​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
TT

​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)

Ortadoğu'da Barış ve Güvenliğin Geleceğini Destekleme Konferansı dün sona erdi.
ABD ve Polonya, konferans sonrasında yayınlanan sonuç bildirgesinde, Ortadoğu’da istikrarın sağlanması için böyle bir konferansın gerçekleştirilmesinin gerekliliğine dikkat çekerken, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, İran'ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varılması için işbirliği yapılması çağrısında bulundu ve bu tehditlerin Ortadoğu ile sınırlı kalmayacağını, bilakis Avrupa’ya ve Batı’ya da yöneleceğini söyledi. Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz ise yaptığı konuşmada, İran'ın Suriye'ye müdahalelerinin bölgeyi olumsuz etkilediğini söyledi.
“İran, Hizbullah ve terörizm Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor”
Varşova Konferansı’nın krizlerin üstesinden gelinmesi için gerçekleştirildiğini dile getiren Pompeo, “İran, Hizbullah ve terörizmin yayılması Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor. Ortadoğu'daki barış çalışmalarına devam edeceğiz. Daha fazla yaptırım ve daha fazla baskı istiyoruz. Böylece İran'daki diktatörlerin devamlılığının önüne geçebiliriz” açıklamasında bulundu. Ayrıca bölgedeki İran saldırganlığının gerçek bir tehlike olduğuna dikkat çeken Pompeo, “Konferansta İran’ı savunan hiçbir ülke yok. İran’ın bölgeyi istikrarsızlaştıran rolü konusunda hepimiz hemfikiriz” dedi. Pompeo, İran rolüne atıfta bulunmadan bölgedeki sorunlardan bahsetmenin zor olduğuna dikkat çekerek, İran’ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varmak için işbirliğine ihtiyaç duyulduğunu ve Washington’un İran'a daha fazla yaptırım uygulama konusunda haklı olduğunu söyledi.
Öte yandan Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, Ortadoğu'daki sorunların karmaşık olduğuna ve Avrupa Birliği’nin (AB) tek başına bunların üstesinden gelmek için yeterli güce sahip olmadığına dikkat çekerek, “İran'ın olumsuz bir etkisi var. Tartışmalarımızda bunu göz ardı etmedik” dedi.
Konferansa yaklaşık 60 ülke katıldı, fakat katılımın Avrupa ayağı düşüktü. ABD yetkilileri, İran'ın eylemlerini tehdit olarak gören Arap devletleri ve İsrail gibi farklı tarafların bölgede bulunmasının önemini vurguladılar.
Pence’den Avrupa ülkelerine suçlama
Konferansın oturum aralarında açıklamalarda bulunan ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, İran dosyasıyla ilgili olarak Amerikan ve Avrupa tarafları arasındaki farklara ışık tuttu. ABD yetkilisi, Avrupalıları, ‘İran rejimine yönelik yaptırımları, mali işlemler için bir mekanizma kurarak atlatmaya çalışmakla’ suçladı. Bu davranışların hoş olmadığına dikkat çeken Pence, bu davranışların taraflar arasındaki ilişkilerde birtakım sonuçları olabileceğini söyledi.
ABD Başkan Yardımcısı Pence, konuşmasının devamında, Trump'ın iki yıl önce başkanlık koltuğuna oturmasında sonra ilk dış ziyaretini Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiğine ve Arap-İslam-Amerikan Zirvesi’ne katıldığına atıfta bulunarak, barışın sağlanması için konferansa katılan bütün ülkeler ile çalışmaya hazır olduklarını belirtti.
Katılımcıların bölge için daha iyi bir gelecek inşa edilmesi hakkında konuştuğunu kaydeden Pence, “Şu anda toplantılar yapılıyor. Çünkü radikal İslami terörizm gibi ortak bir sorunla karşı karşıyayız. Terörizm yalnızca Amerika'ya değil bölgedeki tüm ülkelere yönelik bir tehdit oluşturuyor. Başkan Trump yönetimi, bu radikal tehdide karşı koyma konusunda adımlar attı ve DEAŞ örgütü ile kendini gösteren bu tehdidin ortadan kaldırılması hususunda esas katkılarda bulundu. ABD, kendi vatandaşlarının güvenliğini önceliyor. Fakat Amerika’nın öncelenmesi, yalnız Amerika demek değildir. Washington, aşırılıkçılığa karşı uluslararası bir koalisyon oluşturmak için çalışıyor.”
