​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
TT

​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)

Ortadoğu'da Barış ve Güvenliğin Geleceğini Destekleme Konferansı dün sona erdi.
ABD ve Polonya, konferans sonrasında yayınlanan sonuç bildirgesinde, Ortadoğu’da istikrarın sağlanması için böyle bir konferansın gerçekleştirilmesinin gerekliliğine dikkat çekerken, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, İran'ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varılması için işbirliği yapılması çağrısında bulundu ve bu tehditlerin Ortadoğu ile sınırlı kalmayacağını, bilakis Avrupa’ya ve Batı’ya da yöneleceğini söyledi. Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz ise yaptığı konuşmada, İran'ın Suriye'ye müdahalelerinin bölgeyi olumsuz etkilediğini söyledi.
“İran, Hizbullah ve terörizm Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor”
Varşova Konferansı’nın krizlerin üstesinden gelinmesi için gerçekleştirildiğini dile getiren Pompeo, “İran, Hizbullah ve terörizmin yayılması Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor. Ortadoğu'daki barış çalışmalarına devam edeceğiz. Daha fazla yaptırım ve daha fazla baskı istiyoruz. Böylece İran'daki diktatörlerin devamlılığının önüne geçebiliriz” açıklamasında bulundu. Ayrıca bölgedeki İran saldırganlığının gerçek bir tehlike olduğuna dikkat çeken Pompeo, “Konferansta İran’ı savunan hiçbir ülke yok. İran’ın bölgeyi istikrarsızlaştıran rolü konusunda hepimiz hemfikiriz” dedi. Pompeo, İran rolüne atıfta bulunmadan bölgedeki sorunlardan bahsetmenin zor olduğuna dikkat çekerek, İran’ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varmak için işbirliğine ihtiyaç duyulduğunu ve Washington’un İran'a daha fazla yaptırım uygulama konusunda haklı olduğunu söyledi.
Öte yandan Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, Ortadoğu'daki sorunların karmaşık olduğuna ve Avrupa Birliği’nin (AB) tek başına bunların üstesinden gelmek için yeterli güce sahip olmadığına dikkat çekerek, “İran'ın olumsuz bir etkisi var. Tartışmalarımızda bunu göz ardı etmedik” dedi.
Konferansa yaklaşık 60 ülke katıldı, fakat katılımın Avrupa ayağı düşüktü. ABD yetkilileri, İran'ın eylemlerini tehdit olarak gören Arap devletleri ve İsrail gibi farklı tarafların bölgede bulunmasının önemini vurguladılar.
Pence’den Avrupa ülkelerine suçlama
Konferansın oturum aralarında açıklamalarda bulunan ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, İran dosyasıyla ilgili olarak Amerikan ve Avrupa tarafları arasındaki farklara ışık tuttu. ABD yetkilisi, Avrupalıları, ‘İran rejimine yönelik yaptırımları, mali işlemler için bir mekanizma kurarak atlatmaya çalışmakla’ suçladı. Bu davranışların hoş olmadığına dikkat çeken Pence, bu davranışların taraflar arasındaki ilişkilerde birtakım sonuçları olabileceğini söyledi.
ABD Başkan Yardımcısı Pence, konuşmasının devamında, Trump'ın iki yıl önce başkanlık koltuğuna oturmasında sonra ilk dış ziyaretini Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiğine ve Arap-İslam-Amerikan Zirvesi’ne katıldığına atıfta bulunarak, barışın sağlanması için konferansa katılan bütün ülkeler ile çalışmaya hazır olduklarını belirtti.
Katılımcıların bölge için daha iyi bir gelecek inşa edilmesi hakkında konuştuğunu kaydeden Pence, “Şu anda toplantılar yapılıyor. Çünkü radikal İslami terörizm gibi ortak bir sorunla karşı karşıyayız. Terörizm yalnızca Amerika'ya değil bölgedeki tüm ülkelere yönelik bir tehdit oluşturuyor. Başkan Trump yönetimi, bu radikal tehdide karşı koyma konusunda adımlar attı ve DEAŞ örgütü ile kendini gösteren bu tehdidin ortadan kaldırılması hususunda esas katkılarda bulundu. ABD, kendi vatandaşlarının güvenliğini önceliyor. Fakat Amerika’nın öncelenmesi, yalnız Amerika demek değildir. Washington, aşırılıkçılığa karşı uluslararası bir koalisyon oluşturmak için çalışıyor.”
Başbakan Netanyahu'nun geçen yılın sonunda Umman'ı ziyareti ve Papa Franciscus'un bu yıl BAE'ye yaptığı ziyaret gibi bölgedeki ‘değişim rüzgarlarına’ değinen Pence, “Bu tarihi konferans yeni bir dönemin başladığının kanıtıdır” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“DEAŞ hilafeti kısa bir süre sonra sona erecek ve Trump’ın açıklamasına göre yakın zamanda bölgedeki ABD birlikleri geri çekilecek. Bu, taktiklerdeki bir değişikliktir, görevde değil. Toprakları DEAŞ’ın elinden geri almamız yeterli değil. Ortaklarımızla çalışmaya hazırız. DEAŞ katıntıları her nerede olursa olsun takip edeceğiz.”
ABD'nin Suriye'deki yeni bir kimyasal saldırıya yanıt verme konusundaki kararlılığını dile getiren Pence, ülkesinin İngiltere ve Fransa ile birlikte, Devlet Başkanı Beşşar Esed rejiminin gerçekleştirdiği kimyasal bir saldırıya yanıt verdiğini hatırlatarak, rejim tarafından gerçekleştirilecek benzer bir saldırıya aynı şekilde yanıt vermeye hazır olduklarını söyledi.
“Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor”
Sonra, İran rejiminin bölgenin geleceği ve Ortadoğu’daki barış ve istikrar için en büyük tehdit olduğunu dile getirerek İran hakkında konuşmaya başlayan Pence, “Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor, Suriye ve Yemen'e müdahale ediyor, Hizbullah'ı destekliyor ve Amerikalı rehineleri elinde tutuyor” dedi. İran’ı Ortadoğu’daki etkisini genişletmek için Irak ve Suriye’de birer koridor açmakla itham eden Pence, savaşçıları ile Esed rejiminin düşmesini engellemeye çalıştığını ve Lübnan Hizbullahı’na roketler gönderdiğini söyledi.
Pence, 1979 yılında Şah’ın devrilmesinin ardından geçen 40 yıl boyunca başarısızlık ve terörün İran’da hüküm sürdüğünü dile getirerek, yapılan nükleer anlaşmanın İran’ı caydırmadığını, bilakis bölgedeki müdahalelerini daha da arttırdığını söyledi. Başkan Trump’ın nükleer anlaşmadan çekildiğini, İran rejimine yaptırımlar uyguladığını ve İran'ın eylemlerine itiraz eden diğer ülkelerin de bu yaptırımları desteklediğini dile getiren Pence, “Maalesef, en yakın Avrupalı arkadaşlarımızdan bazıları bu yaptırımları ihlal etti ve onları atlatmaya çalıştı. Fransa, İngiltere ve Almanya kurdukları finansal işlemler mekanizması ile bu yaptırımların üstesinden gelmeye çalıştılar. Bu hamle, ABD ile Avrupa’nın aralarının açılmasına sebep olacaktır” dedi.
“Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi”
İran'ın teknik olarak uygulayıp uygulamamasının değil, nükleer anlaşmanın kendisinin bir sorun olduğunu dile getiren Pence, “Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi. Artık anlaşmadan çekilmeliler. Bu fırsatı görmezden gelemeyiz” dedi.
Ortadoğu’daki barış süreci hakkında konuşan Pence, “Başkan Trump, üç İbrahimî din olan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam'ın tabilerinin barış içinde birlikte yaşamalarını istiyor” ifadesini kullandı.
Öte yandan Varşova Konferansı’na katılan Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçisi Prens Halid bin Selman, önceki gün Twitter hesabı üzerinden yapmış olduğu paylaşımlarda, “Molla rejimi 40 yıl önce iktidarı ele geçirdi. İran halkının yaşam standartları bu süre içerisinde ciddi bir düşüne tanık oldu. Bu rejim, bölgedeki terörizm, radikalizm, mezhepçilik ve istikrarsızlığı desteklemek için halkının parasını israf etmeye devam ediyor. Dost İran halkı, bölgede bölücülük ve terör fitnelerini yaymak için servetini ve parasını israf etmek yerine halkına özen gösteren bir yönetimi hak ediyor. İran rejimi halen Arapları dize getirmeye çalışmak gibi asla gerçekleşmeyecek bir yanılsama içinde. Ayrımcı söylemleri kendisini açığa çıkarıyor, Bu rejimin boş hayalleri 40 yıl sonra artık kimseyi kandıramıyor” açıklamasında bulundu.
İran rejiminin yayılımcı hayallerine hâlâ bağlı olduğuna dikkat çeken Prens Halid bin Selman, “İran rejiminin lideri, devrimlerinin 40’ıncı yıl dönümü konuşmasında Basra Körfezi'ndeki Arap topraklarının kendi topraklarının bir parçası olduğunu iddia ederek, bu bölgeyi güney İran olarak adlandırdı. Böylece yayılımcı niyetlerini ortaya koydu” ifadelerini kulandı.
Konferansın açılışı
Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, sabah saatlerinde kullandığı şu ifadeler ile konferansın açılışını yaptı;

