​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
TT

​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)

Ortadoğu'da Barış ve Güvenliğin Geleceğini Destekleme Konferansı dün sona erdi.
ABD ve Polonya, konferans sonrasında yayınlanan sonuç bildirgesinde, Ortadoğu’da istikrarın sağlanması için böyle bir konferansın gerçekleştirilmesinin gerekliliğine dikkat çekerken, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, İran'ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varılması için işbirliği yapılması çağrısında bulundu ve bu tehditlerin Ortadoğu ile sınırlı kalmayacağını, bilakis Avrupa’ya ve Batı’ya da yöneleceğini söyledi. Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz ise yaptığı konuşmada, İran'ın Suriye'ye müdahalelerinin bölgeyi olumsuz etkilediğini söyledi.
“İran, Hizbullah ve terörizm Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor”
Varşova Konferansı’nın krizlerin üstesinden gelinmesi için gerçekleştirildiğini dile getiren Pompeo, “İran, Hizbullah ve terörizmin yayılması Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor. Ortadoğu'daki barış çalışmalarına devam edeceğiz. Daha fazla yaptırım ve daha fazla baskı istiyoruz. Böylece İran'daki diktatörlerin devamlılığının önüne geçebiliriz” açıklamasında bulundu. Ayrıca bölgedeki İran saldırganlığının gerçek bir tehlike olduğuna dikkat çeken Pompeo, “Konferansta İran’ı savunan hiçbir ülke yok. İran’ın bölgeyi istikrarsızlaştıran rolü konusunda hepimiz hemfikiriz” dedi. Pompeo, İran rolüne atıfta bulunmadan bölgedeki sorunlardan bahsetmenin zor olduğuna dikkat çekerek, İran’ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varmak için işbirliğine ihtiyaç duyulduğunu ve Washington’un İran'a daha fazla yaptırım uygulama konusunda haklı olduğunu söyledi.
Öte yandan Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, Ortadoğu'daki sorunların karmaşık olduğuna ve Avrupa Birliği’nin (AB) tek başına bunların üstesinden gelmek için yeterli güce sahip olmadığına dikkat çekerek, “İran'ın olumsuz bir etkisi var. Tartışmalarımızda bunu göz ardı etmedik” dedi.
Konferansa yaklaşık 60 ülke katıldı, fakat katılımın Avrupa ayağı düşüktü. ABD yetkilileri, İran'ın eylemlerini tehdit olarak gören Arap devletleri ve İsrail gibi farklı tarafların bölgede bulunmasının önemini vurguladılar.
Pence’den Avrupa ülkelerine suçlama
Konferansın oturum aralarında açıklamalarda bulunan ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, İran dosyasıyla ilgili olarak Amerikan ve Avrupa tarafları arasındaki farklara ışık tuttu. ABD yetkilisi, Avrupalıları, ‘İran rejimine yönelik yaptırımları, mali işlemler için bir mekanizma kurarak atlatmaya çalışmakla’ suçladı. Bu davranışların hoş olmadığına dikkat çeken Pence, bu davranışların taraflar arasındaki ilişkilerde birtakım sonuçları olabileceğini söyledi.
ABD Başkan Yardımcısı Pence, konuşmasının devamında, Trump'ın iki yıl önce başkanlık koltuğuna oturmasında sonra ilk dış ziyaretini Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiğine ve Arap-İslam-Amerikan Zirvesi’ne katıldığına atıfta bulunarak, barışın sağlanması için konferansa katılan bütün ülkeler ile çalışmaya hazır olduklarını belirtti.
Katılımcıların bölge için daha iyi bir gelecek inşa edilmesi hakkında konuştuğunu kaydeden Pence, “Şu anda toplantılar yapılıyor. Çünkü radikal İslami terörizm gibi ortak bir sorunla karşı karşıyayız. Terörizm yalnızca Amerika'ya değil bölgedeki tüm ülkelere yönelik bir tehdit oluşturuyor. Başkan Trump yönetimi, bu radikal tehdide karşı koyma konusunda adımlar attı ve DEAŞ örgütü ile kendini gösteren bu tehdidin ortadan kaldırılması hususunda esas katkılarda bulundu. ABD, kendi vatandaşlarının güvenliğini önceliyor. Fakat Amerika’nın öncelenmesi, yalnız Amerika demek değildir. Washington, aşırılıkçılığa karşı uluslararası bir koalisyon oluşturmak için çalışıyor.”
