​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
TT

​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)

Ortadoğu'da Barış ve Güvenliğin Geleceğini Destekleme Konferansı dün sona erdi.
ABD ve Polonya, konferans sonrasında yayınlanan sonuç bildirgesinde, Ortadoğu’da istikrarın sağlanması için böyle bir konferansın gerçekleştirilmesinin gerekliliğine dikkat çekerken, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, İran'ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varılması için işbirliği yapılması çağrısında bulundu ve bu tehditlerin Ortadoğu ile sınırlı kalmayacağını, bilakis Avrupa’ya ve Batı’ya da yöneleceğini söyledi. Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz ise yaptığı konuşmada, İran'ın Suriye'ye müdahalelerinin bölgeyi olumsuz etkilediğini söyledi.
“İran, Hizbullah ve terörizm Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor”
Varşova Konferansı’nın krizlerin üstesinden gelinmesi için gerçekleştirildiğini dile getiren Pompeo, “İran, Hizbullah ve terörizmin yayılması Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor. Ortadoğu'daki barış çalışmalarına devam edeceğiz. Daha fazla yaptırım ve daha fazla baskı istiyoruz. Böylece İran'daki diktatörlerin devamlılığının önüne geçebiliriz” açıklamasında bulundu. Ayrıca bölgedeki İran saldırganlığının gerçek bir tehlike olduğuna dikkat çeken Pompeo, “Konferansta İran’ı savunan hiçbir ülke yok. İran’ın bölgeyi istikrarsızlaştıran rolü konusunda hepimiz hemfikiriz” dedi. Pompeo, İran rolüne atıfta bulunmadan bölgedeki sorunlardan bahsetmenin zor olduğuna dikkat çekerek, İran’ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varmak için işbirliğine ihtiyaç duyulduğunu ve Washington’un İran'a daha fazla yaptırım uygulama konusunda haklı olduğunu söyledi.
Öte yandan Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, Ortadoğu'daki sorunların karmaşık olduğuna ve Avrupa Birliği’nin (AB) tek başına bunların üstesinden gelmek için yeterli güce sahip olmadığına dikkat çekerek, “İran'ın olumsuz bir etkisi var. Tartışmalarımızda bunu göz ardı etmedik” dedi.
Konferansa yaklaşık 60 ülke katıldı, fakat katılımın Avrupa ayağı düşüktü. ABD yetkilileri, İran'ın eylemlerini tehdit olarak gören Arap devletleri ve İsrail gibi farklı tarafların bölgede bulunmasının önemini vurguladılar.
Pence’den Avrupa ülkelerine suçlama
Konferansın oturum aralarında açıklamalarda bulunan ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, İran dosyasıyla ilgili olarak Amerikan ve Avrupa tarafları arasındaki farklara ışık tuttu. ABD yetkilisi, Avrupalıları, ‘İran rejimine yönelik yaptırımları, mali işlemler için bir mekanizma kurarak atlatmaya çalışmakla’ suçladı. Bu davranışların hoş olmadığına dikkat çeken Pence, bu davranışların taraflar arasındaki ilişkilerde birtakım sonuçları olabileceğini söyledi.
ABD Başkan Yardımcısı Pence, konuşmasının devamında, Trump'ın iki yıl önce başkanlık koltuğuna oturmasında sonra ilk dış ziyaretini Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiğine ve Arap-İslam-Amerikan Zirvesi’ne katıldığına atıfta bulunarak, barışın sağlanması için konferansa katılan bütün ülkeler ile çalışmaya hazır olduklarını belirtti.
Katılımcıların bölge için daha iyi bir gelecek inşa edilmesi hakkında konuştuğunu kaydeden Pence, “Şu anda toplantılar yapılıyor. Çünkü radikal İslami terörizm gibi ortak bir sorunla karşı karşıyayız. Terörizm yalnızca Amerika'ya değil bölgedeki tüm ülkelere yönelik bir tehdit oluşturuyor. Başkan Trump yönetimi, bu radikal tehdide karşı koyma konusunda adımlar attı ve DEAŞ örgütü ile kendini gösteren bu tehdidin ortadan kaldırılması hususunda esas katkılarda bulundu. ABD, kendi vatandaşlarının güvenliğini önceliyor. Fakat Amerika’nın öncelenmesi, yalnız Amerika demek değildir. Washington, aşırılıkçılığa karşı uluslararası bir koalisyon oluşturmak için çalışıyor.”
