​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
TT

​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)

Ortadoğu'da Barış ve Güvenliğin Geleceğini Destekleme Konferansı dün sona erdi.
ABD ve Polonya, konferans sonrasında yayınlanan sonuç bildirgesinde, Ortadoğu’da istikrarın sağlanması için böyle bir konferansın gerçekleştirilmesinin gerekliliğine dikkat çekerken, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, İran'ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varılması için işbirliği yapılması çağrısında bulundu ve bu tehditlerin Ortadoğu ile sınırlı kalmayacağını, bilakis Avrupa’ya ve Batı’ya da yöneleceğini söyledi. Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz ise yaptığı konuşmada, İran'ın Suriye'ye müdahalelerinin bölgeyi olumsuz etkilediğini söyledi.
“İran, Hizbullah ve terörizm Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor”
Varşova Konferansı’nın krizlerin üstesinden gelinmesi için gerçekleştirildiğini dile getiren Pompeo, “İran, Hizbullah ve terörizmin yayılması Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor. Ortadoğu'daki barış çalışmalarına devam edeceğiz. Daha fazla yaptırım ve daha fazla baskı istiyoruz. Böylece İran'daki diktatörlerin devamlılığının önüne geçebiliriz” açıklamasında bulundu. Ayrıca bölgedeki İran saldırganlığının gerçek bir tehlike olduğuna dikkat çeken Pompeo, “Konferansta İran’ı savunan hiçbir ülke yok. İran’ın bölgeyi istikrarsızlaştıran rolü konusunda hepimiz hemfikiriz” dedi. Pompeo, İran rolüne atıfta bulunmadan bölgedeki sorunlardan bahsetmenin zor olduğuna dikkat çekerek, İran’ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varmak için işbirliğine ihtiyaç duyulduğunu ve Washington’un İran'a daha fazla yaptırım uygulama konusunda haklı olduğunu söyledi.
Öte yandan Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, Ortadoğu'daki sorunların karmaşık olduğuna ve Avrupa Birliği’nin (AB) tek başına bunların üstesinden gelmek için yeterli güce sahip olmadığına dikkat çekerek, “İran'ın olumsuz bir etkisi var. Tartışmalarımızda bunu göz ardı etmedik” dedi.
Konferansa yaklaşık 60 ülke katıldı, fakat katılımın Avrupa ayağı düşüktü. ABD yetkilileri, İran'ın eylemlerini tehdit olarak gören Arap devletleri ve İsrail gibi farklı tarafların bölgede bulunmasının önemini vurguladılar.
Pence’den Avrupa ülkelerine suçlama
Konferansın oturum aralarında açıklamalarda bulunan ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, İran dosyasıyla ilgili olarak Amerikan ve Avrupa tarafları arasındaki farklara ışık tuttu. ABD yetkilisi, Avrupalıları, ‘İran rejimine yönelik yaptırımları, mali işlemler için bir mekanizma kurarak atlatmaya çalışmakla’ suçladı. Bu davranışların hoş olmadığına dikkat çeken Pence, bu davranışların taraflar arasındaki ilişkilerde birtakım sonuçları olabileceğini söyledi.
ABD Başkan Yardımcısı Pence, konuşmasının devamında, Trump'ın iki yıl önce başkanlık koltuğuna oturmasında sonra ilk dış ziyaretini Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiğine ve Arap-İslam-Amerikan Zirvesi’ne katıldığına atıfta bulunarak, barışın sağlanması için konferansa katılan bütün ülkeler ile çalışmaya hazır olduklarını belirtti.
Katılımcıların bölge için daha iyi bir gelecek inşa edilmesi hakkında konuştuğunu kaydeden Pence, “Şu anda toplantılar yapılıyor. Çünkü radikal İslami terörizm gibi ortak bir sorunla karşı karşıyayız. Terörizm yalnızca Amerika'ya değil bölgedeki tüm ülkelere yönelik bir tehdit oluşturuyor. Başkan Trump yönetimi, bu radikal tehdide karşı koyma konusunda adımlar attı ve DEAŞ örgütü ile kendini gösteren bu tehdidin ortadan kaldırılması hususunda esas katkılarda bulundu. ABD, kendi vatandaşlarının güvenliğini önceliyor. Fakat Amerika’nın öncelenmesi, yalnız Amerika demek değildir. Washington, aşırılıkçılığa karşı uluslararası bir koalisyon oluşturmak için çalışıyor.”
