​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
TT

​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)

Ortadoğu'da Barış ve Güvenliğin Geleceğini Destekleme Konferansı dün sona erdi.
ABD ve Polonya, konferans sonrasında yayınlanan sonuç bildirgesinde, Ortadoğu’da istikrarın sağlanması için böyle bir konferansın gerçekleştirilmesinin gerekliliğine dikkat çekerken, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, İran'ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varılması için işbirliği yapılması çağrısında bulundu ve bu tehditlerin Ortadoğu ile sınırlı kalmayacağını, bilakis Avrupa’ya ve Batı’ya da yöneleceğini söyledi. Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz ise yaptığı konuşmada, İran'ın Suriye'ye müdahalelerinin bölgeyi olumsuz etkilediğini söyledi.
“İran, Hizbullah ve terörizm Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor”
Varşova Konferansı’nın krizlerin üstesinden gelinmesi için gerçekleştirildiğini dile getiren Pompeo, “İran, Hizbullah ve terörizmin yayılması Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor. Ortadoğu'daki barış çalışmalarına devam edeceğiz. Daha fazla yaptırım ve daha fazla baskı istiyoruz. Böylece İran'daki diktatörlerin devamlılığının önüne geçebiliriz” açıklamasında bulundu. Ayrıca bölgedeki İran saldırganlığının gerçek bir tehlike olduğuna dikkat çeken Pompeo, “Konferansta İran’ı savunan hiçbir ülke yok. İran’ın bölgeyi istikrarsızlaştıran rolü konusunda hepimiz hemfikiriz” dedi. Pompeo, İran rolüne atıfta bulunmadan bölgedeki sorunlardan bahsetmenin zor olduğuna dikkat çekerek, İran’ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varmak için işbirliğine ihtiyaç duyulduğunu ve Washington’un İran'a daha fazla yaptırım uygulama konusunda haklı olduğunu söyledi.
Öte yandan Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, Ortadoğu'daki sorunların karmaşık olduğuna ve Avrupa Birliği’nin (AB) tek başına bunların üstesinden gelmek için yeterli güce sahip olmadığına dikkat çekerek, “İran'ın olumsuz bir etkisi var. Tartışmalarımızda bunu göz ardı etmedik” dedi.
Konferansa yaklaşık 60 ülke katıldı, fakat katılımın Avrupa ayağı düşüktü. ABD yetkilileri, İran'ın eylemlerini tehdit olarak gören Arap devletleri ve İsrail gibi farklı tarafların bölgede bulunmasının önemini vurguladılar.
Pence’den Avrupa ülkelerine suçlama
Konferansın oturum aralarında açıklamalarda bulunan ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, İran dosyasıyla ilgili olarak Amerikan ve Avrupa tarafları arasındaki farklara ışık tuttu. ABD yetkilisi, Avrupalıları, ‘İran rejimine yönelik yaptırımları, mali işlemler için bir mekanizma kurarak atlatmaya çalışmakla’ suçladı. Bu davranışların hoş olmadığına dikkat çeken Pence, bu davranışların taraflar arasındaki ilişkilerde birtakım sonuçları olabileceğini söyledi.
ABD Başkan Yardımcısı Pence, konuşmasının devamında, Trump'ın iki yıl önce başkanlık koltuğuna oturmasında sonra ilk dış ziyaretini Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiğine ve Arap-İslam-Amerikan Zirvesi’ne katıldığına atıfta bulunarak, barışın sağlanması için konferansa katılan bütün ülkeler ile çalışmaya hazır olduklarını belirtti.
Katılımcıların bölge için daha iyi bir gelecek inşa edilmesi hakkında konuştuğunu kaydeden Pence, “Şu anda toplantılar yapılıyor. Çünkü radikal İslami terörizm gibi ortak bir sorunla karşı karşıyayız. Terörizm yalnızca Amerika'ya değil bölgedeki tüm ülkelere yönelik bir tehdit oluşturuyor. Başkan Trump yönetimi, bu radikal tehdide karşı koyma konusunda adımlar attı ve DEAŞ örgütü ile kendini gösteren bu tehdidin ortadan kaldırılması hususunda esas katkılarda bulundu. ABD, kendi vatandaşlarının güvenliğini önceliyor. Fakat Amerika’nın öncelenmesi, yalnız Amerika demek değildir. Washington, aşırılıkçılığa karşı uluslararası bir koalisyon oluşturmak için çalışıyor.”
Başbakan Netanyahu'nun geçen yılın sonunda Umman'ı ziyareti ve Papa Franciscus'un bu yıl BAE'ye yaptığı ziyaret gibi bölgedeki ‘değişim rüzgarlarına’ değinen Pence, “Bu tarihi konferans yeni bir dönemin başladığının kanıtıdır” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“DEAŞ hilafeti kısa bir süre sonra sona erecek ve Trump’ın açıklamasına göre yakın zamanda bölgedeki ABD birlikleri geri çekilecek. Bu, taktiklerdeki bir değişikliktir, görevde değil. Toprakları DEAŞ’ın elinden geri almamız yeterli değil. Ortaklarımızla çalışmaya hazırız. DEAŞ katıntıları her nerede olursa olsun takip edeceğiz.”
ABD'nin Suriye'deki yeni bir kimyasal saldırıya yanıt verme konusundaki kararlılığını dile getiren Pence, ülkesinin İngiltere ve Fransa ile birlikte, Devlet Başkanı Beşşar Esed rejiminin gerçekleştirdiği kimyasal bir saldırıya yanıt verdiğini hatırlatarak, rejim tarafından gerçekleştirilecek benzer bir saldırıya aynı şekilde yanıt vermeye hazır olduklarını söyledi.
“Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor”
Sonra, İran rejiminin bölgenin geleceği ve Ortadoğu’daki barış ve istikrar için en büyük tehdit olduğunu dile getirerek İran hakkında konuşmaya başlayan Pence, “Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor, Suriye ve Yemen'e müdahale ediyor, Hizbullah'ı destekliyor ve Amerikalı rehineleri elinde tutuyor” dedi. İran’ı Ortadoğu’daki etkisini genişletmek için Irak ve Suriye’de birer koridor açmakla itham eden Pence, savaşçıları ile Esed rejiminin düşmesini engellemeye çalıştığını ve Lübnan Hizbullahı’na roketler gönderdiğini söyledi.
Pence, 1979 yılında Şah’ın devrilmesinin ardından geçen 40 yıl boyunca başarısızlık ve terörün İran’da hüküm sürdüğünü dile getirerek, yapılan nükleer anlaşmanın İran’ı caydırmadığını, bilakis bölgedeki müdahalelerini daha da arttırdığını söyledi. Başkan Trump’ın nükleer anlaşmadan çekildiğini, İran rejimine yaptırımlar uyguladığını ve İran'ın eylemlerine itiraz eden diğer ülkelerin de bu yaptırımları desteklediğini dile getiren Pence, “Maalesef, en yakın Avrupalı arkadaşlarımızdan bazıları bu yaptırımları ihlal etti ve onları atlatmaya çalıştı. Fransa, İngiltere ve Almanya kurdukları finansal işlemler mekanizması ile bu yaptırımların üstesinden gelmeye çalıştılar. Bu hamle, ABD ile Avrupa’nın aralarının açılmasına sebep olacaktır” dedi.
“Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi”
İran'ın teknik olarak uygulayıp uygulamamasının değil, nükleer anlaşmanın kendisinin bir sorun olduğunu dile getiren Pence, “Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi. Artık anlaşmadan çekilmeliler. Bu fırsatı görmezden gelemeyiz” dedi.
Ortadoğu’daki barış süreci hakkında konuşan Pence, “Başkan Trump, üç İbrahimî din olan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam'ın tabilerinin barış içinde birlikte yaşamalarını istiyor” ifadesini kullandı.
Öte yandan Varşova Konferansı’na katılan Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçisi Prens Halid bin Selman, önceki gün Twitter hesabı üzerinden yapmış olduğu paylaşımlarda, “Molla rejimi 40 yıl önce iktidarı ele geçirdi. İran halkının yaşam standartları bu süre içerisinde ciddi bir düşüne tanık oldu. Bu rejim, bölgedeki terörizm, radikalizm, mezhepçilik ve istikrarsızlığı desteklemek için halkının parasını israf etmeye devam ediyor. Dost İran halkı, bölgede bölücülük ve terör fitnelerini yaymak için servetini ve parasını israf etmek yerine halkına özen gösteren bir yönetimi hak ediyor. İran rejimi halen Arapları dize getirmeye çalışmak gibi asla gerçekleşmeyecek bir yanılsama içinde. Ayrımcı söylemleri kendisini açığa çıkarıyor, Bu rejimin boş hayalleri 40 yıl sonra artık kimseyi kandıramıyor” açıklamasında bulundu.
İran rejiminin yayılımcı hayallerine hâlâ bağlı olduğuna dikkat çeken Prens Halid bin Selman, “İran rejiminin lideri, devrimlerinin 40’ıncı yıl dönümü konuşmasında Basra Körfezi'ndeki Arap topraklarının kendi topraklarının bir parçası olduğunu iddia ederek, bu bölgeyi güney İran olarak adlandırdı. Böylece yayılımcı niyetlerini ortaya koydu” ifadelerini kulandı.
Konferansın açılışı
Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, sabah saatlerinde kullandığı şu ifadeler ile konferansın açılışını yaptı;

