​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
TT

​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)

Ortadoğu'da Barış ve Güvenliğin Geleceğini Destekleme Konferansı dün sona erdi.
ABD ve Polonya, konferans sonrasında yayınlanan sonuç bildirgesinde, Ortadoğu’da istikrarın sağlanması için böyle bir konferansın gerçekleştirilmesinin gerekliliğine dikkat çekerken, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, İran'ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varılması için işbirliği yapılması çağrısında bulundu ve bu tehditlerin Ortadoğu ile sınırlı kalmayacağını, bilakis Avrupa’ya ve Batı’ya da yöneleceğini söyledi. Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz ise yaptığı konuşmada, İran'ın Suriye'ye müdahalelerinin bölgeyi olumsuz etkilediğini söyledi.
“İran, Hizbullah ve terörizm Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor”
Varşova Konferansı’nın krizlerin üstesinden gelinmesi için gerçekleştirildiğini dile getiren Pompeo, “İran, Hizbullah ve terörizmin yayılması Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor. Ortadoğu'daki barış çalışmalarına devam edeceğiz. Daha fazla yaptırım ve daha fazla baskı istiyoruz. Böylece İran'daki diktatörlerin devamlılığının önüne geçebiliriz” açıklamasında bulundu. Ayrıca bölgedeki İran saldırganlığının gerçek bir tehlike olduğuna dikkat çeken Pompeo, “Konferansta İran’ı savunan hiçbir ülke yok. İran’ın bölgeyi istikrarsızlaştıran rolü konusunda hepimiz hemfikiriz” dedi. Pompeo, İran rolüne atıfta bulunmadan bölgedeki sorunlardan bahsetmenin zor olduğuna dikkat çekerek, İran’ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varmak için işbirliğine ihtiyaç duyulduğunu ve Washington’un İran'a daha fazla yaptırım uygulama konusunda haklı olduğunu söyledi.
Öte yandan Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, Ortadoğu'daki sorunların karmaşık olduğuna ve Avrupa Birliği’nin (AB) tek başına bunların üstesinden gelmek için yeterli güce sahip olmadığına dikkat çekerek, “İran'ın olumsuz bir etkisi var. Tartışmalarımızda bunu göz ardı etmedik” dedi.
Konferansa yaklaşık 60 ülke katıldı, fakat katılımın Avrupa ayağı düşüktü. ABD yetkilileri, İran'ın eylemlerini tehdit olarak gören Arap devletleri ve İsrail gibi farklı tarafların bölgede bulunmasının önemini vurguladılar.
Pence’den Avrupa ülkelerine suçlama
Konferansın oturum aralarında açıklamalarda bulunan ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, İran dosyasıyla ilgili olarak Amerikan ve Avrupa tarafları arasındaki farklara ışık tuttu. ABD yetkilisi, Avrupalıları, ‘İran rejimine yönelik yaptırımları, mali işlemler için bir mekanizma kurarak atlatmaya çalışmakla’ suçladı. Bu davranışların hoş olmadığına dikkat çeken Pence, bu davranışların taraflar arasındaki ilişkilerde birtakım sonuçları olabileceğini söyledi.
ABD Başkan Yardımcısı Pence, konuşmasının devamında, Trump'ın iki yıl önce başkanlık koltuğuna oturmasında sonra ilk dış ziyaretini Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiğine ve Arap-İslam-Amerikan Zirvesi’ne katıldığına atıfta bulunarak, barışın sağlanması için konferansa katılan bütün ülkeler ile çalışmaya hazır olduklarını belirtti.
Katılımcıların bölge için daha iyi bir gelecek inşa edilmesi hakkında konuştuğunu kaydeden Pence, “Şu anda toplantılar yapılıyor. Çünkü radikal İslami terörizm gibi ortak bir sorunla karşı karşıyayız. Terörizm yalnızca Amerika'ya değil bölgedeki tüm ülkelere yönelik bir tehdit oluşturuyor. Başkan Trump yönetimi, bu radikal tehdide karşı koyma konusunda adımlar attı ve DEAŞ örgütü ile kendini gösteren bu tehdidin ortadan kaldırılması hususunda esas katkılarda bulundu. ABD, kendi vatandaşlarının güvenliğini önceliyor. Fakat Amerika’nın öncelenmesi, yalnız Amerika demek değildir. Washington, aşırılıkçılığa karşı uluslararası bir koalisyon oluşturmak için çalışıyor.”