“Bölgedeki barış ve güvenlik sorununa yeni bir ivme kazandırmanın zamanı geldi. Mülteci krizleri, ekonomik krizler ve bazı durumlarda devlet kurulması gibi krizlerin bölgede olumsuz etkiler oldu. Ortadoğu’nun istikrarını güvence altına almak, devam eden krizlere son vermek, kültürlerarası birliği teşvik etmek ve kapsayıcı toplumlar inşa etmek gibi durumlar, büyük zorluklar ile karşı karşıya. Uluslararası toplumun istikrarı ve sürdürülebilir barışı korumak için bu çabaları aktif olarak desteklemesi önemlidir.”
Czaputowicz açılış konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ortadoğu'daki çatışmaların birçok kaynağı var. Bunlardan bazıları, bazı liderlerin her ne pahasına olursa olsun gücü ellerinde tutmak istemesi, dini köktencilik ve hoşgörüsüzlüktür. Ayrıca güç dengesizlikleri, coğrafi ayrılıklar veya dış kuvvetlerin müdahalesi de çatışmaya sebep olan unsurlar arasında yer alabilir. ABD ve AB’nin İran’ın bölgede oynayacağı rol konusunda paylaştıkları bir inançları var. Ancak İran'ın nükleer programının olası sonuçları ve bu ülkenin bölgede oynadığı istikrarsızlaştırıcı rolü konusunda endişeliyiz. İran'ın tahammül edilemez davranışlarını şiddetle kınıyoruz. Aramızda araçlar bakımından farklılıklar olabilir. AB, İran'ın nükleer programının barışçıl doğasını korumanın, bir ortak eylem planını gerektirdiğine inanıyor. ABD bu anlaşmadan çekildi ve İran’a yaptırımlar uyguladı. Bugün Ortadoğu’nun karşılaştığı zorlukları hatırlatan bölge temsilcilerini dinleme fırsatına sahibiz.”
Konferans dahilinde gerçekleştirilecek görüşmelerde herhangi bir ülkenin veya konunun görüşmelerin seyrine hakim olmayacağını dile getiren ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ise şunları söyledi:
“Konferans, Yemen Dışişleri Bakanı Halid el-Yemani’nin başkanlığını yapacağı Yemen hakkında bir tartışma ile başlayacak. Daha sonra Suriye'deki idarenin sonraki adımlarını ve değişmeyen stratejik hedeflerimize ulaşmak için çabalarımızı sürdürme taahhüdümü gözden geçireceğiz. Sonrasında Başkanı Trump'ın danışmanı Jared Kushner, ABD yönetiminin İsrail ile Filistinliler arasında kapsamlı ve sürdürülebilir bir barışı sağlama çabalarını tartışacak. Tüm bu konular hakkında soru sorma ve yorum yapma fırsatı da olacak. Sonrasında ise ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Polonya Başbakanı ve 7 Dışişleri Bakanı ilgili konular hakkındaki değerlendirmelerini bizimle paylaşacak. Daha sonra bir grup devletle, mültecilerin ve insani zorlukların ele alındığı bir öğle yemeği tertip edilecek. Bunun ardından füze geliştirme ve bunları yayma, siber tehditlerle mücadele, terörizm ve yasadışı fon sağlamak ile mücadele konulu bir dizi çalışma oturumu düzenlenecek.”
Pompeo sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bugün çok önemli görüşmelerde bulunacağız, ancak konferans sona ermeyecek. Çalışmamız gerekiyor. Suriye ve Yemen, silahların yayılması, barış süreci, terörizm, İran, siber güvenlik ve insani krizler gibi meseleler tek başına üstesinden gelinecek sorunlar değil. Güvenliği sağlamak için birlikte çalışmalıyız. Hiçbir ülke bunun dışında kalamaz. ABD, Ortadoğu’daki güvenlik sorunlarına yönelik çabalara liderlik etmeye devam edecek. Bölge için iyi bir güç olmaya devam edeceğiz. Bugün gerçekleştirilen konferans bunun kanıtıdır.”
Pompeo, sabah saatlerinde, konferansı ‘istisnai’ olarak nitelendiren Netanyahu ile ortak bir basın toplantısı düzenledi.
İsrail Başbakanı Netanyahu konferans ile ilgili "tarihsel bir dönüm noktası" değerlendirmesinde bulunduktan sonra şunları söyledi:
“Burada 60 ülkeden dışişleri bakanı ve hükümet temsilcisi, İsrail başbakanı ve önde gelen Arap ülkelerinin dışişleri bakanları karşılıklı oturup bugüne kadar görülmemiş bir güç ve açıklıkla İran rejiminin yarattığı ortak tehditle nasıl baş edilmesi gerektiğini konuştu. İlk kez birlikte geleceğimizi tehdit eden şeyin ne olduğunu ve onu güvence altına almak için neler yapmamız gerektiğini tartışma fırsatı bulduk. Bu diyaloğu gelecekte yalnızca güvenlik konusunda değil, Ortadoğu halklarının yaşamını etkileyecek her alanda sürdürmeliyiz”
“İran’la yüzleşmeden Ortadoğu’da barış ve istikrar sağlayamayız” diyen Pompeo ise İran’ın eylemleri de dahil olmak üzere istikrarsızlaştırıcı eylemleri ele almaya yönelik ortak çabalara duyulan ihtiyaçtan söz ederek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Basitçe ifade etmek gerekirse, İran ile yüzleşmeden bunları gerçekleştirmek söz konusu olamaz. Lübnan’da Yemen’de Suriye’de Irak’ta yıkıcı etkilerde bulunuyorlar. Buralarda Hamas, Hizbullah ve Husiler gibi gerçek tehditler var. İran’a karşı harekete geçmeden Ortadoğu’da barış sağlayamayız.”



