​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
TT

​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)

Ortadoğu'da Barış ve Güvenliğin Geleceğini Destekleme Konferansı dün sona erdi.
ABD ve Polonya, konferans sonrasında yayınlanan sonuç bildirgesinde, Ortadoğu’da istikrarın sağlanması için böyle bir konferansın gerçekleştirilmesinin gerekliliğine dikkat çekerken, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, İran'ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varılması için işbirliği yapılması çağrısında bulundu ve bu tehditlerin Ortadoğu ile sınırlı kalmayacağını, bilakis Avrupa’ya ve Batı’ya da yöneleceğini söyledi. Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz ise yaptığı konuşmada, İran'ın Suriye'ye müdahalelerinin bölgeyi olumsuz etkilediğini söyledi.
“İran, Hizbullah ve terörizm Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor”
Varşova Konferansı’nın krizlerin üstesinden gelinmesi için gerçekleştirildiğini dile getiren Pompeo, “İran, Hizbullah ve terörizmin yayılması Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor. Ortadoğu'daki barış çalışmalarına devam edeceğiz. Daha fazla yaptırım ve daha fazla baskı istiyoruz. Böylece İran'daki diktatörlerin devamlılığının önüne geçebiliriz” açıklamasında bulundu. Ayrıca bölgedeki İran saldırganlığının gerçek bir tehlike olduğuna dikkat çeken Pompeo, “Konferansta İran’ı savunan hiçbir ülke yok. İran’ın bölgeyi istikrarsızlaştıran rolü konusunda hepimiz hemfikiriz” dedi. Pompeo, İran rolüne atıfta bulunmadan bölgedeki sorunlardan bahsetmenin zor olduğuna dikkat çekerek, İran’ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varmak için işbirliğine ihtiyaç duyulduğunu ve Washington’un İran'a daha fazla yaptırım uygulama konusunda haklı olduğunu söyledi.
Öte yandan Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, Ortadoğu'daki sorunların karmaşık olduğuna ve Avrupa Birliği’nin (AB) tek başına bunların üstesinden gelmek için yeterli güce sahip olmadığına dikkat çekerek, “İran'ın olumsuz bir etkisi var. Tartışmalarımızda bunu göz ardı etmedik” dedi.
Konferansa yaklaşık 60 ülke katıldı, fakat katılımın Avrupa ayağı düşüktü. ABD yetkilileri, İran'ın eylemlerini tehdit olarak gören Arap devletleri ve İsrail gibi farklı tarafların bölgede bulunmasının önemini vurguladılar.
Pence’den Avrupa ülkelerine suçlama
Konferansın oturum aralarında açıklamalarda bulunan ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, İran dosyasıyla ilgili olarak Amerikan ve Avrupa tarafları arasındaki farklara ışık tuttu. ABD yetkilisi, Avrupalıları, ‘İran rejimine yönelik yaptırımları, mali işlemler için bir mekanizma kurarak atlatmaya çalışmakla’ suçladı. Bu davranışların hoş olmadığına dikkat çeken Pence, bu davranışların taraflar arasındaki ilişkilerde birtakım sonuçları olabileceğini söyledi.
ABD Başkan Yardımcısı Pence, konuşmasının devamında, Trump'ın iki yıl önce başkanlık koltuğuna oturmasında sonra ilk dış ziyaretini Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiğine ve Arap-İslam-Amerikan Zirvesi’ne katıldığına atıfta bulunarak, barışın sağlanması için konferansa katılan bütün ülkeler ile çalışmaya hazır olduklarını belirtti.
Katılımcıların bölge için daha iyi bir gelecek inşa edilmesi hakkında konuştuğunu kaydeden Pence, “Şu anda toplantılar yapılıyor. Çünkü radikal İslami terörizm gibi ortak bir sorunla karşı karşıyayız. Terörizm yalnızca Amerika'ya değil bölgedeki tüm ülkelere yönelik bir tehdit oluşturuyor. Başkan Trump yönetimi, bu radikal tehdide karşı koyma konusunda adımlar attı ve DEAŞ örgütü ile kendini gösteren bu tehdidin ortadan kaldırılması hususunda esas katkılarda bulundu. ABD, kendi vatandaşlarının güvenliğini önceliyor. Fakat Amerika’nın öncelenmesi, yalnız Amerika demek değildir. Washington, aşırılıkçılığa karşı uluslararası bir koalisyon oluşturmak için çalışıyor.”
