​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
TT

​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)

Ortadoğu'da Barış ve Güvenliğin Geleceğini Destekleme Konferansı dün sona erdi.
ABD ve Polonya, konferans sonrasında yayınlanan sonuç bildirgesinde, Ortadoğu’da istikrarın sağlanması için böyle bir konferansın gerçekleştirilmesinin gerekliliğine dikkat çekerken, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, İran'ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varılması için işbirliği yapılması çağrısında bulundu ve bu tehditlerin Ortadoğu ile sınırlı kalmayacağını, bilakis Avrupa’ya ve Batı’ya da yöneleceğini söyledi. Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz ise yaptığı konuşmada, İran'ın Suriye'ye müdahalelerinin bölgeyi olumsuz etkilediğini söyledi.
“İran, Hizbullah ve terörizm Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor”
Varşova Konferansı’nın krizlerin üstesinden gelinmesi için gerçekleştirildiğini dile getiren Pompeo, “İran, Hizbullah ve terörizmin yayılması Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor. Ortadoğu'daki barış çalışmalarına devam edeceğiz. Daha fazla yaptırım ve daha fazla baskı istiyoruz. Böylece İran'daki diktatörlerin devamlılığının önüne geçebiliriz” açıklamasında bulundu. Ayrıca bölgedeki İran saldırganlığının gerçek bir tehlike olduğuna dikkat çeken Pompeo, “Konferansta İran’ı savunan hiçbir ülke yok. İran’ın bölgeyi istikrarsızlaştıran rolü konusunda hepimiz hemfikiriz” dedi. Pompeo, İran rolüne atıfta bulunmadan bölgedeki sorunlardan bahsetmenin zor olduğuna dikkat çekerek, İran’ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varmak için işbirliğine ihtiyaç duyulduğunu ve Washington’un İran'a daha fazla yaptırım uygulama konusunda haklı olduğunu söyledi.
Öte yandan Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, Ortadoğu'daki sorunların karmaşık olduğuna ve Avrupa Birliği’nin (AB) tek başına bunların üstesinden gelmek için yeterli güce sahip olmadığına dikkat çekerek, “İran'ın olumsuz bir etkisi var. Tartışmalarımızda bunu göz ardı etmedik” dedi.
Konferansa yaklaşık 60 ülke katıldı, fakat katılımın Avrupa ayağı düşüktü. ABD yetkilileri, İran'ın eylemlerini tehdit olarak gören Arap devletleri ve İsrail gibi farklı tarafların bölgede bulunmasının önemini vurguladılar.
Pence’den Avrupa ülkelerine suçlama
Konferansın oturum aralarında açıklamalarda bulunan ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, İran dosyasıyla ilgili olarak Amerikan ve Avrupa tarafları arasındaki farklara ışık tuttu. ABD yetkilisi, Avrupalıları, ‘İran rejimine yönelik yaptırımları, mali işlemler için bir mekanizma kurarak atlatmaya çalışmakla’ suçladı. Bu davranışların hoş olmadığına dikkat çeken Pence, bu davranışların taraflar arasındaki ilişkilerde birtakım sonuçları olabileceğini söyledi.
ABD Başkan Yardımcısı Pence, konuşmasının devamında, Trump'ın iki yıl önce başkanlık koltuğuna oturmasında sonra ilk dış ziyaretini Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiğine ve Arap-İslam-Amerikan Zirvesi’ne katıldığına atıfta bulunarak, barışın sağlanması için konferansa katılan bütün ülkeler ile çalışmaya hazır olduklarını belirtti.
Katılımcıların bölge için daha iyi bir gelecek inşa edilmesi hakkında konuştuğunu kaydeden Pence, “Şu anda toplantılar yapılıyor. Çünkü radikal İslami terörizm gibi ortak bir sorunla karşı karşıyayız. Terörizm yalnızca Amerika'ya değil bölgedeki tüm ülkelere yönelik bir tehdit oluşturuyor. Başkan Trump yönetimi, bu radikal tehdide karşı koyma konusunda adımlar attı ve DEAŞ örgütü ile kendini gösteren bu tehdidin ortadan kaldırılması hususunda esas katkılarda bulundu. ABD, kendi vatandaşlarının güvenliğini önceliyor. Fakat Amerika’nın öncelenmesi, yalnız Amerika demek değildir. Washington, aşırılıkçılığa karşı uluslararası bir koalisyon oluşturmak için çalışıyor.”
