​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
TT

​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)

Ortadoğu'da Barış ve Güvenliğin Geleceğini Destekleme Konferansı dün sona erdi.
ABD ve Polonya, konferans sonrasında yayınlanan sonuç bildirgesinde, Ortadoğu’da istikrarın sağlanması için böyle bir konferansın gerçekleştirilmesinin gerekliliğine dikkat çekerken, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, İran'ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varılması için işbirliği yapılması çağrısında bulundu ve bu tehditlerin Ortadoğu ile sınırlı kalmayacağını, bilakis Avrupa’ya ve Batı’ya da yöneleceğini söyledi. Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz ise yaptığı konuşmada, İran'ın Suriye'ye müdahalelerinin bölgeyi olumsuz etkilediğini söyledi.
“İran, Hizbullah ve terörizm Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor”
Varşova Konferansı’nın krizlerin üstesinden gelinmesi için gerçekleştirildiğini dile getiren Pompeo, “İran, Hizbullah ve terörizmin yayılması Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor. Ortadoğu'daki barış çalışmalarına devam edeceğiz. Daha fazla yaptırım ve daha fazla baskı istiyoruz. Böylece İran'daki diktatörlerin devamlılığının önüne geçebiliriz” açıklamasında bulundu. Ayrıca bölgedeki İran saldırganlığının gerçek bir tehlike olduğuna dikkat çeken Pompeo, “Konferansta İran’ı savunan hiçbir ülke yok. İran’ın bölgeyi istikrarsızlaştıran rolü konusunda hepimiz hemfikiriz” dedi. Pompeo, İran rolüne atıfta bulunmadan bölgedeki sorunlardan bahsetmenin zor olduğuna dikkat çekerek, İran’ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varmak için işbirliğine ihtiyaç duyulduğunu ve Washington’un İran'a daha fazla yaptırım uygulama konusunda haklı olduğunu söyledi.
Öte yandan Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, Ortadoğu'daki sorunların karmaşık olduğuna ve Avrupa Birliği’nin (AB) tek başına bunların üstesinden gelmek için yeterli güce sahip olmadığına dikkat çekerek, “İran'ın olumsuz bir etkisi var. Tartışmalarımızda bunu göz ardı etmedik” dedi.
Konferansa yaklaşık 60 ülke katıldı, fakat katılımın Avrupa ayağı düşüktü. ABD yetkilileri, İran'ın eylemlerini tehdit olarak gören Arap devletleri ve İsrail gibi farklı tarafların bölgede bulunmasının önemini vurguladılar.
Pence’den Avrupa ülkelerine suçlama
Konferansın oturum aralarında açıklamalarda bulunan ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, İran dosyasıyla ilgili olarak Amerikan ve Avrupa tarafları arasındaki farklara ışık tuttu. ABD yetkilisi, Avrupalıları, ‘İran rejimine yönelik yaptırımları, mali işlemler için bir mekanizma kurarak atlatmaya çalışmakla’ suçladı. Bu davranışların hoş olmadığına dikkat çeken Pence, bu davranışların taraflar arasındaki ilişkilerde birtakım sonuçları olabileceğini söyledi.
ABD Başkan Yardımcısı Pence, konuşmasının devamında, Trump'ın iki yıl önce başkanlık koltuğuna oturmasında sonra ilk dış ziyaretini Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiğine ve Arap-İslam-Amerikan Zirvesi’ne katıldığına atıfta bulunarak, barışın sağlanması için konferansa katılan bütün ülkeler ile çalışmaya hazır olduklarını belirtti.
Katılımcıların bölge için daha iyi bir gelecek inşa edilmesi hakkında konuştuğunu kaydeden Pence, “Şu anda toplantılar yapılıyor. Çünkü radikal İslami terörizm gibi ortak bir sorunla karşı karşıyayız. Terörizm yalnızca Amerika'ya değil bölgedeki tüm ülkelere yönelik bir tehdit oluşturuyor. Başkan Trump yönetimi, bu radikal tehdide karşı koyma konusunda adımlar attı ve DEAŞ örgütü ile kendini gösteren bu tehdidin ortadan kaldırılması hususunda esas katkılarda bulundu. ABD, kendi vatandaşlarının güvenliğini önceliyor. Fakat Amerika’nın öncelenmesi, yalnız Amerika demek değildir. Washington, aşırılıkçılığa karşı uluslararası bir koalisyon oluşturmak için çalışıyor.”