Başbakan Netanyahu'nun geçen yılın sonunda Umman'ı ziyareti ve Papa Franciscus'un bu yıl BAE'ye yaptığı ziyaret gibi bölgedeki ‘değişim rüzgarlarına’ değinen Pence, “Bu tarihi konferans yeni bir dönemin başladığının kanıtıdır” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“DEAŞ hilafeti kısa bir süre sonra sona erecek ve Trump’ın açıklamasına göre yakın zamanda bölgedeki ABD birlikleri geri çekilecek. Bu, taktiklerdeki bir değişikliktir, görevde değil. Toprakları DEAŞ’ın elinden geri almamız yeterli değil. Ortaklarımızla çalışmaya hazırız. DEAŞ katıntıları her nerede olursa olsun takip edeceğiz.”
ABD'nin Suriye'deki yeni bir kimyasal saldırıya yanıt verme konusundaki kararlılığını dile getiren Pence, ülkesinin İngiltere ve Fransa ile birlikte, Devlet Başkanı Beşşar Esed rejiminin gerçekleştirdiği kimyasal bir saldırıya yanıt verdiğini hatırlatarak, rejim tarafından gerçekleştirilecek benzer bir saldırıya aynı şekilde yanıt vermeye hazır olduklarını söyledi.
“Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor”
Sonra, İran rejiminin bölgenin geleceği ve Ortadoğu’daki barış ve istikrar için en büyük tehdit olduğunu dile getirerek İran hakkında konuşmaya başlayan Pence, “Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor, Suriye ve Yemen'e müdahale ediyor, Hizbullah'ı destekliyor ve Amerikalı rehineleri elinde tutuyor” dedi. İran’ı Ortadoğu’daki etkisini genişletmek için Irak ve Suriye’de birer koridor açmakla itham eden Pence, savaşçıları ile Esed rejiminin düşmesini engellemeye çalıştığını ve Lübnan Hizbullahı’na roketler gönderdiğini söyledi.
Pence, 1979 yılında Şah’ın devrilmesinin ardından geçen 40 yıl boyunca başarısızlık ve terörün İran’da hüküm sürdüğünü dile getirerek, yapılan nükleer anlaşmanın İran’ı caydırmadığını, bilakis bölgedeki müdahalelerini daha da arttırdığını söyledi. Başkan Trump’ın nükleer anlaşmadan çekildiğini, İran rejimine yaptırımlar uyguladığını ve İran'ın eylemlerine itiraz eden diğer ülkelerin de bu yaptırımları desteklediğini dile getiren Pence, “Maalesef, en yakın Avrupalı arkadaşlarımızdan bazıları bu yaptırımları ihlal etti ve onları atlatmaya çalıştı. Fransa, İngiltere ve Almanya kurdukları finansal işlemler mekanizması ile bu yaptırımların üstesinden gelmeye çalıştılar. Bu hamle, ABD ile Avrupa’nın aralarının açılmasına sebep olacaktır” dedi.
“Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi”
İran'ın teknik olarak uygulayıp uygulamamasının değil, nükleer anlaşmanın kendisinin bir sorun olduğunu dile getiren Pence, “Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi. Artık anlaşmadan çekilmeliler. Bu fırsatı görmezden gelemeyiz” dedi.
Ortadoğu’daki barış süreci hakkında konuşan Pence, “Başkan Trump, üç İbrahimî din olan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam'ın tabilerinin barış içinde birlikte yaşamalarını istiyor” ifadesini kullandı.
Öte yandan Varşova Konferansı’na katılan Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçisi Prens Halid bin Selman, önceki gün Twitter hesabı üzerinden yapmış olduğu paylaşımlarda, “Molla rejimi 40 yıl önce iktidarı ele geçirdi. İran halkının yaşam standartları bu süre içerisinde ciddi bir düşüne tanık oldu. Bu rejim, bölgedeki terörizm, radikalizm, mezhepçilik ve istikrarsızlığı desteklemek için halkının parasını israf etmeye devam ediyor. Dost İran halkı, bölgede bölücülük ve terör fitnelerini yaymak için servetini ve parasını israf etmek yerine halkına özen gösteren bir yönetimi hak ediyor. İran rejimi halen Arapları dize getirmeye çalışmak gibi asla gerçekleşmeyecek bir yanılsama içinde. Ayrımcı söylemleri kendisini açığa çıkarıyor, Bu rejimin boş hayalleri 40 yıl sonra artık kimseyi kandıramıyor” açıklamasında bulundu.
İran rejiminin yayılımcı hayallerine hâlâ bağlı olduğuna dikkat çeken Prens Halid bin Selman, “İran rejiminin lideri, devrimlerinin 40’ıncı yıl dönümü konuşmasında Basra Körfezi'ndeki Arap topraklarının kendi topraklarının bir parçası olduğunu iddia ederek, bu bölgeyi güney İran olarak adlandırdı. Böylece yayılımcı niyetlerini ortaya koydu” ifadelerini kulandı.
Konferansın açılışı
Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, sabah saatlerinde kullandığı şu ifadeler ile konferansın açılışını yaptı;

