​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
TT

​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)

Ortadoğu'da Barış ve Güvenliğin Geleceğini Destekleme Konferansı dün sona erdi.
ABD ve Polonya, konferans sonrasında yayınlanan sonuç bildirgesinde, Ortadoğu’da istikrarın sağlanması için böyle bir konferansın gerçekleştirilmesinin gerekliliğine dikkat çekerken, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, İran'ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varılması için işbirliği yapılması çağrısında bulundu ve bu tehditlerin Ortadoğu ile sınırlı kalmayacağını, bilakis Avrupa’ya ve Batı’ya da yöneleceğini söyledi. Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz ise yaptığı konuşmada, İran'ın Suriye'ye müdahalelerinin bölgeyi olumsuz etkilediğini söyledi.
“İran, Hizbullah ve terörizm Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor”
Varşova Konferansı’nın krizlerin üstesinden gelinmesi için gerçekleştirildiğini dile getiren Pompeo, “İran, Hizbullah ve terörizmin yayılması Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor. Ortadoğu'daki barış çalışmalarına devam edeceğiz. Daha fazla yaptırım ve daha fazla baskı istiyoruz. Böylece İran'daki diktatörlerin devamlılığının önüne geçebiliriz” açıklamasında bulundu. Ayrıca bölgedeki İran saldırganlığının gerçek bir tehlike olduğuna dikkat çeken Pompeo, “Konferansta İran’ı savunan hiçbir ülke yok. İran’ın bölgeyi istikrarsızlaştıran rolü konusunda hepimiz hemfikiriz” dedi. Pompeo, İran rolüne atıfta bulunmadan bölgedeki sorunlardan bahsetmenin zor olduğuna dikkat çekerek, İran’ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varmak için işbirliğine ihtiyaç duyulduğunu ve Washington’un İran'a daha fazla yaptırım uygulama konusunda haklı olduğunu söyledi.
Öte yandan Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, Ortadoğu'daki sorunların karmaşık olduğuna ve Avrupa Birliği’nin (AB) tek başına bunların üstesinden gelmek için yeterli güce sahip olmadığına dikkat çekerek, “İran'ın olumsuz bir etkisi var. Tartışmalarımızda bunu göz ardı etmedik” dedi.
Konferansa yaklaşık 60 ülke katıldı, fakat katılımın Avrupa ayağı düşüktü. ABD yetkilileri, İran'ın eylemlerini tehdit olarak gören Arap devletleri ve İsrail gibi farklı tarafların bölgede bulunmasının önemini vurguladılar.
Pence’den Avrupa ülkelerine suçlama
Konferansın oturum aralarında açıklamalarda bulunan ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, İran dosyasıyla ilgili olarak Amerikan ve Avrupa tarafları arasındaki farklara ışık tuttu. ABD yetkilisi, Avrupalıları, ‘İran rejimine yönelik yaptırımları, mali işlemler için bir mekanizma kurarak atlatmaya çalışmakla’ suçladı. Bu davranışların hoş olmadığına dikkat çeken Pence, bu davranışların taraflar arasındaki ilişkilerde birtakım sonuçları olabileceğini söyledi.
ABD Başkan Yardımcısı Pence, konuşmasının devamında, Trump'ın iki yıl önce başkanlık koltuğuna oturmasında sonra ilk dış ziyaretini Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiğine ve Arap-İslam-Amerikan Zirvesi’ne katıldığına atıfta bulunarak, barışın sağlanması için konferansa katılan bütün ülkeler ile çalışmaya hazır olduklarını belirtti.
Katılımcıların bölge için daha iyi bir gelecek inşa edilmesi hakkında konuştuğunu kaydeden Pence, “Şu anda toplantılar yapılıyor. Çünkü radikal İslami terörizm gibi ortak bir sorunla karşı karşıyayız. Terörizm yalnızca Amerika'ya değil bölgedeki tüm ülkelere yönelik bir tehdit oluşturuyor. Başkan Trump yönetimi, bu radikal tehdide karşı koyma konusunda adımlar attı ve DEAŞ örgütü ile kendini gösteren bu tehdidin ortadan kaldırılması hususunda esas katkılarda bulundu. ABD, kendi vatandaşlarının güvenliğini önceliyor. Fakat Amerika’nın öncelenmesi, yalnız Amerika demek değildir. Washington, aşırılıkçılığa karşı uluslararası bir koalisyon oluşturmak için çalışıyor.”
Başbakan Netanyahu'nun geçen yılın sonunda Umman'ı ziyareti ve Papa Franciscus'un bu yıl BAE'ye yaptığı ziyaret gibi bölgedeki ‘değişim rüzgarlarına’ değinen Pence, “Bu tarihi konferans yeni bir dönemin başladığının kanıtıdır” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“DEAŞ hilafeti kısa bir süre sonra sona erecek ve Trump’ın açıklamasına göre yakın zamanda bölgedeki ABD birlikleri geri çekilecek. Bu, taktiklerdeki bir değişikliktir, görevde değil. Toprakları DEAŞ’ın elinden geri almamız yeterli değil. Ortaklarımızla çalışmaya hazırız. DEAŞ katıntıları her nerede olursa olsun takip edeceğiz.”
ABD'nin Suriye'deki yeni bir kimyasal saldırıya yanıt verme konusundaki kararlılığını dile getiren Pence, ülkesinin İngiltere ve Fransa ile birlikte, Devlet Başkanı Beşşar Esed rejiminin gerçekleştirdiği kimyasal bir saldırıya yanıt verdiğini hatırlatarak, rejim tarafından gerçekleştirilecek benzer bir saldırıya aynı şekilde yanıt vermeye hazır olduklarını söyledi.
“Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor”
Sonra, İran rejiminin bölgenin geleceği ve Ortadoğu’daki barış ve istikrar için en büyük tehdit olduğunu dile getirerek İran hakkında konuşmaya başlayan Pence, “Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor, Suriye ve Yemen'e müdahale ediyor, Hizbullah'ı destekliyor ve Amerikalı rehineleri elinde tutuyor” dedi. İran’ı Ortadoğu’daki etkisini genişletmek için Irak ve Suriye’de birer koridor açmakla itham eden Pence, savaşçıları ile Esed rejiminin düşmesini engellemeye çalıştığını ve Lübnan Hizbullahı’na roketler gönderdiğini söyledi.
Pence, 1979 yılında Şah’ın devrilmesinin ardından geçen 40 yıl boyunca başarısızlık ve terörün İran’da hüküm sürdüğünü dile getirerek, yapılan nükleer anlaşmanın İran’ı caydırmadığını, bilakis bölgedeki müdahalelerini daha da arttırdığını söyledi. Başkan Trump’ın nükleer anlaşmadan çekildiğini, İran rejimine yaptırımlar uyguladığını ve İran'ın eylemlerine itiraz eden diğer ülkelerin de bu yaptırımları desteklediğini dile getiren Pence, “Maalesef, en yakın Avrupalı arkadaşlarımızdan bazıları bu yaptırımları ihlal etti ve onları atlatmaya çalıştı. Fransa, İngiltere ve Almanya kurdukları finansal işlemler mekanizması ile bu yaptırımların üstesinden gelmeye çalıştılar. Bu hamle, ABD ile Avrupa’nın aralarının açılmasına sebep olacaktır” dedi.
“Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi”
İran'ın teknik olarak uygulayıp uygulamamasının değil, nükleer anlaşmanın kendisinin bir sorun olduğunu dile getiren Pence, “Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi. Artık anlaşmadan çekilmeliler. Bu fırsatı görmezden gelemeyiz” dedi.
Ortadoğu’daki barış süreci hakkında konuşan Pence, “Başkan Trump, üç İbrahimî din olan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam'ın tabilerinin barış içinde birlikte yaşamalarını istiyor” ifadesini kullandı.
Öte yandan Varşova Konferansı’na katılan Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçisi Prens Halid bin Selman, önceki gün Twitter hesabı üzerinden yapmış olduğu paylaşımlarda, “Molla rejimi 40 yıl önce iktidarı ele geçirdi. İran halkının yaşam standartları bu süre içerisinde ciddi bir düşüne tanık oldu. Bu rejim, bölgedeki terörizm, radikalizm, mezhepçilik ve istikrarsızlığı desteklemek için halkının parasını israf etmeye devam ediyor. Dost İran halkı, bölgede bölücülük ve terör fitnelerini yaymak için servetini ve parasını israf etmek yerine halkına özen gösteren bir yönetimi hak ediyor. İran rejimi halen Arapları dize getirmeye çalışmak gibi asla gerçekleşmeyecek bir yanılsama içinde. Ayrımcı söylemleri kendisini açığa çıkarıyor, Bu rejimin boş hayalleri 40 yıl sonra artık kimseyi kandıramıyor” açıklamasında bulundu.
İran rejiminin yayılımcı hayallerine hâlâ bağlı olduğuna dikkat çeken Prens Halid bin Selman, “İran rejiminin lideri, devrimlerinin 40’ıncı yıl dönümü konuşmasında Basra Körfezi'ndeki Arap topraklarının kendi topraklarının bir parçası olduğunu iddia ederek, bu bölgeyi güney İran olarak adlandırdı. Böylece yayılımcı niyetlerini ortaya koydu” ifadelerini kulandı.
Konferansın açılışı
Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, sabah saatlerinde kullandığı şu ifadeler ile konferansın açılışını yaptı;

