​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
TT

​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)

Ortadoğu'da Barış ve Güvenliğin Geleceğini Destekleme Konferansı dün sona erdi.
ABD ve Polonya, konferans sonrasında yayınlanan sonuç bildirgesinde, Ortadoğu’da istikrarın sağlanması için böyle bir konferansın gerçekleştirilmesinin gerekliliğine dikkat çekerken, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, İran'ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varılması için işbirliği yapılması çağrısında bulundu ve bu tehditlerin Ortadoğu ile sınırlı kalmayacağını, bilakis Avrupa’ya ve Batı’ya da yöneleceğini söyledi. Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz ise yaptığı konuşmada, İran'ın Suriye'ye müdahalelerinin bölgeyi olumsuz etkilediğini söyledi.
“İran, Hizbullah ve terörizm Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor”
Varşova Konferansı’nın krizlerin üstesinden gelinmesi için gerçekleştirildiğini dile getiren Pompeo, “İran, Hizbullah ve terörizmin yayılması Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor. Ortadoğu'daki barış çalışmalarına devam edeceğiz. Daha fazla yaptırım ve daha fazla baskı istiyoruz. Böylece İran'daki diktatörlerin devamlılığının önüne geçebiliriz” açıklamasında bulundu. Ayrıca bölgedeki İran saldırganlığının gerçek bir tehlike olduğuna dikkat çeken Pompeo, “Konferansta İran’ı savunan hiçbir ülke yok. İran’ın bölgeyi istikrarsızlaştıran rolü konusunda hepimiz hemfikiriz” dedi. Pompeo, İran rolüne atıfta bulunmadan bölgedeki sorunlardan bahsetmenin zor olduğuna dikkat çekerek, İran’ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varmak için işbirliğine ihtiyaç duyulduğunu ve Washington’un İran'a daha fazla yaptırım uygulama konusunda haklı olduğunu söyledi.
Öte yandan Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, Ortadoğu'daki sorunların karmaşık olduğuna ve Avrupa Birliği’nin (AB) tek başına bunların üstesinden gelmek için yeterli güce sahip olmadığına dikkat çekerek, “İran'ın olumsuz bir etkisi var. Tartışmalarımızda bunu göz ardı etmedik” dedi.
Konferansa yaklaşık 60 ülke katıldı, fakat katılımın Avrupa ayağı düşüktü. ABD yetkilileri, İran'ın eylemlerini tehdit olarak gören Arap devletleri ve İsrail gibi farklı tarafların bölgede bulunmasının önemini vurguladılar.
Pence’den Avrupa ülkelerine suçlama
Konferansın oturum aralarında açıklamalarda bulunan ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, İran dosyasıyla ilgili olarak Amerikan ve Avrupa tarafları arasındaki farklara ışık tuttu. ABD yetkilisi, Avrupalıları, ‘İran rejimine yönelik yaptırımları, mali işlemler için bir mekanizma kurarak atlatmaya çalışmakla’ suçladı. Bu davranışların hoş olmadığına dikkat çeken Pence, bu davranışların taraflar arasındaki ilişkilerde birtakım sonuçları olabileceğini söyledi.
ABD Başkan Yardımcısı Pence, konuşmasının devamında, Trump'ın iki yıl önce başkanlık koltuğuna oturmasında sonra ilk dış ziyaretini Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiğine ve Arap-İslam-Amerikan Zirvesi’ne katıldığına atıfta bulunarak, barışın sağlanması için konferansa katılan bütün ülkeler ile çalışmaya hazır olduklarını belirtti.
Katılımcıların bölge için daha iyi bir gelecek inşa edilmesi hakkında konuştuğunu kaydeden Pence, “Şu anda toplantılar yapılıyor. Çünkü radikal İslami terörizm gibi ortak bir sorunla karşı karşıyayız. Terörizm yalnızca Amerika'ya değil bölgedeki tüm ülkelere yönelik bir tehdit oluşturuyor. Başkan Trump yönetimi, bu radikal tehdide karşı koyma konusunda adımlar attı ve DEAŞ örgütü ile kendini gösteren bu tehdidin ortadan kaldırılması hususunda esas katkılarda bulundu. ABD, kendi vatandaşlarının güvenliğini önceliyor. Fakat Amerika’nın öncelenmesi, yalnız Amerika demek değildir. Washington, aşırılıkçılığa karşı uluslararası bir koalisyon oluşturmak için çalışıyor.”
Başbakan Netanyahu'nun geçen yılın sonunda Umman'ı ziyareti ve Papa Franciscus'un bu yıl BAE'ye yaptığı ziyaret gibi bölgedeki ‘değişim rüzgarlarına’ değinen Pence, “Bu tarihi konferans yeni bir dönemin başladığının kanıtıdır” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“DEAŞ hilafeti kısa bir süre sonra sona erecek ve Trump’ın açıklamasına göre yakın zamanda bölgedeki ABD birlikleri geri çekilecek. Bu, taktiklerdeki bir değişikliktir, görevde değil. Toprakları DEAŞ’ın elinden geri almamız yeterli değil. Ortaklarımızla çalışmaya hazırız. DEAŞ katıntıları her nerede olursa olsun takip edeceğiz.”
ABD'nin Suriye'deki yeni bir kimyasal saldırıya yanıt verme konusundaki kararlılığını dile getiren Pence, ülkesinin İngiltere ve Fransa ile birlikte, Devlet Başkanı Beşşar Esed rejiminin gerçekleştirdiği kimyasal bir saldırıya yanıt verdiğini hatırlatarak, rejim tarafından gerçekleştirilecek benzer bir saldırıya aynı şekilde yanıt vermeye hazır olduklarını söyledi.
“Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor”
Sonra, İran rejiminin bölgenin geleceği ve Ortadoğu’daki barış ve istikrar için en büyük tehdit olduğunu dile getirerek İran hakkında konuşmaya başlayan Pence, “Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor, Suriye ve Yemen'e müdahale ediyor, Hizbullah'ı destekliyor ve Amerikalı rehineleri elinde tutuyor” dedi. İran’ı Ortadoğu’daki etkisini genişletmek için Irak ve Suriye’de birer koridor açmakla itham eden Pence, savaşçıları ile Esed rejiminin düşmesini engellemeye çalıştığını ve Lübnan Hizbullahı’na roketler gönderdiğini söyledi.
Pence, 1979 yılında Şah’ın devrilmesinin ardından geçen 40 yıl boyunca başarısızlık ve terörün İran’da hüküm sürdüğünü dile getirerek, yapılan nükleer anlaşmanın İran’ı caydırmadığını, bilakis bölgedeki müdahalelerini daha da arttırdığını söyledi. Başkan Trump’ın nükleer anlaşmadan çekildiğini, İran rejimine yaptırımlar uyguladığını ve İran'ın eylemlerine itiraz eden diğer ülkelerin de bu yaptırımları desteklediğini dile getiren Pence, “Maalesef, en yakın Avrupalı arkadaşlarımızdan bazıları bu yaptırımları ihlal etti ve onları atlatmaya çalıştı. Fransa, İngiltere ve Almanya kurdukları finansal işlemler mekanizması ile bu yaptırımların üstesinden gelmeye çalıştılar. Bu hamle, ABD ile Avrupa’nın aralarının açılmasına sebep olacaktır” dedi.
“Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi”
İran'ın teknik olarak uygulayıp uygulamamasının değil, nükleer anlaşmanın kendisinin bir sorun olduğunu dile getiren Pence, “Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi. Artık anlaşmadan çekilmeliler. Bu fırsatı görmezden gelemeyiz” dedi.
Ortadoğu’daki barış süreci hakkında konuşan Pence, “Başkan Trump, üç İbrahimî din olan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam'ın tabilerinin barış içinde birlikte yaşamalarını istiyor” ifadesini kullandı.
Öte yandan Varşova Konferansı’na katılan Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçisi Prens Halid bin Selman, önceki gün Twitter hesabı üzerinden yapmış olduğu paylaşımlarda, “Molla rejimi 40 yıl önce iktidarı ele geçirdi. İran halkının yaşam standartları bu süre içerisinde ciddi bir düşüne tanık oldu. Bu rejim, bölgedeki terörizm, radikalizm, mezhepçilik ve istikrarsızlığı desteklemek için halkının parasını israf etmeye devam ediyor. Dost İran halkı, bölgede bölücülük ve terör fitnelerini yaymak için servetini ve parasını israf etmek yerine halkına özen gösteren bir yönetimi hak ediyor. İran rejimi halen Arapları dize getirmeye çalışmak gibi asla gerçekleşmeyecek bir yanılsama içinde. Ayrımcı söylemleri kendisini açığa çıkarıyor, Bu rejimin boş hayalleri 40 yıl sonra artık kimseyi kandıramıyor” açıklamasında bulundu.
İran rejiminin yayılımcı hayallerine hâlâ bağlı olduğuna dikkat çeken Prens Halid bin Selman, “İran rejiminin lideri, devrimlerinin 40’ıncı yıl dönümü konuşmasında Basra Körfezi'ndeki Arap topraklarının kendi topraklarının bir parçası olduğunu iddia ederek, bu bölgeyi güney İran olarak adlandırdı. Böylece yayılımcı niyetlerini ortaya koydu” ifadelerini kulandı.
Konferansın açılışı
Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, sabah saatlerinde kullandığı şu ifadeler ile konferansın açılışını yaptı;

