​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
TT

​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)

Ortadoğu'da Barış ve Güvenliğin Geleceğini Destekleme Konferansı dün sona erdi.
ABD ve Polonya, konferans sonrasında yayınlanan sonuç bildirgesinde, Ortadoğu’da istikrarın sağlanması için böyle bir konferansın gerçekleştirilmesinin gerekliliğine dikkat çekerken, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, İran'ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varılması için işbirliği yapılması çağrısında bulundu ve bu tehditlerin Ortadoğu ile sınırlı kalmayacağını, bilakis Avrupa’ya ve Batı’ya da yöneleceğini söyledi. Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz ise yaptığı konuşmada, İran'ın Suriye'ye müdahalelerinin bölgeyi olumsuz etkilediğini söyledi.
“İran, Hizbullah ve terörizm Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor”
Varşova Konferansı’nın krizlerin üstesinden gelinmesi için gerçekleştirildiğini dile getiren Pompeo, “İran, Hizbullah ve terörizmin yayılması Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor. Ortadoğu'daki barış çalışmalarına devam edeceğiz. Daha fazla yaptırım ve daha fazla baskı istiyoruz. Böylece İran'daki diktatörlerin devamlılığının önüne geçebiliriz” açıklamasında bulundu. Ayrıca bölgedeki İran saldırganlığının gerçek bir tehlike olduğuna dikkat çeken Pompeo, “Konferansta İran’ı savunan hiçbir ülke yok. İran’ın bölgeyi istikrarsızlaştıran rolü konusunda hepimiz hemfikiriz” dedi. Pompeo, İran rolüne atıfta bulunmadan bölgedeki sorunlardan bahsetmenin zor olduğuna dikkat çekerek, İran’ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varmak için işbirliğine ihtiyaç duyulduğunu ve Washington’un İran'a daha fazla yaptırım uygulama konusunda haklı olduğunu söyledi.
Öte yandan Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, Ortadoğu'daki sorunların karmaşık olduğuna ve Avrupa Birliği’nin (AB) tek başına bunların üstesinden gelmek için yeterli güce sahip olmadığına dikkat çekerek, “İran'ın olumsuz bir etkisi var. Tartışmalarımızda bunu göz ardı etmedik” dedi.
Konferansa yaklaşık 60 ülke katıldı, fakat katılımın Avrupa ayağı düşüktü. ABD yetkilileri, İran'ın eylemlerini tehdit olarak gören Arap devletleri ve İsrail gibi farklı tarafların bölgede bulunmasının önemini vurguladılar.
Pence’den Avrupa ülkelerine suçlama
Konferansın oturum aralarında açıklamalarda bulunan ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, İran dosyasıyla ilgili olarak Amerikan ve Avrupa tarafları arasındaki farklara ışık tuttu. ABD yetkilisi, Avrupalıları, ‘İran rejimine yönelik yaptırımları, mali işlemler için bir mekanizma kurarak atlatmaya çalışmakla’ suçladı. Bu davranışların hoş olmadığına dikkat çeken Pence, bu davranışların taraflar arasındaki ilişkilerde birtakım sonuçları olabileceğini söyledi.
ABD Başkan Yardımcısı Pence, konuşmasının devamında, Trump'ın iki yıl önce başkanlık koltuğuna oturmasında sonra ilk dış ziyaretini Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiğine ve Arap-İslam-Amerikan Zirvesi’ne katıldığına atıfta bulunarak, barışın sağlanması için konferansa katılan bütün ülkeler ile çalışmaya hazır olduklarını belirtti.
Katılımcıların bölge için daha iyi bir gelecek inşa edilmesi hakkında konuştuğunu kaydeden Pence, “Şu anda toplantılar yapılıyor. Çünkü radikal İslami terörizm gibi ortak bir sorunla karşı karşıyayız. Terörizm yalnızca Amerika'ya değil bölgedeki tüm ülkelere yönelik bir tehdit oluşturuyor. Başkan Trump yönetimi, bu radikal tehdide karşı koyma konusunda adımlar attı ve DEAŞ örgütü ile kendini gösteren bu tehdidin ortadan kaldırılması hususunda esas katkılarda bulundu. ABD, kendi vatandaşlarının güvenliğini önceliyor. Fakat Amerika’nın öncelenmesi, yalnız Amerika demek değildir. Washington, aşırılıkçılığa karşı uluslararası bir koalisyon oluşturmak için çalışıyor.”
