​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
TT

​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)

Ortadoğu'da Barış ve Güvenliğin Geleceğini Destekleme Konferansı dün sona erdi.
ABD ve Polonya, konferans sonrasında yayınlanan sonuç bildirgesinde, Ortadoğu’da istikrarın sağlanması için böyle bir konferansın gerçekleştirilmesinin gerekliliğine dikkat çekerken, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, İran'ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varılması için işbirliği yapılması çağrısında bulundu ve bu tehditlerin Ortadoğu ile sınırlı kalmayacağını, bilakis Avrupa’ya ve Batı’ya da yöneleceğini söyledi. Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz ise yaptığı konuşmada, İran'ın Suriye'ye müdahalelerinin bölgeyi olumsuz etkilediğini söyledi.
“İran, Hizbullah ve terörizm Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor”
Varşova Konferansı’nın krizlerin üstesinden gelinmesi için gerçekleştirildiğini dile getiren Pompeo, “İran, Hizbullah ve terörizmin yayılması Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor. Ortadoğu'daki barış çalışmalarına devam edeceğiz. Daha fazla yaptırım ve daha fazla baskı istiyoruz. Böylece İran'daki diktatörlerin devamlılığının önüne geçebiliriz” açıklamasında bulundu. Ayrıca bölgedeki İran saldırganlığının gerçek bir tehlike olduğuna dikkat çeken Pompeo, “Konferansta İran’ı savunan hiçbir ülke yok. İran’ın bölgeyi istikrarsızlaştıran rolü konusunda hepimiz hemfikiriz” dedi. Pompeo, İran rolüne atıfta bulunmadan bölgedeki sorunlardan bahsetmenin zor olduğuna dikkat çekerek, İran’ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varmak için işbirliğine ihtiyaç duyulduğunu ve Washington’un İran'a daha fazla yaptırım uygulama konusunda haklı olduğunu söyledi.
Öte yandan Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, Ortadoğu'daki sorunların karmaşık olduğuna ve Avrupa Birliği’nin (AB) tek başına bunların üstesinden gelmek için yeterli güce sahip olmadığına dikkat çekerek, “İran'ın olumsuz bir etkisi var. Tartışmalarımızda bunu göz ardı etmedik” dedi.
Konferansa yaklaşık 60 ülke katıldı, fakat katılımın Avrupa ayağı düşüktü. ABD yetkilileri, İran'ın eylemlerini tehdit olarak gören Arap devletleri ve İsrail gibi farklı tarafların bölgede bulunmasının önemini vurguladılar.
Pence’den Avrupa ülkelerine suçlama
Konferansın oturum aralarında açıklamalarda bulunan ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, İran dosyasıyla ilgili olarak Amerikan ve Avrupa tarafları arasındaki farklara ışık tuttu. ABD yetkilisi, Avrupalıları, ‘İran rejimine yönelik yaptırımları, mali işlemler için bir mekanizma kurarak atlatmaya çalışmakla’ suçladı. Bu davranışların hoş olmadığına dikkat çeken Pence, bu davranışların taraflar arasındaki ilişkilerde birtakım sonuçları olabileceğini söyledi.
ABD Başkan Yardımcısı Pence, konuşmasının devamında, Trump'ın iki yıl önce başkanlık koltuğuna oturmasında sonra ilk dış ziyaretini Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiğine ve Arap-İslam-Amerikan Zirvesi’ne katıldığına atıfta bulunarak, barışın sağlanması için konferansa katılan bütün ülkeler ile çalışmaya hazır olduklarını belirtti.
Katılımcıların bölge için daha iyi bir gelecek inşa edilmesi hakkında konuştuğunu kaydeden Pence, “Şu anda toplantılar yapılıyor. Çünkü radikal İslami terörizm gibi ortak bir sorunla karşı karşıyayız. Terörizm yalnızca Amerika'ya değil bölgedeki tüm ülkelere yönelik bir tehdit oluşturuyor. Başkan Trump yönetimi, bu radikal tehdide karşı koyma konusunda adımlar attı ve DEAŞ örgütü ile kendini gösteren bu tehdidin ortadan kaldırılması hususunda esas katkılarda bulundu. ABD, kendi vatandaşlarının güvenliğini önceliyor. Fakat Amerika’nın öncelenmesi, yalnız Amerika demek değildir. Washington, aşırılıkçılığa karşı uluslararası bir koalisyon oluşturmak için çalışıyor.”