Başbakan Netanyahu'nun geçen yılın sonunda Umman'ı ziyareti ve Papa Franciscus'un bu yıl BAE'ye yaptığı ziyaret gibi bölgedeki ‘değişim rüzgarlarına’ değinen Pence, “Bu tarihi konferans yeni bir dönemin başladığının kanıtıdır” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“DEAŞ hilafeti kısa bir süre sonra sona erecek ve Trump’ın açıklamasına göre yakın zamanda bölgedeki ABD birlikleri geri çekilecek. Bu, taktiklerdeki bir değişikliktir, görevde değil. Toprakları DEAŞ’ın elinden geri almamız yeterli değil. Ortaklarımızla çalışmaya hazırız. DEAŞ katıntıları her nerede olursa olsun takip edeceğiz.”
ABD'nin Suriye'deki yeni bir kimyasal saldırıya yanıt verme konusundaki kararlılığını dile getiren Pence, ülkesinin İngiltere ve Fransa ile birlikte, Devlet Başkanı Beşşar Esed rejiminin gerçekleştirdiği kimyasal bir saldırıya yanıt verdiğini hatırlatarak, rejim tarafından gerçekleştirilecek benzer bir saldırıya aynı şekilde yanıt vermeye hazır olduklarını söyledi.
“Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor”
Sonra, İran rejiminin bölgenin geleceği ve Ortadoğu’daki barış ve istikrar için en büyük tehdit olduğunu dile getirerek İran hakkında konuşmaya başlayan Pence, “Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor, Suriye ve Yemen'e müdahale ediyor, Hizbullah'ı destekliyor ve Amerikalı rehineleri elinde tutuyor” dedi. İran’ı Ortadoğu’daki etkisini genişletmek için Irak ve Suriye’de birer koridor açmakla itham eden Pence, savaşçıları ile Esed rejiminin düşmesini engellemeye çalıştığını ve Lübnan Hizbullahı’na roketler gönderdiğini söyledi.
Pence, 1979 yılında Şah’ın devrilmesinin ardından geçen 40 yıl boyunca başarısızlık ve terörün İran’da hüküm sürdüğünü dile getirerek, yapılan nükleer anlaşmanın İran’ı caydırmadığını, bilakis bölgedeki müdahalelerini daha da arttırdığını söyledi. Başkan Trump’ın nükleer anlaşmadan çekildiğini, İran rejimine yaptırımlar uyguladığını ve İran'ın eylemlerine itiraz eden diğer ülkelerin de bu yaptırımları desteklediğini dile getiren Pence, “Maalesef, en yakın Avrupalı arkadaşlarımızdan bazıları bu yaptırımları ihlal etti ve onları atlatmaya çalıştı. Fransa, İngiltere ve Almanya kurdukları finansal işlemler mekanizması ile bu yaptırımların üstesinden gelmeye çalıştılar. Bu hamle, ABD ile Avrupa’nın aralarının açılmasına sebep olacaktır” dedi.
“Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi”
İran'ın teknik olarak uygulayıp uygulamamasının değil, nükleer anlaşmanın kendisinin bir sorun olduğunu dile getiren Pence, “Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi. Artık anlaşmadan çekilmeliler. Bu fırsatı görmezden gelemeyiz” dedi.
Ortadoğu’daki barış süreci hakkında konuşan Pence, “Başkan Trump, üç İbrahimî din olan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam'ın tabilerinin barış içinde birlikte yaşamalarını istiyor” ifadesini kullandı.
Öte yandan Varşova Konferansı’na katılan Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçisi Prens Halid bin Selman, önceki gün Twitter hesabı üzerinden yapmış olduğu paylaşımlarda, “Molla rejimi 40 yıl önce iktidarı ele geçirdi. İran halkının yaşam standartları bu süre içerisinde ciddi bir düşüne tanık oldu. Bu rejim, bölgedeki terörizm, radikalizm, mezhepçilik ve istikrarsızlığı desteklemek için halkının parasını israf etmeye devam ediyor. Dost İran halkı, bölgede bölücülük ve terör fitnelerini yaymak için servetini ve parasını israf etmek yerine halkına özen gösteren bir yönetimi hak ediyor. İran rejimi halen Arapları dize getirmeye çalışmak gibi asla gerçekleşmeyecek bir yanılsama içinde. Ayrımcı söylemleri kendisini açığa çıkarıyor, Bu rejimin boş hayalleri 40 yıl sonra artık kimseyi kandıramıyor” açıklamasında bulundu.
İran rejiminin yayılımcı hayallerine hâlâ bağlı olduğuna dikkat çeken Prens Halid bin Selman, “İran rejiminin lideri, devrimlerinin 40’ıncı yıl dönümü konuşmasında Basra Körfezi'ndeki Arap topraklarının kendi topraklarının bir parçası olduğunu iddia ederek, bu bölgeyi güney İran olarak adlandırdı. Böylece yayılımcı niyetlerini ortaya koydu” ifadelerini kulandı.
Konferansın açılışı
Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, sabah saatlerinde kullandığı şu ifadeler ile konferansın açılışını yaptı;