Başbakan Netanyahu'nun geçen yılın sonunda Umman'ı ziyareti ve Papa Franciscus'un bu yıl BAE'ye yaptığı ziyaret gibi bölgedeki ‘değişim rüzgarlarına’ değinen Pence, “Bu tarihi konferans yeni bir dönemin başladığının kanıtıdır” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“DEAŞ hilafeti kısa bir süre sonra sona erecek ve Trump’ın açıklamasına göre yakın zamanda bölgedeki ABD birlikleri geri çekilecek. Bu, taktiklerdeki bir değişikliktir, görevde değil. Toprakları DEAŞ’ın elinden geri almamız yeterli değil. Ortaklarımızla çalışmaya hazırız. DEAŞ katıntıları her nerede olursa olsun takip edeceğiz.”
ABD'nin Suriye'deki yeni bir kimyasal saldırıya yanıt verme konusundaki kararlılığını dile getiren Pence, ülkesinin İngiltere ve Fransa ile birlikte, Devlet Başkanı Beşşar Esed rejiminin gerçekleştirdiği kimyasal bir saldırıya yanıt verdiğini hatırlatarak, rejim tarafından gerçekleştirilecek benzer bir saldırıya aynı şekilde yanıt vermeye hazır olduklarını söyledi.
“Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor”
Sonra, İran rejiminin bölgenin geleceği ve Ortadoğu’daki barış ve istikrar için en büyük tehdit olduğunu dile getirerek İran hakkında konuşmaya başlayan Pence, “Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor, Suriye ve Yemen'e müdahale ediyor, Hizbullah'ı destekliyor ve Amerikalı rehineleri elinde tutuyor” dedi. İran’ı Ortadoğu’daki etkisini genişletmek için Irak ve Suriye’de birer koridor açmakla itham eden Pence, savaşçıları ile Esed rejiminin düşmesini engellemeye çalıştığını ve Lübnan Hizbullahı’na roketler gönderdiğini söyledi.
Pence, 1979 yılında Şah’ın devrilmesinin ardından geçen 40 yıl boyunca başarısızlık ve terörün İran’da hüküm sürdüğünü dile getirerek, yapılan nükleer anlaşmanın İran’ı caydırmadığını, bilakis bölgedeki müdahalelerini daha da arttırdığını söyledi. Başkan Trump’ın nükleer anlaşmadan çekildiğini, İran rejimine yaptırımlar uyguladığını ve İran'ın eylemlerine itiraz eden diğer ülkelerin de bu yaptırımları desteklediğini dile getiren Pence, “Maalesef, en yakın Avrupalı arkadaşlarımızdan bazıları bu yaptırımları ihlal etti ve onları atlatmaya çalıştı. Fransa, İngiltere ve Almanya kurdukları finansal işlemler mekanizması ile bu yaptırımların üstesinden gelmeye çalıştılar. Bu hamle, ABD ile Avrupa’nın aralarının açılmasına sebep olacaktır” dedi.
“Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi”
İran'ın teknik olarak uygulayıp uygulamamasının değil, nükleer anlaşmanın kendisinin bir sorun olduğunu dile getiren Pence, “Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi. Artık anlaşmadan çekilmeliler. Bu fırsatı görmezden gelemeyiz” dedi.
Ortadoğu’daki barış süreci hakkında konuşan Pence, “Başkan Trump, üç İbrahimî din olan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam'ın tabilerinin barış içinde birlikte yaşamalarını istiyor” ifadesini kullandı.
Öte yandan Varşova Konferansı’na katılan Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçisi Prens Halid bin Selman, önceki gün Twitter hesabı üzerinden yapmış olduğu paylaşımlarda, “Molla rejimi 40 yıl önce iktidarı ele geçirdi. İran halkının yaşam standartları bu süre içerisinde ciddi bir düşüne tanık oldu. Bu rejim, bölgedeki terörizm, radikalizm, mezhepçilik ve istikrarsızlığı desteklemek için halkının parasını israf etmeye devam ediyor. Dost İran halkı, bölgede bölücülük ve terör fitnelerini yaymak için servetini ve parasını israf etmek yerine halkına özen gösteren bir yönetimi hak ediyor. İran rejimi halen Arapları dize getirmeye çalışmak gibi asla gerçekleşmeyecek bir yanılsama içinde. Ayrımcı söylemleri kendisini açığa çıkarıyor, Bu rejimin boş hayalleri 40 yıl sonra artık kimseyi kandıramıyor” açıklamasında bulundu.
İran rejiminin yayılımcı hayallerine hâlâ bağlı olduğuna dikkat çeken Prens Halid bin Selman, “İran rejiminin lideri, devrimlerinin 40’ıncı yıl dönümü konuşmasında Basra Körfezi'ndeki Arap topraklarının kendi topraklarının bir parçası olduğunu iddia ederek, bu bölgeyi güney İran olarak adlandırdı. Böylece yayılımcı niyetlerini ortaya koydu” ifadelerini kulandı.
Konferansın açılışı
Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, sabah saatlerinde kullandığı şu ifadeler ile konferansın açılışını yaptı;