Birleşik Krallık, Manş Denizi’nde Rusya’nın gölge filosuna ait bir petrol tankerini ele geçirdi

İngiltere’nin güney kıyıları açıklarında, Smyrtos gemisinde bir deniz operasyonuna katılan İngiliz Kraliyet Deniz Piyade Komandoları mensupları... 14 Haziran 2026 (Reuters)
İngiltere’nin güney kıyıları açıklarında, Smyrtos gemisinde bir deniz operasyonuna katılan İngiliz Kraliyet Deniz Piyade Komandoları mensupları... 14 Haziran 2026 (Reuters)
TT

Birleşik Krallık, Manş Denizi’nde Rusya’nın gölge filosuna ait bir petrol tankerini ele geçirdi

İngiltere’nin güney kıyıları açıklarında, Smyrtos gemisinde bir deniz operasyonuna katılan İngiliz Kraliyet Deniz Piyade Komandoları mensupları... 14 Haziran 2026 (Reuters)
İngiltere’nin güney kıyıları açıklarında, Smyrtos gemisinde bir deniz operasyonuna katılan İngiliz Kraliyet Deniz Piyade Komandoları mensupları... 14 Haziran 2026 (Reuters)

Birleşik Krallık Savunma Bakanlığı, İngiliz kuvvetlerinin bugün Manş Denizi’nde Rusya’nın ‘gölge filosuna’ bağlı ve yaptırım listesinde bulunan bir petrol tankerine müdahale ettiğini duyurdu.