“Bölgedeki barış ve güvenlik sorununa yeni bir ivme kazandırmanın zamanı geldi. Mülteci krizleri, ekonomik krizler ve bazı durumlarda devlet kurulması gibi krizlerin bölgede olumsuz etkiler oldu. Ortadoğu’nun istikrarını güvence altına almak, devam eden krizlere son vermek, kültürlerarası birliği teşvik etmek ve kapsayıcı toplumlar inşa etmek gibi durumlar, büyük zorluklar ile karşı karşıya. Uluslararası toplumun istikrarı ve sürdürülebilir barışı korumak için bu çabaları aktif olarak desteklemesi önemlidir.”
Czaputowicz açılış konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ortadoğu'daki çatışmaların birçok kaynağı var. Bunlardan bazıları, bazı liderlerin her ne pahasına olursa olsun gücü ellerinde tutmak istemesi, dini köktencilik ve hoşgörüsüzlüktür. Ayrıca güç dengesizlikleri, coğrafi ayrılıklar veya dış kuvvetlerin müdahalesi de çatışmaya sebep olan unsurlar arasında yer alabilir. ABD ve AB’nin İran’ın bölgede oynayacağı rol konusunda paylaştıkları bir inançları var. Ancak İran'ın nükleer programının olası sonuçları ve bu ülkenin bölgede oynadığı istikrarsızlaştırıcı rolü konusunda endişeliyiz. İran'ın tahammül edilemez davranışlarını şiddetle kınıyoruz. Aramızda araçlar bakımından farklılıklar olabilir. AB, İran'ın nükleer programının barışçıl doğasını korumanın, bir ortak eylem planını gerektirdiğine inanıyor. ABD bu anlaşmadan çekildi ve İran’a yaptırımlar uyguladı. Bugün Ortadoğu’nun karşılaştığı zorlukları hatırlatan bölge temsilcilerini dinleme fırsatına sahibiz.”
Konferans dahilinde gerçekleştirilecek görüşmelerde herhangi bir ülkenin veya konunun görüşmelerin seyrine hakim olmayacağını dile getiren ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ise şunları söyledi:
“Konferans, Yemen Dışişleri Bakanı Halid el-Yemani’nin başkanlığını yapacağı Yemen hakkında bir tartışma ile başlayacak. Daha sonra Suriye'deki idarenin sonraki adımlarını ve değişmeyen stratejik hedeflerimize ulaşmak için çabalarımızı sürdürme taahhüdümü gözden geçireceğiz. Sonrasında Başkanı Trump'ın danışmanı Jared Kushner, ABD yönetiminin İsrail ile Filistinliler arasında kapsamlı ve sürdürülebilir bir barışı sağlama çabalarını tartışacak. Tüm bu konular hakkında soru sorma ve yorum yapma fırsatı da olacak. Sonrasında ise ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Polonya Başbakanı ve 7 Dışişleri Bakanı ilgili konular hakkındaki değerlendirmelerini bizimle paylaşacak. Daha sonra bir grup devletle, mültecilerin ve insani zorlukların ele alındığı bir öğle yemeği tertip edilecek. Bunun ardından füze geliştirme ve bunları yayma, siber tehditlerle mücadele, terörizm ve yasadışı fon sağlamak ile mücadele konulu bir dizi çalışma oturumu düzenlenecek.”
Pompeo sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bugün çok önemli görüşmelerde bulunacağız, ancak konferans sona ermeyecek. Çalışmamız gerekiyor. Suriye ve Yemen, silahların yayılması, barış süreci, terörizm, İran, siber güvenlik ve insani krizler gibi meseleler tek başına üstesinden gelinecek sorunlar değil. Güvenliği sağlamak için birlikte çalışmalıyız. Hiçbir ülke bunun dışında kalamaz. ABD, Ortadoğu’daki güvenlik sorunlarına yönelik çabalara liderlik etmeye devam edecek. Bölge için iyi bir güç olmaya devam edeceğiz. Bugün gerçekleştirilen konferans bunun kanıtıdır.”
Pompeo, sabah saatlerinde, konferansı ‘istisnai’ olarak nitelendiren Netanyahu ile ortak bir basın toplantısı düzenledi.
İsrail Başbakanı Netanyahu konferans ile ilgili "tarihsel bir dönüm noktası" değerlendirmesinde bulunduktan sonra şunları söyledi:
“Burada 60 ülkeden dışişleri bakanı ve hükümet temsilcisi, İsrail başbakanı ve önde gelen Arap ülkelerinin dışişleri bakanları karşılıklı oturup bugüne kadar görülmemiş bir güç ve açıklıkla İran rejiminin yarattığı ortak tehditle nasıl baş edilmesi gerektiğini konuştu. İlk kez birlikte geleceğimizi tehdit eden şeyin ne olduğunu ve onu güvence altına almak için neler yapmamız gerektiğini tartışma fırsatı bulduk. Bu diyaloğu gelecekte yalnızca güvenlik konusunda değil, Ortadoğu halklarının yaşamını etkileyecek her alanda sürdürmeliyiz”
“İran’la yüzleşmeden Ortadoğu’da barış ve istikrar sağlayamayız” diyen Pompeo ise İran’ın eylemleri de dahil olmak üzere istikrarsızlaştırıcı eylemleri ele almaya yönelik ortak çabalara duyulan ihtiyaçtan söz ederek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Basitçe ifade etmek gerekirse, İran ile yüzleşmeden bunları gerçekleştirmek söz konusu olamaz. Lübnan’da Yemen’de Suriye’de Irak’ta yıkıcı etkilerde bulunuyorlar. Buralarda Hamas, Hizbullah ve Husiler gibi gerçek tehditler var. İran’a karşı harekete geçmeden Ortadoğu’da barış sağlayamayız.”



