​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
TT

​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)

Ortadoğu'da Barış ve Güvenliğin Geleceğini Destekleme Konferansı dün sona erdi.
ABD ve Polonya, konferans sonrasında yayınlanan sonuç bildirgesinde, Ortadoğu’da istikrarın sağlanması için böyle bir konferansın gerçekleştirilmesinin gerekliliğine dikkat çekerken, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, İran'ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varılması için işbirliği yapılması çağrısında bulundu ve bu tehditlerin Ortadoğu ile sınırlı kalmayacağını, bilakis Avrupa’ya ve Batı’ya da yöneleceğini söyledi. Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz ise yaptığı konuşmada, İran'ın Suriye'ye müdahalelerinin bölgeyi olumsuz etkilediğini söyledi.
“İran, Hizbullah ve terörizm Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor”
Varşova Konferansı’nın krizlerin üstesinden gelinmesi için gerçekleştirildiğini dile getiren Pompeo, “İran, Hizbullah ve terörizmin yayılması Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor. Ortadoğu'daki barış çalışmalarına devam edeceğiz. Daha fazla yaptırım ve daha fazla baskı istiyoruz. Böylece İran'daki diktatörlerin devamlılığının önüne geçebiliriz” açıklamasında bulundu. Ayrıca bölgedeki İran saldırganlığının gerçek bir tehlike olduğuna dikkat çeken Pompeo, “Konferansta İran’ı savunan hiçbir ülke yok. İran’ın bölgeyi istikrarsızlaştıran rolü konusunda hepimiz hemfikiriz” dedi. Pompeo, İran rolüne atıfta bulunmadan bölgedeki sorunlardan bahsetmenin zor olduğuna dikkat çekerek, İran’ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varmak için işbirliğine ihtiyaç duyulduğunu ve Washington’un İran'a daha fazla yaptırım uygulama konusunda haklı olduğunu söyledi.
Öte yandan Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, Ortadoğu'daki sorunların karmaşık olduğuna ve Avrupa Birliği’nin (AB) tek başına bunların üstesinden gelmek için yeterli güce sahip olmadığına dikkat çekerek, “İran'ın olumsuz bir etkisi var. Tartışmalarımızda bunu göz ardı etmedik” dedi.
Konferansa yaklaşık 60 ülke katıldı, fakat katılımın Avrupa ayağı düşüktü. ABD yetkilileri, İran'ın eylemlerini tehdit olarak gören Arap devletleri ve İsrail gibi farklı tarafların bölgede bulunmasının önemini vurguladılar.
Pence’den Avrupa ülkelerine suçlama
Konferansın oturum aralarında açıklamalarda bulunan ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, İran dosyasıyla ilgili olarak Amerikan ve Avrupa tarafları arasındaki farklara ışık tuttu. ABD yetkilisi, Avrupalıları, ‘İran rejimine yönelik yaptırımları, mali işlemler için bir mekanizma kurarak atlatmaya çalışmakla’ suçladı. Bu davranışların hoş olmadığına dikkat çeken Pence, bu davranışların taraflar arasındaki ilişkilerde birtakım sonuçları olabileceğini söyledi.
ABD Başkan Yardımcısı Pence, konuşmasının devamında, Trump'ın iki yıl önce başkanlık koltuğuna oturmasında sonra ilk dış ziyaretini Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiğine ve Arap-İslam-Amerikan Zirvesi’ne katıldığına atıfta bulunarak, barışın sağlanması için konferansa katılan bütün ülkeler ile çalışmaya hazır olduklarını belirtti.
Katılımcıların bölge için daha iyi bir gelecek inşa edilmesi hakkında konuştuğunu kaydeden Pence, “Şu anda toplantılar yapılıyor. Çünkü radikal İslami terörizm gibi ortak bir sorunla karşı karşıyayız. Terörizm yalnızca Amerika'ya değil bölgedeki tüm ülkelere yönelik bir tehdit oluşturuyor. Başkan Trump yönetimi, bu radikal tehdide karşı koyma konusunda adımlar attı ve DEAŞ örgütü ile kendini gösteren bu tehdidin ortadan kaldırılması hususunda esas katkılarda bulundu. ABD, kendi vatandaşlarının güvenliğini önceliyor. Fakat Amerika’nın öncelenmesi, yalnız Amerika demek değildir. Washington, aşırılıkçılığa karşı uluslararası bir koalisyon oluşturmak için çalışıyor.”