Başbakan Netanyahu'nun geçen yılın sonunda Umman'ı ziyareti ve Papa Franciscus'un bu yıl BAE'ye yaptığı ziyaret gibi bölgedeki ‘değişim rüzgarlarına’ değinen Pence, “Bu tarihi konferans yeni bir dönemin başladığının kanıtıdır” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“DEAŞ hilafeti kısa bir süre sonra sona erecek ve Trump’ın açıklamasına göre yakın zamanda bölgedeki ABD birlikleri geri çekilecek. Bu, taktiklerdeki bir değişikliktir, görevde değil. Toprakları DEAŞ’ın elinden geri almamız yeterli değil. Ortaklarımızla çalışmaya hazırız. DEAŞ katıntıları her nerede olursa olsun takip edeceğiz.”
ABD'nin Suriye'deki yeni bir kimyasal saldırıya yanıt verme konusundaki kararlılığını dile getiren Pence, ülkesinin İngiltere ve Fransa ile birlikte, Devlet Başkanı Beşşar Esed rejiminin gerçekleştirdiği kimyasal bir saldırıya yanıt verdiğini hatırlatarak, rejim tarafından gerçekleştirilecek benzer bir saldırıya aynı şekilde yanıt vermeye hazır olduklarını söyledi.
“Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor”
Sonra, İran rejiminin bölgenin geleceği ve Ortadoğu’daki barış ve istikrar için en büyük tehdit olduğunu dile getirerek İran hakkında konuşmaya başlayan Pence, “Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor, Suriye ve Yemen'e müdahale ediyor, Hizbullah'ı destekliyor ve Amerikalı rehineleri elinde tutuyor” dedi. İran’ı Ortadoğu’daki etkisini genişletmek için Irak ve Suriye’de birer koridor açmakla itham eden Pence, savaşçıları ile Esed rejiminin düşmesini engellemeye çalıştığını ve Lübnan Hizbullahı’na roketler gönderdiğini söyledi.
Pence, 1979 yılında Şah’ın devrilmesinin ardından geçen 40 yıl boyunca başarısızlık ve terörün İran’da hüküm sürdüğünü dile getirerek, yapılan nükleer anlaşmanın İran’ı caydırmadığını, bilakis bölgedeki müdahalelerini daha da arttırdığını söyledi. Başkan Trump’ın nükleer anlaşmadan çekildiğini, İran rejimine yaptırımlar uyguladığını ve İran'ın eylemlerine itiraz eden diğer ülkelerin de bu yaptırımları desteklediğini dile getiren Pence, “Maalesef, en yakın Avrupalı arkadaşlarımızdan bazıları bu yaptırımları ihlal etti ve onları atlatmaya çalıştı. Fransa, İngiltere ve Almanya kurdukları finansal işlemler mekanizması ile bu yaptırımların üstesinden gelmeye çalıştılar. Bu hamle, ABD ile Avrupa’nın aralarının açılmasına sebep olacaktır” dedi.
“Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi”
İran'ın teknik olarak uygulayıp uygulamamasının değil, nükleer anlaşmanın kendisinin bir sorun olduğunu dile getiren Pence, “Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi. Artık anlaşmadan çekilmeliler. Bu fırsatı görmezden gelemeyiz” dedi.
Ortadoğu’daki barış süreci hakkında konuşan Pence, “Başkan Trump, üç İbrahimî din olan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam'ın tabilerinin barış içinde birlikte yaşamalarını istiyor” ifadesini kullandı.
Öte yandan Varşova Konferansı’na katılan Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçisi Prens Halid bin Selman, önceki gün Twitter hesabı üzerinden yapmış olduğu paylaşımlarda, “Molla rejimi 40 yıl önce iktidarı ele geçirdi. İran halkının yaşam standartları bu süre içerisinde ciddi bir düşüne tanık oldu. Bu rejim, bölgedeki terörizm, radikalizm, mezhepçilik ve istikrarsızlığı desteklemek için halkının parasını israf etmeye devam ediyor. Dost İran halkı, bölgede bölücülük ve terör fitnelerini yaymak için servetini ve parasını israf etmek yerine halkına özen gösteren bir yönetimi hak ediyor. İran rejimi halen Arapları dize getirmeye çalışmak gibi asla gerçekleşmeyecek bir yanılsama içinde. Ayrımcı söylemleri kendisini açığa çıkarıyor, Bu rejimin boş hayalleri 40 yıl sonra artık kimseyi kandıramıyor” açıklamasında bulundu.
İran rejiminin yayılımcı hayallerine hâlâ bağlı olduğuna dikkat çeken Prens Halid bin Selman, “İran rejiminin lideri, devrimlerinin 40’ıncı yıl dönümü konuşmasında Basra Körfezi'ndeki Arap topraklarının kendi topraklarının bir parçası olduğunu iddia ederek, bu bölgeyi güney İran olarak adlandırdı. Böylece yayılımcı niyetlerini ortaya koydu” ifadelerini kulandı.
Konferansın açılışı
Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, sabah saatlerinde kullandığı şu ifadeler ile konferansın açılışını yaptı;

