​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
TT

​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)

Ortadoğu'da Barış ve Güvenliğin Geleceğini Destekleme Konferansı dün sona erdi.
ABD ve Polonya, konferans sonrasında yayınlanan sonuç bildirgesinde, Ortadoğu’da istikrarın sağlanması için böyle bir konferansın gerçekleştirilmesinin gerekliliğine dikkat çekerken, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, İran'ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varılması için işbirliği yapılması çağrısında bulundu ve bu tehditlerin Ortadoğu ile sınırlı kalmayacağını, bilakis Avrupa’ya ve Batı’ya da yöneleceğini söyledi. Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz ise yaptığı konuşmada, İran'ın Suriye'ye müdahalelerinin bölgeyi olumsuz etkilediğini söyledi.
“İran, Hizbullah ve terörizm Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor”
Varşova Konferansı’nın krizlerin üstesinden gelinmesi için gerçekleştirildiğini dile getiren Pompeo, “İran, Hizbullah ve terörizmin yayılması Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor. Ortadoğu'daki barış çalışmalarına devam edeceğiz. Daha fazla yaptırım ve daha fazla baskı istiyoruz. Böylece İran'daki diktatörlerin devamlılığının önüne geçebiliriz” açıklamasında bulundu. Ayrıca bölgedeki İran saldırganlığının gerçek bir tehlike olduğuna dikkat çeken Pompeo, “Konferansta İran’ı savunan hiçbir ülke yok. İran’ın bölgeyi istikrarsızlaştıran rolü konusunda hepimiz hemfikiriz” dedi. Pompeo, İran rolüne atıfta bulunmadan bölgedeki sorunlardan bahsetmenin zor olduğuna dikkat çekerek, İran’ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varmak için işbirliğine ihtiyaç duyulduğunu ve Washington’un İran'a daha fazla yaptırım uygulama konusunda haklı olduğunu söyledi.
Öte yandan Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, Ortadoğu'daki sorunların karmaşık olduğuna ve Avrupa Birliği’nin (AB) tek başına bunların üstesinden gelmek için yeterli güce sahip olmadığına dikkat çekerek, “İran'ın olumsuz bir etkisi var. Tartışmalarımızda bunu göz ardı etmedik” dedi.
Konferansa yaklaşık 60 ülke katıldı, fakat katılımın Avrupa ayağı düşüktü. ABD yetkilileri, İran'ın eylemlerini tehdit olarak gören Arap devletleri ve İsrail gibi farklı tarafların bölgede bulunmasının önemini vurguladılar.
Pence’den Avrupa ülkelerine suçlama
Konferansın oturum aralarında açıklamalarda bulunan ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, İran dosyasıyla ilgili olarak Amerikan ve Avrupa tarafları arasındaki farklara ışık tuttu. ABD yetkilisi, Avrupalıları, ‘İran rejimine yönelik yaptırımları, mali işlemler için bir mekanizma kurarak atlatmaya çalışmakla’ suçladı. Bu davranışların hoş olmadığına dikkat çeken Pence, bu davranışların taraflar arasındaki ilişkilerde birtakım sonuçları olabileceğini söyledi.
ABD Başkan Yardımcısı Pence, konuşmasının devamında, Trump'ın iki yıl önce başkanlık koltuğuna oturmasında sonra ilk dış ziyaretini Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiğine ve Arap-İslam-Amerikan Zirvesi’ne katıldığına atıfta bulunarak, barışın sağlanması için konferansa katılan bütün ülkeler ile çalışmaya hazır olduklarını belirtti.
Katılımcıların bölge için daha iyi bir gelecek inşa edilmesi hakkında konuştuğunu kaydeden Pence, “Şu anda toplantılar yapılıyor. Çünkü radikal İslami terörizm gibi ortak bir sorunla karşı karşıyayız. Terörizm yalnızca Amerika'ya değil bölgedeki tüm ülkelere yönelik bir tehdit oluşturuyor. Başkan Trump yönetimi, bu radikal tehdide karşı koyma konusunda adımlar attı ve DEAŞ örgütü ile kendini gösteren bu tehdidin ortadan kaldırılması hususunda esas katkılarda bulundu. ABD, kendi vatandaşlarının güvenliğini önceliyor. Fakat Amerika’nın öncelenmesi, yalnız Amerika demek değildir. Washington, aşırılıkçılığa karşı uluslararası bir koalisyon oluşturmak için çalışıyor.”
