​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
TT

​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)

Ortadoğu'da Barış ve Güvenliğin Geleceğini Destekleme Konferansı dün sona erdi.
ABD ve Polonya, konferans sonrasında yayınlanan sonuç bildirgesinde, Ortadoğu’da istikrarın sağlanması için böyle bir konferansın gerçekleştirilmesinin gerekliliğine dikkat çekerken, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, İran'ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varılması için işbirliği yapılması çağrısında bulundu ve bu tehditlerin Ortadoğu ile sınırlı kalmayacağını, bilakis Avrupa’ya ve Batı’ya da yöneleceğini söyledi. Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz ise yaptığı konuşmada, İran'ın Suriye'ye müdahalelerinin bölgeyi olumsuz etkilediğini söyledi.
“İran, Hizbullah ve terörizm Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor”
Varşova Konferansı’nın krizlerin üstesinden gelinmesi için gerçekleştirildiğini dile getiren Pompeo, “İran, Hizbullah ve terörizmin yayılması Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor. Ortadoğu'daki barış çalışmalarına devam edeceğiz. Daha fazla yaptırım ve daha fazla baskı istiyoruz. Böylece İran'daki diktatörlerin devamlılığının önüne geçebiliriz” açıklamasında bulundu. Ayrıca bölgedeki İran saldırganlığının gerçek bir tehlike olduğuna dikkat çeken Pompeo, “Konferansta İran’ı savunan hiçbir ülke yok. İran’ın bölgeyi istikrarsızlaştıran rolü konusunda hepimiz hemfikiriz” dedi. Pompeo, İran rolüne atıfta bulunmadan bölgedeki sorunlardan bahsetmenin zor olduğuna dikkat çekerek, İran’ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varmak için işbirliğine ihtiyaç duyulduğunu ve Washington’un İran'a daha fazla yaptırım uygulama konusunda haklı olduğunu söyledi.
Öte yandan Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, Ortadoğu'daki sorunların karmaşık olduğuna ve Avrupa Birliği’nin (AB) tek başına bunların üstesinden gelmek için yeterli güce sahip olmadığına dikkat çekerek, “İran'ın olumsuz bir etkisi var. Tartışmalarımızda bunu göz ardı etmedik” dedi.
Konferansa yaklaşık 60 ülke katıldı, fakat katılımın Avrupa ayağı düşüktü. ABD yetkilileri, İran'ın eylemlerini tehdit olarak gören Arap devletleri ve İsrail gibi farklı tarafların bölgede bulunmasının önemini vurguladılar.
Pence’den Avrupa ülkelerine suçlama
Konferansın oturum aralarında açıklamalarda bulunan ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, İran dosyasıyla ilgili olarak Amerikan ve Avrupa tarafları arasındaki farklara ışık tuttu. ABD yetkilisi, Avrupalıları, ‘İran rejimine yönelik yaptırımları, mali işlemler için bir mekanizma kurarak atlatmaya çalışmakla’ suçladı. Bu davranışların hoş olmadığına dikkat çeken Pence, bu davranışların taraflar arasındaki ilişkilerde birtakım sonuçları olabileceğini söyledi.
ABD Başkan Yardımcısı Pence, konuşmasının devamında, Trump'ın iki yıl önce başkanlık koltuğuna oturmasında sonra ilk dış ziyaretini Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiğine ve Arap-İslam-Amerikan Zirvesi’ne katıldığına atıfta bulunarak, barışın sağlanması için konferansa katılan bütün ülkeler ile çalışmaya hazır olduklarını belirtti.
Katılımcıların bölge için daha iyi bir gelecek inşa edilmesi hakkında konuştuğunu kaydeden Pence, “Şu anda toplantılar yapılıyor. Çünkü radikal İslami terörizm gibi ortak bir sorunla karşı karşıyayız. Terörizm yalnızca Amerika'ya değil bölgedeki tüm ülkelere yönelik bir tehdit oluşturuyor. Başkan Trump yönetimi, bu radikal tehdide karşı koyma konusunda adımlar attı ve DEAŞ örgütü ile kendini gösteren bu tehdidin ortadan kaldırılması hususunda esas katkılarda bulundu. ABD, kendi vatandaşlarının güvenliğini önceliyor. Fakat Amerika’nın öncelenmesi, yalnız Amerika demek değildir. Washington, aşırılıkçılığa karşı uluslararası bir koalisyon oluşturmak için çalışıyor.”