“Bölgedeki barış ve güvenlik sorununa yeni bir ivme kazandırmanın zamanı geldi. Mülteci krizleri, ekonomik krizler ve bazı durumlarda devlet kurulması gibi krizlerin bölgede olumsuz etkiler oldu. Ortadoğu’nun istikrarını güvence altına almak, devam eden krizlere son vermek, kültürlerarası birliği teşvik etmek ve kapsayıcı toplumlar inşa etmek gibi durumlar, büyük zorluklar ile karşı karşıya. Uluslararası toplumun istikrarı ve sürdürülebilir barışı korumak için bu çabaları aktif olarak desteklemesi önemlidir.”
Czaputowicz açılış konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ortadoğu'daki çatışmaların birçok kaynağı var. Bunlardan bazıları, bazı liderlerin her ne pahasına olursa olsun gücü ellerinde tutmak istemesi, dini köktencilik ve hoşgörüsüzlüktür. Ayrıca güç dengesizlikleri, coğrafi ayrılıklar veya dış kuvvetlerin müdahalesi de çatışmaya sebep olan unsurlar arasında yer alabilir. ABD ve AB’nin İran’ın bölgede oynayacağı rol konusunda paylaştıkları bir inançları var. Ancak İran'ın nükleer programının olası sonuçları ve bu ülkenin bölgede oynadığı istikrarsızlaştırıcı rolü konusunda endişeliyiz. İran'ın tahammül edilemez davranışlarını şiddetle kınıyoruz. Aramızda araçlar bakımından farklılıklar olabilir. AB, İran'ın nükleer programının barışçıl doğasını korumanın, bir ortak eylem planını gerektirdiğine inanıyor. ABD bu anlaşmadan çekildi ve İran’a yaptırımlar uyguladı. Bugün Ortadoğu’nun karşılaştığı zorlukları hatırlatan bölge temsilcilerini dinleme fırsatına sahibiz.”
Konferans dahilinde gerçekleştirilecek görüşmelerde herhangi bir ülkenin veya konunun görüşmelerin seyrine hakim olmayacağını dile getiren ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ise şunları söyledi:
“Konferans, Yemen Dışişleri Bakanı Halid el-Yemani’nin başkanlığını yapacağı Yemen hakkında bir tartışma ile başlayacak. Daha sonra Suriye'deki idarenin sonraki adımlarını ve değişmeyen stratejik hedeflerimize ulaşmak için çabalarımızı sürdürme taahhüdümü gözden geçireceğiz. Sonrasında Başkanı Trump'ın danışmanı Jared Kushner, ABD yönetiminin İsrail ile Filistinliler arasında kapsamlı ve sürdürülebilir bir barışı sağlama çabalarını tartışacak. Tüm bu konular hakkında soru sorma ve yorum yapma fırsatı da olacak. Sonrasında ise ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Polonya Başbakanı ve 7 Dışişleri Bakanı ilgili konular hakkındaki değerlendirmelerini bizimle paylaşacak. Daha sonra bir grup devletle, mültecilerin ve insani zorlukların ele alındığı bir öğle yemeği tertip edilecek. Bunun ardından füze geliştirme ve bunları yayma, siber tehditlerle mücadele, terörizm ve yasadışı fon sağlamak ile mücadele konulu bir dizi çalışma oturumu düzenlenecek.”
Pompeo sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bugün çok önemli görüşmelerde bulunacağız, ancak konferans sona ermeyecek. Çalışmamız gerekiyor. Suriye ve Yemen, silahların yayılması, barış süreci, terörizm, İran, siber güvenlik ve insani krizler gibi meseleler tek başına üstesinden gelinecek sorunlar değil. Güvenliği sağlamak için birlikte çalışmalıyız. Hiçbir ülke bunun dışında kalamaz. ABD, Ortadoğu’daki güvenlik sorunlarına yönelik çabalara liderlik etmeye devam edecek. Bölge için iyi bir güç olmaya devam edeceğiz. Bugün gerçekleştirilen konferans bunun kanıtıdır.”
Pompeo, sabah saatlerinde, konferansı ‘istisnai’ olarak nitelendiren Netanyahu ile ortak bir basın toplantısı düzenledi.
İsrail Başbakanı Netanyahu konferans ile ilgili "tarihsel bir dönüm noktası" değerlendirmesinde bulunduktan sonra şunları söyledi:
“Burada 60 ülkeden dışişleri bakanı ve hükümet temsilcisi, İsrail başbakanı ve önde gelen Arap ülkelerinin dışişleri bakanları karşılıklı oturup bugüne kadar görülmemiş bir güç ve açıklıkla İran rejiminin yarattığı ortak tehditle nasıl baş edilmesi gerektiğini konuştu. İlk kez birlikte geleceğimizi tehdit eden şeyin ne olduğunu ve onu güvence altına almak için neler yapmamız gerektiğini tartışma fırsatı bulduk. Bu diyaloğu gelecekte yalnızca güvenlik konusunda değil, Ortadoğu halklarının yaşamını etkileyecek her alanda sürdürmeliyiz”
“İran’la yüzleşmeden Ortadoğu’da barış ve istikrar sağlayamayız” diyen Pompeo ise İran’ın eylemleri de dahil olmak üzere istikrarsızlaştırıcı eylemleri ele almaya yönelik ortak çabalara duyulan ihtiyaçtan söz ederek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Basitçe ifade etmek gerekirse, İran ile yüzleşmeden bunları gerçekleştirmek söz konusu olamaz. Lübnan’da Yemen’de Suriye’de Irak’ta yıkıcı etkilerde bulunuyorlar. Buralarda Hamas, Hizbullah ve Husiler gibi gerçek tehditler var. İran’a karşı harekete geçmeden Ortadoğu’da barış sağlayamayız.”



Tahran'da nükleer bomba tartışması: İran nükleer doktrinini değiştirecek mi?

İranlı bir kadın, salı günü Tahran'da düzenlenen hükümet yanlısı mitingde slogan atıyor (AP)
İranlı bir kadın, salı günü Tahran'da düzenlenen hükümet yanlısı mitingde slogan atıyor (AP)
TT

Tahran'da nükleer bomba tartışması: İran nükleer doktrinini değiştirecek mi?

İranlı bir kadın, salı günü Tahran'da düzenlenen hükümet yanlısı mitingde slogan atıyor (AP)
İranlı bir kadın, salı günü Tahran'da düzenlenen hükümet yanlısı mitingde slogan atıyor (AP)

İran'da nükleer doktrinin gözden geçirilmesi ve Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması'ndan (NPT) çekilme tartışmaları giderek genişliyor. Tahran, yeni bir savaşın çıkması ihtimaline karşı nükleer politikasını değiştirme seçeneğini yeniden gündemine alırken, bazı siyasi çevreler açıkça nükleer silah edinilmesini savunuyor. Buna karşılık, böyle bir adımın askeri ve diplomatik maliyetlerine dikkat çeken sesler de yükseliyor.

İran'daki gösterilerde bir dönem sıkça dile getirilen "Nükleer enerji hakkımızdır" sloganının yerini bugün "Antlaşmadan çekilmek hakkımızdır" sloganı almaya başladı.