Başbakan Netanyahu'nun geçen yılın sonunda Umman'ı ziyareti ve Papa Franciscus'un bu yıl BAE'ye yaptığı ziyaret gibi bölgedeki ‘değişim rüzgarlarına’ değinen Pence, “Bu tarihi konferans yeni bir dönemin başladığının kanıtıdır” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“DEAŞ hilafeti kısa bir süre sonra sona erecek ve Trump’ın açıklamasına göre yakın zamanda bölgedeki ABD birlikleri geri çekilecek. Bu, taktiklerdeki bir değişikliktir, görevde değil. Toprakları DEAŞ’ın elinden geri almamız yeterli değil. Ortaklarımızla çalışmaya hazırız. DEAŞ katıntıları her nerede olursa olsun takip edeceğiz.”
ABD'nin Suriye'deki yeni bir kimyasal saldırıya yanıt verme konusundaki kararlılığını dile getiren Pence, ülkesinin İngiltere ve Fransa ile birlikte, Devlet Başkanı Beşşar Esed rejiminin gerçekleştirdiği kimyasal bir saldırıya yanıt verdiğini hatırlatarak, rejim tarafından gerçekleştirilecek benzer bir saldırıya aynı şekilde yanıt vermeye hazır olduklarını söyledi.
“Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor”
Sonra, İran rejiminin bölgenin geleceği ve Ortadoğu’daki barış ve istikrar için en büyük tehdit olduğunu dile getirerek İran hakkında konuşmaya başlayan Pence, “Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor, Suriye ve Yemen'e müdahale ediyor, Hizbullah'ı destekliyor ve Amerikalı rehineleri elinde tutuyor” dedi. İran’ı Ortadoğu’daki etkisini genişletmek için Irak ve Suriye’de birer koridor açmakla itham eden Pence, savaşçıları ile Esed rejiminin düşmesini engellemeye çalıştığını ve Lübnan Hizbullahı’na roketler gönderdiğini söyledi.
Pence, 1979 yılında Şah’ın devrilmesinin ardından geçen 40 yıl boyunca başarısızlık ve terörün İran’da hüküm sürdüğünü dile getirerek, yapılan nükleer anlaşmanın İran’ı caydırmadığını, bilakis bölgedeki müdahalelerini daha da arttırdığını söyledi. Başkan Trump’ın nükleer anlaşmadan çekildiğini, İran rejimine yaptırımlar uyguladığını ve İran'ın eylemlerine itiraz eden diğer ülkelerin de bu yaptırımları desteklediğini dile getiren Pence, “Maalesef, en yakın Avrupalı arkadaşlarımızdan bazıları bu yaptırımları ihlal etti ve onları atlatmaya çalıştı. Fransa, İngiltere ve Almanya kurdukları finansal işlemler mekanizması ile bu yaptırımların üstesinden gelmeye çalıştılar. Bu hamle, ABD ile Avrupa’nın aralarının açılmasına sebep olacaktır” dedi.
“Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi”
İran'ın teknik olarak uygulayıp uygulamamasının değil, nükleer anlaşmanın kendisinin bir sorun olduğunu dile getiren Pence, “Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi. Artık anlaşmadan çekilmeliler. Bu fırsatı görmezden gelemeyiz” dedi.
Ortadoğu’daki barış süreci hakkında konuşan Pence, “Başkan Trump, üç İbrahimî din olan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam'ın tabilerinin barış içinde birlikte yaşamalarını istiyor” ifadesini kullandı.
Öte yandan Varşova Konferansı’na katılan Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçisi Prens Halid bin Selman, önceki gün Twitter hesabı üzerinden yapmış olduğu paylaşımlarda, “Molla rejimi 40 yıl önce iktidarı ele geçirdi. İran halkının yaşam standartları bu süre içerisinde ciddi bir düşüne tanık oldu. Bu rejim, bölgedeki terörizm, radikalizm, mezhepçilik ve istikrarsızlığı desteklemek için halkının parasını israf etmeye devam ediyor. Dost İran halkı, bölgede bölücülük ve terör fitnelerini yaymak için servetini ve parasını israf etmek yerine halkına özen gösteren bir yönetimi hak ediyor. İran rejimi halen Arapları dize getirmeye çalışmak gibi asla gerçekleşmeyecek bir yanılsama içinde. Ayrımcı söylemleri kendisini açığa çıkarıyor, Bu rejimin boş hayalleri 40 yıl sonra artık kimseyi kandıramıyor” açıklamasında bulundu.
İran rejiminin yayılımcı hayallerine hâlâ bağlı olduğuna dikkat çeken Prens Halid bin Selman, “İran rejiminin lideri, devrimlerinin 40’ıncı yıl dönümü konuşmasında Basra Körfezi'ndeki Arap topraklarının kendi topraklarının bir parçası olduğunu iddia ederek, bu bölgeyi güney İran olarak adlandırdı. Böylece yayılımcı niyetlerini ortaya koydu” ifadelerini kulandı.
Konferansın açılışı
Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, sabah saatlerinde kullandığı şu ifadeler ile konferansın açılışını yaptı;