“Bölgedeki barış ve güvenlik sorununa yeni bir ivme kazandırmanın zamanı geldi. Mülteci krizleri, ekonomik krizler ve bazı durumlarda devlet kurulması gibi krizlerin bölgede olumsuz etkiler oldu. Ortadoğu’nun istikrarını güvence altına almak, devam eden krizlere son vermek, kültürlerarası birliği teşvik etmek ve kapsayıcı toplumlar inşa etmek gibi durumlar, büyük zorluklar ile karşı karşıya. Uluslararası toplumun istikrarı ve sürdürülebilir barışı korumak için bu çabaları aktif olarak desteklemesi önemlidir.”
Czaputowicz açılış konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ortadoğu'daki çatışmaların birçok kaynağı var. Bunlardan bazıları, bazı liderlerin her ne pahasına olursa olsun gücü ellerinde tutmak istemesi, dini köktencilik ve hoşgörüsüzlüktür. Ayrıca güç dengesizlikleri, coğrafi ayrılıklar veya dış kuvvetlerin müdahalesi de çatışmaya sebep olan unsurlar arasında yer alabilir. ABD ve AB’nin İran’ın bölgede oynayacağı rol konusunda paylaştıkları bir inançları var. Ancak İran'ın nükleer programının olası sonuçları ve bu ülkenin bölgede oynadığı istikrarsızlaştırıcı rolü konusunda endişeliyiz. İran'ın tahammül edilemez davranışlarını şiddetle kınıyoruz. Aramızda araçlar bakımından farklılıklar olabilir. AB, İran'ın nükleer programının barışçıl doğasını korumanın, bir ortak eylem planını gerektirdiğine inanıyor. ABD bu anlaşmadan çekildi ve İran’a yaptırımlar uyguladı. Bugün Ortadoğu’nun karşılaştığı zorlukları hatırlatan bölge temsilcilerini dinleme fırsatına sahibiz.”
Konferans dahilinde gerçekleştirilecek görüşmelerde herhangi bir ülkenin veya konunun görüşmelerin seyrine hakim olmayacağını dile getiren ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ise şunları söyledi:
“Konferans, Yemen Dışişleri Bakanı Halid el-Yemani’nin başkanlığını yapacağı Yemen hakkında bir tartışma ile başlayacak. Daha sonra Suriye'deki idarenin sonraki adımlarını ve değişmeyen stratejik hedeflerimize ulaşmak için çabalarımızı sürdürme taahhüdümü gözden geçireceğiz. Sonrasında Başkanı Trump'ın danışmanı Jared Kushner, ABD yönetiminin İsrail ile Filistinliler arasında kapsamlı ve sürdürülebilir bir barışı sağlama çabalarını tartışacak. Tüm bu konular hakkında soru sorma ve yorum yapma fırsatı da olacak. Sonrasında ise ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Polonya Başbakanı ve 7 Dışişleri Bakanı ilgili konular hakkındaki değerlendirmelerini bizimle paylaşacak. Daha sonra bir grup devletle, mültecilerin ve insani zorlukların ele alındığı bir öğle yemeği tertip edilecek. Bunun ardından füze geliştirme ve bunları yayma, siber tehditlerle mücadele, terörizm ve yasadışı fon sağlamak ile mücadele konulu bir dizi çalışma oturumu düzenlenecek.”
Pompeo sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bugün çok önemli görüşmelerde bulunacağız, ancak konferans sona ermeyecek. Çalışmamız gerekiyor. Suriye ve Yemen, silahların yayılması, barış süreci, terörizm, İran, siber güvenlik ve insani krizler gibi meseleler tek başına üstesinden gelinecek sorunlar değil. Güvenliği sağlamak için birlikte çalışmalıyız. Hiçbir ülke bunun dışında kalamaz. ABD, Ortadoğu’daki güvenlik sorunlarına yönelik çabalara liderlik etmeye devam edecek. Bölge için iyi bir güç olmaya devam edeceğiz. Bugün gerçekleştirilen konferans bunun kanıtıdır.”
Pompeo, sabah saatlerinde, konferansı ‘istisnai’ olarak nitelendiren Netanyahu ile ortak bir basın toplantısı düzenledi.
İsrail Başbakanı Netanyahu konferans ile ilgili "tarihsel bir dönüm noktası" değerlendirmesinde bulunduktan sonra şunları söyledi:
“Burada 60 ülkeden dışişleri bakanı ve hükümet temsilcisi, İsrail başbakanı ve önde gelen Arap ülkelerinin dışişleri bakanları karşılıklı oturup bugüne kadar görülmemiş bir güç ve açıklıkla İran rejiminin yarattığı ortak tehditle nasıl baş edilmesi gerektiğini konuştu. İlk kez birlikte geleceğimizi tehdit eden şeyin ne olduğunu ve onu güvence altına almak için neler yapmamız gerektiğini tartışma fırsatı bulduk. Bu diyaloğu gelecekte yalnızca güvenlik konusunda değil, Ortadoğu halklarının yaşamını etkileyecek her alanda sürdürmeliyiz”
“İran’la yüzleşmeden Ortadoğu’da barış ve istikrar sağlayamayız” diyen Pompeo ise İran’ın eylemleri de dahil olmak üzere istikrarsızlaştırıcı eylemleri ele almaya yönelik ortak çabalara duyulan ihtiyaçtan söz ederek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Basitçe ifade etmek gerekirse, İran ile yüzleşmeden bunları gerçekleştirmek söz konusu olamaz. Lübnan’da Yemen’de Suriye’de Irak’ta yıkıcı etkilerde bulunuyorlar. Buralarda Hamas, Hizbullah ve Husiler gibi gerçek tehditler var. İran’a karşı harekete geçmeden Ortadoğu’da barış sağlayamayız.”