Başbakan Netanyahu'nun geçen yılın sonunda Umman'ı ziyareti ve Papa Franciscus'un bu yıl BAE'ye yaptığı ziyaret gibi bölgedeki ‘değişim rüzgarlarına’ değinen Pence, “Bu tarihi konferans yeni bir dönemin başladığının kanıtıdır” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“DEAŞ hilafeti kısa bir süre sonra sona erecek ve Trump’ın açıklamasına göre yakın zamanda bölgedeki ABD birlikleri geri çekilecek. Bu, taktiklerdeki bir değişikliktir, görevde değil. Toprakları DEAŞ’ın elinden geri almamız yeterli değil. Ortaklarımızla çalışmaya hazırız. DEAŞ katıntıları her nerede olursa olsun takip edeceğiz.”
ABD'nin Suriye'deki yeni bir kimyasal saldırıya yanıt verme konusundaki kararlılığını dile getiren Pence, ülkesinin İngiltere ve Fransa ile birlikte, Devlet Başkanı Beşşar Esed rejiminin gerçekleştirdiği kimyasal bir saldırıya yanıt verdiğini hatırlatarak, rejim tarafından gerçekleştirilecek benzer bir saldırıya aynı şekilde yanıt vermeye hazır olduklarını söyledi.
“Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor”
Sonra, İran rejiminin bölgenin geleceği ve Ortadoğu’daki barış ve istikrar için en büyük tehdit olduğunu dile getirerek İran hakkında konuşmaya başlayan Pence, “Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor, Suriye ve Yemen'e müdahale ediyor, Hizbullah'ı destekliyor ve Amerikalı rehineleri elinde tutuyor” dedi. İran’ı Ortadoğu’daki etkisini genişletmek için Irak ve Suriye’de birer koridor açmakla itham eden Pence, savaşçıları ile Esed rejiminin düşmesini engellemeye çalıştığını ve Lübnan Hizbullahı’na roketler gönderdiğini söyledi.
Pence, 1979 yılında Şah’ın devrilmesinin ardından geçen 40 yıl boyunca başarısızlık ve terörün İran’da hüküm sürdüğünü dile getirerek, yapılan nükleer anlaşmanın İran’ı caydırmadığını, bilakis bölgedeki müdahalelerini daha da arttırdığını söyledi. Başkan Trump’ın nükleer anlaşmadan çekildiğini, İran rejimine yaptırımlar uyguladığını ve İran'ın eylemlerine itiraz eden diğer ülkelerin de bu yaptırımları desteklediğini dile getiren Pence, “Maalesef, en yakın Avrupalı arkadaşlarımızdan bazıları bu yaptırımları ihlal etti ve onları atlatmaya çalıştı. Fransa, İngiltere ve Almanya kurdukları finansal işlemler mekanizması ile bu yaptırımların üstesinden gelmeye çalıştılar. Bu hamle, ABD ile Avrupa’nın aralarının açılmasına sebep olacaktır” dedi.
“Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi”
İran'ın teknik olarak uygulayıp uygulamamasının değil, nükleer anlaşmanın kendisinin bir sorun olduğunu dile getiren Pence, “Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi. Artık anlaşmadan çekilmeliler. Bu fırsatı görmezden gelemeyiz” dedi.
Ortadoğu’daki barış süreci hakkında konuşan Pence, “Başkan Trump, üç İbrahimî din olan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam'ın tabilerinin barış içinde birlikte yaşamalarını istiyor” ifadesini kullandı.
Öte yandan Varşova Konferansı’na katılan Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçisi Prens Halid bin Selman, önceki gün Twitter hesabı üzerinden yapmış olduğu paylaşımlarda, “Molla rejimi 40 yıl önce iktidarı ele geçirdi. İran halkının yaşam standartları bu süre içerisinde ciddi bir düşüne tanık oldu. Bu rejim, bölgedeki terörizm, radikalizm, mezhepçilik ve istikrarsızlığı desteklemek için halkının parasını israf etmeye devam ediyor. Dost İran halkı, bölgede bölücülük ve terör fitnelerini yaymak için servetini ve parasını israf etmek yerine halkına özen gösteren bir yönetimi hak ediyor. İran rejimi halen Arapları dize getirmeye çalışmak gibi asla gerçekleşmeyecek bir yanılsama içinde. Ayrımcı söylemleri kendisini açığa çıkarıyor, Bu rejimin boş hayalleri 40 yıl sonra artık kimseyi kandıramıyor” açıklamasında bulundu.
İran rejiminin yayılımcı hayallerine hâlâ bağlı olduğuna dikkat çeken Prens Halid bin Selman, “İran rejiminin lideri, devrimlerinin 40’ıncı yıl dönümü konuşmasında Basra Körfezi'ndeki Arap topraklarının kendi topraklarının bir parçası olduğunu iddia ederek, bu bölgeyi güney İran olarak adlandırdı. Böylece yayılımcı niyetlerini ortaya koydu” ifadelerini kulandı.
Konferansın açılışı
Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, sabah saatlerinde kullandığı şu ifadeler ile konferansın açılışını yaptı;