“Bölgedeki barış ve güvenlik sorununa yeni bir ivme kazandırmanın zamanı geldi. Mülteci krizleri, ekonomik krizler ve bazı durumlarda devlet kurulması gibi krizlerin bölgede olumsuz etkiler oldu. Ortadoğu’nun istikrarını güvence altına almak, devam eden krizlere son vermek, kültürlerarası birliği teşvik etmek ve kapsayıcı toplumlar inşa etmek gibi durumlar, büyük zorluklar ile karşı karşıya. Uluslararası toplumun istikrarı ve sürdürülebilir barışı korumak için bu çabaları aktif olarak desteklemesi önemlidir.”
Czaputowicz açılış konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ortadoğu'daki çatışmaların birçok kaynağı var. Bunlardan bazıları, bazı liderlerin her ne pahasına olursa olsun gücü ellerinde tutmak istemesi, dini köktencilik ve hoşgörüsüzlüktür. Ayrıca güç dengesizlikleri, coğrafi ayrılıklar veya dış kuvvetlerin müdahalesi de çatışmaya sebep olan unsurlar arasında yer alabilir. ABD ve AB’nin İran’ın bölgede oynayacağı rol konusunda paylaştıkları bir inançları var. Ancak İran'ın nükleer programının olası sonuçları ve bu ülkenin bölgede oynadığı istikrarsızlaştırıcı rolü konusunda endişeliyiz. İran'ın tahammül edilemez davranışlarını şiddetle kınıyoruz. Aramızda araçlar bakımından farklılıklar olabilir. AB, İran'ın nükleer programının barışçıl doğasını korumanın, bir ortak eylem planını gerektirdiğine inanıyor. ABD bu anlaşmadan çekildi ve İran’a yaptırımlar uyguladı. Bugün Ortadoğu’nun karşılaştığı zorlukları hatırlatan bölge temsilcilerini dinleme fırsatına sahibiz.”
Konferans dahilinde gerçekleştirilecek görüşmelerde herhangi bir ülkenin veya konunun görüşmelerin seyrine hakim olmayacağını dile getiren ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ise şunları söyledi:
“Konferans, Yemen Dışişleri Bakanı Halid el-Yemani’nin başkanlığını yapacağı Yemen hakkında bir tartışma ile başlayacak. Daha sonra Suriye'deki idarenin sonraki adımlarını ve değişmeyen stratejik hedeflerimize ulaşmak için çabalarımızı sürdürme taahhüdümü gözden geçireceğiz. Sonrasında Başkanı Trump'ın danışmanı Jared Kushner, ABD yönetiminin İsrail ile Filistinliler arasında kapsamlı ve sürdürülebilir bir barışı sağlama çabalarını tartışacak. Tüm bu konular hakkında soru sorma ve yorum yapma fırsatı da olacak. Sonrasında ise ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Polonya Başbakanı ve 7 Dışişleri Bakanı ilgili konular hakkındaki değerlendirmelerini bizimle paylaşacak. Daha sonra bir grup devletle, mültecilerin ve insani zorlukların ele alındığı bir öğle yemeği tertip edilecek. Bunun ardından füze geliştirme ve bunları yayma, siber tehditlerle mücadele, terörizm ve yasadışı fon sağlamak ile mücadele konulu bir dizi çalışma oturumu düzenlenecek.”
Pompeo sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bugün çok önemli görüşmelerde bulunacağız, ancak konferans sona ermeyecek. Çalışmamız gerekiyor. Suriye ve Yemen, silahların yayılması, barış süreci, terörizm, İran, siber güvenlik ve insani krizler gibi meseleler tek başına üstesinden gelinecek sorunlar değil. Güvenliği sağlamak için birlikte çalışmalıyız. Hiçbir ülke bunun dışında kalamaz. ABD, Ortadoğu’daki güvenlik sorunlarına yönelik çabalara liderlik etmeye devam edecek. Bölge için iyi bir güç olmaya devam edeceğiz. Bugün gerçekleştirilen konferans bunun kanıtıdır.”
Pompeo, sabah saatlerinde, konferansı ‘istisnai’ olarak nitelendiren Netanyahu ile ortak bir basın toplantısı düzenledi.
İsrail Başbakanı Netanyahu konferans ile ilgili "tarihsel bir dönüm noktası" değerlendirmesinde bulunduktan sonra şunları söyledi:
“Burada 60 ülkeden dışişleri bakanı ve hükümet temsilcisi, İsrail başbakanı ve önde gelen Arap ülkelerinin dışişleri bakanları karşılıklı oturup bugüne kadar görülmemiş bir güç ve açıklıkla İran rejiminin yarattığı ortak tehditle nasıl baş edilmesi gerektiğini konuştu. İlk kez birlikte geleceğimizi tehdit eden şeyin ne olduğunu ve onu güvence altına almak için neler yapmamız gerektiğini tartışma fırsatı bulduk. Bu diyaloğu gelecekte yalnızca güvenlik konusunda değil, Ortadoğu halklarının yaşamını etkileyecek her alanda sürdürmeliyiz”
“İran’la yüzleşmeden Ortadoğu’da barış ve istikrar sağlayamayız” diyen Pompeo ise İran’ın eylemleri de dahil olmak üzere istikrarsızlaştırıcı eylemleri ele almaya yönelik ortak çabalara duyulan ihtiyaçtan söz ederek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Basitçe ifade etmek gerekirse, İran ile yüzleşmeden bunları gerçekleştirmek söz konusu olamaz. Lübnan’da Yemen’de Suriye’de Irak’ta yıkıcı etkilerde bulunuyorlar. Buralarda Hamas, Hizbullah ve Husiler gibi gerçek tehditler var. İran’a karşı harekete geçmeden Ortadoğu’da barış sağlayamayız.”