G7 Zirvesi, Trump’ın kararlarının gölgesinde Evian’da toplanıyor

(foto altı) Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 14 Haziran’da Fransa’nın güneyinde ikili görüşmeler için gelen Hindistan Başbakanı Narendra Modi’yi karşıladı. (AP)
(foto altı) Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 14 Haziran’da Fransa’nın güneyinde ikili görüşmeler için gelen Hindistan Başbakanı Narendra Modi’yi karşıladı. (AP)
TT

G7 Zirvesi, Trump’ın kararlarının gölgesinde Evian’da toplanıyor

(foto altı) Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 14 Haziran’da Fransa’nın güneyinde ikili görüşmeler için gelen Hindistan Başbakanı Narendra Modi’yi karşıladı. (AP)
(foto altı) Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 14 Haziran’da Fransa’nın güneyinde ikili görüşmeler için gelen Hindistan Başbakanı Narendra Modi’yi karşıladı. (AP)

Dünyanın en büyük ekonomilerinden bazılarını bünyesinde barındıran G7 Zirvesi, Fransa’nın doğusunda İsviçre sınırına yakın, Cenevre Gölü kıyısındaki Fransız tatil beldesi Evian’da bugün başlayacak. Üç gün sürecek zirve öncesinde Fransa-İsviçre sınırının her iki tarafında da olağanüstü güvenlik önlemleri alındı.

Fransız tarafı, ünlü maden suyu kaynakları ve lüks otelleriyle tanınan Evian kentinin bulunduğu Haute-Savoie bölgesine yaklaşık 16 bin polis, jandarma, asker, itfaiye görevlisi ve sınır muhafızı konuşlandırdı. Güvenlik güçleri; botlar, motosikletler ve insansız hava araçlarının (İHA) yanı sıra atlı birlikler ve eğitimli köpek timleriyle destekleniyor. İsviçre makamları ise hava, kara ve gölde güvenliği sağlamak amacıyla en az 4 bin askerin görevlendirildiğini açıkladı. Cenevre’de, zirvenin düzenlenmesine ve G7 ülkelerinin liberal politikalarına karşı protesto gösterileri için binlerce kişinin kente gelmesinin beklendiği belirtilirken, federal hükümet de Cenevre ve çevresindeki polis güçlerine destek vermek üzere birkaç bin askeri seferber etti.

xscd
Cenevre’de G7 Zirvesi’ne karşı protesto gösterisi düzenleyen kalabalık… Yetkililer, ayaklanma çıkmasından endişe ediyor. (EPA)

Paris yönetimi, Evian Zirvesi’ne katılacak lider ve heyetleri taşıyan uçakların iniş yapacağı Cenevre Havalimanı’na da yüzlerce güvenlik görevlisi sevk etti. Fransız ve İsviçreli makamların temel hedefi, 2003 yazında dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac’ın başkanlığında düzenlenen G8 Zirvesi sırasında Cenevre’de yaşanan protesto gösterileri ve şiddet olaylarının tekrarlanmasını önlemek.

Saray diplomasisi

Bu yıl G7 dönem başkanlığını yürüten Fransa, zirvenin başarılı geçmesi için tüm koşulları sağlamaya özen gösteriyor. Zirve ayrıca, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un gelecek yıl ilkbaharda ikinci görev süresinin sona ermesiyle Elysee Sarayı’ndan ayrılmadan önce ev sahipliği yapacağı son G7 toplantısı olma özelliği taşıyor.

Evian’da bir araya gelen G7 liderleri arasında görev süresi bakımından en kıdemli isim Macron olarak öne çıkıyor. Macron daha önce 2019 yılında, Fransa’nın güneybatısında Atlas Okyanusu kıyısında bulunan Biarritz kentinde düzenlenen benzer bir zirveye ev sahipliği yapmıştı. Ancak Fransız diplomasisinin, gerek Cumhurbaşkanlığı gerekse Dışişleri Bakanlığı düzeyinde en fazla önem verdiği konu, ABD Başkanı Donald Trump’ın zirveye başından sonuna kadar katılımını güvence altına almak ve görüşmelerin sorunsuz şekilde ilerlemesini sağlamak oldu. Paris, böylece Trump’ın zirve sona ermeden Washington’a döndüğü ve sonuç bildirgesini imzalamayı reddettiği geçen yılki Toronto Zirvesi’nde yaşananların tekrarlanmasını önlemeyi hedefliyor.

