​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
TT

​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)

Ortadoğu'da Barış ve Güvenliğin Geleceğini Destekleme Konferansı dün sona erdi.
ABD ve Polonya, konferans sonrasında yayınlanan sonuç bildirgesinde, Ortadoğu’da istikrarın sağlanması için böyle bir konferansın gerçekleştirilmesinin gerekliliğine dikkat çekerken, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, İran'ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varılması için işbirliği yapılması çağrısında bulundu ve bu tehditlerin Ortadoğu ile sınırlı kalmayacağını, bilakis Avrupa’ya ve Batı’ya da yöneleceğini söyledi. Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz ise yaptığı konuşmada, İran'ın Suriye'ye müdahalelerinin bölgeyi olumsuz etkilediğini söyledi.
“İran, Hizbullah ve terörizm Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor”
Varşova Konferansı’nın krizlerin üstesinden gelinmesi için gerçekleştirildiğini dile getiren Pompeo, “İran, Hizbullah ve terörizmin yayılması Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor. Ortadoğu'daki barış çalışmalarına devam edeceğiz. Daha fazla yaptırım ve daha fazla baskı istiyoruz. Böylece İran'daki diktatörlerin devamlılığının önüne geçebiliriz” açıklamasında bulundu. Ayrıca bölgedeki İran saldırganlığının gerçek bir tehlike olduğuna dikkat çeken Pompeo, “Konferansta İran’ı savunan hiçbir ülke yok. İran’ın bölgeyi istikrarsızlaştıran rolü konusunda hepimiz hemfikiriz” dedi. Pompeo, İran rolüne atıfta bulunmadan bölgedeki sorunlardan bahsetmenin zor olduğuna dikkat çekerek, İran’ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varmak için işbirliğine ihtiyaç duyulduğunu ve Washington’un İran'a daha fazla yaptırım uygulama konusunda haklı olduğunu söyledi.
Öte yandan Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, Ortadoğu'daki sorunların karmaşık olduğuna ve Avrupa Birliği’nin (AB) tek başına bunların üstesinden gelmek için yeterli güce sahip olmadığına dikkat çekerek, “İran'ın olumsuz bir etkisi var. Tartışmalarımızda bunu göz ardı etmedik” dedi.
Konferansa yaklaşık 60 ülke katıldı, fakat katılımın Avrupa ayağı düşüktü. ABD yetkilileri, İran'ın eylemlerini tehdit olarak gören Arap devletleri ve İsrail gibi farklı tarafların bölgede bulunmasının önemini vurguladılar.
Pence’den Avrupa ülkelerine suçlama
Konferansın oturum aralarında açıklamalarda bulunan ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, İran dosyasıyla ilgili olarak Amerikan ve Avrupa tarafları arasındaki farklara ışık tuttu. ABD yetkilisi, Avrupalıları, ‘İran rejimine yönelik yaptırımları, mali işlemler için bir mekanizma kurarak atlatmaya çalışmakla’ suçladı. Bu davranışların hoş olmadığına dikkat çeken Pence, bu davranışların taraflar arasındaki ilişkilerde birtakım sonuçları olabileceğini söyledi.
ABD Başkan Yardımcısı Pence, konuşmasının devamında, Trump'ın iki yıl önce başkanlık koltuğuna oturmasında sonra ilk dış ziyaretini Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiğine ve Arap-İslam-Amerikan Zirvesi’ne katıldığına atıfta bulunarak, barışın sağlanması için konferansa katılan bütün ülkeler ile çalışmaya hazır olduklarını belirtti.
Katılımcıların bölge için daha iyi bir gelecek inşa edilmesi hakkında konuştuğunu kaydeden Pence, “Şu anda toplantılar yapılıyor. Çünkü radikal İslami terörizm gibi ortak bir sorunla karşı karşıyayız. Terörizm yalnızca Amerika'ya değil bölgedeki tüm ülkelere yönelik bir tehdit oluşturuyor. Başkan Trump yönetimi, bu radikal tehdide karşı koyma konusunda adımlar attı ve DEAŞ örgütü ile kendini gösteren bu tehdidin ortadan kaldırılması hususunda esas katkılarda bulundu. ABD, kendi vatandaşlarının güvenliğini önceliyor. Fakat Amerika’nın öncelenmesi, yalnız Amerika demek değildir. Washington, aşırılıkçılığa karşı uluslararası bir koalisyon oluşturmak için çalışıyor.”