Netanyahu: Liderliğimde geniş tabanlı bir hükümet kurulmasına açığım

İsrail Başbakanı ve Likud Partisi lideri Binyamin Netanyahu, 28 Ekim 2026'da Kudüs'te Likud Partisi'nin seçim merkezinde, İsrail genel seçimlerine ilişkin anket sonuçlarının açıklanmasının ardından el sallıyor. (Reuters)
İsrail Başbakanı ve Likud Partisi lideri Binyamin Netanyahu, 28 Ekim 2026'da Kudüs'te Likud Partisi'nin seçim merkezinde, İsrail genel seçimlerine ilişkin anket sonuçlarının açıklanmasının ardından el sallıyor. (Reuters)
TT

Netanyahu: Liderliğimde geniş tabanlı bir hükümet kurulmasına açığım

İsrail Başbakanı ve Likud Partisi lideri Binyamin Netanyahu, 28 Ekim 2026'da Kudüs'te Likud Partisi'nin seçim merkezinde, İsrail genel seçimlerine ilişkin anket sonuçlarının açıklanmasının ardından el sallıyor. (Reuters)
İsrail Başbakanı ve Likud Partisi lideri Binyamin Netanyahu, 28 Ekim 2026'da Kudüs'te Likud Partisi'nin seçim merkezinde, İsrail genel seçimlerine ilişkin anket sonuçlarının açıklanmasının ardından el sallıyor. (Reuters)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Likud Partisi'nin “ortaklarımızla ve terörü desteklemeyen, bu oluşuma katılmak isteyen her kesimle geniş tabanlı bir hükümet kurmayı” hedeflediğini açıkladı. Şarku’l Avsatın DPA’dan aktardığına göre Netanyahu, bu konuda diyaloğa açık olduğunu belirtti.

İsrail kamuoyunun Ra'am Partisi ve Ortak Liste'ye (Hadaş-Taal) dayanan bir hükümet istemediğini öne süren Netanyahu, İsrail'in Yedioth Ahronoth gazetesinin internet sitesinde yer alan açıklamasında, “İlk günden itibaren geniş tabanlı bir ulusal birlik hükümeti kurmak için elimizi uzattık” ifadelerini kullandı.

