​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
TT

​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)

Ortadoğu'da Barış ve Güvenliğin Geleceğini Destekleme Konferansı dün sona erdi.
ABD ve Polonya, konferans sonrasında yayınlanan sonuç bildirgesinde, Ortadoğu’da istikrarın sağlanması için böyle bir konferansın gerçekleştirilmesinin gerekliliğine dikkat çekerken, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, İran'ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varılması için işbirliği yapılması çağrısında bulundu ve bu tehditlerin Ortadoğu ile sınırlı kalmayacağını, bilakis Avrupa’ya ve Batı’ya da yöneleceğini söyledi. Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz ise yaptığı konuşmada, İran'ın Suriye'ye müdahalelerinin bölgeyi olumsuz etkilediğini söyledi.
“İran, Hizbullah ve terörizm Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor”
Varşova Konferansı’nın krizlerin üstesinden gelinmesi için gerçekleştirildiğini dile getiren Pompeo, “İran, Hizbullah ve terörizmin yayılması Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor. Ortadoğu'daki barış çalışmalarına devam edeceğiz. Daha fazla yaptırım ve daha fazla baskı istiyoruz. Böylece İran'daki diktatörlerin devamlılığının önüne geçebiliriz” açıklamasında bulundu. Ayrıca bölgedeki İran saldırganlığının gerçek bir tehlike olduğuna dikkat çeken Pompeo, “Konferansta İran’ı savunan hiçbir ülke yok. İran’ın bölgeyi istikrarsızlaştıran rolü konusunda hepimiz hemfikiriz” dedi. Pompeo, İran rolüne atıfta bulunmadan bölgedeki sorunlardan bahsetmenin zor olduğuna dikkat çekerek, İran’ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varmak için işbirliğine ihtiyaç duyulduğunu ve Washington’un İran'a daha fazla yaptırım uygulama konusunda haklı olduğunu söyledi.
Öte yandan Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, Ortadoğu'daki sorunların karmaşık olduğuna ve Avrupa Birliği’nin (AB) tek başına bunların üstesinden gelmek için yeterli güce sahip olmadığına dikkat çekerek, “İran'ın olumsuz bir etkisi var. Tartışmalarımızda bunu göz ardı etmedik” dedi.
Konferansa yaklaşık 60 ülke katıldı, fakat katılımın Avrupa ayağı düşüktü. ABD yetkilileri, İran'ın eylemlerini tehdit olarak gören Arap devletleri ve İsrail gibi farklı tarafların bölgede bulunmasının önemini vurguladılar.
Pence’den Avrupa ülkelerine suçlama
Konferansın oturum aralarında açıklamalarda bulunan ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, İran dosyasıyla ilgili olarak Amerikan ve Avrupa tarafları arasındaki farklara ışık tuttu. ABD yetkilisi, Avrupalıları, ‘İran rejimine yönelik yaptırımları, mali işlemler için bir mekanizma kurarak atlatmaya çalışmakla’ suçladı. Bu davranışların hoş olmadığına dikkat çeken Pence, bu davranışların taraflar arasındaki ilişkilerde birtakım sonuçları olabileceğini söyledi.
ABD Başkan Yardımcısı Pence, konuşmasının devamında, Trump'ın iki yıl önce başkanlık koltuğuna oturmasında sonra ilk dış ziyaretini Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiğine ve Arap-İslam-Amerikan Zirvesi’ne katıldığına atıfta bulunarak, barışın sağlanması için konferansa katılan bütün ülkeler ile çalışmaya hazır olduklarını belirtti.
Katılımcıların bölge için daha iyi bir gelecek inşa edilmesi hakkında konuştuğunu kaydeden Pence, “Şu anda toplantılar yapılıyor. Çünkü radikal İslami terörizm gibi ortak bir sorunla karşı karşıyayız. Terörizm yalnızca Amerika'ya değil bölgedeki tüm ülkelere yönelik bir tehdit oluşturuyor. Başkan Trump yönetimi, bu radikal tehdide karşı koyma konusunda adımlar attı ve DEAŞ örgütü ile kendini gösteren bu tehdidin ortadan kaldırılması hususunda esas katkılarda bulundu. ABD, kendi vatandaşlarının güvenliğini önceliyor. Fakat Amerika’nın öncelenmesi, yalnız Amerika demek değildir. Washington, aşırılıkçılığa karşı uluslararası bir koalisyon oluşturmak için çalışıyor.”