Başbakan Netanyahu'nun geçen yılın sonunda Umman'ı ziyareti ve Papa Franciscus'un bu yıl BAE'ye yaptığı ziyaret gibi bölgedeki ‘değişim rüzgarlarına’ değinen Pence, “Bu tarihi konferans yeni bir dönemin başladığının kanıtıdır” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“DEAŞ hilafeti kısa bir süre sonra sona erecek ve Trump’ın açıklamasına göre yakın zamanda bölgedeki ABD birlikleri geri çekilecek. Bu, taktiklerdeki bir değişikliktir, görevde değil. Toprakları DEAŞ’ın elinden geri almamız yeterli değil. Ortaklarımızla çalışmaya hazırız. DEAŞ katıntıları her nerede olursa olsun takip edeceğiz.”
ABD'nin Suriye'deki yeni bir kimyasal saldırıya yanıt verme konusundaki kararlılığını dile getiren Pence, ülkesinin İngiltere ve Fransa ile birlikte, Devlet Başkanı Beşşar Esed rejiminin gerçekleştirdiği kimyasal bir saldırıya yanıt verdiğini hatırlatarak, rejim tarafından gerçekleştirilecek benzer bir saldırıya aynı şekilde yanıt vermeye hazır olduklarını söyledi.
“Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor”
Sonra, İran rejiminin bölgenin geleceği ve Ortadoğu’daki barış ve istikrar için en büyük tehdit olduğunu dile getirerek İran hakkında konuşmaya başlayan Pence, “Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor, Suriye ve Yemen'e müdahale ediyor, Hizbullah'ı destekliyor ve Amerikalı rehineleri elinde tutuyor” dedi. İran’ı Ortadoğu’daki etkisini genişletmek için Irak ve Suriye’de birer koridor açmakla itham eden Pence, savaşçıları ile Esed rejiminin düşmesini engellemeye çalıştığını ve Lübnan Hizbullahı’na roketler gönderdiğini söyledi.
Pence, 1979 yılında Şah’ın devrilmesinin ardından geçen 40 yıl boyunca başarısızlık ve terörün İran’da hüküm sürdüğünü dile getirerek, yapılan nükleer anlaşmanın İran’ı caydırmadığını, bilakis bölgedeki müdahalelerini daha da arttırdığını söyledi. Başkan Trump’ın nükleer anlaşmadan çekildiğini, İran rejimine yaptırımlar uyguladığını ve İran'ın eylemlerine itiraz eden diğer ülkelerin de bu yaptırımları desteklediğini dile getiren Pence, “Maalesef, en yakın Avrupalı arkadaşlarımızdan bazıları bu yaptırımları ihlal etti ve onları atlatmaya çalıştı. Fransa, İngiltere ve Almanya kurdukları finansal işlemler mekanizması ile bu yaptırımların üstesinden gelmeye çalıştılar. Bu hamle, ABD ile Avrupa’nın aralarının açılmasına sebep olacaktır” dedi.
“Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi”
İran'ın teknik olarak uygulayıp uygulamamasının değil, nükleer anlaşmanın kendisinin bir sorun olduğunu dile getiren Pence, “Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi. Artık anlaşmadan çekilmeliler. Bu fırsatı görmezden gelemeyiz” dedi.
Ortadoğu’daki barış süreci hakkında konuşan Pence, “Başkan Trump, üç İbrahimî din olan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam'ın tabilerinin barış içinde birlikte yaşamalarını istiyor” ifadesini kullandı.
Öte yandan Varşova Konferansı’na katılan Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçisi Prens Halid bin Selman, önceki gün Twitter hesabı üzerinden yapmış olduğu paylaşımlarda, “Molla rejimi 40 yıl önce iktidarı ele geçirdi. İran halkının yaşam standartları bu süre içerisinde ciddi bir düşüne tanık oldu. Bu rejim, bölgedeki terörizm, radikalizm, mezhepçilik ve istikrarsızlığı desteklemek için halkının parasını israf etmeye devam ediyor. Dost İran halkı, bölgede bölücülük ve terör fitnelerini yaymak için servetini ve parasını israf etmek yerine halkına özen gösteren bir yönetimi hak ediyor. İran rejimi halen Arapları dize getirmeye çalışmak gibi asla gerçekleşmeyecek bir yanılsama içinde. Ayrımcı söylemleri kendisini açığa çıkarıyor, Bu rejimin boş hayalleri 40 yıl sonra artık kimseyi kandıramıyor” açıklamasında bulundu.
İran rejiminin yayılımcı hayallerine hâlâ bağlı olduğuna dikkat çeken Prens Halid bin Selman, “İran rejiminin lideri, devrimlerinin 40’ıncı yıl dönümü konuşmasında Basra Körfezi'ndeki Arap topraklarının kendi topraklarının bir parçası olduğunu iddia ederek, bu bölgeyi güney İran olarak adlandırdı. Böylece yayılımcı niyetlerini ortaya koydu” ifadelerini kulandı.
Konferansın açılışı
Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, sabah saatlerinde kullandığı şu ifadeler ile konferansın açılışını yaptı;