“Bölgedeki barış ve güvenlik sorununa yeni bir ivme kazandırmanın zamanı geldi. Mülteci krizleri, ekonomik krizler ve bazı durumlarda devlet kurulması gibi krizlerin bölgede olumsuz etkiler oldu. Ortadoğu’nun istikrarını güvence altına almak, devam eden krizlere son vermek, kültürlerarası birliği teşvik etmek ve kapsayıcı toplumlar inşa etmek gibi durumlar, büyük zorluklar ile karşı karşıya. Uluslararası toplumun istikrarı ve sürdürülebilir barışı korumak için bu çabaları aktif olarak desteklemesi önemlidir.”
Czaputowicz açılış konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ortadoğu'daki çatışmaların birçok kaynağı var. Bunlardan bazıları, bazı liderlerin her ne pahasına olursa olsun gücü ellerinde tutmak istemesi, dini köktencilik ve hoşgörüsüzlüktür. Ayrıca güç dengesizlikleri, coğrafi ayrılıklar veya dış kuvvetlerin müdahalesi de çatışmaya sebep olan unsurlar arasında yer alabilir. ABD ve AB’nin İran’ın bölgede oynayacağı rol konusunda paylaştıkları bir inançları var. Ancak İran'ın nükleer programının olası sonuçları ve bu ülkenin bölgede oynadığı istikrarsızlaştırıcı rolü konusunda endişeliyiz. İran'ın tahammül edilemez davranışlarını şiddetle kınıyoruz. Aramızda araçlar bakımından farklılıklar olabilir. AB, İran'ın nükleer programının barışçıl doğasını korumanın, bir ortak eylem planını gerektirdiğine inanıyor. ABD bu anlaşmadan çekildi ve İran’a yaptırımlar uyguladı. Bugün Ortadoğu’nun karşılaştığı zorlukları hatırlatan bölge temsilcilerini dinleme fırsatına sahibiz.”
Konferans dahilinde gerçekleştirilecek görüşmelerde herhangi bir ülkenin veya konunun görüşmelerin seyrine hakim olmayacağını dile getiren ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ise şunları söyledi:
“Konferans, Yemen Dışişleri Bakanı Halid el-Yemani’nin başkanlığını yapacağı Yemen hakkında bir tartışma ile başlayacak. Daha sonra Suriye'deki idarenin sonraki adımlarını ve değişmeyen stratejik hedeflerimize ulaşmak için çabalarımızı sürdürme taahhüdümü gözden geçireceğiz. Sonrasında Başkanı Trump'ın danışmanı Jared Kushner, ABD yönetiminin İsrail ile Filistinliler arasında kapsamlı ve sürdürülebilir bir barışı sağlama çabalarını tartışacak. Tüm bu konular hakkında soru sorma ve yorum yapma fırsatı da olacak. Sonrasında ise ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Polonya Başbakanı ve 7 Dışişleri Bakanı ilgili konular hakkındaki değerlendirmelerini bizimle paylaşacak. Daha sonra bir grup devletle, mültecilerin ve insani zorlukların ele alındığı bir öğle yemeği tertip edilecek. Bunun ardından füze geliştirme ve bunları yayma, siber tehditlerle mücadele, terörizm ve yasadışı fon sağlamak ile mücadele konulu bir dizi çalışma oturumu düzenlenecek.”
Pompeo sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bugün çok önemli görüşmelerde bulunacağız, ancak konferans sona ermeyecek. Çalışmamız gerekiyor. Suriye ve Yemen, silahların yayılması, barış süreci, terörizm, İran, siber güvenlik ve insani krizler gibi meseleler tek başına üstesinden gelinecek sorunlar değil. Güvenliği sağlamak için birlikte çalışmalıyız. Hiçbir ülke bunun dışında kalamaz. ABD, Ortadoğu’daki güvenlik sorunlarına yönelik çabalara liderlik etmeye devam edecek. Bölge için iyi bir güç olmaya devam edeceğiz. Bugün gerçekleştirilen konferans bunun kanıtıdır.”
Pompeo, sabah saatlerinde, konferansı ‘istisnai’ olarak nitelendiren Netanyahu ile ortak bir basın toplantısı düzenledi.
İsrail Başbakanı Netanyahu konferans ile ilgili "tarihsel bir dönüm noktası" değerlendirmesinde bulunduktan sonra şunları söyledi:
“Burada 60 ülkeden dışişleri bakanı ve hükümet temsilcisi, İsrail başbakanı ve önde gelen Arap ülkelerinin dışişleri bakanları karşılıklı oturup bugüne kadar görülmemiş bir güç ve açıklıkla İran rejiminin yarattığı ortak tehditle nasıl baş edilmesi gerektiğini konuştu. İlk kez birlikte geleceğimizi tehdit eden şeyin ne olduğunu ve onu güvence altına almak için neler yapmamız gerektiğini tartışma fırsatı bulduk. Bu diyaloğu gelecekte yalnızca güvenlik konusunda değil, Ortadoğu halklarının yaşamını etkileyecek her alanda sürdürmeliyiz”
“İran’la yüzleşmeden Ortadoğu’da barış ve istikrar sağlayamayız” diyen Pompeo ise İran’ın eylemleri de dahil olmak üzere istikrarsızlaştırıcı eylemleri ele almaya yönelik ortak çabalara duyulan ihtiyaçtan söz ederek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Basitçe ifade etmek gerekirse, İran ile yüzleşmeden bunları gerçekleştirmek söz konusu olamaz. Lübnan’da Yemen’de Suriye’de Irak’ta yıkıcı etkilerde bulunuyorlar. Buralarda Hamas, Hizbullah ve Husiler gibi gerçek tehditler var. İran’a karşı harekete geçmeden Ortadoğu’da barış sağlayamayız.”