“Bölgedeki barış ve güvenlik sorununa yeni bir ivme kazandırmanın zamanı geldi. Mülteci krizleri, ekonomik krizler ve bazı durumlarda devlet kurulması gibi krizlerin bölgede olumsuz etkiler oldu. Ortadoğu’nun istikrarını güvence altına almak, devam eden krizlere son vermek, kültürlerarası birliği teşvik etmek ve kapsayıcı toplumlar inşa etmek gibi durumlar, büyük zorluklar ile karşı karşıya. Uluslararası toplumun istikrarı ve sürdürülebilir barışı korumak için bu çabaları aktif olarak desteklemesi önemlidir.”
Czaputowicz açılış konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ortadoğu'daki çatışmaların birçok kaynağı var. Bunlardan bazıları, bazı liderlerin her ne pahasına olursa olsun gücü ellerinde tutmak istemesi, dini köktencilik ve hoşgörüsüzlüktür. Ayrıca güç dengesizlikleri, coğrafi ayrılıklar veya dış kuvvetlerin müdahalesi de çatışmaya sebep olan unsurlar arasında yer alabilir. ABD ve AB’nin İran’ın bölgede oynayacağı rol konusunda paylaştıkları bir inançları var. Ancak İran'ın nükleer programının olası sonuçları ve bu ülkenin bölgede oynadığı istikrarsızlaştırıcı rolü konusunda endişeliyiz. İran'ın tahammül edilemez davranışlarını şiddetle kınıyoruz. Aramızda araçlar bakımından farklılıklar olabilir. AB, İran'ın nükleer programının barışçıl doğasını korumanın, bir ortak eylem planını gerektirdiğine inanıyor. ABD bu anlaşmadan çekildi ve İran’a yaptırımlar uyguladı. Bugün Ortadoğu’nun karşılaştığı zorlukları hatırlatan bölge temsilcilerini dinleme fırsatına sahibiz.”
Konferans dahilinde gerçekleştirilecek görüşmelerde herhangi bir ülkenin veya konunun görüşmelerin seyrine hakim olmayacağını dile getiren ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ise şunları söyledi:
“Konferans, Yemen Dışişleri Bakanı Halid el-Yemani’nin başkanlığını yapacağı Yemen hakkında bir tartışma ile başlayacak. Daha sonra Suriye'deki idarenin sonraki adımlarını ve değişmeyen stratejik hedeflerimize ulaşmak için çabalarımızı sürdürme taahhüdümü gözden geçireceğiz. Sonrasında Başkanı Trump'ın danışmanı Jared Kushner, ABD yönetiminin İsrail ile Filistinliler arasında kapsamlı ve sürdürülebilir bir barışı sağlama çabalarını tartışacak. Tüm bu konular hakkında soru sorma ve yorum yapma fırsatı da olacak. Sonrasında ise ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Polonya Başbakanı ve 7 Dışişleri Bakanı ilgili konular hakkındaki değerlendirmelerini bizimle paylaşacak. Daha sonra bir grup devletle, mültecilerin ve insani zorlukların ele alındığı bir öğle yemeği tertip edilecek. Bunun ardından füze geliştirme ve bunları yayma, siber tehditlerle mücadele, terörizm ve yasadışı fon sağlamak ile mücadele konulu bir dizi çalışma oturumu düzenlenecek.”
Pompeo sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bugün çok önemli görüşmelerde bulunacağız, ancak konferans sona ermeyecek. Çalışmamız gerekiyor. Suriye ve Yemen, silahların yayılması, barış süreci, terörizm, İran, siber güvenlik ve insani krizler gibi meseleler tek başına üstesinden gelinecek sorunlar değil. Güvenliği sağlamak için birlikte çalışmalıyız. Hiçbir ülke bunun dışında kalamaz. ABD, Ortadoğu’daki güvenlik sorunlarına yönelik çabalara liderlik etmeye devam edecek. Bölge için iyi bir güç olmaya devam edeceğiz. Bugün gerçekleştirilen konferans bunun kanıtıdır.”
Pompeo, sabah saatlerinde, konferansı ‘istisnai’ olarak nitelendiren Netanyahu ile ortak bir basın toplantısı düzenledi.
İsrail Başbakanı Netanyahu konferans ile ilgili "tarihsel bir dönüm noktası" değerlendirmesinde bulunduktan sonra şunları söyledi:
“Burada 60 ülkeden dışişleri bakanı ve hükümet temsilcisi, İsrail başbakanı ve önde gelen Arap ülkelerinin dışişleri bakanları karşılıklı oturup bugüne kadar görülmemiş bir güç ve açıklıkla İran rejiminin yarattığı ortak tehditle nasıl baş edilmesi gerektiğini konuştu. İlk kez birlikte geleceğimizi tehdit eden şeyin ne olduğunu ve onu güvence altına almak için neler yapmamız gerektiğini tartışma fırsatı bulduk. Bu diyaloğu gelecekte yalnızca güvenlik konusunda değil, Ortadoğu halklarının yaşamını etkileyecek her alanda sürdürmeliyiz”
“İran’la yüzleşmeden Ortadoğu’da barış ve istikrar sağlayamayız” diyen Pompeo ise İran’ın eylemleri de dahil olmak üzere istikrarsızlaştırıcı eylemleri ele almaya yönelik ortak çabalara duyulan ihtiyaçtan söz ederek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Basitçe ifade etmek gerekirse, İran ile yüzleşmeden bunları gerçekleştirmek söz konusu olamaz. Lübnan’da Yemen’de Suriye’de Irak’ta yıkıcı etkilerde bulunuyorlar. Buralarda Hamas, Hizbullah ve Husiler gibi gerçek tehditler var. İran’a karşı harekete geçmeden Ortadoğu’da barış sağlayamayız.”



