​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
TT

​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)

Ortadoğu'da Barış ve Güvenliğin Geleceğini Destekleme Konferansı dün sona erdi.
ABD ve Polonya, konferans sonrasında yayınlanan sonuç bildirgesinde, Ortadoğu’da istikrarın sağlanması için böyle bir konferansın gerçekleştirilmesinin gerekliliğine dikkat çekerken, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, İran'ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varılması için işbirliği yapılması çağrısında bulundu ve bu tehditlerin Ortadoğu ile sınırlı kalmayacağını, bilakis Avrupa’ya ve Batı’ya da yöneleceğini söyledi. Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz ise yaptığı konuşmada, İran'ın Suriye'ye müdahalelerinin bölgeyi olumsuz etkilediğini söyledi.
“İran, Hizbullah ve terörizm Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor”
Varşova Konferansı’nın krizlerin üstesinden gelinmesi için gerçekleştirildiğini dile getiren Pompeo, “İran, Hizbullah ve terörizmin yayılması Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor. Ortadoğu'daki barış çalışmalarına devam edeceğiz. Daha fazla yaptırım ve daha fazla baskı istiyoruz. Böylece İran'daki diktatörlerin devamlılığının önüne geçebiliriz” açıklamasında bulundu. Ayrıca bölgedeki İran saldırganlığının gerçek bir tehlike olduğuna dikkat çeken Pompeo, “Konferansta İran’ı savunan hiçbir ülke yok. İran’ın bölgeyi istikrarsızlaştıran rolü konusunda hepimiz hemfikiriz” dedi. Pompeo, İran rolüne atıfta bulunmadan bölgedeki sorunlardan bahsetmenin zor olduğuna dikkat çekerek, İran’ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varmak için işbirliğine ihtiyaç duyulduğunu ve Washington’un İran'a daha fazla yaptırım uygulama konusunda haklı olduğunu söyledi.
Öte yandan Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, Ortadoğu'daki sorunların karmaşık olduğuna ve Avrupa Birliği’nin (AB) tek başına bunların üstesinden gelmek için yeterli güce sahip olmadığına dikkat çekerek, “İran'ın olumsuz bir etkisi var. Tartışmalarımızda bunu göz ardı etmedik” dedi.
Konferansa yaklaşık 60 ülke katıldı, fakat katılımın Avrupa ayağı düşüktü. ABD yetkilileri, İran'ın eylemlerini tehdit olarak gören Arap devletleri ve İsrail gibi farklı tarafların bölgede bulunmasının önemini vurguladılar.
Pence’den Avrupa ülkelerine suçlama
Konferansın oturum aralarında açıklamalarda bulunan ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, İran dosyasıyla ilgili olarak Amerikan ve Avrupa tarafları arasındaki farklara ışık tuttu. ABD yetkilisi, Avrupalıları, ‘İran rejimine yönelik yaptırımları, mali işlemler için bir mekanizma kurarak atlatmaya çalışmakla’ suçladı. Bu davranışların hoş olmadığına dikkat çeken Pence, bu davranışların taraflar arasındaki ilişkilerde birtakım sonuçları olabileceğini söyledi.
ABD Başkan Yardımcısı Pence, konuşmasının devamında, Trump'ın iki yıl önce başkanlık koltuğuna oturmasında sonra ilk dış ziyaretini Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiğine ve Arap-İslam-Amerikan Zirvesi’ne katıldığına atıfta bulunarak, barışın sağlanması için konferansa katılan bütün ülkeler ile çalışmaya hazır olduklarını belirtti.
Katılımcıların bölge için daha iyi bir gelecek inşa edilmesi hakkında konuştuğunu kaydeden Pence, “Şu anda toplantılar yapılıyor. Çünkü radikal İslami terörizm gibi ortak bir sorunla karşı karşıyayız. Terörizm yalnızca Amerika'ya değil bölgedeki tüm ülkelere yönelik bir tehdit oluşturuyor. Başkan Trump yönetimi, bu radikal tehdide karşı koyma konusunda adımlar attı ve DEAŞ örgütü ile kendini gösteren bu tehdidin ortadan kaldırılması hususunda esas katkılarda bulundu. ABD, kendi vatandaşlarının güvenliğini önceliyor. Fakat Amerika’nın öncelenmesi, yalnız Amerika demek değildir. Washington, aşırılıkçılığa karşı uluslararası bir koalisyon oluşturmak için çalışıyor.”