Aşırı muhafazakâr milletvekili Malik Şeriati, pazar günü parlamentoda yaptığı konuşmada bu değişime dikkat çekerek, "Daha önce 'Nükleer enerji hakkımızdır' sloganını atan aynı insanlar, bugün 'Antlaşmadan çekilmek hakkımızdır' sloganını atıyor" dedi. Ancak söz konusu değişim artık yalnızca sokaklardaki gösterilerle sınırlı değil.

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai, cumartesi akşamı yaptığı açıklamada Tahran'ın nükleer doktrinini değiştirme yönünde henüz "yeni bir karar" almadığını, ancak İran'a yeniden savaş dayatılması halinde bu konunun tartışmaya açık olduğunu söyledi.

Rızai'nin sekreterliğini yürüttüğü konsey, özellikle nükleer dosya başta olmak üzere stratejik kararların alınmasında görev yapıyor. Bu kararlar İran dini liderinin onayından geçiyor.

Nükleer doktrinin gözden geçirilmesi ve Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması'ndan çekilme konusu artık marjinal çevrelerde veya kıyamet savaşlarına hazırlık çağrısı yapan gruplar arasında tartışılmıyor. Konu, Tahran'daki cuma hutbelerinde, parlamentoda ve dini liderin ofisine bağlı gazetelerin de aralarında bulunduğu yarı resmi medya organlarında yeniden gündeme taşındı.

cvfgbhju
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai, 26 Ekim 2026'da Tahran'da Suudi Arabistan Savunma Bakanı, Pakistan Kara Kuvvetleri Komutanı ve Türkiye İstihbarat Başkanı ile yapılan toplantıda (İran Cumhurbaşkanlığı - AFP)

Bazı çevreler doktrinin gözden geçirilmesinin ötesine geçerek açıkça nükleer bomba edinilmesini talep ederken, diğerleri bunun askeri ve diplomatik maliyetleri konusunda uyarıda bulunuyor.

Gözlemcilere göre nükleer doktrinin gözden geçirilmesi, nükleer silahların yayılmasına ilişkin siyasi literatürde genel olarak nükleer programın kitle imha silahı edinme hedefi doğrultusunda değiştirilmesi anlamına geliyor.

Bu konudaki nihai karar ise mart ayında göreve gelen ve henüz kamuoyu önüne çıkmayan yeni dini lider Mücteba Hamaney'in elinde bulunuyor. Hamaney, şimdiye kadar nükleer meseleye ilişkin açık bir tutum ortaya koymadı.

"Bu durumu neden sürdürmek istiyorsunuz?"

General Rızai, devlet televizyonuna verdiği röportajda, "Hükümette, yönetim kademesinde henüz yeni bir karar alınmadı. Ancak şu anda bu konu tartışılıyor: Savaş yeniden başlarsa önceki doktrini korumak mı istiyoruz, yoksa istemiyor muyuz?" ifadelerini kullandı.

Rızai, tartışmayı kamuoyundan gelen baskının bir sonucu olarak sundu. Nükleer doktrinin değiştirilmesi yönünde halktan talepler bulunduğunu belirterek şöyle konuştu:

"İnsanlar, düşmanın gelip bütün nükleer tesislerimizi vurduğunu görüyor. Peki, neden vurdu? Biz Uluslararası Atom Enerjisi Ajansının (UAEA) bütün denetimlerine izin verdik. Tüm tesislerimizde kameraları vardı. İnsanlar bunu gördüğünde doğal olarak bize şu soruyu soruyor: Bu durumu neden sürdürmek istiyorsunuz?"

Nükleer dosyada müzakere ihtimaline ilişkin soruyu da yanıtlayan Rızai, İran'a yeniden savaş dayatılması halinde ülkenin NPT üyeliğini sürdürüp sürdürmeyeceğinin belirsiz olduğunu söyledi.

Rızai, "Antlaşmanın üyesiyiz ve 22 hakkımız var. Nükleer müzakere yapılacaksa haklarımızı talep edeceğiz" dedi.

Rızai, UAEA Başkanı Rafael Grossi'yi de hedef aldı. Grossi'yi "paralı asker ve Siyonist rejimin hizmetkârı" olarak nitelendiren Rızai, İran'ın bütün sorunlarının onun görev döneminde başladığını ileri sürdü.

İran Dışişleri Bakanlığı da pazartesi günü tartışmaya dahil oldu. Bakanlık Sözcüsü İsmail Bekayi, haftalık basın toplantısında nükleer doktrinin değiştirilmesi meselesinin "gerçek ve ciddi bir konu" olduğunu, yalnızca ülke içindeki tartışmalarla sınırlandırılmaması gerektiğini söyledi.

Eski dini lider Ali Hamaney'in ABD-İsrail saldırılarında öldürülmesine değinen Bekayi, "Karşı taraf, nükleer silahların üretilmesini ve kullanılmasını yasaklayan fetvanın sahibini öldürdü" dedi.

İran'ın nükleer programının barışçıl niteliğini kanıtlamaya çalıştığını belirten Bekayi, diğer tarafların ise sürekli bahaneler ürettiğini savundu.

Bekayi, tartışmanın sorumluluğunu ABD ve İsrail'e yükleyerek, "Bu tartışmanın ortaya çıkmasının ve hem toplumumuzda hem de uluslararası düzeyde gündeme gelmesinin tek sorumlusu ABD ve İsrail'dir. İran İslam Cumhuriyeti, geçmişte nükleer dosyada her zaman barışçıl hedefler izledi ve bunu defalarca kanıtladı" ifadelerini kullandı.

Rızai, ağustos ayında göreve gelmesinden bu yana nükleer doktrinin değiştirilmesi meselesini ikinci kez gündeme getiriyor.

fgthy
İran dini lideri Ali Hamaney'in danışmanı Ali Ekber Velayeti'nin ofisine bağlı Ferhihtegan gazetesi, pazartesi günkü sayısında nükleer belirsizliğin korunmasını ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Başkanı Rafael Grossi'nin ülkeye girişinin engellenmesini savundu; Grossi'yi “Mossad görevlisi” olarak nitelendirdi.

Göreve atanmasından birkaç gün sonra devlet televizyonuna verdiği röportajda uluslararası değerlere ve NPT'ye bağlı kalmanın anlamını sorgulayan Rızai, "Öyleyse neden nükleer bomba edinmeye çalışmıyoruz?" diye sormuştu.

Rızai o dönemde, "Trump'ın aptallığı dünyayı nükleer bomba edinmeye doğru itti" demişti. İran'ın NPT üyesi olmasına ve denetimleri kabul etmesine rağmen saldırıya uğradığını belirterek, "Demek ki NPT etkili değil, UAEA üyeliği de" ifadelerini kullanmıştı.

Liderlik Uzmanlar Meclisi Başkanlık Divanı üyesi ve Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi üyesi Muhsin Araki de İran'ın antlaşmadaki üyeliğinin yeniden değerlendirilmesi çağrılarına katıldı.

Araki, bu talebin ülke genelindeki gösterilerde ve toplumsal toplantılarda öne çıkarılması gereken önemli taleplerden biri olduğunu söyledi.

İran'ın antlaşmaya üyeliği nedeniyle çok sayıda zarar ve saldırıya maruz kaldığını ancak buna karşılık uygun bir fayda elde edemediğini savunan Araki, yaşanan deneyimler ışığında antlaşmada kalma kararının gözden geçirilmesini istedi.

Tahran'ın geçici cuma imamı Muhammed Cevad Hac Ali Ekberi de konuyu art arda iki cuma hutbesinde gündeme getirdi.

Ekberi, geçen cuma Tahran Üniversitesi'nde verdiği hutbede, "Nükleer doktrinimizi neden yeniden gözden geçirmiyoruz? Bu talep aceleci veya duygusal bir tepki değil, ulusal olgunluğun ve bilincin sonucudur" dedi.

Düşmanların İran halkının bütün kırmızı çizgilerini aştığını, dini lideri öldürdüğünü ve taahhütlerine uymadığını savunan Ekberi, konuyu gündeme getirdiği için bazı kesimlerin öfkelendiğini söyledi.

Ekberi ayrıca, kaynağını belirtmediği önceki kamuoyu araştırmalarına atıfta bulunarak İranlıların yüzde 70'inden fazlasının nükleer doktrinin gözden geçirilmesini desteklediğini ileri sürdü.

avfgh
Tahran sokaklarından birinde, üzerinde “İsrail'in yıkılmasına 5 bin 64 gün kaldı” yazan İsrail karşıtı bir pankart (28 Ekim) (VANA - Reuters).