Netanyahu ayrıca, “Yahudi kamuoyunun açık çoğunluğu, Likud'u en büyük parti, beni ise gelecek hükümete liderlik edecek başbakan olarak seçti” dedi.

Netanyahu daha önce de “Siyonizme karşı olan Arap partilerine dayanan bir hükümet kurmamalıyız” açıklamasında bulunmuştu.

İsrail Başbakanı, Arap partilerini İsrail'in varlığına karşı çıkmakla, Hamas'ı bir yardım kuruluşu gibi göstermekle ve İsrail askerlerini savaş suçlusu olarak nitelendirmekle suçladı.

Öte yandan İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog dün yaptığı açıklamada, yeni hükümetin kurulması konusunda küçük partilerle görüşmeler gerçekleştirmeyi planladığını duyurdu. Canlı yayımlanacak istişare görüşmelerinin yarın öğleden sonra başlaması bekleniyor.

İsrail'deki siyasi teamüllere göre cumhurbaşkanı, parlamentoda çoğunluğu sağlama konusunda en yüksek şansa sahip olduğunu düşündüğü adaya hükümeti kurma görevini veriyor. Bu kişinin mutlaka en büyük partinin lideri olması gerekmiyor.

Son parlamento seçimlerinde Netanyahu'nun liderliğindeki sağcı Likud Partisi, 120 sandalyeli mecliste 27 sandalye kazanarak birinci sırada yer aldı. Muhalif siyasetçi Gadi Eisenkot'un yeni kurduğu Yashar Partisi ise 21 sandalye elde etti.

Netanyahu liderliğindeki iktidar koalisyonu ile muhalefet bloğunun gerekli 61 sandalyelik çoğunluğa ulaşamaması nedeniyle İsrail siyasetinde siyasi tıkanıklığın yaşanması bekleniyor.


Anlaşma taslağı dolaşımda... Tahran ise “her iki senaryoya da hazır”

Devrim Muhafızları Ordusu mensubu bir asker, dün Tahran'ın kuzeyinde düzenlenen “Fedailer” eğitim kampının açılışı sırasında silahları inceliyor. (AP)
Devrim Muhafızları Ordusu mensubu bir asker, dün Tahran'ın kuzeyinde düzenlenen “Fedailer” eğitim kampının açılışı sırasında silahları inceliyor. (AP)
TT

Anlaşma taslağı dolaşımda... Tahran ise “her iki senaryoya da hazır”

Devrim Muhafızları Ordusu mensubu bir asker, dün Tahran'ın kuzeyinde düzenlenen “Fedailer” eğitim kampının açılışı sırasında silahları inceliyor. (AP)
Devrim Muhafızları Ordusu mensubu bir asker, dün Tahran'ın kuzeyinde düzenlenen “Fedailer” eğitim kampının açılışı sırasında silahları inceliyor. (AP)

Tahran yönetimi, dün diplomatik çözüm kadar askerî çatışma senaryosuna da hazır olduğunu açıkladı. İranlı müzakerecilerin Doha'dan ayrılmasının ardından savaşı sona erdirmeyi öngören bir anlaşma taslağının gündemde olduğu bildirildi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ülkesinin her iki senaryoya da “önceki dönemlere kıyasla çok daha hazırlıklı” olduğunu belirtti. Katar ve Pakistan arabuluculuğunda yürütülen temasların “son derece yoğun” olduğunu kaydeden Arakçi, “Artık her şey ABD tarafına bağlı” dedi.

Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre ajansa konuşan konuya yakın bir yetkili, anlaşma taslağının görüş ve değerlendirmelerin alınması amacıyla taraflar arasında dolaşıma sokulduğunu belirtti. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi ise Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması için ABD'nin deniz ablukasını kaldırmasını ve Tahran'ın taleplerini yerine getirmesini şart koştu.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan da ülkenin dini liderinin hükümete müzakere konusunda yetki verdiğini açıkladı. Ancak söz konusu yetkinin kapsamına ilişkin ayrıntı paylaşmadı.