Altı saat süren operasyona, Chinook tipi helikopterler ile Kraliyet Donanması’na bağlı HMS Sutherland fırkateyni de dahil olmak üzere hava ve deniz unsurları destek verdi.

Bakanlığın açıklamasına göre, Birleşik Krallık liderliğinde gerçekleştirilen bu ilk operasyonda Kraliyet Deniz Piyade Komandoları ile Ulusal Suç Ajansı’nın (NCA) uzman görevlileri, Rusya’nın yaptırımları aşma girişimlerine ve Ukrayna’daki savaşı sürdürmesine rağmen Smyrtos adlı gemiye çıkarma yaptı.

Açıklamada, geminin İngiltere’nin güney kıyıları açıklarındaki bir demirleme noktasına çekileceği ve burada gözetim altında tutulacağı belirtildi.

Birleşik Krallık Savunma Bakanı Dan Jarvis, “Rusya, Ukrayna’daki çatışmayı finanse etmek için gölge filosuna güveniyor. Bu müdahale, Putin’in yasa dışı savaşına ağır bir darbe niteliğinde” dedi.

Jarvis, operasyonun Fransız makamlarıyla yakın koordinasyon içinde gerçekleştirildiğini vurgulayarak, gölge filonun faaliyetlerinin engellenmesinin Ukrayna’ya yönelik Rus saldırganlığını destekleyen kaynakları doğrudan hedef aldığını ve Moskova’nın Avrupa ile diğer bölgelerde güvenliği tehdit etme kapasitesini azalttığını ifade etti.

Birleşik Krallık, Rusya’nın 2022 yılında Ukrayna’yı işgal etmesinden bu yana Batı yaptırımlarını aşmak amacıyla kullandığı değerlendirilen yüzlerce gemiyi yaptırım listesine aldı.

Genellikle eski petrol tankerlerinden oluşan ve mülkiyet yapıları konusunda şüpheler bulunan bu gemilerin, İngiliz limanlarına ve liman tesislerine girişine izin verilmiyor.

Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer ise operasyonun ‘Rusya’ya indirilen yeni bir darbe’ olduğunu belirterek, “Putin’in Ukrayna’daki savaşını besleyenler artık saklanamayacaklarını bir kez daha görmüş oldular” ifadesini kullandı.

Hibrit savaş

Geçtiğimiz mart ayında Birleşik Krallık hükümeti, İngiliz kuvvetlerinin ülke karasularından geçen ve Rusya’nın gölge filosuna ait olduğu değerlendirilen gemilere çıkma ve bu gemilere el koyma yetkisine sahip olacağını açıklamıştı.

Bu karar, Washington’ın Rus petrolüne yönelik bazı kısıtlamaları gevşetmesinin ardından geldi. Söz konusu adımın, ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaş nedeniyle yükselen enerji fiyatlarını düşürmeyi amaçladığı belirtilmişti.

Son dönemde Fransa, Belçika, Finlandiya ve diğer bazı Avrupa ülkeleri de yaptırımları ihlal ettiklerinden şüphelenilen ve Rusya’nın gölge filosuna bağlı oldukları değerlendirilen gemilere el koydu.

Birleşik Krallık hükümeti ayrıca, ‘Rusya ve diğer düşman devletlerin’ hayati öneme sahip denizaltı internet kablolarına yönelik olası sabotaj girişimlerini engellemeyi amaçlayan yeni bir yasa tasarısı hazırlayacağını duyurdu.

2023 yılından bu yana Baltık Denizi’nde meydana gelen bir dizi olayda denizaltı iletişim kabloları ve elektrik hatları zarar görmüştü.

Askerî uzmanlar ve Avrupalı liderler, Rusya’nın stratejik öneme sahip bu bölgede ‘hibrit savaş’ faaliyetlerini artırdığını savunuyor. Baltık Denizi’nin kıyıları, Rusya’ya ait bölgeler dışında büyük ölçüde NATO üyesi ülkelerle çevrili bulunuyor.

Bu hafta görevinden ayrılan eski Savunma Bakanı John Healey, nisan ayında yaptığı açıklamada İngiliz Silahlı Kuvvetleri’nin, Kuzey Atlantik’te İngiliz karasularında bulunan kritik denizaltı kabloları ve boru hatları yakınında faaliyet gösteren üç Rus denizaltısını bir ay süren ‘gizli operasyon’ kapsamında tespit ederek faaliyetlerini engellediğini söylemişti. Başbakan Starmer’ı ülkenin savunması için yeterli finansman sağlamamakla eleştiren Healey, bu tür tehditlerin ulusal güvenlik açısından ciddi risk oluşturduğunu belirtmişti.

Birleşik Krallık, dünyanın geri kalanıyla yaklaşık 64 ana denizaltı iletişim kablosu aracılığıyla bağlantı sağlıyor.


İsrail, Beyrut’un güney banliyölerini bombaladı... Hizbullah’ı İHA fırlatmakla suçladı

İsrail’in Beyrut’un güney banliyölerine düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (Arşiv – Reuters)
İsrail’in Beyrut’un güney banliyölerine düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (Arşiv – Reuters)
TT

İsrail, Beyrut’un güney banliyölerini bombaladı... Hizbullah’ı İHA fırlatmakla suçladı

İsrail’in Beyrut’un güney banliyölerine düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (Arşiv – Reuters)
İsrail’in Beyrut’un güney banliyölerine düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (Arşiv – Reuters)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile Savunma Bakanı Yisrael Katz tarafından yayımlanan ortak açıklamada, İsrail ordusunun bugün Beyrut’un güney banliyölerinde Hizbullah’a ait hedeflere saldırı düzenlediği bildirildi.