Uzmanlara ve seçkin isimlere konuya ilişkin öneriler hazırlama çağrısı yapan Ekberi, ilgili kurumların çalışmalarını tamamlayarak bunları yeni dini lidere sunmasını istedi.

Ekberi, "Sonuçta devrim lideri hangi kararı verirse ona uyacağız. Ancak toplumda oluşan bu talebin de dikkate alınması gerekiyor" diye konuştu.

Cuma namazı hutbelerinin dini liderin ofisinin eğilimlerini yansıttığına dikkat çeken gözlemciler, konunun Tahran cuma hutbesinde gündeme getirilmesinin tartışmayı daha görünür ve açık hale getirdiğini belirtiyor.

Bu tartışma, eski dini lider Ali Hamaney'in mirasıyla da çelişiyor. Hamaney, yaklaşık 20 yıl önce yaptığı bir konuşmada nükleer silah üretmenin, depolamanın ve kullanmanın "haram" olduğunu söylemişti. Tahran yönetimi bu tutumu Birleşmiş Milletler'e bir fetva olarak sunmuştu.

İranlı yetkililer, savaş öncesinde Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammed İslami'nin de aralarında bulunduğu çeşitli isimler aracılığıyla ülkenin nükleer silah üretebilecek kapasiteye sahip olduğunu dile getirmiş, ancak eski dini liderin tutumuna dayanarak böyle bir niyetlerinin bulunmadığını savunmuştu.

Yeni dini liderin yardımcısı Muhammed Muhbir ise pazar günü X hesabından yaptığı açıklamada, İran'ın savunma doktrininin hızla değiştiğini belirtti.

Muhbir, "Tehdidin coğrafyası artık karşılığın verileceği coğrafyayı belirlemiyor" ifadesini kullandı. Caydırıcılık anlayışının yeniden tanımlanmasının bölgesel çerçevenin ötesine geçtiğini belirten Muhbir, tehdidin kaynağının, kapsamının ve gerçekleştiği yerin artık İran'ın caydırıcılık hesaplarını sınırlamadığını söyledi.

Muhbir, açıklamasında nükleer doktrine doğrudan değinmedi.

Parlamentodan baskı

Nükleer doktrin tartışması pazar günü çevrim içi olarak gerçekleştirilen parlamento oturumuna da taşındı.

Parlamento Başkan Yardımcısı Ali Nikzad, İran halkının nükleer dosya konusunda müzakere yapılmasını istemediğini söyledi. Nikzad, ABD'nin İran'a yönelik düşmanlığını "medeniyetler arası bir çatışma" olarak nitelendirdi.

Anayasa'nın 90'ıncı Maddesi Komisyonu Başkanı Milletvekili Nasrullah Pejmanfer ise NPT'den çekilme konusunun ciddi biçimde gündeme alınması çağrısında bulundu.

Pejmanfer, antlaşmada kalmanın İran'a hiçbir fayda sağlamadığını, aksine düşman olarak nitelendirdiği çevrelerin ülkeye sızması için yollar açtığını savundu.

"Grossi ve antlaşma heyeti ülkemize her geldiğinde çok büyük kayıplar ve zararlar yaşadık" diyen Pejmanfer, şöyle devam etti:

"Umarım bu karar bir sonuca ulaşır. Herkes liderliğin kararına göre hareket edecek. Antlaşmadan çekilerek ülkemizin bu baskılar karşısında asla geri adım atmayacağını onlara göstermeliyiz."

Aşırı muhafazakâr milletvekili Mahmud Nebuyan da X hesabından yaptığı açıklamada, düşmanın tehditleri karşısında nükleer doktrinin değiştirilmesinin İranlılar arasında "neredeyse genel bir talebe" dönüştüğünü yazdı.

Milletvekili Malik Şeriati de aynı oturumda antlaşmadan çekilmenin halkın talebi olduğunu belirterek, "Ülkenin farklı bölgelerindeki insanlar milletvekillerinden İran'ın bu antlaşmadan çekilmesini istiyor" dedi.

Milletvekili İbrahim Rızai ise X hesabından yaptığı paylaşımda, dini liderin "doktrin ve taktik alanlarında yerli savunmanın derinleştirilmesi" yönündeki talimatının kalıcı caydırıcılık hedefinin açık bir göstergesi olduğunu savundu.

Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu üyesi, eski Devrim Muhafızları komutanlarından ve nükleer doktrinin değiştirilmesini destekleyen isimlerden İsmail Kevseri de ILNA haber ajansına verdiği röportajda, olası değişikliğin dini liderin kararına bağlı olduğunu söyledi.

xcdvfgh
İranlılar, cumartesi günü Tahran sokaklarından birinde eski İran dini lideri Ali Hamaney'in duvar resminin önünden geçiyor (AP)

İranlıların nükleer silahın yeniden gündeme alınmasını talep ettiğini belirten Kevseri, kararın yalnızca kişisel istek ve görüşlere göre alınamayacağını, sistemin genel politikaları doğrultusunda şekilleneceğini ifade etti.

Kevseri, "Silahlı kuvvetlerin başkomutanı bu konuda ilk ve son sözü söyleyecek kişidir" dedi.

Dini liderin son mesajında askeri istihbarat yapısının güçlendirilmesi ve doktrinin geliştirilmesi üzerinde durduğunu aktaran Kevseri, nükleer doktrinin değiştirilmesi ve antlaşmadan çekilmenin ayrı bir mesele olduğunu, kararın dini lidere ait bulunduğunu söyledi.

Konunun bütün eksiklikleri, avantajları ve farklı boyutlarıyla incelenmesi gerektiğini belirten Kevseri, "Bir aşamada karar alınırsa bütün gücümüzle arkasında durmalıyız" diye konuştu.

Kevseri, İran'ın Amerikalılara güvenmediğini ve yedi maddelik planın uygulanmasından önce herhangi bir müzakerenin yapılmayacağını da sözlerine ekledi.

Belirsizlik mi, tehdit mi?

Şarku’l Avsat’ın İran gazetelerindan aktardığı değerlendirmelere göre nükleer doktrin tartışmasında farklı tutumlar sergileniyor.

Dini liderin ofisine bağlı kurumun yayın organı olan Aghah gazetesi, "Nükleer bomba edinme talebinin toplumun geniş kesimleri arasında ciddi bir talebe dönüştüğünü" yazdı.

Gazete, son iki savaşa ilişkin değerlendirmesinde İran'ın düşmanın son seçeneğe başvurarak ülkeye atom bombası atmaması için bazı saldırıları bilerek gerçekleştirmediğini ileri sürdü.

Nükleer silaha sahip olmanın İran'ı gerilimin en üst seviyesine taşıyacağını belirten gazete, bunun ülkeye "mutlak caydırıcılık" sağlayacağını savundu.

Dini liderin ofisine bağlı bir diğer yayın organı Keyhan gazetesi ise cumartesi günü nükleer alandaki şeffaflığın sona erdirilmesi ve NPT'den çekilme çağrısında bulundu.

Gazete, "İranlı yetkililerin nükleer silah üretmeyeceklerine ilişkin kesin ve açık inkâr açıklamaları yapmalarına artık gerek yok. Çift anlamlı açıklamalar, belirsiz tutumlar ve hatta sessizlik en iyi yanıt olacaktır" diye yazdı.

Gazete, Washington'a yönelik şu ifadeleri kullandı:

"Amerikalılar İran'ın nükleer silah edinme ihtimalinden korkuyorsa biraz korkmalarında sakınca yok."

Keyhan, başyazısında nükleer müzakerelerin tamamen sona erdirilmesini de istedi. ABD'nin "suç niteliğindeki saldırganlığının" ardından İran'ın nükleer programı konusunda yalnızca şu anda değil, hiçbir zaman müzakere yapmayacağını savundu.

Karşıt görüşteki çevrelerden ise farklı açıklamalar geldi.

İran Cumhurbaşkanı'nın ekibine yakınlığıyla bilinen Khabar Online sitesi, muhafazakâr aktivist Hüseyin Nakavi Hüseyni'nin değerlendirmelerine yer verdi.