Başbakan Netanyahu'nun geçen yılın sonunda Umman'ı ziyareti ve Papa Franciscus'un bu yıl BAE'ye yaptığı ziyaret gibi bölgedeki ‘değişim rüzgarlarına’ değinen Pence, “Bu tarihi konferans yeni bir dönemin başladığının kanıtıdır” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“DEAŞ hilafeti kısa bir süre sonra sona erecek ve Trump’ın açıklamasına göre yakın zamanda bölgedeki ABD birlikleri geri çekilecek. Bu, taktiklerdeki bir değişikliktir, görevde değil. Toprakları DEAŞ’ın elinden geri almamız yeterli değil. Ortaklarımızla çalışmaya hazırız. DEAŞ katıntıları her nerede olursa olsun takip edeceğiz.”
ABD'nin Suriye'deki yeni bir kimyasal saldırıya yanıt verme konusundaki kararlılığını dile getiren Pence, ülkesinin İngiltere ve Fransa ile birlikte, Devlet Başkanı Beşşar Esed rejiminin gerçekleştirdiği kimyasal bir saldırıya yanıt verdiğini hatırlatarak, rejim tarafından gerçekleştirilecek benzer bir saldırıya aynı şekilde yanıt vermeye hazır olduklarını söyledi.
“Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor”
Sonra, İran rejiminin bölgenin geleceği ve Ortadoğu’daki barış ve istikrar için en büyük tehdit olduğunu dile getirerek İran hakkında konuşmaya başlayan Pence, “Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor, Suriye ve Yemen'e müdahale ediyor, Hizbullah'ı destekliyor ve Amerikalı rehineleri elinde tutuyor” dedi. İran’ı Ortadoğu’daki etkisini genişletmek için Irak ve Suriye’de birer koridor açmakla itham eden Pence, savaşçıları ile Esed rejiminin düşmesini engellemeye çalıştığını ve Lübnan Hizbullahı’na roketler gönderdiğini söyledi.
Pence, 1979 yılında Şah’ın devrilmesinin ardından geçen 40 yıl boyunca başarısızlık ve terörün İran’da hüküm sürdüğünü dile getirerek, yapılan nükleer anlaşmanın İran’ı caydırmadığını, bilakis bölgedeki müdahalelerini daha da arttırdığını söyledi. Başkan Trump’ın nükleer anlaşmadan çekildiğini, İran rejimine yaptırımlar uyguladığını ve İran'ın eylemlerine itiraz eden diğer ülkelerin de bu yaptırımları desteklediğini dile getiren Pence, “Maalesef, en yakın Avrupalı arkadaşlarımızdan bazıları bu yaptırımları ihlal etti ve onları atlatmaya çalıştı. Fransa, İngiltere ve Almanya kurdukları finansal işlemler mekanizması ile bu yaptırımların üstesinden gelmeye çalıştılar. Bu hamle, ABD ile Avrupa’nın aralarının açılmasına sebep olacaktır” dedi.
“Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi”
İran'ın teknik olarak uygulayıp uygulamamasının değil, nükleer anlaşmanın kendisinin bir sorun olduğunu dile getiren Pence, “Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi. Artık anlaşmadan çekilmeliler. Bu fırsatı görmezden gelemeyiz” dedi.
Ortadoğu’daki barış süreci hakkında konuşan Pence, “Başkan Trump, üç İbrahimî din olan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam'ın tabilerinin barış içinde birlikte yaşamalarını istiyor” ifadesini kullandı.
Öte yandan Varşova Konferansı’na katılan Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçisi Prens Halid bin Selman, önceki gün Twitter hesabı üzerinden yapmış olduğu paylaşımlarda, “Molla rejimi 40 yıl önce iktidarı ele geçirdi. İran halkının yaşam standartları bu süre içerisinde ciddi bir düşüne tanık oldu. Bu rejim, bölgedeki terörizm, radikalizm, mezhepçilik ve istikrarsızlığı desteklemek için halkının parasını israf etmeye devam ediyor. Dost İran halkı, bölgede bölücülük ve terör fitnelerini yaymak için servetini ve parasını israf etmek yerine halkına özen gösteren bir yönetimi hak ediyor. İran rejimi halen Arapları dize getirmeye çalışmak gibi asla gerçekleşmeyecek bir yanılsama içinde. Ayrımcı söylemleri kendisini açığa çıkarıyor, Bu rejimin boş hayalleri 40 yıl sonra artık kimseyi kandıramıyor” açıklamasında bulundu.
İran rejiminin yayılımcı hayallerine hâlâ bağlı olduğuna dikkat çeken Prens Halid bin Selman, “İran rejiminin lideri, devrimlerinin 40’ıncı yıl dönümü konuşmasında Basra Körfezi'ndeki Arap topraklarının kendi topraklarının bir parçası olduğunu iddia ederek, bu bölgeyi güney İran olarak adlandırdı. Böylece yayılımcı niyetlerini ortaya koydu” ifadelerini kulandı.
Konferansın açılışı
Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, sabah saatlerinde kullandığı şu ifadeler ile konferansın açılışını yaptı;