Başbakan Netanyahu'nun geçen yılın sonunda Umman'ı ziyareti ve Papa Franciscus'un bu yıl BAE'ye yaptığı ziyaret gibi bölgedeki ‘değişim rüzgarlarına’ değinen Pence, “Bu tarihi konferans yeni bir dönemin başladığının kanıtıdır” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“DEAŞ hilafeti kısa bir süre sonra sona erecek ve Trump’ın açıklamasına göre yakın zamanda bölgedeki ABD birlikleri geri çekilecek. Bu, taktiklerdeki bir değişikliktir, görevde değil. Toprakları DEAŞ’ın elinden geri almamız yeterli değil. Ortaklarımızla çalışmaya hazırız. DEAŞ katıntıları her nerede olursa olsun takip edeceğiz.”
ABD'nin Suriye'deki yeni bir kimyasal saldırıya yanıt verme konusundaki kararlılığını dile getiren Pence, ülkesinin İngiltere ve Fransa ile birlikte, Devlet Başkanı Beşşar Esed rejiminin gerçekleştirdiği kimyasal bir saldırıya yanıt verdiğini hatırlatarak, rejim tarafından gerçekleştirilecek benzer bir saldırıya aynı şekilde yanıt vermeye hazır olduklarını söyledi.
“Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor”
Sonra, İran rejiminin bölgenin geleceği ve Ortadoğu’daki barış ve istikrar için en büyük tehdit olduğunu dile getirerek İran hakkında konuşmaya başlayan Pence, “Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor, Suriye ve Yemen'e müdahale ediyor, Hizbullah'ı destekliyor ve Amerikalı rehineleri elinde tutuyor” dedi. İran’ı Ortadoğu’daki etkisini genişletmek için Irak ve Suriye’de birer koridor açmakla itham eden Pence, savaşçıları ile Esed rejiminin düşmesini engellemeye çalıştığını ve Lübnan Hizbullahı’na roketler gönderdiğini söyledi.
Pence, 1979 yılında Şah’ın devrilmesinin ardından geçen 40 yıl boyunca başarısızlık ve terörün İran’da hüküm sürdüğünü dile getirerek, yapılan nükleer anlaşmanın İran’ı caydırmadığını, bilakis bölgedeki müdahalelerini daha da arttırdığını söyledi. Başkan Trump’ın nükleer anlaşmadan çekildiğini, İran rejimine yaptırımlar uyguladığını ve İran'ın eylemlerine itiraz eden diğer ülkelerin de bu yaptırımları desteklediğini dile getiren Pence, “Maalesef, en yakın Avrupalı arkadaşlarımızdan bazıları bu yaptırımları ihlal etti ve onları atlatmaya çalıştı. Fransa, İngiltere ve Almanya kurdukları finansal işlemler mekanizması ile bu yaptırımların üstesinden gelmeye çalıştılar. Bu hamle, ABD ile Avrupa’nın aralarının açılmasına sebep olacaktır” dedi.
“Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi”
İran'ın teknik olarak uygulayıp uygulamamasının değil, nükleer anlaşmanın kendisinin bir sorun olduğunu dile getiren Pence, “Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi. Artık anlaşmadan çekilmeliler. Bu fırsatı görmezden gelemeyiz” dedi.
Ortadoğu’daki barış süreci hakkında konuşan Pence, “Başkan Trump, üç İbrahimî din olan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam'ın tabilerinin barış içinde birlikte yaşamalarını istiyor” ifadesini kullandı.
Öte yandan Varşova Konferansı’na katılan Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçisi Prens Halid bin Selman, önceki gün Twitter hesabı üzerinden yapmış olduğu paylaşımlarda, “Molla rejimi 40 yıl önce iktidarı ele geçirdi. İran halkının yaşam standartları bu süre içerisinde ciddi bir düşüne tanık oldu. Bu rejim, bölgedeki terörizm, radikalizm, mezhepçilik ve istikrarsızlığı desteklemek için halkının parasını israf etmeye devam ediyor. Dost İran halkı, bölgede bölücülük ve terör fitnelerini yaymak için servetini ve parasını israf etmek yerine halkına özen gösteren bir yönetimi hak ediyor. İran rejimi halen Arapları dize getirmeye çalışmak gibi asla gerçekleşmeyecek bir yanılsama içinde. Ayrımcı söylemleri kendisini açığa çıkarıyor, Bu rejimin boş hayalleri 40 yıl sonra artık kimseyi kandıramıyor” açıklamasında bulundu.
İran rejiminin yayılımcı hayallerine hâlâ bağlı olduğuna dikkat çeken Prens Halid bin Selman, “İran rejiminin lideri, devrimlerinin 40’ıncı yıl dönümü konuşmasında Basra Körfezi'ndeki Arap topraklarının kendi topraklarının bir parçası olduğunu iddia ederek, bu bölgeyi güney İran olarak adlandırdı. Böylece yayılımcı niyetlerini ortaya koydu” ifadelerini kulandı.
Konferansın açılışı
Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, sabah saatlerinde kullandığı şu ifadeler ile konferansın açılışını yaptı;