Hüseyni, karar alma yetkisine sahip hiçbir kurumun nükleer stratejinin değiştirilmesi konusunda henüz görüş bildirmediğini belirtti. Konunun gösterilerde ve parlamentoda gündeme getirilmesinin İran'a yalnızca maliyet yükleyeceğini savundu.

Dini liderin eski liderin fetvasına ilişkin görüş bildirmesi, yeni bir fetva yayımlaması veya Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi'nin karar alması halinde durumun değişeceğini söyleyen Hüseyni, bu durumda bütün kurumların söz konusu karara uymak zorunda kalacağını ifade etti.

Askeri gücün sergilenmesinin ülkenin genel politikaları çerçevesinde kalması gerektiğini de sözlerine ekledi.

Uluslararası ilişkiler uzmanı Hadi Alami Feriman ise İran'ın "karşı karşıya gelme ve sıfır saati" aşamasında olduğunu belirterek, mevcut koşullarda nükleer doktrinin değiştirilmesinin veya nükleer silah üretimine yönelmenin etkili bir caydırıcılık sağlayacağı görüşüne katılmadığını söyledi.

Haft Sobh gazetesi ise iki eski büyükelçinin birbirine zıt görüşlerini yayımladı.

Eski İran büyükelçisi Muhammed Hasan Kadiri Ebiyane, nükleer silah edinmenin "zorunlu" olduğunu savunarak dini liderden bu silahın üretilmesine izin vermesini istedi.

Ebiyane, nükleer silahın yalnızca düşmanın önce nükleer silah kullanması halinde devreye sokulması gerektiğini belirtti. ABD ve İsrail'in İran'a karşı atom bombası kullanma ihtimaline işaret ettiğini öne süren Ebiyane, yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş uranyumun seyreltilmesine veya ülke dışına çıkarılmasına da karşı çıktı.

İran'ın eski Fransa Büyükelçisi Ebulkasım Delfi ise nükleer silah edinme çağrılarını bir tuzak olarak değerlendirdi.

Delfi, Washington'ın Tahran'ı nükleer silah edinmek istediğini açıklamaya zorlamaya çalıştığını ve böylece saldırılarını meşrulaştırmak istediğini savundu.

"Bu tuzağa düşmemeliyiz" diyen Delfi, söz konusu çağrıların arkasında aşırı muhafazakâr bir azınlığın bulunduğunu belirtti.

Rusya ve Çin'in İran'ın nükleer silah üretmesini desteklemediğini söyleyen Delfi, savaş ve barış arasında süregelen belirsiz durumun temelinde nükleer meselenin bulunduğunu ifade etti. Delfi'ye göre bu sorunun çözülmesi, diğer sorunların çözümü için de gerekli.

UAEA'nın bildikleri ve bilmedikleri

Nükleer doktrin tartışmaları, uluslararası denetçilerin İran'ın nükleer programına ilişkin tam bir tabloya sahip olmadığı bir dönemde yaşanıyor.

UAEA, geçen yıl ABD'nin düzenlediği saldırıların ardından İran'ın zenginleştirilmiş uranyum stokunun mevcut durumunu doğrulayamadı.

UAEA Başkanı Rafael Grossi, geçen hafta Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde yaptığı açıklamada, "Ajans, Haziran 2025'ten bu yana 2025 ve 2026 yıllarında düzenlenen askeri saldırılarda hasar gören tesislerin hiçbirinde onarım veya yeniden inşa faaliyeti tespit etmedi" dedi.

Grossi, İran'a hasar görenler de dahil olmak üzere bütün tesislerde denetçilere erişim izni vermesi çağrısında bulundu.

vfgbhjukı
Fordo Yakıt Zenginleştirme Tesisi'ne ait bir poster, ABD Savunma Bakanı'nın 26 Haziran 2025'te Washington'da düzenlediği basın toplantısının ardından sergileniyor (AFP)

UAEA'nın verilerine göre İran, yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş 440,9 kilogram uranyuma sahip. Bu oran, nükleer silah üretimi için gerekli olan yüzde 90 zenginleştirme seviyesine teknik açıdan kısa bir mesafe bırakıyor.

Tahran nükleer programının barışçıl olduğunu savunmayı sürdürse de söz konusu stok, nükleer silah edinilmesini isteyenlerin başlıca argümanları arasında yer alıyor.

Kadiri Ebiyane, Batılı ülkelerin zenginleştirme oranının yüzde 60'tan yüzde 90'a çıkarılmasının kolay bir işlem olduğunu bildiğini belirterek, İran'ın nükleer başlık taşıyabilecek kapasitede füzelere sahip olduğunu savundu.

Ebiyane, İran'ın böyle bir karar alması halinde "kararın verilmesiyle silahın kullanılması arasındaki sürenin çok kısa olacağını" ileri sürdü.

Delfi ise çözümün tam ters yönde atılacak adımlarla mümkün olabileceğini düşünüyor.

Delfi, "İran'ın nükleer silah üretmeye çalışmadığı konusunda dünyayı ikna edecek bir çözüm bulabilirsek diğer sorunların da çözülmesini umut edebiliriz. Aksi halde diğer sorunlar varlığını sürdürmeye devam edecek" değerlendirmesinde bulundu.


Liberman safını seçti, Eisenkot'un hükümet yolu açıldı

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yu destekleyen sağcı İsrailli aktivistler, Pazar akşamı İsrail'in Hayfa kentinde yeni seçimler yapılması talebiyle gösteri düzenledi (EPA)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yu destekleyen sağcı İsrailli aktivistler, Pazar akşamı İsrail'in Hayfa kentinde yeni seçimler yapılması talebiyle gösteri düzenledi (EPA)
TT

Liberman safını seçti, Eisenkot'un hükümet yolu açıldı

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yu destekleyen sağcı İsrailli aktivistler, Pazar akşamı İsrail'in Hayfa kentinde yeni seçimler yapılması talebiyle gösteri düzenledi (EPA)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yu destekleyen sağcı İsrailli aktivistler, Pazar akşamı İsrail'in Hayfa kentinde yeni seçimler yapılması talebiyle gösteri düzenledi (EPA)

İsrail'de seçim sonuçlarının kesin bir tablo ortaya koymamasının ardından yaşanan siyasi tıkanıklıkta dikkat çekici bir gelişme yaşandı. Eski Genelkurmay Başkanı ve Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot'un hükümeti kurmakla görevlendirilmesi artık büyük ölçüde kesinleşti. Rus Yahudilerinin partisi İsrail Evimiz'in lideri Avigdor Liberman, pazartesi günü yaptığı açıklamada, İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog'a hükümeti kurma görevinin Eisenkot'a verilmesini tavsiye edeceğini duyurdu.

Liberman'ın partisi, geçen hafta yapılan İsrail parlamento (Knesset) seçimlerinde yarışılan 120 sandalyeden yalnızca 7'sini kazanmıştı. Ancak mevcut Başbakan Binyamin Netanyahu liderliğindeki sağ ittifak, Eisenkot'a yönelik sert eleştirileri nedeniyle Liberman'ı kendi saflarına çekmeyi ve muhalefetin 48 sandalyelik bloğundan iktidar ittifakına geçmesini sağlamayı umuyordu.

İsrail seçimleri, iki ana rakip olan Netanyahu ve Eisenkot'tan hiçbirine 61 sandalyelik çoğunluğu kazandıramadı. Oy sayımının kesinleşen sonuçlarına göre Netanyahu'nun bloku 53 sandalyeyle ilk sırada yer alırken, Liberman'ın partisini de içeren Eisenkot liderliğindeki blok 48 sandalye elde etti. Arap partileri ise 19 sandalye kazanarak "tarihi" olarak nitelendirilen bir başarıya imza attı.

gthyjukı
İsrail vatandaşı Filistinli bir kadın, Umm el-Fahm kentindeki seçim merkezinde oy kullanıyor (AP)

Liberman, pazartesi günü yaptığı açıklamada Netanyahu liderliğinde kurulacak bir hükümete katılmayacağını kesin bir dille ifade etti. Herzog'un çarşamba günü başlatacağı istişarelerde, Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot'un yeni hükümeti kurmakla görevlendirilmesini tavsiye edeceğini bildirdi.

Liberman'ın Netanyahu ile ittifak kurmayacağını açıklamasıyla Eisenkot, muhalefetin 48 sandalyesine Arap partilerinin 19 sandalyesinden gelen desteğin eklenmesiyle toplam 67 milletvekilinin tavsiyesini almayı garantiledi. Böylece Herzog'un hükümeti kurma görevini Netanyahu'ya değil, Eisenkot'a vermesi neredeyse kesinleşti.