Avrupa semalarında bomba paniği: Hibrit savaş riski artıyor

İspanyol polisi, 3 Kasım'daki bomba ihbarında Ryanair uçağını ve bagajlarını incelemişti (Reuters)
İspanyol polisi, 3 Kasım'daki bomba ihbarında Ryanair uçağını ve bagajlarını incelemişti (Reuters)
TT

Avrupa semalarında bomba paniği: Hibrit savaş riski artıyor

İspanyol polisi, 3 Kasım'daki bomba ihbarında Ryanair uçağını ve bagajlarını incelemişti (Reuters)
İspanyol polisi, 3 Kasım'daki bomba ihbarında Ryanair uçağını ve bagajlarını incelemişti (Reuters)

Avrupa genelinde yolcu uçaklarına yönelik bomba ihbarları hibrit savaş korkularını yeniden alevlendirdi.

Asılsız ihbarlar perşembe günü Avrupa genelinde yaklaşık 30 ticari uçuşu etkiledi. Bazı uçaklar rotalarını değiştirmek zorunda kalırken bazılarına savaş jetleri eşlik etti.

Hafta başında en az 7 uçuş ve bir yolcu gemisiyle ilgili de benzer ihbarlar almasının ardından yaşanan son gelişmeler, Avrupa'daki hava ulaşımını etkileyen tehditlerin boyutunu büyüttü.

Adının paylaşılmaması şartıyla Reuters'a konuşan bir kaynak, Roma Fiumicino ve Milano Malpensa havalimanlarında havayolu şirketlerine ve havalimanı işletmecilerine tehdit içeren bir e-posta gönderildiğini söylüyor.