“Bölgedeki barış ve güvenlik sorununa yeni bir ivme kazandırmanın zamanı geldi. Mülteci krizleri, ekonomik krizler ve bazı durumlarda devlet kurulması gibi krizlerin bölgede olumsuz etkiler oldu. Ortadoğu’nun istikrarını güvence altına almak, devam eden krizlere son vermek, kültürlerarası birliği teşvik etmek ve kapsayıcı toplumlar inşa etmek gibi durumlar, büyük zorluklar ile karşı karşıya. Uluslararası toplumun istikrarı ve sürdürülebilir barışı korumak için bu çabaları aktif olarak desteklemesi önemlidir.”
Czaputowicz açılış konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ortadoğu'daki çatışmaların birçok kaynağı var. Bunlardan bazıları, bazı liderlerin her ne pahasına olursa olsun gücü ellerinde tutmak istemesi, dini köktencilik ve hoşgörüsüzlüktür. Ayrıca güç dengesizlikleri, coğrafi ayrılıklar veya dış kuvvetlerin müdahalesi de çatışmaya sebep olan unsurlar arasında yer alabilir. ABD ve AB’nin İran’ın bölgede oynayacağı rol konusunda paylaştıkları bir inançları var. Ancak İran'ın nükleer programının olası sonuçları ve bu ülkenin bölgede oynadığı istikrarsızlaştırıcı rolü konusunda endişeliyiz. İran'ın tahammül edilemez davranışlarını şiddetle kınıyoruz. Aramızda araçlar bakımından farklılıklar olabilir. AB, İran'ın nükleer programının barışçıl doğasını korumanın, bir ortak eylem planını gerektirdiğine inanıyor. ABD bu anlaşmadan çekildi ve İran’a yaptırımlar uyguladı. Bugün Ortadoğu’nun karşılaştığı zorlukları hatırlatan bölge temsilcilerini dinleme fırsatına sahibiz.”
Konferans dahilinde gerçekleştirilecek görüşmelerde herhangi bir ülkenin veya konunun görüşmelerin seyrine hakim olmayacağını dile getiren ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ise şunları söyledi:
“Konferans, Yemen Dışişleri Bakanı Halid el-Yemani’nin başkanlığını yapacağı Yemen hakkında bir tartışma ile başlayacak. Daha sonra Suriye'deki idarenin sonraki adımlarını ve değişmeyen stratejik hedeflerimize ulaşmak için çabalarımızı sürdürme taahhüdümü gözden geçireceğiz. Sonrasında Başkanı Trump'ın danışmanı Jared Kushner, ABD yönetiminin İsrail ile Filistinliler arasında kapsamlı ve sürdürülebilir bir barışı sağlama çabalarını tartışacak. Tüm bu konular hakkında soru sorma ve yorum yapma fırsatı da olacak. Sonrasında ise ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Polonya