“Bölgedeki barış ve güvenlik sorununa yeni bir ivme kazandırmanın zamanı geldi. Mülteci krizleri, ekonomik krizler ve bazı durumlarda devlet kurulması gibi krizlerin bölgede olumsuz etkiler oldu. Ortadoğu’nun istikrarını güvence altına almak, devam eden krizlere son vermek, kültürlerarası birliği teşvik etmek ve kapsayıcı toplumlar inşa etmek gibi durumlar, büyük zorluklar ile karşı karşıya. Uluslararası toplumun istikrarı ve sürdürülebilir barışı korumak için bu çabaları aktif olarak desteklemesi önemlidir.”
Czaputowicz açılış konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ortadoğu'daki çatışmaların birçok kaynağı var. Bunlardan bazıları, bazı liderlerin her ne pahasına olursa olsun gücü ellerinde tutmak istemesi, dini köktencilik ve hoşgörüsüzlüktür. Ayrıca güç dengesizlikleri, coğrafi ayrılıklar veya dış kuvvetlerin müdahalesi de çatışmaya sebep olan unsurlar arasında yer alabilir. ABD ve AB’nin İran’ın bölgede oynayacağı rol konusunda paylaştıkları bir inançları var. Ancak İran'ın nükleer programının olası sonuçları ve bu ülkenin bölgede oynadığı istikrarsızlaştırıcı rolü konusunda endişeliyiz. İran'ın tahammül edilemez davranışlarını şiddetle kınıyoruz. Aramızda araçlar bakımından farklılıklar olabilir. AB, İran'ın nükleer programının barışçıl doğasını korumanın, bir ortak eylem planını gerektirdiğine inanıyor. ABD bu anlaşmadan çekildi ve İran’a yaptırımlar uyguladı. Bugün Ortadoğu’nun karşılaştığı zorlukları hatırlatan bölge temsilcilerini dinleme fırsatına sahibiz.”
Konferans dahilinde gerçekleştirilecek görüşmelerde herhangi bir ülkenin veya konunun görüşmelerin seyrine hakim olmayacağını dile getiren ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ise şunları söyledi:
“Konferans, Yemen Dışişleri Bakanı Halid el-Yemani’nin başkanlığını yapacağı Yemen hakkında bir tartışma ile başlayacak. Daha sonra Suriye'deki idarenin sonraki adımlarını ve değişmeyen stratejik hedeflerimize ulaşmak için çabalarımızı sürdürme taahhüdümü gözden geçireceğiz. Sonrasında Başkanı Trump'ın danışmanı Jared Kushner, ABD yönetiminin İsrail ile Filistinliler arasında kapsamlı ve sürdürülebilir bir barışı sağlama çabalarını tartışacak. Tüm bu konular hakkında soru sorma ve yorum yapma fırsatı da olacak. Sonrasında ise ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Polonya