​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
TT

​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)

Ortadoğu'da Barış ve Güvenliğin Geleceğini Destekleme Konferansı dün sona erdi.
ABD ve Polonya, konferans sonrasında yayınlanan sonuç bildirgesinde, Ortadoğu’da istikrarın sağlanması için böyle bir konferansın gerçekleştirilmesinin gerekliliğine dikkat çekerken, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, İran'ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varılması için işbirliği yapılması çağrısında bulundu ve bu tehditlerin Ortadoğu ile sınırlı kalmayacağını, bilakis Avrupa’ya ve Batı’ya da yöneleceğini söyledi. Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz ise yaptığı konuşmada, İran'ın Suriye'ye müdahalelerinin bölgeyi olumsuz etkilediğini söyledi.
“İran, Hizbullah ve terörizm Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor”
Varşova Konferansı’nın krizlerin üstesinden gelinmesi için gerçekleştirildiğini dile getiren Pompeo, “İran, Hizbullah ve terörizmin yayılması Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor. Ortadoğu'daki barış çalışmalarına devam edeceğiz. Daha fazla yaptırım ve daha fazla baskı istiyoruz. Böylece İran'daki diktatörlerin devamlılığının önüne geçebiliriz” açıklamasında bulundu. Ayrıca bölgedeki İran saldırganlığının gerçek bir tehlike olduğuna dikkat çeken Pompeo, “Konferansta İran’ı savunan hiçbir ülke yok. İran’ın bölgeyi istikrarsızlaştıran rolü konusunda hepimiz hemfikiriz” dedi. Pompeo, İran rolüne atıfta bulunmadan bölgedeki sorunlardan bahsetmenin zor olduğuna dikkat çekerek, İran’ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varmak için işbirliğine ihtiyaç duyulduğunu ve Washington’un İran'a daha fazla yaptırım uygulama konusunda haklı olduğunu söyledi.
Öte yandan Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, Ortadoğu'daki sorunların karmaşık olduğuna ve Avrupa Birliği’nin (AB) tek başına bunların üstesinden gelmek için yeterli güce sahip olmadığına dikkat çekerek, “İran'ın olumsuz bir etkisi var. Tartışmalarımızda bunu göz ardı etmedik” dedi.
Konferansa yaklaşık 60 ülke katıldı, fakat katılımın Avrupa ayağı düşüktü. ABD yetkilileri, İran'ın eylemlerini tehdit olarak gören Arap devletleri ve İsrail gibi farklı tarafların bölgede bulunmasının önemini vurguladılar.
Pence’den Avrupa ülkelerine suçlama
Konferansın oturum aralarında açıklamalarda bulunan ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, İran dosyasıyla ilgili olarak Amerikan ve Avrupa tarafları arasındaki farklara ışık tuttu. ABD yetkilisi, Avrupalıları, ‘İran rejimine yönelik yaptırımları, mali işlemler için bir mekanizma kurarak atlatmaya çalışmakla’ suçladı. Bu davranışların hoş olmadığına dikkat çeken Pence, bu davranışların taraflar arasındaki ilişkilerde birtakım sonuçları olabileceğini söyledi.
ABD Başkan Yardımcısı Pence, konuşmasının devamında, Trump'ın iki yıl önce başkanlık koltuğuna oturmasında sonra ilk dış ziyaretini Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiğine ve Arap-İslam-Amerikan Zirvesi’ne katıldığına atıfta bulunarak, barışın sağlanması için konferansa katılan bütün ülkeler ile çalışmaya hazır olduklarını belirtti.
Katılımcıların bölge için daha iyi bir gelecek inşa edilmesi hakkında konuştuğunu kaydeden Pence, “Şu anda toplantılar yapılıyor. Çünkü radikal İslami terörizm gibi ortak bir sorunla karşı karşıyayız. Terörizm yalnızca Amerika'ya değil bölgedeki tüm ülkelere yönelik bir tehdit oluşturuyor. Başkan Trump yönetimi, bu radikal tehdide karşı koyma konusunda adımlar attı ve DEAŞ örgütü ile kendini gösteren bu tehdidin ortadan kaldırılması hususunda esas katkılarda bulundu. ABD, kendi vatandaşlarının güvenliğini önceliyor. Fakat Amerika’nın öncelenmesi, yalnız Amerika demek değildir. Washington, aşırılıkçılığa karşı uluslararası bir koalisyon oluşturmak için çalışıyor.”