Ancak iki devletli çözüm seçeneğini reddeden Eisenkot ve Demokratlar Partisi (8 sandalye) dışındaki muhalefet partileri, Siyonist destekçi blokları kışkırtmamak amacıyla Arap partileriyle ittifak kurmayacaklarını taahhüt etti.

Arap partileri ise ayrı ayrı yaptıkları açıklamalarda hükümeti kurma görevinin Eisenkot'a verilmesini tavsiye edeceklerini duyurdu. Ancak bu partilerin hükümete katılıp katılmaması konusunda kendi içlerinde görüş ayrılığı bulunuyor. Siyasi İslam çizgisine yakın Mansur Abbas'ın liderliğindeki parti daha önce hükümette yer alırken, sol ve Arap milliyetçisi çizgideki Ortak Liste partileri hükümete katılmayı kesin biçimde reddediyor.

Netanyahu ekibinden yayılan söylentiler

Liberman, Netanyahu'nun yardımcıları tarafından ortaya atılan, kendisini sağ koalisyona katmak için müzakereler yürütüldüğü ve Netanyahu'nun hükümetin dört yıllık görev süresinin ilk iki yılında başbakanlığı Liberman'a bırakmayı kabul ettiği yönündeki söylentilere son verdi.

Liberman, partisinin grup toplantısında yaptığı açıklamada, başbakanlığın dönüşümlü olarak paylaşılması, hatta Netanyahu'nun ilk iki yıl için başbakanlık görevini kendisine bırakması durumunda bile Netanyahu liderliğindeki bir hükümete katılmayacağını söyledi.

Liberman, muhalefet bloğunda Knesset'in yeni başkanının seçilmesi konusunda varılan adımlara bağlı olduğunu da belirtti. Bu makamın kendi partisine verilmesini istemediğini, Yair Lapid'in Birlikte Listesi'nin adayını destekleyeceğini açıkladı.

Liberman ayrıca hükümet sistemi ve yargı düzenini değiştirmeyi amaçlayan yasaların iptal edilmesi başta olmak üzere muhalefetin üzerinde uzlaştığı diğer adımları da destekleyeceğini belirterek muhalefet cephesine bir ölçüde güvence verdi.

dvfgbhyj
İsrail'in eski Maliye Bakanı Avigdor Liberman (X hesabı)

Liberman, Eisenkot'a yönelik eleştirilerinden ise vazgeçmedi. Eisenkot'tan da seçim sonuçlarından da memnun olmadığını belirten Liberman, sonuçların Siyonist muhalefet partileri açısından "büyük bir başarısızlık" olduğunu söyledi.

Liberman, "Birlikte 41 sandalye kazandık. İki devletli çözümü destekleyen sol Demokratlar Partisi'ni bu hesaba dahil etmedik. 48 sandalyeden daha fazlasını elde etmeyi beklediğimizi kabul etmeliyiz" dedi.

Seçim başarısızlığının en büyük sorumluluğunu doğrudan Eisenkot'a yükleyen Liberman, onun "bencil bir seçim kampanyası yürüttüğünü ve bu nedenle 7-8 sandalye kaybettiklerini" savundu.

Buna rağmen Netanyahu'nun istediği gibi ülkenin yeniden seçime gitmesini önlemek için muhalefet bloğunun yanında duracağını belirten Liberman, "İran'la savaş çıksa bile Netanyahu hükümetine katılmayacağız ancak elbette dışarıdan destek vereceğiz" ifadelerini kullandı.

Mevcut siyasi tablonun görünümü

Beyahad / B'Yachad  (Birlikte Partisi) lideri Naftali Bennett ile Arap partilerinin temsilcileri, çarşamba gününden itibaren Herzog ile yapacakları görüşmelerde hükümeti kurma görevinin Eisenkot'a verilmesini tavsiye edeceklerini resmen açıklamıştı.

Liberman'ın da bu karara katılmasıyla Eisenkot'un toplam 67 milletvekilinin desteğini alması kesinleşti. Bu destek; kendi partisinden 21, Bennett-Lapid ittifakından 12, Demokratlar Partisi'nden 8, Arap partilerinden 19 ve Liberman'ın partisinden 7 milletvekilinden oluşuyor.

Netanyahu'nun hükümeti kurmasını tavsiye edecek milletvekillerinin sayısı ise Aşkenaz Haredi partisi Birleşik Tevrat Yahudiliği'nin (7 milletvekili) adaylardan hiçbirini desteklememe kararı almasının ardından 53'ten 46'ya geriledi.

Muhalefet liderlerine yakın kaynaklara göre, muhalefet cephesinin öncelikli hedefi Knesset'te yönetim değişikliğini sağlayacak bir hükümet kurmak. Bu kapsamda Netanyahu'nun partisi Likud'dan mevcut Meclis Başkanı Amir Ohana'nın değiştirilmesi ve komisyon başkanlıklarının yeniden düzenlenmesi planlanıyor.

Yeni yönetimin öncelikli ve acil görevleri arasında 7 Ekim 2023'teki başarısızlıkları soruşturacak bir komisyon kurulması ve Knesset'in yönetim sisteminde köklü değişiklikler öngören düzenlemelerinin iptal edilmesi bulunuyor. Söz konusu yasaların 1 Ocak 2027'de yürürlüğe girmesi bekleniyor. Bu nedenle düzenlemelerin bu tarihten önce kaldırılması gerekiyor.

İsrail'de hükümet kurma sürecinin bundan sonraki aşamasında Cumhurbaşkanı Herzog'un, 11 Kasım'da hükümeti kurmakla görevlendireceği kişinin adını açıklaması gerekiyor. Knesset'in ilk oturumunun ise bu ayın 10'unda yapılması bekleniyor.

Hükümeti kurmakla görevlendirilecek başbakana kabineyi oluşturması için 28 gün süre verilecek. Bu süre 14 gün daha uzatılabilecek. Eisenkot'un başarısız olması halinde Herzog, görevi başka bir milletvekiline verebilecek. Netanyahu ise Liberman'a ortaklık teklif etmeyi planlıyordu.

İran savaşı ve "Nazi söylemi" yeniden gündemde

Eisenkot'un Netanyahu yönetimini sona erdirme konusundaki kararlılığı ve kamuoyunun geniş kesimleriyle devletin bazı kurumlarından aldığı destek karşısında Netanyahu'nun Likud Partisi, "kıyamet silahı" olarak nitelendirilen İran savaşı ve diğer cephelerdeki çatışmaları yeniden gündeme taşımaya çalışıyor.

Netanyahu, bu süreçte ABD Başkanı Donald Trump'ı en güçlü destekçisi haline getirmeyi hedefliyor. Savaşın İsrail'de bir ulusal birlik hükümetini zorunlu kılacağını savunan Netanyahu, Washington'dan ortak ya da tek taraflı bir askeri operasyon düzenlemesini istiyor. Eski Genelkurmay Başkanı olan Eisenkot'un da böyle bir durumda savaşın gerekliliklerine uymak zorunda kalacağı değerlendiriliyor.

Bu arada Likud, Eisenkot'u Arap partileriyle hükümet kurmaktan vazgeçirmek ve korkutmak amacıyla baskılarını sürdürüyor.

Pazar akşamı Eisenkot'un evinin önünde düzenlenen sağcı gösteride bir protestocu, mikrofon aracılığıyla Eisenkot'un eşine yönelik ağır ifadeler kullandı.

Gösterici, "Kocan bir katil, acımasız bir cani. Oğlunu öldüren de o (Eisenkot'un Gazze'deki çatışmalarda hayatını kaybeden oğluna atıfta bulunuyor). Kardeşlerinin iki oğlunu da o öldürdü (onlar da Gazze savaşında hayatını kaybetmişti). Oğlunun katiliyle, bütün çocuklarımızın katiliyle ve devleti terörist Araplara satan biriyle aynı yatakta nasıl yaşayabiliyorsun?" diye bağırdı.

xhjk
Kudüs'te Likud Partisi'nin seçim afişinde Netanyahu ve Trump, İbranice "Kazanmak için tek bir şansımız var" sloganıyla birlikte yer alıyor (AP).