Başbakan Netanyahu'nun geçen yılın sonunda Umman'ı ziyareti ve Papa Franciscus'un bu yıl BAE'ye yaptığı ziyaret gibi bölgedeki ‘değişim rüzgarlarına’ değinen Pence, “Bu tarihi konferans yeni bir dönemin başladığının kanıtıdır” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“DEAŞ hilafeti kısa bir süre sonra sona erecek ve Trump’ın açıklamasına göre yakın zamanda bölgedeki ABD birlikleri geri çekilecek. Bu, taktiklerdeki bir değişikliktir, görevde değil. Toprakları DEAŞ’ın elinden geri almamız yeterli değil. Ortaklarımızla çalışmaya hazırız. DEAŞ katıntıları her nerede olursa olsun takip edeceğiz.”
ABD'nin Suriye'deki yeni bir kimyasal saldırıya yanıt verme konusundaki kararlılığını dile getiren Pence, ülkesinin İngiltere ve Fransa ile birlikte, Devlet Başkanı Beşşar Esed rejiminin gerçekleştirdiği kimyasal bir saldırıya yanıt verdiğini hatırlatarak, rejim tarafından gerçekleştirilecek benzer bir saldırıya aynı şekilde yanıt vermeye hazır olduklarını söyledi.
“Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor”
Sonra, İran rejiminin bölgenin geleceği ve Ortadoğu’daki barış ve istikrar için en büyük tehdit olduğunu dile getirerek İran hakkında konuşmaya başlayan Pence, “Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor, Suriye ve Yemen'e müdahale ediyor, Hizbullah'ı destekliyor ve Amerikalı rehineleri elinde tutuyor” dedi. İran’ı Ortadoğu’daki etkisini genişletmek için Irak ve Suriye’de birer koridor açmakla itham eden Pence, savaşçıları ile Esed rejiminin düşmesini engellemeye çalıştığını ve Lübnan Hizbullahı’na roketler gönderdiğini söyledi.
Pence, 1979 yılında Şah’ın devrilmesinin ardından geçen 40 yıl boyunca başarısızlık ve terörün İran’da hüküm sürdüğünü dile getirerek, yapılan nükleer anlaşmanın İran’ı caydırmadığını, bilakis bölgedeki müdahalelerini daha da arttırdığını söyledi. Başkan Trump’ın nükleer anlaşmadan çekildiğini, İran rejimine yaptırımlar uyguladığını ve İran'ın eylemlerine itiraz eden diğer ülkelerin de bu yaptırımları desteklediğini dile getiren Pence, “Maalesef, en yakın Avrupalı arkadaşlarımızdan bazıları bu yaptırımları ihlal etti ve onları atlatmaya çalıştı. Fransa, İngiltere ve Almanya kurdukları finansal işlemler mekanizması ile bu yaptırımların üstesinden gelmeye çalıştılar. Bu hamle, ABD ile Avrupa’nın aralarının açılmasına sebep olacaktır” dedi.
“Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi”
İran'ın teknik olarak uygulayıp uygulamamasının değil, nükleer anlaşmanın kendisinin bir sorun olduğunu dile getiren Pence, “Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi. Artık anlaşmadan çekilmeliler. Bu fırsatı görmezden gelemeyiz” dedi.
Ortadoğu’daki barış süreci hakkında konuşan Pence, “Başkan Trump, üç İbrahimî din olan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam'ın tabilerinin barış içinde birlikte yaşamalarını istiyor” ifadesini kullandı.
Öte yandan Varşova Konferansı’na katılan Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçisi Prens Halid bin Selman, önceki gün Twitter hesabı üzerinden yapmış olduğu paylaşımlarda, “Molla rejimi 40 yıl önce iktidarı ele geçirdi. İran halkının yaşam standartları bu süre içerisinde ciddi bir düşüne tanık oldu. Bu rejim, bölgedeki terörizm, radikalizm, mezhepçilik ve istikrarsızlığı desteklemek için halkının parasını israf etmeye devam ediyor. Dost İran halkı, bölgede bölücülük ve terör fitnelerini yaymak için servetini ve parasını israf etmek yerine halkına özen gösteren bir yönetimi hak ediyor. İran rejimi halen Arapları dize getirmeye çalışmak gibi asla gerçekleşmeyecek bir yanılsama içinde. Ayrımcı söylemleri kendisini açığa çıkarıyor, Bu rejimin boş hayalleri 40 yıl sonra artık kimseyi kandıramıyor” açıklamasında bulundu.
İran rejiminin yayılımcı hayallerine hâlâ bağlı olduğuna dikkat çeken Prens Halid bin Selman, “İran rejiminin lideri, devrimlerinin 40’ıncı yıl dönümü konuşmasında Basra Körfezi'ndeki Arap topraklarının kendi topraklarının bir parçası olduğunu iddia ederek, bu bölgeyi güney İran olarak adlandırdı. Böylece yayılımcı niyetlerini ortaya koydu” ifadelerini kulandı.
Konferansın açılışı
Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, sabah saatlerinde kullandığı şu ifadeler ile konferansın açılışını yaptı;