İsrail, İHA atışlarını durdurmaması halinde Hamas'ı Gazze'ye yönelik yoğun saldırılarla tehdit ediyor

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)
TT

İsrail, İHA atışlarını durdurmaması halinde Hamas'ı Gazze'ye yönelik yoğun saldırılarla tehdit ediyor

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun ofisinden dün yapılan açıklamada, İsrail'in Hamas Hareketi’ni Gazze Şeridi’nde yoğun saldırılarla hedef almakla tehdit ettiği ve Gazze’den İsrail'e yönelik insansız hava aracı (İHA) ve yangın balonu atışları derhal durdurulmadığı takdirde sivillere çeşitli bölgeleri tahliye etmeleri talimatı vereceği belirtildi.

Sivil Savunma ve tıbbi kaynakların bildirdiğine göre dün İsrail'in Gazze Şeridi'ne düzenlediği saldırılarda dokuz Filistinli hayatını kaybederken, İsrail ordusu, İzzettin el-Kassam Tugayları'na bağlı bir hücrenin komutanını öldürdüğünü duyurdu.

Geçtiğimiz yılın ekim ayında ilan edilen ateşkese rağmen, İsrail'in saldırıları neredeyse her gün devam ediyor. Gazze Sivil Savunma Müdürlüğü tarafından yapılan açıklamaya göre Gazze kentinde, yerinden edilenlerin sığındığı Cevazat Mülteci Kampı’na İHA ile düzenlenen bir saldırı yedi kişinin ölümüne ve 15 kişinin yaralanmasına yol açtı.