Öte yandan Çin Dışişleri Bakanı Vang Yi, İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreter Yardımcısı Ali Bakıri Keni ile Pekin'de gerçekleştirdiği görüşmede, yeniden silahlara başvurmak yerine siyasi çözüm yollarının tercih edilmesi çağrısında bulundu.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise İran'a yönelik yeni bir askerî operasyon ihtimaline ilişkin göstergelerden “derin endişe” duyduğunu açıkladı. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai ile telefon görüşmesi gerçekleştirerek bölgesel gelişmeleri ele aldı.

ABD Başkanı Donald Trump ise İsrail'in Kanal 12 televizyonuna yaptığı açıklamada, “Acele etmiyorum. Onların ekonomisini felç ediyoruz” ifadelerini kullandı.

İran yönetiminin anlaşma konusunda aciliyet hissetmediğini ancak savaşın başlangıcından bu yana hiç olmadığı kadar anlaşma istediğini öne süren Trump, “Onlarla görüşüyoruz ve süreç iyi ilerliyor” dedi.


Reuters/Ipsos anketi: Trump'ın kamuoyu desteği, seçimler öncesinde bütün zamanların en düşük seviyesine yakın

Trump, pazar günü Kansas eyaletinin Salina kentindeki havalimanında düzenlenen seçim mitinginde konuşma yaptıktan sonra kürsüden ayrılırken (AP)
Trump, pazar günü Kansas eyaletinin Salina kentindeki havalimanında düzenlenen seçim mitinginde konuşma yaptıktan sonra kürsüden ayrılırken (AP)
TT

Reuters/Ipsos anketi: Trump'ın kamuoyu desteği, seçimler öncesinde bütün zamanların en düşük seviyesine yakın

Trump, pazar günü Kansas eyaletinin Salina kentindeki havalimanında düzenlenen seçim mitinginde konuşma yaptıktan sonra kürsüden ayrılırken (AP)
Trump, pazar günü Kansas eyaletinin Salina kentindeki havalimanında düzenlenen seçim mitinginde konuşma yaptıktan sonra kürsüden ayrılırken (AP)

Reuters/Ipsos tarafından gerçekleştirilen ve dün tamamlanan bir ankete göre, ABD Başkanı Donald Trump'ın kamuoyu desteği bütün zamanların en düşük seviyesine yakın seyrini korudu. ABD'li seçmenlerin önemli bir bölümü ise bugün yapılacak Kongre seçimlerinde oy kullanmayı Cumhuriyetçi Başkan'a karşı bir tutum sergilemenin yolu olarak görüyor.

ABD genelinde beş gün boyunca gerçekleştirilen anketin sonuçları, seçim günü yaklaşırken Demokratlar ile Cumhuriyetçiler arasındaki yarışın daha çekişmeli hale gelebileceğine işaret etti.

Ankete katılan kayıtlı seçmenlerin yaklaşık yüzde 46'sı Kongre seçimlerinde Demokratlara oy vereceğini belirtirken, Cumhuriyetçileri tercih edenlerin oranı yüzde 38'de kaldı.

Demokratların elde ettiği 8 puanlık fark, Reuters/Ipsos'un bir hafta önce gerçekleştirdiği anketteki 11 puanlık üstünlüğün gerisinde kaldı.

ABD Başkanı Donald Trump, dün Washington'da başkanlık helikopterinden indikten sonra Beyaz Saray'ın Güney Çimliği'nden geçerken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, dün Washington'da başkanlık helikopterinden indikten sonra Beyaz Saray'ın Güney Çimliği'nden geçerken (AP)

Ankete katılanların yaklaşık yüzde 32'si Trump'ın Beyaz Saray'daki performansını onayladığını belirtti. Bu oran bir önceki haftayla aynı kalırken, iki hafta önce kaydedilen yüzde 31'lik bütün zamanların en düşük seviyesinin biraz üzerinde gerçekleşti.

Kayıtlı bağımsız seçmenlerin yaklaşık yüzde 50'si Kongre seçimlerinde kullanacakları oyun Trump'a karşı bir oy olduğunu ifade etti. Katılımcıların yüzde 13'ü oylarının Trump'ı desteklemek amacı taşıdığını belirtirken, yüzde 33'ü ise başkanın oy tercihlerini etkilemediğini söyledi.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Reuters/Ipsos'un son anketine internet üzerinden bin 765 yetişkin katıldı. Araştırmanın hata payı 2 puan olarak açıklandı.