"Male State savaşçıları" imzasını taşıyan mesajda Helsinki ve Dublin'den gelen uçaklara yerleştirilen bombaların 60 dakika içinde patlayacağı öne sürülmüş.

Rusya'da 2016'da kurulan radikal sağcı, ırkçı ve kadın düşmanı "Male State" (Erkek Devleti) hareketinin kurucusu Vladislav Pozdnyakov ise grubun artık var olmadığını belirterek, ihbarlarla ilgisinin bulunmadığını öne sürdü. Rus mahkemesi aşırılıkçı hareketin faaliyetlerini 2021'de yasaklamıştı.

Fransa Başbakanı Sebastien Lecornu'nun ofisi, Dublin'den Roma'ya giden Aer Lingus uçağına eşlik etmesi için savaş uçakları gönderildiğini açıkladı. Bulgaristan Hava Kuvvetleri de üç yolcu uçağına savaş uçaklarının eşlik ettiğini duyurdu. Londra-Sofya seferini yapan bir Ryanair uçağı ülkenin ikinci büyük şehri Plovdiv'e yönlendirildi.

İspanya'da da 20 dakika içinde üç ayrı bomba ihbarı yapıldı. İhbardan Madrid'den Paris'e giden bir Air Europa uçağıyla Roma ve Milano'dan gelen iki Iberia seferi olumsuz etkilendi.

İspanya Dışişleri Bakanı Jose Manuel Albares, son dönemlerde Avrupa'da uçaklara yönelik asılsız bomba ihbarlarının "hibrit saldırı ve psikolojik savaş girişimi" olduğunu savundu. Ülkede 29 Kasım'da yapılacak erken genel seçimler öncesinde benzer dış müdahalelerin olabileceği uyarısında bulundu.

Avrupa'yı alarma geçiren bomba ihbarlarının ardında kim olduğu henüz tespit edilemedi.

Avrupa istihbaratından yetkililer, Ukrayna'yla savaş halindeki Rusya'nın son dönemde NATO ülkelerine karşı sabotaj ve siber saldırı faaliyetlerini artırabileceğini öne sürmüştü. Almanya, Leipzig Havalimanı'nda ağustosta ele geçirilen bomba yüklü drone'dan Rusya'yı sorumlu tutmuş, Kremlin ise iddiaları reddetmişti.

BBC'nin analizine göre saldırıların ardında Rusya'nın yanı sıra İran'ın olabileceği ihtimali de gündemde. Ancak Tahran ve Moskova'nın vekiller aracılığıyla bu sabotajları düzenlediğine dair herhangi bir somut delil bulunmadı.

Bomba ihbarları, Avrupa'daki süpermarket zincirlerinin soğutma sistemlerine düzenlenen siber saldırıların ardından geldi. Bu sabotajlarda da gözler Moskova yönetimine çevrilmişti ancak Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov, dünkü açıklamasında iddiaları "saçmalık" diye niteledi.

Independent Türkçe, Reuters, BBC, Guardian


Trump'ın yeni hedefi Kuzey Kore mi olacak?

Donald Trump, görevdeyken bir Kuzey Kore lideriyle yüz yüze görüşen ilk ABD başkanı olmuştu (Reuters)
Donald Trump, görevdeyken bir Kuzey Kore lideriyle yüz yüze görüşen ilk ABD başkanı olmuştu (Reuters)
TT

Trump'ın yeni hedefi Kuzey Kore mi olacak?

Donald Trump, görevdeyken bir Kuzey Kore lideriyle yüz yüze görüşen ilk ABD başkanı olmuştu (Reuters)
Donald Trump, görevdeyken bir Kuzey Kore lideriyle yüz yüze görüşen ilk ABD başkanı olmuştu (Reuters)

ABD'de ara seçimlerde Cumhuriyetçilerin yaşadığı yenilginin ardından Başkan Donald Trump, dış politikada başarı elde etmek için Kuzey Kore'yle yeniden müzakere arayışına girebilir.

Reuters'ın analizinde, Trump'ın görev süresinin son iki yılında dış politikaya ağırlık verebileceği değerlendirmesi yapılıyor. Ukrayna ve İran'daki savaşların akıbeti belirsizliğini korurken, Trump'ın manevra alanının daha geniş olduğunu düşündüğü Asya'ya yönelmesi bekleniyor.