“Bölgedeki barış ve güvenlik sorununa yeni bir ivme kazandırmanın zamanı geldi. Mülteci krizleri, ekonomik krizler ve bazı durumlarda devlet kurulması gibi krizlerin bölgede olumsuz etkiler oldu. Ortadoğu’nun istikrarını güvence altına almak, devam eden krizlere son vermek, kültürlerarası birliği teşvik etmek ve kapsayıcı toplumlar inşa etmek gibi durumlar, büyük zorluklar ile karşı karşıya. Uluslararası toplumun istikrarı ve sürdürülebilir barışı korumak için bu çabaları aktif olarak desteklemesi önemlidir.”
Czaputowicz açılış konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ortadoğu'daki çatışmaların birçok kaynağı var. Bunlardan bazıları, bazı liderlerin her ne pahasına olursa olsun gücü ellerinde tutmak istemesi, dini köktencilik ve hoşgörüsüzlüktür. Ayrıca güç dengesizlikleri, coğrafi ayrılıklar veya dış kuvvetlerin müdahalesi de çatışmaya sebep olan unsurlar arasında yer alabilir. ABD ve AB’nin İran’ın bölgede oynayacağı rol konusunda paylaştıkları bir inançları var. Ancak İran'ın nükleer programının olası sonuçları ve bu ülkenin bölgede oynadığı istikrarsızlaştırıcı rolü konusunda endişeliyiz. İran'ın tahammül edilemez davranışlarını şiddetle kınıyoruz. Aramızda araçlar bakımından farklılıklar olabilir. AB, İran'ın nükleer programının barışçıl doğasını korumanın, bir ortak eylem planını gerektirdiğine inanıyor. ABD bu anlaşmadan çekildi ve İran’a yaptırımlar uyguladı. Bugün Ortadoğu’nun karşılaştığı zorlukları hatırlatan bölge temsilcilerini dinleme fırsatına sahibiz.”
Konferans dahilinde gerçekleştirilecek görüşmelerde herhangi bir ülkenin veya konunun görüşmelerin seyrine hakim olmayacağını dile getiren ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ise şunları söyledi:
“Konferans, Yemen Dışişleri Bakanı Halid el-Yemani’nin başkanlığını yapacağı Yemen hakkında bir tartışma ile başlayacak. Daha sonra Suriye'deki idarenin sonraki adımlarını ve değişmeyen stratejik hedeflerimize ulaşmak için çabalarımızı sürdürme taahhüdümü gözden geçireceğiz. Sonrasında Başkanı Trump'ın danışmanı Jared Kushner, ABD yönetiminin İsrail ile Filistinliler arasında kapsamlı ve sürdürülebilir bir barışı sağlama çabalarını tartışacak. Tüm bu konular hakkında soru sorma ve yorum yapma fırsatı da olacak. Sonrasında ise ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Polonya