“Bölgedeki barış ve güvenlik sorununa yeni bir ivme kazandırmanın zamanı geldi. Mülteci krizleri, ekonomik krizler ve bazı durumlarda devlet kurulması gibi krizlerin bölgede olumsuz etkiler oldu. Ortadoğu’nun istikrarını güvence altına almak, devam eden krizlere son vermek, kültürlerarası birliği teşvik etmek ve kapsayıcı toplumlar inşa etmek gibi durumlar, büyük zorluklar ile karşı karşıya. Uluslararası toplumun istikrarı ve sürdürülebilir barışı korumak için bu çabaları aktif olarak desteklemesi önemlidir.”
Czaputowicz açılış konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ortadoğu'daki çatışmaların birçok kaynağı var. Bunlardan bazıları, bazı liderlerin her ne pahasına olursa olsun gücü ellerinde tutmak istemesi, dini köktencilik ve hoşgörüsüzlüktür. Ayrıca güç dengesizlikleri, coğrafi ayrılıklar veya dış kuvvetlerin müdahalesi de çatışmaya sebep olan unsurlar arasında yer alabilir. ABD ve AB’nin İran’ın bölgede oynayacağı rol konusunda paylaştıkları bir inançları var. Ancak İran'ın nükleer programının olası sonuçları ve bu ülkenin bölgede oynadığı istikrarsızlaştırıcı rolü konusunda endişeliyiz. İran'ın tahammül edilemez davranışlarını şiddetle kınıyoruz. Aramızda araçlar bakımından farklılıklar olabilir. AB, İran'ın nükleer programının barışçıl doğasını korumanın, bir ortak eylem planını gerektirdiğine inanıyor. ABD bu anlaşmadan çekildi ve İran’a yaptırımlar uyguladı. Bugün Ortadoğu’nun karşılaştığı zorlukları hatırlatan bölge temsilcilerini dinleme fırsatına sahibiz.”
Konferans dahilinde gerçekleştirilecek görüşmelerde herhangi bir ülkenin veya konunun görüşmelerin seyrine hakim olmayacağını dile getiren ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ise şunları söyledi:
“Konferans, Yemen Dışişleri Bakanı Halid el-Yemani’nin başkanlığını yapacağı Yemen hakkında bir tartışma ile başlayacak. Daha sonra Suriye'deki idarenin sonraki adımlarını ve değişmeyen stratejik hedeflerimize ulaşmak için çabalarımızı sürdürme taahhüdümü gözden geçireceğiz. Sonrasında Başkanı Trump'ın danışmanı Jared Kushner, ABD yönetiminin İsrail ile Filistinliler arasında kapsamlı ve sürdürülebilir bir barışı sağlama çabalarını tartışacak. Tüm bu konular hakkında soru sorma ve yorum yapma fırsatı da olacak. Sonrasında ise ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Polonya