Başbakan Netanyahu'nun geçen yılın sonunda Umman'ı ziyareti ve Papa Franciscus'un bu yıl BAE'ye yaptığı ziyaret gibi bölgedeki ‘değişim rüzgarlarına’ değinen Pence, “Bu tarihi konferans yeni bir dönemin başladığının kanıtıdır” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“DEAŞ hilafeti kısa bir süre sonra sona erecek ve Trump’ın açıklamasına göre yakın zamanda bölgedeki ABD birlikleri geri çekilecek. Bu, taktiklerdeki bir değişikliktir, görevde değil. Toprakları DEAŞ’ın elinden geri almamız yeterli değil. Ortaklarımızla çalışmaya hazırız. DEAŞ katıntıları her nerede olursa olsun takip edeceğiz.”
ABD'nin Suriye'deki yeni bir kimyasal saldırıya yanıt verme konusundaki kararlılığını dile getiren Pence, ülkesinin İngiltere ve Fransa ile birlikte, Devlet Başkanı Beşşar Esed rejiminin gerçekleştirdiği kimyasal bir saldırıya yanıt verdiğini hatırlatarak, rejim tarafından gerçekleştirilecek benzer bir saldırıya aynı şekilde yanıt vermeye hazır olduklarını söyledi.
“Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor”
Sonra, İran rejiminin bölgenin geleceği ve Ortadoğu’daki barış ve istikrar için en büyük tehdit olduğunu dile getirerek İran hakkında konuşmaya başlayan Pence, “Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor, Suriye ve Yemen'e müdahale ediyor, Hizbullah'ı destekliyor ve Amerikalı rehineleri elinde tutuyor” dedi. İran’ı Ortadoğu’daki etkisini genişletmek için Irak ve Suriye’de birer koridor açmakla itham eden Pence, savaşçıları ile Esed rejiminin düşmesini engellemeye çalıştığını ve Lübnan Hizbullahı’na roketler gönderdiğini söyledi.
Pence, 1979 yılında Şah’ın devrilmesinin ardından geçen 40 yıl boyunca başarısızlık ve terörün İran’da hüküm sürdüğünü dile getirerek, yapılan nükleer anlaşmanın İran’ı caydırmadığını, bilakis bölgedeki müdahalelerini daha da arttırdığını söyledi. Başkan Trump’ın nükleer anlaşmadan çekildiğini, İran rejimine yaptırımlar uyguladığını ve İran'ın eylemlerine itiraz eden diğer ülkelerin de bu yaptırımları desteklediğini dile getiren Pence, “Maalesef, en yakın Avrupalı arkadaşlarımızdan bazıları bu yaptırımları ihlal etti ve onları atlatmaya çalıştı. Fransa, İngiltere ve Almanya kurdukları finansal işlemler mekanizması ile bu yaptırımların üstesinden gelmeye çalıştılar. Bu hamle, ABD ile Avrupa’nın aralarının açılmasına sebep olacaktır” dedi.
“Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi”
İran'ın teknik olarak uygulayıp uygulamamasının değil, nükleer anlaşmanın kendisinin bir sorun olduğunu dile getiren Pence, “Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi. Artık anlaşmadan çekilmeliler. Bu fırsatı görmezden gelemeyiz” dedi.
Ortadoğu’daki barış süreci hakkında konuşan Pence, “Başkan Trump, üç İbrahimî din olan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam'ın tabilerinin barış içinde birlikte yaşamalarını istiyor” ifadesini kullandı.
Öte yandan Varşova Konferansı’na katılan Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçisi Prens Halid bin Selman, önceki gün Twitter hesabı üzerinden yapmış olduğu paylaşımlarda, “Molla rejimi 40 yıl önce iktidarı ele geçirdi. İran halkının yaşam standartları bu süre içerisinde ciddi bir düşüne tanık oldu. Bu rejim, bölgedeki terörizm, radikalizm, mezhepçilik ve istikrarsızlığı desteklemek için halkının parasını israf etmeye devam ediyor. Dost İran halkı, bölgede bölücülük ve terör fitnelerini yaymak için servetini ve parasını israf etmek yerine halkına özen gösteren bir yönetimi hak ediyor. İran rejimi halen Arapları dize getirmeye çalışmak gibi asla gerçekleşmeyecek bir yanılsama içinde. Ayrımcı söylemleri kendisini açığa çıkarıyor, Bu rejimin boş hayalleri 40 yıl sonra artık kimseyi kandıramıyor” açıklamasında bulundu.
İran rejiminin yayılımcı hayallerine hâlâ bağlı olduğuna dikkat çeken Prens Halid bin Selman, “İran rejiminin lideri, devrimlerinin 40’ıncı yıl dönümü konuşmasında Basra Körfezi'ndeki Arap topraklarının kendi topraklarının bir parçası olduğunu iddia ederek, bu bölgeyi güney İran olarak adlandırdı. Böylece yayılımcı niyetlerini ortaya koydu” ifadelerini kulandı.
Konferansın açılışı
Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, sabah saatlerinde kullandığı şu ifadeler ile konferansın açılışını yaptı;