Başbakanı ve 7 Dışişleri Bakanı ilgili konular hakkındaki değerlendirmelerini bizimle paylaşacak. Daha sonra bir grup devletle, mültecilerin ve insani zorlukların ele alındığı bir öğle yemeği tertip edilecek. Bunun ardından füze geliştirme ve bunları yayma, siber tehditlerle mücadele, terörizm ve yasadışı fon sağlamak ile mücadele konulu bir dizi çalışma oturumu düzenlenecek.”
Pompeo sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bugün çok önemli görüşmelerde bulunacağız, ancak konferans sona ermeyecek. Çalışmamız gerekiyor. Suriye ve Yemen, silahların yayılması, barış süreci, terörizm, İran, siber güvenlik ve insani krizler gibi meseleler tek başına üstesinden gelinecek sorunlar değil. Güvenliği sağlamak için birlikte çalışmalıyız. Hiçbir ülke bunun dışında kalamaz. ABD, Ortadoğu’daki güvenlik sorunlarına yönelik çabalara liderlik etmeye devam edecek. Bölge için iyi bir güç olmaya devam edeceğiz. Bugün gerçekleştirilen konferans bunun kanıtıdır.”
Pompeo, sabah saatlerinde, konferansı ‘istisnai’ olarak nitelendiren Netanyahu ile ortak bir basın toplantısı düzenledi.
İsrail Başbakanı Netanyahu konferans ile ilgili "tarihsel bir dönüm noktası" değerlendirmesinde bulunduktan sonra şunları söyledi:
“Burada 60 ülkeden dışişleri bakanı ve hükümet temsilcisi, İsrail başbakanı ve önde gelen Arap ülkelerinin dışişleri bakanları karşılıklı oturup bugüne kadar görülmemiş bir güç ve açıklıkla İran rejiminin yarattığı ortak tehditle nasıl baş edilmesi gerektiğini konuştu. İlk kez birlikte geleceğimizi tehdit eden şeyin ne olduğunu ve onu güvence altına almak için neler yapmamız gerektiğini tartışma fırsatı bulduk. Bu diyaloğu gelecekte yalnızca güvenlik konusunda değil, Ortadoğu halklarının yaşamını etkileyecek her alanda sürdürmeliyiz”
“İran’la yüzleşmeden Ortadoğu’da barış ve istikrar sağlayamayız” diyen Pompeo ise İran’ın eylemleri de dahil olmak üzere istikrarsızlaştırıcı eylemleri ele almaya yönelik ortak çabalara duyulan ihtiyaçtan söz ederek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Basitçe ifade etmek gerekirse, İran ile yüzleşmeden bunları gerçekleştirmek söz konusu olamaz. Lübnan’da Yemen’de Suriye’de Irak’ta yıkıcı etkilerde bulunuyorlar. Buralarda Hamas, Hizbullah ve Husiler gibi gerçek tehditler var. İran’a karşı harekete geçmeden Ortadoğu’da barış sağlayamayız.”



