​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
TT

​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)

Ortadoğu'da Barış ve Güvenliğin Geleceğini Destekleme Konferansı dün sona erdi.
ABD ve Polonya, konferans sonrasında yayınlanan sonuç bildirgesinde, Ortadoğu’da istikrarın sağlanması için böyle bir konferansın gerçekleştirilmesinin gerekliliğine dikkat çekerken, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, İran'ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varılması için işbirliği yapılması çağrısında bulundu ve bu tehditlerin Ortadoğu ile sınırlı kalmayacağını, bilakis Avrupa’ya ve Batı’ya da yöneleceğini söyledi. Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz ise yaptığı konuşmada, İran'ın Suriye'ye müdahalelerinin bölgeyi olumsuz etkilediğini söyledi.
“İran, Hizbullah ve terörizm Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor”
Varşova Konferansı’nın krizlerin üstesinden gelinmesi için gerçekleştirildiğini dile getiren Pompeo, “İran, Hizbullah ve terörizmin yayılması Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor. Ortadoğu'daki barış çalışmalarına devam edeceğiz. Daha fazla yaptırım ve daha fazla baskı istiyoruz. Böylece İran'daki diktatörlerin devamlılığının önüne geçebiliriz” açıklamasında bulundu. Ayrıca bölgedeki İran saldırganlığının gerçek bir tehlike olduğuna dikkat çeken Pompeo, “Konferansta İran’ı savunan hiçbir ülke yok. İran’ın bölgeyi istikrarsızlaştıran rolü konusunda hepimiz hemfikiriz” dedi. Pompeo, İran rolüne atıfta bulunmadan bölgedeki sorunlardan bahsetmenin zor olduğuna dikkat çekerek, İran’ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varmak için işbirliğine ihtiyaç duyulduğunu ve Washington’un İran'a daha fazla yaptırım uygulama konusunda haklı olduğunu söyledi.
Öte yandan Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, Ortadoğu'daki sorunların karmaşık olduğuna ve Avrupa Birliği’nin (AB) tek başına bunların üstesinden gelmek için yeterli güce sahip olmadığına dikkat çekerek, “İran'ın olumsuz bir etkisi var. Tartışmalarımızda bunu göz ardı etmedik” dedi.
Konferansa yaklaşık 60 ülke katıldı, fakat katılımın Avrupa ayağı düşüktü. ABD yetkilileri, İran'ın eylemlerini tehdit olarak gören Arap devletleri ve İsrail gibi farklı tarafların bölgede bulunmasının önemini vurguladılar.
Pence’den Avrupa ülkelerine suçlama
Konferansın oturum aralarında açıklamalarda bulunan ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, İran dosyasıyla ilgili olarak Amerikan ve Avrupa tarafları arasındaki farklara ışık tuttu. ABD yetkilisi, Avrupalıları, ‘İran rejimine yönelik yaptırımları, mali işlemler için bir mekanizma kurarak atlatmaya çalışmakla’ suçladı. Bu davranışların hoş olmadığına dikkat çeken Pence, bu davranışların taraflar arasındaki ilişkilerde birtakım sonuçları olabileceğini söyledi.
ABD Başkan Yardımcısı Pence, konuşmasının devamında, Trump'ın iki yıl önce başkanlık koltuğuna oturmasında sonra ilk dış ziyaretini Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiğine ve Arap-İslam-Amerikan Zirvesi’ne katıldığına atıfta bulunarak, barışın sağlanması için konferansa katılan bütün ülkeler ile çalışmaya hazır olduklarını belirtti.
Katılımcıların bölge için daha iyi bir gelecek inşa edilmesi hakkında konuştuğunu kaydeden Pence, “Şu anda toplantılar yapılıyor. Çünkü radikal İslami terörizm gibi ortak bir sorunla karşı karşıyayız. Terörizm yalnızca Amerika'ya değil bölgedeki tüm ülkelere yönelik bir tehdit oluşturuyor. Başkan Trump yönetimi, bu radikal tehdide karşı koyma konusunda adımlar attı ve DEAŞ örgütü ile kendini gösteren bu tehdidin ortadan kaldırılması hususunda esas katkılarda bulundu. ABD, kendi vatandaşlarının güvenliğini önceliyor. Fakat Amerika’nın öncelenmesi, yalnız Amerika demek değildir. Washington, aşırılıkçılığa karşı uluslararası bir koalisyon oluşturmak için çalışıyor.”
