​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
TT

​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)

Ortadoğu'da Barış ve Güvenliğin Geleceğini Destekleme Konferansı dün sona erdi.
ABD ve Polonya, konferans sonrasında yayınlanan sonuç bildirgesinde, Ortadoğu’da istikrarın sağlanması için böyle bir konferansın gerçekleştirilmesinin gerekliliğine dikkat çekerken, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, İran'ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varılması için işbirliği yapılması çağrısında bulundu ve bu tehditlerin Ortadoğu ile sınırlı kalmayacağını, bilakis Avrupa’ya ve Batı’ya da yöneleceğini söyledi. Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz ise yaptığı konuşmada, İran'ın Suriye'ye müdahalelerinin bölgeyi olumsuz etkilediğini söyledi.
“İran, Hizbullah ve terörizm Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor”
Varşova Konferansı’nın krizlerin üstesinden gelinmesi için gerçekleştirildiğini dile getiren Pompeo, “İran, Hizbullah ve terörizmin yayılması Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor. Ortadoğu'daki barış çalışmalarına devam edeceğiz. Daha fazla yaptırım ve daha fazla baskı istiyoruz. Böylece İran'daki diktatörlerin devamlılığının önüne geçebiliriz” açıklamasında bulundu. Ayrıca bölgedeki İran saldırganlığının gerçek bir tehlike olduğuna dikkat çeken Pompeo, “Konferansta İran’ı savunan hiçbir ülke yok. İran’ın bölgeyi istikrarsızlaştıran rolü konusunda hepimiz hemfikiriz” dedi. Pompeo, İran rolüne atıfta bulunmadan bölgedeki sorunlardan bahsetmenin zor olduğuna dikkat çekerek, İran’ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varmak için işbirliğine ihtiyaç duyulduğunu ve Washington’un İran'a daha fazla yaptırım uygulama konusunda haklı olduğunu söyledi.
Öte yandan Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, Ortadoğu'daki sorunların karmaşık olduğuna ve Avrupa Birliği’nin (AB) tek başına bunların üstesinden gelmek için yeterli güce sahip olmadığına dikkat çekerek, “İran'ın olumsuz bir etkisi var. Tartışmalarımızda bunu göz ardı etmedik” dedi.
Konferansa yaklaşık 60 ülke katıldı, fakat katılımın Avrupa ayağı düşüktü. ABD yetkilileri, İran'ın eylemlerini tehdit olarak gören Arap devletleri ve İsrail gibi farklı tarafların bölgede bulunmasının önemini vurguladılar.
Pence’den Avrupa ülkelerine suçlama
Konferansın oturum aralarında açıklamalarda bulunan ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, İran dosyasıyla ilgili olarak Amerikan ve Avrupa tarafları arasındaki farklara ışık tuttu. ABD yetkilisi, Avrupalıları, ‘İran rejimine yönelik yaptırımları, mali işlemler için bir mekanizma kurarak atlatmaya çalışmakla’ suçladı. Bu davranışların hoş olmadığına dikkat çeken Pence, bu davranışların taraflar arasındaki ilişkilerde birtakım sonuçları olabileceğini söyledi.
ABD Başkan Yardımcısı Pence, konuşmasının devamında, Trump'ın iki yıl önce başkanlık koltuğuna oturmasında sonra ilk dış ziyaretini Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiğine ve Arap-İslam-Amerikan Zirvesi’ne katıldığına atıfta bulunarak, barışın sağlanması için konferansa katılan bütün ülkeler ile çalışmaya hazır olduklarını belirtti.
Katılımcıların bölge için daha iyi bir gelecek inşa edilmesi hakkında konuştuğunu kaydeden Pence, “Şu anda toplantılar yapılıyor. Çünkü radikal İslami terörizm gibi ortak bir sorunla karşı karşıyayız. Terörizm yalnızca Amerika'ya değil bölgedeki tüm ülkelere yönelik bir tehdit oluşturuyor. Başkan Trump yönetimi, bu radikal tehdide karşı koyma konusunda adımlar attı ve DEAŞ örgütü ile kendini gösteren bu tehdidin ortadan kaldırılması hususunda esas katkılarda bulundu. ABD, kendi vatandaşlarının güvenliğini önceliyor. Fakat Amerika’nın öncelenmesi, yalnız Amerika demek değildir. Washington, aşırılıkçılığa karşı uluslararası bir koalisyon oluşturmak için çalışıyor.”