Öte yandan Gazze kentindeki Şifa Hastanesi yedi cenaze teslim aldığını doğruladı. Hastane ve Sivil Savunma Müdürlüğü, aralarında yaşları belirtilmeyen üç kadının da bulunduğu ölenlerin isim listesini yayımladı. İsrail ordusu ise Fransız haber ajansı AFP’ye yaptığı açıklamada, daha fazla detay vermeksizin "Bu bölgedeki teröristleri hedef aldık" dedi.

Gazze Şeridi'nin güneyinde yer alan Han Yunus'taki Sivil Savunma tarafından yapılan açıklamada, "Bugün sabah saatlerinde yerinden edilmiş kişilerin barındığı bir çadırın hedef alınması sonucu 25 yaşındaki Muhanned Osman Yasin Fervane adlı genç şehit oldu, iki vatandaş da yaralandı" denildi.

Han Yunus'taki Nasır Hastanesi cenazenin kendilerine ulaştığını bildirerek, çok sayıda yaralıya da tıbbi müdahalede bulunulduğunu açıkladı.

İsrail ordusu sözcüsü AFP’ye yaptığı açıklamada, daha fazla ayrıntı vermeden bir ‘teröristi’ hedef aldıklarını ifade etti.

Kuzeninin teyit ettiğine göre saldırı, düğününe birkaç saat kala Muhanned Fervane'nin evinin çatısındaki çadırını hedef aldı.

Muhammed Fervane’nin kuzeni, "Ailedeki herkes Muhammed'in düğününü kutlamaya hazırdı. Ancak bugün düğünü yerine cenazesine katılıyoruz" dedi.

İsrail ordusunun Arap basını sözcüsü Ella Waweya, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, ‘Hamas'ın askeri kanadı Kassam Tugayları’na bağlı bir hücrenin komutanı olan Fervane'nin, savaş boyunca ve son dönemde birçok plan üzerinde çalıştığını ve bölgede faaliyet gösteren güçler için acil bir tehdit oluşturduğunu’ öne sürdü.

İsrail ve Hamas, Hamas’ın İsrail’e yönelik 7 Ekim 2023'teki saldırısının ardından başlayan savaşın üzerinden iki yıl geçtikten sonra ilan edilen ateşkes anlaşmasını ihlal etme konusunda karşılıklı suçlamalarda bulunuyor.

Birleşmiş Milletler'in (BM) verilerini güvenilir kabul ettiği, Gazze'deki Hamas yönetimine bağlı Sağlık Bakanlığı'na göre ateşkesin ilan edilmesinden bu yana en az 951 Filistinli hayatını kaybetti.

İsrail ordusu ise aynı dönemde 5 askerinin öldüğünü bildirdi.


İsrail’in kapsamlı saldırısı, seçimlerde Arapların saf dışı bırakılmasına zemin hazırlıyor

Arap beldelerinde yaygınlaşan suçlara karşı protesto etmek amacıyla İsrail'in kuzeyindeki Sahnin'de gösteri düzenleyen Arap vatandaşlar, Ocak 2026 (Reuters)
Arap beldelerinde yaygınlaşan suçlara karşı protesto etmek amacıyla İsrail'in kuzeyindeki Sahnin'de gösteri düzenleyen Arap vatandaşlar, Ocak 2026 (Reuters)
TT

İsrail’in kapsamlı saldırısı, seçimlerde Arapların saf dışı bırakılmasına zemin hazırlıyor

Arap beldelerinde yaygınlaşan suçlara karşı protesto etmek amacıyla İsrail'in kuzeyindeki Sahnin'de gösteri düzenleyen Arap vatandaşlar, Ocak 2026 (Reuters)
Arap beldelerinde yaygınlaşan suçlara karşı protesto etmek amacıyla İsrail'in kuzeyindeki Sahnin'de gösteri düzenleyen Arap vatandaşlar, Ocak 2026 (Reuters)

İsrail parlamentosu Knesset'te yer alan muhafazakar İslamcı Birleşik Arap Listesi'nin (Ra'am) Başkanı Mansur Abbas’ın Filistin devletini destekleyen açıklamaları, İsrail'deki tüm Arap siyasi liderler ile solcu ve liberal parti liderlerinin yaptığı sıradan açıklamalar olmasına rağmen, sağ kesim ona karşı şiddetli bir kışkırtma kampanyası başlattı.