Başbakan Netanyahu'nun geçen yılın sonunda Umman'ı ziyareti ve Papa Franciscus'un bu yıl BAE'ye yaptığı ziyaret gibi bölgedeki ‘değişim rüzgarlarına’ değinen Pence, “Bu tarihi konferans yeni bir dönemin başladığının kanıtıdır” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“DEAŞ hilafeti kısa bir süre sonra sona erecek ve Trump’ın açıklamasına göre yakın zamanda bölgedeki ABD birlikleri geri çekilecek. Bu, taktiklerdeki bir değişikliktir, görevde değil. Toprakları DEAŞ’ın elinden geri almamız yeterli değil. Ortaklarımızla çalışmaya hazırız. DEAŞ katıntıları her nerede olursa olsun takip edeceğiz.”
ABD'nin Suriye'deki yeni bir kimyasal saldırıya yanıt verme konusundaki kararlılığını dile getiren Pence, ülkesinin İngiltere ve Fransa ile birlikte, Devlet Başkanı Beşşar Esed rejiminin gerçekleştirdiği kimyasal bir saldırıya yanıt verdiğini hatırlatarak, rejim tarafından gerçekleştirilecek benzer bir saldırıya aynı şekilde yanıt vermeye hazır olduklarını söyledi.
“Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor”
Sonra, İran rejiminin bölgenin geleceği ve Ortadoğu’daki barış ve istikrar için en büyük tehdit olduğunu dile getirerek İran hakkında konuşmaya başlayan Pence, “Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor, Suriye ve Yemen'e müdahale ediyor, Hizbullah'ı destekliyor ve Amerikalı rehineleri elinde tutuyor” dedi. İran’ı Ortadoğu’daki etkisini genişletmek için Irak ve Suriye’de birer koridor açmakla itham eden Pence, savaşçıları ile Esed rejiminin düşmesini engellemeye çalıştığını ve Lübnan Hizbullahı’na roketler gönderdiğini söyledi.
Pence, 1979 yılında Şah’ın devrilmesinin ardından geçen 40 yıl boyunca başarısızlık ve terörün İran’da hüküm sürdüğünü dile getirerek, yapılan nükleer anlaşmanın İran’ı caydırmadığını, bilakis bölgedeki müdahalelerini daha da arttırdığını söyledi. Başkan Trump’ın nükleer anlaşmadan çekildiğini, İran rejimine yaptırımlar uyguladığını ve İran'ın eylemlerine itiraz eden diğer ülkelerin de bu yaptırımları desteklediğini dile getiren Pence, “Maalesef, en yakın Avrupalı arkadaşlarımızdan bazıları bu yaptırımları ihlal etti ve onları atlatmaya çalıştı. Fransa, İngiltere ve Almanya kurdukları finansal işlemler mekanizması ile bu yaptırımların üstesinden gelmeye çalıştılar. Bu hamle, ABD ile Avrupa’nın aralarının açılmasına sebep olacaktır” dedi.
“Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi”
İran'ın teknik olarak uygulayıp uygulamamasının değil, nükleer anlaşmanın kendisinin bir sorun olduğunu dile getiren Pence, “Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi. Artık anlaşmadan çekilmeliler. Bu fırsatı görmezden gelemeyiz” dedi.
Ortadoğu’daki barış süreci hakkında konuşan Pence, “Başkan Trump, üç İbrahimî din olan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam'ın tabilerinin barış içinde birlikte yaşamalarını istiyor” ifadesini kullandı.
Öte yandan Varşova Konferansı’na katılan Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçisi Prens Halid bin Selman, önceki gün Twitter hesabı üzerinden yapmış olduğu paylaşımlarda, “Molla rejimi 40 yıl önce iktidarı ele geçirdi. İran halkının yaşam standartları bu süre içerisinde ciddi bir düşüne tanık oldu. Bu rejim, bölgedeki terörizm, radikalizm, mezhepçilik ve istikrarsızlığı desteklemek için halkının parasını israf etmeye devam ediyor. Dost İran halkı, bölgede bölücülük ve terör fitnelerini yaymak için servetini ve parasını israf etmek yerine halkına özen gösteren bir yönetimi hak ediyor. İran rejimi halen Arapları dize getirmeye çalışmak gibi asla gerçekleşmeyecek bir yanılsama içinde. Ayrımcı söylemleri kendisini açığa çıkarıyor, Bu rejimin boş hayalleri 40 yıl sonra artık kimseyi kandıramıyor” açıklamasında bulundu.
İran rejiminin yayılımcı hayallerine hâlâ bağlı olduğuna dikkat çeken Prens Halid bin Selman, “İran rejiminin lideri, devrimlerinin 40’ıncı yıl dönümü konuşmasında Basra Körfezi'ndeki Arap topraklarının kendi topraklarının bir parçası olduğunu iddia ederek, bu bölgeyi güney İran olarak adlandırdı. Böylece yayılımcı niyetlerini ortaya koydu” ifadelerini kulandı.
Konferansın açılışı
Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, sabah saatlerinde kullandığı şu ifadeler ile konferansın açılışını yaptı;