Paris yönetimi, zirve gündeminden çevre, küresel ısınma ve Trump’ın gümrük tarifeleri gibi ihtilaflı başlıkları çıkardı. Bununla da yetinmeyen Fransa Cumhurbaşkanlığı, Trump için özel bir jest hazırlayarak, çarşamba günü zirvenin sona ermesinin ardından Paris’in batı girişinde bulunan tarihi Versay Sarayı’nda bir yemek düzenlenmesini planladı. Davetin, ABD’nin bağımsızlığının 250. yıl dönümü kutlamaları kapsamında gerçekleştirileceği belirtildi.

Bilindiği üzere Fransa, Kral XVI. Louis döneminde 1778’den itibaren İngiliz sömürge yönetimine karşı ayaklanan Amerikalılara mali ve askeri destek sağlamıştı. Fransız kuvvetlerine, 1781’deki Yorktown Kuşatması’nda önemli rol oynayan Marquis de Lafayette komuta etmişti. Fransa Cumhurbaşkanlığı, cuma günü yaptığı açıklamada, ABD’nin bağımsızlığını pekiştiren anlaşmanın 1781 yılında Versay Sarayı’nda imzalandığını belirterek Trump’ın saraya davet edilmesinin gerekçesini açıkladı. Ancak Paris’in o dönemde sağladığı büyük mali destek, devlet bütçesini ciddi şekilde zayıflatmış, bu durum da Fransız Devrimi’ne giden süreci hızlandıran etkenlerden biri olmuştu. Devrimin ardından Kral XVI. Louis, yaklaşık on yıl sonra Concorde Meydanı’nda giyotine gönderilmişti.

Evian Zirvesi, Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana katıldığı diğer uluslararası toplantılardan farklı olmayacak; ABD Başkanı yine zirvenin en dikkat çekici ve belirleyici ismi olacak. Trump ve diğer liderler, ABD ile İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a karşı başlattığı savaşın ardından ilk kez aynı masa etrafında bir araya gelecek. Ancak Trump, bu süreçte diğer altı G7 liderinden destek görmedi. Aksine, liderlerin büyük bölümü söz konusu savaşı açık şekilde eleştirirken, özellikle küresel enerji ve ticaret açısından kritik öneme sahip Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer güvenliğinin sağlanmasına yönelik Washington’ın destek çağrılarına da olumlu yanıt vermedi. Hürmüz Boğazı’nın kapanması, küresel bir enerji krizine yol açarken dünya ekonomisinde de ciddi sarsıntılara neden oldu. Bununla birlikte, ABD ile İran arasında bir çerçeve anlaşmasının imzalanmasına yönelik sürecin son aşamaya gelmesi, Trump üzerindeki baskının azalmasına katkı sağlayabilir. ABD Başkanı’nın, söz konusu çerçeve anlaşmasının imzasını iki önemli gelişmeyle aynı döneme denk getirmeye özel önem verdiği belirtiliyor: 80. yaş günü ve G7 Zirvesi.

Hürmüz Boğazı’nın kaderi

İran ile savaşın geleceği ve Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer özgürlüğünün korunması, Evian Zirvesi’nin ana gündem maddelerinden biri olacak. Konunun iki ayrı platformda ele alınması bekleniyor. Bunlardan ilki, Macron’un davetiyle Evian’a gelen Mısır, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) liderlerinin de katılacağı genişletilmiş toplantı olacak. Dosya ayrıca, Trump’ın söz konusu üç liderin yanı sıra Hindistan Başbakanı Narendra Modi ile gerçekleştireceği ikili görüşmelerde de gündeme gelecek.

Fransa Cumhurbaşkanlığı kaynakları, zirve öncesinde yaptıkları açıklamada, Evian’da bir araya gelecek liderlerin İran’ın nükleer programı, balistik füze programı ve bölgesel politikalarına ilişkin olarak Tahran’dan talep edilebilecek temel şartlar konusunda ortak bir anlayışa varmaya çalışacaklarını belirtti. Bu yaklaşım, özellikle Avrupalı ülkelerin İran dosyasına yeniden ağırlık verme ve konunun yalnızca ABD’nin tek taraflı inisiyatifiyle şekillenmesini engelleme isteğini ortaya koyuyor. Avrupa tarafı, İran meselesinin uluslararası ve çok taraflı bir çerçevede ele alınmasını savunuyor.

dsvfdv
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer’ın 17 Nisan’da Elysee Sarayı’nda düzenlediği ortak basın toplantısından (Reuters)

Avrupa ülkeleri, ABD’nin İran dosyasında tek taraflı hareket etme ihtimalinden endişe duyuyor. Ancak Fransa, Birleşik Krallık ve Almanya’dan oluşan Avrupa Troykası, hem ikili Avrupa yaptırımları hem de kaldırılması veya hafifletilmesi için üçlünün ve Avrupa Birliği’nin (AB) onayını gerektiren uluslararası yaptırımlar sayesinde önemli bir koz bulunduruyor. Evian Zirvesi'ne katılan Arap liderler de toplantılarda Arap ve bölgesel çıkarları savunma, ayrıca savaş sonrası dönemde Tahran ile ilişkilerin geleceğine ilişkin vizyonlarını ortaya koyma fırsatı bulacak.