ABD-İsrail bombardımanları: İran’daki tarihi yapılar nasıl zarar gördü?

Tahran'daki Sadabad Kültürel-Tarihi Kompleksi'ndeki binalarda ciddi hasarlar oluştu (Reuters)
Tahran'daki Sadabad Kültürel-Tarihi Kompleksi'ndeki binalarda ciddi hasarlar oluştu (Reuters)
TT

ABD-İsrail bombardımanları: İran’daki tarihi yapılar nasıl zarar gördü?

Tahran'daki Sadabad Kültürel-Tarihi Kompleksi'ndeki binalarda ciddi hasarlar oluştu (Reuters)
Tahran'daki Sadabad Kültürel-Tarihi Kompleksi'ndeki binalarda ciddi hasarlar oluştu (Reuters)

İsrail ve ABD'nin İran'a yönelik hava saldırılarında ülkenin en önemli tarihi ve kültürel miras alanları da zarar gördü.

Reuters’ın ateşkes öncesinde İran’da yaptığı saha incelemelerine göre bombardımanlarda en az 11 tarihi yapıda hasar meydana geldi.

UNESCO korumasındaki birçok alan da patlamaların şok dalgalarından zarar gördü.

Ajansın muhabirleri, UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan İsfahan’daki Nakş-ı Cihan Meydanı ve Çehel Sütun Sarayı'nın yanı sıra Tahran'daki tarihi sarayları ziyaret ederek hasarı yerinde inceledi.

Uzmanlar ayrıca UNESCO listesindeki Trans-İran Demiryolu, İsfahan Ulu Camii ve yaklaşık 1800 yıllık Felakül Eflak Kalesi'nde de hasar oluştuğunu doğruladı.

İranlı yetkililerin ilk değerlendirmelerine göre İsfahan’da Sefeviler döneminden kalma Ali Kapu Sarayı'nda pencere ve kapılardaki camların yüzde 70'ten fazlası kırıldı, bazı bölümlerde sıvalar döküldü. Şah Camii'nde ise duvarlarda çatlaklar oluştu ve mavi çiniler parçalandı.

Tahran'daki UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan Gülistan Sarayı da ABD ve İsrail'in bölgedeki bombardımanında zarar gördü. Haberde, saraydaki aynaların ve pencerelerin kırıldığı aktarılıyor.

Adının paylaşılmaması şartıyla Reuters’a konuşan, yaklaşık 30 yıldır sarayda çalışan bir arkeolog, saldırı sonrası gördüğü manzara karşısında "şoke olduğunu, donup kaldığını" söylüyor. Görevli, görünmeyen yapısal hasarlardan endişe duyduklarını ve bazı tavanların çökme riski taşıdığını ifade ediyor.

200'den fazla akademisyen, arkeolog ve uzmanın nisanda imzaladığı bildirgede, ABD ve İsrail'in bombardımanlarının İran'daki kültürel bölgelere "geri dönülmez zararlar verdiği" ifade edilmişti.

UNESCO henüz sahada inceleme yapmasa da uydu görüntülerini analiz ederek savaşta en az 7 kültürel alanda hasar oluştuğunu açıkladı. Ayrıca kurum, savaş öncesinde veya sırasında kendisine danışılmadığını bildirdi. Diğer yandan koruma altındaki alanların koordinatlarının çatışmanın tüm taraflarıyla paylaşıldığı ifade edilerek uluslararası hukuka uyulması çağrısı yapıldı.

İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF), İsfahan'da UNESCO korumasındaki Çehel Sütun Sarayı'nın hemen yanındaki valilik binasının hedef alındığını doğruladı. Ancak yalnızca askeri hedeflerin vurulduğunu, uluslararası hukukun çiğnenmediğini savundu. Beyaz Saray da operasyonun balistik füze kapasitesi ve askeri altyapıya yönelik olduğunu, sivillerin kasıtlı şekilde hedef alınmadığını öne sürdü.

Independent Türkçe, Reuters, The Art Newspaper


Çin'den nükleer füzyon adımı: Dünyanın en büyük süperiletken mıknatısı testi geçti

Bilim insanları mıknatısın özel çeliği, yalıtım malzemesi ve süperiletken tellerinn tamamen Çin'de üretildiğini söylüyor (Xinhua)
Bilim insanları mıknatısın özel çeliği, yalıtım malzemesi ve süperiletken tellerinn tamamen Çin'de üretildiğini söylüyor (Xinhua)
TT

Çin'den nükleer füzyon adımı: Dünyanın en büyük süperiletken mıknatısı testi geçti

Bilim insanları mıknatısın özel çeliği, yalıtım malzemesi ve süperiletken tellerinn tamamen Çin'de üretildiğini söylüyor (Xinhua)
Bilim insanları mıknatısın özel çeliği, yalıtım malzemesi ve süperiletken tellerinn tamamen Çin'de üretildiğini söylüyor (Xinhua)

Çin, nükleer füzyon reaktörü için dünyanın en büyük süperiletken mıknatısının testlerini başarıyla tamamladı.

Güneş'te yaşanan doğal süreci taklit eden nükleer füzyon, temiz ve sınırsız enerji vaadi nedeniyle pek çok ülkenin hayata geçirmeye çalıştığı bir teknoloji.