Ancak analistlere göre Kuzey Kore lideri Kim Jong-un'un şu aşamada müzakereye dönmek için fazla nedeni yok.

Trump ilk başkanlık döneminde Kim'le üç kez görüşmüş ancak 2019'daki son zirve, Kuzey Kore'nin nükleer programı ve yaptırımların kaldırılması konusunda anlaşma sağlanamaması üzerine sonuçsuz kalmıştı.

Aradan geçen 7 yılda Kuzey Kore nükleer ve füze kapasitesini önemli ölçüde artırırken Rusya ve Çin'le ilişkilerini de güçlendirdi. Bu durum, Pyongyang'ın Washington'la anlaşmaya duyduğu ihtiyacı azaltıyor.

Güney Kore'deki Ewha Kadın Üniversitesi'nden Leif-Eric Easley, nükleer silahsızlanma hedefinin geri plana atıldığı bir zirvenin bölgedeki caydırıcılığı zayıflatabileceğini ve ABD, Güney Kore ve Japonya arasında politika anlaşmazlıklarına yol açabileceğini söylüyor.

Tokyo ve Seul de Washington'ın Pyongyang'la doğrudan anlaşmaya vararak kendilerini sürecin dışında bırakmasından endişe ediyor.

Trump, Kuzey Kore'den "nükleer güç" olarak söz etse de ABD'nin bölgedeki müttefikleri ve Batılı ülkeler Pyongyang'ın bu statüsünü resmen tanımıyor. Japonya'daki Sophia Üniversitesi'nden Kazuhiro Maeşima, Washington'ın Kuzey Kore'nin nükleer statüsünü kabul etmesinin Asya'daki güvenlik ortamını köklü biçimde değiştirebileceğini belirtiyor.

Modern Diplomacy'nin analizinde de Trump'ın Güney Kore ve Japonya'nın güvenlik çıkarlarını tehlikeye atmadan ve ABD'nin nükleer silahların yayılmasını önleme taahhütlerini zayıflatmadan Pyongyang'la müzakerelere girmesinin zor olacağı yorumu yapılıyor.

Trump, ağustosta yaptığı açıklamada Kim'le yıl sonuna kadar görüşmeyi planladığını söylemişti. Bunun ardından hem maliyetli olduğu hem de Kuzey Kore'ye "düşmanca" bir mesaj gönderdiği gerekçesiyle Güney Kore'yle ortak askeri tatbikatların azaltılacağını duyurmuştu.

Kuzey Kore liderinin kız kardeşi Kim Yo-jong ise "Tatbikatların süresi ve kapsamı azaltılsa bile bunların kışkırtıcı ve saldırgan niteliği değişmeyecek" diyerek Beyaz Saray'ın görüşme taleplerine karşı mesafeli bir duruş sergilemişti.

Independent Türkçe, Reuters, Modern Diplomacy


5 soruda Paraguay'daki Ueno Bank skandalı

Ueno'nun 3 Kasım'daki tasfiyesinin ardından halk, Pena hükümetine karşı protesto gösterisi düzenlemişti (AP)
Ueno'nun 3 Kasım'daki tasfiyesinin ardından halk, Pena hükümetine karşı protesto gösterisi düzenlemişti (AP)
TT

5 soruda Paraguay'daki Ueno Bank skandalı

Ueno'nun 3 Kasım'daki tasfiyesinin ardından halk, Pena hükümetine karşı protesto gösterisi düzenlemişti (AP)
Ueno'nun 3 Kasım'daki tasfiyesinin ardından halk, Pena hükümetine karşı protesto gösterisi düzenlemişti (AP)

Paraguay Devlet Başkanı Santiago Pena hakkında, milyonlarca müşteriyi mağdur eden banka skandalının ardından azil süreci başlatılması ülkede siyasi kriz yarattı.

Pena, perşembe günü yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

Şayet bir an olsun halkımı hayal kırıklığına uğrattıysam özür dilemek istiyorum. Ülkemizin istikrarını, toplumsal barışı ve demokratik kurumlarımızı koruma gerekliliğini gözeterek devlet başkanlığı görevimden istifa etme kararı aldım.