Fransa'dan seçim yenilgisi ve ABD ile İran arasındaki "ne savaş ne barış" durumuna ilişkin değerlendirme

Paris’te dün düzenlenen gösteride bir protestocu, Trump, Fransa Macron ve Sébastien Lecornu’nun fotoğraflarının yer aldığı, üzerinde “Savaşa hazırlanıyorlar” yazan bir pankart taşıyor. (Reuters)
Paris’te dün düzenlenen gösteride bir protestocu, Trump, Fransa Macron ve Sébastien Lecornu’nun fotoğraflarının yer aldığı, üzerinde “Savaşa hazırlanıyorlar” yazan bir pankart taşıyor. (Reuters)
TT

Fransa'dan seçim yenilgisi ve ABD ile İran arasındaki "ne savaş ne barış" durumuna ilişkin değerlendirme

Paris’te dün düzenlenen gösteride bir protestocu, Trump, Fransa Macron ve Sébastien Lecornu’nun fotoğraflarının yer aldığı, üzerinde “Savaşa hazırlanıyorlar” yazan bir pankart taşıyor. (Reuters)
Paris’te dün düzenlenen gösteride bir protestocu, Trump, Fransa Macron ve Sébastien Lecornu’nun fotoğraflarının yer aldığı, üzerinde “Savaşa hazırlanıyorlar” yazan bir pankart taşıyor. (Reuters)

Paris, ABD Başkanı Donald Trump'ın ara seçimlerde uğradığı yenilginin İran'la savaş sürecine olası yansımalarını değerlendirirken ihtiyatlı bir tutum sergiliyor. Trump'ın, Ukrayna ve İran meselelerinde olduğu gibi, Avrupa başkentlerini ve bu arada Paris'i kendi kararlarıyla defalarca şaşırtmış olması nedeniyle Fransız diplomasisi, geleceğe ilişkin öngörülerde bulunmaktan kaçınıyor.

Paris yönetimi de bütün başkentler gibi Trump'ın seçim yarışından zayıflamış olarak çıktığının farkında. Ancak bilinmezliğini koruyan asıl konu, Trump'ın bundan sonraki planları. Nitekim Trump, İran'a yönelik savaşın Cumhuriyetçi Partisi'nin seçim yenilgisinin nedenlerinden biri olduğunu bizzat kabul etti. Fransız başkentinde bazı çevreler, Trump'ın yakın ekibinin, hatta belki de Trump'ın kendisinin bile bu savaşın geleceğine ilişkin nasıl bir yol izleneceğini bilmediği görüşünde.

Ancak Paris, İran dosyasından elini çekmiş değil. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un kısa süre önce gerçekleştirdiği ve Körfez'deki altı ülkeden beşini kapsayan geniş kapsamlı ziyaret de bunun göstergesi. Macron'un bu ziyarette, özellikle sonbahar ve kış döneminde ülkesinin petrol, doğal gaz ve türev ürün ihtiyacını güvence altına alma çabasının yanı sıra, altı ülkenin liderleriyle ele aldığı temel mesele, Paris'in aylardır bölgede hüküm sürdüğünü belirttiği "ne savaş ne de barış" durumundan nasıl çıkılacağı oldu.