Başbakanı ve 7 Dışişleri Bakanı ilgili konular hakkındaki değerlendirmelerini bizimle paylaşacak. Daha sonra bir grup devletle, mültecilerin ve insani zorlukların ele alındığı bir öğle yemeği tertip edilecek. Bunun ardından füze geliştirme ve bunları yayma, siber tehditlerle mücadele, terörizm ve yasadışı fon sağlamak ile mücadele konulu bir dizi çalışma oturumu düzenlenecek.”
Pompeo sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bugün çok önemli görüşmelerde bulunacağız, ancak konferans sona ermeyecek. Çalışmamız gerekiyor. Suriye ve Yemen, silahların yayılması, barış süreci, terörizm, İran, siber güvenlik ve insani krizler gibi meseleler tek başına üstesinden gelinecek sorunlar değil. Güvenliği sağlamak için birlikte çalışmalıyız. Hiçbir ülke bunun dışında kalamaz. ABD, Ortadoğu’daki güvenlik sorunlarına yönelik çabalara liderlik etmeye devam edecek. Bölge için iyi bir güç olmaya devam edeceğiz. Bugün gerçekleştirilen konferans bunun kanıtıdır.”
Pompeo, sabah saatlerinde, konferansı ‘istisnai’ olarak nitelendiren Netanyahu ile ortak bir basın toplantısı düzenledi.
İsrail Başbakanı Netanyahu konferans ile ilgili "tarihsel bir dönüm noktası" değerlendirmesinde bulunduktan sonra şunları söyledi:
“Burada 60 ülkeden dışişleri bakanı ve hükümet temsilcisi, İsrail başbakanı ve önde gelen Arap ülkelerinin dışişleri bakanları karşılıklı oturup bugüne kadar görülmemiş bir güç ve açıklıkla İran rejiminin yarattığı ortak tehditle nasıl baş edilmesi gerektiğini konuştu. İlk kez birlikte geleceğimizi tehdit eden şeyin ne olduğunu ve onu güvence altına almak için neler yapmamız gerektiğini tartışma fırsatı bulduk. Bu diyaloğu gelecekte yalnızca güvenlik konusunda değil, Ortadoğu halklarının yaşamını etkileyecek her alanda sürdürmeliyiz”
“İran’la yüzleşmeden Ortadoğu’da barış ve istikrar sağlayamayız” diyen Pompeo ise İran’ın eylemleri de dahil olmak üzere istikrarsızlaştırıcı eylemleri ele almaya yönelik ortak çabalara duyulan ihtiyaçtan söz ederek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Basitçe ifade etmek gerekirse, İran ile yüzleşmeden bunları gerçekleştirmek söz konusu olamaz. Lübnan’da Yemen’de Suriye’de Irak’ta yıkıcı etkilerde bulunuyorlar. Buralarda Hamas, Hizbullah ve Husiler gibi gerçek tehditler var. İran’a karşı harekete geçmeden Ortadoğu’da barış sağlayamayız.”



