran'ın Suriye'ye müdahalelerinin bölgeyi olumsuz etkilediğini söyledi.
“İran, Hizbullah ve terörizm Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor”
Varşova Konferansı’nın krizlerin üstesinden gelinmesi için gerçekleştirildiğini dile getiren Pompeo, “İran, Hizbullah ve terörizmin yayılması Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor. Ortadoğu'daki barış çalışmalarına devam edeceğiz. Daha fazla yaptırım ve daha fazla baskı istiyoruz. Böylece İran'daki diktatörlerin devamlılığının önüne geçebiliriz” açıklamasında bulundu. Ayrıca bölgedeki İran saldırganlığının gerçek bir tehlike olduğuna dikkat çeken Pompeo, “Konferansta İran’ı savunan hiçbir ülke yok. İran’ın bölgeyi istikrarsızlaştıran rolü konusunda hepimiz hemfikiriz” dedi. Pompeo, İran rolüne atıfta bulunmadan bölgedeki sorunlardan bahsetmenin zor olduğuna dikkat çekerek, İran’ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varmak için işbirliğine ihtiyaç duyulduğunu ve Washington’un İran'a daha fazla yaptırım uygulama konusunda haklı olduğunu söyledi.
Öte yandan Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, Ortadoğu'daki sorunların karmaşık olduğuna ve Avrupa Birliği’nin (AB) tek başına bunların üstesinden gelmek için yeterli güce sahip olmadığına dikkat çekerek, “İran'ın olumsuz bir etkisi var. Tartışmalarımızda bunu göz ardı etmedik” dedi.
Konferansa yaklaşık 60 ülke katıldı, fakat katılımın Avrupa ayağı düşüktü. ABD yetkilileri, İran'ın eylemlerini tehdit olarak gören Arap devletleri ve İsrail gibi farklı tarafların bölgede bulunmasının önemini vurguladılar.
Pence’den Avrupa ülkelerine suçlama
Konferansın oturum aralarında açıklamalarda bulunan ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, İran dosyasıyla ilgili olarak Amerikan ve Avrupa tarafları arasındaki farklara ışık tuttu. ABD yetkilisi, Avrupalıları, ‘İran rejimine yönelik yaptırımları, mali işlemler için bir mekanizma kurarak atlatmaya çalışmakla’ suçladı. Bu davranışların hoş olmadığına dikkat çeken Pence, bu davranışların taraflar arasındaki ilişkilerde birtakım sonuçları olabileceğini söyledi.
ABD Başkan Yardımcısı Pence, konuşmasının devamında, Trump'ın iki yıl önce başkanlık koltuğuna oturmasında sonra ilk dış ziyaretini Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiğine ve Arap-İslam-Amerikan Zirvesi’ne katıldığına atıfta bulunarak, barışın sağlanması için konferansa katılan bütün ülkeler ile çalışmaya hazır olduklarını belirtti.
Katılımcıların bölge için daha iyi bir gelecek inşa edilmesi hakkında konuştuğunu kaydeden Pence, “Şu anda toplantılar yapılıyor. Çünkü radikal İslami terörizm gibi ortak bir sorunla karşı karşıyayız. Terörizm yalnızca Amerika'ya değil bölgedeki tüm ülkelere yönelik bir tehdit oluşturuyor. Başkan Trump yönetimi, bu radikal tehdide karşı koyma konusunda adımlar attı ve DEAŞ örgütü ile kendini gösteren bu tehdidin ortadan kaldırılması hususunda esas katkılarda bulundu. ABD, kendi vatandaşlarının güvenliğini önceliyor. Fakat Amerika’nın öncelenmesi, yalnız Amerika demek değildir. Washington, aşırılıkçılığa karşı uluslararası bir koalisyon oluşturmak için çalışıyor.”
Başbakan Netanyahu'nun geçen yılın sonunda Umman'ı ziyareti ve Papa Franciscus'un bu yıl BAE'ye yaptığı ziyaret gibi bölgedeki ‘değişim rüzgarlarına’ değinen Pence, “Bu tarihi konferans yeni bir dönemin başladığının kanıtıdır” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“DEAŞ hilafeti kısa bir süre sonra sona erecek ve Trump’ın açıklamasına göre yakın zamanda bölgedeki ABD birlikleri geri çekilecek. Bu, taktiklerdeki bir değişikliktir, görevde değil. Toprakları DEAŞ’ın elinden geri almamız yeterli değil. Ortaklarımızla çalışmaya hazırız. DEAŞ katıntıları her nerede olursa olsun takip edeceğiz.”