Başbakanı ve 7 Dışişleri Bakanı ilgili konular hakkındaki değerlendirmelerini bizimle paylaşacak. Daha sonra bir grup devletle, mültecilerin ve insani zorlukların ele alındığı bir öğle yemeği tertip edilecek. Bunun ardından füze geliştirme ve bunları yayma, siber tehditlerle mücadele, terörizm ve yasadışı fon sağlamak ile mücadele konulu bir dizi çalışma oturumu düzenlenecek.”
Pompeo sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bugün çok önemli görüşmelerde bulunacağız, ancak konferans sona ermeyecek. Çalışmamız gerekiyor. Suriye ve Yemen, silahların yayılması, barış süreci, terörizm, İran, siber güvenlik ve insani krizler gibi meseleler tek başına üstesinden gelinecek sorunlar değil. Güvenliği sağlamak için birlikte çalışmalıyız. Hiçbir ülke bunun dışında kalamaz. ABD, Ortadoğu’daki güvenlik sorunlarına yönelik çabalara liderlik etmeye devam edecek. Bölge için iyi bir güç olmaya devam edeceğiz. Bugün gerçekleştirilen konferans bunun kanıtıdır.”
Pompeo, sabah saatlerinde, konferansı ‘istisnai’ olarak nitelendiren Netanyahu ile ortak bir basın toplantısı düzenledi.
İsrail Başbakanı Netanyahu konferans ile ilgili "tarihsel bir dönüm noktası" değerlendirmesinde bulunduktan sonra şunları söyledi:
“Burada 60 ülkeden dışişleri bakanı ve hükümet temsilcisi, İsrail başbakanı ve önde gelen Arap ülkelerinin dışişleri bakanları karşılıklı oturup bugüne kadar görülmemiş bir güç ve açıklıkla İran rejiminin yarattığı ortak tehditle nasıl baş edilmesi gerektiğini konuştu. İlk kez birlikte geleceğimizi tehdit eden şeyin ne olduğunu ve onu güvence altına almak için neler yapmamız gerektiğini tartışma fırsatı bulduk. Bu diyaloğu gelecekte yalnızca güvenlik konusunda değil, Ortadoğu halklarının yaşamını etkileyecek her alanda sürdürmeliyiz”
“İran’la yüzleşmeden Ortadoğu’da barış ve istikrar sağlayamayız” diyen Pompeo ise İran’ın eylemleri de dahil olmak üzere istikrarsızlaştırıcı eylemleri ele almaya yönelik ortak çabalara duyulan ihtiyaçtan söz ederek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Basitçe ifade etmek gerekirse, İran ile yüzleşmeden bunları gerçekleştirmek söz konusu olamaz. Lübnan’da Yemen’de Suriye’de Irak’ta yıkıcı etkilerde bulunuyorlar. Buralarda Hamas, Hizbullah ve Husiler gibi gerçek tehditler var. İran’a karşı harekete geçmeden Ortadoğu’da barış sağlayamayız.”