“Bölgedeki barış ve güvenlik sorununa yeni bir ivme kazandırmanın zamanı geldi. Mülteci krizleri, ekonomik krizler ve bazı durumlarda devlet kurulması gibi krizlerin bölgede olumsuz etkiler oldu. Ortadoğu’nun istikrarını güvence altına almak, devam eden krizlere son vermek, kültürlerarası birliği teşvik etmek ve kapsayıcı toplumlar inşa etmek gibi durumlar, büyük zorluklar ile karşı karşıya. Uluslararası toplumun istikrarı ve sürdürülebilir barışı korumak için bu çabaları aktif olarak desteklemesi önemlidir.”
Czaputowicz açılış konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ortadoğu'daki çatışmaların birçok kaynağı var. Bunlardan bazıları, bazı liderlerin her ne pahasına olursa olsun gücü ellerinde tutmak istemesi, dini köktencilik ve hoşgörüsüzlüktür. Ayrıca güç dengesizlikleri, coğrafi ayrılıklar veya dış kuvvetlerin müdahalesi de çatışmaya sebep olan unsurlar arasında yer alabilir. ABD ve AB’nin İran’ın bölgede oynayacağı rol konusunda paylaştıkları bir inançları var. Ancak İran'ın nükleer programının olası sonuçları ve bu ülkenin bölgede oynadığı istikrarsızlaştırıcı rolü konusunda endişeliyiz. İran'ın tahammül edilemez davranışlarını şiddetle kınıyoruz. Aramızda araçlar bakımından farklılıklar olabilir. AB, İran'ın nükleer programının barışçıl doğasını korumanın, bir ortak eylem planını gerektirdiğine inanıyor. ABD bu anlaşmadan çekildi ve İran’a yaptırımlar uyguladı. Bugün Ortadoğu’nun karşılaştığı zorlukları hatırlatan bölge temsilcilerini dinleme fırsatına sahibiz.”
Konferans dahilinde gerçekleştirilecek görüşmelerde herhangi bir ülkenin veya konunun görüşmelerin seyrine hakim olmayacağını dile getiren ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ise şunları söyledi:
“Konferans, Yemen Dışişleri Bakanı Halid el-Yemani’nin başkanlığını yapacağı Yemen hakkında bir tartışma ile başlayacak. Daha sonra Suriye'deki idarenin sonraki adımlarını ve değişmeyen stratejik hedeflerimize ulaşmak için çabalarımızı sürdürme taahhüdümü gözden geçireceğiz. Sonrasında Başkanı Trump'ın danışmanı Jared Kushner, ABD yönetiminin İsrail ile Filistinliler arasında kapsamlı ve sürdürülebilir bir barışı sağlama çabalarını tartışacak. Tüm bu konular hakkında soru sorma ve yorum yapma fırsatı da olacak. Sonrasında ise ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Polonya Başbakanı ve 7 Dışişleri Bakanı ilgili konular hakkındaki değerlendirmelerini bizimle paylaşacak. Daha sonra bir grup devletle, mültecilerin ve insani zorlukların ele alındığı bir öğle yemeği tertip edilecek. Bunun ardından füze geliştirme ve bunları yayma, siber tehditlerle mücadele, terörizm ve yasadışı fon sağlamak ile mücadele konulu bir dizi çalışma oturumu düzenlenecek.”
Pompeo sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bugün çok önemli görüşmelerde bulunacağız, ancak konferans sona ermeyecek. Çalışmamız gerekiyor. Suriye ve Yemen, silahların yayılması, barış süreci, terörizm, İran, siber güvenlik ve insani krizler gibi meseleler tek başına üstesinden gelinecek sorunlar değil. Güvenliği sağlamak için birlikte çalışmalıyız. Hiçbir ülke bunun dışında kalamaz. ABD, Ortadoğu’daki güvenlik sorunlarına yönelik çabalara liderlik etmeye devam edecek. Bölge için iyi bir güç olmaya devam edeceğiz. Bugün gerçekleştirilen konferans bunun kanıtıdır.”
Pompeo, sabah saatlerinde, konferansı ‘istisnai’ olarak nitelendiren Netanyahu ile ortak bir basın toplantısı düzenledi.
İsrail Başbakanı Netanyahu konferans ile ilgili "tarihsel bir dönüm noktası" değerlendirmesinde bulunduktan sonra şunları söyledi:
“Burada 60 ülkeden dışişleri bakanı ve hükümet temsilcisi, İsrail başbakanı ve önde gelen Arap ülkelerinin dışişleri bakanları karşılıklı oturup bugüne kadar görülmemiş bir güç ve açıklıkla İran rejiminin yarattığı ortak tehditle nasıl baş edilmesi gerektiğini konuştu. İlk kez birlikte geleceğimizi tehdit eden şeyin ne olduğunu ve onu güvence altına almak için neler yapmamız gerektiğini tartışma fırsatı bulduk. Bu diyaloğu gelecekte yalnızca güvenlik konusunda değil, Ortadoğu halklarının yaşamını etkileyecek her alanda sürdürmeliyiz”
“İran’la yüzleşmeden Ortadoğu’da barış ve istikrar sağlayamayız” diyen Pompeo ise İran’ın eylemleri de dahil olmak üzere istikrarsızlaştırıcı eylemleri ele almaya yönelik ortak çabalara duyulan ihtiyaçtan söz ederek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Basitçe ifade etmek gerekirse, İran ile yüzleşmeden bunları gerçekleştirmek söz konusu olamaz. Lübnan’da Yemen’de Suriye’de Irak’ta yıkıcı etkilerde bulunuyorlar. Buralarda Hamas, Hizbullah ve Husiler gibi gerçek tehditler var. İran’a karşı harekete geçmeden Ortadoğu’da barış sağlayamayız.”