Başbakan Netanyahu'nun geçen yılın sonunda Umman'ı ziyareti ve Papa Franciscus'un bu yıl BAE'ye yaptığı ziyaret gibi bölgedeki ‘değişim rüzgarlarına’ değinen Pence, “Bu tarihi konferans yeni bir dönemin başladığının kanıtıdır” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“DEAŞ hilafeti kısa bir süre sonra sona erecek ve Trump’ın açıklamasına göre yakın zamanda bölgedeki ABD birlikleri geri çekilecek. Bu, taktiklerdeki bir değişikliktir, görevde değil. Toprakları DEAŞ’ın elinden geri almamız yeterli değil. Ortaklarımızla çalışmaya hazırız. DEAŞ katıntıları her nerede olursa olsun takip edeceğiz.”
ABD'nin Suriye'deki yeni bir kimyasal saldırıya yanıt verme konusundaki kararlılığını dile getiren Pence, ülkesinin İngiltere ve Fransa ile birlikte, Devlet Başkanı Beşşar Esed rejiminin gerçekleştirdiği kimyasal bir saldırıya yanıt verdiğini hatırlatarak, rejim tarafından gerçekleştirilecek benzer bir saldırıya aynı şekilde yanıt vermeye hazır olduklarını söyledi.
“Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor”
Sonra, İran rejiminin bölgenin geleceği ve Ortadoğu’daki barış ve istikrar için en büyük tehdit olduğunu dile getirerek İran hakkında konuşmaya başlayan Pence, “Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor, Suriye ve Yemen'e müdahale ediyor, Hizbullah'ı destekliyor ve Amerikalı rehineleri elinde tutuyor” dedi. İran’ı Ortadoğu’daki etkisini genişletmek için Irak ve Suriye’de birer koridor açmakla itham eden Pence, savaşçıları ile Esed rejiminin düşmesini engellemeye çalıştığını ve Lübnan Hizbullahı’na roketler gönderdiğini söyledi.
Pence, 1979 yılında Şah’ın devrilmesinin ardından geçen 40 yıl boyunca başarısızlık ve terörün İran’da hüküm sürdüğünü dile getirerek, yapılan nükleer anlaşmanın İran’ı caydırmadığını, bilakis bölgedeki müdahalelerini daha da arttırdığını söyledi. Başkan Trump’ın nükleer anlaşmadan çekildiğini, İran rejimine yaptırımlar uyguladığını ve İran'ın eylemlerine itiraz eden diğer ülkelerin de bu yaptırımları desteklediğini dile getiren Pence, “Maalesef, en yakın Avrupalı arkadaşlarımızdan bazıları bu yaptırımları ihlal etti ve onları atlatmaya çalıştı. Fransa, İngiltere ve Almanya kurdukları finansal işlemler mekanizması ile bu yaptırımların üstesinden gelmeye çalıştılar. Bu hamle, ABD ile Avrupa’nın aralarının açılmasına sebep olacaktır” dedi.
“Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi”
İran'ın teknik olarak uygulayıp uygulamamasının değil, nükleer anlaşmanın kendisinin bir sorun olduğunu dile getiren Pence, “Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi. Artık anlaşmadan çekilmeliler. Bu fırsatı görmezden gelemeyiz” dedi.
Ortadoğu’daki barış süreci hakkında konuşan Pence, “Başkan Trump, üç İbrahimî din olan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam'ın tabilerinin barış içinde birlikte yaşamalarını istiyor” ifadesini kullandı.
Öte yandan Varşova Konferansı’na katılan Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçisi Prens Halid bin Selman, önceki gün Twitter hesabı üzerinden yapmış olduğu paylaşımlarda, “Molla rejimi 40 yıl önce iktidarı ele geçirdi. İran halkının yaşam standartları bu süre içerisinde ciddi bir düşüne tanık oldu. Bu rejim, bölgedeki terörizm, radikalizm, mezhepçilik ve istikrarsızlığı desteklemek için halkının parasını israf etmeye devam ediyor. Dost İran halkı, bölgede bölücülük ve terör fitnelerini yaymak için servetini ve parasını israf etmek yerine halkına özen gösteren bir yönetimi hak ediyor. İran rejimi halen Arapları dize getirmeye çalışmak gibi asla gerçekleşmeyecek bir yanılsama içinde. Ayrımcı söylemleri kendisini açığa çıkarıyor, Bu rejimin boş hayalleri 40 yıl sonra artık kimseyi kandıramıyor” açıklamasında bulundu.
İran rejiminin yayılımcı hayallerine hâlâ bağlı olduğuna dikkat çeken Prens Halid bin Selman, “İran rejiminin lideri, devrimlerinin 40’ıncı yıl dönümü konuşmasında Basra Körfezi'ndeki Arap topraklarının kendi topraklarının bir parçası olduğunu iddia ederek, bu bölgeyi güney İran olarak adlandırdı. Böylece yayılımcı niyetlerini ortaya koydu” ifadelerini kulandı.
Konferansın açılışı
Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, sabah saatlerinde kullandığı şu ifadeler ile konferansın açılışını yaptı;