Başbakan Netanyahu'nun geçen yılın sonunda Umman'ı ziyareti ve Papa Franciscus'un bu yıl BAE'ye yaptığı ziyaret gibi bölgedeki ‘değişim rüzgarlarına’ değinen Pence, “Bu tarihi konferans yeni bir dönemin başladığının kanıtıdır” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“DEAŞ hilafeti kısa bir süre sonra sona erecek ve Trump’ın açıklamasına göre yakın zamanda bölgedeki ABD birlikleri geri çekilecek. Bu, taktiklerdeki bir değişikliktir, görevde değil. Toprakları DEAŞ’ın elinden geri almamız yeterli değil. Ortaklarımızla çalışmaya hazırız. DEAŞ katıntıları her nerede olursa olsun takip edeceğiz.”
ABD'nin Suriye'deki yeni bir kimyasal saldırıya yanıt verme konusundaki kararlılığını dile getiren Pence, ülkesinin İngiltere ve Fransa ile birlikte, Devlet Başkanı Beşşar Esed rejiminin gerçekleştirdiği kimyasal bir saldırıya yanıt verdiğini hatırlatarak, rejim tarafından gerçekleştirilecek benzer bir saldırıya aynı şekilde yanıt vermeye hazır olduklarını söyledi.
“Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor”
Sonra, İran rejiminin bölgenin geleceği ve Ortadoğu’daki barış ve istikrar için en büyük tehdit olduğunu dile getirerek İran hakkında konuşmaya başlayan Pence, “Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor, Suriye ve Yemen'e müdahale ediyor, Hizbullah'ı destekliyor ve Amerikalı rehineleri elinde tutuyor” dedi. İran’ı Ortadoğu’daki etkisini genişletmek için Irak ve Suriye’de birer koridor açmakla itham eden Pence, savaşçıları ile Esed rejiminin düşmesini engellemeye çalıştığını ve Lübnan Hizbullahı’na roketler gönderdiğini söyledi.
Pence, 1979 yılında Şah’ın devrilmesinin ardından geçen 40 yıl boyunca başarısızlık ve terörün İran’da hüküm sürdüğünü dile getirerek, yapılan nükleer anlaşmanın İran’ı caydırmadığını, bilakis bölgedeki müdahalelerini daha da arttırdığını söyledi. Başkan Trump’ın nükleer anlaşmadan çekildiğini, İran rejimine yaptırımlar uyguladığını ve İran'ın eylemlerine itiraz eden diğer ülkelerin de bu yaptırımları desteklediğini dile getiren Pence, “Maalesef, en yakın Avrupalı arkadaşlarımızdan bazıları bu yaptırımları ihlal etti ve onları atlatmaya çalıştı. Fransa, İngiltere ve Almanya kurdukları finansal işlemler mekanizması ile bu yaptırımların üstesinden gelmeye çalıştılar. Bu hamle, ABD ile Avrupa’nın aralarının açılmasına sebep olacaktır” dedi.
“Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi”
İran'ın teknik olarak uygulayıp uygulamamasının değil, nükleer anlaşmanın kendisinin bir sorun olduğunu dile getiren Pence, “Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi. Artık anlaşmadan çekilmeliler. Bu fırsatı görmezden gelemeyiz” dedi.
Ortadoğu’daki barış süreci hakkında konuşan Pence, “Başkan Trump, üç İbrahimî din olan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam'ın tabilerinin barış içinde birlikte yaşamalarını istiyor” ifadesini kullandı.
Öte yandan Varşova Konferansı’na katılan Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçisi Prens Halid bin Selman, önceki gün Twitter hesabı üzerinden yapmış olduğu paylaşımlarda, “Molla rejimi 40 yıl önce iktidarı ele geçirdi. İran halkının yaşam standartları bu süre içerisinde ciddi bir düşüne tanık oldu. Bu rejim, bölgedeki terörizm, radikalizm, mezhepçilik ve istikrarsızlığı desteklemek için halkının parasını israf etmeye devam ediyor. Dost İran halkı, bölgede bölücülük ve terör fitnelerini yaymak için servetini ve parasını israf etmek yerine halkına özen gösteren bir yönetimi hak ediyor. İran rejimi halen Arapları dize getirmeye çalışmak gibi asla gerçekleşmeyecek bir yanılsama içinde. Ayrımcı söylemleri kendisini açığa çıkarıyor, Bu rejimin boş hayalleri 40 yıl sonra artık kimseyi kandıramıyor” açıklamasında bulundu.
İran rejiminin yayılımcı hayallerine hâlâ bağlı olduğuna dikkat çeken Prens Halid bin Selman, “İran rejiminin lideri, devrimlerinin 40’ıncı yıl dönümü konuşmasında Basra Körfezi'ndeki Arap topraklarının kendi topraklarının bir parçası olduğunu iddia ederek, bu bölgeyi güney İran olarak adlandırdı. Böylece yayılımcı niyetlerini ortaya koydu” ifadelerini kulandı.
Konferansın açılışı
Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, sabah saatlerinde kullandığı şu ifadeler ile konferansın açılışını yaptı;