“Bölgedeki barış ve güvenlik sorununa yeni bir ivme kazandırmanın zamanı geldi. Mülteci krizleri, ekonomik krizler ve bazı durumlarda devlet kurulması gibi krizlerin bölgede olumsuz etkiler oldu. Ortadoğu’nun istikrarını güvence altına almak, devam eden krizlere son vermek, kültürlerarası birliği teşvik etmek ve kapsayıcı toplumlar inşa etmek gibi durumlar, büyük zorluklar ile karşı karşıya. Uluslararası toplumun istikrarı ve sürdürülebilir barışı korumak için bu çabaları aktif olarak desteklemesi önemlidir.”
Czaputowicz açılış konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ortadoğu'daki çatışmaların birçok kaynağı var. Bunlardan bazıları, bazı liderlerin her ne pahasına olursa olsun gücü ellerinde tutmak istemesi, dini köktencilik ve hoşgörüsüzlüktür. Ayrıca güç dengesizlikleri, coğrafi ayrılıklar veya dış kuvvetlerin müdahalesi de çatışmaya sebep olan unsurlar arasında yer alabilir. ABD ve AB’nin İran’ın bölgede oynayacağı rol konusunda paylaştıkları bir inançları var. Ancak İran'ın nükleer programının olası sonuçları ve bu ülkenin bölgede oynadığı istikrarsızlaştırıcı rolü konusunda endişeliyiz. İran'ın tahammül edilemez davranışlarını şiddetle kınıyoruz. Aramızda araçlar bakımından farklılıklar olabilir. AB, İran'ın nükleer programının barışçıl doğasını korumanın, bir ortak eylem planını gerektirdiğine inanıyor. ABD bu anlaşmadan çekildi ve İran’a yaptırımlar uyguladı. Bugün Ortadoğu’nun karşılaştığı zorlukları hatırlatan bölge temsilcilerini dinleme fırsatına sahibiz.”
Konferans dahilinde gerçekleştirilecek görüşmelerde herhangi bir ülkenin veya konunun görüşmelerin seyrine hakim olmayacağını dile getiren ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ise şunları söyledi:
“Konferans, Yemen Dışişleri Bakanı Halid el-Yemani’nin başkanlığını yapacağı Yemen hakkında bir tartışma ile başlayacak. Daha sonra Suriye'deki idarenin sonraki adımlarını ve değişmeyen stratejik hedeflerimize ulaşmak için çabalarımızı sürdürme taahhüdümü gözden geçireceğiz. Sonrasında Başkanı Trump'ın danışmanı Jared Kushner, ABD yönetiminin İsrail ile Filistinliler arasında kapsamlı ve sürdürülebilir bir barışı sağlama çabalarını tartışacak. Tüm bu konular hakkında soru sorma ve yorum yapma fırsatı da olacak. Sonrasında ise ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Polonya Başbakanı ve 7 Dışişleri Bakanı ilgili konular hakkındaki değerlendirmelerini bizimle paylaşacak. Daha sonra bir grup devletle, mültecilerin ve insani zorlukların ele alındığı bir öğle yemeği tertip edilecek. Bunun ardından füze geliştirme ve bunları yayma, siber tehditlerle mücadele, terörizm ve yasadışı fon sağlamak ile mücadele konulu bir dizi çalışma oturumu düzenlenecek.”
Pompeo sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bugün çok önemli görüşmelerde bulunacağız, ancak konferans sona ermeyecek. Çalışmamız gerekiyor. Suriye ve Yemen, silahların yayılması, barış süreci, terörizm, İran, siber güvenlik ve insani krizler gibi meseleler tek başına üstesinden gelinecek sorunlar değil. Güvenliği sağlamak için birlikte çalışmalıyız. Hiçbir ülke bunun dışında kalamaz. ABD, Ortadoğu’daki güvenlik sorunlarına yönelik çabalara liderlik etmeye devam edecek. Bölge için iyi bir güç olmaya devam edeceğiz. Bugün gerçekleştirilen konferans bunun kanıtıdır.”
Pompeo, sabah saatlerinde, konferansı ‘istisnai’ olarak nitelendiren Netanyahu ile ortak bir basın toplantısı düzenledi.
İsrail Başbakanı Netanyahu konferans ile ilgili "tarihsel bir dönüm noktası" değerlendirmesinde bulunduktan sonra şunları söyledi:
“Burada 60 ülkeden dışişleri bakanı ve hükümet temsilcisi, İsrail başbakanı ve önde gelen Arap ülkelerinin dışişleri bakanları karşılıklı oturup bugüne kadar görülmemiş bir güç ve açıklıkla İran rejiminin yarattığı ortak tehditle nasıl baş edilmesi gerektiğini konuştu. İlk kez birlikte geleceğimizi tehdit eden şeyin ne olduğunu ve onu güvence altına almak için neler yapmamız gerektiğini tartışma fırsatı bulduk. Bu diyaloğu gelecekte yalnızca güvenlik konusunda değil, Ortadoğu halklarının yaşamını etkileyecek her alanda sürdürmeliyiz”
“İran’la yüzleşmeden Ortadoğu’da barış ve istikrar sağlayamayız” diyen Pompeo ise İran’ın eylemleri de dahil olmak üzere istikrarsızlaştırıcı eylemleri ele almaya yönelik ortak çabalara duyulan ihtiyaçtan söz ederek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Basitçe ifade etmek gerekirse, İran ile yüzleşmeden bunları gerçekleştirmek söz konusu olamaz. Lübnan’da Yemen’de Suriye’de Irak’ta yıkıcı etkilerde bulunuyorlar. Buralarda Hamas, Hizbullah ve Husiler gibi gerçek tehditler var. İran’a karşı harekete geçmeden Ortadoğu’da barış sağlayamayız.”