“Bölgedeki barış ve güvenlik sorununa yeni bir ivme kazandırmanın zamanı geldi. Mülteci krizleri, ekonomik krizler ve bazı durumlarda devlet kurulması gibi krizlerin bölgede olumsuz etkiler oldu. Ortadoğu’nun istikrarını güvence altına almak, devam eden krizlere son vermek, kültürlerarası birliği teşvik etmek ve kapsayıcı toplumlar inşa etmek gibi durumlar, büyük zorluklar ile karşı karşıya. Uluslararası toplumun istikrarı ve sürdürülebilir barışı korumak için bu çabaları aktif olarak desteklemesi önemlidir.”
Czaputowicz açılış konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ortadoğu'daki çatışmaların birçok kaynağı var. Bunlardan bazıları, bazı liderlerin her ne pahasına olursa olsun gücü ellerinde tutmak istemesi, dini köktencilik ve hoşgörüsüzlüktür. Ayrıca güç dengesizlikleri, coğrafi ayrılıklar veya dış kuvvetlerin müdahalesi de çatışmaya sebep olan unsurlar arasında yer alabilir. ABD ve AB’nin İran’ın bölgede oynayacağı rol konusunda paylaştıkları bir inançları var. Ancak İran'ın nükleer programının olası sonuçları ve bu ülkenin bölgede oynadığı istikrarsızlaştırıcı rolü konusunda endişeliyiz. İran'ın tahammül edilemez davranışlarını şiddetle kınıyoruz. Aramızda araçlar bakımından farklılıklar olabilir. AB, İran'ın nükleer programının barışçıl doğasını korumanın, bir ortak eylem planını gerektirdiğine inanıyor. ABD bu anlaşmadan çekildi ve İran’a yaptırımlar uyguladı. Bugün Ortadoğu’nun karşılaştığı zorlukları hatırlatan bölge temsilcilerini dinleme fırsatına sahibiz.”
Konferans dahilinde gerçekleştirilecek görüşmelerde herhangi bir ülkenin veya konunun görüşmelerin seyrine hakim olmayacağını dile getiren ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ise şunları söyledi:
“Konferans, Yemen Dışişleri Bakanı Halid el-Yemani’nin başkanlığını yapacağı Yemen hakkında bir tartışma ile başlayacak. Daha sonra Suriye'deki idarenin sonraki adımlarını ve değişmeyen stratejik hedeflerimize ulaşmak için çabalarımızı sürdürme taahhüdümü gözden geçireceğiz. Sonrasında Başkanı Trump'ın danışmanı Jared Kushner, ABD yönetiminin İsrail ile Filistinliler arasında kapsamlı ve sürdürülebilir bir barışı sağlama çabalarını tartışacak. Tüm bu konular hakkında soru sorma ve yorum yapma fırsatı da olacak. Sonrasında ise ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Polonya