“Bölgedeki barış ve güvenlik sorununa yeni bir ivme kazandırmanın zamanı geldi. Mülteci krizleri, ekonomik krizler ve bazı durumlarda devlet kurulması gibi krizlerin bölgede olumsuz etkiler oldu. Ortadoğu’nun istikrarını güvence altına almak, devam eden krizlere son vermek, kültürlerarası birliği teşvik etmek ve kapsayıcı toplumlar inşa etmek gibi durumlar, büyük zorluklar ile karşı karşıya. Uluslararası toplumun istikrarı ve sürdürülebilir barışı korumak için bu çabaları aktif olarak desteklemesi önemlidir.”
Czaputowicz açılış konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ortadoğu'daki çatışmaların birçok kaynağı var. Bunlardan bazıları, bazı liderlerin her ne pahasına olursa olsun gücü ellerinde tutmak istemesi, dini köktencilik ve hoşgörüsüzlüktür. Ayrıca güç dengesizlikleri, coğrafi ayrılıklar veya dış kuvvetlerin müdahalesi de çatışmaya sebep olan unsurlar arasında yer alabilir. ABD ve AB’nin İran’ın bölgede oynayacağı rol konusunda paylaştıkları bir inançları var. Ancak İran'ın nükleer programının olası sonuçları ve bu ülkenin bölgede oynadığı istikrarsızlaştırıcı rolü konusunda endişeliyiz. İran'ın tahammül edilemez davranışlarını şiddetle kınıyoruz. Aramızda araçlar bakımından farklılıklar olabilir. AB, İran'ın nükleer programının barışçıl doğasını korumanın, bir ortak eylem planını gerektirdiğine inanıyor. ABD bu anlaşmadan çekildi ve İran’a yaptırımlar uyguladı. Bugün Ortadoğu’nun karşılaştığı zorlukları hatırlatan bölge temsilcilerini dinleme fırsatına sahibiz.”
Konferans dahilinde gerçekleştirilecek görüşmelerde herhangi bir ülkenin veya konunun görüşmelerin seyrine hakim olmayacağını dile getiren ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ise şunları söyledi:
“Konferans, Yemen Dışişleri Bakanı Halid el-Yemani’nin başkanlığını yapacağı Yemen hakkında bir tartışma ile başlayacak. Daha sonra Suriye'deki idarenin sonraki adımlarını ve değişmeyen stratejik hedeflerimize ulaşmak için çabalarımızı sürdürme taahhüdümü gözden geçireceğiz. Sonrasında Başkanı Trump'ın danışmanı Jared Kushner, ABD yönetiminin İsrail ile Filistinliler arasında kapsamlı ve sürdürülebilir bir barışı sağlama çabalarını tartışacak. Tüm bu konular hakkında soru sorma ve yorum yapma fırsatı da olacak. Sonrasında ise ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Polonya Başbakanı ve 7 Dışişleri Bakanı ilgili konular hakkındaki değerlendirmelerini bizimle paylaşacak. Daha sonra bir grup devletle, mültecilerin ve insani zorlukların ele alındığı bir öğle yemeği tertip edilecek. Bunun ardından füze geliştirme ve bunları yayma, siber tehditlerle mücadele, terörizm ve yasadışı fon sağlamak ile mücadele konulu bir dizi çalışma oturumu düzenlenecek.”
Pompeo sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bugün çok önemli görüşmelerde bulunacağız, ancak konferans sona ermeyecek. Çalışmamız gerekiyor. Suriye ve Yemen, silahların yayılması, barış süreci, terörizm, İran, siber güvenlik ve insani krizler gibi meseleler tek başına üstesinden gelinecek sorunlar değil. Güvenliği sağlamak için birlikte çalışmalıyız. Hiçbir ülke bunun dışında kalamaz. ABD, Ortadoğu’daki güvenlik sorunlarına yönelik çabalara liderlik etmeye devam edecek. Bölge için iyi bir güç olmaya devam edeceğiz. Bugün gerçekleştirilen konferans bunun kanıtıdır.”
Pompeo, sabah saatlerinde, konferansı ‘istisnai’ olarak nitelendiren Netanyahu ile ortak bir basın toplantısı düzenledi.
İsrail Başbakanı Netanyahu konferans ile ilgili "tarihsel bir dönüm noktası" değerlendirmesinde bulunduktan sonra şunları söyledi:
“Burada 60 ülkeden dışişleri bakanı ve hükümet temsilcisi, İsrail başbakanı ve önde gelen Arap ülkelerinin dışişleri bakanları karşılıklı oturup bugüne kadar görülmemiş bir güç ve açıklıkla İran rejiminin yarattığı ortak tehditle nasıl baş edilmesi gerektiğini konuştu. İlk kez birlikte geleceğimizi tehdit eden şeyin ne olduğunu ve onu güvence altına almak için neler yapmamız gerektiğini tartışma fırsatı bulduk. Bu diyaloğu gelecekte yalnızca güvenlik konusunda değil, Ortadoğu halklarının yaşamını etkileyecek her alanda sürdürmeliyiz”
“İran’la yüzleşmeden Ortadoğu’da barış ve istikrar sağlayamayız” diyen Pompeo ise İran’ın eylemleri de dahil olmak üzere istikrarsızlaştırıcı eylemleri ele almaya yönelik ortak çabalara duyulan ihtiyaçtan söz ederek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Basitçe ifade etmek gerekirse, İran ile yüzleşmeden bunları gerçekleştirmek söz konusu olamaz. Lübnan’da Yemen’de Suriye’de Irak’ta yıkıcı etkilerde bulunuyorlar. Buralarda Hamas, Hizbullah ve Husiler gibi gerçek tehditler var. İran’a karşı harekete geçmeden Ortadoğu’da barış sağlayamayız.”