Fransa’nın yaşadığı son yılların en şiddetli olayları hakkında neler biliyoruz?

Fransa Cumhuriyeti Anıtı (Monument à la République), Paris’te Cumhuriyet Meydanı’nda çıkan çatışmaların ertesi günü üzerine giydirilen sarı yelekle görüntülendi. (Reuters)
Fransa Cumhuriyeti Anıtı (Monument à la République), Paris’te Cumhuriyet Meydanı’nda çıkan çatışmaların ertesi günü üzerine giydirilen sarı yelekle görüntülendi. (Reuters)
TT

Fransa’nın yaşadığı son yılların en şiddetli olayları hakkında neler biliyoruz?

Fransa Cumhuriyeti Anıtı (Monument à la République), Paris’te Cumhuriyet Meydanı’nda çıkan çatışmaların ertesi günü üzerine giydirilen sarı yelekle görüntülendi. (Reuters)
Fransa Cumhuriyeti Anıtı (Monument à la République), Paris’te Cumhuriyet Meydanı’nda çıkan çatışmaların ertesi günü üzerine giydirilen sarı yelekle görüntülendi. (Reuters)

Fransa, son yılların en şiddetli toplumsal olaylarına sahne oluyor. Göstericilerle polis arasında çatışmalar yaşanırken araçlar ateşe verildi, kamu binaları basıldı. Ülkenin bir kentindeki tarihi belediye binasında çıkan yangın büyük hasara yol açarken, şiddet ve yağma olayları ülke genelindeki protestolar sırasında büyük kentlere yayıldı.

Yetkililer, hafta sonu boyunca yaklaşık 2 bin 400 kişinin gözaltına alındığını açıklarken, binlerce şirket ve mağazanın tahrip edildiğini veya yağmalandığını bildirdi. Yaşam maliyetindeki artışı ve okullardaki kötü koşulları protesto etmek amacıyla yüz binlerce kişinin katıldığı barışçıl gösteriler ise şiddet olaylarının gölgesinde kaldı.

Paris’teki Cumhuriyet Meydanı’nda biber gazından göz gözü görmediği anlarda göstericiler kaçışırken görüntülendi. (DPA)
Paris’teki Cumhuriyet Meydanı’nda biber gazından göz gözü görmediği anlarda göstericiler kaçışırken görüntülendi. (DPA)

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, yaşananları “kontrolden çıkmış şiddet” olarak nitelendirerek, olayların aşırı sol grupların “isyancı unsurları” ile onlara katılan çok sayıda suçlu tarafından gerçekleştirildiğini savundu.

Ülkede yeni protestoların düzenlenmesi bekleniyor. Ortaöğretim ve üniversite öğrencilerinin örgütleri, perşembe ve cumartesi günleri yeni gösteriler yapılması çağrısında bulundu. Ulusal Lise Öğrencileri Koordinasyon Grubu, gençleri “sokaklara çıkmaya” çağırırken, okulların kapatılması ve gösterilerin sürdürülmesi yönündeki girişimlere destek verdi.

Öte yandan, 2018 yılında sosyal adaletsizliğe karşı başlayan Sarı Yelekliler hareketini yeniden canlandırmayı amaçlayan bir grup aktivist, gelecek cumartesi ülke genelinde “Macron gitmeli” sloganıyla gösteriler düzenleyeceklerini duyurdu.

Fransız yetkililer, yağma ve şiddet olaylarının ardından güvenlik önlemlerini artırırken, dün Paris, Lille ve Nice’in de aralarında bulunduğu bazı kentlerin belirli bölgelerinde sokağa çıkma yasağı uyguladı.

Şiddet olayları geçmişteki protestoları hatırlatıyor

Fransa'da yaşananlar, son on yılda ülkeyi sarsan kitlesel olayları yeniden gündeme getirdi. Şarku’l Avsatın AP’den aktardığına göre polis faaliyetleri üzerine uzmanlaşan ve Grenoble Siyasal Bilimler Enstitüsü'nde araştırmalar yürüten Sébastian Roch ajansa yaptığı açıklamada, mevcut olaylarda meydana gelen hasarın Sarı Yelekliler protestolarının en yoğun dönemindeki zararla karşılaştırılabileceğini belirtti.

Başlangıçta akaryakıt vergilerindeki artışa karşı çıkan Sarı Yelekliler hareketi, daha sonra Macron hükümetine karşı düzenli protestolar gerçekleştirmişti. Gösterilerin bir bölümü şiddet olaylarına dönüşmüş; araçlar yakılmış, mağazalar yağmalanmış ve Paris'teki Zafer Takı çatışmalar sırasında tahrip edilmişti.

Roch, yıkım ve maddi hasar açısından mevcut olayların, büyük olasılıkla Aralık 2018'in ilk iki hafta sonundaki olaylara yaklaştığını ifade etti.