Başbakanı ve 7 Dışişleri Bakanı ilgili konular hakkındaki değerlendirmelerini bizimle paylaşacak. Daha sonra bir grup devletle, mültecilerin ve insani zorlukların ele alındığı bir öğle yemeği tertip edilecek. Bunun ardından füze geliştirme ve bunları yayma, siber tehditlerle mücadele, terörizm ve yasadışı fon sağlamak ile mücadele konulu bir dizi çalışma oturumu düzenlenecek.”
Pompeo sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bugün çok önemli görüşmelerde bulunacağız, ancak konferans sona ermeyecek. Çalışmamız gerekiyor. Suriye ve Yemen, silahların yayılması, barış süreci, terörizm, İran, siber güvenlik ve insani krizler gibi meseleler tek başına üstesinden gelinecek sorunlar değil. Güvenliği sağlamak için birlikte çalışmalıyız. Hiçbir ülke bunun dışında kalamaz. ABD, Ortadoğu’daki güvenlik sorunlarına yönelik çabalara liderlik etmeye devam edecek. Bölge için iyi bir güç olmaya devam edeceğiz. Bugün gerçekleştirilen konferans bunun kanıtıdır.”
Pompeo, sabah saatlerinde, konferansı ‘istisnai’ olarak nitelendiren Netanyahu ile ortak bir basın toplantısı düzenledi.
İsrail Başbakanı Netanyahu konferans ile ilgili "tarihsel bir dönüm noktası" değerlendirmesinde bulunduktan sonra şunları söyledi:
“Burada 60 ülkeden dışişleri bakanı ve hükümet temsilcisi, İsrail başbakanı ve önde gelen Arap ülkelerinin dışişleri bakanları karşılıklı oturup bugüne kadar görülmemiş bir güç ve açıklıkla İran rejiminin yarattığı ortak tehditle nasıl baş edilmesi gerektiğini konuştu. İlk kez birlikte geleceğimizi tehdit eden şeyin ne olduğunu ve onu güvence altına almak için neler yapmamız gerektiğini tartışma fırsatı bulduk. Bu diyaloğu gelecekte yalnızca güvenlik konusunda değil, Ortadoğu halklarının yaşamını etkileyecek her alanda sürdürmeliyiz”
“İran’la yüzleşmeden Ortadoğu’da barış ve istikrar sağlayamayız” diyen Pompeo ise İran’ın eylemleri de dahil olmak üzere istikrarsızlaştırıcı eylemleri ele almaya yönelik ortak çabalara duyulan ihtiyaçtan söz ederek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Basitçe ifade etmek gerekirse, İran ile yüzleşmeden bunları gerçekleştirmek söz konusu olamaz. Lübnan’da Yemen’de Suriye’de Irak’ta yıkıcı etkilerde bulunuyorlar. Buralarda Hamas, Hizbullah ve Husiler gibi gerçek tehditler var. İran’a karşı harekete geçmeden Ortadoğu’da barış sağlayamayız.”