Başbakan Netanyahu'nun geçen yılın sonunda Umman'ı ziyareti ve Papa Franciscus'un bu yıl BAE'ye yaptığı ziyaret gibi bölgedeki ‘değişim rüzgarlarına’ değinen Pence, “Bu tarihi konferans yeni bir dönemin başladığının kanıtıdır” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“DEAŞ hilafeti kısa bir süre sonra sona erecek ve Trump’ın açıklamasına göre yakın zamanda bölgedeki ABD birlikleri geri çekilecek. Bu, taktiklerdeki bir değişikliktir, görevde değil. Toprakları DEAŞ’ın elinden geri almamız yeterli değil. Ortaklarımızla çalışmaya hazırız. DEAŞ katıntıları her nerede olursa olsun takip edeceğiz.”
ABD'nin Suriye'deki yeni bir kimyasal saldırıya yanıt verme konusundaki kararlılığını dile getiren Pence, ülkesinin İngiltere ve Fransa ile birlikte, Devlet Başkanı Beşşar Esed rejiminin gerçekleştirdiği kimyasal bir saldırıya yanıt verdiğini hatırlatarak, rejim tarafından gerçekleştirilecek benzer bir saldırıya aynı şekilde yanıt vermeye hazır olduklarını söyledi.
“Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor”
Sonra, İran rejiminin bölgenin geleceği ve Ortadoğu’daki barış ve istikrar için en büyük tehdit olduğunu dile getirerek İran hakkında konuşmaya başlayan Pence, “Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor, Suriye ve Yemen'e müdahale ediyor, Hizbullah'ı destekliyor ve Amerikalı rehineleri elinde tutuyor” dedi. İran’ı Ortadoğu’daki etkisini genişletmek için Irak ve Suriye’de birer koridor açmakla itham eden Pence, savaşçıları ile Esed rejiminin düşmesini engellemeye çalıştığını ve Lübnan Hizbullahı’na roketler gönderdiğini söyledi.
Pence, 1979 yılında Şah’ın devrilmesinin ardından geçen 40 yıl boyunca başarısızlık ve terörün İran’da hüküm sürdüğünü dile getirerek, yapılan nükleer anlaşmanın İran’ı caydırmadığını, bilakis bölgedeki müdahalelerini daha da arttırdığını söyledi. Başkan Trump’ın nükleer anlaşmadan çekildiğini, İran rejimine yaptırımlar uyguladığını ve İran'ın eylemlerine itiraz eden diğer ülkelerin de bu yaptırımları desteklediğini dile getiren Pence, “Maalesef, en yakın Avrupalı arkadaşlarımızdan bazıları bu yaptırımları ihlal etti ve onları atlatmaya çalıştı. Fransa, İngiltere ve Almanya kurdukları finansal işlemler mekanizması ile bu yaptırımların üstesinden gelmeye çalıştılar. Bu hamle, ABD ile Avrupa’nın aralarının açılmasına sebep olacaktır” dedi.
“Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi”
İran'ın teknik olarak uygulayıp uygulamamasının değil, nükleer anlaşmanın kendisinin bir sorun olduğunu dile getiren Pence, “Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi. Artık anlaşmadan çekilmeliler. Bu fırsatı görmezden gelemeyiz” dedi.
Ortadoğu’daki barış süreci hakkında konuşan Pence, “Başkan Trump, üç İbrahimî din olan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam'ın tabilerinin barış içinde birlikte yaşamalarını istiyor” ifadesini kullandı.
Öte yandan Varşova Konferansı’na katılan Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçisi Prens Halid bin Selman, önceki gün Twitter hesabı üzerinden yapmış olduğu paylaşımlarda, “Molla rejimi 40 yıl önce iktidarı ele geçirdi. İran halkının yaşam standartları bu süre içerisinde ciddi bir düşüne tanık oldu. Bu rejim, bölgedeki terörizm, radikalizm, mezhepçilik ve istikrarsızlığı desteklemek için halkının parasını israf etmeye devam ediyor. Dost İran halkı, bölgede bölücülük ve terör fitnelerini yaymak için servetini ve parasını israf etmek yerine halkına özen gösteren bir yönetimi hak ediyor. İran rejimi halen Arapları dize getirmeye çalışmak gibi asla gerçekleşmeyecek bir yanılsama içinde. Ayrımcı söylemleri kendisini açığa çıkarıyor, Bu rejimin boş hayalleri 40 yıl sonra artık kimseyi kandıramıyor” açıklamasında bulundu.
İran rejiminin yayılımcı hayallerine hâlâ bağlı olduğuna dikkat çeken Prens Halid bin Selman, “İran rejiminin lideri, devrimlerinin 40’ıncı yıl dönümü konuşmasında Basra Körfezi'ndeki Arap topraklarının kendi topraklarının bir parçası olduğunu iddia ederek, bu bölgeyi güney İran olarak adlandırdı. Böylece yayılımcı niyetlerini ortaya koydu” ifadelerini kulandı.
Konferansın açılışı
Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, sabah saatlerinde kullandığı şu ifadeler ile konferansın açılışını yaptı;