ABD'nin Suriye'deki yeni bir kimyasal saldırıya yanıt verme konusundaki kararlılığını dile getiren Pence, ülkesinin İngiltere ve Fransa ile birlikte, Devlet Başkanı Beşşar Esed rejiminin gerçekleştirdiği kimyasal bir saldırıya yanıt verdiğini hatırlatarak, rejim tarafından gerçekleştirilecek benzer bir saldırıya aynı şekilde yanıt vermeye hazır olduklarını söyledi.
“Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor”
Sonra, İran rejiminin bölgenin geleceği ve Ortadoğu’daki barış ve istikrar için en büyük tehdit olduğunu dile getirerek İran hakkında konuşmaya başlayan Pence, “Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor, Suriye ve Yemen'e müdahale ediyor, Hizbullah'ı destekliyor ve Amerikalı rehineleri elinde tutuyor” dedi. İran’ı Ortadoğu’daki etkisini genişletmek için Irak ve Suriye’de birer koridor açmakla itham eden Pence, savaşçıları ile Esed rejiminin düşmesini engellemeye çalıştığını ve Lübnan Hizbullahı’na roketler gönderdiğini söyledi.
Pence, 1979 yılında Şah’ın devrilmesinin ardından geçen 40 yıl boyunca başarısızlık ve terörün İran’da hüküm sürdüğünü dile getirerek, yapılan nükleer anlaşmanın İran’ı caydırmadığını, bilakis bölgedeki müdahalelerini daha da arttırdığını söyledi. Başkan Trump’ın nükleer anlaşmadan çekildiğini, İran rejimine yaptırımlar uyguladığını ve İran'ın eylemlerine itiraz eden diğer ülkelerin de bu yaptırımları desteklediğini dile getiren Pence, “Maalesef, en yakın Avrupalı arkadaşlarımızdan bazıları bu yaptırımları ihlal etti ve onları atlatmaya çalıştı. Fransa, İngiltere ve Almanya kurdukları finansal işlemler mekanizması ile bu yaptırımların üstesinden gelmeye çalıştılar. Bu hamle, ABD ile Avrupa’nın aralarının açılmasına sebep olacaktır” dedi.
“Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi”
İran'ın teknik olarak uygulayıp uygulamamasının değil, nükleer anlaşmanın kendisinin bir sorun olduğunu dile getiren Pence, “Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi. Artık anlaşmadan çekilmeliler. Bu fırsatı görmezden gelemeyiz” dedi.
Ortadoğu’daki barış süreci hakkında konuşan Pence, “Başkan Trump, üç İbrahimî din olan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam'ın tabilerinin barış içinde birlikte yaşamalarını istiyor” ifadesini kullandı.
Öte yandan Varşova Konferansı’na katılan Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçisi Prens Halid bin Selman, önceki gün Twitter hesabı üzerinden yapmış olduğu paylaşımlarda, “Molla rejimi 40 yıl önce iktidarı ele geçirdi. İran halkının yaşam standartları bu süre içerisinde ciddi bir düşüne tanık oldu. Bu rejim, bölgedeki terörizm, radikalizm, mezhepçilik ve istikrarsızlığı desteklemek için halkının parasını israf etmeye devam ediyor. Dost İran halkı, bölgede bölücülük ve terör fitnelerini yaymak için servetini ve parasını israf etmek yerine halkına özen gösteren bir yönetimi hak ediyor. İran rejimi halen Arapları dize getirmeye çalışmak gibi asla gerçekleşmeyecek bir yanılsama içinde. Ayrımcı söylemleri kendisini açığa çıkarıyor, Bu rejimin boş hayalleri 40 yıl sonra artık kimseyi kandıramıyor” açıklamasında bulundu.
İran rejiminin yayılımcı hayallerine hâlâ bağlı olduğuna dikkat çeken Prens Halid bin Selman, “İran rejiminin lideri, devrimlerinin 40’ıncı yıl dönümü konuşmasında Basra Körfezi'ndeki Arap topraklarının kendi topraklarının bir parçası olduğunu iddia ederek, bu bölgeyi güney İran olarak adlandırdı. Böylece yayılımcı niyetlerini ortaya koydu” ifadelerini kulandı.
Konferansın açılışı
Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, sabah saatlerinde kullandığı şu ifadeler ile konferansın açılışını yaptı;