Öte yandan Kongre'de yeterli toplantı sayısı sağlanamadığı için Pena'nın istifası karara bağlanamadı. Hakkındaki azil süreci Senato'da devam eden 47 yaşındaki sağcı liderin istifa açıklaması, 7 milyona yakın kişinin yaşadığı Latin Amerika ülkesinin en çok müşteriye sahip bankalarından Ueno'yla ilgili krizin ardından geldi.

Ueno Bank neden iflas etti?

2021'de dijital finans kuruluşu olarak faaliyete başlayan Ueno, Paraguay'ın en büyük bankalarından birine dönüştü. Pena'nın iktidara geldiği 2023'te bankacılık lisansı alan Ueno, 3 milyondan fazla kişiye hizmet veren 70'i aşkın şubeye sahipti.

Paraguay Milli Futbol Takımı'na sponsor olan bankanın çoğunluk hissesi, farklı sektörlerde faaliyet gösteren Grupo Vazquez'e aitti.

Ancak Ueno, özellikle şirketin kendi ortaklarıyla bağlantılı işletmelere verdiği krediler nedeniyle Paraguay Merkez Bankası (BCP) tarafından incelemeye alındı.

BCP'nin daha önce yürüttüğü incelemelerde Ueno'nun kredi portföyünde ciddi sorunlar, yetersiz teminatlar, eksik belgeler ve yanlış kaydedilmiş varlıklar tespit edildi. Bankanın mali tablolarında yapılan düzeltmelerin ardından sermaye yeterlilik oranı yasal asgari seviyenin yarısının altına düşünce BCP, 2 Kasım'da bankaya müdahale kararı aldı. Karar ertesi gün duyuruldu. Bunun üzerine bankanın faaliyetleri durduruldu, mobil uygulama, kart ve para transferi hizmetleri de kesintiye uğradı.

Müşterilerin hesaplarına erişememesi ülkede protestolara yol açtı. Bankanın yaklaşık 800-850 milyon dolarlık kamu kaynağını yönettiği, bu paranın içinde devlet emeklilik ve sağlık fonlarının da bulunduğu bildiriliyor.

Pena hükümetinin Ueno Bank'la ilişkisi nedir?

2023'te devlet başkanlığına seçilen Pena, 2019-2025'te Grupo Vazquez'in sahibi Miguel Vazquez'in yönettiği şirketlerden birinde hissedardı. Pena, Mart 2025'te bu hisselerini sattığını açıkladı. Ueno Bank'ta doğrudan hissesi bulunmadığını, bankanın sahibiyle ticari ortaklığının geçmişte kaldığını savundu.

Ancak Pena'nın liderliği döneminde devlet kurumlarının Ueno'ya aktardığı kamu kaynakları çıkar tartışmalarını alevlendirdi.

Bloomberg'in aktardığı verilere göre, devletin Ueno'daki mevduatları Ocak 2024'te 100 milyon doların altındayken Eylül 2026 sonunda yaklaşık 800 milyon dolara ulaştı. Bu tutar, bankacılık sistemindeki toplam kamu mevduatının yaklaşık yüzde 20'sine karşılık geliyor.

Ülkenin sosyal güvenlik kurumu Instituto de Previsión Social (IPS), sağlık ve emeklilik fonlarıyla devlete ait büyük hidroelektrik santrallerinin işlettiği kaynaklar da Ueno'da tutulan paralar arasındaydı. Reuters'a göre banka, yaklaşık 850 milyon dolarlık kamu kaynağını yönetiyordu.

Ueno'da hangi usulsüzlükler tespit edildi?

Paraguaylı medya kuruluşu ABC Color'ın kamuya ait mali belgeler üzerinden yaptığı incelemedeyse daha dikkat çekici bir tablo ortaya çıktı. Gazetenin 13 Ekim'deki haberine göre, devlet kurumları ve IPS'nin Ueno'ya para yatırdığı dönemlerle bankanın Grupo Vázquez'le bağlantılı şirketlere kredi verdiği tarihler arasında önemli örtüşmeler var.

BCP'nin incelemelerinde Ueno'nun, bankanın sahibi Grupo Vazquez'le bağlantılı MOWI, Grupo Hendy ve Grupo M gibi şirketlere yüksek miktarda kredi verdiği belirlendi. Bu kredilerin yeterli teminatla güvence altına alınmadığı ve bazı finansal işlemlerde usulsüzlük yapıldığı tespit edildi.