“Bölgedeki barış ve güvenlik sorununa yeni bir ivme kazandırmanın zamanı geldi. Mülteci krizleri, ekonomik krizler ve bazı durumlarda devlet kurulması gibi krizlerin bölgede olumsuz etkiler oldu. Ortadoğu’nun istikrarını güvence altına almak, devam eden krizlere son vermek, kültürlerarası birliği teşvik etmek ve kapsayıcı toplumlar inşa etmek gibi durumlar, büyük zorluklar ile karşı karşıya. Uluslararası toplumun istikrarı ve sürdürülebilir barışı korumak için bu çabaları aktif olarak desteklemesi önemlidir.”
Czaputowicz açılış konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ortadoğu'daki çatışmaların birçok kaynağı var. Bunlardan bazıları, bazı liderlerin her ne pahasına olursa olsun gücü ellerinde tutmak istemesi, dini köktencilik ve hoşgörüsüzlüktür. Ayrıca güç dengesizlikleri, coğrafi ayrılıklar veya dış kuvvetlerin müdahalesi de çatışmaya sebep olan unsurlar arasında yer alabilir. ABD ve AB’nin İran’ın bölgede oynayacağı rol konusunda paylaştıkları bir inançları var. Ancak İran'ın nükleer programının olası sonuçları ve bu ülkenin bölgede oynadığı istikrarsızlaştırıcı rolü konusunda endişeliyiz. İran'ın tahammül edilemez davranışlarını şiddetle kınıyoruz. Aramızda araçlar bakımından farklılıklar olabilir. AB, İran'ın nükleer programının barışçıl doğasını korumanın, bir ortak eylem planını gerektirdiğine inanıyor. ABD bu anlaşmadan çekildi ve İran’a yaptırımlar uyguladı. Bugün Ortadoğu’nun karşılaştığı zorlukları hatırlatan bölge temsilcilerini dinleme fırsatına sahibiz.”
Konferans dahilinde gerçekleştirilecek görüşmelerde herhangi bir ülkenin veya konunun görüşmelerin seyrine hakim olmayacağını dile getiren ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ise şunları söyledi:
“Konferans, Yemen Dışişleri Bakanı Halid el-Yemani’nin başkanlığını yapacağı Yemen hakkında bir tartışma ile başlayacak. Daha sonra Suriye'deki idarenin sonraki adımlarını ve değişmeyen stratejik hedeflerimize ulaşmak için çabalarımızı sürdürme taahhüdümü gözden geçireceğiz. Sonrasında Başkanı Trump'ın danışmanı Jared Kushner, ABD yönetiminin İsrail ile Filistinliler arasında kapsamlı ve sürdürülebilir bir barışı sağlama çabalarını tartışacak. Tüm bu konular hakkında soru sorma ve yorum yapma fırsatı da olacak. Sonrasında ise ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Polonya Başbakanı ve 7 Dışişleri Bakanı ilgili konular hakkındaki değerlendirmelerini bizimle paylaşacak. Daha sonra bir grup devletle, mültecilerin ve insani zorlukların ele alındığı bir öğle yemeği tertip edilecek. Bunun ardından füze geliştirme ve bunları yayma, siber tehditlerle mücadele, terörizm ve yasadışı fon sağlamak ile mücadele konulu bir dizi çalışma oturumu düzenlenecek.”
Pompeo sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bugün çok önemli görüşmelerde bulunacağız, ancak konferans sona ermeyecek. Çalışmamız gerekiyor. Suriye ve Yemen, silahların yayılması, barış süreci, terörizm, İran, siber güvenlik ve insani krizler gibi meseleler tek başına üstesinden gelinecek sorunlar değil. Güvenliği sağlamak için birlikte çalışmalıyız. Hiçbir ülke bunun dışında kalamaz. ABD, Ortadoğu’daki güvenlik sorunlarına yönelik çabalara liderlik etmeye devam edecek. Bölge için iyi bir güç olmaya devam edeceğiz. Bugün gerçekleştirilen konferans bunun kanıtıdır.”
Pompeo, sabah saatlerinde, konferansı ‘istisnai’ olarak nitelendiren Netanyahu ile ortak bir basın toplantısı düzenledi.
İsrail Başbakanı Netanyahu konferans ile ilgili "tarihsel bir dönüm noktası" değerlendirmesinde bulunduktan sonra şunları söyledi:
“Burada 60 ülkeden dışişleri bakanı ve hükümet temsilcisi, İsrail başbakanı ve önde gelen Arap ülkelerinin dışişleri bakanları karşılıklı oturup bugüne kadar görülmemiş bir güç ve açıklıkla İran rejiminin yarattığı ortak tehditle nasıl baş edilmesi gerektiğini konuştu. İlk kez birlikte geleceğimizi tehdit eden şeyin ne olduğunu ve onu güvence altına almak için neler yapmamız gerektiğini tartışma fırsatı bulduk. Bu diyaloğu gelecekte yalnızca güvenlik konusunda değil, Ortadoğu halklarının yaşamını etkileyecek her alanda sürdürmeliyiz”
“İran’la yüzleşmeden Ortadoğu’da barış ve istikrar sağlayamayız” diyen Pompeo ise İran’ın eylemleri de dahil olmak üzere istikrarsızlaştırıcı eylemleri ele almaya yönelik ortak çabalara duyulan ihtiyaçtan söz ederek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Basitçe ifade etmek gerekirse, İran ile yüzleşmeden bunları gerçekleştirmek söz konusu olamaz. Lübnan’da Yemen’de Suriye’de Irak’ta yıkıcı etkilerde bulunuyorlar. Buralarda Hamas, Hizbullah ve Husiler gibi gerçek tehditler var. İran’a karşı harekete geçmeden Ortadoğu’da barış sağlayamayız.”