Fransız kaynaklar, Fransa'nın bölgede askerî varlık göstermesine de dikkat çekiyor. Ancak bu durum, Fransa'nın İran'a karşı yürütülen savaşın tarafı olduğu anlamına gelmiyor. Paris, bölgedeki askerî angajmanının tamamen savunma amaçlı olduğunu vurguluyor.

Fransa'nın değerlendirmesi, İran'ın nükleer programının denetim altına alınması, Tahran'ın Körfez bölgesindeki istikrarı bozan uygulamalarına son vermesi ve Körfez suları, Hürmüz Boğazı ile Babülmendeb Boğazı'nda serbest deniz ulaşımının sağlanması ilkelerine dayanıyor. Paris'e göre bunlar bütün tarafların üzerinde uzlaşabileceği ortak hedefler. Bu şartlar oluşturulmadan bölgede güvenlik ve istikrarın tesis edilmesi mümkün değil.

Avrupa ile ABD arasındaki görüş ayrılığı ise bu hedeflere ulaşmada kullanılacak yöntemler konusunda ortaya çıkıyor. Paris, Fransa ve diğer Avrupa ülkelerinin ortak bir yaklaşım benimsediğini belirtiyor. Fransa ve İngiltere, Hürmüz Boğazı'nda güvenli geçişi sağlamak amacıyla Avrupa merkezli bir misyon başlatırken, Avrupa ülkeleri 2024'ten bu yana Kızıldeniz ve Babülmendeb Boğazı'nda gemilerin korunmasına yönelik faaliyet yürütüyor.

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'u 22 Ekim 2026'da Riyad'da karşılarken. (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'u 22 Ekim 2026'da Riyad'da karşılarken. (SPA)

"Ne savaş ne barış" durumuna karşı uyarı

Fransa'nın bakış açısına göre bölgede yeniden savaş çıkma riski hâlâ mevcut. Paris, bazı çevrelerin ABD'deki son iç siyasi gelişmelere rağmen bu ihtimali, İran rejimini devirmek için değerlendirilmesi gereken bir "fırsat" olarak görebileceğinin de farkında. Bu yaklaşımı savunan isimlerin başında ise Binyamin Netanyahu geliyor.

Paris ve çok sayıda Avrupa ülkesi, savaşın şubat ayında başlamasından sonra İran'a yönelik askerî harekâttan uzak durdu. Fransa, yeniden savaş ihtimaline karşı da aynı mesafeli tutumunu koruyor. Ayrıca Paris, savaşın nihai hedefi olarak gösterilen İran rejiminin devrilmesinin gerçekleşmeyeceği kanaatinde.

Fransız değerlendirmesine göre İran'a yönelik askerî saldırılar, rejimi ayakta tuttu ve daha da güçlendirdi. Söz konusu saldırılar, rejim içerisindeki en radikal unsurların kendi etrafında kenetlenmesini sağlarken, nükleer program sorununu da çözmedi.

Körfez'deki mevcut durumun devam etmesi ise fiilen "gri bölgede", yani "ne savaş ne de barış" koşullarında kalınması anlamına geliyor. Bu durum, normalleşmeye dönüşü zorlaştırırken, bölgenin uzun süre güvenlik ve istikrarsız kalmasına yol açabilir. Bunun sonucunda petrol ve doğal gaz tedariki ciddi zarar görür, bölgesel ve küresel ekonomi olumsuz etkilenir.

Paris, bu durumun sürmesinin hem siyasi hem de ekonomik sonuçlar doğuracağı uyarısında bulunuyor. Siyasi açıdan Irak'ın güvenliğini tehdit eden gelişmelere ve Bağdat yönetiminin silahları devletin kontrolünde toplama çabalarına yönelik risklere dikkat çekiliyor. Ayrıca İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki işgalinin sürmesi, Hizbullah'a silahlarını teslim etmeyi reddetmesi için gerekçe ve adeta bir "can simidi" sağlıyor.

Hürmüz Boğazı'nın Umman kıyısından 3 Kasım'da çekilmiş görüntüsü. (Reuters)
Hürmüz Boğazı'nın Umman kıyısından 3 Kasım'da çekilmiş görüntüsü. (Reuters)

Paris, savaşın yeniden başlamasının İran'ın Körfez ülkelerini tekrar hedef alması anlamına geleceğine de dikkat çekiyor. Bu ülkelerin yeni saldırılardan zarar göreceği belirtilirken, Tahran'ın bu yöndeki niyetini gizlemediği, aksine saldırıların kapsamını genişletmekle açık tehditte bulunduğu ifade ediliyor.

Ekonomik sonuçlar ise daha net. Bunların başında petrol, doğal gaz ile türev ürünlerin tedarikine yönelik tehditlerin devam etmesi ve bunun küresel ekonomi üzerindeki etkileri geliyor. Ayrıca enerji ihracatçısı Körfez ülkelerinin ekonomileri de ciddi zarar görüyor. Paris'in değerlendirmesine göre mevcut kriz, örneğin, Katar'ın doğal gaz ihracatının yüzde 75'inden mahrum kalmasına yol açarken diğer Körfez ekonomileri de süreçten olumsuz etkileniyor.

Paris, İran'ın ABD'nin taleplerine boyun eğmeyeceği konusunda oldukça emin. Özellikle İran yönetimi, ABD'ye karşı yürütülen savaştan galip çıktığına inanıyor. Her durumda Tahran'ın, rejimini tehdit eden gelişmeleri önlemek için elindeki bütün imkânları kullanmaya hazır olduğu değerlendiriliyor.

Bu yaklaşım, İran'ın bilinen tutumuyla da örtüşüyor: Ülke dış dünyaya açıldığında ekonomik kaynakları ve dolayısıyla direnme kapasitesi artıyor. Rejimin dış dünyaya kapanması durumunda ise askerî ve baskıcı uygulamalarını daha da yoğunlaştırdığı görülüyor.