“Bölgedeki barış ve güvenlik sorununa yeni bir ivme kazandırmanın zamanı geldi. Mülteci krizleri, ekonomik krizler ve bazı durumlarda devlet kurulması gibi krizlerin bölgede olumsuz etkiler oldu. Ortadoğu’nun istikrarını güvence altına almak, devam eden krizlere son vermek, kültürlerarası birliği teşvik etmek ve kapsayıcı toplumlar inşa etmek gibi durumlar, büyük zorluklar ile karşı karşıya. Uluslararası toplumun istikrarı ve sürdürülebilir barışı korumak için bu çabaları aktif olarak desteklemesi önemlidir.”
Czaputowicz açılış konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ortadoğu'daki çatışmaların birçok kaynağı var. Bunlardan bazıları, bazı liderlerin her ne pahasına olursa olsun gücü ellerinde tutmak istemesi, dini köktencilik ve hoşgörüsüzlüktür. Ayrıca güç dengesizlikleri, coğrafi ayrılıklar veya dış kuvvetlerin müdahalesi de çatışmaya sebep olan unsurlar arasında yer alabilir. ABD ve AB’nin İran’ın bölgede oynayacağı rol konusunda paylaştıkları bir inançları var. Ancak İran'ın nükleer programının olası sonuçları ve bu ülkenin bölgede oynadığı istikrarsızlaştırıcı rolü konusunda endişeliyiz. İran'ın tahammül edilemez davranışlarını şiddetle kınıyoruz. Aramızda araçlar bakımından farklılıklar olabilir. AB, İran'ın nükleer programının barışçıl doğasını korumanın, bir ortak eylem planını gerektirdiğine inanıyor. ABD bu anlaşmadan çekildi ve İran’a yaptırımlar uyguladı. Bugün Ortadoğu’nun karşılaştığı zorlukları hatırlatan bölge temsilcilerini dinleme fırsatına sahibiz.”
Konferans dahilinde gerçekleştirilecek görüşmelerde herhangi bir ülkenin veya konunun görüşmelerin seyrine hakim olmayacağını dile getiren ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ise şunları söyledi:
“Konferans, Yemen Dışişleri Bakanı Halid el-Yemani’nin başkanlığını yapacağı Yemen hakkında bir tartışma ile başlayacak. Daha sonra Suriye'deki idarenin sonraki adımlarını ve değişmeyen stratejik hedeflerimize ulaşmak için çabalarımızı sürdürme taahhüdümü gözden geçireceğiz. Sonrasında Başkanı Trump'ın danışmanı Jared Kushner, ABD yönetiminin İsrail ile Filistinliler arasında kapsamlı ve sürdürülebilir bir barışı sağlama çabalarını tartışacak. Tüm bu konular hakkında soru sorma ve yorum yapma fırsatı da olacak. Sonrasında ise ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Polonya