İranlı bir milletvekili, müzakerelerle ilgili Hamaney’e atfedilen mesajlar konusunda tartışma yarattı

Mahmud Nebeviyan, geçtiğimiz yıl ekim ayında Cenevre’de düzenlenen Parlamentolar Arası Birlik Zirvesi’nde (İran Meclisi internet sitesi)
Mahmud Nebeviyan, geçtiğimiz yıl ekim ayında Cenevre’de düzenlenen Parlamentolar Arası Birlik Zirvesi’nde (İran Meclisi internet sitesi)
TT

İranlı bir milletvekili, müzakerelerle ilgili Hamaney’e atfedilen mesajlar konusunda tartışma yarattı

Mahmud Nebeviyan, geçtiğimiz yıl ekim ayında Cenevre’de düzenlenen Parlamentolar Arası Birlik Zirvesi’nde (İran Meclisi internet sitesi)
Mahmud Nebeviyan, geçtiğimiz yıl ekim ayında Cenevre’de düzenlenen Parlamentolar Arası Birlik Zirvesi’nde (İran Meclisi internet sitesi)

İran Meclisi Ulusal Güvenlik Komisyonu Başkan Yardımcısı ve muhafazakâr kanadın önde gelen isimlerinden Mahmud Nebeviyan, ABD ile yürütülen müzakerelere ilişkin olarak Dini Lider Mücteba Hamaney’e atfedilen yazışmaları bir televizyon programında gündeme taşıyarak ülke yönetim kurumları içinde geniş çaplı bir tartışma başlattı. Nebeviyan, Tahran’ın şartları ve İslamabad Mutabakat Muhtırası’nın seyrine ilişkin olduğunu söylediği bazı bölümleri canlı yayında okudu.