“Bölgedeki barış ve güvenlik sorununa yeni bir ivme kazandırmanın zamanı geldi. Mülteci krizleri, ekonomik krizler ve bazı durumlarda devlet kurulması gibi krizlerin bölgede olumsuz etkiler oldu. Ortadoğu’nun istikrarını güvence altına almak, devam eden krizlere son vermek, kültürlerarası birliği teşvik etmek ve kapsayıcı toplumlar inşa etmek gibi durumlar, büyük zorluklar ile karşı karşıya. Uluslararası toplumun istikrarı ve sürdürülebilir barışı korumak için bu çabaları aktif olarak desteklemesi önemlidir.”
Czaputowicz açılış konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ortadoğu'daki çatışmaların birçok kaynağı var. Bunlardan bazıları, bazı liderlerin her ne pahasına olursa olsun gücü ellerinde tutmak istemesi, dini köktencilik ve hoşgörüsüzlüktür. Ayrıca güç dengesizlikleri, coğrafi ayrılıklar veya dış kuvvetlerin müdahalesi de çatışmaya sebep olan unsurlar arasında yer alabilir. ABD ve AB’nin İran’ın bölgede oynayacağı rol konusunda paylaştıkları bir inançları var. Ancak İran'ın nükleer programının olası sonuçları ve bu ülkenin bölgede oynadığı istikrarsızlaştırıcı rolü konusunda endişeliyiz. İran'ın tahammül edilemez davranışlarını şiddetle kınıyoruz. Aramızda araçlar bakımından farklılıklar olabilir. AB, İran'ın nükleer programının barışçıl doğasını korumanın, bir ortak eylem planını gerektirdiğine inanıyor. ABD bu anlaşmadan çekildi ve İran’a yaptırımlar uyguladı. Bugün Ortadoğu’nun karşılaştığı zorlukları hatırlatan bölge temsilcilerini dinleme fırsatına sahibiz.”
Konferans dahilinde gerçekleştirilecek görüşmelerde herhangi bir ülkenin veya konunun görüşmelerin seyrine hakim olmayacağını dile getiren ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ise şunları söyledi:
“Konferans, Yemen Dışişleri Bakanı Halid el-Yemani’nin başkanlığını yapacağı Yemen hakkında bir tartışma ile başlayacak. Daha sonra Suriye'deki idarenin sonraki adımlarını ve değişmeyen stratejik hedeflerimize ulaşmak için çabalarımızı sürdürme taahhüdümü gözden geçireceğiz. Sonrasında Başkanı Trump'ın danışmanı Jared Kushner, ABD yönetiminin İsrail ile Filistinliler arasında kapsamlı ve sürdürülebilir bir barışı sağlama çabalarını tartışacak. Tüm bu konular hakkında soru sorma ve yorum yapma fırsatı da olacak. Sonrasında ise ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Polonya Başbakanı ve 7 Dışişleri Bakanı ilgili konular hakkındaki değerlendirmelerini bizimle paylaşacak. Daha sonra bir grup devletle, mültecilerin ve insani zorlukların ele alındığı bir öğle yemeği tertip edilecek. Bunun ardından füze geliştirme ve bunları yayma, siber tehditlerle mücadele, terörizm ve yasadışı fon sağlamak ile mücadele konulu bir dizi çalışma oturumu düzenlenecek.”
Pompeo sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bugün çok önemli görüşmelerde bulunacağız, ancak konferans sona ermeyecek. Çalışmamız gerekiyor. Suriye ve Yemen, silahların yayılması, barış süreci, terörizm, İran, siber güvenlik ve insani krizler gibi meseleler tek başına üstesinden gelinecek sorunlar değil. Güvenliği sağlamak için birlikte çalışmalıyız. Hiçbir ülke bunun dışında kalamaz. ABD, Ortadoğu’daki güvenlik sorunlarına yönelik çabalara liderlik etmeye devam edecek. Bölge için iyi bir güç olmaya devam edeceğiz. Bugün gerçekleştirilen konferans bunun kanıtıdır.”
Pompeo, sabah saatlerinde, konferansı ‘istisnai’ olarak nitelendiren Netanyahu ile ortak bir basın toplantısı düzenledi.
İsrail Başbakanı Netanyahu konferans ile ilgili "tarihsel bir dönüm noktası" değerlendirmesinde bulunduktan sonra şunları söyledi:
“Burada 60 ülkeden dışişleri bakanı ve hükümet temsilcisi, İsrail başbakanı ve önde gelen Arap ülkelerinin dışişleri bakanları karşılıklı oturup bugüne kadar görülmemiş bir güç ve açıklıkla İran rejiminin yarattığı ortak tehditle nasıl baş edilmesi gerektiğini konuştu. İlk kez birlikte geleceğimizi tehdit eden şeyin ne olduğunu ve onu güvence altına almak için neler yapmamız gerektiğini tartışma fırsatı bulduk. Bu diyaloğu gelecekte yalnızca güvenlik konusunda değil, Ortadoğu halklarının yaşamını etkileyecek her alanda sürdürmeliyiz”
“İran’la yüzleşmeden Ortadoğu’da barış ve istikrar sağlayamayız” diyen Pompeo ise İran’ın eylemleri de dahil olmak üzere istikrarsızlaştırıcı eylemleri ele almaya yönelik ortak çabalara duyulan ihtiyaçtan söz ederek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Basitçe ifade etmek gerekirse, İran ile yüzleşmeden bunları gerçekleştirmek söz konusu olamaz. Lübnan’da Yemen’de Suriye’de Irak’ta yıkıcı etkilerde bulunuyorlar. Buralarda Hamas, Hizbullah ve Husiler gibi gerçek tehditler var. İran’a karşı harekete geçmeden Ortadoğu’da barış sağlayamayız.”