Başbakan Netanyahu'nun geçen yılın sonunda Umman'ı ziyareti ve Papa Franciscus'un bu yıl BAE'ye yaptığı ziyaret gibi bölgedeki ‘değişim rüzgarlarına’ değinen Pence, “Bu tarihi konferans yeni bir dönemin başladığının kanıtıdır” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“DEAŞ hilafeti kısa bir süre sonra sona erecek ve Trump’ın açıklamasına göre yakın zamanda bölgedeki ABD birlikleri geri çekilecek. Bu, taktiklerdeki bir değişikliktir, görevde değil. Toprakları DEAŞ’ın elinden geri almamız yeterli değil. Ortaklarımızla çalışmaya hazırız. DEAŞ katıntıları her nerede olursa olsun takip edeceğiz.”
ABD'nin Suriye'deki yeni bir kimyasal saldırıya yanıt verme konusundaki kararlılığını dile getiren Pence, ülkesinin İngiltere ve Fransa ile birlikte, Devlet Başkanı Beşşar Esed rejiminin gerçekleştirdiği kimyasal bir saldırıya yanıt verdiğini hatırlatarak, rejim tarafından gerçekleştirilecek benzer bir saldırıya aynı şekilde yanıt vermeye hazır olduklarını söyledi.
“Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor”
Sonra, İran rejiminin bölgenin geleceği ve Ortadoğu’daki barış ve istikrar için en büyük tehdit olduğunu dile getirerek İran hakkında konuşmaya başlayan Pence, “Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor, Suriye ve Yemen'e müdahale ediyor, Hizbullah'ı destekliyor ve Amerikalı rehineleri elinde tutuyor” dedi. İran’ı Ortadoğu’daki etkisini genişletmek için Irak ve Suriye’de birer koridor açmakla itham eden Pence, savaşçıları ile Esed rejiminin düşmesini engellemeye çalıştığını ve Lübnan Hizbullahı’na roketler gönderdiğini söyledi.
Pence, 1979 yılında Şah’ın devrilmesinin ardından geçen 40 yıl boyunca başarısızlık ve terörün İran’da hüküm sürdüğünü dile getirerek, yapılan nükleer anlaşmanın İran’ı caydırmadığını, bilakis bölgedeki müdahalelerini daha da arttırdığını söyledi. Başkan Trump’ın nükleer anlaşmadan çekildiğini, İran rejimine yaptırımlar uyguladığını ve İran'ın eylemlerine itiraz eden diğer ülkelerin de bu yaptırımları desteklediğini dile getiren Pence, “Maalesef, en yakın Avrupalı arkadaşlarımızdan bazıları bu yaptırımları ihlal etti ve onları atlatmaya çalıştı. Fransa, İngiltere ve Almanya kurdukları finansal işlemler mekanizması ile bu yaptırımların üstesinden gelmeye çalıştılar. Bu hamle, ABD ile Avrupa’nın aralarının açılmasına sebep olacaktır” dedi.
“Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi”
İran'ın teknik olarak uygulayıp uygulamamasının değil, nükleer anlaşmanın kendisinin bir sorun olduğunu dile getiren Pence, “Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi. Artık anlaşmadan çekilmeliler. Bu fırsatı görmezden gelemeyiz” dedi.
Ortadoğu’daki barış süreci hakkında konuşan Pence, “Başkan Trump, üç İbrahimî din olan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam'ın tabilerinin barış içinde birlikte yaşamalarını istiyor” ifadesini kullandı.
Öte yandan Varşova Konferansı’na katılan Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçisi Prens Halid bin Selman, önceki gün Twitter hesabı üzerinden yapmış olduğu paylaşımlarda, “Molla rejimi 40 yıl önce iktidarı ele geçirdi. İran halkının yaşam standartları bu süre içerisinde ciddi bir düşüne tanık oldu. Bu rejim, bölgedeki terörizm, radikalizm, mezhepçilik ve istikrarsızlığı desteklemek için halkının parasını israf etmeye devam ediyor. Dost İran halkı, bölgede bölücülük ve terör fitnelerini yaymak için servetini ve parasını israf etmek yerine halkına özen gösteren bir yönetimi hak ediyor. İran rejimi halen Arapları dize getirmeye çalışmak gibi asla gerçekleşmeyecek bir yanılsama içinde. Ayrımcı söylemleri kendisini açığa çıkarıyor, Bu rejimin boş hayalleri 40 yıl sonra artık kimseyi kandıramıyor” açıklamasında bulundu.
İran rejiminin yayılımcı hayallerine hâlâ bağlı olduğuna dikkat çeken Prens Halid bin Selman, “İran rejiminin lideri, devrimlerinin 40’ıncı yıl dönümü konuşmasında Basra Körfezi'ndeki Arap topraklarının kendi topraklarının bir parçası olduğunu iddia ederek, bu bölgeyi güney İran olarak adlandırdı. Böylece yayılımcı niyetlerini ortaya koydu” ifadelerini kulandı.
Konferansın açılışı
Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, sabah saatlerinde kullandığı şu ifadeler ile konferansın açılışını yaptı;