İran Radyo ve Televizyon Kurumu (IRIB), Nebeviyan’ın açıklamalarının ve bunlarda yer alan ‘gizli belgeler’ ile üst düzey yetkililer arasındaki yazışmalara ilişkin ifadelerin ‘hukuki ihlal’ niteliği taşıdığını ve yargı makamlarınca incelenmesi gerektiğini açıkladı. IRIB ayrıca, program nedeniyle bir genel müdürün istifa ettiğini ve dosya kapsamında ‘disiplin işlemleri’ uygulanacağını duyurdu.

Nebeviyan, Mücteba Hamaney’in müzakereler için 11 şart belirlediğini, bunlar arasında ABD’den tazminat alınması, uranyum zenginleştirme hakkının korunması, yaptırımların kaldırılması, dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılması ve Hürmüz Boğazı üzerinde İran egemenliğinin tesis edilmesinin yer aldığını söyledi. Nebeviyan ayrıca, Hamaney’in boğazdan geçiş ücretlerinin derhâl tahsil edilmeye başlanmasını istediğini öne sürdü.

İran basınında yer alan açıklamalara göre Nebeviyan, İslamabad’daki görüşmelerin ardından kaleme alındığını söylediği bir notta, “Pakistan’daki müzakerelerde yaşananlar, gerçekleşmesi gereken süreçten ve müzakerelerin meşruiyet şartlarından tamamen farklıdır” ifadesinin yer aldığını aktararak, müzakerelerin durdurulması gerektiğinin belirtildiğini savundu. Nebeviyan ayrıca, nükleer dosyanın müzakere konusu yapılmaması gerektiğini ileri sürerek, ya ‘zafer’ elde edilmesi ya da nükleer dosyanın tamamen gündemden çıkarılması gerektiği yönünde görüş aktardı.

Bu, Nebeviyan’ın müzakere sürecine ilişkin tartışma yaratan ilk çıkışı olmadı. Nebeviyan, İran ile ABD arasında mutabakat muhtırasının imzalanmasından önce, 13 Haziran’da Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) yakın bir haber ajansının canlı yayınında, anlaşma taslağı olduğunu söylediği bir metni okuyarak bazı maddelere sert eleştiriler yöneltmişti.

Nebeviyan, 40 gün süren savaşın ardından ilan edilen ateşkesten sonra İran müzakere heyetiyle birlikte İslamabad’a giden heyette de yer almıştı. Bu durum, daha sonra açıkladığı ve müzakere süreciyle bağlantılı olduğunu öne sürdüğü ayrıntılara ayrı bir hassasiyet kazandırdı.

Nebeviyan’ın son açıklamaları ülke içinde geniş yankı uyandırdı. Müzakere heyetinin medya ekibinde yer alan ve Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’a yakınlığıyla bilinen Said Acurlu, Nebeviyan’ı daha önce dile getirdiği iddialar nedeniyle hesap vermekten kaçınmak amacıyla ‘metinleri kasıtlı biçimde tahrif etmekle’ suçladı.

İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu üyesi Mücteba Zarei de Nebeviyan’a sert tepki göstererek, canlı yayını ülkenin ‘sivil ve siyasi düzenini’ karıştırmak için kullandığını öne sürdü.

Tartışma, siyasi akımlara yakın medya organlarına da yansıdı. Gazeteci Seyyid Sadık Hüseyni, sorunun yalnızca Nebeviyan’dan kaynaklanmadığını belirterek, IRIB Genel Müdürü Peyman Cebeli ile Said Celili’nin de siyasi sorumluluk taşımaları gerektiğini söyledi. Hüseyni, alt düzey çalışanların feda edilmesi yerine üst düzey isimlerin hesap vermesi gerektiğini ifade ederek, devlet televizyonunun Nebeviyan’ın mensubu olduğu ‘Paydari Cephesi’nin televizyonuna’ dönüştüğünü ileri sürdü.