Bu provokatif gösteriden önce, cumartesi akşamı onlarca protestocuyla birlikte Eisenkot'un evinin önüne gelen başka bir sağcı aktivist de mikrofon aracılığıyla Nazi söylemi kullandı.

Eisenkot'u destekleyen Yahudi göstericilere seslenen aktivist, "Sizi yeniden Auschwitz'in barakalarına göndermeliyiz" dedi. İsrail anlatısına göre İkinci Dünya Savaşı sırasında Polonya'daki Nazi imha kampında 1,5 milyon Yahudi öldürülmüştü.

Aktivist sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bir Filistin devleti kurmadan önce sizi ezeceğiz. Tamamen sağcı bir hükümet kuracağız. Size Auschwitz'dekiler gibi mezbahalar kuracağımıza söz veriyorum. Çünkü bizim en büyük düşmanlarımız sizsiniz."

Yashar Partisi, bu kanlı kışkırtıcı söylemin 1995 yılına, yani Netanyahu'nun dönemin Başbakanı İzak Rabin'e karşı gösterilere öncülük ettiği döneme dönüş anlamına geldiğini belirtti.

O dönemde Rabin'in Nazi subayı üniformasıyla gösterildiği fotoğraflar yayımlanmış, göstericiler "Hain, hain" sloganları atmıştı. Bu kışkırtıcı atmosferin ardından aşırı sağcı Yahudi bir öğrenci, Rabin'e suikast düzenleyerek onu öldürmüştü.


Tahran diplomatik temasları yoğunlaştırırken savaşın yeniden başlaması ihtimaline karşı hazırlık yapıyor

İranlılar, cumartesi günü Tahran sokaklarından birinde eski İran lideri Ali Hamaney'in duvar resminin önünden geçerken (AP)
İranlılar, cumartesi günü Tahran sokaklarından birinde eski İran lideri Ali Hamaney'in duvar resminin önünden geçerken (AP)
TT

Tahran diplomatik temasları yoğunlaştırırken savaşın yeniden başlaması ihtimaline karşı hazırlık yapıyor

İranlılar, cumartesi günü Tahran sokaklarından birinde eski İran lideri Ali Hamaney'in duvar resminin önünden geçerken (AP)
İranlılar, cumartesi günü Tahran sokaklarından birinde eski İran lideri Ali Hamaney'in duvar resminin önünden geçerken (AP)

İran, yeni bir savaşın önüne geçmek amacıyla arabulucular üzerinden yürüttüğü temasları yoğunlaştırırken, taraflar arasında bir anlaşma taslağı da dolaşıma girdi. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Tahran'ın hem diplomasiye hem de askeri karşılaşmaya hazır olduğunu belirterek, bu kez her iki senaryoya da geçmiştekinden çok daha güçlü şekilde hazırlandıklarını söyledi. Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ise dini liderin hükümete müzakere konusunda yetki verdiğini açıkladı.

Arakçi, Türkmenistan ziyaretinin sonunda başkent Aşkabat'ta resmi haber ajansı IRNA'ya verdiği röportajda, mevcut koşulların hassasiyeti ve taşıdığı riskler nedeniyle arabulucular üzerinden yürütülen istişarelerin son derece yoğunlaştığını belirtti. Arakçi, bundan sonraki sürecin tamamen ABD'nin tutumuna bağlı olduğunu ifade etti.

Katar ve Pakistan'ın arabulucu olarak son derece aktif bir rol üstlendiğini kaydeden Arakçi, "Heyetlerin ziyaretleri açıkça görülüyor. Bunun yanı sıra taraflar arasında onlarca telefon görüşmesi yapılıyor ve çok sayıda mesaj karşılıklı olarak iletiliyor" dedi.

İran'ın hem kendisini güçlü biçimde savunmaya hem de diplomasi masasına oturarak adil bir müzakere çözümüne ulaşmaya hazır olduğunu defalarca açıkladığını belirten Arakçi, şöyle konuştu:

"Belirli şartlarımızı açıkladık ve yazılı planımızı sunduk. Artık her şey ABD tarafına, oradaki siyasi aklın ne ölçüde hâkim olduğuna ve diplomasi yolunu tercih etme iradesine sahip olup olmadıklarına bağlı. Yoksa önceki örneklerde olduğu gibi süreci yeniden saldırılara ve askeri operasyonlara mı sürüklemek istiyorlar?"

Arakçi, İran'ın her iki senaryoya da geçmiştekinden çok daha güçlü biçimde hazırlandığını vurgulayarak, "Bizi bir kez daha sınamak isterlerse, öncekinden çok daha acı ve ağır bir sonuçla karşılaşacaklarını biliyorlar. Diplomasi yoluna samimiyetle girerlerse biz de hazırız" ifadelerini kullandı.

Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması konusunda İran'ın şartlarının tamamen açık ve şeffaf olduğunu söyleyen Arakçi, "Bu şartlar kabul edilirse boğaz açılır ve müzakereler yeniden başlar. Kabul edilmezse durum gördüğünüz şekilde devam eder" dedi.

İran'ın temel ilkelerinden hiçbir şekilde geri adım atmayacağını ve hiçbir gücün karşısında başını eğmeyeceğini belirten Arakçi, buna karşın Tahran'ın akıl, diyalog ve mantık çerçevesinde hareket ettiğini söyledi.

Arakçi, karşı tarafın da aynı yaklaşımı benimsemesi halinde İran'ın olumlu bir etkileşime hazır olduğunu kaydederek, "Ancak aldatma, askeri operasyonlar ve saldırganlık niyetindelerse biz de aynı ölçüde hazırlıklıyız. Kararlı karşılıklarımızı görecekler" diye konuştu.

Reuters'a konuşan konuya yakın bir yetkili, İranlı müzakerecilerin Katar arabulucularıyla üç gün süren görüşmelerin ardından pazar günü Doha'dan ayrıldığını ve anlaşma taslağının görüş ve değerlendirmelerin alınması amacıyla taraflar arasında dolaşıma sokulduğunu bildirdi.

Yetkili, heyetin ayrılmasının müzakerelerde yaşanan sorunlardan kaynaklanmadığını, süreci takip etmek amacıyla yeni bir toplantının düzenlenebileceğini söyledi.

Arakçi de pazar günü Tahran'da gazetecilere yaptığı açıklamada, Doha'daki görüşmelere katılan yardımcısının aynı gün başkente döneceğini belirtmişti.

"Süreç karmaşık"

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, haftalık basın toplantısında görüşmelerin sürdüğünü ancak sürecin karmaşık olduğunu söyledi.

Tarafların arabulucular üzerinden mesaj alışverişinde bulunduğunu belirten Bekayi, "Top artık ABD'nin sahasında" dedi.

Bekayi, ABD'nin deniz ablukası sona erdirilmeden ve İran'ın meşru talepleri yerine getirilmeden herhangi bir anlaşmaya varılamayacağını, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasının veya güvenliğinin sağlanmasının da mümkün olmayacağını vurguladı.

Washington ile yürütülen diyaloğun temelini İran'ın yedi aşamalı teklifinin oluşturduğunu belirten Bekayi, planın uygulanma süresinin iki güne indirildiğini söyledi.

xcdvfgbh
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, basın toplantısında (Arşiv – İran Dışişleri Bakanlığı)

Bekayi, "Bu planın iki gün içinde uygulanabilecek olması İran'ın iyi niyetinin bir başka göstergesidir. Masadaki tek gerçek girişim budur" ifadelerini kullandı.

Planın uygulanma süresinin kısaltılmasının İran'ın temel tutumunu değiştirmediğini kaydeden Bekayi, nükleer müzakerelere dönülmesinin ancak Tahran'ın talep ve şartlarının karşılanmasının ardından mümkün olabileceğini belirtti.

Bekayi, görüşmelerde İran'ın yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunun başka bir ülkeye nakledilmesi konusunun gündeme gelip gelmediği ve Tahran'ın böyle bir seçeneği kabul edip etmeyeceği yönündeki soruya ise olumsuz yanıt verdi.

İran'ın yedi aşamalı planı, ABD'nin İran limanlarına yönelik deniz ablukasını sona erdirmesini, İran'ın Hürmüz Boğazı'nı açmasını, Washington'ın Tahran'a petrol satışına ilişkin kısıtlamalarda muafiyet tanımasını ve yeni yaptırımları kaldırmasını öngörüyor. Bu adımların ardından diğer konularda müzakerelerin başlatılması planlanıyor.