Arap siyasetçiler, bu ‘şoke edici’ şiddetli kampanyayı, hükümetin Arap partilerini saf dışı bırakma ve onları önümüzdeki 27 Ekim'de yapılması planlanan parlamento seçimlerine katılmaktan men etme niyetinin bir ön hazırlığı olarak değerlendirdi.

Birleşik Arap Listesi’nden bir kaynak, “Bu seçimlerde ciddi bir krizle karşı karşıya olan ve devrilme ihtimalinin giderek artmasından dehşete düşen Netanyahu, kaybettiği oyları geri kazanmak için şiddetli ve ırkçı bir kampanyayla Arapları dışlama kozunu kullanmaya çalışıyor. İşe Birleşik Liste ile başladı, ancak tehlike tüm Arap partilerinin kapısında” ifadelerini kullandı.

Mansur Abbas, hareketin kuruluşunun 30. yıl dönümü ve seçimlerdeki aday listesinin belirlenmesi münasebetiyle geçtiğimiz cumartesi günü Tayibe kentinde düzenlenen konferansta yaptığı konuşmada, “Filistin devleti artık sahada bir gerçeklik halini aldı, dünya onu ezici bir çoğunlukla tanıyor; tanımayan sadece İsrail ve ABD kaldı” dedi. Abbas ayrıca, Filistin devletinin tanınması ve onunla barış yapılması çağrısında bulundu.

FRGTYH
İsrail parlamentosu Knesset'te yer alan muhafazakar İslamcı Birleşik Arap Listesi'nin (Ra'am) Başkanı Mansur Abbas (ortada), İsrail’in kuzeyindeki El-Maghar köyünde düzenlenen ve seçim zaferini kutlamak amacıyla düzenlenen siyasi mitingde destekçilerine hitap ederken

Abbas, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bizler, İsrail'deki Arap vatandaşları ve Filistin halkının evlatları olarak, kendimizi devletimiz ile halkımız arasında bir köprü olarak görüyoruz. Barışın sağlanmasına katkıda bulunmak istiyoruz. İsrail ve Amerika'nın Filistin'i tanıması için çabalıyoruz. Çünkü bizler barışı ve uzlaşmayı sağlamak, işgali ve çatışmayı sona erdirmek için çalışıyoruz."

Sürpriz açıklama

Abbas'ın bu açıklaması Arap vatandaşlar için bile şaşırtıcıydı. Çünkü Mansur Abbas, Naftali Bennett ve Yair Lapid hükümetiyle koalisyona katıldığı beş yıl öncesinden bu yana Filistin meselesine hiç değinmemişti.

Abbas, açıklamalarında İsrail'deki Arapların günlük haklarına ilişkin meselelere odaklandıysa da eski polis şefi Yoav Segalovich'i seçim listesine ikinci sıradan aday olarak getirme yönündeki son adımı ile İsrail'i bir Yahudi devleti olarak kabul ettiğine ve Arapların sivil hizmet yapmasını desteklediğine dair açıklamaları, Arap vatandaşlar arasında kendisine yönelik geniş çaplı eleştirilere neden oldu.

CSDFVGBHN
Birleşik Arap Listesi Başkanı Mansur Abbas (AFP)

Rakipleri onu ‘Siyonistleşmek ve halkının temel davasından ve Filistinli kimliğinden vazgeçmekle’ suçlamaya başlamıştı. O da bu suçlamalara dolaylı bir yoldan cevap vermeye karar vererek bu Filistin odaklı açıklamayı yaptı.

Ne var ki Netanyahu tam da böyle bir ‘fırsatı’ kolluyordu. Segalovich'in gözünün korkarak Abbas'ın listesine katılmaktan vazgeçmesi umuduyla hiç vajit kaybetmeksizin bu açıklamanın etrafında bir fırtına kopardı.

Abbas'ın Segalovich'e başvurmasının en önemli nedenlerinden birinin, Likud Partisi’nin kendisini, listesini ve tüm Arap partilerini gayrimeşru ilan etme planına karşı koymak olduğu biliniyor. Zira eski bir ordu mensubu, üst düzey bir polis şefi ve eski İç Güvenlik Bakan Yardımcısı olan Segalovich'in listede yer almasıyla birlikte, kimse güvenlik gerekçelerini öne sürerek listeyi yasa dışı ilan edemeyecek.