Etiyopya seçimleri… Gerilimler, Abiy Ahmed’in beklenen zaferinin etkisini azaltacak mı?

Etiyopya Cumhurbaşkanı Taye Atske Selassie, genel seçimlerde oy kullanırken (Etiyopya Haber Ajansı)
Etiyopya Cumhurbaşkanı Taye Atske Selassie, genel seçimlerde oy kullanırken (Etiyopya Haber Ajansı)
TT

Etiyopya seçimleri… Gerilimler, Abiy Ahmed’in beklenen zaferinin etkisini azaltacak mı?

Etiyopya Cumhurbaşkanı Taye Atske Selassie, genel seçimlerde oy kullanırken (Etiyopya Haber Ajansı)
Etiyopya Cumhurbaşkanı Taye Atske Selassie, genel seçimlerde oy kullanırken (Etiyopya Haber Ajansı)

Etiyopya hükümeti dün yaptığı açıklamada, resmî sonuçlarının 11 Haziran’da açıklanması beklenen yedinci genel seçimlerin ‘çeşitli zorluklar ve muhalefetle karşı karşıya olduğunu’ kabul etti. Başbakan Abiy Ahmed’e muhalif Oromo Kurtuluş Cephesi ise seçimleri ‘tiyatro’ olarak nitelendirerek bölgede 4 Haziran’a kadar hareketliliği yasakladı.

Muhalefetin uyarıları, seçimlere geniş katılımı engellemezken, Etiyopyalı bir uzmana göre bu durum Abiy Ahmed’in seçimlerden başarıyla çıkmasına da engel teşkil etmeyebilir. Buna karşılık Afrika meseleleri üzerine çalışan başka bir uzman, seçim sonuçlarının meşruiyetinin tek başına yeterli olmayacağını, itirazların dikkate alınması ve ülkedeki gerilimleri sona erdirecek kapsayıcı bir ulusal projenin hayata geçirilmesi gerektiğini savundu.

Tarihi katılım

Etiyopya Hükümeti İletişim Ofisi dün yayımladığı açıklamada, ülkede gerçekleştirilen yedinci genel seçimlerin ‘başarıyla tamamlandığını’ duyurdu. Açıklamada, ‘barışçıl ve tarihî bir demokratik sürece katılan milyonlarca vatandaşa’ övgüde bulunuldu. Söz konusu açıklama, ülkenin resmî haber ajansı tarafından aktarıldı.