Başbakan Netanyahu'nun geçen yılın sonunda Umman'ı ziyareti ve Papa Franciscus'un bu yıl BAE'ye yaptığı ziyaret gibi bölgedeki ‘değişim rüzgarlarına’ değinen Pence, “Bu tarihi konferans yeni bir dönemin başladığının kanıtıdır” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“DEAŞ hilafeti kısa bir süre sonra sona erecek ve Trump’ın açıklamasına göre yakın zamanda bölgedeki ABD birlikleri geri çekilecek. Bu, taktiklerdeki bir değişikliktir, görevde değil. Toprakları DEAŞ’ın elinden geri almamız yeterli değil. Ortaklarımızla çalışmaya hazırız. DEAŞ katıntıları her nerede olursa olsun takip edeceğiz.”
ABD'nin Suriye'deki yeni bir kimyasal saldırıya yanıt verme konusundaki kararlılığını dile getiren Pence, ülkesinin İngiltere ve Fransa ile birlikte, Devlet Başkanı Beşşar Esed rejiminin gerçekleştirdiği kimyasal bir saldırıya yanıt verdiğini hatırlatarak, rejim tarafından gerçekleştirilecek benzer bir saldırıya aynı şekilde yanıt vermeye hazır olduklarını söyledi.
“Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor”
Sonra, İran rejiminin bölgenin geleceği ve Ortadoğu’daki barış ve istikrar için en büyük tehdit olduğunu dile getirerek İran hakkında konuşmaya başlayan Pence, “Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor, Suriye ve Yemen'e müdahale ediyor, Hizbullah'ı destekliyor ve Amerikalı rehineleri elinde tutuyor” dedi. İran’ı Ortadoğu’daki etkisini genişletmek için Irak ve Suriye’de birer koridor açmakla itham eden Pence, savaşçıları ile Esed rejiminin düşmesini engellemeye çalıştığını ve Lübnan Hizbullahı’na roketler gönderdiğini söyledi.
Pence, 1979 yılında Şah’ın devrilmesinin ardından geçen 40 yıl boyunca başarısızlık ve terörün İran’da hüküm sürdüğünü dile getirerek, yapılan nükleer anlaşmanın İran’ı caydırmadığını, bilakis bölgedeki müdahalelerini daha da arttırdığını söyledi. Başkan Trump’ın nükleer anlaşmadan çekildiğini, İran rejimine yaptırımlar uyguladığını ve İran'ın eylemlerine itiraz eden diğer ülkelerin de bu yaptırımları desteklediğini dile getiren Pence, “Maalesef, en yakın Avrupalı arkadaşlarımızdan bazıları bu yaptırımları ihlal etti ve onları atlatmaya çalıştı. Fransa, İngiltere ve Almanya kurdukları finansal işlemler mekanizması ile bu yaptırımların üstesinden gelmeye çalıştılar. Bu hamle, ABD ile Avrupa’nın aralarının açılmasına sebep olacaktır” dedi.
“Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi”
İran'ın teknik olarak uygulayıp uygulamamasının değil, nükleer anlaşmanın kendisinin bir sorun olduğunu dile getiren Pence, “Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi. Artık anlaşmadan çekilmeliler. Bu fırsatı görmezden gelemeyiz” dedi.
Ortadoğu’daki barış süreci hakkında konuşan Pence, “Başkan Trump, üç İbrahimî din olan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam'ın tabilerinin barış içinde birlikte yaşamalarını istiyor” ifadesini kullandı.
Öte yandan Varşova Konferansı’na katılan Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçisi Prens Halid bin Selman, önceki gün Twitter hesabı üzerinden yapmış olduğu paylaşımlarda, “Molla rejimi 40 yıl önce iktidarı ele geçirdi. İran halkının yaşam standartları bu süre içerisinde ciddi bir düşüne tanık oldu. Bu rejim, bölgedeki terörizm, radikalizm, mezhepçilik ve istikrarsızlığı desteklemek için halkının parasını israf etmeye devam ediyor. Dost İran halkı, bölgede bölücülük ve terör fitnelerini yaymak için servetini ve parasını israf etmek yerine halkına özen gösteren bir yönetimi hak ediyor. İran rejimi halen Arapları dize getirmeye çalışmak gibi asla gerçekleşmeyecek bir yanılsama içinde. Ayrımcı söylemleri kendisini açığa çıkarıyor, Bu rejimin boş hayalleri 40 yıl sonra artık kimseyi kandıramıyor” açıklamasında bulundu.
İran rejiminin yayılımcı hayallerine hâlâ bağlı olduğuna dikkat çeken Prens Halid bin Selman, “İran rejiminin lideri, devrimlerinin 40’ıncı yıl dönümü konuşmasında Basra Körfezi'ndeki Arap topraklarının kendi topraklarının bir parçası olduğunu iddia ederek, bu bölgeyi güney İran olarak adlandırdı. Böylece yayılımcı niyetlerini ortaya koydu” ifadelerini kulandı.
Konferansın açılışı
Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, sabah saatlerinde kullandığı şu ifadeler ile konferansın açılışını yaptı;