Başbakan Netanyahu'nun geçen yılın sonunda Umman'ı ziyareti ve Papa Franciscus'un bu yıl BAE'ye yaptığı ziyaret gibi bölgedeki ‘değişim rüzgarlarına’ değinen Pence, “Bu tarihi konferans yeni bir dönemin başladığının kanıtıdır” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“DEAŞ hilafeti kısa bir süre sonra sona erecek ve Trump’ın açıklamasına göre yakın zamanda bölgedeki ABD birlikleri geri çekilecek. Bu, taktiklerdeki bir değişikliktir, görevde değil. Toprakları DEAŞ’ın elinden geri almamız yeterli değil. Ortaklarımızla çalışmaya hazırız. DEAŞ katıntıları her nerede olursa olsun takip edeceğiz.”
ABD'nin Suriye'deki yeni bir kimyasal saldırıya yanıt verme konusundaki kararlılığını dile getiren Pence, ülkesinin İngiltere ve Fransa ile birlikte, Devlet Başkanı Beşşar Esed rejiminin gerçekleştirdiği kimyasal bir saldırıya yanıt verdiğini hatırlatarak, rejim tarafından gerçekleştirilecek benzer bir saldırıya aynı şekilde yanıt vermeye hazır olduklarını söyledi.
“Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor”
Sonra, İran rejiminin bölgenin geleceği ve Ortadoğu’daki barış ve istikrar için en büyük tehdit olduğunu dile getirerek İran hakkında konuşmaya başlayan Pence, “Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor, Suriye ve Yemen'e müdahale ediyor, Hizbullah'ı destekliyor ve Amerikalı rehineleri elinde tutuyor” dedi. İran’ı Ortadoğu’daki etkisini genişletmek için Irak ve Suriye’de birer koridor açmakla itham eden Pence, savaşçıları ile Esed rejiminin düşmesini engellemeye çalıştığını ve Lübnan Hizbullahı’na roketler gönderdiğini söyledi.
Pence, 1979 yılında Şah’ın devrilmesinin ardından geçen 40 yıl boyunca başarısızlık ve terörün İran’da hüküm sürdüğünü dile getirerek, yapılan nükleer anlaşmanın İran’ı caydırmadığını, bilakis bölgedeki müdahalelerini daha da arttırdığını söyledi. Başkan Trump’ın nükleer anlaşmadan çekildiğini, İran rejimine yaptırımlar uyguladığını ve İran'ın eylemlerine itiraz eden diğer ülkelerin de bu yaptırımları desteklediğini dile getiren Pence, “Maalesef, en yakın Avrupalı arkadaşlarımızdan bazıları bu yaptırımları ihlal etti ve onları atlatmaya çalıştı. Fransa, İngiltere ve Almanya kurdukları finansal işlemler mekanizması ile bu yaptırımların üstesinden gelmeye çalıştılar. Bu hamle, ABD ile Avrupa’nın aralarının açılmasına sebep olacaktır” dedi.
“Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi”
İran'ın teknik olarak uygulayıp uygulamamasının değil, nükleer anlaşmanın kendisinin bir sorun olduğunu dile getiren Pence, “Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi. Artık anlaşmadan çekilmeliler. Bu fırsatı görmezden gelemeyiz” dedi.
Ortadoğu’daki barış süreci hakkında konuşan Pence, “Başkan Trump, üç İbrahimî din olan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam'ın tabilerinin barış içinde birlikte yaşamalarını istiyor” ifadesini kullandı.
Öte yandan Varşova Konferansı’na katılan Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçisi Prens Halid bin Selman, önceki gün Twitter hesabı üzerinden yapmış olduğu paylaşımlarda, “Molla rejimi 40 yıl önce iktidarı ele geçirdi. İran halkının yaşam standartları bu süre içerisinde ciddi bir düşüne tanık oldu. Bu rejim, bölgedeki terörizm, radikalizm, mezhepçilik ve istikrarsızlığı desteklemek için halkının parasını israf etmeye devam ediyor. Dost İran halkı, bölgede bölücülük ve terör fitnelerini yaymak için servetini ve parasını israf etmek yerine halkına özen gösteren bir yönetimi hak ediyor. İran rejimi halen Arapları dize getirmeye çalışmak gibi asla gerçekleşmeyecek bir yanılsama içinde. Ayrımcı söylemleri kendisini açığa çıkarıyor, Bu rejimin boş hayalleri 40 yıl sonra artık kimseyi kandıramıyor” açıklamasında bulundu.
İran rejiminin yayılımcı hayallerine hâlâ bağlı olduğuna dikkat çeken Prens Halid bin Selman, “İran rejiminin lideri, devrimlerinin 40’ıncı yıl dönümü konuşmasında Basra Körfezi'ndeki Arap topraklarının kendi topraklarının bir parçası olduğunu iddia ederek, bu bölgeyi güney İran olarak adlandırdı. Böylece yayılımcı niyetlerini ortaya koydu” ifadelerini kulandı.
Konferansın açılışı
Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, sabah saatlerinde kullandığı şu ifadeler ile konferansın açılışını yaptı;