“Bölgedeki barış ve güvenlik sorununa yeni bir ivme kazandırmanın zamanı geldi. Mülteci krizleri, ekonomik krizler ve bazı durumlarda devlet kurulması gibi krizlerin bölgede olumsuz etkiler oldu. Ortadoğu’nun istikrarını güvence altına almak, devam eden krizlere son vermek, kültürlerarası birliği teşvik etmek ve kapsayıcı toplumlar inşa etmek gibi durumlar, büyük zorluklar ile karşı karşıya. Uluslararası toplumun istikrarı ve sürdürülebilir barışı korumak için bu çabaları aktif olarak desteklemesi önemlidir.”
Czaputowicz açılış konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ortadoğu'daki çatışmaların birçok kaynağı var. Bunlardan bazıları, bazı liderlerin her ne pahasına olursa olsun gücü ellerinde tutmak istemesi, dini köktencilik ve hoşgörüsüzlüktür. Ayrıca güç dengesizlikleri, coğrafi ayrılıklar veya dış kuvvetlerin müdahalesi de çatışmaya sebep olan unsurlar arasında yer alabilir. ABD ve AB’nin İran’ın bölgede oynayacağı rol konusunda paylaştıkları bir inançları var. Ancak İran'ın nükleer programının olası sonuçları ve bu ülkenin bölgede oynadığı istikrarsızlaştırıcı rolü konusunda endişeliyiz. İran'ın tahammül edilemez davranışlarını şiddetle kınıyoruz. Aramızda araçlar bakımından farklılıklar olabilir. AB, İran'ın nükleer programının barışçıl doğasını korumanın, bir ortak eylem planını gerektirdiğine inanıyor. ABD bu anlaşmadan çekildi ve İran’a yaptırımlar uyguladı. Bugün Ortadoğu’nun karşılaştığı zorlukları hatırlatan bölge temsilcilerini dinleme fırsatına sahibiz.”
Konferans dahilinde gerçekleştirilecek görüşmelerde herhangi bir ülkenin veya konunun görüşmelerin seyrine hakim olmayacağını dile getiren ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ise şunları söyledi:
“Konferans, Yemen Dışişleri Bakanı Halid el-Yemani’nin başkanlığını yapacağı Yemen hakkında bir tartışma ile başlayacak. Daha sonra Suriye'deki idarenin sonraki adımlarını ve değişmeyen stratejik hedeflerimize ulaşmak için çabalarımızı sürdürme taahhüdümü gözden geçireceğiz. Sonrasında Başkanı Trump'ın danışmanı Jared Kushner, ABD yönetiminin İsrail ile Filistinliler arasında kapsamlı ve sürdürülebilir bir barışı sağlama çabalarını tartışacak. Tüm bu konular hakkında soru sorma ve yorum yapma fırsatı da olacak. Sonrasında ise ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Polonya Başbakanı ve 7 Dışişleri Bakanı ilgili konular hakkındaki değerlendirmelerini bizimle paylaşacak. Daha sonra bir grup devletle, mültecilerin ve insani zorlukların ele alındığı bir öğle yemeği tertip edilecek. Bunun ardından füze geliştirme ve bunları yayma, siber tehditlerle mücadele, terörizm ve yasadışı fon sağlamak ile mücadele konulu bir dizi çalışma oturumu düzenlenecek.”
Pompeo sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bugün çok önemli görüşmelerde bulunacağız, ancak konferans sona ermeyecek. Çalışmamız gerekiyor. Suriye ve Yemen, silahların yayılması, barış süreci, terörizm, İran, siber güvenlik ve insani krizler gibi meseleler tek başına üstesinden gelinecek sorunlar değil. Güvenliği sağlamak için birlikte çalışmalıyız. Hiçbir ülke bunun dışında kalamaz. ABD, Ortadoğu’daki güvenlik sorunlarına yönelik çabalara liderlik etmeye devam edecek. Bölge için iyi bir güç olmaya devam edeceğiz. Bugün gerçekleştirilen konferans bunun kanıtıdır.”
Pompeo, sabah saatlerinde, konferansı ‘istisnai’ olarak nitelendiren Netanyahu ile ortak bir basın toplantısı düzenledi.
İsrail Başbakanı Netanyahu konferans ile ilgili "tarihsel bir dönüm noktası" değerlendirmesinde bulunduktan sonra şunları söyledi:
“Burada 60 ülkeden dışişleri bakanı ve hükümet temsilcisi, İsrail başbakanı ve önde gelen Arap ülkelerinin dışişleri bakanları karşılıklı oturup bugüne kadar görülmemiş bir güç ve açıklıkla İran rejiminin yarattığı ortak tehditle nasıl baş edilmesi gerektiğini konuştu. İlk kez birlikte geleceğimizi tehdit eden şeyin ne olduğunu ve onu güvence altına almak için neler yapmamız gerektiğini tartışma fırsatı bulduk. Bu diyaloğu gelecekte yalnızca güvenlik konusunda değil, Ortadoğu halklarının yaşamını etkileyecek her alanda sürdürmeliyiz”
“İran’la yüzleşmeden Ortadoğu’da barış ve istikrar sağlayamayız” diyen Pompeo ise İran’ın eylemleri de dahil olmak üzere istikrarsızlaştırıcı eylemleri ele almaya yönelik ortak çabalara duyulan ihtiyaçtan söz ederek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Basitçe ifade etmek gerekirse, İran ile yüzleşmeden bunları gerçekleştirmek söz konusu olamaz. Lübnan’da Yemen’de Suriye’de Irak’ta yıkıcı etkilerde bulunuyorlar. Buralarda Hamas, Hizbullah ve Husiler gibi gerçek tehditler var. İran’a karşı harekete geçmeden Ortadoğu’da barış sağlayamayız.”