Tartışmalar, Mücteba Hamaney’in dini liderlik görevini üstlendiğinin açıklanmasından bu yana kamuoyu önüne sesli ya da görüntülü olarak çıkmadığı bir dönemde yaşandı. İran ile ABD arasında mutabakat muhtırasının imzalanmasının ardından Hamaney yazılı bir mesaj yayımlayarak anlaşmaya ilişkin ‘farklı bir görüşe sahip olduğunu’ belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ise isim vermeden Nebeviyan’a gönderme yaptığı iki ayrı konuşmasında iç kamuoyuna net mesajlar verdi. ‘Ayrışma ve ihtilaf kokusu taşıyan her mesajın’, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı’nın (CIA) izlediği stratejilere hizmet ettiğini söyleyen Pezeşkiyan, ülkenin son derece hassas bir süreçten geçtiğini belirtti. İç bölünmelerin körüklenmesi halinde İran’ın zarar görmesi için ‘İsrail’e ya da ABD’ye ihtiyaç kalmayacağını’ ifade etti.

Pezeşkiyan ayrıca, Dini Lider’in hükümete müzakere sürecini sürdürme yetkisi verdiğini vurgulayarak, varılan sonucun Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi içinde yürütülen kolektif çalışmanın ürünü olduğunu söyledi. Konsey üyelerinin neredeyse tamamının anlaşma konusunda hemfikir olduğunu belirten Pezeşkiyan, yalnızca bir kişinin farklı görüş taşıdığını kaydetti.

Pezeşkiyan, devlet televizyonuna yönelik örtülü eleştiriler de yönelterek, kurumun gerekli hassasiyetleri gözetmesi ve hassas konuları gündeme taşıyarak ya da yayın platformlarını diplomatik süreci zedeleyecek şekilde kullandırarak yürütülen çabalara zarar vermemesi gerektiğini söyledi.


Afganistan'da kadın girişimci olmak: İş hayatından başka bir umut yok

Birleşmiş Milletler Kadın Birimi, Afgan kadınlarının Güney Asya ve Körfez Arap ülkelerine yaptığı ihracata dikkat çekiyor (UN Women)
Birleşmiş Milletler Kadın Birimi, Afgan kadınlarının Güney Asya ve Körfez Arap ülkelerine yaptığı ihracata dikkat çekiyor (UN Women)
TT

Afganistan'da kadın girişimci olmak: İş hayatından başka bir umut yok

Birleşmiş Milletler Kadın Birimi, Afgan kadınlarının Güney Asya ve Körfez Arap ülkelerine yaptığı ihracata dikkat çekiyor (UN Women)
Birleşmiş Milletler Kadın Birimi, Afgan kadınlarının Güney Asya ve Körfez Arap ülkelerine yaptığı ihracata dikkat çekiyor (UN Women)

ABD'nin Ağustos 2021'de ülkeden çekilmesiyle Afganistan yönetimini yeniden ele geçiren Taliban, kadınların eğitim, istihdam ve seyahat özgürlüklerine yönelik kısıtlamalarıyla tepki çekiyor.

New York Times (NYT) ise Kabil yönetiminin kadınların girişimciliğine verdiği desteği dünya gündemine taşıdı. 

Ortaokula gidemeyen ve belirli işkollarında çalışma yasağına tabi tutulan Afgan kadınlarının para kazanmak ve sosyal hayata karışmak için kendi işlerini kurduğu bildiriliyor. 

Afganistan Ticaret ve Sanayi Odası rakamlarına göre, işletme ruhsatına sahip kadın sayısı son 5 yılda 10 katına çıkarak 10 bini aştı. 

Kadınların ağırlıklı olarak küçük işletmelerde çalıştığını aktaran Dünya Bankası, 120 bin civarındaki kadının da ruhsatsız bir şekilde iş hayatında yer aldığını tahmin ediyor. 