Gazete, bu kredilerin verildiği dönemlerde bankanın kamu kaynaklarından benzer büyüklükte mevduat topladığına dikkat çekti. ABC Color, bankanın BCP'nin incelemesi altındayken bile Eylül 2026'da kamu kurumlarından 20 milyon dolar daha topladığını yazmıştı. Bankanın 2026'nın ilk 9 ayında devletten ve IPS'den aldığı kaynakların toplamı 206 milyon doları aştı.

Bunlar kamu kaynaklarının doğrudan bankanın ortaklarına aktarıldığını kanıtlamıyor. Ancak kamu mevduatlarının bankanın bağlantılı şirketlere açtığı kredilerle aynı dönemde yoğunlaşması, paranın nasıl kullanıldığı ve devletin neden bu kadar büyük miktarda kaynağı tek bir bankada tuttuğu sorularını gündeme taşıdı.

Paraguay Merkez Bankası neden hedefte?

Skandalın bir diğer önemli boyutu, Ueno Bank'ı denetleyen BCP'nin yönetimiyle ilgili.

Pena, 2023'te Merkez Bankası Başkanlığı'na Carlos Carvallo'yu atadı. Carvallo, bu göreve gelmeden önce Ueno Bank'ın öncülü olan Financiera Ueno'yu yönetmişti. Ayrıca Ueno'nun bankacılık lisansı aldığı dönemde BCP'nin başında bulunuyordu.

Bankanın tasfiye sürecinin ardından Carvallo da görevinden istifa etti.

Diğer yandan ABC Color, BCP'nin eski Denetim Müdürü Fernando Rivarola'nın hazırladığı 10 Temmuz 2026 tarihli raporun hükümet tarafından kamuoyundan saklandığını da öne sürmüştü.

Raporda Ueno'nun, Grupo Vázquez'le bağlantılı yaklaşık 7 şirkete yasal kredi sınırlarını aşan miktarlarda kredi verdiğine dikkat çekilmişti. Rivarola ise raporu göndermeden 4 gün önce, 6 Temmuz'da kararnameyle BCP'deki görevinden alınarak başka bir kuruma atanmıştı.

Şimdi ne olacak?

Kongre'de yeterli toplantı sayısı sağlanamadığı için Pena'nın istifası karara bağlanamadı. Temsilciler Meclisi'nin 78 oyla kabul ettiği azil süreci Senato'da devam ediyor. Pena ise resmen görevde kalmayı sürdürüyor.

Muhalefet, istifasının kabul edilmesi halinde Pena'nın ömür boyu senatörlük statüsü kazanarak yargılanmasını güçleştirecek dokunulmazlıklardan yararlanabileceğini savunuyor.

İktidardaki Colorado Partisi (ANR) Genel Başkanı ve eski Devlet Başkanı Horacio Cartes de azil sürecine destek verdiklerini bildirmişti.

Savcılık bankanın denetlenmesi, tasfiye sürecinin yönetilmesi ve kamu kaynaklarının Ueno'ya yatırılmasıyla ilgili üç ayrı ceza soruşturması başlattı. Pena ve mevcut ya da eski bazı hükümet yetkililerinin yanı sıra banka yöneticileri ve bağlantılı şirketlerde görevli kişiler hakkında suç duyurusunda bulunuldu.

Carvallo, açıklamasında Ueno müşterilerinin 38 bin dolarlık tutara kadar paralarının "mümkün olan en kısa sürede" geri yatırılacağını söyledi.

Ancak bu sınır şirketler için de geçerli. Dolayısıyla bankaya büyük miktarda nakit yatırmış firmalar iflas etme riskiyle karşı karşıya.

Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump'ın müttefiklerinden olması nedeniyle Pena'nın ABD'ye kaçabileceği iddiaları da gündemde. Brezilya'da devlet başkanlığı seçimlerinde Trump'ın desteğini almasına rağmen mağlup olan Flavio Bolsonaro da ABD'ye kaçmıştı. Paraguay Devlet Başkanlığı Ofisi ise iddiaları yalanlayarak Pena'nın Kongre'de hakkındaki suçlamalara karşı savunma yapacağını bildirdi.

Independent Türkçe, ABC Color, Bloomberg, Reuters, Responsible Statecraft, New York Times, Guardian