Fransa tarihinin en sıcak gecesini yaşadı... Nükleer reaktörler durduruldu

Paris'te etkisini sürdüren sıcak hava dalgası sırasında vatandaşlar, Eyfel Kulesi yakınındaki Trocadéro Çeşmesi'ne girerek serinlemeye çalışıyor. (AFP)
Paris'te etkisini sürdüren sıcak hava dalgası sırasında vatandaşlar, Eyfel Kulesi yakınındaki Trocadéro Çeşmesi'ne girerek serinlemeye çalışıyor. (AFP)
TT

Fransa tarihinin en sıcak gecesini yaşadı... Nükleer reaktörler durduruldu

Paris'te etkisini sürdüren sıcak hava dalgası sırasında vatandaşlar, Eyfel Kulesi yakınındaki Trocadéro Çeşmesi'ne girerek serinlemeye çalışıyor. (AFP)
Paris'te etkisini sürdüren sıcak hava dalgası sırasında vatandaşlar, Eyfel Kulesi yakınındaki Trocadéro Çeşmesi'ne girerek serinlemeye çalışıyor. (AFP)

Fransa Meteoroloji Kurumu, pazartesiyi salıya bağlayan gecenin ülke tarihinde kaydedilen en sıcak gece olduğunu açıkladı. Aşırı sıcak hava dalgası nedeniyle ülkedeki bir nükleer santralde de faaliyetler durduruldu.

Santral sözcüsünün yaptığı açıklamaya göre, pazartesi akşamı Fransa'daki bir nükleer enerji santralinde sıcak hava dalgasına bağlı "çevresel kısıtlamalar" nedeniyle üretim durduruldu.

Ülkenin güneybatısındaki Golfech Nükleer Santrali, her biri 1,3 gigavat kapasiteli iki basınçlı su reaktöründen oluşuyor ve reaktörlerin soğutulmasında Garonne Nehri'nin suyu kullanılıyor.

scfgt
Elektrikli bisikletiyle Béziers'deki su fıskiyeleri arasından geçen bir kişi, sıcak hava dalgası sırasında serinlemeye çalışıyor. (AFP)

Reaktörlerden biri, Garonne Nehri'ndeki su sıcaklığının salı günü 28 dereceye ulaşmasının beklendiği gerekçesiyle pazartesi akşamı devre dışı bırakıldı. Diğer reaktör ise mayıs ayından bu yana bakım nedeniyle kapalı olduğundan santral fiilen tamamen durmuş durumda.

2006 yılında çıkarılan bir kararnameye göre, enerji santralinden deşarj edilen su sonrasında nehir sıcaklığının 28 santigrat dereceyi aşmaması gerekiyor. Bu uygulama, nehirdeki bitki ve hayvan yaşamını korumayı amaçlıyor.

Fransa'daki 52 nükleer reaktörün sürekli olarak soğutulması gerektiğinden, bu tesisler deniz kıyılarında veya büyük su yolları yakınında inşa edildi.

Şiddetli sıcak hava dalgaları sırasında nehir sularının aşırı ısınması, Fransa Elektrik Kurumu'nu (EDF) su yollarının daha fazla ısınmasını önlemek amacıyla elektrik üretimini azaltmaya veya tamamen durdurmaya zorlayabiliyor.

Çevresel nedenlerle uygulanan bu duruşlar ve üretim kısıtlamalarının EDF'nin yıllık elektrik üretimi üzerindeki etkisi şu anda yaklaşık yüzde 0,3 seviyesinde bulunuyor. Ancak iklim değişikliğine uyum sağlayacak önlemler alınmaması halinde bu kaybın 2035 yılına kadar ortalama yüzde 1,4'e, 2050 yılına kadar ise yüzde 1,5'e yükselmesi bekleniyor.

fgthyju
Paris'te etkisini sürdüren sıcak hava dalgası sırasında bir grup genç, Saint-Martin Kanalı'na köprüden atlayarak serinliyor. (AFP)

Fransa'yı etkisi altına alan aşırı sıcak hava dalgası nedeniyle ulusal elektrik şirketi, ülkenin güneydoğusundaki Bugey Nükleer Santrali başta olmak üzere diğer tesislerde de üretimin azaltılmasını değerlendiriyor.

BM'den acil iklim çağrısı

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, küresel ısınmanın sınırlandırılması için dünyanın acilen daha güçlü adımlar atması gerektiğini söyledi.