“Bölgedeki barış ve güvenlik sorununa yeni bir ivme kazandırmanın zamanı geldi. Mülteci krizleri, ekonomik krizler ve bazı durumlarda devlet kurulması gibi krizlerin bölgede olumsuz etkiler oldu. Ortadoğu’nun istikrarını güvence altına almak, devam eden krizlere son vermek, kültürlerarası birliği teşvik etmek ve kapsayıcı toplumlar inşa etmek gibi durumlar, büyük zorluklar ile karşı karşıya. Uluslararası toplumun istikrarı ve sürdürülebilir barışı korumak için bu çabaları aktif olarak desteklemesi önemlidir.”
Czaputowicz açılış konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ortadoğu'daki çatışmaların birçok kaynağı var. Bunlardan bazıları, bazı liderlerin her ne pahasına olursa olsun gücü ellerinde tutmak istemesi, dini köktencilik ve hoşgörüsüzlüktür. Ayrıca güç dengesizlikleri, coğrafi ayrılıklar veya dış kuvvetlerin müdahalesi de çatışmaya sebep olan unsurlar arasında yer alabilir. ABD ve AB’nin İran’ın bölgede oynayacağı rol konusunda paylaştıkları bir inançları var. Ancak İran'ın nükleer programının olası sonuçları ve bu ülkenin bölgede oynadığı istikrarsızlaştırıcı rolü konusunda endişeliyiz. İran'ın tahammül edilemez davranışlarını şiddetle kınıyoruz. Aramızda araçlar bakımından farklılıklar olabilir. AB, İran'ın nükleer programının barışçıl doğasını korumanın, bir ortak eylem planını gerektirdiğine inanıyor. ABD bu anlaşmadan çekildi ve İran’a yaptırımlar uyguladı. Bugün Ortadoğu’nun karşılaştığı zorlukları hatırlatan bölge temsilcilerini dinleme fırsatına sahibiz.”
Konferans dahilinde gerçekleştirilecek görüşmelerde herhangi bir ülkenin veya konunun görüşmelerin seyrine hakim olmayacağını dile getiren ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ise şunları söyledi:
“Konferans, Yemen Dışişleri Bakanı Halid el-Yemani’nin başkanlığını yapacağı Yemen hakkında bir tartışma ile başlayacak. Daha sonra Suriye'deki idarenin sonraki adımlarını ve değişmeyen stratejik hedeflerimize ulaşmak için çabalarımızı sürdürme taahhüdümü gözden geçireceğiz. Sonrasında Başkanı Trump'ın danışmanı Jared Kushner, ABD yönetiminin İsrail ile Filistinliler arasında kapsamlı ve sürdürülebilir bir barışı sağlama çabalarını tartışacak. Tüm bu konular hakkında soru sorma ve yorum yapma fırsatı da olacak. Sonrasında ise ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Polonya Başbakanı ve 7 Dışişleri Bakanı ilgili konular hakkındaki değerlendirmelerini bizimle paylaşacak. Daha sonra bir grup devletle, mültecilerin ve insani zorlukların ele alındığı bir öğle yemeği tertip edilecek. Bunun ardından füze geliştirme ve bunları yayma, siber tehditlerle mücadele, terörizm ve yasadışı fon sağlamak ile mücadele konulu bir dizi çalışma oturumu düzenlenecek.”
Pompeo sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bugün çok önemli görüşmelerde bulunacağız, ancak konferans sona ermeyecek. Çalışmamız gerekiyor. Suriye ve Yemen, silahların yayılması, barış süreci, terörizm, İran, siber güvenlik ve insani krizler gibi meseleler tek başına üstesinden gelinecek sorunlar değil. Güvenliği sağlamak için birlikte çalışmalıyız. Hiçbir ülke bunun dışında kalamaz. ABD, Ortadoğu’daki güvenlik sorunlarına yönelik çabalara liderlik etmeye devam edecek. Bölge için iyi bir güç olmaya devam edeceğiz. Bugün gerçekleştirilen konferans bunun kanıtıdır.”
Pompeo, sabah saatlerinde, konferansı ‘istisnai’ olarak nitelendiren Netanyahu ile ortak bir basın toplantısı düzenledi.
İsrail Başbakanı Netanyahu konferans ile ilgili "tarihsel bir dönüm noktası" değerlendirmesinde bulunduktan sonra şunları söyledi:
“Burada 60 ülkeden dışişleri bakanı ve hükümet temsilcisi, İsrail başbakanı ve önde gelen Arap ülkelerinin dışişleri bakanları karşılıklı oturup bugüne kadar görülmemiş bir güç ve açıklıkla İran rejiminin yarattığı ortak tehditle nasıl baş edilmesi gerektiğini konuştu. İlk kez birlikte geleceğimizi tehdit eden şeyin ne olduğunu ve onu güvence altına almak için neler yapmamız gerektiğini tartışma fırsatı bulduk. Bu diyaloğu gelecekte yalnızca güvenlik konusunda değil, Ortadoğu halklarının yaşamını etkileyecek her alanda sürdürmeliyiz”
“İran’la yüzleşmeden Ortadoğu’da barış ve istikrar sağlayamayız” diyen Pompeo ise İran’ın eylemleri de dahil olmak üzere istikrarsızlaştırıcı eylemleri ele almaya yönelik ortak çabalara duyulan ihtiyaçtan söz ederek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Basitçe ifade etmek gerekirse, İran ile yüzleşmeden bunları gerçekleştirmek söz konusu olamaz. Lübnan’da Yemen’de Suriye’de Irak’ta yıkıcı etkilerde bulunuyorlar. Buralarda Hamas, Hizbullah ve Husiler gibi gerçek tehditler var. İran’a karşı harekete geçmeden Ortadoğu’da barış sağlayamayız.”