Açıklamada, saldırının Hizbullah’ın İsrail topraklarına ateş açmasına karşılık gerçekleştirildiği belirtildi.

İsrail ordusu daha sonra yaptığı açıklamada, hedef alınan noktanın Hizbullah’a ait bir komuta merkezi olduğunu duyurdu.

Ordu, günün erken saatlerinde yaptığı açıklamada ise Hizbullah tarafından ayrı operasyonlar kapsamında gönderildiğinden şüphelenilen üç insansız hava aracının (İHA) İsrail hava sahasına girdiğini, bunlardan ikisinin ülkenin kuzeyinde düştüğünü ve olayda herhangi bir yaralanma yaşanmadığını bildirmişti.

Askerî açıklamada, Lübnan sınırı yakınlarında İsrail topraklarına iki ‘şüpheli cismin’ düştüğünün tespit edildiği belirtilerek, can kaybı veya yaralanma yaşanmadığı ifade edildi.

Daha sonra yayımlanan ayrı bir açıklamada ise İsrail ordusu, ‘düşman bir hava aracının’ daha ülkenin kuzeyindeki hava sahasını ihlal ettiğini duyurdu.

Bu gelişmelerin ardından aşırı sağcı iki İsrailli bakan, Hizbullah’ın kalesi olarak görülen Beyrut’un güney banliyölerinin hedef alınması çağrısında bulundu.

Maliye Bakanı Bezalel Smotrich X platformundaki paylaşımında, “Kuzeydeki yerleşim bölgelerine ateş açılması, Başbakan’ın ilan ettiği Dahiye Doktrini’nin bir sınamasıdır” ifadesini kullandı. Söz konusu doktrin, Hizbullah’ın İsrail’in kuzey bölgelerini hedef alması durumunda Beyrut’un güney banliyölerine saldırı düzenlenmesini öngörüyor.

Tahliye uyarısının ardından Güney Lübnan’a hava saldırıları düzenlendi

Bu gelişmelere paralel olarak, İsrail’in Güney Lübnan’da bir aracı hedef alan saldırısında iki kişi hayatını kaybetti. Saldırılar, 29 kasaba ve köy için yapılan tahliye uyarılarıyla eş zamanlı gerçekleşti.

sacvfrg
İsrail'in Beyrut'un güney banliyölerine düzenlediği saldırı bölgesinde arama kurtarma çalışmalarından bir kare  (AFP)

Şarku’l Avsat’ın Lübnan Ulusal Haber Ajansı’ndan (NNA) aktardığına göre, ‘düşman bir İHA’nın’ Musaylih yolu üzerinde bir pikabı hedef alması sonucu iki kişi yaşamını yitirdi. Ajans ayrıca, İsrail’in Bint Cubeyl ilçesine bağlı Hadasa ile Haris arasındaki bölgeye yönelik bir dizi hava saldırısı düzenlediğini bildirdi.

Haberde, Mecdel Zevn ve el-Mansuri beldelerinin çevresinin aralıklı topçu atışlarına maruz kaldığı belirtilirken, İsrail savaş uçaklarının Mecdel Zevn’e iki, el-Mansuri’ye bir ve Sur’a bağlı el-Kalile beldesine de bir hava saldırısı gerçekleştirdiği kaydedildi.

Öte yandan Smotrich, daha önce yaptığı açıklamayı yineleyerek, Başbakan’ın ilan ettiği Dahiye Doktrini’nin kararlılıkla uygulanması gerektiğini savundu ve Beyrut’un güney banliyölerindeki binaların hedef alınması çağrısında bulundu.

İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir ise X platformundaki paylaşımında, “Her İHA veya füze saldırısına ve ateşkesin her ihlaline karşılık Dahiye titremeli” ifadesini kullandı.

İsrailli yetkililer daha önce yaptıkları açıklamalarda, İran destekli Hizbullah’ın İsrail’in kuzeyindeki yerleşim bölgelerini hedef alması halinde Beyrut’un güney banliyölerinin vurulacağı uyarısında bulunmuştu. İsrail tarafı, bu yaklaşımın Washington tarafından da desteklendiğini öne sürüyor.

İsrail savaş uçakları ayrıca, Sur’un Huş bölgesine bağlı el-Maamura çevresine hava saldırısı düzenlerken, bir İHA’yla da Abbasiye beldesi hedef alındı. Bunun yanı sıra es-Sayyad ve el-Mansuri bölgelerindeki evlerin topçu ateşine maruz kaldığı bildirildi. Saldırılarla eş zamanlı olarak İsrail ordusu, Güney Lübnan’daki 13 yerleşim biriminde yaşayan sivillere yönelik tahliye uyarısı yayımladı. Şarku’l Avsat’ın Alman haber ajansı DPA’dan aktardığına göre, İsrail ordusu bölge sakinlerinden evlerini derhâl terk etmelerini ve ez-Zehrani Nehri’nin kuzeyine geçmelerini istedi.

ascdvfgth
İsrail hava saldırılarının ardından Güney Lübnan’dan yükselen dumanlar (Reuters)

İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee X platformundaki hesabından yayımladığı açıklamada, Güney Lübnan’daki bazı yerleşim yerlerinde yaşayanlara acil tahliye çağrısında bulundu. Açıklamada, ez-Zırariye, Kefr Beda, el-Harayib, Ensar, Arzi, Burayka, Mezraat Bisafur, Mezraat el-Yehudiye, Mezraat el-Vasıta, Mezraat Cumcum, Mezraat Kevseriye er-Rez, Matariye eş-Şamur ve Kefr Sir beldelerinde bulunan sivillere seslenilerek, Hizbullah’ın ateşkes anlaşmasını ihlal ettiği gerekçesiyle İsrail ordusunun örgüte karşı güç kullanmak zorunda kaldığı ifade edildi.