“Bölgedeki barış ve güvenlik sorununa yeni bir ivme kazandırmanın zamanı geldi. Mülteci krizleri, ekonomik krizler ve bazı durumlarda devlet kurulması gibi krizlerin bölgede olumsuz etkiler oldu. Ortadoğu’nun istikrarını güvence altına almak, devam eden krizlere son vermek, kültürlerarası birliği teşvik etmek ve kapsayıcı toplumlar inşa etmek gibi durumlar, büyük zorluklar ile karşı karşıya. Uluslararası toplumun istikrarı ve sürdürülebilir barışı korumak için bu çabaları aktif olarak desteklemesi önemlidir.”
Czaputowicz açılış konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ortadoğu'daki çatışmaların birçok kaynağı var. Bunlardan bazıları, bazı liderlerin her ne pahasına olursa olsun gücü ellerinde tutmak istemesi, dini köktencilik ve hoşgörüsüzlüktür. Ayrıca güç dengesizlikleri, coğrafi ayrılıklar veya dış kuvvetlerin müdahalesi de çatışmaya sebep olan unsurlar arasında yer alabilir. ABD ve AB’nin İran’ın bölgede oynayacağı rol konusunda paylaştıkları bir inançları var. Ancak İran'ın nükleer programının olası sonuçları ve bu ülkenin bölgede oynadığı istikrarsızlaştırıcı rolü konusunda endişeliyiz. İran'ın tahammül edilemez davranışlarını şiddetle kınıyoruz. Aramızda araçlar bakımından farklılıklar olabilir. AB, İran'ın nükleer programının barışçıl doğasını korumanın, bir ortak eylem planını gerektirdiğine inanıyor. ABD bu anlaşmadan çekildi ve İran’a yaptırımlar uyguladı. Bugün Ortadoğu’nun karşılaştığı zorlukları hatırlatan bölge temsilcilerini dinleme fırsatına sahibiz.”
Konferans dahilinde gerçekleştirilecek görüşmelerde herhangi bir ülkenin veya konunun görüşmelerin seyrine hakim olmayacağını dile getiren ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ise şunları söyledi:
“Konferans, Yemen Dışişleri Bakanı Halid el-Yemani’nin başkanlığını yapacağı Yemen hakkında bir tartışma ile başlayacak. Daha sonra Suriye'deki idarenin sonraki adımlarını ve değişmeyen stratejik hedeflerimize ulaşmak için çabalarımızı sürdürme taahhüdümü gözden geçireceğiz. Sonrasında Başkanı Trump'ın danışmanı Jared Kushner, ABD yönetiminin İsrail ile Filistinliler arasında kapsamlı ve sürdürülebilir bir barışı sağlama çabalarını tartışacak. Tüm bu konular hakkında soru sorma ve yorum yapma fırsatı da olacak. Sonrasında ise ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Polonya Başbakanı ve 7 Dışişleri Bakanı ilgili konular hakkındaki değerlendirmelerini bizimle paylaşacak. Daha sonra bir grup devletle, mültecilerin ve insani zorlukların ele alındığı bir öğle yemeği tertip edilecek. Bunun ardından füze geliştirme ve bunları yayma, siber tehditlerle mücadele, terörizm ve yasadışı fon sağlamak ile mücadele konulu bir dizi çalışma oturumu düzenlenecek.”
Pompeo sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bugün çok önemli görüşmelerde bulunacağız, ancak konferans sona ermeyecek. Çalışmamız gerekiyor. Suriye ve Yemen, silahların yayılması, barış süreci, terörizm, İran, siber güvenlik ve insani krizler gibi meseleler tek başına üstesinden gelinecek sorunlar değil. Güvenliği sağlamak için birlikte çalışmalıyız. Hiçbir ülke bunun dışında kalamaz. ABD, Ortadoğu’daki güvenlik sorunlarına yönelik çabalara liderlik etmeye devam edecek. Bölge için iyi bir güç olmaya devam edeceğiz. Bugün gerçekleştirilen konferans bunun kanıtıdır.”
Pompeo, sabah saatlerinde, konferansı ‘istisnai’ olarak nitelendiren Netanyahu ile ortak bir basın toplantısı düzenledi.
İsrail Başbakanı Netanyahu konferans ile ilgili "tarihsel bir dönüm noktası" değerlendirmesinde bulunduktan sonra şunları söyledi:
“Burada 60 ülkeden dışişleri bakanı ve hükümet temsilcisi, İsrail başbakanı ve önde gelen Arap ülkelerinin dışişleri bakanları karşılıklı oturup bugüne kadar görülmemiş bir güç ve açıklıkla İran rejiminin yarattığı ortak tehditle nasıl baş edilmesi gerektiğini konuştu. İlk kez birlikte geleceğimizi tehdit eden şeyin ne olduğunu ve onu güvence altına almak için neler yapmamız gerektiğini tartışma fırsatı bulduk. Bu diyaloğu gelecekte yalnızca güvenlik konusunda değil, Ortadoğu halklarının yaşamını etkileyecek her alanda sürdürmeliyiz”
“İran’la yüzleşmeden Ortadoğu’da barış ve istikrar sağlayamayız” diyen Pompeo ise İran’ın eylemleri de dahil olmak üzere istikrarsızlaştırıcı eylemleri ele almaya yönelik ortak çabalara duyulan ihtiyaçtan söz ederek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Basitçe ifade etmek gerekirse, İran ile yüzleşmeden bunları gerçekleştirmek söz konusu olamaz. Lübnan’da Yemen’de Suriye’de Irak’ta yıkıcı etkilerde bulunuyorlar. Buralarda Hamas, Hizbullah ve Husiler gibi gerçek tehditler var. İran’a karşı harekete geçmeden Ortadoğu’da barış sağlayamayız.”