ABD-İran görüşmeleri İsviçre'de başladı

ABD-İran görüşmeleri İsviçre'de başladı
TT

ABD-İran görüşmeleri İsviçre'de başladı

ABD-İran görüşmeleri İsviçre'de başladı

Katar, İran ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki müzakerelerin bugün (Pazar) İsviçre'de, arabulucu ülkeler Pakistan ve Katar'ın katılımıyla başladığını duyurdu.

Katar, çarşamba günü Tahran ile Washington arasında imzalanan mutabakat zaptında ele alınan tüm başlıkları kapsayan kapsamlı ve kalıcı bir anlaşmaya ulaşılmasını sağlayacak sonuçların bu toplantılardan çıkmasını umut ettiğini açıkladı.

İran ise, Washington'un taahhütlerini yerine getirmemesi halinde ABD ile varılan anlaşmanın "tehlikeye gireceği" uyarısında bulundu. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, resmi haber ajansı IRNA'ya yaptığı açıklamada, İran heyetinin mutabakat kapsamında karşı tarafın yükümlülüklerini yerine getirmesini takip edeceğini ve bu konuda ısrarcı olacağını söyledi.

Öte yandan, Devrim Muhafızları'na yakınlığıyla bilinen Tesnim Haber Ajansı, müzakere heyetine yakın bir kaynağa dayandırdığı haberinde, Lübnan'daki ateşkese tam olarak uyulmadığı ve İran petrolünün satışına izin verecek yaptırım muafiyetleri yürürlüğe girmediği sürece Hürmüz Boğazı'nın yeniden deniz trafiğine açılmayacağını aktardı.

Devrim Muhafızları'na bağlı Tesnim Haber Ajansı

  • Tesnim'in aktardığı kaynağa göre, ABD heyeti ile toplantının organizatörleri oturumun başında İran ve ABD heyetleri arasında tokalaşma ve aile fotoğrafı çekimi planladı.
  • Ancak İran heyetine başkanlık eden isim ve müzakere ekibi bu düzenlemeleri reddederek ABD heyetiyle ortak fotoğraf karesinde yer almayacaklarını organizatörlere bildirdi.
  • ABD Başkan Yardımcısı JD Vance'in açıklamaları
  • Başkan Donald Trump, çok sayıda soruna diplomatik çözüm bulunması için bize yetki verdi.
  • Asıl soru, Orta Doğu'daki ilişkileri kalıcı biçimde değiştirip değiştiremeyeceğimizdir.
  • İran, uzun yıllardır bölgesel istikrarsızlığın temel nedenlerinden biri oldu.
  • Amacımız, diplomasi yoluyla birlikte çalışarak Orta Doğu'da gerçek bir değişim sağlamaktır.
  • Son birkaç saat içinde önemli ilerleme kaydettik.
  • Artık herkesin barış ve refahı güçlendirmek için birlikte çalışabileceği ortak bir gelecek görüyoruz.
  • Trump bizden İran halkıyla ilişkilerde "yeni bir sayfa açmamızı" istedi.
  • Son iki gün içinde Lübnan'daki ateşkesin sürdürülmesi konusunda önemli ilerleme sağlandı.
  • Bu tür ateşkes anlaşmaları her zaman "bir miktar karmaşık" olur.

Tesnim'e konuşan kaynak

  • Tahran, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Başkanı Rafael Grossi ile İsviçre'de görüşmeyi planlamıyor.
  • Washington, Grossi'nin müzakerelere katılmasını önerdi ancak İran bu teklifi reddetti.
  • İran heyetinin öncelikli hedefi, mutabakat zaptının 13. maddesinin uygulanmasını sağlamak, dondurulan mali kaynakların serbest bırakılması ve İran petrolü için yaptırım muafiyetlerine odaklanmaktır.