Hükümet açıklamasında seçim sürecinin ‘çeşitli zorluklar ve muhalefetle karşı karşıya kaldığı’ kabul edilmekle birlikte, vatandaşların ve seçim organizasyonunda görev alan kurumların kararlılığı sayesinde sürecin başarıyla yürütüldüğü vurgulandı.

Ancak Etiyopya hükümeti, seçim sürecinde karşılaşılan zorluklar ve itirazların ayrıntılarına yer vermedi. Başbakan Abiy Ahmed karşıtı Oromo Kurtuluş Cephesi ise seçimlerden bir gün önce yayımladığı açıklamada sandık sürecini ‘tiyatro’ olarak nitelendirerek, ‘dayatılan seçimlerin halkın iradesini ya da önceliklerini yansıtmadığını’ savundu.

Muhalif cephe ayrıca, Oromo Kurtuluş Ordusu’nun (OLA) ‘seyirci kalmayacağını’ belirterek Oromiya bölgesinde 4 Haziran’a kadar tüm ulaşım ve seyahat faaliyetlerinin yasaklandığını duyurdu. Açıklamada, hiçbir aracın hareketine, ticari faaliyete veya izinsiz seyahate izin verilmeyeceği ifade edildi.

Etiyopya Ulusal Seçim Kurulu Başkanı Melatwork Hailu da gazetecilere yaptığı açıklamada, yaklaşık 48 bin seçim merkezinden 143’ünün güvenlik sorunları nedeniyle açılamadığını söyledi. Hailu ayrıca, bazı merkezlerde oy verme işleminin durdurulduğunu belirtirken, ayrıntı vermedi.

Seçimler ülke genelinde düzenlenmiş olsa da kuzeydeki Tigray bölgesi, yerel yönetim ile federal hükümet arasında süren gerginlik nedeniyle seçim sürecinin dışında bırakıldı.

Ulusal Seçim Kurulu daha önce yaptığı açıklamada, 2018’den bu yana silahlı faaliyetlerini sürdüren OLA’nın varlığına rağmen, ülke topraklarının yaklaşık üçte birini oluşturan Oromiya bölgesinin tamamında sandıkların açılacağını duyurmuştu.

gthyju
Etiyopya’da genel seçimlerde oy kullanan bir vatandaş (Etiyopya Haber Ajansı)

Etiyopyalı siyasi analist Zahid Zeydan, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, Etiyopya’daki seçimlere ülke genelindeki 47 binden fazla seçim çevresinde ve 40’tan fazla siyasi partinin katılımıyla geniş bir seçmen kitlesinin iştirak ettiğini söyledi.

Seçim sürecinde bazı zorlukların yaşandığını belirten Zeydan, bunların arasında Pretoria Anlaşması’ndan uzaklaştığını öne sürdüğü Tigray bölgesel yönetiminin sürece katılmaması ile Oromo Kurtuluş Cephesi’nin seçmenleri sandıktan uzak tutma girişimlerinin bulunduğunu ifade etti.

Ancak Zeydan, buna rağmen Oromiya bölgesinde seçimlerin gece geç saatlere kadar büyük ölçüde barışçıl bir şekilde sürdüğünü, seçim sürecinin bölgenin büyük bölümünde sorunsuz ve düzenli ilerlediğini kaydetti. Zeydan’a göre yalnızca bir veya iki kentte güvenlik sorunları ve Oromo Kurtuluş Cephesi mensuplarına atfedilen bazı olaylar nedeniyle gerginlik yaşandı.

Benzer durumun Amhara bölgesindeki iki yerleşim merkezinde de görüldüğünü belirten Zeydan, Amhara Kurtuluş Cephesi olarak bilinen grupların bazı barışçıl olmayan eylemlerde bulunduğunu ve özellikle Debre Tabor kentinde bazı seçmenlerin oy kullanmasını veya tercih ettikleri adaylara destek vermesini engellemeye çalıştığını söyledi.

Genel tabloya bakıldığında ise Zeydan, iktidar partisinin ifadelerine atıfla, dış destekli olduğu öne sürülen bazı silahlı hareketlerin seçim sürecini gölgelemeye çalışmasına rağmen seçimlerin geniş takdir topladığını belirtti. Zeydan, seçimleri ‘Afrika demokrasisi açısından örnek teşkil eden bir süreç’ olarak nitelendirdi.