“Bölgedeki barış ve güvenlik sorununa yeni bir ivme kazandırmanın zamanı geldi. Mülteci krizleri, ekonomik krizler ve bazı durumlarda devlet kurulması gibi krizlerin bölgede olumsuz etkiler oldu. Ortadoğu’nun istikrarını güvence altına almak, devam eden krizlere son vermek, kültürlerarası birliği teşvik etmek ve kapsayıcı toplumlar inşa etmek gibi durumlar, büyük zorluklar ile karşı karşıya. Uluslararası toplumun istikrarı ve sürdürülebilir barışı korumak için bu çabaları aktif olarak desteklemesi önemlidir.”
Czaputowicz açılış konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ortadoğu'daki çatışmaların birçok kaynağı var. Bunlardan bazıları, bazı liderlerin her ne pahasına olursa olsun gücü ellerinde tutmak istemesi, dini köktencilik ve hoşgörüsüzlüktür. Ayrıca güç dengesizlikleri, coğrafi ayrılıklar veya dış kuvvetlerin müdahalesi de çatışmaya sebep olan unsurlar arasında yer alabilir. ABD ve AB’nin İran’ın bölgede oynayacağı rol konusunda paylaştıkları bir inançları var. Ancak İran'ın nükleer programının olası sonuçları ve bu ülkenin bölgede oynadığı istikrarsızlaştırıcı rolü konusunda endişeliyiz. İran'ın tahammül edilemez davranışlarını şiddetle kınıyoruz. Aramızda araçlar bakımından farklılıklar olabilir. AB, İran'ın nükleer programının barışçıl doğasını korumanın, bir ortak eylem planını gerektirdiğine inanıyor. ABD bu anlaşmadan çekildi ve İran’a yaptırımlar uyguladı. Bugün Ortadoğu’nun karşılaştığı zorlukları hatırlatan bölge temsilcilerini dinleme fırsatına sahibiz.”
Konferans dahilinde gerçekleştirilecek görüşmelerde herhangi bir ülkenin veya konunun görüşmelerin seyrine hakim olmayacağını dile getiren ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ise şunları söyledi:
“Konferans, Yemen Dışişleri Bakanı Halid el-Yemani’nin başkanlığını yapacağı Yemen hakkında bir tartışma ile başlayacak. Daha sonra Suriye'deki idarenin sonraki adımlarını ve değişmeyen stratejik hedeflerimize ulaşmak için çabalarımızı sürdürme taahhüdümü gözden geçireceğiz. Sonrasında Başkanı Trump'ın danışmanı Jared Kushner, ABD yönetiminin İsrail ile Filistinliler arasında kapsamlı ve sürdürülebilir bir barışı sağlama çabalarını tartışacak. Tüm bu konular hakkında soru sorma ve yorum yapma fırsatı da olacak. Sonrasında ise ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Polonya Başbakanı ve 7 Dışişleri Bakanı ilgili konular hakkındaki değerlendirmelerini bizimle paylaşacak. Daha sonra bir grup devletle, mültecilerin ve insani zorlukların ele alındığı bir öğle yemeği tertip edilecek. Bunun ardından füze geliştirme ve bunları yayma, siber tehditlerle mücadele, terörizm ve yasadışı fon sağlamak ile mücadele konulu bir dizi çalışma oturumu düzenlenecek.”
Pompeo sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bugün çok önemli görüşmelerde bulunacağız, ancak konferans sona ermeyecek. Çalışmamız gerekiyor. Suriye ve Yemen, silahların yayılması, barış süreci, terörizm, İran, siber güvenlik ve insani krizler gibi meseleler tek başına üstesinden gelinecek sorunlar değil. Güvenliği sağlamak için birlikte çalışmalıyız. Hiçbir ülke bunun dışında kalamaz. ABD, Ortadoğu’daki güvenlik sorunlarına yönelik çabalara liderlik etmeye devam edecek. Bölge için iyi bir güç olmaya devam edeceğiz. Bugün gerçekleştirilen konferans bunun kanıtıdır.”
Pompeo, sabah saatlerinde, konferansı ‘istisnai’ olarak nitelendiren Netanyahu ile ortak bir basın toplantısı düzenledi.
İsrail Başbakanı Netanyahu konferans ile ilgili "tarihsel bir dönüm noktası" değerlendirmesinde bulunduktan sonra şunları söyledi:
“Burada 60 ülkeden dışişleri bakanı ve hükümet temsilcisi, İsrail başbakanı ve önde gelen Arap ülkelerinin dışişleri bakanları karşılıklı oturup bugüne kadar görülmemiş bir güç ve açıklıkla İran rejiminin yarattığı ortak tehditle nasıl baş edilmesi gerektiğini konuştu. İlk kez birlikte geleceğimizi tehdit eden şeyin ne olduğunu ve onu güvence altına almak için neler yapmamız gerektiğini tartışma fırsatı bulduk. Bu diyaloğu gelecekte yalnızca güvenlik konusunda değil, Ortadoğu halklarının yaşamını etkileyecek her alanda sürdürmeliyiz”
“İran’la yüzleşmeden Ortadoğu’da barış ve istikrar sağlayamayız” diyen Pompeo ise İran’ın eylemleri de dahil olmak üzere istikrarsızlaştırıcı eylemleri ele almaya yönelik ortak çabalara duyulan ihtiyaçtan söz ederek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Basitçe ifade etmek gerekirse, İran ile yüzleşmeden bunları gerçekleştirmek söz konusu olamaz. Lübnan’da Yemen’de Suriye’de Irak’ta yıkıcı etkilerde bulunuyorlar. Buralarda Hamas, Hizbullah ve Husiler gibi gerçek tehditler var. İran’a karşı harekete geçmeden Ortadoğu’da barış sağlayamayız.”