Başbakan Netanyahu'nun geçen yılın sonunda Umman'ı ziyareti ve Papa Franciscus'un bu yıl BAE'ye yaptığı ziyaret gibi bölgedeki ‘değişim rüzgarlarına’ değinen Pence, “Bu tarihi konferans yeni bir dönemin başladığının kanıtıdır” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“DEAŞ hilafeti kısa bir süre sonra sona erecek ve Trump’ın açıklamasına göre yakın zamanda bölgedeki ABD birlikleri geri çekilecek. Bu, taktiklerdeki bir değişikliktir, görevde değil. Toprakları DEAŞ’ın elinden geri almamız yeterli değil. Ortaklarımızla çalışmaya hazırız. DEAŞ katıntıları her nerede olursa olsun takip edeceğiz.”
ABD'nin Suriye'deki yeni bir kimyasal saldırıya yanıt verme konusundaki kararlılığını dile getiren Pence, ülkesinin İngiltere ve Fransa ile birlikte, Devlet Başkanı Beşşar Esed rejiminin gerçekleştirdiği kimyasal bir saldırıya yanıt verdiğini hatırlatarak, rejim tarafından gerçekleştirilecek benzer bir saldırıya aynı şekilde yanıt vermeye hazır olduklarını söyledi.
“Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor”
Sonra, İran rejiminin bölgenin geleceği ve Ortadoğu’daki barış ve istikrar için en büyük tehdit olduğunu dile getirerek İran hakkında konuşmaya başlayan Pence, “Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor, Suriye ve Yemen'e müdahale ediyor, Hizbullah'ı destekliyor ve Amerikalı rehineleri elinde tutuyor” dedi. İran’ı Ortadoğu’daki etkisini genişletmek için Irak ve Suriye’de birer koridor açmakla itham eden Pence, savaşçıları ile Esed rejiminin düşmesini engellemeye çalıştığını ve Lübnan Hizbullahı’na roketler gönderdiğini söyledi.
Pence, 1979 yılında Şah’ın devrilmesinin ardından geçen 40 yıl boyunca başarısızlık ve terörün İran’da hüküm sürdüğünü dile getirerek, yapılan nükleer anlaşmanın İran’ı caydırmadığını, bilakis bölgedeki müdahalelerini daha da arttırdığını söyledi. Başkan Trump’ın nükleer anlaşmadan çekildiğini, İran rejimine yaptırımlar uyguladığını ve İran'ın eylemlerine itiraz eden diğer ülkelerin de bu yaptırımları desteklediğini dile getiren Pence, “Maalesef, en yakın Avrupalı arkadaşlarımızdan bazıları bu yaptırımları ihlal etti ve onları atlatmaya çalıştı. Fransa, İngiltere ve Almanya kurdukları finansal işlemler mekanizması ile bu yaptırımların üstesinden gelmeye çalıştılar. Bu hamle, ABD ile Avrupa’nın aralarının açılmasına sebep olacaktır” dedi.
“Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi”
İran'ın teknik olarak uygulayıp uygulamamasının değil, nükleer anlaşmanın kendisinin bir sorun olduğunu dile getiren Pence, “Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi. Artık anlaşmadan çekilmeliler. Bu fırsatı görmezden gelemeyiz” dedi.
Ortadoğu’daki barış süreci hakkında konuşan Pence, “Başkan Trump, üç İbrahimî din olan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam'ın tabilerinin barış içinde birlikte yaşamalarını istiyor” ifadesini kullandı.
Öte yandan Varşova Konferansı’na katılan Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçisi Prens Halid bin Selman, önceki gün Twitter hesabı üzerinden yapmış olduğu paylaşımlarda, “Molla rejimi 40 yıl önce iktidarı ele geçirdi. İran halkının yaşam standartları bu süre içerisinde ciddi bir düşüne tanık oldu. Bu rejim, bölgedeki terörizm, radikalizm, mezhepçilik ve istikrarsızlığı desteklemek için halkının parasını israf etmeye devam ediyor. Dost İran halkı, bölgede bölücülük ve terör fitnelerini yaymak için servetini ve parasını israf etmek yerine halkına özen gösteren bir yönetimi hak ediyor. İran rejimi halen Arapları dize getirmeye çalışmak gibi asla gerçekleşmeyecek bir yanılsama içinde. Ayrımcı söylemleri kendisini açığa çıkarıyor, Bu rejimin boş hayalleri 40 yıl sonra artık kimseyi kandıramıyor” açıklamasında bulundu.
İran rejiminin yayılımcı hayallerine hâlâ bağlı olduğuna dikkat çeken Prens Halid bin Selman, “İran rejiminin lideri, devrimlerinin 40’ıncı yıl dönümü konuşmasında Basra Körfezi'ndeki Arap topraklarının kendi topraklarının bir parçası olduğunu iddia ederek, bu bölgeyi güney İran olarak adlandırdı. Böylece yayılımcı niyetlerini ortaya koydu” ifadelerini kulandı.
Konferansın açılışı
Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, sabah saatlerinde kullandığı şu ifadeler ile konferansın açılışını yaptı;