Adraee açıklamasında, “İsrail ordusu size zarar vermeyi amaçlamamaktadır. Güvenliğiniz için evlerinizi derhal tahliye etmeli ve ez-Zehrani Nehri’nin kuzeyine geçmelisiniz” ifadelerini kullandı. Açıklamada ayrıca, Hizbullah mensuplarının, örgüte ait tesislerin veya askerî unsurların yakınında bulunan kişilerin hayatlarını tehlikeye attıkları öne sürüldü.

Adraee daha sonra yayımladığı ikinci açıklamada da yeni tahliye uyarılarında bulundu. Açıklamada, Erki, Benaful, Cibaa, Cernaya, Humin et-Tahta, Humin el-Favka, Kefr Beyt, Kefr Melki, Kefr Fila, Kefr Şelal, Ayn Busuvar, Azza, Ayn Kana, Arab el-Cel, Sarba ve Rumin beldelerinde yaşayan Lübnanlı sivillere seslenilerek bölgeyi terk etmeleri çağrısı yapıldı.

Öte yandan, Güney Lübnan’daki Hasbaya ilçesine bağlı el-Mari beldesi yakınlarında düşen bir İHA nedeniyle zeytin ağaçlarının bulunduğu bir alanda yangın çıktığı bildirildi. Yangının, İHA’nın düşmesinin ardından tarım arazisine sıçradığı belirtildi.


Mali'deki radikaller futbol ve Android'e “hoşgörü” göstermeye başladı

Mali'de birçok köylü için bu durum, zorlama, korku ve iknanın bir karışımından doğuyor (AFP)
Mali'de birçok köylü için bu durum, zorlama, korku ve iknanın bir karışımından doğuyor (AFP)
TT

Mali'deki radikaller futbol ve Android'e “hoşgörü” göstermeye başladı

Mali'de birçok köylü için bu durum, zorlama, korku ve iknanın bir karışımından doğuyor (AFP)
Mali'de birçok köylü için bu durum, zorlama, korku ve iknanın bir karışımından doğuyor (AFP)

Reuters

Mali'deki El Kaide bağlantılı radikaller, her birkaç ayda bir düzenlenen ve artık rutin hâle gelen toplantılardan birinde, Butchi köyünün erkeklerini kerpiçten yapılma bir camiye çağırarak tarım ve hayvancılık üzerinden vergi toplayıp, ardından yoksullara yiyecek, ilaç ve hayvan dağıtımı yaptı.

Ancak Nijer Nehri kıyısındaki bu köyde yaşayan çoban Amadou, aynı radikallerin beş yıl önce Butchi'de İslam hukukunu yorumlama biçimlerini sorgulayan, imam dahil olmak üzere herkesi boğazlamakla tehdit ettiğini söyledi.

Artık böyle konuşmadıklarını söyleyen Amadou, radikallerin tehdit ya da şiddete başvurmaksızın dini mesajlarını yaymaya odaklandığını anlattı.

Söz konusu radikaller, 2017 yılında kurulan ve El Kaide'ye biat eden Cemaat Nusret el İslam vel Müslimin (CNIM) örgütüne üyeler. CNIM, geçtiğimiz on yılı Batı Afrika'nın Sahel bölgesinde yıldırma ve güç yoluyla nüfuzunu pekiştirerek geçirdi. Bu süreçte müziği, sigarayı ve düğün törenlerini aşamalı olarak yasakladı.

Başlangıçta varlığı çöl ve dağlardaki sığınaklarla sınırlı kalan CNIM, 2020 yılında iktidara el koyan Mali ordusu subaylarının Fransa ve Birleşmiş Milletlere (BM) ait yaklaşık 15 bin askeri sınır dışı edip isyancıları bastırmak için Rusya’nın paralı askerlerden yardım istemesinden bu yana güç kazandı.

Örgüt yeni gücünü nisan ayında Mali genelinde düzenlediği cüretkâr saldırılarla kanıtladı. Başkent Bamako'daki havalimanını hedef aldı. Burada Savunma Bakanı Sadio Camara’yı öldürdü ve Tuareglerin öncülüğündeki ayrılıkçılarla koordineli biçimde kuzeydeki bir dizi askeri üssü ele geçirdi.

Mali hükümeti her iki grubu da ülkedeki şiddet ve istikrarsızlıktan sorumlu tuttuğu terör örgütleri olarak nitelendiriyor. Moskova ise Mali'deki isyancılarla mücadeleyi sürdürme kararlılığını yineledi.

Bununla birlikte söz konusu militan örgüt artık El Kaide ve DEAŞ’a bağlı silahlı grupları bünyesinde barındıran ve Batı Afrika genelinde 3 bin kilometre boyunca uzanan büyüyen bir kuşağın merkezinde yer alıyor. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ise Kasım ayında bu grupların birleşerek giderek artan küresel bir tehdit oluşturduğu uyarısında bulundu.