Amerikan gazetesi avukat, mühendis ve akademisyen olmayı hayal eden kadınların devlet dairelerinde ya da kar amacı gütmeyen kuruluşların çoğunda çalışamadığını da belirtiyor. 

Ayrıca güzellik salonu işletemiyorlar, ebelik veya hemşirelik eğitimi alamıyorlar, erkek müşterilerle, tedarikçilerle ya da banka yetkilileriyle konuşamıyorlar.

Kadınlar halı dokumacılığı, kozmetik veya mesleki eğitim gibi alanlara kaymak zorunda kalıyor. 

BM verilerine göre kadınların yüzde 7'sinden azı bir meslekte çalışıyor. 

Bunlar da artan güçlüklerle karşı karşıya. Örneğin Afganistan Erdemi Yayma ve Ahlaksızlığı Önleme Bakanlığı'na bağlı kişilerin 6 Haziran'da peçelerin nasıl takıldığına bakıp kadınları gözaltına alması, Herat'ta tepkiye yol açtı.

Taliban protestoculara ateş açarak en az iki kişiyi öldürdü.

NYT, bu zorlu koşullar altında girişimciliğe soyunan kadınlarla konuştu. 

Herat Kadın Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Behnaz Selçuki, "Afganistan'daki kadınlar için iş hayatından başka bir umut yok" ifadesini kullanıyor.

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı'nın maddi desteğiyle iş kuran 19 yaşındaki Nasira Azizi, "Taliban gelmeden önce de ben girişimci olmak istiyordum" diyor. 

450'ye yakın kadını iki halı ve kilim atölyesi ve evinde çalıştıran Azizi, kız çocuklarına 6. sınıftan itibaren eğitim yasağı geldiğinde çok üzüldüğünü söylüyor:

Depresyona girdim. Evde hep aynı yüzleri görüyorsunuz. Burada hiç değilse konuşacak daha fazla konu çıkıyor, iş için daha fazla motivasyon kaynağı bulunuyor.

Kendisinin idare, insan kaynakları ve muhasebeden sorumlu olduğunu belirten Azizi, erkek kardeşlerinin tasarım ve pazarlamayı üstlendiğini, babasının da atölyelerden birinin başında durduğunu sözlerine ekliyor. 

Rukiye Rızayi, Taliban'ın iktidara gelmesi nedeniyle maden mühendisliği hayali suya düşünce İngilizce öğretmenliğine başladığını söylüyor. 

Özel derslerin de yasaklanmasından sonra Herat'ta sabun işine girdiğini anlatıyor.

21 yaşındaki kadın, 2022'de açtığı Manolya adlı işletmeyle 7 kişilik ailesine baktığını ve 2030'da markasının uluslararası bir nitelik kazanmasını istediğini vurguluyor. 

Ancak Rukiye tek başına Kabil'e gidip sabunlarını satamıyor. Zira Taliban uygun bir erkekle seyahat etmesini zorunlu tutuyor.

Babası Çırağali ise "Pazarlamadan ben sorumluyum ve bu işin en önemli kısmı. Eğer o bir televizyonsa ben, istediğim kanalı açabilecek bir kumandayım" diyor.

Arıcılık yapan Gonca Kerimi de, Herat'ın dışındaki kovanlara giderken bazen erkek gibi giyindiğini söylüyor. 

2023'te Taliban'ın kendisini uyarıp dükkanına erkek müşterileri alamayacağını söylemesiyle işlerinin zora girdiğini aktarıyor. 

Kerimi, kızı 7 yaşındayken hapse girdiğini ve dönünce kızının kendisine "Anne serbest mi bırakıldın, yoksa bu bir rüya mı?" dediğini belirtip ekliyor:

O noktada kendime 'Taliban kafama bile vursa bir daha kafamı kaldırmayacağım' dedim.

39 yaşındaki kadın şu ifadeleri de kullanıyor:

Taliban'la ilgili iyi şeylerden biri de bu: Yönetim kadınların işletmelerini aktif bir şekilde destekliyor. Ama günbegün daha fazla kısıtlamayla karşı karşıya kalıyoruz. 