“Bölgedeki barış ve güvenlik sorununa yeni bir ivme kazandırmanın zamanı geldi. Mülteci krizleri, ekonomik krizler ve bazı durumlarda devlet kurulması gibi krizlerin bölgede olumsuz etkiler oldu. Ortadoğu’nun istikrarını güvence altına almak, devam eden krizlere son vermek, kültürlerarası birliği teşvik etmek ve kapsayıcı toplumlar inşa etmek gibi durumlar, büyük zorluklar ile karşı karşıya. Uluslararası toplumun istikrarı ve sürdürülebilir barışı korumak için bu çabaları aktif olarak desteklemesi önemlidir.”
Czaputowicz açılış konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ortadoğu'daki çatışmaların birçok kaynağı var. Bunlardan bazıları, bazı liderlerin her ne pahasına olursa olsun gücü ellerinde tutmak istemesi, dini köktencilik ve hoşgörüsüzlüktür. Ayrıca güç dengesizlikleri, coğrafi ayrılıklar veya dış kuvvetlerin müdahalesi de çatışmaya sebep olan unsurlar arasında yer alabilir. ABD ve AB’nin İran’ın bölgede oynayacağı rol konusunda paylaştıkları bir inançları var. Ancak İran'ın nükleer programının olası sonuçları ve bu ülkenin bölgede oynadığı istikrarsızlaştırıcı rolü konusunda endişeliyiz. İran'ın tahammül edilemez davranışlarını şiddetle kınıyoruz. Aramızda araçlar bakımından farklılıklar olabilir. AB, İran'ın nükleer programının barışçıl doğasını korumanın, bir ortak eylem planını gerektirdiğine inanıyor. ABD bu anlaşmadan çekildi ve İran’a yaptırımlar uyguladı. Bugün Ortadoğu’nun karşılaştığı zorlukları hatırlatan bölge temsilcilerini dinleme fırsatına sahibiz.”
Konferans dahilinde gerçekleştirilecek görüşmelerde herhangi bir ülkenin veya konunun görüşmelerin seyrine hakim olmayacağını dile getiren ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ise şunları söyledi:
“Konferans, Yemen Dışişleri Bakanı Halid el-Yemani’nin başkanlığını yapacağı Yemen hakkında bir tartışma ile başlayacak. Daha sonra Suriye'deki idarenin sonraki adımlarını ve değişmeyen stratejik hedeflerimize ulaşmak için çabalarımızı sürdürme taahhüdümü gözden geçireceğiz. Sonrasında Başkanı Trump'ın danışmanı Jared Kushner, ABD yönetiminin İsrail ile Filistinliler arasında kapsamlı ve sürdürülebilir bir barışı sağlama çabalarını tartışacak. Tüm bu konular hakkında soru sorma ve yorum yapma fırsatı da olacak. Sonrasında ise ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Polonya Başbakanı ve 7 Dışişleri Bakanı ilgili konular hakkındaki değerlendirmelerini bizimle paylaşacak. Daha sonra bir grup devletle, mültecilerin ve insani zorlukların ele alındığı bir öğle yemeği tertip edilecek. Bunun ardından füze geliştirme ve bunları yayma, siber tehditlerle mücadele, terörizm ve yasadışı fon sağlamak ile mücadele konulu bir dizi çalışma oturumu düzenlenecek.”
Pompeo sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bugün çok önemli görüşmelerde bulunacağız, ancak konferans sona ermeyecek. Çalışmamız gerekiyor. Suriye ve Yemen, silahların yayılması, barış süreci, terörizm, İran, siber güvenlik ve insani krizler gibi meseleler tek başına üstesinden gelinecek sorunlar değil. Güvenliği sağlamak için birlikte çalışmalıyız. Hiçbir ülke bunun dışında kalamaz. ABD, Ortadoğu’daki güvenlik sorunlarına yönelik çabalara liderlik etmeye devam edecek. Bölge için iyi bir güç olmaya devam edeceğiz. Bugün gerçekleştirilen konferans bunun kanıtıdır.”
Pompeo, sabah saatlerinde, konferansı ‘istisnai’ olarak nitelendiren Netanyahu ile ortak bir basın toplantısı düzenledi.
İsrail Başbakanı Netanyahu konferans ile ilgili "tarihsel bir dönüm noktası" değerlendirmesinde bulunduktan sonra şunları söyledi:
“Burada 60 ülkeden dışişleri bakanı ve hükümet temsilcisi, İsrail başbakanı ve önde gelen Arap ülkelerinin dışişleri bakanları karşılıklı oturup bugüne kadar görülmemiş bir güç ve açıklıkla İran rejiminin yarattığı ortak tehditle nasıl baş edilmesi gerektiğini konuştu. İlk kez birlikte geleceğimizi tehdit eden şeyin ne olduğunu ve onu güvence altına almak için neler yapmamız gerektiğini tartışma fırsatı bulduk. Bu diyaloğu gelecekte yalnızca güvenlik konusunda değil, Ortadoğu halklarının yaşamını etkileyecek her alanda sürdürmeliyiz”
“İran’la yüzleşmeden Ortadoğu’da barış ve istikrar sağlayamayız” diyen Pompeo ise İran’ın eylemleri de dahil olmak üzere istikrarsızlaştırıcı eylemleri ele almaya yönelik ortak çabalara duyulan ihtiyaçtan söz ederek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Basitçe ifade etmek gerekirse, İran ile yüzleşmeden bunları gerçekleştirmek söz konusu olamaz. Lübnan’da Yemen’de Suriye’de Irak’ta yıkıcı etkilerde bulunuyorlar. Buralarda Hamas, Hizbullah ve Husiler gibi gerçek tehditler var. İran’a karşı harekete geçmeden Ortadoğu’da barış sağlayamayız.”