Tahran, ‘yasak bölge’ ilan ederken UAEA Direktörü Grossi, nükleer belirsizlik uyarısında bulundu

Dün, Bandar Abbas açıklarındaki Hürmüz Boğazı’nda sisin ortasında demirlemiş ticari gemilerin yanından geçen bir tekne (AP)
Dün, Bandar Abbas açıklarındaki Hürmüz Boğazı’nda sisin ortasında demirlemiş ticari gemilerin yanından geçen bir tekne (AP)
TT

Tahran, ‘yasak bölge’ ilan ederken UAEA Direktörü Grossi, nükleer belirsizlik uyarısında bulundu

Dün, Bandar Abbas açıklarındaki Hürmüz Boğazı’nda sisin ortasında demirlemiş ticari gemilerin yanından geçen bir tekne (AP)
Dün, Bandar Abbas açıklarındaki Hürmüz Boğazı’nda sisin ortasında demirlemiş ticari gemilerin yanından geçen bir tekne (AP)

Tahran dün, ABD’nin deniz ablukasına karşı koymak amacıyla Körfez'de yeni bir ‘yasak bölge’ ilan edeceğini duyurmasının ardından, bölgedeki petrol ve gaz tesislerini hedef alma tehdidinde bulunarak tehditlerinin kapsamını gemilerden ABD enerji kaynaklarına doğru genişletti.

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf, Washington'ın İran varlıklarını hedef alması halinde bölgedeki ABD petrol ve gaz şirketleri ile tesislerinin de aynı tehlikeyle karşı karşıya kalacağını söyledi.

Öte yandan İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai, Tahran'ın birkaç gün içinde ‘ABD abluka hattı’ ile yükleme limanları arasında uzanan bir ‘yasak bölge’ uygulaması duyuracağını ve İran ile koordinasyon sağlamadan Hürmüz Boğazı'na doğru hareket eden herhangi bir geminin İran’ın yaptırım listesine ekleneceğini duyurdu.

Diğer taraftan İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Deniz Kuvvetleri Siyasi İşler Başkan Yardımcısı Ali Muhammedi, Umman’ın Hasab Limanı’nın Hürmüz Boğazı'ndaki ‘dokunulmazlık sınırını’ temsil ettiğini söyledi.

Viyana’da ise Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Başkanı Rafael Grossi, UAEA Yönetim Kurulu toplantısının başında, İran'ın nükleer tesisleri ve materyalleri hakkında bilgi eksikliğinin ve saha doğrulama faaliyetlerinin yeniden başlatılamamasının ‘nükleer silahların yayılması açısından ciddi bir endişe kaynağı’ olduğu konusunda uyardı.


Lübnanlı gazetecinin öldürülmesi davasında “savaş suçunu övmekle” suçlanan general hakkındaki Paris şikâyeti işleme konulmadı

Lübnanlı gazeteci Emel Halil (X)
Lübnanlı gazeteci Emel Halil (X)
TT

Lübnanlı gazetecinin öldürülmesi davasında “savaş suçunu övmekle” suçlanan general hakkındaki Paris şikâyeti işleme konulmadı

Lübnanlı gazeteci Emel Halil (X)
Lübnanlı gazeteci Emel Halil (X)

Paris Savcılığı dün, Lübnan merkezli El-Ahbar gazetesinin Fransız General Philippe Sidos hakkında “savaş suçunu övmek” suçlamasıyla yaptığı şikâyeti işleme koymadı. Fransız Haber Ajansı’nın (AFP) aktardığına göre karar, generalin nisan ayında Lübnan’da bir gazetecinin öldürülmesine ilişkin yaptığı açıklamalarla bağlantılı.

El-Ahbar gazetesinin saha muhabiri olarak görev yapan 42 yaşındaki Lübnanlı gazeteci Emel Halil, 22 Nisan’da güney Lübnan’ın et-Tayri beldesinde İsrail’in düzenlediği hava saldırısında öldürüldü. Saldırıda, yanında bulunan bağımsız foto muhabiri Zeynep Farac da yaralandı. Gazeteciler, İsrail güçlerinin hâlen bazı bölgelerini işgal ettiği güney Lübnan’daki saldırı sırasında bir eve sığınmıştı.