ABD’nin sırlarını yönetebilecek olan o iş insanı: Bill Pulte

Bill Pulte, Washington’daki Beyaz Saray’da gazetecilere açıklamalarda bulunurken, 2 Eylül 2025 (AP)
Bill Pulte, Washington’daki Beyaz Saray’da gazetecilere açıklamalarda bulunurken, 2 Eylül 2025 (AP)
TT

ABD’nin sırlarını yönetebilecek olan o iş insanı: Bill Pulte

Bill Pulte, Washington’daki Beyaz Saray’da gazetecilere açıklamalarda bulunurken, 2 Eylül 2025 (AP)
Bill Pulte, Washington’daki Beyaz Saray’da gazetecilere açıklamalarda bulunurken, 2 Eylül 2025 (AP)

Tarık Raşid

ABD Başkanı Donald Trump, yönetimini uzman isimler yerine güvendiği kişilerden oluşturma eğilimini sürdürüyor. Bu çerçevede milyarder dostu Bill Pulte'yi, aksi yönde yüzmeye çalışmasının ardından istifa eden Tulsi Gabbard'ın yerine on sekiz istihbarat birimini bünyesinde barındıran Ulusal İstihbarat Direktörlüğü'ne geçici direktör olarak atadı. Pulte'nin sivil veya askeri istihbarat alanında herhangi bir deneyimi ya da birikimi bulunmuyor.

Yardımcılarının elinde birden fazla görevi yoğunlaştırmayı alışkanlık haline getiren Trump, Demokrat ve Cumhuriyetçi pek çok kongre üyesinin itirazlarına karşın Pulte'nin Federal Konut Finansmanı Ajansı (FHFA) direktörlüğü ile 10 trilyon doların üzerinde işlem hacmine sahip iki dev federal ipotek sigortası kuruluşu olan Fannie Mae ve Freddie Mac başkanlığı görevlerini de sürdüreceğini açıkladı.

1988'de Florida'da varlıklı bir ailede dünyaya gelen Pulte, inşaat sektörünün milyarderi olan dedesinin tek varisi ve babasının ilk evliliğinden Noreen ile Mark Pulte'nin ilk çocuğu. Dedesi William Pulte, Pulte İnşaat Grubu'nun kurucusu. Lise yıllarında bir inşaat şirketinde çalışan Pulte, New Western Üniversitesi'nden radyo gazetecilik lisansıyla mezun oldu. Üniversite eğitimi sırasında kimya mühendisi olan eşiyle tanışan Pulte, mezuniyetin ardından çeşitli risk sermayesi şirketlerinde görev yaptı. Pulte’nin 2011 yılında kurduğu Pulte Capital şirketinin çalışan sayısı 200'ü aştı ve yıllık 30 milyon dolar gelir elde ederek Forbes'un 30 yaş altı girişimciler listesine girdi. 2016 yılında dedesinin yönetim kurulu başkanlığını sürdürdüğü Pulte Grubu'na yönetim kurulu üyesi olarak atanan Pulte, Forbes 500 listesindeki bu dev şirkette bu görevi üstlenen en genç isim oldu. Ancak 2020'de dedesinin vefatının ardından grubun internet sitelerine el koyarak bunları kendi sosyal medya projelerinde kullanması üzerine yönetim kurulu tarafından görevden uzaklaştırıldı.

Ardından sosyal medya platformu X’te bir hayır kurumu hesabı açan Pulte, üç milyondan fazla takipçi edindi. Trump, 2019 yılının temmuz ayında Pulte'yi öven bir paylaşımı retweet etme karşılığında iki gaziye araba vaat etmesinin ardından onu övdü. Pulte, Trump ile defalarca kez bir araya geldiğini ve Başkan’ın hayır kurumunun faaliyetlerinden haberdar olduğunu söyledi. Bu süreçten sonra Cumhuriyetçi Parti'ye, parti ulusal komitesine ve Trump'ın 2024 yılındaki başkanlık seçim kampanyasına cömert bağışlar yapmaya başlayan Pulte'nin serveti 200 milyon ile 3 milyar dolar arasında tahmin ediliyor. Sonunda Scott Turner'a verilen Konut ve Kentsel Kalkınma Bakanlığı için Trump nezdinde girişimlerde bulunun Pulte, siyasi bir görev üstlenmesi halinde şirketlerinin yönetiminden çekileceğini açıkladı. Trump ise geçtiğimiz yılın ocak ayındaki yemin töreninin hemen ertesi günü onu FHFA başkanlığına aday gösterdi. Pulte, tüm Cumhuriyetçi üyeler ile üç Demokrat üyenin oyunu alarak Senato tarafından onaylandı.

Pulte, FHFA başkanlığına başlar başlamaz Fannie Mae ve Freddie Mac üzerindeki kontrolünü pekiştirdi. Her iki kurumun yönetim kurulundan 14 üst düzey yöneticiyi görevden aldı ve eski ABD Başkanı Joe Biden döneminde alınan pek çok politika kararını iptal etti. İptal edilenler arasında ipotek sahtekarlığı ve haksız uygulamaların önlenmesine yönelik programlar da yer alıyordu. Bunların yanı sıra federal ipotek bankalarının konut politikalarında adil uygulamaların denetlenmesinden sorumlu birimi hedef alarak onlarca çalışanı önceden bildirimsiz olarak işten çıkardı.

Pulte ayrıca Biden yönetiminin çeşitlilik, eşitlik ve kapsayıcılık politikalarının uygulanmasını engelleyen çok sayıda karar aldı. FHFA çalışanlarının yaklaşık yüzde 25'ini işten çıkardığını duyuran Pulte, Fannie Mae ile Freddie Mac'teki 100'den fazla yöneticiyi her iki kurumda etik dışı davranışla suçladı. Senato'daki Demokratlar, Pulte'nin gerçekleştirdiği işten çıkarmaların soruşturulması talebiyle FHFA genel müfettişine mektup gönderdi.

Pulte, geçtiğimiz yılın haziran ayında Fannie Mae ve Freddie Mac'e ipotek kredisi teminatı olarak kripto para birimlerini kabul etme talimatı verdi ve kredi derecelendirme ofislerinde kapsamlı bir inceleme başlattı. Bu gelişme söz konusu ofislerin borsa değerlerinin düşmesine yol açtı.

Pulte, Fannie Mae ve Freddie Mac'e ipotek kredisine başvurabilmek için kabul edilen teminatlar arasına kripto para birimlerinin dahil edilmesi talimatı verdi.