GBHYJUK
Birleşik Arap Listesi Başkanı Mansur Abbas (sağda), Haziran 2021'de Tel Aviv'de Yair Lapid (solda) ve Naftali Bennett ile bir koalisyon hükümeti anlaşması imzalarken (AFP)

Bu açıklamalar, İsrail'deki farklı siyasi kutuplardan üst düzey siyasetçiler arasında tepkilere ve karşı çıkmalara yol açtı. İlk karşı çıkanlardan biri, Abbas'ın açıklamalarıyla derhal arasına mesafe koyan ve sosyal medya platformu X hesabından "Filistin devleti diye bir şey yok ve kuracağımız hükümet döneminde de bir Filistin devleti kurulmayacak" diye yazan Gadi Eisenkot oldu.

Ancak Eisenkot'un bu hamlesiyle bitmedi. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu da, “Müslüman Kardeşler (İhvan-ı Müslimin) ile solcu bir koalisyon kurmanın bedeli bir kez daha gözler önüne seriliyor. Eisenkot, Lieberman ve Tropper'ın ortakları, Likud seçmenlerini boykot edip Tibi ve Tecemmu (Balad Partisi) destekçilerini kucaklayanlardır” dedi.

Netanyahu sözlerine şöyle devam etti:

“İran'ın kontrolünde bir devlet kurulamayacak. Ben başbakan olduğum sürece, İran'ın kontrolünde bir Filistin devleti kurulmayacak: ne Gazze'de ne de Yahudiye ve Samarya'da (Batı Şeria). Nokta."

CDVGHYJUF
Eski İsrail Genelkurmay Başkanı ve Yashar Partisi Lideri Gadi Eisenkot (Reuters)

Ben-Gvir de bu fırsatı kaçırmadı ve şunları söyledi:

“Gadi, Naftali ve Yair'in dostu Mansur'un Birleşik Arap Listesi’nde 'Filistin devleti ayaktadır' deyişine kulak verin. Onun kurulacak bir sonraki hükümet için planı bu. Bir terör devleti kurmayı ve hapishanelerdeki dostları için iptal ettiğim tüm ayrıcalıkları geri getirmeyi amaçlıyor. Bunun yaşanması kabul edilemez ve yaşanmasına asla izin vermeyeceğiz!"

Eisenkot lehine anketler

Anketlerin, Netanyahu'nun önümüzdeki seçimlerde iktidarı kaybedeceğine ve Eisenkot'un seçimleri kazanarak bir sonraki hükümeti kurmakla görevlendirileceğine işaret ettiği belirtiliyor. İsrail televizyonu Kanal 12, halkın tutumlarını daha derinlemesine analiz etmeye ve İsraillilerin Netanyahu'nun değiştirilmesi gerektiğine ne ölçüde inandığını incelemeye çalıştığı kapsamlı bir kamuoyu yoklaması gerçekleştirdi. Soruları ayrıntılı bir şekilde yönelterek, devletin tüm işlerini yönetmede başarısız olduğu gerekçesiyle Netanyahu'nun reddedildiğini gösteren kesin yanıtlar aldılar.

Anket sonuçları

“Bugün seçim yapılsaydı hangi partiye oy verirdiniz?” sorusuna verilen cevapların yüzde 49'u Netanyahu'ya muhalif bloktaki bir partiye, yüzde 35'i Netanyahu'nun blokundaki bir partiye, yüzde 6'sı her iki blokta da yer almayan bir partiye, yüzde 10'u ise kararsızım şeklinde dağılıyordu.

“Sizce başbakanlık koltuğuna kim daha uygun?” sorusuna verilen cevapların yüzde 58’i Netanyahu'dan başka biri, yüzde 34’ü Netanyahu ve yüzde 8’i kararsızım olarak kayıtlara geçti.

Başbakanlık için üç gerçekçi aday var. Bunlar, Binyamin Netanyahu, Gadi Eisenkot ve Naftali Bennett. 10 ‘çok iyi’, 1 ise ‘çok kötü’ anlamına gelecek şekilde her birine 1'den 10'a kadar bir puan verilmesi istendiğinde cevaplar, güvenlik alanında Netanyahu 4.8, Eisenkot 5.8 ve Bennett  4.9 olarak şekillendi.