Salı günü Londra'da düzenlenen iklim konferansında konuşan Guterres, dünyanın küresel ısınmayla mücadelede "çok daha acil" hareket etmesi gerektiğini vurgulayarak, fosil yakıtları enerji ve iklim krizlerinin "yıkıcı temel nedeni" olarak nitelendirdi.

Guterres, "Hem iklim krizini hem de enerji krizini besleyen fosil yakıtlara dayalı bir sisteme artık güvenemeyiz." dedi.

Roma kırmızı alarma geçti

İtalya Sağlık Bakanlığı ise salı günü Roma ve Milano'nun da aralarında bulunduğu 15 kent için aşırı sıcak nedeniyle en yüksek seviyedeki "kırmızı alarm" ilan edildiğini, bu sayının çarşamba günü 16'ya yükseleceğini duyurdu.

En yüksek uyarı seviyesi olan kırmızı alarm kapsamında bakanlık, hafif yemekler tüketilmesini, günün en sıcak saatlerinde kapalı alanlarda kalınmasını ve vücudun soğuk suyla serinletilmesini tavsiye etti.

Avrupa, bu hafta etkisini giderek artıran yeni bir sıcak hava dalgasıyla karşı karşıya bulunuyor. Birçok ülke önleyici tedbirler alırken, Fransa pazartesi günü haziran ayı için tarihinin en yüksek ortalama sıcaklığını kaydetti.

Bu, Batı Avrupa'yı bir aydan kısa süre içinde etkileyen ikinci sıcak hava dalgası oldu. Bilim insanları, insan faaliyetlerinden kaynaklanan iklim değişikliğinin özellikle sıcak hava dalgaları başta olmak üzere aşırı hava olaylarının şiddetini artırdığı konusunda görüş birliği içinde bulunuyor.


Trump, İran'ın nükleer denetimleri kabul ettiğini söylerken Tahran yalanladı

Trump, İran'ın nükleer denetimleri kabul ettiğini söylerken Tahran yalanladı
TT

Trump, İran'ın nükleer denetimleri kabul ettiğini söylerken Tahran yalanladı

Trump, İran'ın nükleer denetimleri kabul ettiğini söylerken Tahran yalanladı

ABD Başkanı Donald Trump, salı günü yaptığı açıklamada İran'ın gelecekte uzun bir süre boyunca, hatta süresiz olarak nükleer denetimlere izin vermeyi kabul ettiğini öne sürdü. Ancak Tahran yönetimi bu iddiayı reddetti.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi ise daha önce yaptığı açıklamada, İran'ın İsrail ve ABD tarafından bombalanan nükleer tesislerde Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) denetim yapmasına izin vermeyeceğini söylemişti.

Trump ayrıca sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, ABD'nin gerektiğinde İran limanlarına yönelik deniz ablukasını yeniden uygulayabilmek amacıyla Hürmüz Boğazı'nda gemilerini konuşlu tutacağını belirtti.

Öte yandan İran Dışişleri Bakan Yardımcısı, İsviçre'de ABD ile yürütülen teknik görüşmelerin tamamlandığını açıkladı. Görüşmeler sonunda, yaptırımların kaldırılması, nükleer dosya, yeniden imar ve ekonomik kalkınma ile izleme ve uygulama başlıklarında dört çalışma grubunun oluşturulmasına karar verildi.

ABD Başkanı Donald Trump'ın açıklamalarından öne çıkanlar:

  • İran, gelecekte çok uzun bir süre boyunca, hatta süresiz olarak en üst düzey nükleer denetimlere izin vermeyi tamamen kabul etti.
  • Bu düzenleme "nükleer bütünlüğü" güvence altına alacak. İran bunu kabul etmezse yeni bir müzakere süreci olmayacak.
  • İran, Hürmüz Boğazı'nın açık kalmasını ve yeni bir deniz ablukası uygulanmamasını kabul etti.
  • Gerekmesi halinde ablukayı yeniden uygulayabilmek için tüm gemiler bölgede tutulacak.
  • ABD Hazine Bakanlığı tarafından serbest bırakılacak fonlar, Washington'un kontrolündeki bir emanet hesabında tutulacak ve yalnızca ABD'den mısır, buğday, soya fasulyesi gibi gıda ürünleri ile tıbbi malzeme satın alınmasında kullanılacak.
  • Pazartesi günü Hürmüz Boğazı'ndan 19 milyon varil petrol sevk edildi.

İran ile Umman'ın ortak açıklaması:

  • Hürmüz Boğazı'na ilişkin tüm düzenlemelerin, boğaza kıyısı bulunan ülkelerin egemenliğine ve egemenlik haklarına tam saygı göstermesi gerektiğini vurguluyoruz.
  • Boğazın yönetimi ve buna ilişkin maliyetler konusunda bölgeye kıyısı bulunan ülkeler ve ilgili diğer taraflarla görüşmeler yürütülecek.
  • Hürmüz Boğazı'nın uluslararası deniz trafiğine açık ve güvenli bir su yolu olarak korunmasına bağlılığımızı yineliyor; deniz güvenliği, seyrüsefer serbestisi ve bölgesel istikrarın güçlendirilmesi için iş birliğinin sürdürülmesinin önemini teyit ediyoruz.