Wall Street Journal gazetesine (WSJ) göre Pulte, yetkililer ve uzmanlarla istişare etmeksizin X üzerinden ani politikalar açıkladı. Geleneksel kredi derecelendirme kuruluşlarının güvenilirliğini sorguladıktan sonra Fannie Mae ve Freddie Mac'e alternatif derecelendirme ofisleriyle çalışma talimatı verdi. Pulte'nin politikaları, Trump'ın iktidara gelir gelmez kısa sürede çözüme kavuşturacağına dair söz verdiği konut krizini hafifletmek bir yana, başta orta ve alt gelirli kesimler olmak üzere krizi daha da derinleştirdi. Bloomberg News ise Pulte'yi Trump'ın vatandaşlara konut sağlama gündemine aykırı hareket etmekle suçladı.

Pulte, ipotek sahtekarlığı olarak nitelendirdiği uygulamaları ifşa etmek amacıyla bir internet sitesi kurdu. Ancak sitenin Trump'ın rakiplerini ve siyasi düşmanlarını hedef almaktan ibaret olduğu ortaya çıktı. Hedef alınanlar arasında New York Başsavcısı Letitia James de yer alıyordu. James'in asıl ikametgahının New York'tayken Virginia'ymış gibi gösterdiği iddia edildi. Trump bu iddiayı Truth Social platformunda James'i ‘dolandırıcı’ olarak nitelendirmek için kullandı. Pulte ise James'i ‘destekli konut kredisi belgelerini tahrif ettiği’ gerekçesiyle soruşturma başlatılmak üzere Adalet Bakanlığı'na sevk etti.

Pulte aynı aracı, Trump aleyhine yürütülen Kongre soruşturmalarına önderlik eden Kaliforniyalı Demokrat Temsilci Adam Schiff'i hedef almak için de kullandı. Bir ABD Merkez Bankası (Federal Rezerv/FED) yönetim kurulu üyesini ve bir Virginia milletvekilini görevden alarak soruşturmaya sevk etmek ve Fed Başkanı Jerome Powell'ın istifasını talep etmek için de bu yöntemden yararlandı.

Şarku’l Avsat’ın Politico'dan aktardığı analize göre Pulte'nin tutumları pek çok Cumhuriyetçi yetkiliyi rahatsız etti. Hazine Bakanı Scott Bessent ise Pulte'nin Trump nezdinde kendisi hakkında olumsuz konuştuğunu öğrenmesinin ardından bir kulüpte onu yumruklamakla tehdit etti.

Trump, haziran ayında herkesi şaşırtarak CIA ve Ulusal Güvenlik Ajansı'nı da kapsayan Amerikan istihbarat servislerinin başına Pulte'yi geçici direktör olarak atadı. Eşinin kemik kanseri olduğu gerekçesiyle görevinden ayrılacak olan Gabbard'ın yerine geçecek olan Pulte, bu konumda cumhurbaşkanına güvenlik, istihbarat ve terörle mücadele konularında danışmanlık yapacak. Oysa bu alanların hiçbirine daha önce hiçbir şekilde dahil olmamıştı. Trump’ın sosyal medya paylaşımlarına göre Pulte diğer görevlerini de sürdürecek. Bu durum, Trump'ın tıpkı Dışişleri Bakanlığı, Ulusal Güvenlik Konseyi başkanlığı ve USAID yöneticiliğini aynı anda üstlenen Marco Rubio, Ulaştırma Bakanlığı ile NASA'nın geçici yöneticiliğini birlikte yürüten Sean Duffy ve hem Adalet Bakan Vekili hem de Kongre Kütüphanesi geçici direktörü olan Todd Blanche gibi isimler örneğinde olduğu gibi güvendiği isimlerin elinde giderek daha fazla yetkiyi toplamak istediğine işaret ediyor.

Pulte'nin bu göreve atanması Cumhuriyetçi ve Demokrat çevrelerde sert eleştirilere yol açtı. Ancak Trump, Senato onay sürecine karşın adayı üzerinde ısrarını sürdürüyor.

Pulte, İran'a karşı yürütülen savaş başta olmak üzere Trump'ın dış politikalarına desteğini açıklayarak onu bu göreve atanması için defalarca kez teşvik etmişti. Haberlere göre Trump, siyasi danışmanı Roger Stone ve kendisini ‘buldozer’ olarak tanımlayan diğer Make America Great Again (Amerikayı Yeniden Harika Yap/MAGA) hareketi temsilcilerinin yönlendirmesiyle bu karara heyecanla sahip çıktı. Söz konusu isimler Pulte'nin hassas gizli bilgileri kamuoyuyla paylaşma cesaretine dikkati çekti. Steve Bannon ise Pulte'nin atanmasını alkışlayarak bunu Senato'ya indirilmiş bir tokat ve ‘derin devlete’ saplanmış bir hançer olarak nitelendirdi.

Trump daha sonra WSJ’ye yaptığı açıklamada, Pulte'den istihbarat biriminde çalışanları işten çıkarmasını istediğini ve birimin kapatılmasını desteklediğini söyledi. Beyaz Saray da Pulte'nin bu hassas göreve atanmasını savunarak onu “hassas bilgilerin korunması ve dev devlet kurumlarının yeniden yapılandırılması konusunda deneyim kazanmış, güçlü bir liderlik karizmasına, dürüstlüğe ve ‘Önce Amerika’ ilkesine bağlılığa sahip bir reformcu” olarak nitelendirdi. Beyaz Saray ayrıca Pulte'nin sıkıntılı kurumları kurtarma, ABD’nin hassas varlıklarını koruma ve güç odaklarıyla mücadelede köklü bir sicile sahip olduğunu vurgulayarak bu niteliklerin Amerikalıları korumak ve küresel tehditlere karşı koymak için gerekli olduğunu açıkladı.