Mutabakat zaptı, İran ile ABD arasındaki ilk askeri çatışmayla karşı karşıya

(foto altı) Umman kıyıları açıklarındaki Hürmüz Boğazı’nda seyreden gemiler (Reuters)
(foto altı) Umman kıyıları açıklarındaki Hürmüz Boğazı’nda seyreden gemiler (Reuters)
TT

Mutabakat zaptı, İran ile ABD arasındaki ilk askeri çatışmayla karşı karşıya

(foto altı) Umman kıyıları açıklarındaki Hürmüz Boğazı’nda seyreden gemiler (Reuters)
(foto altı) Umman kıyıları açıklarındaki Hürmüz Boğazı’nda seyreden gemiler (Reuters)

Mutabakat zaptı, İran ile ABD arasında 17 Haziran’da imzalanmasının ardından iki ülke arasında yaşanan ilk doğrudan askeri çatışmayla sarsıldı. İran, resmi medya organlarının dün aktardığına göre, ABD’nin kendi topraklarına düzenlediği saldırılara misilleme olarak Körfez’deki Amerikan noktalarını hedef aldığını açıkladı. Bu gelişme, Washington’ın Tahran’ı Hürmüz Boğazı’nda bir ABD ticaret gemisine saldırmakla suçlamasının ardından yaşandı.

Taraflar arasındaki bu karşılıklı saldırılar, Washington ile Tahran arasında mutabakat zaptının imzalanmasından bu yana bilinen ilk doğrudan çatışma niteliğini taşıyor. Gelişme, Washington ile Tahran’ın 28 Şubat’ta ABD-İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan savaşı sona erdirecek nihai bir anlaşmaya yönelik müzakereleri sürerken, stratejik su yolunun açık tutulmasına yönelik çabaların geleceğine ilişkin soru işaretlerine yol açtı.

Saldırılar, İran ile ABD’nin nihai bir anlaşmaya ulaşmak amacıyla geçici bir uzlaşı sağlamasına rağmen, çatışmanın yeniden kontrolden çıkma riskinin sürdüğünü ortaya koydu.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), İran’a ait füze ve insansız hava aracı (İHA) depolama tesisleri ile kıyı radar noktalarını hedef alan son saldırıların, ‘İran güçlerinin ateşkesi açık şekilde ihlal eden ve ticari deniz taşımacılığına yönelik gerekçesiz saldırılarına’ karşılık düzenlendiğini açıkladı.