“Bölgedeki barış ve güvenlik sorununa yeni bir ivme kazandırmanın zamanı geldi. Mülteci krizleri, ekonomik krizler ve bazı durumlarda devlet kurulması gibi krizlerin bölgede olumsuz etkiler oldu. Ortadoğu’nun istikrarını güvence altına almak, devam eden krizlere son vermek, kültürlerarası birliği teşvik etmek ve kapsayıcı toplumlar inşa etmek gibi durumlar, büyük zorluklar ile karşı karşıya. Uluslararası toplumun istikrarı ve sürdürülebilir barışı korumak için bu çabaları aktif olarak desteklemesi önemlidir.”
Czaputowicz açılış konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ortadoğu'daki çatışmaların birçok kaynağı var. Bunlardan bazıları, bazı liderlerin her ne pahasına olursa olsun gücü ellerinde tutmak istemesi, dini köktencilik ve hoşgörüsüzlüktür. Ayrıca güç dengesizlikleri, coğrafi ayrılıklar veya dış kuvvetlerin müdahalesi de çatışmaya sebep olan unsurlar arasında yer alabilir. ABD ve AB’nin İran’ın bölgede oynayacağı rol konusunda paylaştıkları bir inançları var. Ancak İran'ın nükleer programının olası sonuçları ve bu ülkenin bölgede oynadığı istikrarsızlaştırıcı rolü konusunda endişeliyiz. İran'ın tahammül edilemez davranışlarını şiddetle kınıyoruz. Aramızda araçlar bakımından farklılıklar olabilir. AB, İran'ın nükleer programının barışçıl doğasını korumanın, bir ortak eylem planını gerektirdiğine inanıyor. ABD bu anlaşmadan çekildi ve İran’a yaptırımlar uyguladı. Bugün Ortadoğu’nun karşılaştığı zorlukları hatırlatan bölge temsilcilerini dinleme fırsatına sahibiz.”
Konferans dahilinde gerçekleştirilecek görüşmelerde herhangi bir ülkenin veya konunun görüşmelerin seyrine hakim olmayacağını dile getiren ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ise şunları söyledi:
“Konferans, Yemen Dışişleri Bakanı Halid el-Yemani’nin başkanlığını yapacağı Yemen hakkında bir tartışma ile başlayacak. Daha sonra Suriye'deki idarenin sonraki adımlarını ve değişmeyen stratejik hedeflerimize ulaşmak için çabalarımızı sürdürme taahhüdümü gözden geçireceğiz. Sonrasında Başkanı Trump'ın danışmanı Jared Kushner, ABD yönetiminin İsrail ile Filistinliler arasında kapsamlı ve sürdürülebilir bir barışı sağlama çabalarını tartışacak. Tüm bu konular hakkında soru sorma ve yorum yapma fırsatı da olacak. Sonrasında ise ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Polonya Başbakanı ve 7 Dışişleri Bakanı ilgili konular hakkındaki değerlendirmelerini bizimle paylaşacak. Daha sonra bir grup devletle, mültecilerin ve insani zorlukların ele alındığı bir öğle yemeği tertip edilecek. Bunun ardından füze geliştirme ve bunları yayma, siber tehditlerle mücadele, terörizm ve yasadışı fon sağlamak ile mücadele konulu bir dizi çalışma oturumu düzenlenecek.”
Pompeo sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bugün çok önemli görüşmelerde bulunacağız, ancak konferans sona ermeyecek. Çalışmamız gerekiyor. Suriye ve Yemen, silahların yayılması, barış süreci, terörizm, İran, siber güvenlik ve insani krizler gibi meseleler tek başına üstesinden gelinecek sorunlar değil. Güvenliği sağlamak için birlikte çalışmalıyız. Hiçbir ülke bunun dışında kalamaz. ABD, Ortadoğu’daki güvenlik sorunlarına yönelik çabalara liderlik etmeye devam edecek. Bölge için iyi bir güç olmaya devam edeceğiz. Bugün gerçekleştirilen konferans bunun kanıtıdır.”
Pompeo, sabah saatlerinde, konferansı ‘istisnai’ olarak nitelendiren Netanyahu ile ortak bir basın toplantısı düzenledi.
İsrail Başbakanı Netanyahu konferans ile ilgili "tarihsel bir dönüm noktası" değerlendirmesinde bulunduktan sonra şunları söyledi:
“Burada 60 ülkeden dışişleri bakanı ve hükümet temsilcisi, İsrail başbakanı ve önde gelen Arap ülkelerinin dışişleri bakanları karşılıklı oturup bugüne kadar görülmemiş bir güç ve açıklıkla İran rejiminin yarattığı ortak tehditle nasıl baş edilmesi gerektiğini konuştu. İlk kez birlikte geleceğimizi tehdit eden şeyin ne olduğunu ve onu güvence altına almak için neler yapmamız gerektiğini tartışma fırsatı bulduk. Bu diyaloğu gelecekte yalnızca güvenlik konusunda değil, Ortadoğu halklarının yaşamını etkileyecek her alanda sürdürmeliyiz”
“İran’la yüzleşmeden Ortadoğu’da barış ve istikrar sağlayamayız” diyen Pompeo ise İran’ın eylemleri de dahil olmak üzere istikrarsızlaştırıcı eylemleri ele almaya yönelik ortak çabalara duyulan ihtiyaçtan söz ederek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Basitçe ifade etmek gerekirse, İran ile yüzleşmeden bunları gerçekleştirmek söz konusu olamaz. Lübnan’da Yemen’de Suriye’de Irak’ta yıkıcı etkilerde bulunuyorlar. Buralarda Hamas, Hizbullah ve Husiler gibi gerçek tehditler var. İran’a karşı harekete geçmeden Ortadoğu’da barış sağlayamayız.”