CNN'e göre Pulte henüz görevi için gerekli güvenlik iznini alabilmiş değil. Pek çok Demokrat milletvekili, istihbarat alanındaki deneyimsizliğinin ve Trump'a körü körüne bağlılığının onu yetkilerini kötüye kullanmaya yönlendireceği endişesini dile getirdi. Teksaslı Senatör John Cornyn gibi bazı Cumhuriyetçi isimler ve yönetim yetkilileri de adaylığa şüpheyle yaklaştı. Senato Cumhuriyetçi çoğunluk lideri John Thune ise bu konumun siyasi hesap soruşturmak için kullanılmasına karşı olduğunu açıkladı. İstihbarat çevrelerinde de Pulte atamasına ilişkin ciddi kaygılar baş gösterdi. Demokratların Trump, Pulte adaylığını geri çekmedikçe yenilemeyi reddedeceklerini ilan etmesi üzerine Pulte'nin adaylığı, Yabancı İstihbarat Gözetim Yasası'nın 702. maddesi kapsamındaki yetkilerin yenilenmesini de sekteye uğrattı. Senato İstihbarat Komitesi başkan yardımcısı görevini yürüten Virginialı Demokrat senatör ise istihbarat topluluğunun Pulte'ye herhangi bir bilginin açıklanması ihtimalinden büyük korku duyduğunu söyledi.

fvb
Pulte (en solda), Başkan Trump ve diğer yetkililerin Washington’daki FED Kurulu’na yaptığı ziyarete katıldı (AP)

Pulte, görevi için gerekli güvenlik iznini henüz alabilmiş değil. Pek çok Demokrat milletvekili ise istihbarat alanındaki deneyimsizliği ve Trump'a körü körüne bağlılığı konusundaki endişelerini dile getirdi.

Trump, Pulte’nin adaylığına karşı çıkanları, bazı güçlü Cumhuriyetçi isimlerin de aynı karşı çıkışı paylaştığını bilmesine karşın ‘partizan güdümlü aşırı sol Demokratlar’ olarak nitelendirdi. ABD federal yasasının ‘Ulusal İstihbarat Direktörü'nün ulusal güvenlik alanında geniş deneyime sahip olması gerektiğini’ öngörmesine karşın Trump'ın Pulte'yi Senato onayı aranmaksızın 210 güne kadar geçici olarak bu göreve atama yetkisi bulunuyor.

Demokrat Senatör Mark Warner, güvenlik izni bulunmayan Pulte'nin son derece hassas bilgilere erişim sağlayacağını ve farkında olmadan bu bilgileri ifşa etmeye yönlendirilebileceğini belirterek onun bu kritik göreve gelmesinin ağır zararlara yol açabileceğine dikkat çekti. İstihbarat birimlerinin üst yönetiminin ve yabancı hükümetlerin de kaygılarını dile getirdiğini aktaran Warner, Pulte hakkında kesin olarak bildiği tek şeyin onun Federal Konut Finansmanı Ajansı'nı Trump'ın rakiplerine karşı kullandığı örnekte de görüldüğü gibi Trump'ın her istediğini yapacağı olduğunu söyledi. Warner, bu atamanın ulusal güvenlik açısından bir felaket ve tehlike olacağı uyarısında bulundu.

Trump ise X platformundaki bir paylaşımında "Geçici görev üstlenecek Pulte'den Demokratlar neden bu kadar korkuyor? Ne saklıyorlar? Mutlaka ciddi bir şey var" diye sordu.

Pulte atamasına yönelik bu fırtınanın ortasında Trump, New York'un güney bölgesi savcısı ve eski Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu başkanı Jay Clayton'ı Ulusal İstihbarat Direktörlüğü'ne kalıcı direktör olarak aday gösterdiğini açıkladı. Clayton, her iki partiden pek çok kongre üyesinin takdirini kazanmış bir isim. Bununla birlikte Trump, Senato Clayton'ın atamasını onaylamadan önce Pulte'nin geçici direktör olarak görev yapması konusundaki ısrarını sürdürüyor.

Trump, Clayton'ın kalıcı istihbarat direktörlüğüne aday gösterilmesinden bir gün önce Kongre'den hükümetin yurt içi ve yurt dışındaki yabancı hedefleri izinsiz olarak takip etmesine olanak tanıyan yabancı istihbarat gözetim yasasının süresinin uzatılmasını talep etti. Trump, Pulte'nin kısa bir süre için geçici direktör olarak görev yapacağını belirtti; ancak bu süreyi netleştirmedi.

Bununla birlikte Pulte'nin görevi geçici de olsa üstlenmesi, yasal süre boyunca kalıcı bir direktörün sahip olduğu tüm yetkileri kullanmasına engel teşkil etmiyor. Pulte'nin bu göreve gelmesinden duyulan kaygının ardında şaşılacak bir şey yok; zira o, cumhurbaşkanına aşırı yaltaklığı ve onu taklit etmesiyle tanınıyor. Yakın çevresindeki bazı isimler, aşırı partizanlığı ve sosyal medyayı kontrolsüzce kullanması nedeniyle ona ‘Trump Jr.’ (küçük Trump) lakabını taktı.

Bu kaygılar, Trump'ın iki haftadan uzun süre önce Pulte'nin ‘seçim sahtekarlığıyla’ ilgili konuları araştıracağını açıklamasıyla daha da derinleşti. Bu açıklama, Trump’ın adaylığına dair komplo teorilerini körükledi.


G7 Zirvesi: İran'ın soğuk savaşı ve Batı'nın maliyet mühendisliği

Fotoğraf: Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 17 Haziran'da Fransa'nın doğusunda Évian'da düzenlenen G7 zirvesinin kapanış basın toplantısında konuşuyor (AFP)
Fotoğraf: Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 17 Haziran'da Fransa'nın doğusunda Évian'da düzenlenen G7 zirvesinin kapanış basın toplantısında konuşuyor (AFP)
TT

G7 Zirvesi: İran'ın soğuk savaşı ve Batı'nın maliyet mühendisliği

Fotoğraf: Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 17 Haziran'da Fransa'nın doğusunda Évian'da düzenlenen G7 zirvesinin kapanış basın toplantısında konuşuyor (AFP)
Fotoğraf: Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 17 Haziran'da Fransa'nın doğusunda Évian'da düzenlenen G7 zirvesinin kapanış basın toplantısında konuşuyor (AFP)

Maneli Mirkhan

G7 ülkeleri, 23 yıl sonra, 15 Haziran 2026'da Évian'a geri döndü; aynı kasaba - ve yine Fransa cumhurbaşkanlığı altında - Haziran 2003'teki G8 toplantısında İran'ın nükleer dosyasını ilk kez uluslararası gündeme taşımıştı. Évian'ın Batı doktrininin yapısal olarak düşman bir aktöre karşı dördüncü anlaşmasına sahne olması gerekiyordu. Ancak imza başka bir yerde atıldı. ABD ve İran İslam Cumhuriyeti, Versay'da aceleyle ve G7 Zirvesi sırasında, Tahran'a 20 yıldır talep ettiklerini veren bir mutabakat zaptı imzaladı; tüm yaptırımların kaldırılması, dondurulmuş tüm varlıkların serbest bırakılması ve iktidar aygıtının karşılıksız olarak İran devleti olarak tanınması.