İran devlet televizyonu, ülkenin güneyindeki kıyı kenti Sirik’te görev yapan muhabirine dayandırdığı haberinde, cuma gecesi geç saatlerde Taheruyi İskelesi’nde şiddetli bir patlama sesi duyulduğunu bildirdi. Haberde, askeri bir kaynağın patlamanın bölgeye bir mühimmatın isabet etmesinden kaynaklandığını söylediği aktarıldı.

Patlamanın ardından Mehr Haber Ajansı, “Sirik Limanı’nın normal şekilde faaliyetlerini sürdürdüğünü, ekipman veya tesislerinde herhangi bir hasar meydana geldiğine dair bilgi bulunmadığını” duyurdu.

Bir ticari geminin hedef alınması

CENTCOM, operasyonu, “Cuma akşamı Hürmüz Boğazı'ndan geçiş yapan bir ticaret gemisini hedef alan saldırıya verilen güçlü bir karşılık” olarak nitelendirdi. ABD Başkanı Donald Trump da daha önce İran’a ait bir İHA’nın söz konusu gemiyi hedef aldığını öne sürerek, bunu iki ülke arasındaki mutabakatın ‘pervasızca ihlali’ olarak değerlendirmişti.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ise X platformunda yaptığı paylaşımda, İran’ın yeni saldırılar düzenlemesi halinde ‘şiddete şiddetle karşılık verileceği’ uyarısında bulundu. ABD’nin ateşkes anlaşmasına, diğer adıyla mutabakat zaptına bağlı kaldığını belirten Vance, çatışmaların yeniden başlaması halinde sorumluluğun İran’a ait olacağını söyledi. Vance, “İran ateşkes anlaşmasını imzaladı. Biz de buna bağlı kaldık. Mutabakat zaptının uygulanmasına ilişkin itirazları varsa bizi telefonla arayabilirler” ifadelerini kullandı. İran devlet televizyonu ise dün sabah, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) ABD’nin saldırılarına misilleme olarak Körfez bölgesindeki Amerikan noktalarını hedef aldığını duyurdu.

cdfbfdb
İran’da yeri açıklanmayan bir noktada bulunan insansız hava araçları (Arşiv – Reuters)

Devlet televizyonunun Telegram hesabında yayımlanan DMO açıklamasında, “Saldırıların tekrarlanması halinde vereceğimiz karşılık daha geniş kapsamlı olacaktır” denildi. İran, gemileri Körfez’e Hürmüz Boğazı üzerinden giriş ve çıkış yapmadan önce izin almaları konusunda uyarmasına rağmen, bazı gemilerin Tahran tarafından onaylanmayan rotaları kullanarak seyrini sürdürdüğü bildirildi.

Piyasalar üzerindeki etki

Savaş boyunca olduğu gibi gerilim, piyasaların kapalı olduğu hafta sonunda yeniden tırmandı. Bu durum, taraflara petrol fiyatlarında anlık bir yükselişe yol açmadan iki gün boyunca sert tutum sergileme ve karşılıklı saldırılar düzenleme imkânı sağladı. Önceki benzer durumlarda, son iki hafta sonu da dahil olmak üzere, cuma ve cumartesi günleri karşılıklı sert açıklamaların ardından tarafların, piyasaların pazartesi günü yeniden açılmasından hemen önce daha temkinli bir söyleme yöneldiği görülmüştü.

Son tırmanışa rağmen petrol fiyatları sert geriledi. Düşüşte, dünya petrol ve doğal gaz ihracatının yaklaşık beşte birinin geçtiği stratejik Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğinin normalleşmeye devam edeceğine yönelik beklentiler etkili oldu.

Bir gemiye daha saldırı

Bahreyn’in İran’ın kendisini hedef alan bir saldırı düzenlediğini açıklamasının ardından dün Hürmüz Boğazı’nda bir petrol tankeri saldırıya uğradı. Olayı doğrulayan İngiliz ordusuna bağlı Birleşik Krallık Deniz Ticareti Operasyonları Merkezi (UKMTO), gemi mürettebatının güvende olduğunu ve çevresel bir zararın bildirilmediğini açıkladı. Saldırıyı üstlenen olmadı. Deniz ulaşımının güvenliğini sağlamak amacıyla faaliyet gösteren çok uluslu deniz kuvvetlerinin yönettiği Ortak Deniz Bilgi Merkezi ise son dönemde yaşanan gelişmeler nedeniyle güvenlik tehdit seviyesini yükselttiğini duyurdu.

 cfdcfd
Petrol varilleri ve Hürmüz Boğazı haritası (Reuters)

İran devlet televizyonu, DMO’nun İran’ın onaylamadığı rotaları kullanarak boğazdan geçmeye çalışan kimliği açıklanmayan gemilere ‘uyarı ateşi’ açtığını bildirdi. Haberde, bu gelişmenin ardından diğer gemilerin Hürmüz Boğazı’ndan geçmeden önce İran’dan izin almaya başladığı ifade edildi.