 Musk, Ukrayna’nın kullandığı Starlink’in bir sürümünü yavaşlatma talimatı verdi

Elon Musk (Reuters)
Elon Musk (Reuters)
TT

 Musk, Ukrayna’nın kullandığı Starlink’in bir sürümünü yavaşlatma talimatı verdi

Elon Musk (Reuters)
Elon Musk (Reuters)

Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin dün Amerikalı yetkililere ve bilgili kaynaklara dayandırdığı haberine göre Elon Musk, geçen hafta Ukrayna’nın bel bağladığı "Starlink" uydu internet hizmetinin askeri sürümünün yavaşlatılması talimatını verdi.

Musk, SpaceX firması veya Beyaz Saray, Reuters haber ajansının konuya ilişkin yorum taleplerine henüz yanıt vermedi. Reuters da haberi henüz bağımsız olarak doğrulayamadığını bildirdi.

Starlink hizmetine getirilen kısıtlamaların, Ukrayna’nın Rusya saldırılarına karşı düzenlediği taarruzları ve insansız hava araçlarıyla (İHA) yürüttüğü hava savunma görevlerini sekteye uğrattığı belirtildi.

Şarku’l Avsat’ın WSJ’den aktardığına göre, yavaşlatma konusunun kamuoyuna yansımasından kısa bir süre sonra Musk ve ABD Başkanı Donald Trump geçen hafta Trump’ın seçim kampanyası yürüttüğü sırada yaptıkları telefon görüşmesinde Starlink kararını ele aldı. Gazete ayrıca, ikilinin kısıtlama kararı alınmadan önce de konuyu görüştüklerini belirtti.