Başbakanı ve 7 Dışişleri Bakanı ilgili konular hakkındaki değerlendirmelerini bizimle paylaşacak. Daha sonra bir grup devletle, mültecilerin ve insani zorlukların ele alındığı bir öğle yemeği tertip edilecek. Bunun ardından füze geliştirme ve bunları yayma, siber tehditlerle mücadele, terörizm ve yasadışı fon sağlamak ile mücadele konulu bir dizi çalışma oturumu düzenlenecek.”
Pompeo sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bugün çok önemli görüşmelerde bulunacağız, ancak konferans sona ermeyecek. Çalışmamız gerekiyor. Suriye ve Yemen, silahların yayılması, barış süreci, terörizm, İran, siber güvenlik ve insani krizler gibi meseleler tek başına üstesinden gelinecek sorunlar değil. Güvenliği sağlamak için birlikte çalışmalıyız. Hiçbir ülke bunun dışında kalamaz. ABD, Ortadoğu’daki güvenlik sorunlarına yönelik çabalara liderlik etmeye devam edecek. Bölge için iyi bir güç olmaya devam edeceğiz. Bugün gerçekleştirilen konferans bunun kanıtıdır.”
Pompeo, sabah saatlerinde, konferansı ‘istisnai’ olarak nitelendiren Netanyahu ile ortak bir basın toplantısı düzenledi.
İsrail Başbakanı Netanyahu konferans ile ilgili "tarihsel bir dönüm noktası" değerlendirmesinde bulunduktan sonra şunları söyledi:
“Burada 60 ülkeden dışişleri bakanı ve hükümet temsilcisi, İsrail başbakanı ve önde gelen Arap ülkelerinin dışişleri bakanları karşılıklı oturup bugüne kadar görülmemiş bir güç ve açıklıkla İran rejiminin yarattığı ortak tehditle nasıl baş edilmesi gerektiğini konuştu. İlk kez birlikte geleceğimizi tehdit eden şeyin ne olduğunu ve onu güvence altına almak için neler yapmamız gerektiğini tartışma fırsatı bulduk. Bu diyaloğu gelecekte yalnızca güvenlik konusunda değil, Ortadoğu halklarının yaşamını etkileyecek her alanda sürdürmeliyiz”
“İran’la yüzleşmeden Ortadoğu’da barış ve istikrar sağlayamayız” diyen Pompeo ise İran’ın eylemleri de dahil olmak üzere istikrarsızlaştırıcı eylemleri ele almaya yönelik ortak çabalara duyulan ihtiyaçtan söz ederek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Basitçe ifade etmek gerekirse, İran ile yüzleşmeden bunları gerçekleştirmek söz konusu olamaz. Lübnan’da Yemen’de Suriye’de Irak’ta yıkıcı etkilerde bulunuyorlar. Buralarda Hamas, Hizbullah ve Husiler gibi gerçek tehditler var. İran’a karşı harekete geçmeden Ortadoğu’da barış sağlayamayız.”