Paris’te hayat pahalılığı ve artan akaryakıt fiyatlarını protesto etmek amacıyla düzenlenen ulusal gösteri gününde yaşanan çatışmaların ertesi günü, vatandaşlar McDonald's şubesinin hasar gören pencerelerinin önünde beklerken, (Reuters)
Paris’te hayat pahalılığı ve artan akaryakıt fiyatlarını protesto etmek amacıyla düzenlenen ulusal gösteri gününde yaşanan çatışmaların ertesi günü, vatandaşlar McDonald's şubesinin hasar gören pencerelerinin önünde beklerken, (Reuters)

Haziran 2023'te Paris yakınlarında 17 yaşındaki bir gencin polis tarafından öldürülmesi de ülke genelinde günlerce süren olaylara yol açmıştı. Göstericiler mağazaları yağmalamış, kamu binalarını ateşe vermiş, binlerce kişi gözaltına alınmış ve yüzlerce kişi yaralanmıştı. Fransa'da 2005 yılında yaşanan ve üç hafta süren ayaklanmaların ardından hükümet olağanüstü hâl ilan etmişti.

Yaralanmalar son 40 yılın en yüksek seviyesinde

Polis faaliyetlerini ve şiddet olaylarını 30 yılı aşkın süredir inceleyen Roch'a göre mevcut olayları önceki protestolardan ayıran en önemli unsur, polisin kullandığı silahlar nedeniyle meydana gelen ağır yaralanmalar.

Paris’te, Cumhuriyet Meydanı yakınlarında hayat pahalılığı ve artan akaryakıt fiyatlarına karşı düzenlenen protestolardaki çatışmalar sırasında, maskeli bir gösterici yanan bir aracın yanından geçerken görüntülendi. (Reuters)
Paris’te, Cumhuriyet Meydanı yakınlarında hayat pahalılığı ve artan akaryakıt fiyatlarına karşı düzenlenen protestolardaki çatışmalar sırasında, maskeli bir gösterici yanan bir aracın yanından geçerken görüntülendi. (Reuters)

Roch, son 40 yılda benzerine rastlanmayan bir yaralanma tablosuyla karşı karşıya olduklarını belirterek, üç haftalık protestolar boyunca aralarında reşit olmayanların da bulunduğu 6 kişinin ellerini veya gözlerini kaybetmelerine yol açan ağır yaralanmalar yaşadığını söyledi.

Polis, son gösteriler sırasında göz yaşartıcı gazın yanı sıra ölümcül olmayan mühimmat ve kalabalıkları dağıtmak için kullanılan diğer silahlara başvurması nedeniyle yoğun eleştirilere maruz kaldı.

Roch, üniversite veri tabanlarına atıfta bulunarak, İspanya'nın bu alanda Fransa'nın oldukça gerisinde ikinci sırada yer aldığını belirtti ve Avrupa'da polis müdahaleleri nedeniyle protestocular arasında bu ölçüde ağır yaralanma ve kalıcı sakatlığa yol açan başka bir ülke bulunmadığını savundu.

Yetkililer şiddetten aşırı sol grupları sorumlu tutuyor

Fransız yetkililer, şiddet olaylarının bir bölümünden aşırı sol grupları, diğer bölümünden ise olayları fırsata çevirerek mağazaları yağmalayan suç örgütlerini sorumlu tuttu. Başbakan Sebastien Lecornu, yaşananları “benzeri görülmemiş ölçüde organize edilmiş olaylar” olarak nitelendirdi.

Lecornu, Paris genelinde sokağa çıkma yasağı uygulanmasını uygun bulmadığını belirtirken, olağanüstü hâl ilan edilmesi ihtimalini de dışlamadı. Başbakan, mevcut aşamada belirli bölgelerde kısmi sokağa çıkma yasağı uygulanmasının daha uygun olduğunu söyledi.

Lecornu bugün yaptığı açıklamada, Paris'in ve diğer kentlerin bazı bölgelerinde uygulanan sokağa çıkma yasaklarının gece boyunca sükûnetin korunmasına yardımcı olduğunu ifade etti.

Ancak Roch, aşırı sol hareketin sayıca sınırlı ve örgütsel açıdan zayıf olduğunu, bu nedenle yaşanan şiddetin tamamının yalnızca bu gruplarla açıklanamayacağını belirtti. Fransız istihbarat birimlerinin söz konusu hareketin mensuplarının sayısını yaklaşık 3 bin olarak değerlendirdiğini söyleyen Roch, farklı gruplara ayrılan bu kişilerin resmî örgütlenme yapılarından yoksun olduğunu kaydetti.