Trump, şubat ayında İran'a karşı başlayan savaşın ardından keskin bir artış gösteren akaryakıt fiyatları üzerindeki baskıyı hafifletmek amacıyla Rus motorinine yönelik yaptırımları kaldırmasının ardından Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’ye cephe aldı. Trump, Kiev yönetiminden Rus rafinerilerine yönelik saldırıları durdurmasını istemiş ve Ukraynalılara Zelenskiy’yi görevden almaları yönünde çağrıda bulunmuştu.

Cuma günü açıklama yapan Trump; kendisinin ya da Musk’ın, Ukrayna’nın Rusya’ya karşı yürüttüğü askeri operasyonları etkileyecek şekilde Starlink erişimini kaybetmesinden sorumlu olduğuna inanmadığını söyledi.

Musk ise daha önce yaptığı bir açıklamada, Starlink’in "Starshield" olarak bilinen askeri sürümünün kullanımına ilişkin nihai kararın, ABD Başkanı sıfatıyla Trump’a ait olduğunu ifade etmişti.


Boeing 737 MAX 10 geri dönüyor... En büyük model, kaza ve gecikme kabusuna son verebilecek mi?

Boeing 737 Max 10 uçağı (Associated Press)
Boeing 737 Max 10 uçağı (Associated Press)
TT

Boeing 737 MAX 10 geri dönüyor... En büyük model, kaza ve gecikme kabusuna son verebilecek mi?

Boeing 737 Max 10 uçağı (Associated Press)
Boeing 737 Max 10 uçağı (Associated Press)

Boeing 737 MAX 10’un gökyüzüne uzanan yolculuğu, yeni bir uçak modelinin geliştirilmesinden çok daha fazlasına dönüştü. Süreç, modern sivil havacılık tarihinin en karmaşık düzenleyici ve endüstriyel mücadelelerinden biri haline geldi.

1916’da kurulan ve ABD ekonomisinin temel taşlarından, küresel havacılık ve savunma sanayisinin simge şirketlerinden biri olan Boeing, sektördeki hâkimiyetini pekiştirmeye çalışırken itibarını sarsan, varoluşsal bir krizle karşı karşıya kaldı. Şirketin en çok satan dar gövdeli uçak ailesinin geleceği dahi tehlikeye girdi.

Yıllar süren duraklama ve ertelemelerin ardından nihai onay sürecine ilişkin gelişmeler, rekabetin sert koşullarında doğan ancak güvenlik ve sıkı denetim süreçlerinde ciddi engellerle karşılaşan uçak için yeni bir dönemin kapısını aralıyor.

Rekabetin gölgesinde doğan bir uçak

Boeing 737 MAX ailesinin hikâyesi, Avrupalı rakibi Airbus’ın yakıt tasarrufu sağlayan A320neo modeliyle elde ettiği büyük başarıya Boeing’in hızlı bir yanıt verme arayışıyla başladı.

ABD’li şirket, sıfırdan yeni bir uçak tasarlamanın yaklaşık on yıl sürebilecek maliyetli sürecinden kaçınmak amacıyla, köklü 737 modelinde kapsamlı değişiklikler yapmayı tercih etti.

Yeni uçak, daha büyük ve verimli LEAP-1B motorlarıyla donatıldı. Eski tasarımın kısa iniş takımlarına uyum sağlamak için motorlar daha öne ve bir miktar daha yukarıya yerleştirildi.

Ailenin en büyük üyesi olan MAX 10, 737 serisinin en uzun modeli olarak tasarlandı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre yaklaşık 230 yolcu taşıması hedeflenen uçak, orta menzilli uçuş pazarında büyük pay sahibi olan Airbus A321neo ile rekabet etmek üzere geliştirildi.

Büyük kriz ve MCAS sisteminin rolü

Ancak mühendislik değişiklikleri, uçağın aerodinamik özelliklerini de değiştirdi. Boeing, bunun üzerine uçağın uçuş karakteristiklerini desteklemek amacıyla Manevra Karakteristiklerini Geliştirme Sistemi (MCAS) olarak bilinen bir yazılım geliştirdi.

Sistemin amacı, uçağın stall olarak bilinen aerodinamik tutunma kaybına girmesini önlemek için burun kısmını otomatik olarak aşağı yönlendirmekti.