Savaşın başlamasından bu yana petrol yüklü tankerler de dahil olmak üzere yüzlerce gemi Körfez’de mahsur kalmıştı. Son iki haftada gemilerin boğazdan yeniden çıkış yapmaya başlamasıyla birlikte, arzın artacağı beklentisiyle petrol fiyatları savaş öncesi seviyelere yakın düzeye geriledi. Ancak analistler, küresel enerji krizinin tamamen aşılabilmesi için Hürmüz Boğazı’ndaki çift yönlü deniz trafiğinin savaş öncesi seviyelere dönmesi gerektiğini, bunun ise ancak denizcilik şirketlerinin geçiş güzergâhının güvenli olduğuna ikna olması halinde mümkün olabileceğini belirtiyor.

Seyir rotasının genişletilmesi

Washington, Umman kıyıları boyunca uzanan güney rotasını teşvik ederken, Tahran gemilerin kendi kara suları ve denetimi altındaki kuzey güzergâhını kullanmasını istiyor. İran’ın nihai hedefinin ise Hürmüz Boğazı’ndan geçişler için ücret uygulamak olduğu belirtiliyor.

ABD Donanması gözetiminde faaliyet gösteren Ortak Deniz Bilgi Merkezi dün yaptığı açıklamada, Umman yakınlarındaki deniz koridorunun gemilerin giriş ve çıkışlarını kolaylaştırmak amacıyla genişletildiğini duyurdu.

grth56j
Umman’ın kuzeyindeki Musandam Yarımadası açıklarında, Hürmüz Boğazı yakınlarında demirlemiş teknelerin havadan çekilmiş fotoğrafı, 27 Haziran 2026 (AFP)

Ortak Deniz Bilgi Merkezi’nin açıklaması, ABD’nin Hürmüz Boğazı’nı yeniden tam kapasiteyle deniz trafiğine açma yönündeki girişimlerini sürdürdüğüne ilişkin İran’a verilen yeni bir mesaj olarak değerlendirildi. İran ise gemilerin kendi talimatlarına uyması gerektiğinde ısrar ederken, geçmişte küresel petrol ve doğal gaz sevkiyatının yaklaşık beşte birine ev sahipliği yapan Hürmüz Boğazı’ndan geçişler için ücret almaya başlayacağı uyarısını yineliyor. ABD ile Arap ülkeleri ise Tahran’ın bu talebini reddediyor. İran ve Umman’ın karasularında yer almasına rağmen uluslararası bir su yolu statüsüne sahip olan Hürmüz Boğazı’na ilişkin açıklama yapan İran Meclisi Ulusal Güvenlik Komisyonu Başkanı İbrahim Azizi, ülkesinin boğazdaki seyrüsefere ilişkin İran talimatlarını ihlal eden her türlü girişime kararlı şekilde karşılık vereceğini söyledi.


Karşılıklı saldırılar Washington-Tahran mutabakatını tehdit ediyor

Umman Sultanlığı'nın kuzeyindeki Musandam Yarımadası açıklarında, Hürmüz Boğazı yakınlarında demirlemiş teknelerin havadan çekilmiş bir fotoğrafı, 27 Haziran 2026 (AFP)
Umman Sultanlığı'nın kuzeyindeki Musandam Yarımadası açıklarında, Hürmüz Boğazı yakınlarında demirlemiş teknelerin havadan çekilmiş bir fotoğrafı, 27 Haziran 2026 (AFP)
TT

Karşılıklı saldırılar Washington-Tahran mutabakatını tehdit ediyor

Umman Sultanlığı'nın kuzeyindeki Musandam Yarımadası açıklarında, Hürmüz Boğazı yakınlarında demirlemiş teknelerin havadan çekilmiş bir fotoğrafı, 27 Haziran 2026 (AFP)
Umman Sultanlığı'nın kuzeyindeki Musandam Yarımadası açıklarında, Hürmüz Boğazı yakınlarında demirlemiş teknelerin havadan çekilmiş bir fotoğrafı, 27 Haziran 2026 (AFP)

Mutabakat muhtırası, 17 Haziran'da imzalanan çerçeve anlaşmanın ardından ABD ile İran arasında ilk kez gerçekleşen askeri saldırılarla karşı karşıya kaldı. Her iki tarafın birbirini vurmasıyla varılan anlaşma şimdi yeniden başlayan saldırılar nedeniyle tehlikeye girdi.