Tom Barrack ve Irak'ın Washington ve Tahran arasındaki kritik soruları

Irak Başbakanı Ali el-Zeydi ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi ve Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack, Bağdat'ı ziyaretinde, 15 Haziran 2026 (AFP)
Irak Başbakanı Ali el-Zeydi ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi ve Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack, Bağdat'ı ziyaretinde, 15 Haziran 2026 (AFP)
TT

Tom Barrack ve Irak'ın Washington ve Tahran arasındaki kritik soruları

Irak Başbakanı Ali el-Zeydi ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi ve Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack, Bağdat'ı ziyaretinde, 15 Haziran 2026 (AFP)
Irak Başbakanı Ali el-Zeydi ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi ve Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack, Bağdat'ı ziyaretinde, 15 Haziran 2026 (AFP)

İyad el-Anbar

Tom Barrack'ın birkaç gün önce Bağdat'a yaptığı ziyaret, önceki ziyaretlerinden farklıydı. Anayasal görev süresi sona ermiş olan önceki hükümetle yaptığı görüşmelerin aksine, Barrack, Hükümet Sarayı'nda başbakan olarak tam yetkiye sahip Ali el-Zeydi ile görüştü. Bu nedenle Barrack, “X” platformundaki hesabından yaptığı paylaşımda ziyaretinin amacının “ABD Başkanı Donald Trump'ın Irak hükümetine desteğini iletmek” ve ayrıca, “iki taraf arasındaki ilişki için yeni ve sürdürülebilir bir yol haritası çizmek amacıyla Irak ve ABD arasındaki stratejik ortaklığı” görüşmek olduğunu açıkladı.

ABD Özel Temsilcisi’nin Bağdat ve Erbil'deki görüşmelerinin ayrıntılarına ilişkin spekülasyonlar ve sızıntılar bir yana, Tom Barrack yanında, ana hedefi Irak'taki Amerikan varlığını yeniden yapılandırmak olan bir dizi dosya taşıyordu. Zira Irak'ta yeni bir ABD stratejisi şekillenmeye başlıyor ve bu strateji, askeri varlığa odaklanmaktan ziyade yeniden siyasi varlığı önceliklendiriyor. Bu değişim, güçlü siyasi varlığı nedeniyle 2003'ten beri Irak siyaseti, güvenliği ve ekonomisinin birçok yönünü şekillendirebilen İran'ın Irak'taki nüfuzuna bir karşı duruş gibi görünüyor.

Tom Barrack'ın diplomasiye Trump'ın 2024'te yeniden seçilmesinin ardından girdiği doğru. Ancak Barrack'ın geçmişi hukuk, gayrimenkul yatırımları ve Trump'ın 2016 başkanlık kampanyası için bağış toplama gibi alanları da içeriyor. Körfez ülkeleri ve Türkiye gibi önemli bölgesel oyuncularla mükemmel ilişkileri var. Ortadoğu'daki çatışmalara en iyi çözümün, bölge halkına fayda sağlayan ve onları çatışmalara devam etmekten uzaklaştıran ekonomik fırsatlar ile savaşların bitirilmesi olduğuna inanıyor. Ahmed eş-Şara'nın Suriye'de iktidara gelmesinden sonra Şam ile Beyaz Saray arasındaki ilişkilerin kurulmasındaki rolü de yadsınamaz.

Bununla birlikte, Barrack'ın en zorlu görevi Irak olabilir, çünkü İran nüfuzunun uzantıları güvenlik ortamına derinden yerleşmiş durumda. İranlılar, 11 Kasım 2025 seçimlerinden sonra yeni hükümetin kurulmasıyla ilgili ABD’nin şartları fırtınasına boyun eğseler bile, “direniş ekseni”nin çeşitli fraksiyonları aracılığıyla güçlü varlıkları onlar için en önemli ve Amerikalıların gözünde en tehlikeli kozları olmaya devam ediyor.

Bağdat'taki ABD Büyükelçiliği'nden yapılan açıklamaya göre, Barrack'ın ziyareti ve Başbakan Ali Zeydi ile görüşmesi, Başkan Trump'ın Bağdat ve Washington arasındaki ortaklığın geleceğini görüşmek üzere temmuz ortasında Beyaz Saray'da Zeydi'yi ağırlamayı sabırsızlıkla beklediğini gösteriyor. Yine açıklamaya göre, görüşmede, silahın devletin elinde toplanması dosyasına ve Irak'ın, devletin yetkisi dışında faaliyet gösteren tüm silahlı örgütlerin ve oluşumların tamamen silahsızlandırılması ve feshedilmesine yönelik planlarının uygulanması konularına odaklanıldı. Ayrıca, Amerikan şirketlerinin Irak'ta petrol ve elektrik sektörlerine yatırım yapmaları için prosedürlerin tamamlanması gerektiği de vurgulandı.