Macron, geçen ay Doha, Manama ve Abu Dabi'ye gerçekleştirdiği ziyaret sırasında. (Reuters)
Macron, geçen ay Doha, Manama ve Abu Dabi'ye gerçekleştirdiği ziyaret sırasında. (Reuters)

Savaş çözüm getirmeyecek

Fransa'nın değerlendirmesinde değişmeyen temel görüş, savaş yoluna başvurmanın herhangi bir çözüm getirmeyeceği yönünde. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Paris çözümü, İran'la tüm ihtilaflı başlıklarda "sert ve kararlı müzakereler" yürütülmesinde görüyor.

Fransa'nın yanı sıra İngiltere ve Almanya da 2003 yılına kadar uzanan, Tahran'ın nükleer programına ilişkin uzun müzakere deneyimine sahip. Üç Avrupa ülkesi, 2015 yılında İran ile P5+1 ülkeleri arasında imzalanan nükleer anlaşmaya giden süreçte önemli rol oynamıştı.

Macron, Körfez turu sırasında bölge liderleriyle ülkelerinin beklentilerini ve Tahran'la hangi konularda müzakere yürütülebileceğini ayrıntılı biçimde ele aldı. Macron, görüşmelerinde Paris'in bu süreçte kendilerine "eşlik etmeye" hazır olduğunu ifade etti.

Fransa ayrıca, 23 Eylül'de İstanbul'da gerçekleştirilen sekizli toplantıya da büyük ilgi gösterdi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre  toplantıya bir tarafta Avrupa üçlüsü Fransa, İngiltere ve Almanya ile İtalya'nın dışişleri bakanları, diğer tarafta ise "Mekke İttifakı" temsilcileri ve Mısır katıldı. Toplantının ardından Mekke İttifakı temsilcileri Tahran'ı ziyaret etti.

İstanbul toplantısının temel ve öncelikli amacı, askerî gerilimi düşürerek savaşın yeniden başlamasını önlemek, İran'la güçlü temellere dayanan bir diyalog ve müzakere süreci başlatmak, üzerinde uzlaşılabilecek çözümler aramak ve Kızıldeniz, Hürmüz Boğazı ile Babülmendeb Boğazı'nda deniz ulaşımının serbestisini yeniden tesis etmekti.

Katılımcılar düzenli aralıklarla bir araya gelme konusunda mutabakata varırken, Tahran ziyareti ise İran'la doğrudan iletişim kanalı açmayı hedefledi.

30 Ekim'de Umman Körfezi'nde saldırıya uğrayan Ranti adlı tankerden yükselen duman. (Reuters)
30 Ekim'de Umman Körfezi'nde saldırıya uğrayan Ranti adlı tankerden yükselen duman. (Reuters)

Bütün bu gelişmeler, Trump yönetiminin İsrail'le birlikte kontrolü altında tutmak istediği İran dosyasına Fransa ve Avrupa'nın yeniden müdahil olma arzusunu yansıtıyor. Paris ve Avrupalı ortakları, Körfez'de çıkarları bulunduğunu ve bu çıkarları savunmak için seslerini duyurmaları gerektiğini düşünüyor.

Ancak barış ve savaş konusundaki kararın Paris'in ya da Avrupalıların elinde olmadığı, nihai karar merciinin Washington olduğu da kabul ediliyor.

Bazı çevreler, seçim yenilgisinin ardından Trump'ın artık eskisinden farklı bir tutum sergileyeceğini öngörüyor. Buna göre Trump, Avrupalılarla uzlaşmaya daha yatkın hâle gelebilir ve gerek Ukrayna gerekse İran konusunda Avrupalıların yürüttüğü çalışmaları dinlemeye daha açık olabilir.

Buna karşılık, tam tersi görüşü savunanlar da var. Bu çevreler, Trump'ın salı gecesinden çarşamba sabahına uzanan saatlerde yaptığı açıklamalarda, yeniden eski savaşçı söylemine dönmesini kanıt olarak gösteriyor.

Peki, kim haklı, kim yanılıyor? Bugün için bu sorunun bir cevabı yok. Cevap, önümüzdeki günlerde ortaya çıkacak.


Mars çatlaklarından sızan gaz tespit edildi: Volkanik aktivite mi?

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Mars çatlaklarından sızan gaz tespit edildi: Volkanik aktivite mi?

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Bilim insanları Mars'tan gaz sızdığını saptadı. Bu durum, gezegenin yüzeyinin altında bir şeyler yaşandığına işaret ediyor.

Mars yüzeyinde yeni çatlaklar keşfedilmesi, Kızıl Gezegen'in derinliklerinde bir zamanlar (ve belki de hâlâ) jeolojik aktivite olabileceği sinyalini veriyor. Araştırmacılar, gezegenin içinden gelen gazın yüzeye doğru yükseldiğini düşünüyor.

Yeni bir çalışmada Mars yüzeyinin altındaki magmadan gelen hidrojen klorür gazına dair kanıtlar bulundu. Bu da gezegenin içinde uyku halinde bir tür volkanizma olabileceğine işaret ediyor.

Avrupa Uzay Ajansı'nın ExoMars Trace Gas Orbiter aracı, 2021'de Mars atmosferinde hidrojen klorür gazı tespit etmişti. Dünya'da bu gaz genellikle magmatik bacalardan çıktığı gözlemlendiği için bilim insanları, Mars'ta da aynı şeyin olabileceğini düşündü.

Yeni araştırmadaysa uzay bilimcileri, Mars'ın içinde yakın zamana kadar ve belki de hâlâ yüzey altındaki volkanizmayı destekleyecek kadar ısı olduğuna dair kanıtlar buldu.

Araştırmacılar, Mars'ın volkanik açıdan aktif olabileceğini uzun zamandır tahmin ediyordu. Mars, Güneş Sistemi'ndeki en büyük volkanları barındırsa da bunların ne kadar aktif olduğu net değil. Ayrıca yüzeydeki sensörler de Dünya'yı sarsanlara benzer "Mars depremleri" tespit ediyor.