2003'te nükleer silahların yayılmasının önlenmesi meselesi olarak ele alınan husus, 2026'da dönemin temel mücadelesinin yapısal normalleşmesi olarak pekiştirildi. Bu, 28 Şubat'tan 2026 Mayıs sonuna kadar süren İsrail-Amerikan savaşının 20 yıl öncesinde yaşanan bir mücadele. Savaş ise şunu yaptı; Batı'da, adı konulmadan bu mücadelenin maliyetinin üstünü tam 20 yıl boyunca örten retorik örtüyü kaldırdı. Versay'a gelince, savaş analizlerinin dolaşımından daha hızlı bir şekilde ve Évian'ın üretmesi gereken hizalanmayı aşan bir platform aracılığıyla bu örtüyü yeniden inşa etti. Bunun bedelini Avrupa ve küresel düzen ödedi ve sonraki on yıl da aynı koşullarla bunun bedelini peşinen ödemiş olabilir.

İslam Cumhuriyeti, yapısı Batı'nın Sovyetler Birliği'ne karşı yarım yüzyıldır yürüttüğü yapısal mücadelenin özelliklerini yansıtan bir soğuk savaş yürütüyor. Nükleer silahların yayılmasının önlenmesi rejimine meydan okuyan bir nükleer ve füze programı var ve ve füzeleri şu anda Batı topraklarını vurabilecek durumda; 1 Mart 2026'da İran'a ait bir Şahed insansız hava aracı, Avrupa Birliği topraklarına yönelik ilk doğrudan İran saldırısında, Kıbrıs topraklarındaki Akrotiri'deki (Ağrotur) İngiliz üssünü vurdu. Lübnan'daki Hizbullah'tan Yemen'deki Husiler ve Irak'taki Haşdi Şabi Güçlerine kadar bölgesel vekillerden oluşan bir ağ, ortakların istikrarını bozmak, küresel seyrüsefer üzerinde inkâr edilemez bir baskı oluşturmak için tasarlandı. Bir de küresel finans sisteminin yaptırımlarından kaçmak için tasarlanmış altyapısı tarafından tükenmiş, devlet tarafından yönetilen bir suç ekonomisi, 2023 ile 2026 yılları arasında sekiz Avrupa istihbarat servisi tarafından hazırlanan çapraz raporlar ile belgelenmiş, Batı bölgelerinde faaliyet gösteren bir siber korsanlık aygıtı, ayrıca sürekli Hürmüz Boğazı ve Babu’l Mendeb'e oynanan bahisler var.

Ağustos 2024'te, ABD Hazine Bakanlığı Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisi, Londra'da kayıtlı ZedSix kuruluşunu, yaptırımlara tabi İranlı oluşumlarla bağlantılı 94 milyar doların üzerinde işlem gerçekleştirdikten sonra yaptırımlar listesine dahil etti. Son on yılda dört Avrupa bankası İran ile ilgili ihlaller nedeniyle 12 milyar avrodan fazla para cezası ödedi. Bu iki örnek, Avrupa Ekonomik Alanı, Birleşik Krallık, Arap Körfezi ve ötesindeki yüzlerce aracı yoluyla gerçekleşen bir yaptırımları atlatma yapısının yalnızca görünen kısmıdır. Bunun maliyetini, uyumu sağlayan Avrupa finans sistemi, düzenleyici baskıyı absorbe eden Körfez ülkeleri ve yaptırım çerçevesi yapısal olarak zayıflayan bölgesel ekonomiler ödüyor.

Versay Mutabakat Zaptı, ABD'nin İslam Cumhuriyeti'ne yönelik birincil ve ikincil tüm yaptırımlarını sona erdiriyor. Uygulandığı takdirde, yaptırımları atlatma yapısını meşrulaştıracak, uyumun maliyetini karşılıksız bırakacak ve Soğuk Savaş'ın mali cephesini gelecek on yıla kadar genişletecektir.

defvrbthyjn
ABD Başkanı Donald Trump, Kanada Başbakanı Mark Carney, Almanya Başbakanı Friedrich Merz ve Japonya Başbakanı Sanae Takaichi, 16 Haziran'da Fransa'nın doğusunda Évian'da düzenlenen G7 zirvesi sırasında fotoğraf çekiminin yapılacağı yerde (AFP)

İslam Cumhuriyeti, Batı'nın yarım asırdır Sovyetler Birliği'ne karşı yürüttüğü yapısal mücadelenin özelliklerini yansıtan bir soğuk savaş yürütüyor

Güvenlik tarafında ise İran'da üretilip Ukrayna şehirlerine karşı kullanılmak üzere Rusya Federasyonu'na tedarik edilen Şahed-136 insansız hava aracının maliyeti 50 bin dolar civarında.  Onu düşürebilecek Patriot önleme füzesinin maliyeti ise 1 milyon doları aşıyor. Aradaki fark yirmi kat ve stratejik düzeyde işe yarıyor: Bir harekat alanına tahsis edilen her Batı bataryası diğer bir alan için kullanılamaz hale geliyor ve her önleme operasyonu, hedefin kendisinden yirmi kat daha değerli bir mühimmatı harcıyor. Aynı dengesizlik nükleer dosyada da geçerli; İslam Cumhuriyeti'ni 2026'nın başlarında nükleer silah üretme eşiğine birkaç hafta kadar yaklaştıran hızlanma, Suudi, Türk ve Mısırlı yetkilileri orijinal nükleer silahların yayılmasını önleme çerçevesinin korumayı amaçladığı bölgesel dengeyi yeniden değerlendirmeye sevk etti. Versay Mutabakat Zaptı İran'ı nükleer programını mevcut aşamada tutmakla yükümlü kılıyor ve bu aşama tam olarak bölgesel dengeyi tehdit ediyor, çünkü eşik hâlâ sadece birkaç hafta içinde aşılabilir.