Tahran ayrıca bölgedeki tüm cephelerde ateşkes sağlanmasını ve dondurulmuş varlıklarının serbest bırakılmasını şart koşuyor. Söz konusu taleplerin, nisan ayında 40 günlük bombardımanı sona erdiren ateşkesin ardından haziran ayında imzalanan mutabakat zaptında da yer aldığı belirtiliyor.

Arakçi, pazar günü yaptığı açıklamada Washington'ın İran ile Umman arasında üzerinde uzlaşılan yeni bir gemi geçiş güzergâhını kabul etmesi, son aylarda uygulamaya koyduğu yaptırımları kaldırması ve bölgedeki ABD askerlerinin sayısını azaltması gerektiğini söylemişti.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance'in İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai'ye gönderdiği mesajla ilgili soruyu yanıtlayan Bekayi, mesajın yeni bir girişim içermediğini ve buna verilecek yanıt konusunda kararın Rızai'ye ait olduğunu belirtti.

Rızai, cumartesi akşamı devlet televizyonunda yayımlanan bir röportajında, mesajı okuduğunu ancak henüz yanıt vermediğini söylemişti. Rızai, "Üslupları tamamen değişti" diyerek bu değişimi olumlu bir işaret olarak değerlendirmiş, ancak mesajın içeriğine ilişkin ayrıntı vermemişti.

Şarku’l Avsat’ın İran'ın Mehr Haber Ajansı'ndan aktardığı habere göre Bekayi, yazışmalardaki üslup farklılıklarının olağan olduğunu ancak Tahran açısından asıl önemli olanın ABD'nin uygulamaları ve sahadaki tutumu olduğunu ifade etti.

Bekayi ayrıca Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi'nin, Katar arabuluculuğuyla Washington'a mesajların iletilmesini kolaylaştırmak amacıyla Doha'da bulunduğunu belirtti.

Hükümete müzakere yetkisi

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, sorunun diyalog yoluyla çözülmesi için çaba gösterdiklerini belirterek, "Bu konuda devrim lideri hükümete yetkiler verdi" dedi. Pezeşkiyan, söz konusu yetkilerin kapsamına ilişkin ayrıntı paylaşmadı.

Yeni dini lider Mücteba Hamaney, mart ayında göreve gelmesinden bu yana kamuoyu önünde görünmedi. Hamaney'in faaliyetleri, ofisi tarafından duyurulan yazılı açıklamalar ve kapalı toplantılarla sınırlı kalıyor.

İran Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Ali Abdullahî, parlamentonun Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu toplantısına katılarak silahlı kuvvetlerin savaş hazırlıklarına ilişkin kapsamlı bir rapor sundu.

Komisyon Sözcüsü Milletvekili Hasan Kaşkevi'nin açıklamasına göre Abdullahî, dini liderin Genelkurmay Başkanlığına verdiği son talimatların uygulanmak üzere bütün komutanlara ve askeri birliklere iletildiğini bildirdi.

Dini lider, cumartesi günü verdiği talimatta, her türlü tehdide "coğrafi sınır gözetmeksizin" karşılık verilmesini ve ABD ile İsrail'e ait varlıkları da kapsayacak şekilde "hedef bankasının" güncellenmesini istemişti.

Abdullahî'nin toplantıda dini liderle gerçekleştirdiği yüz yüze görüşmeler, kendisiyle yapılan yazışmalar ve bu yazışmalara verilen yanıtlar hakkında da bilgi sunduğu belirtildi.

Kaşkevi, bu bilgilerin dini liderin ülke meselelerine, özellikle askeri ve savunma alanlarına ilişkin gelişmeleri eksiksiz biçimde takip ettiğini gösterdiğini söyledi.

Abdullahî'nin, "Düşmanın vaatlerine güvenmiyoruz ve bunlara hiçbir şekilde bel bağlamıyoruz. Ciddi biçimde çalışmalarımızı sürdürüyoruz" dediğini aktaran Kaşkevi, silahlı kuvvetlerin ihtiyaçlarının karşılanması, savunma bütçesinin güçlendirilmesi ve askeri personelin yaşam koşullarının iyileştirilmesinin öncelikler arasında bulunduğunu kaydetti.

Umutlar ve endişeler

Diplomatik arabuluculuğun bir çözüme ulaşabileceğine yönelik beklentilerle petrol fiyatları pazartesi günü yaklaşık yüzde 4 geriledi. Ancak İranlı kaynaklar Reuters'a yaptıkları açıklamada, bir anlaşmaya varılmasından ziyade ABD'nin yeni bir saldırı düzenlemesinin hâlâ daha olası görüldüğünü belirtti.

Katar merkezli Nakilat şirketi, pazar günü yaptığı açıklamada, sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) tankerlerinden birinin cuma günü Körfez bölgesinde kimliği belirsiz mühimmatın hedefi olduğunu duyurdu.

Diplomatik temaslar, ABD'de salı günü yapılacak ara seçimlerin arifesinde sürüyor. ABD Başkanı Donald Trump, seçimlerden önce İran'a yönelik yeni saldırılar düzenlemeyeceklerini defalarca açıklamıştı.

sdcfgthyj
Bir Devrim Muhafızları mensubu, Tahran'ın kuzeyindeki Tecriş Meydanı'nda halk seferberlik güçlerine yönelik "Fedaiyyun" eğitim kampının açılışı sırasında silahları incelerken (AP)

Trump, cumartesi akşamı yaptığı açıklamada müzakerelerin "iyi gittiğini" söyledi. Bununla birlikte İran'a güvenmediğini belirterek, "Bildiğiniz gibi, pek güvenilir değiller. Bir anlaşma yapıyorlar, ardından bundan geri adım atıyorlar. Ben bir anlaşma yapmak istiyorum. Bakalım anlaşmaya varacaklar mı?" ifadelerini kullandı.

Trump, Natanz yakınlarındaki "Balta Dağı"na işaret ederek, "Hâlâ ilgilenmemiz gereken bir ya da iki nokta var ancak bunu 10 dakika içinde halledebiliriz" dedi.

Pazar günü Iowa eyaletinde düzenlenen bir seçim mitinginde konuşan Trump, Fransız Haber Ajansı'nın (AFP) aktardığına göre, "İran'la işimizi henüz bitirmemiş olmamın tek nedeni nazik davranmak istemem. Mümkünse bütün bu hayatları kurtarmaya çalışmak istiyorum. Ancak bir noktada onlara ezici bir darbe indirmek zorunda kalacağız" diye konuştu.

Axios haber sitesi, ABD'li ve İsrailli iki yetkiliye dayandırdığı haberinde, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun cumartesi günü yaptığı telefon görüşmesinde Trump'a seçimlerin hemen ardından İran'ı vurması çağrısında bulunduğunu yazdı. Trump'ın ise müzakerelere fırsat verilmesinden yana olduğu belirtildi.

Trump, pazar günü Netanyahu ile yaptığı görüşmeye ilişkin yalnızca "Çok iyi bir görüşme gerçekleştirdik" demekle yetindi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise Trump'ın saldırıların yeniden başlatılması konusunda henüz karar vermediğini açıkladı. Rubio, Trump'ın çatışmayı diplomatik yollarla sona erdirmeyi tercih ettiğini ancak askeri seçeneğin de masada tutulduğunu belirtti.

Bekayi, İran'a yönelik herhangi bir saldırgan eylemin veya hangi yöntemle gerçekleştirilirse gerçekleştirilsin askeri saldırının güçlü, derhal ve kapsamlı bir karşılıkla karşılanacağı uyarısında bulundu.

Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, Pekin'de İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreter Yardımcısı Ali Bakıri Keni ile yaptığı görüşmenin ardından çatışmanın taraflarına yeniden silaha başvurmak yerine siyasi çözümlere odaklanma çağrısı yaptı.

Wang, Çin'in İran'ın egemenliğini ve güvenliğini koruma çabalarını desteklediğini söyledi.

Rusya Dışişleri Bakanlığı da İran'a yönelik yeni bir askeri operasyon düzenlenebileceğine ilişkin haberlerden "derin endişe" duyulduğunu açıkladı ve diplomatik çabaların yoğunlaştırılması çağrısında bulundu.