İsrail, Lübnan'ın güneyinde “sarı hattın” ötesine doğru genişliyor

Dün Beyrut'un güney banliyösünde İsrail tarafından hedef alınan bir apartmanın önünde duran Lübnan Askeri İstihbarat üyeleri (AP)
Dün Beyrut'un güney banliyösünde İsrail tarafından hedef alınan bir apartmanın önünde duran Lübnan Askeri İstihbarat üyeleri (AP)
TT

İsrail, Lübnan'ın güneyinde “sarı hattın” ötesine doğru genişliyor

Dün Beyrut'un güney banliyösünde İsrail tarafından hedef alınan bir apartmanın önünde duran Lübnan Askeri İstihbarat üyeleri (AP)
Dün Beyrut'un güney banliyösünde İsrail tarafından hedef alınan bir apartmanın önünde duran Lübnan Askeri İstihbarat üyeleri (AP)

İsrail, Lübnan'da ateşkesin kapsaması beklenen İran-ABD anlaşmasını önceden etkisiz kılmak amacıyla dün Beyrut'un güney banliyösünü hedef aldı. Yaklaşık 30 köy ve beldeyi kapsayan tahliye uyarılarıyla birlikte hava saldırıları düzenleyen İsrail, Lübnan'ın güneyimde ‘sarı hattın’ ötesine doğru yayılmayı sürdürdü.

Edinilen bilgilere göre saldırı Gubeyri'deki bir evi hedef alan İsrail ordusu, kısa süre sonra Beyrut'ta Hizbullah'a ait bir komuta merkezini vurduğunu açıkladı.

ABD merkezli haber platformu Axios'un haberine göre İsrail ordusu, saldırıyı gerçekleştirmeden kısa süre önce ABD'yi bilgilendirdi, ancak hedef alınan kişinin kimliği konusunda çelişkili bilgiler gündeme geldi. İsrail televizyonu Kanal 12, Hizbullah'ın irtibat birimi komutanının saldırıda hayatını kaybettiğini duyururken Beyrut'tan gelen bilgiler, Hizbullah komutanı Ali Musa Dakduk'un (Ebu Hüseyin Sacid) pazar günü banliyöye düzenlenen saldırıda öldürüldüğünü ortaya koydu.