Katz, yaklaşan Yahudi bayramları sezonunda İran’ın saldırmasını bekliyor

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, Haziran 2024 (Arşiv - DPA)
İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, Haziran 2024 (Arşiv - DPA)
TT

Katz, yaklaşan Yahudi bayramları sezonunda İran’ın saldırmasını bekliyor

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, Haziran 2024 (Arşiv - DPA)
İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, Haziran 2024 (Arşiv - DPA)

Tel Aviv'deki baskın değerlendirme, İran liderliğinin -Başbakan Binyamin Netanyahu ve bakanlarının açıklamalarından sonra dahi- İsrail'e askeri olarak saldırmaktan kaçınmasına rağmen, İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, dün yaptığı açıklamada, İsrail savaş uçaklarının, saldırması halinde İran’a doğru havalanmaya hazır olduğunu duyurdu.

Katz, Tahran'ın İsrail'i hedef almak için yaklaşan Yahudi bayramları dönemini seçebileceğini öne sürerken, İsrail ordusu ‘ani’ bir İran saldırısı senaryosuna karşı savunma hazırlık seviyesinin yükseltildiğini açıkladı.

İsrail merkezli haber sitesi Walla, İsrail güvenlik teşkilatından üst düzey bir yetkilinin, Operasyonlar Dairesi'nin herhangi bir senaryo karşısında ve farklı cephelerden en yüksek savunma düzeyinde hareket etmek üzere uzun süredir hazır olduğunu söylediğini aktardı. Walla’nın haberine göre yetkili, son aylarda İsrail'in iç cephesinin koruma seviyesini artıran teknolojik iyileştirmelerin yapıldığını ekledi.

Site, güvenlik yetkililerinin değerlendirmelerine dayanarak, biri kısa vadeli, diğeri uzun vadeli olmak üzere ‘iki ana teyakkuz durumu’ bulunduğunu, bunun da olası bir saldırıya karşı daha iyi bir hazırlık sağladığını bildirdi.

Öte yandan İsrail ordusu, ABD ordusuyla günlük bazda ve günün 24 saati en yüksek düzeyde koordinasyonu sürdürdüğünü açıkladı.

İsrail merkezli bir diğer haber sitesi Ynet, İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir'in her birkaç günde bir savunma ve taarruz operasyon planlarını gözden geçirdiğini, değişiklikleri ve iyileştirmeleri onayladığını, Askeri İstihbarat Dairesi'nin (AMAN) ise erken uyarı sistemlerini güçlendirmeye devam ettiğini kaydetti.

CDFVGRTHYJ
Geçtiğimiz mart ayında İran’a karşı askeri operasyonlara katılmak üzere yola çıkan bir İsrail savaş uçağı (İsrail Ordusu)

Teyakkuz seviyesinin yükseltilmesi, Hürmüz Boğazı ve çevresindeki ABD-İran gerginliğinin ardından geldi. Bu gerginlik, çatışmanın kapsamının genişlemesi durumunda İsrail'in oynayabileceği rol hakkındaki soru işaretlerini İsrail'de yeniden gündeme getirdi.

Tel Aviv’deki değerlendirmeler İran’ın şu an için İsrail ile savaşmakla ilgilenmediği konusunda birleşse de Katz, Tahran’ın saldırı düzenlemek için Yahudi bayramları dönemini seçme ihtimalini hesaba kattığını söyledi.

Yahudi bayramları önümüzdeki hafta sonu başlıyor ve yaklaşık bir ay sürüyor.

Yedioth Ahronoth gazetesinin İsrail Demokrasi Enstitüsü iş birliğiyle düzenlediği bir konferansa katılan Katz'ın açıklamaları, bariz bir iç siyasi tondaydı ve büyük ölçüde İsrail kamuoyuna yönelikti.

Katz, yakın ve uzak ülkelere saldırılar düzenlediğini belirttiği İran'ın, Tahran'a uygulanan ağır ekonomik baskının ve bunun İranlılar üzerindeki yansımalarının gölgesinde, İsrail'e yönelik mevcut yaklaşımını değiştirip ona saldırmaya karar verebileceğini söyledi.