Trump, Pentagon’a uçak gemisini “buharlı mancınık” kullanacak şekilde yeniden tasarlama talimatı verdi

USS George H.W. Bushuçak gemisinin güvertesinden bir F-18 savaş uçağı kalkış yapıyor, (CENTCOM)
USS George H.W. Bushuçak gemisinin güvertesinden bir F-18 savaş uçağı kalkış yapıyor, (CENTCOM)
TT

Trump, Pentagon’a uçak gemisini “buharlı mancınık” kullanacak şekilde yeniden tasarlama talimatı verdi

USS George H.W. Bushuçak gemisinin güvertesinden bir F-18 savaş uçağı kalkış yapıyor, (CENTCOM)
USS George H.W. Bushuçak gemisinin güvertesinden bir F-18 savaş uçağı kalkış yapıyor, (CENTCOM)

ABD Başkanı Donald Trump, Savunma Bakanlığına (Pentagon), yeni bir uçak gemisinin tasarımını değiştirerek mevcut savaş uçaklarının kalkışında tercih ettiği geleneksel buharlı mancınık sisteminin, elektromanyetik sistemlerin yerine kullanılmasını istedi.

İngiliz The Guardian gazetesi, Trump’ın 2017’den bu yana her yıl bu sistemin kullanılmasını önerdiğini ve dijital sistemleri “fazlasıyla karmaşık” bulduğunu belirtti.

Trump dün, Savaş Bakanı Pete Hegseth ile Donanma Bakan Vekili Hung Tsao’ya, en az 2017’den beri istediği değişikliği gerçekleştirmeleri yönünde talimat veren bir ulusal güvenlik muhtırası imzaladı. Trump bu fikri ilk kez 2017 yılında Time dergisine verdiği bir röportajda dile getirmişti.