Ancak öne çıkan askeri başarıların ötesinde, sakinler CNIM’in kontrolünü pekiştirdiği bölgelerde bir dönüşümün yaşandığını söylüyor. Örgütün söylemi yumuşadı. Mali'nin orta kesimlerinde örgütün kontrolü altındaki bir bölgede yaşayan yedi kişi Reuters'a yaptıkları açıklamada, militanların artık idari görevler üstlendiğini, çobanlar ile çiftçiler arasındaki kronik arazi uyuşmazlıklarını çözmeye çalıştığını, yardım kuruluşlarının bölgeye giriş çıkışına izin verdiğini ve bazı hükümet memurlarının yönettikleri köylerdeki akrabalarını ziyaret etmesine izin verdiğini aktardı.

Sahel bölgesi uzmanı ve Mali'deki militan grupların büyümesini on yılı aşkın süredir inceleyen Corinne Dufka, yaptığı değerlendirmede, "Ne kadar güçlenirlerse o kadar az vahşet sergiliyorlar" dedi.

CNIM’in kalelerini yönetmede başarılı olduğunu, ancak sakinlerin boyun eğmesinin aynı zamanda bir hayatta kalma stratejisine karşılık geldiğini de vurgulayan Dufka, “Bir baskı, korku ve ikna karışımı söz konusu. Bu örgüt bünyesinde yaşamış, evlenmiş ve büyümüş olanlar dahil pek çok köylü bunun artık yeni gerçek olduğunu kabul etti” yorumunda bulundu.

Bölge sakinleri, cezalandırılma korkusu nedeniyle kimliklerinin açıklanmaması ya da yalnızca isimlerinin kullanılması koşuluyla Reuters'a konuşurken Mali hükümeti ve ordu sözcüsü yorum taleplerine yanıt vermedi.

Hükümet diyaloğu reddediyor

Bu dönüşüm, Mali'deki İslamcı radikalizmin son on beş yılda geçirdiği evrimi gözler önüne seriyor.

Silahlı militan gruplar, Tuareg ayrılıkçılarıyla ittifak kurarak Mali'nin geniş toprakları üzerinde ilk kez 2012 yılında kontrollerini dayattılar. Yerli ve yabancı militanlardan oluşan bu bileşim, Timbuktu şehrinde yüzyıllık türbeleri tahrip etmeyi de kapsayan aşırı bir İslam hukuku yorumunu dayattı; alenen infaz ve kırbaçlama uygulamalarına başvurdu.

Sahel uzmanları ve CNIM ile birlikte çalışan Tuaregler liderliğindeki ayrılıkçılara göre dört ayrı gruptan oluşan bu örgütün kontrolündeki bölgeleri barışçıl biçimde yönetme kapasitesini giderek daha fazla sergilemeye ve böylece siyasi meşruiyet kazanmaya çalışıyor.

Ayrılıkçı hareketin kıdemli isimlerinden ve geçtiğimiz nisan ayında CNIM ile iş birliği yaparak İslamcı isyancılarla kesintili ittifakını sürdüren Bilal Ag el-Şerif, örgüt içinde şeriatın yerel yorumlarına açılım ve ülkede daha fazla ‘kapsayıcılık’ çağrıları gibi ‘olumlu değişimler’ gözlemlediğini söyledi. Artık Azavad Kurtuluş Cephesi (FLA) adıyla bilinen ayrılıkçıların lideri Şerif, Mali'nin kuzeyinden telefonla Reuters'a yaptığı açıklamada, “Artık bu bölgede barış ve istikrarı tartışmaya, bizim açımızdan önemli olan faktörleri gelecek vizyonları çerçevesinde ele almaya ve barışa ulaşmak amacıyla herkesle diyalog kurmaya açıklar” dedi.

FLA’nın CNIM üyelerini El Kaide ile bağlarını keserek yerel meselelere odaklanmaya teşvik ettiğini de belirten Şerif, “Bu konuya olumlu yaklaşıyor, biz de bunu son derece önemli buluyoruz" şeklinde konuştu. Şerif, örgütün sürece dahil edilmesi olmaksızın Kuzey Mali'deki çatışmaya çözüm bulmanın güç olduğunu da sözlerine ekledi.

CNIM ise mevcut hedeflerinin Rus güçlerini Mali'den çıkmaya zorlamak ve 2020 ile 2021'de gerçekleştirilen iki darbede iktidara el koyan ordu subaylarını uzaklaştırmak olduğunu açıkladı.

CNIM, nisan ayındaki saldırılarının ardından söylemini değiştirdi. Malilileri hükümeti devirmek ve İslam hukukuna dayalı yeni bir Mali inşa etmek için kendi saflarına katılmaya çağıran nadir bir Fransızca bildiri yayımladı. Örgüt, militanların kalelerinden Mali'nin güneyinde yaygın biçimde konuşulan Bambara dilinde konuşan Malili bir savaşçının yer aldığı videoları da giderek daha fazla kullanmaya başladı.

CNIM, büyük şehirler üzerinde kontrol sağlamamış olup 2024'te iktidara geçen El Kaide bağlantılı Suriyeli muhalefet savaşçılarından farklı olarak şu an için başkenti ele geçirmeye yönelik bir niyet taşıdığına dair bir işaret bulunmuyor.

Nisan saldırılarının ardından militanlarca çekilerek sosyal medyada paylaşılan başka bir videoda ise CNIM üyeleri, Tessalit'te esir aldıkları Malili askerleri serbest bırakmaya hazırlandıkları görüldü. Oysa örgütün geçmişteki zaferlerinin ardından radikaller esir askerleri infaz etmişti.