Donald Trump'la Kim Jong-un yıl bitmeden görüşecek mi?

Donald Trump, görevdeyken bir Kuzey Kore lideriyle yüz yüze görüşen ilk ABD başkanı olmuştu (Reuters)
Donald Trump, görevdeyken bir Kuzey Kore lideriyle yüz yüze görüşen ilk ABD başkanı olmuştu (Reuters)
TT

Donald Trump'la Kim Jong-un yıl bitmeden görüşecek mi?

Donald Trump, görevdeyken bir Kuzey Kore lideriyle yüz yüze görüşen ilk ABD başkanı olmuştu (Reuters)
Donald Trump, görevdeyken bir Kuzey Kore lideriyle yüz yüze görüşen ilk ABD başkanı olmuştu (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Kuzey Kore Devlet Başkanı Kim Jong-un'la görüşmek istediğini söylese bile iki lider arasında toplantı ihtimali giderek azalıyor.

Trump, ağustosta yaptığı açıklamada Kim'le yıl sonuna kadar görüşmeyi planladığını söylemişti. Bunun ardından hem maliyetli olduğu hem de Kuzey Kore'ye "düşmanca" bir mesaj gönderdiği gerekçesiyle Güney Kore'yle ortak askeri tatbikatların azaltılacağını duyurmuştu.

Kuzey Kore liderinin kız kardeşi Kim Yo-jong ise "Tatbikatların süresi ve kapsamı azaltılsa bile bunların kışkırtıcı ve saldırgan niteliği değişmeyecek" diyerek Beyaz Saray'ın görüşme taleplerine karşı mesafeli bir duruş sergilemişti.

Güney Kore istihbaratı geçen ay, iki liderin 18-19 Kasım'da Çin'de düzenlenecek Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) zirvesinde bir araya gelme ihtimalini yüzde 50 olarak değerlendirmişti.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla Reuters'a konuşan kaynaklar ise iki liderin bu yıl bitmeden bir araya gelme ihtimalinin daha da azaldığını savunuyor.

ABD Başkanı'ndan da görüşme ihtimaline dair karışık mesajlar geldi. Trump geçen hafta APEC zirvesinde Kim'le bir araya gelebileceğini söylerken, pazartesi günkü açıklamasında "Bilemiyorum, tarafların görüşme talep ettiğini sanmıyorum" ifadelerini kullanmıştı.

Beyaz Saray'dan bir yetkili, Trump'ın Kim'le "ön koşulsuz" görüşmeye açık olduğunu ancak şimdilik bir toplantı planlanmadığını belirtti. Yetkili, liderlerin "doğru zamanda" bir araya geleceğini söyledi.

Kuzey Kore devlet medyası ise Pyongyang'ın ikili zirveye onay vermek için Batı yaptırımlarının hafifletilmesi gibi koşullar öne sürebileceğini bildiriyor.

Washington merkezli düşünce kuruluşu Carnegie Uluslararası Barış Vakfı'ndan Ankit Panda, Trump'la Kim'in APEC zirvesinde görüşme ihtimalinin yüzde 10'un altında olduğunu savunuyor. Analiste göre Washington'ın Güney Kore'yle askeri tatbikatları azaltma kararı, Pyongyang'ın istediği düzeyde bir siyasi mesaj vermeye yetmedi.

Trump'la Kim, 2018 ve 2019'da üç kez görüşmüş ancak Pyongyang'ın nükleer programı ve Kuzey Kore'ye yönelik yaptırımların ele alındığı bu zirvelerden somut sonuç çıkmamıştı.

Diğer yandan New York Times'ın analizinde, Pyongyang ve Seul arasındaki silahlanma yarışının son dönemde hızlandığına dikkat çekiliyor.

Kuzey Kore ordusu, bu ay başında nükleer başlık taşıma kapasitesine sahip olduğu belirtilen balistik füzeleri test etmişti. Güney Kore de bunun ardından ilk hipersonik balistik füze testini gerçekleştirmişti.

Analize göre Pyongyang ve Kremlin arasında artan savunma işbirliği sayesinde Kuzey Kore, füze ve drone kapasitesini hızla geliştiriyor. Kuzey Kore, askerlerini Rusya safında savaşmaları için Ukrayna cephesine gönderirken, Kremlin'in savaş alanından elde ettiği deneyim ve verilere erişiyor. Moskova drone üretiminde Kuzey Koreli işçileri de istihdam ediyor.

Seul yönetimiyse Pyongyang'ın ilerleyen füze teknolojisine karşı ABD'nin caydırıcılığına güvenirken, kendi füze önleme sistemlerini ve misilleme saldırısı stratejilerini de geliştiriyor.