İran ablukayı aşmak için gizli askerî tedarik ağını devreye soktu

İran Genelkurmay Başkanı Emir Hatemi, yeri açıklanmayan bir İHA üretim tesisinde basına röportaj verirken (IRNA)
İran Genelkurmay Başkanı Emir Hatemi, yeri açıklanmayan bir İHA üretim tesisinde basına röportaj verirken (IRNA)
TT

İran ablukayı aşmak için gizli askerî tedarik ağını devreye soktu

İran Genelkurmay Başkanı Emir Hatemi, yeri açıklanmayan bir İHA üretim tesisinde basına röportaj verirken (IRNA)
İran Genelkurmay Başkanı Emir Hatemi, yeri açıklanmayan bir İHA üretim tesisinde basına röportaj verirken (IRNA)

İran, insansız hava aracı (İHA) ve füze programları için gerekli bileşenleri, patlayıcıları ve ağır vasıtaları temin etmek amacıyla 5 bin kuruluştan oluşan askerî ve mali bir ağı devreye soktu. Sevkiyatların, savaş döneminde dahi ABD'nin deniz ablukasını aşarak İran'a kara, deniz ve hava yoluyla ulaştırıldığı belirtildi.

Şarku’l Avsat’ın Reuters'ten aktardığı araştırmaya göre İran, Ocak 2025'ten bu yana en az 2 milyar dolar değerinde ekipman, patlayıcı ve ağır vasıta ithal etmek için dünya geneline yayılan gizli askerî kuruluşlardan oluşan bir ağ kurdu. Bu ağın, ABD'nin deniz ablukasını ve Batı yaptırımlarını aşarak faaliyet gösterdiği kaydedildi. Gizlice faaliyet yürüten kuruluşların adlarının, İran Savunma Bakanlığının kısaltması olan “VEDJA” harfleriyle başladığı belirtildi.