Afganistan Çalışma Bakanlığı Sözcüsü Samiullah İbrahimi, "ülkenin ilkelerine" uygun davranan kadınları mesleki eğitim programlarına katılmaya teşvik ettiklerini ve işletmeleri de daha fazla kadın çalıştırmaya yönlendirdiklerini NYT'ye söylüyor. 

İbrahimi, kurdukları Ekonomik Güçlendirme Komitesi'nin 45 milyona yakın nüfusa sahip bir ülkede bu sene yalnızca 26 kadına iş imkanı sağladığını da ifade ediyor.

Independent Türkçe, New York Times, UN Women


Uzmanlar "Yapay zeka bilinç kazanacak mı?" sorusunu yanıtladı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Uzmanlar "Yapay zeka bilinç kazanacak mı?" sorusunu yanıtladı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Bir grup araştırmacı, yapay zeka konusunda temel bir hata yapma tehlikesiyle karşı karşıya olduğumuz uyarısını yapıyor.

Montreal Üniversitesi (UdeM) ve Johns Hopkins Üniversitesi'nden sinirbilimcilerin yeni bir makalesi, yapay zekanın sergilediği zekayla gerçekten bilinç sahibi olması arasında ayrım yapmamız gerektiğini söylüyor.

Yapay zeka sohbet robotları etkileyici derecede akıcı ve empatik görünmeye meyilli olduklarından, sözlerimizi gerçekten anlayabilecek bir bilince sahip olduklarına inanmamıza yol açabilirler. Ancak araştırmacılar, bir sistem zekice davransa ve duygularımız hakkında ikna edici yanıtlar verse bile, bunun aslında onları anladığı, önemsediği veya herhangi bir içsel deneyime sahip olduğu anlamına gelmediğini savunuyor.

ChatGPT ve Claude gibi sohbet robotları daha gelişmiş hale geldikçe ve insanlar kişisel ve duygusal konularda onlara daha çok güvendikçe, bu ayrımın giderek daha önemli hale geldiğini belirtiyorlar.

Araştırmacılar yeni makalede, kör bakış adlı kavrama işaret ediyor. Bu kavram, birincil görsel korteksi hasar görmüş kişilerin görme alanlarının bir bölümünde hiçbir şey görememelerine rağmen çevrelerinde olup bitenleri belirli ölçüde tahmin edebilmelerini ifade ediyor.

Bu, kişinin bilgiyi işleyebileceğini gösteriyor ancak o kişinin bunu bilinçli olarak deneyimlediği anlamına gelmiyor.

UdeM'de ve McGill Üniversitesi Sağlık Merkezi'nde psikoloji alanında doktora sonrası araştırmacı olan Vanessa Hadid, "Kör bakışlı bir kişi, bilinçli olarak görme deneyimi yaşamadan görsel bilgilere doğru yanıt verebilir" dedi. Dr. Hadid, UdeM psikoloji profesörü ve Mila-Quebec Yapay Zeka Enstitüsü araştırmacısı Karim Jerbi ve Johns Hopkins'teki Restoratif Nöroteknolojiler Merkezi Direktörü John W. Krakauer'la  birlikte makalenin üç ortak yazarından biri.

Bu tür bilinçli bir deneyimin bir bilgisayar sisteminde mümkün olup olmayacağı henüz net değil. Ancak halihazırda bunun mümkün olduğuna dair hiçbir gösterge yok ve yazarlar, aldanmamaya dikkat etmemiz gerektiği konusunda uyarıyor.

Profesör Jerbi, "Mevcut yapay zeka sistemleri hiçbir şey hissetmiyor ve bilinçli bir deneyime sahip değiller" dedi.

Ancak ne kadar akıcı konuşurlarsa ve duygularımıza ne kadar duyarlı görünürlerse, bunu unutmak o kadar kolaylaşır.

"The illusion of AI consciousness: Lessons from human unconscious processing’" (Yapay Zeka Bilincinin Yanılsaması: İnsan Bilinçsiz İşlemesinden Dersler" başlıklı çalışma, sinirbilim sitesi The Transmitter'da yayımlandı.

Independent Türkçe