Sonuçların ardından

Abiy Ahmed, 2018 yılında, ülkeyi uzun yıllar yöneten Etiyopya Halkları Devrimci Demokratik Cephesi (EPRDF) koalisyonuna karşı düzenlenen kitlesel protestoların ardından başbakanlık görevine getirilmişti. Ahmed’in liderliğindeki Refah Partisi, 2021 seçimlerinde parlamentodaki 484 sandalyenin 410’unu kazanmıştı.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre, iç çekişmeler nedeniyle zayıflayan ve parçalı bir görünüm sergileyen muhalefet karşısında iktidardaki Refah Partisi’nin seçimlere damga vurması bekleniyor. Resmî sonuçların ise 11 Haziran’a kadar açıklanması öngörülüyor.

Geleceğe ilişkin değerlendirmelerde bulunan Zeydan, Etiyopya’nın daha gelişmiş ve halkın sesinin daha güçlü duyulduğu yeni bir döneme girebileceğini belirterek, “İktidarın barışçıl ve sağlıklı bir şekilde el değiştirebildiği bir sistem görmek istiyoruz. Silahların sesi yalnızca Etiyopya’da değil, tüm Afrika kıtasında susmalı” dedi.

Afrika uzmanı Dr. Ali Mahmud Kelni ise Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, seçim sonuçlarının ilan edilmesinin ardından Abiy Ahmed’in beklenen seçim zaferini ülkenin krizlerini yatıştırmak ve muhalif güçlerle silahlı gruplarla müzakere süreci başlatmak için bir fırsata dönüştürebileceğini söyledi.

Kelni’ye göre Abiy Ahmed’in elde etmesi beklenen seçim başarısı, siyasi projesini daha da güçlendirmesine imkân sağlayacak. Ancak devam eden güvenlik sorunları ve toplumsal bölünmeler, seçim sonuçlarının ötesine geçen ciddi meydan okumalar oluşturmaya devam ediyor. Kelni, önümüzdeki dönemin başarısının yalnızca sandıktan çıkacak sonuçlarla değil, geniş uzlaşıya dayalı kapsayıcı bir ulusal projenin hayata geçirilmesiyle ölçüleceğini vurguladı.


ABD stratejisinde Somaliland: Tanınma sorununu aşan güvenlik ortaklığı

Somaliland’ın başkenti ve en büyük şehri olan Hargeisa’nın genel görünümü (AFP)
Somaliland’ın başkenti ve en büyük şehri olan Hargeisa’nın genel görünümü (AFP)
TT

ABD stratejisinde Somaliland: Tanınma sorununu aşan güvenlik ortaklığı

Somaliland’ın başkenti ve en büyük şehri olan Hargeisa’nın genel görünümü (AFP)
Somaliland’ın başkenti ve en büyük şehri olan Hargeisa’nın genel görünümü (AFP)

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın yakın tarihli bir raporu, Washington'ın stratejik konumu nedeniyle ayrılıkçı bölge Somaliland’ı, Kızıldeniz'den Hint Okyanusu'na uzanan ticari ve askeri deniz trafiğinin güvenliğinin sağlanması da dahil olmak üzere güvenlik çıkarları açısından olası bir ortak olarak değerlendirme eğilimini gözler önüne serdi. Raporda bu yaklaşımın Somali'nin toprak bütünlüğüne halel getirmeyeceği vurgulandı.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, ayrılıkçı bölgenin ve Washington'ın tanınma sorununun kısıtlamalarına bağlı kalmaksızın genişleyecek bir güvenlik ortaklığına dayalı ‘yeni bir çerçeve’ oluşturma sürecinde olduğunu öngörüyor. Bununla birlikte bölgeye diplomatik meşruiyet tanınması seçeneğine ilişkin görüşler farklılık gösteriyor.

Ayrılıkçı bölge, Aden Körfezi kıyısında 740 kilometrelik bir sahil şeridine sahip olup Doğu Afrika Boynuzu'nda Hint Okyanusu ile Kızıldeniz'in kesiştiği noktada stratejik bir konumda yer alıyor. Bölge, 1991'de Federal Somali Cumhuriyeti'nden ayrılmasından bu yana uluslararası taraflarca tanınmıyor. Yalnızca İsrail, geçtiğimiz yıl aralık ayında Somaliland’ın bağımsızlığını tanıdı. Ayrılıkçı bölgeye ait stratejik öneme sahip Berbera Limanı ise söz konusu coğrafyada bölgesel ve uluslararası bir nüfuz mücadelesinin odağı olmayı sürdürüyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı, 2026 yılı için Somaliland ile ABD ilişkilerinin güçlendirilmesine yönelik olası alanlara ilişkin güncel bir raporu Kongre'ye sundu. Raporda Washington'ın, ‘Somaliland dahil olmak üzere Somali'nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü tanıdığı’ vurgulanırken ayrılıkçı bölgenin Federal Somali Cumhuriyeti'nin bir parçası olarak değerlendirildiği belirtildi.