Analistler CNIM’in Mali'nin siyasi geleceğine ilişkin müzakerelerde söz sahibi olmak istediğini, ancak askeri hükümetin bunu reddettiğini belirtiyor. Mali Dışişleri Bakanı Abdoulaye Diop, geçtiğimiz mayıs ayında CNIM ile FLA’ya atıfla “Hükümet, yıllardır halkımızın acı çekmesine neden olan trajik olaylardan sorumlu yasadışı silahlı terör örgütleriyle diyalog kurma niyetinde değildir" dedi. Rusya Savunma Bakanlığı yorum talebine yanıt vermezken Reuters, CNIM’e ulaşamadı.

"Öldürülmedik"

Örgüt katliam gerçekleştirmekle suçlanmakta ve korkunç şiddet eylemlerini sürdürme kapasitesini koruyor.

Ocak ayında CNIM üyeleri bir yakıt konvoyuna düzenledikleri saldırıda bir kısmını boğazlayarak 12 kişiyi öldürdü. Direniş gösteren bölgeler ise toplu cezalandırmalarla karşı karşıya kalıyor. Mayıs ayında isyancılar Mali’nin orta kesimlerindeki iki köye saldırarak yaklaşık 50 kişinin hayatını kaybetmesine yol açtı.

Buna karşın örgütün kontrolü altındaki bölgelerde yaşayanlar Reuters'a çoğunlukla Mali ordusu ve müttefik kuvvetlere kıyasla daha öngörülebilir, daha az yolsuzluk ve daha az şiddet barındıran bir yönetim biçimini anlattı.

Örgütün 2017 yılında kontrolü ele geçirdiği Mopti bölgesindeki Birga-Peul köyünden Aminata şunları söyledi:

“CNIM, bölgenin kontrolünü ele geçirdiğinden bu yana kendimizi güvende hissediyoruz. Yönetimlerine uymak zor olsa da buna alıştık... Öldürülmedik" dedi.

Örgütün başlangıçta Mali dışından gelen militanlara atıfla bölgedeki yabancı güçler kadar şiddet göstermediğini ifade eden Aminata, CNIM’in artık topluma çok daha fazla entegre olduğunu da vurguladı.

Aminata, "Hoşgörülüler ve futbol ile Android telefonlar gibi pek çok konuda göz yumuyorlar" diye de ekledi.

CNIM, kontrolü altında olmayan bölgeleri de zaman zaman kuşatıyor. Yine Mopti'ye bağlı Diafarabe köyünden bir kaynak, örgütün bir yıl önce kuşatma başlatmasının ardından gıda ve ilaç yetersizliği nedeniyle 13 çocuk ile yaşlılar dahil 40 yetişkinin hayatını kaybettiğini söyledi.

Köy sakini, “İnsanlar köyden 500 metre bile uzaklaşamıyor. Bu yüzden artık balık yok, et yok, odun yok" ifadelerini kullandı.

Reuters rakamları bağımsız olarak doğrulayamazken CNIM’e de yorum için ulaşamadı.

"İyi bir ilişki"

Radikallerin Mali'de düğün törenlerini yasaklamak gibi özgürlüklere getirdiği kısıtlamalar, Batı Afrika'nın İslam diniyle olan köklü tarihiyle çelişiyor. Bu coğrafyada İslam öğretileri geleneksel olarak yerel kültürlerle iç içe geçmiş durumda.

Bununla birlikte reformcu hareketler son birkaç on yılda, çoğunlukla yoksul topluluklarda sağlık ve eğitim sektörlerini finanse ederek etki alanlarını genişletti. Uzmanlar, bunun yanı sıra hükümet kuvvetleri, müttefik milisler ve Rus güçlerinin sivillere yönelik ihlallerinin de militanlara zemin hazırladığını belirtiyor.

CNIM’in yedi yıldır kontrol ettiği, Mali'nin orta kesimlerindeki bir köyde yaşayan Hambarki (57), militanların erkeklerin tıraş olmasını ve kadınların ticaret yapmasını nasıl yasakladığını anlattı.

Hambarki başlangıçta cezaların aleni kırbaçlama gibi ağır yaptırımları kapsadığını, ancak artık ‘aşırılıkçı söyleminin’ yumuşadığını belirtti. Hutbeler birlik ve toplumsal dayanışma çağrılarına odaklanırken CNIM, yaptırım uygulamadan önce uyarıyor.

BM ve insan hakları kuruluşları, Mali ordusunu ‘CNIM ve diğer isyancılarla iş birliği yaptığından şüphelenilen sivilleri infaz etmekle’ suçladı.

Silahlı çatışmaları izleyen kuruluş Silahlı Çatışma Konum ve Olay Verileri Projesi'nin (ACLED) verilerine göre Malili askerler ve Rus güçler, son iki yılda radikallerin öldürdüğünden üç ila dört kat daha fazla sivili öldürdü.

Mali hükümeti ise askerlerinin sivilleri hedef aldığına dair suçlamaları reddederek ölenlerin terörist olduğunu savundu.

Reuters'a konuşan altı yerel sakin, sivillerin ordu ya da onun müttefiki olan güçler tarafından ihlallere maruz kaldığını bildirdi. İçlerinden bazıları, bu durumun köylerindeki gençleri CNIM’e katılmaya ittiğini söyledi.

Butchi'de yaşayan çoban Amadou ise "İnsanlar onlara daha fazla güveniyor, iyi bir ilişkileri var” ifadelerini kullandı.