Ancak gezegende bugüne kadar gerçek bir lav akışı ya da patlama gözlemlenmedi. Yeni bulgular, bunun yüzeyin altında gerçekleşiyor olabileceğini gösteriyor. Gazın, gezegenin içindeki bir tür volkanik boru sistemine benzetilen magma odasından sızdığı düşünülüyor.

Araştırmacılar, Mars'ın bir zamanlar bu şekilde aktif olması durumunda, yaşam için gerekli koşulların ortaya çıkabileceğine inanıyor. Örneğin kabuğun içinden ilerleyen lav, yeraltı sularıyla karışarak Dünya'dakine benzer biçimde yaşamın gelişebileceği küçük alanlar oluşturmuş olabilir.

Polonya Bilimler Akademisi Uzay Araştırma Merkezi'nden öğretim üyesi ve yeni makalenin ortak başyazarı Daniel Mège, "Alba Mons bölgesindeki sızıntı yapan çatlaklarda Mars'ta yaşam aramak son derece mantıklı bir hareket olur" diyor. 

Hidrotermal sistemler aktifse, mikroorganizmaların gelişmesi için gerekli bileşenleri ve enerjiyi barındırabilir ve mikroorganizmaları yüzeyin üstündeki tehlikeli ve değişken ortamdan koruyabilirler.

Çalışma, hakemli dergi Science Advances'ta yayımlanan "Enigmatic HCl detections as a potential signature of igneous activity on Mars" (Mars'taki magmatik faaliyetin potansiyel bir işareti olarak gizemli HCl tespitleri) başlıklı yeni makalede aktarılıyor.

Independent Türkçe


Kalibaf: Kaybeden bir kumarbazın enerjisi; masadan kalkmayı başaramıyor

Bir kadın, çarşamba günü Tahran'daki İnkılap Meydanı'nda ABD karşıtı, ABD Başkanı Donald Trump'ı tasvir eden bir duvar resminin önünde selfie çekiyor (AFP)
Bir kadın, çarşamba günü Tahran'daki İnkılap Meydanı'nda ABD karşıtı, ABD Başkanı Donald Trump'ı tasvir eden bir duvar resminin önünde selfie çekiyor (AFP)
TT

Kalibaf: Kaybeden bir kumarbazın enerjisi; masadan kalkmayı başaramıyor

Bir kadın, çarşamba günü Tahran'daki İnkılap Meydanı'nda ABD karşıtı, ABD Başkanı Donald Trump'ı tasvir eden bir duvar resminin önünde selfie çekiyor (AFP)
Bir kadın, çarşamba günü Tahran'daki İnkılap Meydanı'nda ABD karşıtı, ABD Başkanı Donald Trump'ı tasvir eden bir duvar resminin önünde selfie çekiyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın, Cumhuriyetçi Parti'nin Kongre'deki kontrolünü kaybetmesinin ardından İran konusunda atacağı yeni adım merakla bekleniyor. İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, dün Trump'ı savaşın "bir sonraki aşamasına" hazırlanmakla suçlayarak, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance'ten çatışmanın bedelini Trump'a açıkça anlatmasını istedi.

Kalibaf, bu açıklamayı Vance'in İran savaşını Cumhuriyetçilerin ara seçimlerdeki yenilgisinin sorumlusu olarak göstermesine cevap olarak yaptı. Kalibaf, X hesabından İngilizce yaptığı paylaşımda, "Kaybeden bir kumarbazın enerjisi; masadan kalkmayı başaramıyor" ifadelerini kullandı.

Kalibaf, "Başkanınız, ABD 'Önce İsrail' sloganı altında uçurumun eşiğinde dururken savaşın bir sonraki aşamasına hazırlanıyor" dedi. Vance'e gösterişli konuşmaları bırakması çağrısında bulunan Kalibaf, "Neden bunları başkanınıza söylemiyorsunuz?" diye sordu.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Kalibaf, Vance'in savaşın kötü bir fikir olduğunu düşünmesi hâlinde, çatışmayı sürdürmek yerine Trump'ı savaşı sona erdirmeye ikna etmesi gerektiğini savundu. İki isim, nisan ayında gerçekleştirilen doğrudan barış görüşmelerinde ülkelerinin heyetlerine başkanlık etmişti.

Putin'e Hamaney'den mesaj

Moskova'da ise İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai, İran'ın dini lideri Mücteba Hamaney'in mesajını Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e iletti. İran devlet medyası mesajın içeriğine ilişkin bilgi vermedi.

Kremlin, Putin'in Rızai ile görüştüğünü doğrularken görüşmenin ayrıntılarını paylaşmadı. Putin ve Rızai, 2 Kasım'da da telefonla görüşerek bölgesel ve uluslararası gelişmeleri ele almıştı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai ile bugün Moskova'da görüşmeler gerçekleştiriyor (Kremlin)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai ile bugün Moskova'da görüşmeler gerçekleştiriyor (Kremlin)

Ziyaret, Financial Times gazetesinin Rusya'nın İran'a helikopterlere monte edilen güdümlü füze fırlatma sistemlerinden 90 adet tedarik etmeyi kabul ettiğine ilişkin haberinin ardından gerçekleşti. Gazete haberini, incelediği Rus üretim belgelerine dayandırdı.

Nedeni savaş

Vance, çarşamba günü yaptığı paylaşımda, "Kaybetmemizin nedeni savaş" ifadesini kullanmıştı. Savaşı savunanlara seslenen Vance, Senato'da önümüzdeki altı yıl boyunca çoğunluğun kaybedilmesinin bu savaşa değdiğini söyleyip söyleyemeyeceklerini sorguladı.

Vance, "Herkes neden kaybettiğimizi biliyor. Nereye gittiğimize ilişkin her dürüst tartışma bu noktadan başlamalı" ifadelerini kullandı.