Nisan ayının sonlarında, daha önce Lübnan’daki Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü’nün (UNIFIL) irtibat ofisinin başkanlığını yapan General Sidos, “El-Ahbar, Hizbullah’a yakın bir gazete. İsrailliler, Hizbullah’la çalışan gazetecilerin Hizbullah adına çalışan casuslar olduğunu söylemeye alışkın. Dolayısıyla burada hedef alma kasıtlıydı” ifadelerini kullandı.

Fransız general sözlerini şöyle sürdürdü: “Gazetenin adı geçtiği andan itibaren bu, kasıtlı bir hedef alma anlamına geliyor. Bu açık, net ve kesin. Bugün El-Ahbar gazetesine biraz göz attım. Evet, Hizbullah’a karşı son derece taraflı.”

Paris Savcılığı ise “gazetecinin kasıtlı olarak hedef alındığını ileri sürmenin ve İsrail ordusunun hata yapmış olabileceği ihtimalini dışlamanın, söz konusu ateş açma eylemini gerekçelendiren veya olumlu bir biçimde sunan başka unsurlar bulunmadığı sürece, tek başına savaş suçunu övmek olarak nitelendirilemeyeceği” sonucuna vardı.

Şarku’l Avsatın AFP’den aktardığına göre gazetenin avukatı Vincent Brengarth yaptığı açıklamada, “Savcılığın değerlendirmesine itiraz ediyoruz” dedi.

Brengarth, şikâyetin işleme konulmamasının “açık bir çifte standardı” yansıttığını savundu. “Bir yandan Filistin yanlısı görüşler suç sayılırken, diğer yandan İsrail’in işlediği suçları meşrulaştıran veya teşvik eden kişilerin soruşturulmasında bariz bir zafiyet görülüyor” ifadelerini kullandı.

Brengarth, “Bu çarpıklığa yönelik süregelen hoşgörü, yalnızca cezasızlık anlayışını pekiştiriyor” değerlendirmesinde bulundu.

BFM TV Gazeteciler Derneği de nisan ayının sonunda, söz konusu “şok edici açıklamalardan tamamen uzak durduğunu” açıklamış ve “bir gazetecinin, tıpkı bir sivilin hedef alınmasının da savaş suçu olduğunu” hatırlatmıştı.

Dernek, “Bazı uzmanların canlı yayınlarda gazetecilerin tehlikeye atılmasını, hatta öldürülmesini haklı çıkarıyormuş gibi görünmesi kabul edilemez. Bu durum, sahada görev yapan gazetecilerimizin güvenliğini de tehlikeye atıyor” değerlendirmesinde bulunmuştu.

Lübnan makamları, nisan ayının sonunda İsrail’i, Halil’i kurtarmaya çalışan sağlık ekiplerinin çalışmalarını saatlerce engelleyerek “savaş suçu” işlemekle suçlamıştı. Bu nedenle gazetecinin enkaz altında hayattayken çıkarılmasının mümkün olmadığı belirtilmişti.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres de o dönemde gazetecilerin görevlerini herhangi bir müdahale, taciz veya daha ağır bir tehdit korkusu yaşamadan yerine getirebilmelerinin sağlanması gerektiğini vurguladı.

Ağustos ayının başında İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch), Uluslararası Af Örgütü ve El-Mufakkira El-Kanuniyye adlı kuruluşlar, Halil’in ölümüyle ilgili ayrı ayrı yürüttükleri soruşturmaların sonuçlarını yayımladı. Kuruluşlar, saldırının “savaş suçu” teşkil ettiği sonucuna vardı.