FBI Direktörü, ajanlarını UFC dövüşçülerinin eğitmesini istiyor

ABD Başkanı Donald Trump'ın Beyaz Saray'daki UFC temalı doğum günü kutlamasına katılan FBI Direktörü Kash Patel, özel ajanlara karma dövüş sanatları tekniklerini öğretmeleri için Dana White'ın UFC antrenörlerini getirmeye yönelik bir girişim başlattı (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump'ın Beyaz Saray'daki UFC temalı doğum günü kutlamasına katılan FBI Direktörü Kash Patel, özel ajanlara karma dövüş sanatları tekniklerini öğretmeleri için Dana White'ın UFC antrenörlerini getirmeye yönelik bir girişim başlattı (AFP)
TT

FBI Direktörü, ajanlarını UFC dövüşçülerinin eğitmesini istiyor

ABD Başkanı Donald Trump'ın Beyaz Saray'daki UFC temalı doğum günü kutlamasına katılan FBI Direktörü Kash Patel, özel ajanlara karma dövüş sanatları tekniklerini öğretmeleri için Dana White'ın UFC antrenörlerini getirmeye yönelik bir girişim başlattı (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump'ın Beyaz Saray'daki UFC temalı doğum günü kutlamasına katılan FBI Direktörü Kash Patel, özel ajanlara karma dövüş sanatları tekniklerini öğretmeleri için Dana White'ın UFC antrenörlerini getirmeye yönelik bir girişim başlattı (AFP)

FBI ajanları yakında, ABD Başkanı'nın en sevdiği spor dallarından birindeki sporculardan yeni bir eğitim alma fırsatı bulabilir.

Direktör Kash Patel'in özel ajanlara karma dövüş sanatları tekniklerini öğretmeleri için Dana White'ın UFC antrenörlerini getirmek için girişimde bulunduğu bildirildi.

Eylülde yayımlanan kurum belgesine göre Başkan Donald Trump'ın Beyaz Saray'daki UFC temalı doğum günü kutlamasına katılan Patel, ajanlara yönelik "taktiksel savunma teknikleri" eğitimi verilmesi için UFC'yle bir yıllık ve "tek tedarikçili" bir sözleşme yapmaya çalışıyor.

İlk olarak MS NOW tarafından haberleştirilen belgede, "Eğitimin amacı, yüksek riskli durumlarda özel ajanlar için hayati önem taşıyan fiziksel dövüş becerilerini, zihinsel dayanıklılığı ve taktiksel farkındalığı geliştirmektir" ifadesi yer alıyor. Tahmini tutar belgede gizlendiği için sözleşmenin değeri bilinmiyor.

UFC'nin başkanı White, uzun zamandır Trump'ın dostu. Başkan yıllar boyunca çok sayıda UFC maçına katıldı, hatta haziranda Amerika'nın 250. kuruluş yıldönümünü ve kendi 80. yaş gününü kutlamak amacıyla "Octagon"u Beyaz Saray'ın Güney Çimliği'ne getirtti. Patel de bu sporun bir hayranı ve çeşitli etkinliklerde görülmüştü.