İran, Washington'ın Tahran'ı bir önceki gece Hürmüz Boğazı'ndaki ticari gemisine saldırmakla itham etmesinin ardından ABD’nin kendi topraklarını hedef alan saldırılarına karşılık Körfez'deki Amerikan üslerini vurduğunu açıkladı.

Washington ve Tahran arasındaki karşılıklı saldırılar, iki tarafın savaşa nihai bir çözüm bulmak amacıyla yürüttüğü müzakereler sürecinde Hürmüz Boğazı'nın açık tutulmasına yönelik çabalara ilişkin soru işaretleri doğurdu. Çeşitli diplomatik çevreler, saldırıların yeniden kontrolden çıkması halinde mutabakat muhtırasında öngörülen 60 günlük süre içinde nihai anlaşmaya ulaşma şansının tehlikeye gireceği kaygısını dile getirdi.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), ABD tarafından gerçekleştirilen saldırıların İran'ın füze ve insansız hava aracı (İHA) depo tesislerini ile kıyı radar mevzilerini hedef aldığını bildirdi.

Öte yandan İran devlet televizyonu, Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) ABD’nin saldırılarına misilleme olarak Körfez bölgesindeki Amerikan üslerini hedef aldığını aktardı.

Eş zamanlı olarak ABD Donanması'nın denetiminde faaliyet gösteren bir denizcilik kuruluşu olan Müşterek Deniz Bilgi Merkezi, Hürmüz Boğazı'ndaki gemi trafiğini kolaylaştırmak amacıyla Umman Sultanlığı yakınlarındaki deniz güzergahını genişlettiğini duyurdu.


Libya ve Sudan'da yeni denklem: Paylaşım, petrol ve altın

Libya ve Sudan'da yeni denklem: Paylaşım, petrol ve altın
TT

Libya ve Sudan'da yeni denklem: Paylaşım, petrol ve altın

Libya ve Sudan'da yeni denklem: Paylaşım, petrol ve altın

İbrahim Hamidi

Libya ve Sudan birbirinden ayrı krizler değil. Son haftalarda yaşananlar, Washington'ın ve diğer aktörlerin bu iki ülkeyi nüfuz haritalarının, enerji ağlarının, altın madenlerinin, limanların, askeri üslerin iç içe geçtiği ve Trump'ın hızlı başarı arayışının da etkili olduğu birbiriyle bağlantılı bir dosya olarak ele almaya başladığına işaret ediyor.

Her iki ülkede de savaş aynı noktaya ‘ülkeyi birleştirebilecek bir galip yok, teslim olmaya hazır bir mağlup da yok’ noktasına ulaştı. Libya'da doğuda Halife Hafter'in liderliğindeki fiili otorite, batıda ise Abdulhamid ed-Dibeybe başkanlığındaki tanınmış hükümet bulunuyor. Sudan'da ise ordu devletin kalbini ve meşruiyetini elinde tutarken Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK), Darfur'da ve batının geniş bölümlerinde nüfuzunu pekiştiriyor.

İçerideki tüm taraflar, dış uzantılara sahip. Aktörler jeopolitik haritada iç ittifaklar arıyor. Rusya, Suriye ve Ortadoğu'daki gerileyen nüfuzunu Kızıldeniz'de ve doğu Libya üzerinden Akdeniz'de kalıcı bir konuşlanma noktasıyla telafi etmeye çalışıyor. Bölgesel, Arap ve Avrupalı güçler arasında da nüfuz rekabeti sürüyor. Bu durum Bingazi, Trablus, Hartum, Darfur ve Port Sudan'ı Akdeniz'den Kızıldeniz'e ve Afrika Sahel kuşağına uzanan bir nüfuz ağının halkalarına dönüştürüyor.