Muhtıra, Pentagon yöneticilerine, hâlihazırda takviminde iki yıllık gecikme bulunan “Doris Miller” uçak gemisinin inşası kapsamında, “uçakların fırlatılmasında kullanılan buhar ve hidrolik sistemlerin elektromanyetik fırlatma sistemiyle değiştirilmesi için gerekli adımları içeren bir plan” hazırlamaları amacıyla 60 gün süre tanıyor.

Trump 2017 yılında Time dergisine verdiği röportajda, “Biliyorsunuz, mancınık çok önemli” demiş ve ardından isimlerini vermediği bazı donanma subaylarıyla yaptığını söylediği bir konuşmayı anlatmış, şöyle demişti: “Bu nedir?” Onlar da “Bu bizim dijital mancınık sistemimiz” diye yanıt vermişti. Trump ise bunun kendisine kötü göründüğünü belirterek, “Dijital sistem nedir? Fazlasıyla karmaşık. Bunu anlamak için Albert Einstein olmanız gerekir” demişti.

Trump sözlerini şöyle sürdürmüştü: “Şimdi daha fazla uçak gemisi satın almak istiyorsunuz. Hangi sistemi kullanacaksınız?” Onlar da “Dijital sistemle devam edeceğiz” diye cevap vermişti. Trump ise “Hayır, bunu yapmayacaksınız. Yeniden buhar sistemine döneceksiniz” dediğini aktarmıştı. Trump ayrıca dijital sistemin yüz milyonlarca dolara mal olduğunu ve iyi çalışmadığını savunmuştu.

31 Temmuz'da bir Amerikan F-18 savaş uçağı, USS Abraham Lincoln uçak gemisinin güvertesinden kalkış yapıyor (AFP).
31 Temmuz'da bir Amerikan F-18 savaş uçağı, USS Abraham Lincoln uçak gemisinin güvertesinden kalkış yapıyor (AFP).

The Guardian’ın Trump’ın açıklamaları üzerinde yaptığı incelemeye göre Trump, bu hikâyeyi bazı ayrıntıları değiştirerek 2017’den bu yana neredeyse her yıl yeniden anlattı.

2018’de Trump, o dönemde Hong Kong’da demirli bulunan USS Ronald Reagan uçak gemisinin komutanıyla Şükran Günü dolayısıyla yaptığı telefon görüşmesinde bu konuya değindi.

2019’da konuşmasının ayrıntılarını Cumhuriyetçi bağışçılara yönelik bir bağış gecesinde anlattı. 2020’de, ABD’nin pandemiyle mücadele ettiği dönemde, bu hikâye seçim kampanyası konuşmalarında tekrar tekrar gündeme geldi. 2021’de Muhafazakâr Siyasi Eylem Konferansı’nda (CPAC) hikâyeyi yeniden anlattı; 2022’de Teksas’taki bir seçim mitinginde, 2023’te ise Iowa’daki seçim kampanyası sırasında aynı konuya değindi.

Trump, 2024 seçimlerinden önceki son seçim etkinliklerinden birinde de aynı hikâyeyi medya yorumcusu Tucker Carlson’a anlattı.

2025’te yeniden göreve dönmesinin ardından Trump, Tulsi Gabbard’ın Ulusal İstihbarat Direktörü olarak yemin ettiği törende buharlı mancınık konusunu gündeme getirdi. Ayrıca Japonya’da konuşlu USS George Washington uçak gemisinin mürettebatına yaptığı açıklamalarda da aynı konuya değindi.

Trump geçen ay Pensilvanya’daki Ordu Harp Akademisi’nde yaptığı konuşmada, “19 milyar dolara bir uçak gemisi inşa ettik, bu çılgınca” dedi.

Trump sözlerini şöyle sürdürdü: “Her türlü modern teknolojiye sahipti ve fırlatma sistemlerinde (mancınıklarda) buhar kullanmak yerine elektrikli sistemler kullandılar.”