Başbakanı ve 7 Dışişleri Bakanı ilgili konular hakkındaki değerlendirmelerini bizimle paylaşacak. Daha sonra bir grup devletle, mültecilerin ve insani zorlukların ele alındığı bir öğle yemeği tertip edilecek. Bunun ardından füze geliştirme ve bunları yayma, siber tehditlerle mücadele, terörizm ve yasadışı fon sağlamak ile mücadele konulu bir dizi çalışma oturumu düzenlenecek.”
Pompeo sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bugün çok önemli görüşmelerde bulunacağız, ancak konferans sona ermeyecek. Çalışmamız gerekiyor. Suriye ve Yemen, silahların yayılması, barış süreci, terörizm, İran, siber güvenlik ve insani krizler gibi meseleler tek başına üstesinden gelinecek sorunlar değil. Güvenliği sağlamak için birlikte çalışmalıyız. Hiçbir ülke bunun dışında kalamaz. ABD, Ortadoğu’daki güvenlik sorunlarına yönelik çabalara liderlik etmeye devam edecek. Bölge için iyi bir güç olmaya devam edeceğiz. Bugün gerçekleştirilen konferans bunun kanıtıdır.”
Pompeo, sabah saatlerinde, konferansı ‘istisnai’ olarak nitelendiren Netanyahu ile ortak bir basın toplantısı düzenledi.
İsrail Başbakanı Netanyahu konferans ile ilgili "tarihsel bir dönüm noktası" değerlendirmesinde bulunduktan sonra şunları söyledi:
“Burada 60 ülkeden dışişleri bakanı ve hükümet temsilcisi, İsrail başbakanı ve önde gelen Arap ülkelerinin dışişleri bakanları karşılıklı oturup bugüne kadar görülmemiş bir güç ve açıklıkla İran rejiminin yarattığı ortak tehditle nasıl baş edilmesi gerektiğini konuştu. İlk kez birlikte geleceğimizi tehdit eden şeyin ne olduğunu ve onu güvence altına almak için neler yapmamız gerektiğini tartışma fırsatı bulduk. Bu diyaloğu gelecekte yalnızca güvenlik konusunda değil, Ortadoğu halklarının yaşamını etkileyecek her alanda sürdürmeliyiz”
“İran’la yüzleşmeden Ortadoğu’da barış ve istikrar sağlayamayız” diyen Pompeo ise İran’ın eylemleri de dahil olmak üzere istikrarsızlaştırıcı eylemleri ele almaya yönelik ortak çabalara duyulan ihtiyaçtan söz ederek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Basitçe ifade etmek gerekirse, İran ile yüzleşmeden bunları gerçekleştirmek söz konusu olamaz. Lübnan’da Yemen’de Suriye’de Irak’ta yıkıcı etkilerde bulunuyorlar. Buralarda Hamas, Hizbullah ve Husiler gibi gerçek tehditler var. İran’a karşı harekete geçmeden Ortadoğu’da barış sağlayamayız.”