Trump ile arasında herhangi bir görüş ayrılığı bulunduğu iddialarını hafifletmeye çalışan Vance, başkanın da savaşın Cumhuriyetçilere seçimlere mal olduğunu kabul ettiğini söyledi. Ancak Trump, Reuters'a göre savaşın seçim yenilgisinin birçok nedeninden yalnızca biri olduğunu ifade etti.

ABD Başkanı Donald Trump ve Başkan Yardımcısı JD Vance, 16 Mart 2026'da Beyaz Saray'daki Oval Ofis'te (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve Başkan Yardımcısı JD Vance, 16 Mart 2026'da Beyaz Saray'daki Oval Ofis'te (AFP)

Trump, gazetecilere yaptığı açıklamada, savaşın akaryakıt fiyatlarını yükseltmesi nedeniyle yardımcısının değerlendirmesinin "büyük ölçüde doğru" olduğunu söyledi. Bununla birlikte savaşı savunarak Wall Street Journal'a "Doğru olanı yaptım. Yine olsa yine yapardım" dedi.

Savaşı ne zaman sona erdireceği sorulan Trump, Axios'a göre, "Ne zaman istersem. Ancak bunun doğru şekilde yapılması gerekiyor çünkü onların nükleer silaha sahip olmasına izin verilemez" cevabını verdi.

Bir Beyaz Saray danışmanı Reuters'a, bazı yetkililerin Vance'in paylaşımını başkanın dış politika çizgisinden sapma ve savaşın ülke içindeki ekonomik sonuçlarının kamuoyu önünde kabul edilmesi olarak değerlendirdiğini söyledi.

Konuya yakın bir kaynak, paylaşımın Vance'in 2028 başkanlık seçimleri için kampanyasının başlangıcı olarak yorumlanabileceğini belirtti. Ancak başka bir Beyaz Saray yetkilisi, üst düzey çalışanların çoğunun bu açıklama karşısında şaşkınlık yaşadığını ifade etti.

Paylaşım, Trump'ın savaşın ilk destekçilerinden biri olarak nitelendirdiği Savunma Bakanı Pete Hegseth'in geleceğine ilişkin de soru işaretleri doğurdu.

Söylediklerine inanmayın

Trump, haftalardır seçimlerin ardından savaşı bir şekilde sona erdireceğini söylüyordu. Ancak Axios'a göre en yakın danışmanları bile başkanın bundan sonraki adımının ne olacağını bilmiyor.

ABD ve İsrail, şubat ayında İran'a karşı savaşı başlattı. Nisan ayında ilan edilen ateşkesin bir barış anlaşmasıyla sonuçlanmaması üzerine çatışma çıkmaza girdi.

Reuters'ın haberine göre İran, o tarihten bu yana yer altına gizlediği askeri cephaneliğinin bir bölümünü yeniden kullanıma hazırladı ve Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemileri tehdit etti. Bu gelişmeler küresel petrol arzına ilişkin endişeleri artırdı.

Reuters'a konuşan iki kaynak, Trump'ın geçen hafta ABD Merkez Kuvvetler Komutanı Amiral Brad Cooper'dan askeri operasyonların yeniden başlatılmasına ilişkin seçenekler hakkında brifing aldığını söyledi.

Axios'a konuşan ABD'li yetkililere göre Amerikan ordusu, bölgeye daha fazla askeri teçhizat gönderilmesi de dahil olmak üzere İran'da büyük çaplı operasyonların yeniden başlatılması ihtimaline karşı hazırlıklarını sürdürüyor.

Bununla birlikte bir ABD istihbarat yetkilisi ve Reuters'a konuşan iki yetkilinin aktardığına göre, son aylarda hazırlanan istihbarat değerlendirmeleri, yeni saldırıların Tahran'ın müzakere pozisyonunu önemli ölçüde değiştirmeyeceği ve rejim değişikliğine yol açmayacağı sonucuna vardı.

Ancak konuya yakın kaynaklar, Trump'ın askerî harekât kararı alabileceği uyarısında bulundu. Kaynaklardan biri, seçimlerin ardından Trump'ın siyasi açıdan kaybedecek fazla bir şeyi kalmadığını söyledi. İkinci kaynak ise, "İran'ı bombalamayı planlıyor. Söylediklerine inanmayın. Bu kararı ara seçimler nedeniyle erteledi" ifadelerini kullandı.

Sürdürülebilir mutabakatlar

Katarlı arabulucular, çatışmaların yeniden başlamasını önleyecek bir anlaşma taslağı için Washington ve Tahran'ın desteğini sağlamaya çalışıyor. Axios'a konuşan bölgesel kaynaklara göre bu girişim, önümüzdeki günlerde doğrudan müzakerelerin yeniden başlamasının önünü açabilir.

ABD'li bir yetkili, Axios'a yaptığı açıklamada, "Herkese önce seçimlerin bizim açımızdan nasıl sonuçlanacağını görmek istediğimizi söyledik" dedi.

Vance son haftalarda müzakerelerdeki çabalarını artırdı. Ancak Reuters'a göre İran, Washington'un uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen sıfırlama talebi de dahil olmak üzere şartlarını kabul etmeye hazır olduğuna ilişkin kayda değer bir işaret vermedi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan, Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Kuveyt Dışişleri Bakanı Şeyh Cerrah Cabir el-Ahmed es-Sabah ve Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen es-Safedi ile ayrı ayrı telefon görüşmeleri gerçekleştirdi.

İran Dışişleri Bakanlığı, görüşmelerde bölgesel gelişmelerin ve bölgede istikrarın sağlanmasına yönelik diplomatik çabaların ele alındığını bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın Umman Haber Ajansı'ndan aktardığına göre Arakçi ile Ummanlı mevkidaşı Bedr el-Busaidi de perşembe günü Hürmüz Boğazı'nda deniz ulaşımının engelsiz biçimde yeniden başlamasını sağlayacak "uygulanabilir siyasi ve teknik mutabakatlar" üzerinde yürütülen görüşmeleri değerlendirdi.