FBI, belgesinde UFC'nin bu eğitimi vermek için "eşsiz bir yetkinliğe" sahip olduğunu belirtti ve antrenörlerin "vuruş teknikleri, boğuşma/yere indirme, silahlı saldırıya karşı savunma, yerde kontrol ve FBI'ın beklediği ve talep ettiği standartlarda kondisyon sağlama" konularındaki becerilerine dikkat çekti.

Önerilen bu anlaşma, federal sözleşmeler için normalde gerekli olan ihale sürecini devre dışı bırakacak. Bu, Trump yönetiminin geçmişte de başvurduğu bir yöntem.

The New York Times'ın hazirandaki haberine göre, Lincoln Anıtı Yansıma Havuzu'nun başarısızlıkla sonuçlanan yenileme çalışmaları sırasında Ulusal Park Hizmetleri, su arıtma sistemi kurma işini Ohio merkezli Greenwater Services'a ihalesiz vermişti. Trump'a bağış yapan bir kişiyle bağlantısı bulunan şirketle 1,7 milyon dolarlık sözleşme imzalanmıştı. Proje tamamlandıktan sadece birkaç gün sonra, havuzdaki su yosun patlaması nedeniyle yeşile dönmüştü.

FBI yeni ortaya çıkan bir belgede, önerilen sözleşmenin bir yıllık süresinin "daha fazla pazar araştırması yapılmasına ve tedarikçilerin bu gereksinimi karşılama konusunda daha donanımlı hale gelmesine olanak tanıyacağını" belirtti.

İleride oluşturulacak uzun vadeli sözleşme ise rekabete dayalı bir temelde hazırlanacak.

The Independent, önerilen anlaşmayla ilgili yorum almak üzere FBI'la temasa geçti.

FBI, UFC'yle daha önce de çalışmıştı.

UFC, martın başında yaptığı duyuruda mevcut ve eski sporcularının o hafta Quantico'yu ziyaret ederek, FBI Özel Ajan Akademisi öğrencileri ve dünyanın dört bir yanından gelen üst düzey FBI personeli için iki günlük bir eğitim semineri vereceklerini açıklamıştı.

Patel o dönemde yaptığı açıklamada, "Bu, FBI ajanlarımızın yeryüzündeki en iyi sporculardan bazılarıyla birlikte öğrenip antrenman yapmaları ve böylece dünyanın önde gelen kolluk kuvvetinin Amerikan halkını koruma konusunda daha da hazırlıklı olmasına katkı sağlamaları adına muazzam bir fırsat" demişti.

Dana White karma dövüş sanatları sektöründe kuralları yeniden yazdı. Kendisiyle, ekibindeki profesyonellerle ve UFC'yle birlikte çalışmaktan büyük onur duyuyoruz. Ülkemize duydukları ortak sevgi ve bu sayede onu daha iyi savunabilmemize sağladıkları katkı için kendilerine minnettarız.

Independent Türkçe


Donald Trump, Kamala Harris'in dış görünüşüyle dalga geçti

ABD Başkanı Donald Trump, cumartesi günü Tennessee'nin Clarksville kentindeki seçim mitinginde eski Başkan Yardımcısı Kamala Harris'e alaycı bir şekilde "güzel" dedi ve bu sözler bazı kadın destekçileri güldürdü (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, cumartesi günü Tennessee'nin Clarksville kentindeki seçim mitinginde eski Başkan Yardımcısı Kamala Harris'e alaycı bir şekilde "güzel" dedi ve bu sözler bazı kadın destekçileri güldürdü (Reuters)
TT

Donald Trump, Kamala Harris'in dış görünüşüyle dalga geçti

ABD Başkanı Donald Trump, cumartesi günü Tennessee'nin Clarksville kentindeki seçim mitinginde eski Başkan Yardımcısı Kamala Harris'e alaycı bir şekilde "güzel" dedi ve bu sözler bazı kadın destekçileri güldürdü (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, cumartesi günü Tennessee'nin Clarksville kentindeki seçim mitinginde eski Başkan Yardımcısı Kamala Harris'e alaycı bir şekilde "güzel" dedi ve bu sözler bazı kadın destekçileri güldürdü (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Tennessee'deki mitingde Kamala Harris'in dış görünüşünü hedef alarak eski başkan yardımcısına alaycı bir tavırla "güzel" dedi. Bu sırada arkasında duran kadın MAGA destekçisi kadınlar da bu aşağılayıcı şakaya gülerek eşlik etti.