Elon Musk saat başı roket fırlatmayı planlıyor

SpaceX'in Falcon Heavy roketinin iki yan itici roketi, Florida'daki Cape Canaveral'a iniş yapıyor (SpaceX)
SpaceX'in Falcon Heavy roketinin iki yan itici roketi, Florida'daki Cape Canaveral'a iniş yapıyor (SpaceX)
TT

Elon Musk saat başı roket fırlatmayı planlıyor

SpaceX'in Falcon Heavy roketinin iki yan itici roketi, Florida'daki Cape Canaveral'a iniş yapıyor (SpaceX)
SpaceX'in Falcon Heavy roketinin iki yan itici roketi, Florida'daki Cape Canaveral'a iniş yapıyor (SpaceX)

ABD Federal Havacılık İdaresi'ne (FAA) göre Elon Musk, 5 yıl içinde uzaya saatte ortalama bir roket fırlatmayı hedefliyor.

Hükümet kurumu, SpaceX Başkanı Gwynne Shotwell'le yaptığı görüşmenin ardından bu iddialı fırlatma temposunu açıkladı. Çarşamba günü FAA Başkanı Bryan Bedford'la konuşan Shotwell, Musk'ın şirketinin 2025'te 170 olan yıllık roket fırlatma sayısını 2031'e gelindiğinde 10 bine çıkarmayı planladığını söyledi.

Reuters'ın haberine göre FAA, SpaceX'in bu kadar yüksek sayıda fırlatmaya lisans alabilmek için şirketin güvenilirliğini artırması gerektiğini belirtti.

Geçen yıl 165 uzay aracını yörüngeye gönderen ve 5 adet yörüngealtı Starship fırlatması gerçekleştiren SpaceX, bir yılda en fazla roket fırlatma rekorunu elinde tutuyor.

Çin'in 2025'te yürüttüğü yörünge görevlerinin sayısının iki katından fazla olan bu rakam, tüm ABD roket fırlatmalarının yaklaşık yüzde 85'ini oluşturuyor.

Bu son fırlatma hedefi, SpaceX'in tarihin en büyük halka arzı olabilecek bir sürece hazırlandığı dönemde duyuruldu.

Musk'ın şirketi, SpaceX'in değerini 1,25 trilyon dolar olarak belirleyen halka arz başvurusunu çarşamba günü açıkladı.

Başvuru kapsamında SpaceX uzaydaki hakimiyetini genişletmeyi planladığını açıklarken, Musk halihazırda tüm aktif uyduların üçte ikisinden fazlasını kontrol ediyor.

Halka arzda listelenen gelecek planları arasında yörüngedeki veri merkezleri, Ay ve Mars'ta fabrikalar, uzay turizmi ve asteroit madenciliği yer alıyor.

Halka arz başvurusunda, "Uzayın, insanlık tarihinin en büyük ekonomik sınırını temsil ettiğine inanıyoruz" ifadelerine yer veriliyor.

Şu anda uzay uçuşlarıyla keşifleri, küresel bağlantı ve yapay zeka alanlarında devrim niteliğinde atılımlar gerçekleştirmede rakibimiz yok. Bu da küresel ekonomide benzeri görülmemiş bir büyümeyi tetikleme potansiyeli taşıdığına inandığımız bir bolluk çağının önünü açıyor.

Halka arzın başarısı, dünyanın en büyük roketinin 2026'daki ilk yörünge uçuş testini gerçekleştireceği, yaklaşan Starship denemesinin sonucuna bağlı olabilir.

Bu, Starship Version 3'ün ilk testi olacak. Version 3, NASA'nın 2028'deki Artemis IV misyonu kapsamında SpaceX'in Ay yüzeyine mürettebat ve kargo taşımak için kullanmayı planladığı roket sisteminin geliştirilmiş bir versiyonu.

Independent Türkçe


ABD’den Lübnan’da Hizbullah bağlantılı yetkililere yaptırım

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent (AFP)
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent (AFP)
TT

ABD’den Lübnan’da Hizbullah bağlantılı yetkililere yaptırım

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent (AFP)
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent (AFP)

ABD yönetimi, aralarında Lübnan’daki Hezbollah mensubu dört milletvekili, Amal Movement yetkilileri, Lübnanlı güvenlik görevlileri ve bir İranlı diplomatın bulunduğu dokuz kişiye yaptırım uyguladı. Söz konusu isimler, Lübnan’daki “barış sürecini engellemek” ve İran destekli örgütün silahsızlandırılmasını zorlaştırmakla suçlandı.