Roch'a göre şiddete başvuran aşırı sol aktivistler ile yağmacılar farklı hedeflere yöneliyor. Aktivistler genellikle bankalar ve McDonald's restoranları gibi kapitalizmi ve küresel ekonomiyi simgeleyen yerleri hedef alırken yağmacılar, siyasi mesaj vermekten ziyade mal elde etmek amacıyla spor giyim ve elektronik mağazalarına yöneliyor.

Roch, yağmacıların amacının sembolik bir mesaj vermek değil, mülk edinmek olduğunu vurguladı.

Macron'dan “tavizsiz ve kararlı” müdahale sözü

Cumhurbaşkanı Macron, şiddet olaylarına karışanlara karşı hükümetin “tavizsiz ve kararlı” bir tutum izleyeceğini açıkladı.

Macron, bölgelerde devleti temsil eden valilerin şirketleri ve kamu binalarını korumak için gerekli bütün önlemleri alacağını, ihtiyaç duyulması hâlinde belirli toplantı ve gösterilerin yasaklanabileceğini ifade etti.

Fransa Cumhurbaşkanı ayrıca istihbarat toplama ve planlama süreçlerinde yaşanmış olabilecek eksikliklerin araştırılması talimatını verdi. Bu eksikliklerin, yetkililerin şiddet olaylarının çıkma ihtimalini olduğundan düşük değerlendirmesine yol açmış olabileceği belirtiliyor.

Protestocuların bina lobisini tahrip etmesi sonucu hasar gören Marianne heykeli, Marsilya Belediye Binası’nın içinde yerde yatarken görüntülendi. (Reuters)
Protestocuların bina lobisini tahrip etmesi sonucu hasar gören Marianne heykeli, Marsilya Belediye Binası’nın içinde yerde yatarken görüntülendi. (Reuters)

Yetkililerin açıklamasına göre cumartesi günü ülke genelinde yaklaşık 2 bin 400 kişi gözaltına alındı. Bunların 855'i Paris bölgesinde, 101'i Marsilya'da ve 199'u Lyon'da yakalandı.

Paris'te gözaltına alınanlardan 557'si polis nezaretine alındı. Paris Savcılığına göre bu kişilerin yüzde 78'i yetişkindi.

Limoges kentinde ise 19. yüzyıldan kalma belediye binası çıkan yangında neredeyse tamamen tahrip oldu.

Fransa'daki protestolar sırasında kundaklanarak büyük ölçüde tahrip edilen Limoges Belediye Binası söndürme çalışmaları kapsamında tazyikli suyla yıkanırken, çevredekiler yaşananları izliyor. (Reuters)
Fransa'daki protestolar sırasında kundaklanarak büyük ölçüde tahrip edilen Limoges Belediye Binası söndürme çalışmaları kapsamında tazyikli suyla yıkanırken, çevredekiler yaşananları izliyor. (Reuters)

Savcılık, açılan ceza soruşturmalarının büyük bölümünün mala zarar verme, şiddet eylemleri gerçekleştirmek amacıyla oluşturulan toplantılara katılma ve polise saldırı suçlarıyla ilgili olduğunu bildirdi.


İsrail sağında Trump’ın Netanyahu’ya desteği sevinçle karşılandı, muhalefette ise şok etkisi yarattı

Bir İsrailli, dün Tel Aviv yakınlarındaki Bnei Brak (Bney Brak) kentinde, Knesset seçimlerine katılan bir listeye ait seçim afişinin önünden geçiyor. (AFP) 
Bir İsrailli, dün Tel Aviv yakınlarındaki Bnei Brak (Bney Brak) kentinde, Knesset seçimlerine katılan bir listeye ait seçim afişinin önünden geçiyor. (AFP) 
TT

İsrail sağında Trump’ın Netanyahu’ya desteği sevinçle karşılandı, muhalefette ise şok etkisi yarattı