Ekonomi ve hayat pahalılığı alanında, Netanyahu 3.7, Eisenkot 5.1 ve Bennett 4.8, eğitim alanında, Netanyahu 3.7, Eisenkot 5.3 ve Bennett 5.0, demokrasiyi koruma alanında, Netanyahu 4.3, Eisenkot 5.7 ve Bennett 5.0, İsrail'i daha iyi bir geleceğe taşıma konusunda, Netanyahu 4.3, Eisenkot 6.0 ve Bennett 5.0 puan aldı.

“İsrail'in Yahudi halkının ulusal yurdu olduğunu ve tüm vatandaşları için eşit sosyal ve siyasi haklara sahip bir devlet olduğunu vurgulayan Bağımsızlık Bildirgesi'nin iki ilkesini destekliyor musunuz yoksa karşı mı çıkıyorsunuz?” sorusuna gelen yanıtlara gelince ankete katılanların yüzde 79'u İsrail'in bir Yahudi devleti olması ilkesini desteklediğini söylerken, yüzde 75'i bildirgenin öngördüğü liberal değerleri desteklediğini ifade etti. Yaklaşık yüzde 67'lik bir kesim ise her iki ilkeyi birden; yani din, ırk veya cinsiyet ayrımı gözetmeksizin liberal değerlere sahip bir Yahudi devleti olmasını destekliyor.

Anketi hazırlayanlar, Eisenkot ve Bennett'in Netanyahu'ya karşı üstünlüğünün sadece geçici bir durum olmadığı, yüzeysel bir öfkeden kaynaklanmadığı ve bir sağ-sol desteği ifadesi olmadığı, aksine çok daha derin nedenlere dayandığı sonucuna vardılar. Zira halk, Netanyahu'nun artık ülkeyi yönetemeyeceği ve Eisenkot'un, hatta Bennett'in bile her konuda ondan daha iyi olduğu kanaatine vardı. Bu durum da Netanyahu'nun çevresinde büyük bir paniğe yol açıyor.


ABD’den tarihin en büyük finansal savaşı hamlesi: İran petrol akışını durdurmakla tehdit ediyor

ABD’den tarihin en büyük finansal savaşı hamlesi: İran petrol akışını durdurmakla tehdit ediyor
TT

ABD’den tarihin en büyük finansal savaşı hamlesi: İran petrol akışını durdurmakla tehdit ediyor

ABD’den tarihin en büyük finansal savaşı hamlesi: İran petrol akışını durdurmakla tehdit ediyor

ABD, İran’ın ticari ortaklarını hedef alacak ekonomik yaptırımların bugün açıklanmasıyla birlikte “tarihin en büyük finansal savaşını” başlatmaya hazırlanıyor. Buna karşılık Tahran, “ekonomik savaşın sürmesi” halinde Körfez’den yapılan tüm petrol ihracatını durdurmakla tehdit etti.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, bugün (TSİ 20.00) basın toplantısı düzenleyecek. Basın toplantısı, 1979’dan bu yana neredeyse kesintisiz ekonomik yaptırımlara maruz kalan İran’a yönelik daha sert önlemlerin açıklanacağı yönündeki beklentiler eşliğinde gerçekleştirilecek. Bessent, dün (Pazar) Financial Times gazetesinde yayımlanan görüş yazısında, “Şafak sökerken ekonomik hesaplaşma günü başlıyor; bu, bir rakibe karşı yürütülen tarihin en büyük finansal savaşıdır” ifadelerini kullandı.

Savaşan iki ülke, haftalardır birbirlerine yönelik herhangi bir askeri saldırı düzenlemedi. Ancak yaklaşık altı aydır devam eden çatışmayı sona erdirmek amacıyla ciddi müzakerelere de başlamadı.

İran, Pakistan Genelkurmay Başkanı General Asım Münir’in bölgedeki barış ve güvenliğin yeniden tesis edilmesine yönelik çabalar kapsamında bugün (pazartesi) Tahran’ı ziyaret edeceğini açıkladı. Pakistan hükümetinden bir kaynak ise Münir’in, ABD’nin yeni yaptırımlar uygulama tehdidi de dahil olmak üzere son gelişmeleri ele alacağını söyledi.