ABD Hazine Bakanlığı’na bağlı Yabancı Varlıkları Kontrol Ofisi (OFAC), yaptırım kararının, Lübnan parlamentosu, ordu ve güvenlik kurumlarına sızdığı belirtilen Hizbullah yanlısı yetkilileri kapsadığını açıkladı. OFAC açıklamasında, bu kişilerin “İran destekli terör örgütünün devletin temel kurumları üzerindeki nüfuzunu korumaya çalıştığı” ifade edildi.

Açıklamada ayrıca, Hizbullah’ın silahlı faaliyetlerini sürdürmesi ve Lübnan devleti üzerindeki baskıcı etkisinin, hükümetin devlet kurumları üzerindeki otoritesini tesis etmesini ve örgütün silahsızlandırılmasını engellediği belirtildi.

Yaptırım listesinde Hizbullah’ın parlamentodaki milletvekilleri Muhammed Fneiş, Hasan Fadlallah, İbrahim Musevi ve Hüseyin Hac Hasan yer aldı.

Karar kapsamında ayrıca, Lübnan Dışişleri Bakanlığı tarafından “istenmeyen kişi” ilan edilen İran’ın Beyrut Büyükelçisi Muhammed Rıza Şeybani ile Amal Hareketi’nin güvenlik sorumluları Ahmed Esad el-Baalbeki ve Ali Ahmed Safavi’ye de yaptırım uygulandı.

ABD Hazine Bakanlığı, Hizbullah’ın Lübnan’daki meşru güvenlik kurumları içinden de yasa dışı destek aldığını savunarak, Lübnan Genel Güvenlik Müdürlüğü Ulusal Güvenlik Dairesi Başkanı Tuğgeneral Hattar Nasreddin ile Askerî İstihbarat Müdürlüğü Dahiye Şubesi Başkanı Albay Samir Hamade’yi de yaptırım listesine ekledi. İki yetkilinin Hizbullah’a önemli istihbarat bilgileri aktardığı öne sürüldü.

İran gündemi vurgusu

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, yaptırımlarla ilgili açıklamasında, “Hizbullah bir terör örgütüdür ve tamamen silahsızlandırılmalıdır” dedi.

Bessent, bakanlığının “Lübnan hükümetine sızarak Hizbullah’ın Lübnan halkına karşı yürüttüğü anlamsız şiddet kampanyasını sürdürmesine ve kalıcı barışı engellemesine yardımcı olan yetkililere karşı gerekli adımları atmayı sürdüreceğini” söyledi.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tommy Pigott da yaptığı açıklamada, Hizbullah’a destek veren kişilerin “İran rejiminin Lübnan’daki kötü niyetli gündemini güçlendirdiğini” ve Lübnan halkının barış ile toparlanma sürecini aktif şekilde engellediğini ifade etti.

Pigott, Hizbullah’ın teröre desteğini sürdürmesi ve silah bırakmayı reddetmesinin, Lübnan hükümetinin halkın hak ettiği barış, istikrar ve refahı sağlamasını engellediğini belirtti.

Açıklamada, yaptırımların Hizbullah’ın silahsızlandırılmasını engelleyen kişileri hedef aldığı, bunlar arasında parlamenterler, Lübnan’ın egemenliğini ihlal eden İranlı bir diplomat ve görevlerini bir terör örgütü lehine kötüye kullanan Lübnanlı güvenlik yetkililerinin bulunduğu kaydedildi.

ABD yönetimi ayrıca, “Rewards for Justice” programı kapsamında Hizbullah’ın mali ağlarının çökertilmesine yardımcı olacak bilgi sağlayanlara 10 milyon dolara kadar ödül verileceğini duyurdu.

Dışişleri Bakanlığı açıklamasında, “Bu sadece başlangıç” denilerek, Hizbullah’ı koruyan, onunla iş birliği yapan veya Lübnan’ın egemenliğini herhangi bir şekilde zayıflatan herkesin hesap vereceği uyarısında bulunuldu.

Açıklamada, “İstikrarlı, güvenli ve bağımsız bir Lübnan için Hizbullah’ın tamamen silahsızlandırılması ve güvenlik alanındaki yetkinin tamamen Lübnan devletine geri dönmesi gerekmektedir” ifadelerine yer verildi.