Katz’ın siyasi tonu, şu sözleriyle zirveye ulaştı:

“Ben ve Başbakan Binyamin Netanyahu, askeri komutanlarla birlikte işleri yakından ve günlük olarak, bazen de gece yarısı kırmızı hat üzerinden takip ediyoruz.”

Hiçbir bilgiyi hafife almadıklarını, herhangi bir sürprizle karşılaşmak istemediklerini ve her zaman hazır halde olduklarını ifade eden İsrail Savunma Bakanı, “Hava Kuvvetleri dahil İsrail ordusu İran'a saldırmaya hazır. Eğer bize saldırırlarsa herhangi bir tarafa dayanmaksızın çok büyük bir güçle karşılık vereceğiz” ifadelerini kullandı.

İran'a yönelik eleştirilerini sürdüren Katz, “Şu anda bizim dışımızdaki tüm bölgeyi vuruyorlar, ancak bize saldırma ihtimalleri var. Buna karşı savunma açısından hazırız” şeklinde konuştu.

İsrailli Bakan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Yahudilerden nefret ettikleri için Yahudi bayramlarında saldırmayı severler. Geçmişte yaşanan birçok olaya dikkat edin, ancak biz bu hususta ABD ile koordineli olarak hem savunma hem de taarruz açısından hazırız. İsrail'e saldırmak gibi kabul etmeyeceğimiz şeyler var. Lübnan yüzünden, Yahuda ve Samiriye (İşgal Altındaki Batı Şeria’nın Yahudi kaynaklarındaki adı) yüzünden, Gazze yüzünden ya da sırf öyle istedikleri için bize saldırırlarsa, uçaklarımız havalanmaya hazır.”


Bessent, İran'la bağlantılı havacılık, deniz taşımacılığı ve dijital varlıkları hedef almakla tehdit etti

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, (Arşiv- Reuters)
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, (Arşiv- Reuters)
TT

Bessent, İran'la bağlantılı havacılık, deniz taşımacılığı ve dijital varlıkları hedef almakla tehdit etti

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, (Arşiv- Reuters)
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, (Arşiv- Reuters)

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent dün, İran'a yönelik yaptırımların havayolu şirketleri, denizcilik sektörü ve dijital varlıkları da kapsayacak şekilde genişletilebileceği sinyalini verdi. Bessent ayrıca Tahran'ı desteklemeyi sürdüren ülke ve kuruluşları İran'la iş yapmanın sonuçları konusunda uyardı. Açıklamalar, Washington'un İran ekonomisi üzerindeki baskıyı artırma kampanyası kapsamında geldi.

Bessent, Fox News'e verdiği röportajda, Hazine Bakanlığına İran'ın havacılık, deniz taşımacılığı ve dijital varlık alanlarındaki dış destek ağını hedef alma imkânı veren yeni yetkilerin bulunduğunu söyledi.

Bessent, Tahran'la iş yapan “dost ve düşmanları” uyararak, “Kim olduğunuzu biliyoruz, siz de kim olduğunuzu biliyorsunuz. Gerekirse sizi piyasadan çıkaracağız” ifadelerini kullandı.

Washington'un, ABD baskısının aşılmasına yardımcı olan kişi ve kuruluşların sistematik biçimde hedef alınacağını belirten Bessent, “Sistematik şekilde hareket edecek ve bu tür kötü aktörlerin tamamını hedef alacağız” dedi.

Destekçilere uyarı

Bessent'in açıklamaları, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in savaş sırasında İran'a desteğini teyit etmesinden ve Moskova'nın Tahran'ın ihtiyaç duyduğu desteği sağlamayı sürdüreceğini açıklamasından bir gün sonra geldi.

Rusya'nın desteği sorulan Bessent, “Herkese mesajım şu: Uzak durun. Hepimiz bu çatışmanın sona ermesini istiyoruz ve bunu sona erdirmenin en hızlı yolu, hiç kimsenin bu rejime destek vermemesidir” dedi.