ABD'lilerin yüzde 90'ı yönetimde yolsuzluk olduğuna inanıyor

ABD Başkanı Donald Trump, makamını kendisini zenginleştirmek ve arkadaşlarını ödüllendirmek için kullanmakla suçlanıyor (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, makamını kendisini zenginleştirmek ve arkadaşlarını ödüllendirmek için kullanmakla suçlanıyor (Reuters)
TT

ABD'lilerin yüzde 90'ı yönetimde yolsuzluk olduğuna inanıyor

ABD Başkanı Donald Trump, makamını kendisini zenginleştirmek ve arkadaşlarını ödüllendirmek için kullanmakla suçlanıyor (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, makamını kendisini zenginleştirmek ve arkadaşlarını ödüllendirmek için kullanmakla suçlanıyor (Reuters)

Yeni bir ankete göre ABD vatandaşlarının neredeyse yüzde 90'ı artık Washington DC'de hükümet yolsuzluğunun yaygın olduğuna inanıyor.

Mayıs ve haziran arasında bin kişiye soru soran Gallup'ın son anketinin ortaya koyduğu oran, bir önceki yıla göre yüzde 10'luk bir artışı ve son 20 yılın en yüksek seviyesini temsil ediyor. Bu oran, 2010'la 2025 arasında büyük ölçüde yüzde 72'yle yüzde 79 arasında seyretmişti.

Siyasi eğilimler arasında hafif bir fark vardı. Cumhuriyetçilerin yüzde 83'ü federal yönetimi yolsuz diye değerlendirirken, bağımsızların yüzde 90'ı ve Demokratların yüzde 91'i aynı görüşü paylaşıyordu.

Gallup'a göre bu algı en çok Demokratlar arasında artış gösterdi. Joe Biden'ın 2024'te iktidarda olduğu dönemde Demokratların sadece yüzde 57'si aynı şeyi söylüyordu. Oran, Donald Trump'ın başkanlığında geçen yıl hızla yüzde 76'ya, bu sene ise yüzde 91'e yükseldi.

ABD'nin toplam puanı, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü'ndeki diğer 37 ülkenin hepsinden daha yüksekti.