Trump, cumartesi günü Tennessee'deki Cumhuriyetçi adaylar için düzenlenen ara seçim mitinginde, her zamanki tarzıyla hazırladığı konuşma metninin dışına çıkarak, Kovid-19 pandemisi sırasında Harris ve eski Başkan Joe Biden'ın gerçekleştirdiği seçim mitinglerini hatırlattı.

Trump, "O güzel Kamala'yı hatırlıyor musunuz? Birisi onun çok güzel olduğunu söylemişti. Gerçekten mi?" diyerek espri yaptı.

Trump'ın arkasındaki bazı kadınlar bu söze kahkahalarla güldü. İçlerinden biri Harris'e yönelik hoşnutsuzluğunu başparmağını aşağı çevirerek gösterirken, bir diğeri de şiddetle başını iki yana salladı.

Trump, Harris'in dış görünüşü hakkında defalarca yorum yaptı. Zaman zaman ona "güzel" derken, ardından 2024 başkanlık seçimindeki rakibinden daha iyi göründüğünü iddia etti.

Ağustos 2024'te Elon Musk'la canlı yayımlanan sohbette Trump, Harris'in bir çiziminin yer aldığı Time dergisi kapağı üzerine konuşmuş ve onun dış görünüşünü incelemişti.

Trump, Musk'a, "Gelmiş geçmiş en güzel aktris gibi görünüyor. Aslında, harika bir First Lady olan Melania'ya çok benziyordu. Kamala gibi görünmüyordu" dedi.

Ama tabii ki o güzel bir kadın, o yüzden konuyu burada kapatalım, değil mi?

Bir haftadan kısa süre sonra Trump, Pensilvanya'daki mitingde konuya geri dönmüştü.

Trump tezahürat yapan kalabalığa, "Bir kadına asla güzel demeyin çünkü bu siyasi kariyerinizin sonu olur" demişti.

Ama ben çok daha iyi göründüğümü söylüyorum. Kamala'dan daha iyi görünen biriyim.

Trump, cumartesi günkü mitingin başka bir bölümünde eşi Melania Trump'tan da şikayet etti ve onun kendi konuşma tarzını onaylamadığını öne sürdü.

Eşim bunu yapmamdan nefret ediyor. Bunun 'hiç de zarif olmadığını' ve 'başkanlık makamına yakışmadığını' söylüyor. Ben de ona 'başkanlık makamına yakışmıyor olabilir ama seçimi açık ara farkla kazandım' dedim.

Trump, Melania'dan "çok zarif bir kadın" diye övgüyle söz ettikten sonra onun belgeseline geçti ve yapımın yılın bir numaralı filmi olduğunu iddia etti.

Üstelik bir numaralı film olması hoşuma gitmiyor. Nedenini biliyor musunuz? Bir ailede tek bir yıldıza yer vardır, bu yüzden benim böyle film işlerine ihtiyacım yok.

Independent Türkçe


Endonezya cami hoparlörlerini deprem uyarı sistemine dönüştürüyor

Eylül 2018'de Endonezya'nın Palu kentinde yıkılan bir caminin enkazı… Palu depremi ve tsunamisinde 4 bin 340 kişi yaşamını yitirmişti (Mohd Rasfan / AFP)
Eylül 2018'de Endonezya'nın Palu kentinde yıkılan bir caminin enkazı… Palu depremi ve tsunamisinde 4 bin 340 kişi yaşamını yitirmişti (Mohd Rasfan / AFP)
TT

Endonezya cami hoparlörlerini deprem uyarı sistemine dönüştürüyor

Eylül 2018'de Endonezya'nın Palu kentinde yıkılan bir caminin enkazı… Palu depremi ve tsunamisinde 4 bin 340 kişi yaşamını yitirmişti (Mohd Rasfan / AFP)
Eylül 2018'de Endonezya'nın Palu kentinde yıkılan bir caminin enkazı… Palu depremi ve tsunamisinde 4 bin 340 kişi yaşamını yitirmişti (Mohd Rasfan / AFP)

Endonezya'da bilim insanları, cami hoparlörlerini deprem erken uyarılarının halka iletilmesinde kullanmak için çalışıyor.