Kararı ilk duyuran The Wall Street Journal (WSJ)gazetesine göre, Donanmanın üst düzey yetkilileri ve savunma sanayisindeki bazı yöneticiler bu adıma karşı çıktı. Bunun nedeni, yeni nesil uçak gemilerinin tasarımının temel unsurlarından biri olarak kabul edilen böylesine karmaşık bir sistemin sökülmesinin yaratacağı devasa maliyet.

Uçak gemileri için elektromanyetik uçak fırlatma sistemini üreten General Atomics şirketi, Trump’ın buhar sistemlerine dönme kararının “dikkatli bir şekilde yeniden değerlendirilmesi gerektiğini” belirtti.

Şarku’l Avsat’ın WS’den aktardığına göre şirket gazeteye yaptığı açıklamada, yeni gemideki çalışmaların yaklaşık yüzde 50 oranında tamamlandığını ve “bu aşamada rotanın değiştirilmesinin maliyet, takvim ve sistemlerin entegrasyonu açısından önemli riskler doğuracağını” ifade etti.

Trump’ın uçak gemisinin yeniden tasarlanması yönündeki kararı, USS Abraham Lincoln uçak gemisinde ruh sağlığı sorunlarının kötüleştiğine ilişkin haberlerle eş zamanlı olarak geldi. Yaklaşık 5 bin denizci ve deniz piyadesinden oluşan gemi mürettebatı, İran savaşı bağlamında, şimdiye kadarki en uzun deniz konuşlandırmalarından birinde görev yapıyor.


ABD, Trump'a yönelik İran kaynaklı suikast planlarına ilişkin İsrail'in yaptığı uyarıları doğrulayamadı

ABD Başkanı Donald Trump’ın 8 Temmuz’da İngiltere’ye hareketi öncesinde Türkiye’deki Ankara Uluslararası Havalimanı’nda başkanlık uçağı Air Force One’ın yanında yemek taşıma aracı (AP)
ABD Başkanı Donald Trump’ın 8 Temmuz’da İngiltere’ye hareketi öncesinde Türkiye’deki Ankara Uluslararası Havalimanı’nda başkanlık uçağı Air Force One’ın yanında yemek taşıma aracı (AP)
TT

ABD, Trump'a yönelik İran kaynaklı suikast planlarına ilişkin İsrail'in yaptığı uyarıları doğrulayamadı

ABD Başkanı Donald Trump’ın 8 Temmuz’da İngiltere’ye hareketi öncesinde Türkiye’deki Ankara Uluslararası Havalimanı’nda başkanlık uçağı Air Force One’ın yanında yemek taşıma aracı (AP)
ABD Başkanı Donald Trump’ın 8 Temmuz’da İngiltere’ye hareketi öncesinde Türkiye’deki Ankara Uluslararası Havalimanı’nda başkanlık uçağı Air Force One’ın yanında yemek taşıma aracı (AP)

İsrail, son bir yıl içinde ABD'yi İran'ın Başkan Donald Trump'a suikast düzenlemeyi planladığı konusunda birçok kez uyardı. Ancak görevdeki bir ABD'li yetkili ile iki eski ABD'li yetkili, Amerikan istihbarat kurumlarının bu uyarıları bağımsız olarak doğrulayamadığını söyledi.

Kaynaklara göre ABD istihbarat kurumlarına iletilen ve bazı durumlarda İsrailli yetkililer tarafından doğrudan Beyaz Saray'daki üst düzey yetkililere aktarılan uyarılar arasında Trump'ın bir keskin nişancı tarafından vurulması veya büyük bir kamu etkinliğinde kendisine bıçaklı saldırı düzenlemesi için bir kişinin görevlendirilmesi gibi olası planlar da yer aldı.

Kaynaklar, söz konusu bilgilerin aktarılmasının Haziran 2025'teki 12 gün süren savaşın öncesinde başladığını ve ABD'nin İran'la savaşa girme kararından önce, şubat ayında, yoğunlaştığını belirtti.

ABD'li yetkili ile konu hakkında bilgi sahibi bir başka kişi, en ayrıntılı uyarının temmuz ayında Ankara'da düzenlenen NATO Zirvesi öncesinde geldiğini söyledi. Yetkililere göre İsrailli yetkililer Beyaz Saray'ı, İran'ın Trump'ı zirveye götüren başkanlık uçağıyla seyahat etmesinin ardından kendisine yönelik bir suikast girişiminde bulunabileceğine ilişkin istihbarat bilgileri konusunda bilgilendirdi. İddiaya göre olası saldırı, omuzdan ateşlenen bir füzeyle gerçekleştirilebilirdi.