Eski Sovyet uydu devletleri bir zamanlar düzenli olarak yüzde 90'ın üzerinde puan alırken, 2023'ten bu yana sadece 4 ülke daha yüksek toplam puan kaydetti. Nijerya ve Gana 2024'te yüzde 90'lık bir oran elde ederken, Lübnan ve Peru sırasıyla 2024 ve 2025'te yüzde 92'yi gördü.

Anket ayrıca, katılımcıların yüzde 71'inin ABD iş dünyasını yolsuz olarak gördüğünü gösterdi. Bu, geçen yıla göre 18 puanlık bir artış olsa da Washington'daki federal yönetime ilişkin olumsuz algının hâlâ 18 puan altında.

George Washington Üniversitesi'nde siyaset bilimi profesörü olan David Szakonyi, Washington Post'a "Washington'da bir şeylerin yolunda gitmediğine dair geniş bir fikir birliği var" diyerek, partizan bölünmeyle parçalanmış bir ortamda nadir bir uzlaşma noktasına dikkat çekti.

Demokratlar ara seçim kampanyalarında bu konuyu kullanmaya ve yolsuzluk karşıtı mesajlar vermeye başladı bile. Ayrıca Trump'ı "kendi çıkarını gözetmek" ve başkanlığı kendisini veya müttefiklerini zenginleştirmek için kullanmakla suçluyorlar.

Trump, mayısta Adalet Bakanlığı'nın Biden döneminde siyasi zulüm gördüğü iddia edilen mağdurlar için 1,8 milyar dolarlık tazminat planı başlatmayı önermesiyle büyük tepki çekmişti. Ancak bu fikir, Trump'ın mağdur destekçilerini ödüllendirmek için tasarlanmış bir "rüşvet fonu" olduğu yönündeki şikayetler üzerine iptal edilmişti.

Siyasi yelpazenin her iki tarafındaki politikacılar da yolsuzluk algısının güçlenmesinde rol oynadı.

Örneğin, New Jersey'nin eski Demokrat senatörü Bob Menendez rüşvet, gasp, dolandırıcılık, adaleti engelleme ve yabancı ajanlık da dahil 16 ağır suçtan hüküm giyerek 2024'te 11 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.

Kongre üyelerinin kişisel çıkarlarını korumak için borsada işlem yapmaları da endişe kaynağı oldu.

Independent Türkçe


İsrail, Güney Lübnan'daki Ali Tahir Tepeleri'nde Hizbullah tünellerini temizlediğini duyurdu

İsrail'in Güney Lübnan'da stratejik öneme sahip Ali Tahir Tepeleri'nden çok uzak olmayan Arnun'daki saldırısı sonrası yükselen duman (DPA)
İsrail'in Güney Lübnan'da stratejik öneme sahip Ali Tahir Tepeleri'nden çok uzak olmayan Arnun'daki saldırısı sonrası yükselen duman (DPA)
TT

İsrail, Güney Lübnan'daki Ali Tahir Tepeleri'nde Hizbullah tünellerini temizlediğini duyurdu

İsrail'in Güney Lübnan'da stratejik öneme sahip Ali Tahir Tepeleri'nden çok uzak olmayan Arnun'daki saldırısı sonrası yükselen duman (DPA)
İsrail'in Güney Lübnan'da stratejik öneme sahip Ali Tahir Tepeleri'nden çok uzak olmayan Arnun'daki saldırısı sonrası yükselen duman (DPA)

İsrail ordusu, Güney Lübnan'daki Ali Tahir Tepeleri bölgesinde Hizbullah'a ait yer altı altyapısının temizlenmesine yönelik operasyonların sürdüğünü açıkladı. Ordu, birliklerinin söz konusu tesisleri etkisiz hale getirmek amacıyla çalışmalarına devam ettiğini bildirdi.

İsrail ordusundan yapılan açıklamada, 36. Tümen'e bağlı güçlerin son dönemde Ali Tahir Tepeleri bölgesinde bulunan ve ordunun "güvenlik bölgesi" olarak nitelendirdiği alanda iki yer altı güzergâhını temizlediği belirtildi. Birliklerin tepelerin hem yer üstünde hem de altında "operasyonel kontrol" sağladığı kaydedildi.