ABD’nin, Lübnan halkı ve hükümetine “daha barışçıl, daha müreffeh ve daha istikrarlı bir gelecek” inşa etme yolunda destek vermeye hazır olduğu da vurgulandı.


Pakistan, Washington ile Tahran arasındaki uçurumu daraltmaya çalışıyor... Rubio savaşın sona ermesinde umutlu

Pakistan, Washington ile Tahran arasındaki uçurumu daraltmaya çalışıyor... Rubio savaşın sona ermesinde umutlu
TT

Pakistan, Washington ile Tahran arasındaki uçurumu daraltmaya çalışıyor... Rubio savaşın sona ermesinde umutlu

Pakistan, Washington ile Tahran arasındaki uçurumu daraltmaya çalışıyor... Rubio savaşın sona ermesinde umutlu

ABD-İsrail ile İran arasında süren savaşı sona erdirme çabaları, Tahran ile Washington arasında nükleer programın geleceği ve uluslararası deniz taşımacılığının güvenliği konularındaki görüş ayrılıklarının derinleştiğine işaret eden gelişmelerle birlikte son derece karmaşık bir dönemece girdi.

İran lideri Mücteba Hamaney’in, yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyumun yurt dışına gönderilmemesi yönünde sert bir talimat yayımlaması, Washington’un en önemli taleplerinden birine yeni bir “kırmızı çizgi” çekti. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi de bu tutumu açık şekilde doğrulayarak, söz konusu materyallerin neden ülke dışına taşınması gerektiğini sorguladı; İran’ın nükleer programının “barışçıl” olduğunu savunurken Washington’u “fazla talepte bulunmakla” suçladı.

İran’ın bu sert tutumu, küresel petrol fiyatlarındaki rekor artış sonrası yükselen enflasyon ve yakıt fiyatlarına ilişkin kaygılar nedeniyle Kongre ara seçimleri öncesinde kamuoyu desteğinde gerileme yaşayan ABD Başkanı Donald Trump’ın hesaplarını daha da zorlaştırabilir.

Bu gelişmeler, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasıyla patlak veren ciddi denizcilik kriziyle eş zamanlı yaşandı. Savunma raporlarına göre ABD Donanması, İran’ın gelişmiş deniz mayınları nedeniyle boğazı tek başına temizleyip yeniden deniz trafiğine açmakta yetersiz kalabilir. Bu durum, Trump yönetimini mayın temizleme konusunda NATO müttefiklerinin kapasitesine başvurmaya zorlayabilir. Bu tablo, Washington’un yıllardır Avrupa’nın savunma kapasitesini eleştirmesinin ardından dikkat çekici bir çelişki olarak değerlendiriliyor.

Bu sırada bölgesel diplomasi, krizin daha da büyümesini önlemek için yoğun mesai yürütüyor. Pakistan, tarafları yeniden müzakere masasına çekmek amacıyla arabuluculuk çabalarını artırırken, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Hürmüz Boğazı’nda geçiş ücreti sistemi uygulanmasının diplomatik çözümü imkânsız hale getireceği uyarısında bulundu. Rubio, çatışmanın sürmesinden İran’ın uzlaşmaz tavrını sorumlu tuttu.

Pakistan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Asım Munir’in İranlı yetkililerle görüşmeleri sürdürmek üzere Tahran’a gitmesi beklenirken, uluslararası çevreler bu girişimin sonucunu yakından izliyor. Ziyaret, Trump’ın bir gün önce yaptığı ve kapsamlı bir anlaşma ile geniş çaplı askeri operasyonların yeniden başlaması arasında durumun “uçurumun kenarında” olduğunu söylediği sert açıklamanın hemen ardından gerçekleşiyor. Trump, İran’ın uranyum stoklarına ilişkin “doğru yanıtları” alamaması halinde yeni askeri saldırılar düzenleyebileceği tehdidinde bulunmuştu. Trump daha önce bu stokların İsrail’e gönderileceği taahhüdünde bulunmuştu.