ABD istihbarat kurumları, Trump'ın 2020'de kendi talimatıyla öldürülen İranlı komutan Kasım Süleymani'nin intikamını almak istediğini uzun süredir değerlendiriyor. Ancak yetkililer, CIA'in İsrail istihbaratının geçen yılın başından bu yana Trump'ın hayatına yönelik tehditlerle ilgili yaptığı bazı spesifik uyarıları doğrulayamadığını belirtti.

tyu7ı
ABD Başkanı Donald Trump’ın Maryland’deki Andrews Hava Üssü’nde başkanlık uçağı “Air Force One”a binerken çekilmiş arşiv fotoğrafı (AP)

NATO Zirvesi'yle ilgili olayda ise bir Türk yetkili, Türkiye istihbaratının da Trump'ın tehdit altında olduğuna ilişkin İsrail iddiasını doğrulayan herhangi bir kanıta ulaşmadığını söyledi. Yetkili, bu değerlendirmenin ABD tarafıyla da paylaşıldığını belirtti.

Söz konusu tehditler doğrulanmamış olmasına rağmen Beyaz Saray yetkilileri ve Gizli Servis, tehlikeyi azaltmak amacıyla önlemler aldı. Bunlar arasında Trump'ın Türkiye ziyaretinden dönüşünde başkanlık uçağından başka bir uçağa geçirilmesini içeren olağanüstü bir aldatma operasyonu da yer aldı.

Bu olay, İsrail istihbaratının Trump yönetiminin İran'la ilgili karar alma süreçleri üzerindeki etkisinin boyutunu ortaya koyuyor. Olay aynı zamanda Tahran kaynaklı tehdit konusunda ABD ve İsrail istihbarat kurumlarının farklı değerlendirmelere sahip olduğu bir dönemde yaşanan gerilimlere de ışık tutuyor.

ABD istihbarat kurumları, bu yılın başlarında İran'ın aktif biçimde nükleer silah üretmeye çalışmadığı değerlendirmesinde bulunmuştu. Bu değerlendirme, İsrail'in Tahran'ın acil bir tehdit oluşturduğu yönündeki iddialarına rağmen yapılmıştı. Amerikan istihbarat raporlarına karşın Trump, şubat ayında İran'a yönelik saldırılar düzenleme kararı aldı. Trump ayrıca askeri harekâtı başlatmadan önce Tahran'ın kendisine suikast düzenlemeye çalıştığı yönünde İsrail tarafından sağlanan istihbarat bilgilerini de değerlendirdi.

İsrail Büyükelçiliği Sözcüsü ise İsrail'in istihbarat bilgilerini ABD'nin İran politikasını etkilemek amacıyla kullandığı iddiasını reddetti.

Sözcü, “İsrail'in istihbarat paylaşımı yoluyla ABD politikasını etkilemeye çalıştığını iddia eden kişiler, kendi gündemlerine hizmet etmesi halinde İsrail'i hayati öneme sahip bilgileri gizlemekle de suçlayacaktır” dedi.

Yakın ittifak

ABD, özellikle İran konusunda olmak üzere Ortadoğu'ya ilişkin istihbarat alanında uzun süredir İsrail'e güveniyor.

İki eski ABD'li yetkili, İran'la ilgili İsrail istihbaratının genellikle resmi kanallar üzerinden CIA veya Ulusal Güvenlik Ajansı'na (NSA) ulaştığını ve daha sonra analiz edildiğini söyledi.

Yetkililer, ABD istihbarat kurumlarının İsrail kaynaklı istihbaratın doğruluğunu çoğu zaman bağımsız olarak teyit edemediğini, ancak güvenilirliğini ve doğruluğunu değerlendirmek için başka istihbarat kaynaklarından yararlandığını belirtti.

gth
Ankara'da Başkan Donald Trump'ın içinde bulunduğu “Air Force One” uçağına binmek için sırada bekleyen kişiler (Reuters)

Eski bir ABD'li yetkili ile konu hakkında bilgi sahibi başka bir kaynak, ABD'nin İran'a yönelik iki askeri harekâtı sırasında CIA'in, İran'ın oluşturduğu tehditlere ve Trump'a yönelik olası suikast planlarına ilişkin İsrail istihbaratına duyduğu güvenin bazı durumlarda “düşük” olduğunu değerlendirdiğini söyledi.