Independent Türkçe, Reuters, New York Times, AFP


Çin'den hak ihlalleri gölgesinde Sincan atılımı

Sincan'da milyonlarca Müslüman yaşıyor (AFP)
Sincan'da milyonlarca Müslüman yaşıyor (AFP)
TT

Çin'den hak ihlalleri gölgesinde Sincan atılımı

Sincan'da milyonlarca Müslüman yaşıyor (AFP)
Sincan'da milyonlarca Müslüman yaşıyor (AFP)

Çin, Uygurlara yönelik insan hakları ihlalleri nedeniyle uluslararası tepki çekerken, Sincan Uygur Özerk Bölgesi'ni ticaret ve lojistik merkezine dönüştürüyor.

Şi Cinping yönetimi, bölgede güneş enerjisi santralleri, veri merkezleri ve ulaşım altyapısı inşa ediyor.

Xinhua'nın Mart 2026'da aktardığı verilere göre, merkezi hükümetin doğrudan yönettiği kamu iktisadi teşebbüsleri 2021-2025 döneminde bölgeye toplam 1,1 trilyon yuan (yaklaşık 8 trilyon TL) yatırım yaptı. Bu miktarın 265,7 milyar yuanı (yaklaşık 2 trilyon TL) 2025'te gerçekleştirildi.

Wall Street Journal'ın aktardığına göre Sincan'ın petrol ve doğalgaz üretimi Pekin'in büyüme stratejisinde önemli yer tutuyor. Bölgenin yıllık petrol üretimi 2021-2025 döneminde yaklaşık yüzde 13 arttı. Urumçi çevresinde güneş enerjisine büyük yatırımlar yapılırken Çin, bölgeyi kış sporları ve uluslararası turizm merkezi olarak da tanıtmaya çalışıyor.

Çin Komünist Partisi'nin İngilizce yayın organı Global Times'ın geçen ayki analizinde Ritz-Carlton, Westin ve InterContinental gibi uluslararası otel zincirlerinin Sincan'da yeni projeler üzerinde çalıştığı aktarılmıştı.

Bölgede 2025'te 323 milyon turistik ziyaret kaydedildi ve turizmden 370 milyar yuan (yaklaşık 2,8 trilyon TL) gelir elde edildi.

Bölgenin Çin'in ihracatı için önemli bir geçiş noktasına dönüştürülmesi de hedefleniyor. Urumçi Tianshan Uluslararası Havalimanı'nda 42 milyar yuanlık (yaklaşık 315 milyar TL) genişletme projesi kapsamında yeni terminal ve pistler inşa edildi. Kazakistan sınırındaki bir geçiş noktasından geçen yıl yaklaşık 450 bin araç ihraç edildi.

Sincan'ı Kırgızistan ve Özbekistan'a bağlayarak Avrupa'ya uzanan ticaret güzergâhlarını güçlendirmesi beklenen demiryolunun ise 2030 civarında faaliyete geçmesi planlanıyor.

Ancak Şi yönetiminin bölgedeki yatırımlarla ekonomik büyümeyi güçlendirme çalışmaları, Uygurlara yönelik baskı politikalarıyla ilgili tartışmaların gölgesinde ilerliyor.

Çin, Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nde zorla çalıştırma, işkence ve "yeniden eğitim kampı" adı altında alıkoyma suçlamalarıyla karşı karşıya.

İnsan hakları örgütleri, Uygurların zorla toplama kamplarına ve hapishanelere yerleştirildiğini öne sürüyor. ABD de Uygurlara yönelik muameleyi "soykırım" diye niteliyor.

Pekin yönetimiyse iddiaların gerçeği yansıtmadığını savunuyor.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Xinhua, Global Times


Sırbistan'da Z kuşağı rüzgarı: Artık ülkeyi yönetmek istiyorlar

Sırbistan'ı sallayan öğrenci eylemlerine karşı seçime giren Vucic, siyasi kariyerindeki en zor sınavlardan birine hazırlanıyor (AP)
Sırbistan'ı sallayan öğrenci eylemlerine karşı seçime giren Vucic, siyasi kariyerindeki en zor sınavlardan birine hazırlanıyor (AP)
TT

Sırbistan'da Z kuşağı rüzgarı: Artık ülkeyi yönetmek istiyorlar

Sırbistan'ı sallayan öğrenci eylemlerine karşı seçime giren Vucic, siyasi kariyerindeki en zor sınavlardan birine hazırlanıyor (AP)
Sırbistan'ı sallayan öğrenci eylemlerine karşı seçime giren Vucic, siyasi kariyerindeki en zor sınavlardan birine hazırlanıyor (AP)

Sırbistan 25 Ekim'de düzenlenecek seçimlere hazırlanırken, Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic'in tekrar kazanıp kazanamayacağı merak ediliyor.