İki bakan, "gerilimin düşürülmesi" aşamasından, deniz yollarının güvenliğini sağlayacak somut düzenlemelere ve ticaret ile enerji taşımacılığını güvence altına alacak ortak teknik mekanizmalara dayalı "sürdürülebilir mutabakatlar" aşamasına geçilmesi gerektiğini vurguladı. Bu sürecin savaş durumunu sona erdirmesi gerektiğini belirtti.

Bakanlar ayrıca mutabakatların devletlerin egemenliğine saygı ve bütün tarafların meşru çıkarlarının gözetilmesi temelinde oluşturulması çağrısında bulundu.

El-Busaidi, Pakistan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Muhammed İshak Dar ile yaptığı başka telefon görüşmesinde de bölgesel gelişmeleri ele aldı. Pakistan Dışişleri Bakanlığına göre iki taraf diyaloğun sürdürülmesinin önemini vurguladı.

Siyasi yenilgi

Rızai, çarşamba günü yaptığı açıklamada, "İran halkının" Trump'ı hem savaş alanında hem de Hürmüz Boğazı'nda "stratejik yenilgiye", Washington'da ise "siyasi yenilgiye" uğrattığını savundu. Rızai, Amerikalıların Trump'ın savaşının faturasıyla karşı karşıya kaldığını ileri sürdü.

Axios'un aktardığına göre Rızai, "İran'la karşı karşıya gelen herkes savaş alanından kendi evinin kapısına kadar bedel ödeyecek" ifadelerini kullandı.

İran gazeteleri de dün seçim sonuçlarını savaşın bir kazanımı olarak değerlendirdi. Hükümete yakın İran gazetesi, "Trump'ın balonu patladı" başlığını atarak, Vance'in "Kaybetmemizin nedeni İran savaşıydı" sözlerine yer verdi.

Meclis Başkanı Kalibaf'a yakın çizgideki Sobhe No gazetesi (Yeni Sabah), seçmenlerin "İsrail adına İran'la savaşı" mahkûm ettiğini yazdı. Devrim Muhafızları'na yakın Cevan gazetesi ise "İlk cihatımızı genişleteceğiz" başlığını kullandı.

Axios'a konuşan arabuluculuk sürecinde yer alan diplomatlar, Trump'ın danışmanları ve Ortadoğu uzmanları, İran'daki bu sevinç gösterilerinin Trump'ın savaşa geri dönme ihtimalini artırabileceğini belirtti.

İran Meclisi Adli ve Hukuki İşler Komisyonu üyesi Muhammed Taki Nakdaali ise Avrupa ve ABD sokaklarında Amerikan, İsrailli ve Avrupalı siyasetçileri cezalandırmaya hazır "piyade askerleri" bulunduğunu ve Tahran'ın bu imkânlardan yararlandığını söyledi.

Hamaney, cumartesi günü askeri komutanlara tehditlere "coğrafi sınır olmaksızın" karşılık verme talimatı vermişti. Çarşamba günü de Washington'un saldırıları yeniden başlatması hâlinde savaşın kapsamının genişleyeceği uyarısında bulundu.

 Bir kadın, çarşamba günü Tahran'da Trump, Netanyahu, Vance ve ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff'un yer aldığı bir afişin önünden geçiyor (Reuters)
Bir kadın, çarşamba günü Tahran'da Trump, Netanyahu, Vance ve ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff'un yer aldığı bir afişin önünden geçiyor (Reuters)

Trump'ın seçenekleri

Axios, Trump'ın önünde üç seçeneğin bulunduğunu ve üçünün de çeşitli sorunlar barındırdığını değerlendirdi.

İlk seçenek askeri saldırıları yeniden başlatmak. Ancak bu seçenek kamuoyunda destek görmüyor, akaryakıt fiyatlarının yüksek kalmasına neden olabilir ve askerî açıdan daha iyi bir sonuç getirmesi de beklenmiyor.

İkinci seçenek müzakere. Ancak Tahran'ın taviz vermeyi reddetmesi veya Trump'ın zayıfladığını düşünerek taleplerini artırması hâlinde bu seçeneğin de çıkmaza girmesi mümkün.

Üçüncü seçenek ise Trump'ın yardımcılarının "boğma stratejisi" olarak adlandırdığı yaklaşım. Bu seçenek, deniz ablukasının ve yaptırımların sürdürülmesini, İran yönetiminin baskı altında bırakılmasını ve anlaşma yapma isteğinin sınanmasını öngörüyor. Bu yöntemin sonuç vermesi aylar sürebilir.

Vance, son aylarda Trump'ın yakın çevresinde savaşı sona erdirecek bir anlaşmayı savunan grubun öncülüğünü yaptı. Axios'a göre Vance, özel görüşmelerinde İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun İran konusunda "her açıdan yanıldığını" ileri sürdü.

Habere göre Trump, Netanyahu'nun baskılarına rağmen seçimlerden önce saldırı düzenleme seçeneğini değerlendirmiş, ancak beklemeye karar vermişti. Üst düzey danışmanlarının tavsiyelerine rağmen geçen hafta İsrail seçimlerinde Netanyahu'ya destek verdiğini açıkladı.

Axios, Vance'in paylaşımında İsrail ile ilişkinin Cumhuriyetçiler açısından ciddi bir siyasi yük hâline geldiğini savunduğunu aktardı.

İsrail'in Birleşmiş Milletler Büyükelçisi Danny Danon ise savaşın ve ABD'deki enerji fiyatlarındaki artışın sorumluluğunun ülkesine yüklenmesini reddetti.

Danon, Vance'in değerlendirmesine cevap olarak i24NEWS kanalına yaptığı açıklamada, Washington'un İran'a saldırma kararını bağımsız biçimde aldığını, İsrail'in ise operasyona destek verdiğini söyledi.

Danon, "Her şey için İsrail'i suçlamak her zaman kolaydır. Ancak bu doğru değil" ifadelerini kullandı.

Trump'ın, İsrail'in güvenlik taleplerini karşılamayan bir anlaşma yapma ihtimali sorulan Danon, "Kendimizi korumak için her zaman ne gerekiyorsa yapacağız" cevabını verdi.