Bu değerlendirmelerin yönetim içinde ne ölçüde paylaşıldığı ise henüz netlik kazanmadı.

Reuters'ın haberine göre iki eski ABD'li yetkili, geçen yıl içinde İsrailli üst düzey yetkililer ve temsilcilerin Beyaz Saray'la, hatta bazı durumlarda operasyon merkezindeki yetkililerle doğrudan temas kurarak Trump yönetiminin üst düzey yetkililerini İran kaynaklı tehditler konusunda bilgilendirdiği çeşitli örnekler bulunduğunu söyledi.

İsrailli yetkililerin ABD yönetiminin üst kademeleriyle doğrudan temas kurması, Trump yönetimi içinde istihbarat paylaşımı mekanizmasının yaşadığı krizin ortasında gerçekleşti.

İki eski yetkiliye göre CIA, geçen yıl Ulusal İstihbarat Konseyi ile istihbarat koordinasyonu ve bilgi paylaşımını durdurdu. ABD istihbarat topluluğunun seçkin analiz kurumu olan Ulusal İstihbarat Konseyi, Ulusal İstihbarat Direktörlüğü'nün denetimi altında bulunuyor. CIA ise daha önce konseyin hazırladığı değerlendirmelere en büyük katkıyı sağlayan kurumdu.

Yetkililer ve konu hakkında bilgi sahibi başka bir kaynak, Ulusal İstihbarat Konseyi tarafından hazırlanan kapsamlı değerlendirmelerin sayısının da şu anda azaldığını belirtti. İran'a odaklanan değerlendirmeler de bu düşüşten payını aldı.


İran limanlarına yönelik abluka tırmanıyor... Tahran Hürmüz Boğazı'ndaki kontrolünde ısrarcı

İran limanlarına yönelik abluka tırmanıyor... Tahran Hürmüz Boğazı'ndaki kontrolünde ısrarcı
TT

İran limanlarına yönelik abluka tırmanıyor... Tahran Hürmüz Boğazı'ndaki kontrolünde ısrarcı

İran limanlarına yönelik abluka tırmanıyor... Tahran Hürmüz Boğazı'ndaki kontrolünde ısrarcı

ABD ile İran arasındaki çatışma, deniz ve ekonomik baskıların yeni bir aşamaya taşınmasıyla hızla tırmanırken, Washington gerektiği sürece İran limanlarına yönelik ablukayı sürdürmeye hazır olduğunu vurguluyor. Tahran ise Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünde ısrar ediyor.

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, ABD Donanması'nın İran limanlarına uygulanan ablukayı "belirsiz bir süre boyunca" sürdürebilecek kapasiteye sahip olduğunu söyledi. Hegseth, operasyonların kesintisiz devam etmesini sağlamak amacıyla gemilerin rotasyona tabi tutulabileceğini ve yeni birliklerin bölgeye konuşlandırılabileceğini belirtti.

ABD Enerji Bakanı Chris Wright ise ABD'nin İran'a yönelik ablukasının ülke ekonomisini boğduğunu ve bölgedeki nüfuzunun giderek zayıflamasına yol açtığını ifade etti.

Buna karşılık, İran Silahlı Kuvvetleri Merkez Komutanlığı Sözcüsü İbrahim Zülfikari, "ABD'nin Hürmüz Boğazı'ndan gemilerin normal şekilde geçiş yaptığına ilişkin dayanaksız iddiaları (...) yalnızca bir yalandan ibarettir" dedi.

Bu gelişmeler, ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance'in, savaş sırasında petrol ve benzin fiyatlarının Amerikalılar için düşük tutulmasının Washington'ın öncelikli hedefi olduğunu açıklamasıyla aynı döneme denk geldi. Vance, İran'ın nükleer silaha sahip olmasını engellemenin ise ikinci öncelik olduğunu belirtti.