Camilerin ülke genelinde yaygın olması, bu yöntemin tercih edilmesindeki en önemli etkenlerden biri. Özellikle uzak yerleşimlerde mevcut hoparlör altyapısından yararlanılması, yeni bir duyuru ağı kurma ihtiyacını azaltabilir.

Araştırmacılar, cep telefonu şebekelerinin afet sırasında aksayabileceğine de dikkat çekiyor. Cami hoparlörleri, mobil iletişimin kesintiye uğradığı veya yeterince güçlü olmadığı bölgelerde halka ulaşmak için alternatif bir kanal oluşturabilir.

Japonya ve Endonezya'nın ortak çalışması, başkent Cakarta'yı da kapsayan Cava Adası'nın batısına odaklanıyor. Projede sismik gözlem ağıyla yer hareketlerinin gerçek zamanlı olarak tahmin edilmesi, uyarıların hızla iletilmesi ve halkın bu uyarılar doğrultusunda gerekli önlemleri almasını sağlayacak yöntemlerin geliştirilmesi amaçlanıyor.

Guardian'ın haberine göre, bazı camiler sismik sensör ağına bağlandı. Ancak sistem henüz prototip aşamasında ve halka deprem uyarısı vermeye başlamadı.

Japonya Bilim ve Teknoloji Ajansı'nın (JST) yayımladığı proje bilgilerinde, uyarıların iletilmesinde camilerden yararlanılacağı vurgulanıyor.

Beş yıllık araştırmanın Japonya tarafını Kyoto Üniversitesi Afet Önleme Araştırma Enstitüsü'nden Hiroshi Inoue, Endonezya tarafını ise Ulusal Araştırma ve İnovasyon Ajansı'ndan (BRIN) Andi Eka Sakya yönetiyor.

Çalışmaya Tokyo Üniversitesi, Endonezya Meteoroloji, Klimatoloji ve Jeofizik Kurumu (BMKG), Bandung Teknoloji Enstitüsü ve afet yönetimi kuruluşları da katılıyor.

Japonya'nın resmi kalkınma yardımı programından da destek alan araştırma, 2025'te Cava Adası'nın batısındaki üç eyalette başladı. Japan Times'ın aktardığına göre Endonezya, sistemi 2030'a kadar Cakarta ve bazı diğer bölgelerde denemeyi, ardından erken uyarı ağını ülke geneline yaymayı hedefliyor. Araştırmacılar bu kapsamda düşük maliyetli deprem gözlem cihazları da geliştiriyor.

Projenin Endonezya ayağını yöneten Andi Eka Sakya, 28 Temmuz'da Japonya'nın Kumamoto bölgesinde meydana gelen deprem sırasında ülkede bulunduğunu anlattı. Erken uyarının ardından televizyonlarda halka güvenlik önlemlerinin gösterildiğini ve panik yaşanmadığını belirten araştırmacı, Endonezya'da da benzer bir sistem kurmak istediklerini söyledi.

Proje yalnızca halka alarm vermekle sınırlı değil. Araştırmacılar, deprem tespit edildiğinde demiryolu seferlerinin ve fabrikalardaki makinelerin otomatik olarak durdurulmasını da hedefliyor. Böylece sarsıntı başlamadan önce alınacak önlemlerle olası hasarın azaltılması amaçlanıyor. Okul hoparlörleriyle radyo ve televizyon yayınlarının uyarı kanalı olarak kullanılması da proje kapsamında araştırılıyor.

Projenin bir başka hedefi de binaların deprem sırasındaki tepkilerine göre acil tahliye yönergeleri hazırlamak. JST, dünyadaki depremlerde can kayıplarının büyük bölümünün yapısal açıdan zayıf evlerin çökmesinden kaynaklandığına dikkat çekiyor.

Bu nedenle araştırmacılar, erken uyarıların yalnızca halka ulaştırılmasını değil, insanların bulundukları yapıların özelliklerine uygun biçimde hareket edebilmesini de sağlamaya çalışıyor.

Geliştirilecek yöntemlerin uygulamalı eğitimlerle halka aktarılması ve sistemin afetlerin etkisini azaltmada ne kadar başarılı olduğunun değerlendirilmesi planlanıyor.

Araştırmacılar, Endonezya'da edinilecek deneyimlerden daha sonra başka gelişmekte olan ülkelerde de yararlanılmasını amaçlıyor.

Independent Türkçe, Guardian, Japonya Bilim ve Teknoloji Ajansı (JST), Japan Times