Öte yandan Fransa ve Birleşik Krallık, Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer güvenliğini sağlamak amacıyla bağımsız bir ‘deniz güvenlik koalisyonu’ kurulmasına yönelik girişimlerini Trump ile görüşmek istiyor. İki ülke, söz konusu planın nasıl ilerletilebileceği ve bölgedeki donanmasını en azından şimdilik çekmeyi düşünmeyen ABD ile nasıl bir koordinasyon sağlanabileceği konusunda değerlendirmelerde bulunmayı hedefliyor. Ancak ABD ile İran arasında bir uzlaşma sağlanması ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden güvenli ve açık hale gelmesi durumunda, bu koalisyonun işlevinin ne olacağı da tartışma konusu olarak öne çıkıyor.

Tarafların tamamı, boğazda gemi geçişlerinin herhangi bir ücret alınmaksızın serbest şekilde sürdürülmesi gerektiği görüşünde birleşiyor. Buna karşılık İran, ‘hizmet bedeli’ olarak tanımladığı uygulamalar aracılığıyla boğazı önemli bir gelir kaynağına dönüştürmeyi planlıyor. Bir ABD’li yetkili, Trump’ın Hürmüz Boğazı’ndaki mayınların temizlenmesi konusunu da gündeme getirmek istediğini belirtti. Birleşik Krallık ve Fransa da çatışmaların sona ermesinin ardından bu stratejik su yolunun mayınlardan arındırılması çalışmalarına katkı sunmaya hazır olduklarını daha önce açıklamıştı.

Yine Ukrayna

Macron, Rusya ile savaş dosyasının ele alınacağı özel oturuma Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’yi de davet etmek istedi.

Fransa Cumhurbaşkanlığı kaynaklarına göre Avrupalı liderlerin temel hedeflerinden biri, son üç ayda büyük ölçüde geri planda kalan Ukrayna meselesini yeniden ABD yönetiminin gündemine taşımak. Avrupa başkentleri, Washington’ın dikkatini yeniden bu dosyaya çekmeye çalışıyor.

fvgf
Aralık 2025’te Londra’da Macron, Zelenskiy, Starmer ve Mertz arasında gerçekleşen toplantıdan (AP)

Aynı kaynaklara göre Avrupalılar, Washington’ın Ukrayna için öngördüğü ve Kiev’in Rus güçlerinin tam kontrolünde bulunmayan Donbas bölgesinin tamamından vazgeçmesini de içeren barış planlarının, sahadaki dengelerin görece Ukrayna lehine değişmesi nedeniyle artık anlamını büyük ölçüde yitirdiği görüşünde.

Avrupa ülkeleri, Ukrayna dosyasının giderek ağırlaşan mali ve siyasi yükünü de yakından hissediyor. Bu kapsamda Avrupa tarafı, son dönemde Kiev’e mali krediler ve askeri harcamaların finansmanı için 90 milyar euroluk bir paket ayırdı. Söz konusu kaynakların bir bölümü, Ukrayna ordusu için Amerikan yapımı silahların satın alınmasında kullanılacak. Bununla birlikte, mevcut göstergeler ABD’nin Ukrayna dosyasına yeniden güçlü ve aktif biçimde dahil olacağına işaret etmiyor. Nitekim Beyaz Saray, zirve kapsamında Trump ile Zelenskiy arasında ikili bir görüşme planlanmadığını açıkladı. Ancak iki liderin, Ukrayna konusuna ayrılan oturum sırasında bir araya gelmelerinin önünde herhangi bir engel bulunmuyor.

İsrail’in savaşları

Paris yönetimi, Ukrayna ve İran dosyalarının taşıdığı öneme rağmen, İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik savaşı ile İsrail-Hizbullah çatışmasını da zirve gündemine taşımakta kararlı görünüyor. Fransa, her iki dosyada da ABD’nin belirleyici etkisi nedeniyle konunun liderler düzeyinde ele alınmasını istiyor.