Rubio, NATO’yu İran konusunda hiçbir şey yapmamakla suçladı

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, İsveç’te düzenlenecek NATO Dışişleri Bakanları Toplantısı’na giderken yaptığı açıklamada, ittifakın ABD’nin İran’a yönelik savaşına destek vermemesini eleştirdi.

Rubio, gazetecilere yaptığı açıklamada, “Başkan Donald Trump onlardan savaş uçaklarını göndermelerini istemiyor. Ancak onlar her şeyi reddediyorlar. Bundan büyük rahatsızlık duyduk” ifadelerini kullandı.

Rubio, Pakistan’ın İran arabuluculuğunun savaşı bitirecek bir anlaşmaya yol açmasını umuyor
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Pakistan’ın arabuluculuk girişiminin ABD ile İran arasında savaşı sona erdirecek bir anlaşmayla sonuçlanmasını umut ettiğini belirterek bu konuda ilerleme kaydedildiğini söyledi.

Gazetecilere yaptığı açıklamada Rubio, “Sanırım Pakistanlılar bugün Tahran’a gidiyor. Bunun süreci biraz daha ileri taşımasını umuyorum” dedi.

İran medyasına göre Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Munir’in Tahran’a gitmesi bekleniyor. Bu ziyaret, İslamabad’ın yürüttüğü arabuluculuk çabaları kapsamında gerçekleşirken, Tahran da 28 Şubat’ta başlayan savaşı sona erdirmeye yönelik Amerikan önerisini değerlendiriyor.

Fransa Başbakanı: İran çatışması uzun süreceğe benziyor

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio: “Hürmüz Boğazı’nda ücret toplama sistemi kurulması diplomatik anlaşmayı imkânsız hale getirir.  İran ile anlaşma sağlanıp sağlanamayacağını göreceğiz; bazı olumlu işaretler var.  Pakistanlı yetkililer bu gece İran’a gidiyor. “ dedi.

Şarku’l Avsat’ın Rus Interfax’tan aktardığı habere göre Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping İran dosyasını görüştü. Putin, İran’ın zenginleştirilmiş uranyumunun Rusya’da taşınması ve depolanması fikrini Şi’ye sundu.

Trump, Hürmüz çıkmazıyla karşı karşıya... Washington’un NATO’nun deniz kapasitesine ihtiyacı var

ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta Tahran’a saldırı başlatmasından yaklaşık iki hafta sonra İran, dünyanın en stratejik su yollarından biri olan Hürmüz Boğazı’nın tabanına “Meham”, “Sadaf”, “MDM” ve “EM-52” tipi ölümcül deniz mayınları döşedi.

Telegraph gazetesine göre Donald Trump şimdi karmaşık bir açmazla karşı karşıya. Avrupa donanmaları, daha küçük filolara sahip olmalarına rağmen onlarca yıldır mayın savaşı konusunda özel yetenekler geliştirirken, ABD Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana bu alandaki kapasitesinin gerilemesine izin verdi.

Fransa Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü: NATO’nun hedefleri arasında Orta Doğu veya Hürmüz Boğazı meselelerine odaklanmak yok ve bu uygun da değil.

Arakçi, Pakistan İçişleri Bakanı ile Tahran’da görüştü

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi bugün, İran ile ABD arasında yürütülen görüşmelerin seyrini değerlendirmek üzere Tahran’da bulunan Pakistan İçişleri Bakanı Muhsin Nakvi ile bir araya geldi.

İRNA Haber Ajansı, Nakvi’nin İran ile ABD arasındaki müzakerelere ilişkin arabuluculuk girişimlerini sürdürmek amacıyla Tahran’da bulunduğunu bildirdi.

Pakistan İçişleri Bakanı’nın bir hafta içinde Tahran’a yaptığı ikinci ziyaret olduğu ve bu kapsamda İran Cumhurbaşkanı ile İçişleri Bakanı başta olmak üzere üst düzey yetkililerle görüştüğü belirtildi.