ABD ise yıllarca Birleşmiş Milletler (BM) girişimleri, yerel teşebbüsler ve askeri çözüm bahisleriyle geçen bir sürecin ardından, hızlı zaferler arayan ve petrolde bir kapı ile uzlaşı kanalı gören Trump yönetimi aracılığıyla farklı bir yaklaşıma geçti. Bu yaklaşım, meşruiyet ve ihlal sorgulamasını bir kenara koyarak fiili otoriteleri tanımayı, ardından bunları askeri cepheler olarak sürdürmek yerine pay ve çıkar paylaşımına dönüştürmeyi esas alıyor.

ABD artık bir tarafın diğerine tam zaferini değil, stratejik çıkarları koruyacak bir istikrarı arıyor. Libya'da bu yaklaşım, ABD Başkanı Donald Trump'ın Özel Temsilcisi Massad Boulos'un yürüttüğü ve sızdırılan bilgilere göre Abdulhamid ed-Dibeybe'nin hükümet başkanlığında kalmasına karşılık Saddam Hafter’e Başkanlık Konseyi başkanlığının verilmesini, buna paralel olarak başta Ulusal Petrol Kurumu olmak üzere güvenlik ve ekonomi kurumlarının birleştirilmesinin sürdürülmesini öngören plan üzerinden şekilleniyor.

Buradan Mısır ve Türkiye’nin son hareketliliğini de anlamak mümkün. Yıllarca Hafter'i destekleyen Kahire, Trablus'a açılmaya başladı. Ankara ise yıllarca yalnızca Libya'nın batısını desteklemesinin ardından Akdeniz’deki enerji kaynakları ayrıcalıklarına Libya'nın doğusundan meşruiyet kazandırma umuduyla Bingazi ile doğrudan kanallar açtı.

Bu durum, Sudan'ın da Libya benzeri bir modele doğru gittiğini mi gösteriyor? Kesinlikle değil. Zira iki ülke arasında büyük farklar var. Öyle ki Sudan'daki toplumsal ve siyasi yaralar ise çok daha derin.

Eğer Libya girişiminin anahtarı enerjiyse Sudan'daki uzlaşının anahtarı çok daha karmaşık. Savaşın patlak vermesinden bu yana altın, Muhammed Hamdan 'Hâmidetî' Dagalu’nun lideri olduğu HDK’nın ekonomisinin belkemiğine ve askeri operasyonları ile bölgesel ilişkilerinin başlıca finansman kaynağına dönüştü. Buna karşın Abdulfettah el-Burhan liderliğindeki hükümet ve ordu devletin resmi kurumlarını, limanlarını ve başkenti kontrol ediyor. Bu kontrol, ulusal askeri kurumun meşruiyetine yatırım yapan Mısır ve Arap ülkelerinin desteğiyle güçleniyor.

Ancak bu, Sudan'ın Libya benzeri bir modele yöneldiği anlamına mı geliyor? Kesinlikle değil. İki ülke arasındaki büyük farklar var. Öyle ki Sudan'daki toplumsal ve siyasi yaralar çok daha derin. ABD’nin buradaki girişimi daha mütevazı ve çatışan taraflar arasında insani mübadeleler ve anlaşmalar düzeyinde kalıyor.

ABD politikasında önemli bir dönüşümle karşı karşıyayız. Artık önceliği önce devleti yeniden inşa etmek değil; bölünmeyi yönetmek, ardından devleti onun üzerine inşa etmeyi denemek oldu.

Mevcut göstergeler, uluslararası düşüncenin tek bir yöne doğru ilerlediğine yani fiili otoriteleri savaş araçlarından, kusurları ne olursa olsun yeni bir siyasi düzenin ortakları haline dönüştürdüğüne işaret ediyor.

ABD politikasında önemli bir dönüşümle karşı karşıyayız. Artık önceliği önce devleti yeniden inşa etmek değil; bölünmeyi yönetmek, ardından devleti onun üzerine inşa etmeyi denemek oldu. Massad Boulos'un Kuzey Afrika'da Libya'daki petrol düzenlemeleri için görüşmeler yaptığı sırada Trump'ın Doğu Akdeniz Özel Temsilcisi Tom Barrack da Amerikan şirketleri için petrol anlaşmalarını düzenlemek üzere Bağdat, Erbil ve Şam'daydı.

Bu, kesin çözümden çok pay paylaşımına, ideolojiden çok ekonomiye, anlaşmalardan çok pazarlıklara, ortaklıktan çok petrol ve toprak zenginliklerine dayanan bir yaklaşım. Bu unsurlar, Akdeniz'den Kızıldeniz'e uzanan acil uzlaşıların anahtarları olarak görülüyor.