Rapor, Somaliland'ın stratejik konumu ve Yemen ile Babu’l-Mandeb Boğazı'na yakınlığı nedeniyle Kızıldeniz'den Hint Okyanusu'na uzanan ticari ve askeri deniz trafiğinin güvenliğinin sağlanması da dahil olmak üzere güvenlik çıkarları açısından olası bir ortak olarak görülebileceğine dikkati çekti.

Raporda ayrıca Somaliland'ın coğrafi konumunun, başta Husiler ile eş-Şebab Hareketi arasındaki bağlantılar olmak üzere şiddet yanlısı aşırı yapılanmaların takibi ve bunlarla mücadele çabalarına katkı sağlayabileceği ifade edildi. ABD Afrika Komutanlığı'nın (AFRICOM) Somaliland yetkilileriyle düzenli temas halinde olduğu ve olası iş birliği alanlarını araştırdığı da vurgulandı.

Güvenlik ve strateji alanında uzman ABD’li araştırmacı ve gazeteci Irina Tsukerman, ABD’nin bu yaklaşımının resmi tanınırlıktan bağımsız biçimde güvenlik iş birliğine odaklanan daha kapsamlı bir ABD dış politikası eğilimini yansıttığını düşünüyor.

Tsukerman'a göre Husilerin Kızıldeniz'deki faaliyetlerinin genişlemesi, silah kaçakçılığı ağlarına ilişkin kaygılar ve Eş-Şebab'ın varlığını sürdürmesi, Somali'deki iç anayasal tartışmaların ötesine geçen baskılar oluşturdu ve bu durum yalnızca uluslararası hukuki statüye sahip olmak yerine pratik sonuçlar üretebilecek aktörlerle ortaklıklar kurulmasını zorunlu kıldı.

sdcdefv
Hargeisa Savaşı Anıtı önünde Somaliland bayrağını taşıyan bir genç, (AFP)

Somalilandlı  siyasi analisti Abdulkerim Salih, bu son raporun hayata geçirilmesi halinde Hargeisa'nın ekonomik, güvenlik ve yatırım alanlarında önemli kazanımlar elde edeceği görüşünde. Salih'e göre ABD ile Somaliland'ın doğrudan iş birliği içinde çalışması, Washington'ın gelecekte diğer adımlar çerçevesinde atabileceği resmi tanımayı önceleyen kritik bir aşama niteliği taşıyor.

Salih ayrıca ABD'nin Kızıldeniz ile Babu’l-Mendeb Boğazı'nda halihazırda varlık gösterdiğini ve kuvvetlerini Cibuti'de konuşlandırdığını hatırlatarak Berbera'daki bu varlığın güçlendirilmesinin ABD'ye söz konusu önemli deniz geçidinin güvenliğinin sağlanması ve buradaki tehditlerin izlenmesi konularında önemli kolaylıklar sunacağını vurguladı.

Fransız Haber Ajansı AFP’nin aktardığına göre Somaliland Başkanlık Bakanı Hadar Hüseyin Abdi geçtiğimiz şubat ayında, uluslararası tanınırlık elde etme çabaları çerçevesinde ABD'ye maden kaynakları ve askeri üsler için erişim hakkı tanımaya hazır olduklarını açıklamıştı.

Söz konusu yoğun çabalar, İsrail'in Arap ve İslam dünyasının itirazlarına rağmen Somaliland'ı tanımasından yaklaşık bir ay sonra gündeme geldi.

Somaliland Dışişleri Bakanı Abdurrahman Tahir Adem, geçtiğimiz yıl mayıs ayında beraberindeki heyetle Washington'da ABD’li üst düzey yöneticilerle bir araya geldi. Somaliland Dışişleri Bakanlığı'nın açıklamasına göre görüşmeler ‘bölgesel güvenliğin güçlendirilmesi ve ABD-Somaliland iş birliği’ üzerine yoğunlaştı.

İleriye dönük olarak Somaliland ile ABD arasındaki ilişkilerin pekişmesinin ardından resmi tanınmanın da gündeme gelebileceğini öngören Salih, ancak ‘bunun bu yıl mı yoksa gelecek yıl mı gerçekleşeceğinin belirsiz olduğunu’ da sözlerine ekledi.