737 MAX ailesi hizmete girdikten kısa süre sonra ciddi kazalar yaşandı. Ekim 2018’de Endonezyalı Lion Air’e ait bir uçağın düşmesinde, tek bir sensörden gelen hatalı verilerin MCAS sistemini devreye sokması etkili oldu. Mart 2019’da ise Ethiopian Airlines’a ait bir uçak benzer bir kazaya karıştı.

İki kazada toplam 346 kişi hayatını kaybetti. Havacılık sektörü eşi görülmemiş bir krizle karşı karşıya kalırken, kazalar tasarım hataları ve düzenleyici denetim süreçlerine ilişkin ciddi sorunları gündeme taşıdı. Boeing milyarlarca dolarlık maliyetlerle karşılaştı.

Uçuş yasağı ve yıllarca süren denetimler

İkinci kazanın ardından dünya genelindeki havacılık otoriteleri, Boeing 737 MAX uçaklarının uçuşlarını durdurma kararı aldı. Daha küçük MAX modellerinin hizmet dışı kalması yaklaşık 20 ay sürdü.

Daha büyük model olan MAX 10 ise daha ağır bir süreçle karşılaştı. Uçağın sertifikasyon takvimi, Boeing ile ABD Federal Havacılık İdaresi (FAA) arasındaki güven ilişkisinin ciddi biçimde zedelendiği döneme denk geldi.

Kongre ve kamuoyu baskısı altında düzenleyici kurumlar, denetim görevlerinin Boeing mühendislerine devredildiği eski uygulamalara daha mesafeli yaklaşmaya başladı. MAX 10, yazılımın kapsamlı biçimde yeniden incelenmesi, pilot uyarı sistemlerinin değiştirilmesi ve motorlarda buz oluşumunu önlemeye yönelik sistemdeki karmaşık mühendislik sorunlarının çözülmesi dâhil olmak üzere ayrıntılı denetimlerden geçirildi.

Bu süreç, ilk olarak 2020’de hizmete girmesi planlanan uçağın ticari uçuşlara başlamasının yıllarca ertelenmesine yol açtı.

Gökyüzüne dönüş ve güveni yeniden kazanma sınavı

FAA’nın nihai sertifikasyon onayının alınmasıyla birlikte MAX 10’un ticari havacılığa geçişinde yeni bir aşamaya ulaşması bekleniyor. Ticari teslimatların 2027’de başlaması öngörülüyor.

Bu onay, yalnızca uçağın uçuş yapabilmesine ilişkin teknik bir izin anlamına gelmiyor. Aynı zamanda Boeing’in onlarca yıl boyunca öne çıkardığı kalite ve güvenlik standartlarına yeniden bağlı olduğunu küresel pazarlara kanıtlama çabasının önemli bir parçasını oluşturuyor.

United Airlines, Delta Air Lines ve Ryanair gibi büyük havayolu şirketlerinin siparişleriyle birlikte MAX 10, Boeing’in ticari açıdan da önem taşıyan projelerinden biri olmayı sürdürüyor. Metinde bin 500’ü aşkın kesin siparişten söz ediliyor.

Uçak, yalnızca yolcu taşımak üzere geliştirilen bir model değil; aynı zamanda krizlerle mücadele eden ABD’li sanayi devinin ekonomik beklentilerini ve küresel rekabette yeniden güç kazanma çabasını da temsil ediyor.

Not: Kaynak metindeki nihai FAA onayı ve 2027’de teslimat beklentisi, haberin kendi iddiaları olarak aktarılmıştır. Bu gelişmelerin güncel resmî durumunu ayrıca doğrulamadan kesinleşmiş olgular olarak değerlendirmemek gerekir.