Hukuk, gayrimenkul yatırımları ve Trump'ın 2016 başkanlık kampanyası için bağış toplama gibi alanlarda deneyime sahip olan Tom Barrack’ın, Körfez ülkeleri ve Türkiye ile mükemmel ilişkileri var. Ortadoğu'daki çatışmalara en iyi çözümün ekonomik fırsatlar ile bitirilmesi olduğuna inanıyor

Washington ziyareti

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre ABD'nin Irak'tan ne istediği çok açık ve artık spekülasyonlara veya kapalı toplantılar hakkında dolaşan sızıntılara tabi bir mesele değil. Birinci, ikinci ve üçüncü olarak Irak’tan istenilen silahın devletin elinde toplanmasıdır. Ne var ki Zeydi hükümeti henüz bu Amerikan talebini uygulamaya yönelik stratejisini açıklamadı. Koordinasyon Çerçevesi içindeki bazı silahlı fraksiyonlar, silahlı faaliyetlerini siyasi faaliyetlerinden ayırma girişimlerini duyurmuş olsalar da, silahsızlanma ve silahlarını devlete teslim etme ile ilgili detaylar belirsizliğini koruyor. Silahsızlanmayı reddeden silahlı fraksiyonlar da pozisyonlarını koruyorlar. Silahlarıyla ilgili yeni görüşmelere katılma yönünde herhangi bir hareketlilik görünmüyor.

Zeydi hükümetinin 14 bakanla güvenoyu almasının üzerinden bir aydan fazla zaman geçmesine rağmen, kalan dokuz bakanlık hâlâ boş. Ve bu günlerde bunlara atama yapılacağından da söz edilmiyor. İronik bir şekilde, güvenlik ve silahın devletin elinde toplanması dosyalarını yönetmek için en önemli iki bakanlık olan Savunma ve İçişleri Bakanlıklarına henüz bir bakan atanmadı!

İç siyasi ortam ile Irak'ın dış politikasına yansımaları arasındaki karmaşık ilişkiye gelince, Bağdat'ta birbirini takip eden hükümetlerin sorunu, uluslararası ve bölgesel tanınma olmadan iktidar meşruiyetlerinin eksik olduğuna inanmalarıdır. Bu nedenle, dış ziyaretler ve komşu devlet başkanlarıyla yapılan ikili görüşmeler, devletin yüksek çıkarları ile bağlantılı siyasi bir bağlamdan ziyade, hükümetin ve iktidarının tanınması olarak görülüyor. Dolayısıyla, bu görüşmelerin kalkınma projelerini ne ölçüde etkilediği veya paralel silahlı fraksiyonlara karşı devletin kontrolünü yeniden kazanması çabalarını ne ölçüde ilerlettiği önemsiz. Bunun yerine, sosyal ve siyasi meşruiyetinde bir çöküş yaşayan yönetici sınıf için siyasi bir kazanım olarak görülüyor.

bgnjuk
Irak Başbakanı Ali Zeydi, Bağdat'ta ABD Başkanı’nın Özel Temsilcisi Tom Barrack ile görüştü, 16 Haziran 2026 (Reuters)

Zeydi hükümetinin Washington ziyareti ve ABD Başkanı Donald Trump ile görüşmesi, ABD, İsrail ve İran arasındaki değişken çatışmadan savaşı sona erdirmek için bir ön barış anlaşmasının imzalanmasına geçişin ardından, bölge için kritik bir dönüm noktasında önemli bir adım olabilir. Ancak, bu ziyaretin ABD yönetiminin hükümete verdiği desteği yinelemesinden, Bağdat ile Washington arasındaki stratejik ortaklığın teyit edilmesinden ve silahın devletin elinde toplanması meselesinin ele alınmasından öte bir sonuç vermesi olası görünmüyor.

İronik bir şekilde, stratejik ortaklığın etkinleştirilmesi ve ayrıntılarının yeniden düzenlenmesiyle ilgili karmaşık konular, siyasi aktörler arasındaki görüşme masasında kendisine yer bulamıyor. Zira Zeydi hükümeti henüz başlangıç ​​aşamasında. Kararları hükümeti etkileyen etkili siyasi taraflar, ABD ile ilişki konusunda belirsiz bir tutum sergiliyor: Hem ekonomik hem de güvenlik düzeyinde tam teşekküllü bir ortaklık mı istedikleri, yoksa “Büyük Şeytan ABD” sloganı ile siyasi kazanımlarını korumak için şartlarını kabul etme çıkarları arasında halen tereddüt mü ettikleri belirsiz.