Mevcut durumda, Trump’ın Gazze için ortaya koyduğu barış planının yalnızca sınırlı bir bölümü hayata geçirilmiş bulunuyor. Bu nedenle Paris, Evian Zirvesi’ni diplomatik sürece yeniden ivme kazandırmak için bir fırsat olarak değerlendiriyor. Fransız tarafı ayrıca, geçtiğimiz cuma günü Paris’te düzenlenen geniş katılımlı toplantılarda bir araya gelen Filistinli ve İsrailli sivil toplum kuruluşlarının hazırladığı tavsiyelerin zirve liderlerine iletilmesini planlıyor. Fransa, bu girişim aracılığıyla iki devletli çözüm vizyonunu yeniden canlandırmayı ve Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu çerçevesinde 142 ülkenin desteklediği New York Bildirgesi’ni uluslararası gündemin üst sıralarına taşımayı hedefliyor.

sdvfrfbfr
Evian kentinde bir araya gelecek olan G7 liderlerini tasvir eden maskeler takan protestocular (AFP)

16 Nisan’da imzalanan Lübnan’daki ateşkes anlaşmasının ise büyük ölçüde kâğıt üzerinde kaldığı değerlendiriliyor. ABD ile İran arasında şekillenmekte olan çerçeve anlaşmanın Lübnan’a ilişkin hükümleri konusunda da belirsizlik sürüyor. Washington’ın arabuluculuğunda ABD Dışişleri Bakanlığı’nda yürütülen Lübnan-İsrail görüşmeleri sonucunda ortaya çıkan planın kırılgan bir yapıya sahip olduğu belirtilirken, Hizbullah’ın söz konusu planı reddettiği ifade ediliyor. Buna karşılık İsrail’in, Güney Lübnan’daki askeri operasyonlarını Bekaa Vadisi’ne kadar genişletme niyetinde olduğu aktarılıyor. Bu nedenle, ABD’den net ve belirleyici bir siyasi karar çıkmadığı sürece mevcut krizin belirsiz bir süre daha devam etmesi bekleniyor.

Öte yandan G7 liderlerinin temel görevi, küresel ekonomiyi ilgilendiren başlıca mali ve ekonomik sorunlara çözüm aramak olacak. Fransa, bu konuda daha geniş bir uzlaşı zemini oluşturmak amacıyla G20 üyesi bazı ülkelerin liderlerini de zirveye davet etti. Bu kapsamda Hindistan, Brezilya, Güney Kore, Mısır ve Kenya liderleri Evian’da bulunacak. Mısır ve Kenya aynı zamanda G20 içinde Afrika Birliği’ni (AfB) temsil eden ülkeler arasında yer alıyor. Elysee Sarayı’ndan yapılan açıklamaya göre zirve sonunda yaklaşık 16 bildirinin yayımlanması öngörülüyor. Bildirilerde ekonomik büyümenin yeniden canlandırılması, küresel yönetişim, enerji güvenliği ve dijital ekonomi gibi başlıca küresel meselelerin yanı sıra kanserle mücadele kapasitesinin güçlendirilmesi gibi sosyal politika başlıklarının da ele alınması bekleniyor.


Vance, ara seçimlerin ardından 2028'de başkanlık için aday olmayı değerlendirecek

Cumhuriyetçi Senato adayı J.D. Vance, 20 Nisan 2022'de Ohio'da düzenlenen seçim öncesi bir etkinlikte (Arşiv- Reuters)
Cumhuriyetçi Senato adayı J.D. Vance, 20 Nisan 2022'de Ohio'da düzenlenen seçim öncesi bir etkinlikte (Arşiv- Reuters)
TT

Vance, ara seçimlerin ardından 2028'de başkanlık için aday olmayı değerlendirecek

Cumhuriyetçi Senato adayı J.D. Vance, 20 Nisan 2022'de Ohio'da düzenlenen seçim öncesi bir etkinlikte (Arşiv- Reuters)
Cumhuriyetçi Senato adayı J.D. Vance, 20 Nisan 2022'de Ohio'da düzenlenen seçim öncesi bir etkinlikte (Arşiv- Reuters)

ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, 2028 Cumhuriyetçi Parti başkan adaylığına ilişkin kararını, 2026 ara seçimlerinin ardından eşi ve İkinci Leydi Usha Vance ile birlikte değerlendireceğini belirtti.

Cumhuriyetçi Parti ön seçimlerine katılıp katılmayacağı konusunda henüz kesin bir karar vermediğini belirten Vance, CBS Sunday Morning programına yaptığı açıklamada, Başkan Donald Trump’ın Beyaz Saray için olası bir adaylık kararında kendisini “güçlü şekilde destekleyeceğini” düşündüğünü söyledi.

Vance, “Amerika Birleşik Devletleri Başkanı’nın nihayetinde vereceğim herhangi bir kararı güçlü biçimde destekleyeceğinden hiç şüphem yok. Ancak bu kararın ayrıntıları hakkında henüz konuşmadık” dedi.