Washington'un Tahran'ı destekleyen taraflarla geniş kapsamlı görüşmeler yürüttüğünü belirten Bessent, Hazine, Dışişleri ve Savunma bakanlıklarından ekiplerin bu temaslara katıldığını belirtti.

Bessent, “Bu, bütün çabaların bir araya getirilmesini gerektiriyor. Hazine, Dışişleri ve Savunma bakanlıklarından ekipler dünyanın dört bir yanına yayıldı ve rejimi destekleyen herkesle son derece yoğun görüşmeler yürütüyoruz” diye konuştu.

Bessent, Rusya'ya yönelik herhangi bir somut önlem açıklamadı, ancak Tahran'ın dış destekçilerini de İran'la ilişkilerini sürdürmemeleri konusunda uyardı.

Putin, salı günü İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'a, Moskova'nın savaş sırasında İran'ın ihtiyaç duyduğu “yardım” ve “malları” sağlamaya çalıştığını söylemiş ancak ayrıntı vermemişti.

İran'ın “Hemşehri” ve “Jam-e Jam” gazetelerinin, ABD Başkanı Donald Trump'ın fotoğrafının yer aldığı ve Farsça “Boş yaptırım silahı” başlığını taşıyan nüshaları. (EPA)
İran'ın “Hemşehri” ve “Jam-e Jam” gazetelerinin, ABD Başkanı Donald Trump'ın fotoğrafının yer aldığı ve Farsça “Boş yaptırım silahı” başlığını taşıyan nüshaları. (EPA)

Finansal ağlar hedefte

Bessent, İran'ın fonlara ve uluslararası finans sistemine erişmesine yardımcı olan finans kuruluşlarına da dikkat çekti. Bu kapsamda ABD'nin kısa süre önce Dubai'deki bir Mısır bankasına ait şubelere yaptırım uyguladığını hatırlattı.

Bessent'e göre söz konusu şubeler, 2025'ten bu yana İran'ın 1,8 milyar dolardan fazla fon elde etmesine yardımcı oldu.

Washington'un İran'ın finansal işlemlerini kolaylaştıran kuruluşları hedef almaya devam edeceğini belirten Bessent, salı günü yönetimin hafta içinde başka bir bankaya da yaptırım uygulayabileceğini açıklamıştı.

Bu adımlar, Trump yönetiminin ağustos ayının sonunda başlattığı “Ekonomik Boğma Operasyonu” kapsamında yürütülüyor. Operasyon, İran'ın finansal ve ticari izolasyonunu artırmayı ve yaptırımları aşmasına yardımcı olan kuruluşların peşine düşmeyi amaçlıyor.

Ekonomiyi “boğma” hedefi

Bessent, yaptırımları askeri saldırılar, deniz ablukası ve ekonomik baskıyı bir araya getiren daha geniş bir stratejinin parçası olarak nitelendirdi.

“Altı hafta boyunca başarılı askeri saldırılar gerçekleştirdik, ardından ülkeyi izole eden ablukayı uyguladık ve şimdi de rejimi boğacak benzeri görülmemiş yaptırımları hayata geçiriyoruz” dedi.

İran'daki ekonomik krizin derinleştiğini gösterdiğini öne sürdüğü göstergelere işaret eden Bessent, para biriminin değer kaybettiğini, enflasyonun yükseldiğini ve askeri personelin maaşlarının ödenmesinde sorunlar yaşandığını söyledi. Şarku’l Avsat’ın Fox News'ten aktardığına göre Bessent, “Para birimi çöküyor. Enflasyon yüzde 100'ün üzerinde. Askerlerinin maaşlarını ödeyemiyorlar” ifadelerini kullandı.