Yirmi yıl boyunca Süleymani'nin vekil arenalar aracılığıyla derinlemesine savunmaya dayanan doktrini, İran ile mücadelenin maliyetini 1982'den beri Lübnan'da Hizbullah, 1992'den bu yana Filistin'de Hamas, 2003'ten bu yana Iraklı milisler, 2009'dan bu yana Yemen'de Husiler ve 2012'den 2024'teki devrilişine kadar desteklenmeye devam eden Esed rejimi ile bölgesel çevreye yükledi. Her arena, Körfez ve Avrupa ekonomilerinin insani yardım, yeniden inşa çağrıları, yerinden edilmiş sakinler ve aksayan ticaret yoluyla özümsediği bölgesel bir fatura üretti. Suudi Arabistan’ın 2030 Vizyonu, tam tersi yönde tasarlanmış bir süreç dahilinde İran'ın bölgesel baskısını dengeledi. Mısır'a gelince, Süveyş Kanalı gelirleri Husi eylemlerinin başlamasından bu yana keskin bir düşüş yaşadı. Bu bölgesel cephenin denizdeki ifadesi, onun en açık tezahürü olmaya devam ediyor; dünya genelinde deniz yoluyla taşınan ham petrolün yüzde 30'u Hürmüz Boğazı'ndan geçerken, Babu’l Mendeb, Asya ile Avrupa arasındaki konteyner trafiğinin büyük bir kısmını Ümit Burnu'nun etrafından dolanmaya zorluyor. Versay Mutabakat Zaptı Hürmüz'ü yeniden açıyor ancak İran Devrim Muhafızları'nın kontrolü ve yönetimi altında.

Bu savaşın iç cephesi, G7'nin eylem için en net araçlara sahip olduğu alan. 2023 ile 2026 yılları arasında sekiz Avrupa istihbarat servisi, İslam Cumhuriyeti'nin Avrupa Birliği ve Birleşik Krallık topraklarındaki faaliyetlerine ilişkin çapraz raporlar yayınladı. Bu raporlar beş koordineli düzenlemeyi belgeliyor; sürgündeki muhaliflere karşı sınır ötesi baskı, Avrupa kurumları hakkında istihbarat toplama, derneksel ve akademik kanallar aracılığıyla siyasi nüfuz elde etme, Devrim Muhafızları ile bağlantılı gruplara atfedilen siber operasyonlar, inkar edilebilir operasyonlar gerçekleştirmek için aracıların kullanılması. Aynı yapı, Körfez'e de uzanıyor ve İran'ın muhalif isimlere, gazetecilere ve diaspora ağlarına yönelik eylemleri Riyad, Abu Dabi, Doha ve İstanbul'da yaşanan vakalar ile belgelendi. Farklı yargı bölgelerinde münferit olaylar gibi görünen hadiseler, operasyonel açıdan, maliyetleri ayrı bütçeler aracılığıyla karşılanan tek bir yapıdır. Bunları yöneten aygıtsa, mutabakat zaptı ile İran devleti olarak tanındı; dondurulmuş varlıkları serbest bırakıldı, ona yönelik yaptırımları kaldırıldı, ama operasyonel araçları öylece bırakıldı.

vbthyn
Zirveye katılan liderlerden hatıra fotoğrafı (Reuters)

Bu maliyet, sınırların ötesinde işleyen, devlet boyutunda bir stratejik doktrin inşa etti. Aynı boyutta koordineli bir Batı hizalanması dışında küçültülemez. G7, Batı'nın artık karşılayamayacağı bir maliyetle karşı karşıya olduğu anlarda daha önce de bu tür bir yapısal hizalanmayı sağlamıştı. Mayıs 1986'da Tokyo'da, ABD'nin Libya'ya saldırısının ardından devlet başkanları Trablus'u terör sponsoru bir devlet olarak deklare etmiş ve silah satışlarına ve Libyalı diplomatlara karşı somut önlemler almıştı. Mart 2014'te Lahey'de 72 saat içinde Kırım'ın ilhakından sonra Batı'nın Rusya'ya uyguladığı yaptırımların yapısı yeniden oluşturulmuştu. Haziran 2022'de Elmau'da, daha önce hiçbir kılavuzda bulunmayan bir araç olan Rusya petrolüne tavan fiyatı uygulaması icat edilmişti. Tokyo karar vermiş. Lahey yeniden oluşturmuş. Elmau icat etmişti. Versay ise maliyeti on yıl daha uzatacak bir belgeye imza attı.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Versay Mutabakat Zaptı’nın başlattığı süreci düzeltmek hâlâ mümkün. 2009'dan bu yana beş seferberlik turu ile rejim sayfasını kapatma kararlılığını dile getiren İran halkı ile İran rejimi, tüm bu süreçte dil ve siyaset açısından iki farklı taraftır. Batı'nın gelecekte rejime vereceği her taviz, yalnızca rejimin kendisinden somut bir getiri karşılığında verilmeli. Yaptırımların sona erdirilmesi, yeniden inşa için 300 milyar dolar ödenmesi ve Hürmüz'ün yeniden açılmasına ilişkin operasyonel ayrıntılara ilişkin uygulama aşamaları, mutabakatın dokunulmadan bıraktığı dört cepheden en az birinde doğrulanabilir bir davranış değişikliğine bağlı olmalı. Avrupa'nın “İran Devrim Muhafızları”nı paramiliter bir terör örgütü olarak tanımlamasına gelince, yıllar süren kurumsal tartışmalardan sonra, bu tanımlama bozulmadan kalmalı ve mutabakata eşlik eden bir referans olarak hafifletilmesine yönelik her türlü baskıya dayanmalı. Zira bu, rejimi davranışını değiştirmeye zorlayabilecek tek ideolojik dayanak. O olmadan, normalleşmeye yönelik diğer tüm araçlar çöker.

2026’daki G7 Zirvesi'nin hatırlanacağı sınav budur. Versay Mutabakat Zaptı önümüzdeki aylarda Batı hizalanmasının ideolojik disiplini yoluyla İran rejimine davranış değişikliği dayatacak bir araca dönüştürülürse, 2026 yılı, Batı'nın yapısal olarak düşman bir aktörle mücadele becerisini gecikmeli ama kararlı bir şekilde yeniden kazandığı bir yıl olarak hatırlanacaktır. Ama mutabakatın yazıldığı gibi uygulanması, tüm tavizlerin koşulsuz verilmesi, Devrim Muhafızları’nın terör örgütü tanımının aşınması ve ideolojik hizalanmanın süresiz olarak ertelenmesi halinde, 2026’daki G7 Zirvesi, Tahran'ın dünyaya dayattığı ve Batı'nın 20 yıllık inkarın ardından mücadele yerine normalleştirmeyi seçtiği soğuk savaş karşısında Batılı güçlerin başarısızlığı olarak tarihe geçecektir.