Siyasi geleceğinin şu an için öncelikleri arasında yer almadığını vurgulayan Vance, “Oturup sürekli başkanlığa aday olup olmayacağımı düşünmüyorum” ifadelerini kullandı. Eşiyle birlikte ailelerinin geleceğini değerlendireceklerini belirten Vance, bu görüşmenin 2026 ara seçimlerinin sonuçlarının ardından yapılacağını kaydetti.

Başkan Trump ile gelecekteki siyasi planları hakkında herhangi bir görüşme yapmadığını söyleyen Vance, “Bu konuyu hiçbir zaman ben açmıyorum. Ancak Başkan bunu sık sık gündeme getiriyor; bazen kamuoyu önünde, bazen de özel olarak. Sonuçta o bir siyasetçi ve siyasete büyük ilgi duyuyor” dedi.

Vance ayrıca, gelecekte üstlenebileceği herhangi bir görevin mevcut görevine odaklanmasını etkilemesini istemediğini belirterek, “Başkanlık ya da başka bir makam için geleceğe dönük hesapların, başkan yardımcısı olarak performansımı etkilemesini istemiyorum. Bunun yolu da mevcut görevime odaklanmaktan geçiyor” diye konuştu.

Cumhuriyetçi Parti içinde 2028 seçimlerinin en güçlü potansiyel adaylarından biri olarak görülen Vance’in yanı sıra, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Savunma Bakanı Pete Hegseth, Teksas Senatörü Ted Cruz ve Missouri Senatörü Josh Hawley gibi isimlerin de olası adaylar arasında gösterildiği belirtiliyor. Ayrıca muhafazakâr medya figürü Tucker Carlson’ın adı da zaman zaman adaylık senaryolarında gündeme geliyor.

Vance, Trump tarafından 2024 seçimlerinde başkan yardımcısı adayı olarak seçilmeden önce iki yıl boyunca Ohio eyaletini ABD Senatosu’nda temsil etti. ABD Deniz Piyadeleri’nde görev yapan Vance, Yale Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu. 2016 yılında yayımlanan ve çok satanlar listesine giren Hillbilly Elegy (Bir Hillbilly’nin Ağıtı) adlı anı kitabıyla da tanınıyor.

Öte yandan, Washington Post’un daha önce yayımladığı bir habere göre Vance’in 2028 seçimleriyle ilgili kararını ertelemesinde, temmuz ayında dünyaya gelmesi beklenen dördüncü çocuğunun doğumunun da etkili olabileceği öne sürülüyor. Haberde, bu bilginin Vance’e yakın ancak kimliği açıklanmayan bir kaynağa dayandırıldığı belirtildi.


Şerif: İran ve Amerika Birleşik Devletleri, Lübnan'ı da kapsayan bir barış anlaşmasına vardılar

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif (Reuters)
Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif (Reuters)
TT

Şerif: İran ve Amerika Birleşik Devletleri, Lübnan'ı da kapsayan bir barış anlaşmasına vardılar

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif (Reuters)
Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif (Reuters)

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, ABD ile İran'ın aralarındaki savaşı sona erdirecek bir anlaşmaya vardığını ve anlaşmanın resmî imza töreninin cuma günü İsviçre'de gerçekleştirileceğini açıkladı.

Şerif'in açıklamasından kısa süre sonra ABD Başkanı Donald Trump, sahibi olduğu Truth Social platformunda yaptığı paylaşımda, "İran İslam Cumhuriyeti ile anlaşma artık tamamlandı" ifadelerini kullandı.

Anlaşmaya, İsrail'in bugün Lübnan'a düzenlediği ve hem İran'ın hem de Trump'ın tepkisini çeken saldırılara rağmen varıldığı belirtildi.

Anlaşmanın ayrıntıları ise henüz kamuoyuyla paylaşılmadı.

Şerif, anlaşmanın "Lübnan da dâhil olmak üzere bütün cephelerde askerî operasyonların derhal ve kalıcı olarak durdurulmasını" öngördüğünü belirtti.

Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre daha önce ajansa konuşan çeşitli kaynaklar, taslak anlaşmanın Hürmüz Boğazı'nın yeniden uluslararası deniz trafiğine açılmasını, ABD'nin İran limanlarına yönelik ablukasının sona erdirilmesini ve mevcut ateşkesin uzatılmasını içerdiğini aktarmıştı. Kaynaklar ayrıca, İran'ın nükleer programına ilişkin görüşmelerin 60 gün sürecek müzakere dönemi boyunca erteleneceğini ifade etmişti.

Trump da sosyal medya paylaşımında Hürmüz Boğazı'nın "herhangi bir geçiş ücreti alınmaksızın" açık olacağını ve ABD'nin deniz ablukasının da sona ereceğini belirtti.

Trump paylaşımında, "Dünyanın bütün gemileri, motorlarınızı çalıştırın. Petrol akmaya devam etsin!" ifadelerini kullandı.