Alanın öncülerinden Çin'in Kapsamlı Füzyon Teknolojisi Araştırma Tesisi (CRAFT) projesi de simit şeklindeki reaktörüniçinde, 100 milyon derecenin üzerindeki sıcaklıklarda hapsedilmiş “minyatür bir Güneş” oluşturmayı amaçlıyor.

Bu tür reaktörlerde mıknatıslarla yaratılan manyetik alan, hapsolmuş plazma milyonlarca dereceye ulaştığında reaktör duvarlarının erimesini önlüyor.

Manyetik alan, yüklü parçacıkları önceden belirlenmiş rotalar boyunca yönlendirerek onları reaktörün duvarlarından uzak tutan bir yola benzetiliyor.

Çin Bilimler Akademisi'ne bağlı Plazma Fiziği Enstitüsü, CRAFT projesi için iki kritik süperiletken sistem geliştirdi: manyetik kafes görevi gören toroidal alanlı bir mıknatıs ve ateşleyici görevi gören merkezi bir solenoid. Toroidal alanlı mıknatıs, füzyon reaktörlerinde plazmayı sınırlamak için kullanılan halka şeklindeki yapıyı ifade ediyor. Merkezi solenoid ise plazmada elektrik akımı oluşturarak füzyon tepkimelerini başlatmak için gereken ilk ısınmayı sağlayan devasa bir elektromıknatıstır.

Çin'in resmi haber ajansı Xinhua'ya göre hem mıknatıs hem de ateşleyicinin bütün performans testleri başarıyla tamamlandı.

Bu gelişme, nükleer füzyon reaktörlerinin plazmayı uzun süre yüksek sıcaklıklarda muhafaza etme konusunda yaşadığı engeli aşmada kritik bir adıma işaret ediyor.

Araştırmacılar, 21 metre uzunluğunda, 12 metre genişliğinde, 3,3 metre yüksekliğinde ve 582 ton ağırlığındaki mıknatısın dünyanın en büyüğü olduğunu söylüyor.

Mıknatısın, Fransa'daki Uluslararası Termonükleer Deneysel Reaktör'deki (ITER) muadiline göre 1,3 kat daha büyük hacme ve üç kat daha fazla enerji depolama kapasitesine sahip olduğu bildiriliyor.

Xinhua, ateşleyici testlerinin de olumlu geçtiğini ve muadillerini geride bıraktığını aktarıyor.

Plazma Fiziği Enstitüsü Müdür Yardımcısı Qin Jinggang şu ifadeleri kullanıyor: 

Reaktördeki herhangi bir mıknatıstan daha karmaşık koşullar altında çalışan merkezi solenoid mıknatısın performansı, bir füzyon cihazının başarılı bir şekilde ateşlenip istikrarlı bir şekilde sürdürülebilmesini doğrudan belirliyor.

Xinhua'ya göre bütün kritik teknolojilerin ülke içinde geliştirilmesi, Çin'in yerli ürünlerle süperiletken bileşenler üretme yeteneğinin arttığı anlamına geliyor.

Bilim insanları, en nihayetinde reaktörün birlikte çalışan birden fazla toroidal alan bobini kullanacağını söylüyor. Enstitünün araştırmacılarından Wu Yu, "Bu bobinlerden 16 tanesi bir araya getirilerek tam manyetik alanı oluşturacak ve her biri 100 kiloamper taşıyarak merkezde 6,5 tesla üretecek" diyor.

Araştırmacılar mevcut mıknatısın 46,5 kiloamperlik akım için tasarlandığını ancak 60 kiloamperlik testlerden başarıyla geçtiğini belirtiyor.

Bu, Çin'in 2006'dan beri çalışan Deneysel Gelişmiş Süperiletken Tokamak (EAST) reaktörünün 6 katı kapasiteye denk geliyor.