“Eşi benzeri görülmemiş bir ortaklık düzeyi”... Rusya ile Kuzey Kore arasında ilk kara köprüsü açıldı

Kuzey Kore ile Rusya arasındaki kara köprüsünün açılış töreninden. (Reuters)
Kuzey Kore ile Rusya arasındaki kara köprüsünün açılış töreninden. (Reuters)
TT

“Eşi benzeri görülmemiş bir ortaklık düzeyi”... Rusya ile Kuzey Kore arasında ilk kara köprüsü açıldı

Kuzey Kore ile Rusya arasındaki kara köprüsünün açılış töreninden. (Reuters)
Kuzey Kore ile Rusya arasındaki kara köprüsünün açılış töreninden. (Reuters)

Kuzey Kore, Ukrayna'daki devam eden savaş ortamında iş birliğini artırmak amacıyla iki ülke arasında kurulan ilk kara köprüsünün dün açılmasını memnuniyetle karşıladı.İki ülke arasındaki ilk kara bağlantısı olan köprünün, Ukrayna’da devam eden savaşın gölgesinde iş birliğini güçlendirmesi amaçlanıyor.

Şarku’l Avsatın AFP’den aktardığına göre köprü, Kuzey Kore ile Çin ve Rusya arasındaki sınırların kesiştiği Uzak Doğu bölgesinde sınır hattını oluşturan Tumen (Tumannaya) Nehri’nin üzerinde bulunuyor.

Kuzey Kore’nin üst düzey yetkililerinden Pak Tae-song, köprünün tamamlanmasını överek, Kuzey Kore Merkezi Haber Ajansı’na göre bunun “ikili iş birliğinin tamamına yeni bir ivme kazandıran önemli bir gelişme” olduğunu söyledi.

Rusya ile Kuzey Kore arasındaki bağlantı daha önce hava ve demir yolu hatlarıyla sınırlıydı.

Rus hükümetinin açıklamasına göre yaklaşık 1 kilometre uzunluğundaki ve yapımı yaklaşık 16 ay süren köprü, iki müttefik ülke arasındaki “dostluk ve iyi komşuluk ilişkilerini güçlendirme arzusunu simgeliyor.”

Aynı proje kapsamında, 30 Nisan 2025’te yapımına başlanan ve yine aynı kaynağa göre günde “300 araç ve 2 bin 325 kişiyi” ağırlayabilecek kapasitede olan Hasan sınır kapısı da inşa edildi.

Rusya Başbakanı Mihail Mişustin, açılış töreninde video konferans yoluyla yaptığı konuşmada, “Rusya ile Kuzey Kore arasındaki ilişkilerin bugün eşi benzeri görülmemiş bir kapsamlı stratejik ortaklık düzeyine ulaştığını” söyledi.

Pyongyang ile Moskova, 2022’de Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırısının başlamasından sonra ilişkilerini daha da yakınlaştırdı.

Kuzey Kore, Rusya’nın Kursk bölgesine Ukrayna ordusuna karşı savaşmak üzere asker gönderirken, Rusya’ya da Ukrayna’daki savaş çabalarını desteklemek amacıyla askeri teçhizat sağladı.

Analistlere göre, karşılığında, doğal afetlerden de muzdarip olan izole ülke, Moskova'dan mali yardım, gıda, enerji kaynakları ve askeri teknoloji alıyor.

Yaz aylarında, Ukraynalı insan hakları örgütü Truthhounds, o sırada yapım aşamasında olan köprünün, "Kuzey Koreli askerleri, inşaat işçilerini ve askeri yetkilileri Rusya'ya taşımak için doğrudan bir arter" ve ters yönde de "Rus teknolojisi ve kaynaklarını" taşımak için bir yol olarak hizmet edebileceğini iddia etti.

Temmuz ayında, Kore Merkez Bankası, Kuzey Kore'nin GSYİH'sının 2025 yılında üçüncü yıl üst üste %3'ün üzerinde büyüyeceğini tahmin ederek, Moskova ve Pyongyang arasındaki ekonomik iş birliğini "önemli bir itici güç" olarak nitelendirdi.

Bu arada, kurumdaki bir yetkili, Kuzey Kore'nin gayri safi milli gelirinin, Rusya'daki asker konuşlandırmasıyla bağlantılı olarak artan "yabancı para" girişleriyle desteklendiğini ifade etti.