Lübnan’ın güneyi de eş zamanlı olarak geniş çaplı hava saldırıları ve topçu atışlarıyla sarsıldı. İsrail merkezli haber ajansları, İsrail'in Sur bölgesinde Hizbullah'ın iletişim ağından sorumlu yetkilisine yönelik bir saldırı düzenlediğini aktardı.


Somaliland ve İsrail arasında güçlenen ilişkiler bölgedeki gerginlikleri derinleştiriyor

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, ayrılıkçı Somaliland Bölgesi Başkanı Abdirrahman Muhammed Abdullahi’yi kabul etti (Abdullahi’nin X hesabı)
İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, ayrılıkçı Somaliland Bölgesi Başkanı Abdirrahman Muhammed Abdullahi’yi kabul etti (Abdullahi’nin X hesabı)
TT

Somaliland ve İsrail arasında güçlenen ilişkiler bölgedeki gerginlikleri derinleştiriyor

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, ayrılıkçı Somaliland Bölgesi Başkanı Abdirrahman Muhammed Abdullahi’yi kabul etti (Abdullahi’nin X hesabı)
İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, ayrılıkçı Somaliland Bölgesi Başkanı Abdirrahman Muhammed Abdullahi’yi kabul etti (Abdullahi’nin X hesabı)

Ayrılıkçı Somaliland bölgesi lideri Abdurrahman Muhammed Abdullahi'nin (Irro) İsrail ziyareti, İsrail'in geçtiğimiz aralık ayında bölgeyi tanımasından bu yana iki taraf arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi sürecinde atılan dördüncü adım oldu.

Ziyaret, Somalili yetkililerin Afrika Boynuzu bölgesini tehdit etmeye yönelik girişimler konusundaki resmi uyarılarının hemen ardından gerçekleşti. Somalili bir uzman bu gelişmeleri Şarku’l Avsat’a değerlendirirken ‘Mogadişu hükümeti ile ayrılıkçı bölge arasında savaş davullarının çalındığına’ işaret etti. Bölgeden bir uzman ise her iki tarafın bölgedeki çıkarlarını pekiştirecek bir kazanım elde edildiğini söyledi.

İsrail'in Arapça resmi web sitesi, pazar günü resmi sosyal medya platformu X hesabı üzerinden ‘diplomatik ilişkilerin kurulduğunun ilan edilmesinden birkaç ay sonra Somaliland liderinin ilk kez İsrail'i ziyaret ettiğini’ duyururken İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, ziyaretin bölgenin İsrail'de bir büyükelçilik açmasını da kapsadığını aktardı.

‘Somaliland Cumhurbaşkanlığı’ hesabı ziyareti X'te ‘tarihi’ olarak nitelendirerek ‘Irro'nun İsrail'e ulaştığını, resmi törenle karşılandığını ve İsrail Cumhurbaşkanı ile görüştüğünü’ duyurdu.

Hesap, ziyaretin uluslararası ilişkilerin ve iş birliğinin güçlendirilmesi yolunda önemli bir adım teşkil ettiğini de belirtti.

Somaliland Bölgesi Başkanı Abdullahi, Kudüs'te İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog ile bir araya geldi. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun ofisinden yapılan açıklamaya göre Irro, yaptığı açıklamada “Bu ziyaret özel bir anlam taşıyor. Somaliland liderinin bir başka ülkeye gerçekleştirdiği ilk resmi ziyaret” ifadelerini kullandı.

Irro sözlerini şöyle sürdürdü:

“İsrail Devleti'nin bizi bu tarihi vesileyle bu denli sıcak karşılamayı tercih etmesinden son derece minnettarız.”

Irro'ya göre bölge son 35 yıl boyunca dünya liderleriyle iletişim kurmuş ve tek bir talepte "Bizi görün!” talebinde bulunmuştu. Ayrılıkçı bölgenin lideri, “Bizi görmeyi ve Somaliland'ı tanımayı isteyen tek bir devlet çıktı: İsrail hükümeti ve halkı” şeklinde konuştu.