Bir İsrailli, dün Tel Aviv yakınlarındaki Bnei Brak (Bney Brak) kentinde, Knesset seçimlerine katılan bir listeye ait seçim afişinin önünden geçiyor. (AFP) 
Bir İsrailli, dün Tel Aviv yakınlarındaki Bnei Brak (Bney Brak) kentinde, Knesset seçimlerine katılan bir listeye ait seçim afişinin önünden geçiyor. (AFP) 

İsrail sağı, ABD Başkanı Donald Trump’ın, 27 Ekim’de yapılması planlanan seçimlerde İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya destek açıklamasını memnuniyetle karşıladı. Netanyahu ve Cumhuriyetçi Partideki destekçileri, Trump’ın desteğini alabilmek için yoğun çaba harcadı. İsrail’in Kanal 13 ve Kanal 12 televizyonlarına göre, bu sonuca ulaşılana kadar Beyaz Saray’daki yetkililer arasında ciddi bir görüş ayrılığı yaşandı.

Siyasi yelpazenin diğer tarafında ise muhalefetteki “Değişim Kampı”, ABD’nin seçimlere müdahale etmemesi için uzun süredir çağrıda bulunuyordu. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre bu çabaların başını özellikle eski Başbakan Yair Lapid çekti. Lapid, Cumhuriyetçi ve Demokrat partilerden çok sayıda ABD’li yetkiliyle görüşerek, kurulacak bir “Değişim” hükümetinin Trump yönetimine daha yakın olacağını ve başkanın barış planının uygulanmasında daha fazla iş birliği yapacağını taahhüt etti.

Trump’ın açıklaması muhalefet liderlerini şaşkına çevirdi. Yair Lapid’e yakın bir yetkili, pazar sabahı Trump’ın yakın çevresinden isimlerle görüştüğünü ve bu kişilerin kendisine ABD Başkanı’nın daha önce yanlarında İsrail seçimlerine müdahale etmeyeceğini söylediğini ifade etti.


Moskova’dan Hürmüz Boğazı’nın açılması ve savaşın yeniden başlamasının önlenmesi çağrısı

Arakçi ve Lavrov, İran Dışişleri Bakanlığı merkezinde gerçekleştirdikleri görüşmelerin ardından basın toplantısına gelirken (AP)
Arakçi ve Lavrov, İran Dışişleri Bakanlığı merkezinde gerçekleştirdikleri görüşmelerin ardından basın toplantısına gelirken (AP)
TT

Moskova’dan Hürmüz Boğazı’nın açılması ve savaşın yeniden başlamasının önlenmesi çağrısı

Arakçi ve Lavrov, İran Dışişleri Bakanlığı merkezinde gerçekleştirdikleri görüşmelerin ardından basın toplantısına gelirken (AP)
Arakçi ve Lavrov, İran Dışişleri Bakanlığı merkezinde gerçekleştirdikleri görüşmelerin ardından basın toplantısına gelirken (AP)

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, dün Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve savaşın tekrar başlamasının önlenmesi çağrısında bulundu. Lavrov, Tahran’da İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi ile yaptığı görüşmelerin ardından, savaş öncesi koşullara dönüşün “seyrüsefer özgürlüğünün yeniden tesis edilmesini ve saldırganlığın tekrarlanmayacağına dair güvenceler verilmesini” kapsadığını söyledi. Lavrov ayrıca, Moskova’nın krize bir çıkış yolu bulmak için görüşmelere hazır olduğunu belirtti.

Arakçi ise Körfez’deki “güvensizlikten” Washington’u sorumlu tutarak, “yabancı güçlerin katılımı olmaksızın” bölgesel güvenliğin sağlanması çağrısında bulundu. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre İran Devrim Muhafızları Ordusu, Washington’un “sınırlı da olsa” bir saldırı düzenlemesi hâlinde “ciddi bir enerji krizi” yaşanacağı uyarısında bulunurken, henüz kullanılmamış silahlara başvurabilecekleri tehdidinde bulundu.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio da ABD’nin düzenlediği saldırıların, İran’ın geniş bölgelerini “gerektiğinde gelecekteki saldırılara açık hâle getirdiğini” ifade etti.