Ülkedeki protestolardan doğan "Öğrenci Listesi" (Studentska lista -SL) bloku, dün akşam Belgrad'da seçim yasağı öncesi son mitingini düzenledi.

Yaklaşık 100 bin kişinin katıldığı mitingde konuşan SL'li adaylardan Jugoslav Gasic "14 yıllık aşağılanmaya, kaosa, ihanete son veriyoruz" dedi.

"Öğrenciler kazanıyor" sloganları atan kalabalığı temsil eden SL, adaylarını öğrenci meclisleri aracılığıyla belirledi ve ana muhalefet partileriyle arasına mesafe koydu.

Hareketin 11 maddelik programında yolsuzlukla mücadele, protestoculara yönelik müdahalelerde kuralları ihlal eden yetkililerin tasfiyesi ve medya üzerindeki siyasi etkinin engellenmesi gibi hedefler var.

Sırbistan Parlamentosu'nda 250 sandalye bulunuyor. Seçimde 18 aday listesi yarışacak. Listelerin Parlamento'da temsil edilebilmesi için oyların yüzde 3'ünden fazlasını alması gerekiyor. Bazı muhalefet partileri, bu doğrultuda Öğrenci Listesi'ni desteklemek için seçimden çekilmişti.

Ülkedeki protestolar 1 Kasım 2024'te Novi Sad tren istasyonunun beton sundurmasının çökmesi ve 16 kişinin hayatını kaybetmesiyle başlamıştı.

6 yaşında bir çocuğun da yaşamını yitirdiği olay, istasyonun yenileme çalışmalarında ihmal ve yolsuzluk iddialarını gündeme taşımış, öğrenciler de yolları kapatarak eylem düzenlemişti.

Gösteriler daha sonra hükümet karşıtı bir harekete dönüşerek ivme kazandı. ABD Başkanı Donald Trump'ın damadı Jared Kushner'ın Belgrad'daki otel projesi de büyük tepki çekmişti.

Başkentin merkezindeki otel ve apartman kompleksi projesinin, 1999'daki Kosova Savaşı sırasında NATO'nun bombaladığı bir bölgede yapılması öngörülüyordu. Vucic yönetimi, bölgenin kültürel koruma statüsünü kaldırmış ve Kushner'ın firmasıyla anlaşma imzalamıştı. Ancak hukuki işlemler ve protestoların ardından Trump'ın damadı projeyi iptal etmişti.

Vucic, geçen ay cumhurbaşkanlığı görevinden istifa ederek başbakanlığa aday olmuştu.

Sağcı Sırp İlerleme Partisi'nin (SNS) öncülüğünde kurulan "Birleşik Sırbistan" (UA) listesinin başındaki Vucic, Belgrad'daki bir spor salonunda dün düzenlediği mitingde, protestoların "yabancı güçlerce desteklendiğini" ve ülkeyi zayıflatma amacı taşıdığını öne sürdü.

Politico'nun analizinde, öğrenci hareketinin Vucic hükümetine karşı ciddi bir muhalefete dönüştüğü yazılıyor. Makalede, "Z kuşağından öğrenciler iki yıl boyunca sokaklarda protesto gösterileri düzenledi. Artık hükümeti yönetmek istiyorlar" ifadelerine yer veriliyor.

Diğer yandan Avrupa medyasındaki analizlerde, sandıkta UA ve SL'nin yakın sonuçlar kazanması ve iki tarafın da karşılıklı zafer ilan etmesi durumunda seçim sonrasında ülkede kaos ortamı oluşabileceğine dikkat çekiliyor.

Independent Türkçe, Politico, DW, BBC, Guardian