İsrail Cumhurbaşkanı Herzog ise ziyaretin ‘bu yeni ve eşsiz ortaklığın sunduğu büyük fırsatları simgelediğini’ belirtti. Herzog, iki halk arasında ‘geniş bir yelpazede doğrudan iş birliğini’ güçlendirmeye katkı sağlamayı beklediğini de vurguladı.

Herzog, sözlerine şunları da ekledi:

“Birlikte bölgede ve Boynuz Afrika'da güvenlik ile istikrarı hedefliyoruz; deniz ulaşımının serbestisini korumanın önemini de birlikte kavramış bulunuyoruz.”

İsrail, geçtiğimiz aralık ayı sonlarında Somaliland'ı tanımasının ardından bu ayrılıkçı bölgedeki varlığını giderek derinleştirdi. Geçtiğimiz nisan ayında büyükelçi atamaları yapıldı ve mayıs ayında kısa süre içinde büyükelçilik açılışlarının gerçekleştirileceği her iki tarafın resmi açıklama ve bildirgeleriyle kamuoyuna duyuruldu.

İsrail, Somaliland'ın geçtiğimiz şubat ayında Muhammed Hacı'yı İsrail büyükelçisi olarak atadığını açıklamasının ardından nisanda Michael Lotem'i Somaliland'daki ilk büyükelçisi olarak atadı.

Telegraph gazetesi geçtiğimiz mayıs ayı sonlarında güvenlik kaynaklarına dayanarak hazırladığı haberde ‘Somaliland Özel Kuvvetleri'ne mensup askerlerin Tel Aviv'de ileri düzey askeri eğitimi tamamlayarak yakın zamanda bölgeye döndüğünü’ aktardı.

Haberde ayrıca Somaliland'dan yaklaşık 50 subayın İsrail'de özel eğitim alarak bu hafta ülkelerine döndüğü belirtildi. Tüm bunlar, kaynakların iki taraf arasındaki güvenlik iş birliğinin giderek derinleşmesi olarak nitelendirdiği sürecin somut bir yansıması olarak değerlendirildi.

Somalili siyasi analist Hasan Nur, ‘her özgür Somalili için şok etkisi yaratan’ ve halk ile resmi çevrelerde büyük tepkiyle karşılanan bu ziyareti kınadı.

Nur, Mogadişu'nun giderek hızlanan bu normalleşme adımlarını reddetmeye yönelik girişimlerini sürdüreceğini vurgulayarak söz konusu normalleşmenin ‘savaş tamtamları çalmaktan başka bir anlam ifade etmediğini’ de sözlerine ekledi.

scdfvgf
İsrail Cumhurbaşkanı Herzog, Kudüs'te ayrılıkçı Somaliland Bölgesi Başkanı Abdullahi’yi kabul etti (Abdullahi’nin X hesabı)

Öte yandan birçok Arap ülkesi, İsrail'in Somaliland'ı tanımasını ve bu tanımanın yansımalarını reddeden tutumunda Mogadişu'ya destek vererek ret ve kınama bildirgelerini yayımladı.

Bu tutumların en güncel olanı geçtiğimiz ay gündeme geldi ve Suudi Arabistan, Mısır, Katar, Ürdün, Türkiye, Pakistan, Endonezya, Cibuti, Somali, Filistin, Umman Sultanlığı, Sudan, Yemen, Lübnan ve Moritanya, ayrılıkçı Somaliland bölgesinin işgal altındaki Kudüs'te büyükelçilik açma niyetini kınadı. Arap Birliği (AL) de Afrika Boynuzu’ndaki gerilim odaklarının derinleşmesi tehlikesine dikkati çekti.

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, cumartesi günü katıldığı televizyon röportajında İsrail'in Mogadişu ile diplomatik ilişki kurmaya defalarca giriştiğini ancak her seferinde dini ve insani gerekçelerle reddedildiğini açıkladı.

Cumhurbaşkanı Mahmud, ‘İsrail'in Somaliland bölgesiyle ilişki kurmasının Somali'nin iç bölünmelerini istismar etmeyi ve bölgeyi jeopolitik çatışmalara sürüklemeyi amaçlayan hesaplanmış bir tuzaktan ibaret olduğu’ uyarısında bulundu.