Açıklamaya göre İsrail güçleri bölgeyi Hizbullah mensuplarından temizledi. Bazı Hizbullah mensuplarının öldürüldüğü, bazılarının ise bölgeden kaçtığı öne sürüldü.

Yer altı tesisleri

İsrail ordusu, Hizbullah mensuplarından temizlenen yer altı altyapısının etkisiz hale getirilmesine yönelik operasyonların sürdüğünü belirtti. Operasyonların tamamlanmasının ardından durum değerlendirmesine bağlı olarak ordunun bölgede savunma düzenine geçeceği ifade edildi.

Ordu, söz konusu tesislerde bulunan Hizbullah mensuplarının İsrail ve İsrail ordusuna karşı saldırı planları üzerinde çalıştığını öne sürdü. Son haftalarda bu güzergâhlarda gerçekleştirilen operasyonların, buradan İsraillilere ve İsrail güçlerine yönelik saldırı düzenleme kapasitesini etkisiz hale getirdiği belirtildi.

İsrail ordusu, yer altı yapılarında operasyon odaları, silah ve askeri teçhizat için ayrılmış odalar, jeneratör ve konaklama alanlarının yanı sıra duş tesisleri ve mutfak bulunduğunu açıkladı. Ordunun değerlendirmesine göre bu donanım, Hizbullah mensuplarının çatışmaları yönetmesine ve uzun süre bu tesislerde kalmasına olanak sağlıyordu.

İsrail ordusu söz konusu tesisleri, iki on yıl boyunca inşa edilen "stratejik altyapı" olarak nitelendirdi. Açıklamada, bu yapıların İran rejimi tarafından planlandığı ve finanse edildiği iddia edildi.

Operasyonlar sürüyor

İsrail ordusu, Güney Lübnan'da güvenlik bölgesi olarak adlandırdığı alanda temizleme operasyonlarını sürdürdüğünü belirtti. Ordu, Hizbullah'ın kendisine yönelik herhangi bir saldırı planını hayata geçirmesine izin vermeyeceğini vurguladı.

Açıklamada, Hizbullah'ın İsrail güçlerine karşı herhangi bir faaliyet girişiminde bulunması halinde bunun "güçlü şekilde karşılık bulacağı" ifade edildi. İsrail ordusu aynı zamanda Lübnan'daki ateşkes anlaşmasına bağlılığını sürdürdüğünü bildirdi.


ABD saldırılarında hayatını kaybeden İranlı askerlerin sayısı 13’e yükseldi

Bir kadın, Tahran’daki Enghelab Meydanı’nda ABD karşıtı bir reklam panosunun önünden geçen araçların arasında yolu geçiyor... 2 Eylül 2026 Çarşamba (AFP)
Bir kadın, Tahran’daki Enghelab Meydanı’nda ABD karşıtı bir reklam panosunun önünden geçen araçların arasında yolu geçiyor... 2 Eylül 2026 Çarşamba (AFP)
TT

ABD saldırılarında hayatını kaybeden İranlı askerlerin sayısı 13’e yükseldi

Bir kadın, Tahran’daki Enghelab Meydanı’nda ABD karşıtı bir reklam panosunun önünden geçen araçların arasında yolu geçiyor... 2 Eylül 2026 Çarşamba (AFP)
Bir kadın, Tahran’daki Enghelab Meydanı’nda ABD karşıtı bir reklam panosunun önünden geçen araçların arasında yolu geçiyor... 2 Eylül 2026 Çarşamba (AFP)

Tahran yönetimi, perşembe günü yaptığı açıklamada, bu hafta ABD’nin düzenlediği saldırılarda hayatını kaybettiği bildirilen İranlı askerlerin sayısının en az 13’e yükseldiğini duyurdu. Ölenler arasında düzenli ordudan 6 kişi, Devrim Muhafızları Hava-Uzay Kuvvetleri’nden 4 kişi ve Besic güçlerinden 3 kişi bulunuyor.

Devrim Muhafızları’na yakınlığıyla bilinen Tesnim Haber Ajansı, ABD’nin salı günü düzenlediği ve son haftaların en geniş çaplı saldırıları olarak nitelendirilen operasyonlarda İran’ın güneyinde düzenli ordudan 6 kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi. Ölenler arasında 3 pilotun da bulunduğu belirtilirken, ajans saldırıların gerçekleştiği noktalar hakkında bilgi vermedi.