Öte yandan Tsukerman, Washington'ın gelecekte Somaliland'ı resmen tanıma ihtimalini dışlamıyor. Bununla birlikte ‘orta vadede en olası sonucun tanınma değil, güvenlik, istihbarat, diplomatik ve ekonomik ilişkilerin kademeli olarak derinleşmesi olduğunu ve bu durumun fiilen iki devlet arasındaki bir ortaklığa benzeyeceğini, ancak ilişkilerin uluslararası alanda tanınan Somali sınırları çerçevesinde kalmayı sürdüreceğini’ vurguladı.

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, geçtiğimiz yıl şubat ayında Washington Post'a verdiği röportajda ABD Başkanı Donald Trump'ın yakın çevresindeki bazı isimlerin onu Somaliland'ı resmen tanımaya yönlendirmeye çalıştığını söylemişti. Somali Cumhurbaşkanı, böyle bir adımın Afrika kıtasının sınırlarını değiştirme açısından ciddi bir tehdit oluşturabileceğini vurgulamıştı.

Salih, Washington'ın Somali sınırlarına saygı göstereceğini teyit etmesine karşın ABD'nin Somaliland'a sürekli olarak kendi çıkarları, özellikle stratejik konumu ve İsrail dahil ABD ile müttefikleriyle ilişkileri ekseninden baktığını belirtti.

Tsukerman ise Mogadişu'nun bu gelişmeye siyasi açıdan olumlu bakmayacağı görüşünde. Bununla birlikte özellikle Amerikalı yetkililerin Somaliland ile iş birliğinin terörizmle mücadeleye ve deniz ticaretinin korunmasına doğrudan katkı sağladığını öne sürmesi halinde Mogadişu'nun karşı çıkma kapasitesinin giderek kısıtlanabileceğini kaydetti. Tsukerman’a göre Somalili liderler, güvenlik iş birliğinin diplomatik tanınmaya, ikili savunma anlaşmalarına ya da fiilen bir devlet oluşumuna işaret eden düzenlemelere evrilmeyeceğine dair güvence almaya çalışacak.


Moskova, savaşta “yeni bir modelin” sinyalini verdi

Rusya’nın dün Kiev'e düzenlendiği saldırıda hasar gören garajlardan yükselen dumanlar ve alevler (AFP)
Rusya’nın dün Kiev'e düzenlendiği saldırıda hasar gören garajlardan yükselen dumanlar ve alevler (AFP)
TT

Moskova, savaşta “yeni bir modelin” sinyalini verdi

Rusya’nın dün Kiev'e düzenlendiği saldırıda hasar gören garajlardan yükselen dumanlar ve alevler (AFP)
Rusya’nın dün Kiev'e düzenlendiği saldırıda hasar gören garajlardan yükselen dumanlar ve alevler (AFP)

Kremlin, dün Ukrayna ile süren savaşta ‘yeni bir model’ benimseyeceğinin sinyalini verirken bunu da ‘Ukrayna ordusunun son dönemde sivillere karşı işlediği insanlık dışı terör eylemleri’ olarak nitelendirdiği gelişmelerle gerekçelendirdi.

Bu açıklama, Rusya ordusunun pazartesiyi salıya bağlayan gece, Ukrayna'nın çeşitli şehirlerine yüzlerce insansız hava aracı (İHA) ve onlarca füzeyle geniş çaplı saldırı düzenlemesiyle eş zamanlı gerçekleşti. Saldırılarda en az 21 kişi hayatını kaybetti, onlarca kişi yaralandı.

Rusya ordusu, hipersonik füzelerin kullanıldığı ‘büyük bir saldırı’ gerçekleştirdiğini ve Ukrayna'nın askeri-sanayi kompleksindeki hedefleri vurduğunu duyurdu. Görüntülerde Kiev’de yüksek binaların üzerinde yükselen şiddetli patlama alevleri ve duman sütunları oluştuğu görüldü.

Kiev, Batı'dan yardım talebinde bulundu

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Rusya'nın düzenlediği gece saldırısında 73 füze ve 600'den fazla İHA kullandığını açıkladı. Zelenskiy, Ukrayna'nın giderek azalan stoklarını telafi etmek amacıyla Washington'ı bir kez Patriot füze savunma sistemlerine yönelik ek füze göndermeye daha çağırdı.