Hazine Bakanı daha önce Washington'un haftalık olarak ilave yaptırımlar uygulamayı planladığını açıklamış, ilk hedefin İran'a ait fonları tutan veya Tahran'ın küresel finans sistemine erişmesine yardımcı olan bankalar olacağını belirtmişti.

Bessent ayrıca bazı kuruluşların dolar üzerinden işlem yapmasının tamamen engellenebileceği sinyalini verdi ve G20 ülkelerine İran'la ekonomik ilişkilerini kesmeleri veya azaltmaları çağrısında bulundu. Washington'un baskı kampanyasında açık kapı bırakmayacağını söyledi.

Bessent'in açıklamaları, Washington ile Tahran arasındaki askeri gerilimin yeniden arttığı, ABD'nin İran limanlarına yönelik ablukasının ve ticaret ile enerji akışına yönelik baskısının sürdüğü bir dönemde geldi.

Bessent, pazartesi günü yaptırımların amacının “İran'ın müzakere masasına oturmak istemesini sağlayacak koşulları oluşturmak” olduğunu söylemiş, Tahran'ın askeri gerilimi artırmasının nedeninin “ekonomik olarak kaybediyor olması” olduğunu belirtmişti.

Ancak ABD Başkanı Donald Trump dün, İran'ı yeniden müzakere masasına dönmeye zorlamaya çalıştığını reddetti. Trump, Tahran'ın yeni bir anlaşma imzalayıp imzalamamasını önemsemediğini söyledi. Açıklama, yönetiminin İran üzerindeki askeri ve ekonomik baskıyı artırmayı sürdürdüğü bir zamanda yapıldı.


Washington, Kiev'e Patriot füze sistemleri üretme lisansı verilmesini görüşüyor

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio (AFP)
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio (AFP)
TT

Washington, Kiev'e Patriot füze sistemleri üretme lisansı verilmesini görüşüyor

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio (AFP)
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio (AFP)

ABD'nin, Ukrayna'ya Rusya'nın saldırılarını püskürtmek için büyük ihtiyaç duyduğu Patriot önleme füzelerini üretmesi için lisans verme seçeneğini görüştüğü ifade edildi. Ancak ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, dün yayımlanan bir röportajında bunun “acil bir çözüm olmadığını” belirtti.

ABD'nin böyle bir lisans vermesi fikrine karşı olup olmadığı sorusuna Rubio, “Bu konu şu anda müzakere ediliyor, ancak acil bir çözüm değil” cevabını verdi.

Rubio, Fox News'te Brian Kilmeade programında yaptığı açıklamada, “Lisansımız olsa bile üretimin artırılması, fabrikaların kurulması yıllar sürecek bir süreç. Çünkü bunlar son derece gelişmiş silahlar” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsatın AFP’nin aktardığına göre Rubio, “Bu konu görüşülüyor. Görüşmeler bir sonuca ulaşabilir, ancak kısa vadede sorunu gerçekten çözmeyecek” ifadelerini kullandı.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, temmuz ayında Washington'a gerçekleştirdiği ziyaret sırasında Donald Trump ile “Patriot tipi önleme füzelerinin üretimi için lisans verilmesi” konusunu görüştüğünü söylemişti.

Son dönemde Kiev ve Moskova karşılıklı saldırılarını yoğunlaştırdı. Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinin başlamasının üzerinden dört yıldan fazla süre geçerken, saldırılarda hayatını kaybeden sivillerin sayısı giderek artıyor.

Hava savunması, özellikle engellenmesi zor balistik füzelere karşı savunma, Kiev için mutlak öncelik taşıyor.

Rubio, röportajında “Dünyanın her yerinden daha fazla önleme füzesi talebi geliyor” dedi.

Rubio, “Önleme füzelerine duyulan ihtiyaç, yalnızca Ukrayna'da değil, dünya genelinde savunma alanındaki en büyük ihtiyaç haline geldi” ifadelerini kullandı ve özellikle İran'a yönelik savaşın sürdüğü Ortadoğu'ya dikkat çekti.