Tesnim daha önce, Devrim Muhafızları’nın seferberlik kolu olan Besic güçlerine mensup 3 kişinin Basra Körfezi’ndeki Lavan Adası’nda hayatını kaybettiğini duyurmuştu. Söz konusu kişilerin cenaze törenleri çarşamba günü ülkenin güneyinde düzenlendi.

Devrim Muhafızları da ülkenin batısında Hava-Uzay Kuvvetleri’ne mensup 4 personelin öldüğünü açıkladı. Reuters’a göre salı günü düzenlenen saldırılarda açıklanan toplam askeri kayıp sayısı en az 13’e ulaştı.

cfdvbg
CENTCOM’un yayımladığı bir videodan alınan ve çarşamba günü şafak vakti İran’ın güneyindeki bir iletişim kulesinin hedef alındığını gösteren görüntü

İran makamları, savaşın şubat ayı sonunda başlamasından bu yana silahlı kuvvetlerinin toplam kayıplarına ilişkin genel bir bilanço açıklamazken, askeri kurumlar ve İran medyası hayatını kaybedenlerin isimlerini farklı zamanlarda duyuruyor.

Tesnim ayrıca  pazar günü ABD’nin İran’ın güneyine düzenlediği ve yaklaşık bir aylık görece sakin dönemin ardından çatışmaların yeniden tırmanmasına yol açan saldırılarda 3 kişinin öldüğünü bildirmişti. Nour News ise bu kişilerden ikisinin Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri mensubu olduğunu açıklamıştı.

Saldırıların bilançosu

İran Sağlık Bakanlığı’ndan bir yetkili, çarşamba günü yaptığı açıklamada, 30 Ağustos ile 2 Eylül tarihleri arasında 18 kişinin hayatını kaybettiğini, 142 kişinin ise yaralandığını duyurdu.

İran makamları, ölenler arasında Hürmüzgan eyaletindeki Kuhestak’ta bir düğün töreninin düzenlendiği noktayı hedef alan saldırıda hayatını kaybettiği belirtilen 4 kişinin de bulunduğunu açıkladı.

Yetkililer, saldırıda onlarca kişinin de yaralandığını belirtirken, ABD tarafı Kuhestak’ta hangi hedefin vurulduğuna ilişkin ayrıntı paylaşmadı.

Sivillerin hayatını kaybettiğine ilişkin haberler üzerine ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), Amerikan ordusunun asla sivilleri hedef almadığını belirterek, son saldırıların İran’a ait askeri tesisleri ve askeri kapasiteyi hedef aldığını vurguladı.

sawvef
CENTCOM’a bağlı iki Amerikan F-16 savaş uçağı. CENTCOM, ABD’nin Orta Doğu’daki askeri operasyonlarını yürütüyor (CENTCOM)

Devrim Muhafızları Komutanı Ahmed Vahidi ise perşembe günü Kuhestak saldırısına karşılık verme tehdidini yineledi. İran devlet televizyonunda yayımlanan açıklamasında Vahidi, “Bu şehitlerin temiz kanı yerde kalmayacak ve mutlaka intikamları alınacaktır” ifadelerini kullandı.

Tahran, saldırıdan ABD’yi sorumlu tutarak olayı savaş suçu olarak nitelendirirken, Washington bölgedeki belirli hedefe ilişkin ayrıntılı bilgi vermedi.

Savaşın kayıpları

Savaş, 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başladı ve ardından çatışmalar bölgedeki diğer cephelere yayıldı.

Farklı kaynaklar tarafından açıklanan verilere göre, çatışmalarda çoğunluğu İran ve Lübnan’da olmak üzere binlerce kişi hayatını kaybetti. Ancak askeri ve sivil kayıplara ilişkin üzerinde uzlaşılan toplam bir rakam bulunmuyor.

ABD ise savaşın başlamasından bu yana güçlerine mensup 18 kişinin öldüğünü, 750’den fazla kişinin de yaralandığını açıkladı.

Çatışmalar, aralıklı yaşanan gerilim döneminin ardından bu hafta yeniden geniş çaplı olarak tırmandı. Özellikle Hürmüz Boğazı çevresinde yoğunlaşan gelişmeler kapsamında ABD güçleri İran’daki hedeflere yönelik saldırılarını yeniden başlatırken, Tahran da bölgedeki ABD’ye ait olduğunu belirttiği hedeflere füze ve insansız hava araçlarıyla saldırılar düzenledi.