Independent Türkçe, Interesting Engineering, SCMP, Xinhua


Venezuela’da depremzedeler hükümete tepkili: Her şey kaos içinde

Venezuela'daki depremlerde 70 binden fazla kişi kayıp (Reuters)
Venezuela'daki depremlerde 70 binden fazla kişi kayıp (Reuters)
TT

Venezuela’da depremzedeler hükümete tepkili: Her şey kaos içinde

Venezuela'daki depremlerde 70 binden fazla kişi kayıp (Reuters)
Venezuela'daki depremlerde 70 binden fazla kişi kayıp (Reuters)

Venezuela'daki depremin ardından enkaz altındaki yakınlarını arayanlar, kurtarma çalışmalarındaki gecikme nedeniyle hükümete tepkili.

En ağır yıkımın yaşandığı kıyı kenti La Guaira'da çöken bir apartmandan sağ kurtulan Miguel Oscar Nunez, oğlunun enkaz altında hâlâ hayatta olabileceğini söylüyor. BBC'nin irtibata geçtiği Nunez, şöyle devam ediyor:

Oğlum, diğer yüzlerce kişi gibi enkazın altında mahsur kaldı. Ancak onları kurtarmak için yetkililerden acilen daha fazla desteğe ihtiyacımız var. Deprem onu öldürmemiş olabilir ama yetkililerin ihmali yüzünden hayatını kaybetmesi durumunda ne olacağını bir düşünün.

Eşi ve 16 yaşındaki kızı enkaz altında kalan Kevin Montilla da ilk saatlerde yalnızca mahalle sakinlerinin yardım ettiğini, arama kurtarma ekiplerinin geç kaldığını belirtiyor.

Reuters'ın görüştüğü 33 yaşındaki Keily Ibarra da "Enkazın temizlenmesini ve durumun netleşmesini bekliyoruz. Hükümet üzerine düşeni yapmalı" diyor.

Enkaz altında kalan 6 yakınını bulmaya çalışan Janett Noriega, "Her şey tam bir kaos içinde, hiçbir planlama yok" ifadelerini kullanıyor.

ABD'nin ocak ayında baskın düzenleyerek Nicolas Maduro'yu kaçırmasının ardından geçici olarak ülkenin liderliğini üstlenen Delcy Rodriguez üzerindeki baskı da artıyor.

Beyaz Saray yönetimi, 150 milyon dolarlık yardım taahhüdünü 300 milyon dolara yükseltirken, ABD'li arama kurtarma ekipleri de Venezuela'daki çalışmalarını sürdürüyor. ABD'den yaklaşık 300 kişilik 4 ekip gönderildi, gruplarda özel ekipmanlar ve arama köpekleri de var.

Diğer yandan Wall Street Journal'ın analizinde, Donald Trump yönetiminin bu yardımları Rodriguez hükümeti üzerindeki etkisini güçlendirmek için kullanabileceğini yazıyor.  

ABD Dışişleri Bakanlığı'nda yabancı ülkelere yardımdan sorumlu üst düzey yetkililerden Jeremy Lewin, pazartesi günkü açıklamasında "Bu arama kurtarma çalışmalarını asıl yönlendiren ABD'dir. İş bitene kadar buradan ayrılmayacağız" dedi.

Venezuelalı muhalif aktivist Marina Corina Machado da yardım çalışmalarına destek için ülkesine dönmesinin engellendiğini öne sürdü. Maduro yönetimine karşı açıklamalarıyla bilinen Nobel Barış Ödülü sahibi Machado, Rodriguez hükümetinin Panama'dan ülkeye girişini engellediğini savundu.

ABD Jeolojik Araştırma Merkezi (USGS), 24 Haziran'da Venezuela'da 39 saniye arayla 7,2 ve 7,5 büyüklüğünde iki deprem olduğunu belirtmişti.

USGS, ülkenin Yaracuy eyaletine bağlı Yumare'nin 23 kilometre güneydoğusunda 7,5, aynı eyalete bağlı San Felipe'nin 24 kilometre kuzeydoğusunda ise 7,2 büyüklüğünde sarsıntı kaydedildiğini açıklamıştı.

Karakas yönetiminin son verilerine göre ölü sayısı 1719'a yükselirken, 5 binden fazla kişi de yaralandı.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, BBC, Reuters