Tahran'dan önce Washington

Zeydi'nin Beyaz Saray ziyareti ve Başkan Trump ile görüşmesi eğer ertelenmezse, Irak Başbakanı Ali Zeydi'nin dış ziyaretlerinin ilk durağı Washington olacak. Böylece İbrahim el-Caferi'den sonra göreve gelen ve dış gezilerine ABD'den değil İran'dan başlayan önceki başbakanların teamüllerini bozan ilk başbakan olacak.

Zeydi, Irak'ta ABD ve İran arasındaki nüfuz yönetiminin yalnızca kendi hükümetinin kararlarıyla ilgili bir mesele olmadığının farkında. Aksine, bu, İran'ın siyasi aktörler ve silahlı fraksiyonlar üzerindeki etkisini de içeren karmaşık bir konu. Ancak Amerikan nüfuzunun boyutu, Bağdat hükümetine baskı yapmaktan ve kararlarını ve tercihlerini etkilemekten ibaret.

ABD'nin Irak'taki yaklaşımı, Trump yönetiminin nüfuz alanlarının Tahran'ın nüfuz alanlarından ayrılması için öncelikli gördüğü konulara ilişkin doğrudan baskıya dayanıyor. Ancak bu, hükümetin imzalayıp uygulamaya geçireceği bir başkanlık kararnamesi veya yürütme emrinin konusu olacak bir mesele değil. Aksine, iki ülke arasındaki resmi ve diplomatik çerçeveler aracılığıyla ikili ilişkilerin mantığını aşan karmaşık bir sorunlar ağıdır. İran nüfuzunun kolları Irak'ta silah ve siyaset düzeyinde açıkça görülse de, dolar ve petrol kaçakçılığıyla bağlantılı ekonomik mafyalar şeklinde faaliyet gösteren arka kanallar, iki ülke arasındaki ilişkiyi yeniden tanımlamak için gerçek bir yüzleşme ve varlıklarını ortadan kaldırmak için somut adımlar gerektiriyor.

İroni şu ki, stratejik ortaklığın etkinleştirilmesi ve ayrıntılarının yeniden tanımlanması gibi karmaşık konular siyasi aktörler arasındaki görüşme masasında kendisine yer bulamıyor

 Zeydi, göreve seçilmesi ve hükümetinin kurulması konusunda İran'ın tarafsızlığından faydalanmalı. İran, Irak'taki değişiklikler ile bir adım geriye atma politikasıyla başa çıkıyor gibi görünüyor. Irak dosyasının yönetimiyle ilgili dış politikasını yeniden değerlendirme aşamasında da olabilir. 40 günlük savaştan sonra İran'ın Irak'a yaklaşımı, askeri perspektiften ziyade siyasi perspektife öncelik vermeye doğru kayıyor olabilir. Bundan sonra İran, bir tarafın kazanıp diğer tarafın kaybettiği sıfır toplamlı oyun mantığından vazgeçerek, Irak'ta ABD ile nüfuz paylaşımına dayalı bir ortaklığı kabul edebilir. Bu dönemin, belki de Irak'taki müttefikleriyle olan ilişkilerinde sadakati siyasi zekâ ve stratejinin önüne koymanın ötesine geçmeyi gerektirdiğine inanıyor.

Kısacası, ABD ile ateşkes anlaşmasına vardıktan sonra İran, bölgesel çevresiyle ilişkisini tanımlamada yeni bir aşamaya girecektir. Ancak Irak söz konusu olduğunda, İran'ın ulusal güvenliğine dair vizyonu ile Irak arasındaki bağların tamamen koparılmasını kabul edemez, zira ne tarih ne de coğrafya buna izin verir. Fakat ekonomik bağları korumak karşılığında askeri ve bir ölçüde siyasi nüfuzunun azaltılmasını kabul edebilir; çünkü ekonomik bağları çöküşten kurtulmanın tek yolu olarak görüyor. Buna karşılık, ABD, İran'ın Irak'taki askeri nüfuzunun azaltılmasının iyi bir başlangıç ​​olduğuna ve gerisinin de kendiliğinden geleceğine inanıyor.

Yeni Irak hükümetinin, dış ilişkileri yönetmeye, savaş yerine gerilimi azaltma konusunda anlaşmalarından sonra Tahran ile Washington ile ilişkileri belirlemeye yönelik vizyonunu, keza iç anlaşmazlıklarla boğuşan ve dış müdahaleye açık hibrit bir güvenlik sistemini yönetmeye dair görüşlerini henüz kimse bilmiyor. Zeydi hükümeti, Amerikalıları ve İranlıları Irak'ın bir çekişme noktası değil, bir buluşma noktası olması gerektiğine ikna etme zorluğuyla karşı karşıya. Bu, öncelikle Irak'ın siyasi yapısını düzene koymayı ve ardından rekabet eden taraflar arasında kontrole değil, ortaklığa dayalı bir eksen olması için ekonomiyi canlandırmayı gerektiriyor. Ancak, devletin dış politikada karar alma yetkisini birden fazla kurumun, partinin ve liderin gasp ettiği bir ülkede yaşarken, bu nasıl başarılabilir?