İngiltere, Typhoon savaş uçaklarıyla Suudi Arabistan’a savunma desteğini artırıyor

Berlin’deki Uluslararası Havacılık ve Uzay Fuarı’nda sergilenen Avrupa yapımı Typhoon savaş uçağı (Arşiv – DPA)
Berlin’deki Uluslararası Havacılık ve Uzay Fuarı’nda sergilenen Avrupa yapımı Typhoon savaş uçağı (Arşiv – DPA)
TT

İngiltere, Typhoon savaş uçaklarıyla Suudi Arabistan’a savunma desteğini artırıyor

Berlin’deki Uluslararası Havacılık ve Uzay Fuarı’nda sergilenen Avrupa yapımı Typhoon savaş uçağı (Arşiv – DPA)
Berlin’deki Uluslararası Havacılık ve Uzay Fuarı’nda sergilenen Avrupa yapımı Typhoon savaş uçağı (Arşiv – DPA)

İngiltere, bölgede Husilerin saldırılarının tırmanması üzerine Suudi Arabistan’a ek savunma amaçlı askerî destek sağlayacağını açıkladı. Destek kapsamında İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetlerine ait Typhoon savaş uçakları, Suudi kentlerini ve kritik altyapıyı füze ve insansız hava aracı saldırılarına karşı korumaya yardımcı olmak üzere savunma görevleri gerçekleştirecek. Uçaklar, Husilere yönelik saldırı amaçlı operasyonlar düzenlemeyecek.

İngiltere Savunma Bakanı Wes Streeting, yaptığı açıklamada, “Husilerin müttefikimiz Suudi Arabistan’a yönelik devam eden saldırıları son derece iğrenç” dedi. Streeting, Riyad’daki havalimanının hedef alınmasının Husilerin bölgedeki gerilimi tırmandırmakta ne kadar ileri gittiğini gösterdiğini belirtti.

Bakan, “Bu nedenle bugün İngiltere’nin ilave askerî destek sağlamasını onayladım. Kraliyet Hava Kuvvetlerinin Typhoon uçakları, Suudi hava sahasını insansız hava araçları ve füzelere karşı korumaya yardımcı olmak için savunma amaçlı hava görevleri gerçekleştirecek” ifadelerini kullandı.

Streeting, bu desteğin Suudi Arabistan’da hâlihazırda bulunan İngiliz askerî personelini ve hava saldırılarına karşı savunmada kullanılan teçhizatı tamamlayacağını kaydetti.

Yeni destek paketi, Suudi Arabistan içinde savunma teçhizatının taşınmasına yardımcı olmak üzere bir A400M askerî nakliye uçağının gönderilmesini ve Suudi subaylara destek vermek amacıyla İngiliz askerî danışmanların görevlendirilmesini de kapsıyor.

Savunma kapasitesinin güçlendirilmesi

Yeni destek, İngiltere’nin Suudi Arabistan’a yönelik mevcut savunma amaçlı askerî katkısının devamı niteliğini taşıyor. Bu katkı, füze ve insansız hava aracı saldırılarına karşı kullanılmak üzere hava savunma sistemlerinin sağlanmasını ve Suudi Arabistan’ın savunma amaçlı hava operasyonlarını desteklemek için havada yakıt ikmal kapasitesinin genişletilmesini içeriyor.

İngiltere’nin desteği, Suudi Arabistan ve Yemen’deki sivilleri tehdit ettiği belirtilen Husilerin Yemen’deki askerî kapasitesini zayıflatmayı amaçlayan operasyonlara yönelik havada yakıt ikmalini de kapsıyor.

İngiliz hükümeti, Husilerin bölgenin istikrarını bozma ve Orta Doğu’nun güvenliğini zayıflatma girişimlerinin kabul edilemez olduğunu belirtti. Hükümet, bu tutumun Yemen’deki insani krizi daha da ağırlaştırdığı ve İngiltere’nin ekonomik ve güvenlik çıkarlarını tehdit ettiği uyarısında bulundu.

Açıklamada, Körfez bölgesinde şiddetin tırmanmasının İngiltere üzerinde de ciddi sonuçlar doğurabileceği vurgulandı. Bu sonuçlar arasında yaşam maliyetinin yükselmesi, enerji tedarikinde aksaklıklar ve İngiliz şirketlerinin maliyetlerinin artması yer alıyor. Hükümet ayrıca çatışmaların Yemen’deki siviller üzerinde yol açtığı yıkıma dikkat çekti.

Londra, aralarında Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nın da bulunduğu sivil hedeflere yönelik Husi saldırılarını kesin bir dille kınadı. İngiliz hükümeti, Suudi Arabistan ile Yemen Cumhuriyeti’nin kendilerini savunma hakkına sahip olduğunu vurguladı.