Somalili siyasi analist Hasan Nur’a göre Arap ve Müslüman ülkeler, Somali'nin bir parçasının ve egemenliğinin İsrail tarafından gasp edilmesini kabul etmeyecek. Nur, Tel Aviv'in ‘meşruiyetsiz araçlarla’ bölgedeki varlığını sürdürme konusundaki ısrarıyla birlikte önümüzdeki dönemde bölgedeki gerginliklerin artacağını öngörüyor.

Somalilandlı siyasi analist Abdulkerim Salih ise bu gelişmeyi ‘tarihi bir diplomatik atılım, bölgenin en önemli siyasi kazanımlarından biri ve bağımsızlığının fiilen tanınmasının ilk somut yansıması’ olarak değerlendirdi. Irro'nun yanında çok sayıda yetkilinin yer almasının ziyaretin ‘sembolik diplomasinin ötesine geçtiğine ve uzun vadeli somut iş birliği anlaşmalarına odaklandığına’ işaret ettiğini belirten Salih, heyette savunma bakanının bulunmasının da güvenlik ortaklıkları ile askeri-savunma iş birliğinin yanı sıra enerji dahil çeşitli alanlarda ortaklıkların gündemde olduğunu gösterdiğine dikkati çekti.

Ayrılıkçı bölge ile İsrail arasında hız kazanan adımların iki olası yöne evrileceğini öngören Nur’a göre ya ayrılıkçı bölge siyasi çözümlere boyun eğecek ya da Arap ülkelerinin desteğiyle İsrail'in genişlemesini durdurmaya yönelik askeri çözüm gündeme gelecek.

Salih ise bu normalleşme denklemini “Somaliland güçlü bir stratejik ortak kazanırken İsrail Afrika'nın en kritik jeopolitik kapılarından birini güvence altına alıyor” diyerek özetledi.


İran anlaşması: Son dakika baskıları

ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
TT

İran anlaşması: Son dakika baskıları

ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)

Washington ile Tahran, dün savaşı sona erdirecek bir mutabakat zaptının imzalanmasına hiç olmadığı kadar yaklaştı. Ancak son dakika temasları sürerken Tahran, anlaşmanın ABD Başkanı Donald Trump’ın açıkladığı takvime göre imzalanmasını reddetti. Buna karşın Trump, anlaşmanın hâlâ geçerli olduğunu ve saatler içinde uzaktan da sonuçlandırılabileceğini söyledi.

Bu gelişme, Trump’ın dün İsrail’in Beyrut’un güney banliyölerine düzenlediği hava saldırısını eleştirmesinin ardından yaşandı. Trump, saldırının “gerçekleşmemesi gerektiğini” belirterek, tarafların Lübnan’ı ve Hürmüz Boğazı’nın açılmasını da kapsayabilecek bir anlaşmaya yaklaştığı dönemde bu operasyonun düzenlendiğine dikkat çekti.

İranlı kaynaklar, anlaşma metninin henüz kesinleşmediğini, siyasi, hukuki ve teknik incelemelerin sürdüğünü bildirdi. Bu kapsamda Katar’dan bir heyetin, İran’ın görüş ve değerlendirmelerini ABD tarafına iletmek üzere Tahran’a ulaştığı ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Fars Haber Ajansı’ndan aktardığına göre müzakere heyetine yakın bir kaynak, herhangi bir anlaşmanın Trump’ın açıkladığı tarihte imzalanmayacağını belirtti.

Bu süreç, Beyrut’a yönelik saldırının ardından İran’dan gelen sert açıklamalarla eş zamanlı ilerledi. İran Meclis Başkanı ve başmüzakereci Muhammed Bakır Kalibaf, Washington’un yükümlülüklerini yerine getirmemesi hâlinde müzakere sürecinin anlamını yitireceğini söyledi.

İran Genelkurmay Başkanlığı Operasyonlar Başkanı Tümgeneral Ali Abdullahi, İran güçlerinin “tetikte ve hazır olduğunu” ifade ederken, Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Muhammed Bakır Zülkadir de “bölgeyi savunan güçlerin karşılığının yakında geleceğini” ifade etti.

Öte yandan İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, müzakere heyetini hedef alan suçlamaları reddetti. Müzakere sürecinin devletin resmî karar alma mekanizmaları çerçevesinde yürütüldüğünü vurgulayan Pezeşkiyan, nihai kararın İran lideri Ayetullah Ali Hamaney’e ait olduğunu kaydetti.