5 binden fazla kuruluştan meydana gelen bu yapı, geniş kapsamlı bir askerî ve mali sistem oluşturuyor. Kuruluşların finansal işlemleri, 2016 yılına kadar uzanan konşimento belgeleri ve diğer ithalat kayıtları üzerinden takip edilebiliyor. Bu kuruluşların bazıları İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ve İran'ın seçkin kesimlerinin kontrolündeki “Bonyad” olarak bilinen ticari gruplarla bağlantılı.

Araştırmanın bulguları, savaşın en büyük sorularından birine de ışık tutuyor: Devrim Muhafızları, binlerce füze ve İHA fırlatmasına rağmen cephaneliğini nasıl güçlendirmeyi sürdürüyor?

Ocak 2025 ile Haziran 2026 arasındaki 18 aylık dönemde, bu kuruluşlardan yalnızca biri olan “VEDJA 346428”, füze yakıtı, patlayıcılar, İHA ve füze üretiminde gerekli silah bileşenleri ile füze fırlatma platformu olarak kullanılabilecek ağır vasıtalardan büyük miktarlarda ithalat gerçekleştirdi. Bu ekipmanların kara, deniz ve hava yoluyla İran'a ulaştırıldığı, sevkiyatların önemli bir bölümünün Çin, Rusya ve Almanya'dan geldiği kayıtlara yansıdı.

Reuters'ın İran Savunma Bakanlığına bağlı bu ağı inceleyen araştırması, binlerce İran bankacılık ve devlet kaydının yanı sıra şirket tescil belgeleri ve ithalat verilerine dayanıyor.

“Eminler” ve tek bir adres

Tahran sokaklarından birinde sergilenen İran füzeleri, Eylül 2026 (Reuters).
Tahran sokaklarından birinde sergilenen İran füzeleri, Eylül 2026 (Reuters).

Gizli kuruluşların tamamı, Tahran'da İran Savunma ve Silahlı Kuvvetleri Destek Bakanlığının adresiyle aynı adresi kullanıyor. Bu kuruluşlar, kuruluş tarihlerini İran'da ilk dinî lider Humeyni'nin Şah rejiminin devrilmesinin ardından iktidara geldiği 11 Şubat 1979 olarak gösteriyor. Ancak kayıtlar, kuruluşların büyük bölümünün gerçekte 2013 yılında kurulduğunu ortaya koyuyor. Bu dönem, İran'ın yaptırımlar nedeniyle ham petrol ihracatının gerilediği ve para biriminin değer kaybettiği yıllara denk geliyor.

Reuters'ın İsrail-ABD merkezli risk danışmanlığı şirketi 240 Analytics ile birlikte ilk kez tespit ettiği bu kuruluşlar, İran'ın askerî tedarik ve yaptırımları aşma sisteminin temelini oluşturuyor.

Kuruluşlar, “eminler” olarak adlandırılan paravan kişiler ve yabancı ülkelerdeki paravan şirketlerden oluşan bir ağı yönetiyor. Bu kişiler, yasa dışı petrol satışlarından elde edilen gelirleri İran adına mal satın almak için kullanıyor.

Ağdan, İran'ın balistik füze ve İHA programlarında görev alan üst düzey askerî yetkililer yararlanıyor. Ayrıca 91 kuruluşa kayıtlı telefon numarasının, devlet bankası Bank Sepah'ın Devrim Muhafızları mensuplarına ait hesap kayıtlarında da yer aldığı görülüyor. Bu kişiler arasında ABD'nin sivil göstericilere yönelik ihlallerle suçladığı en az iki komutan bulunuyor.

İran ordusu onlarca yıldır çeşitli ABD yaptırımlarına tabi olmasına rağmen Reuters, belgelerde adı geçen kuruluşlardan herhangi birinin Batı'nın yaptırım listelerine alındığına ilişkin kanıt bulamadı.

ABD Hazine Bakanlığının İran'a yönelik yaptırım programının oluşturulmasına katkıda bulunan eski üst düzey yetkililerinden Miad Maleki, “Burada gördüğümüz yapı, bu çatışma sırasında ve ondan önceki uzun yıllar boyunca rejimin askerî can damarını oluşturuyor. Bu, İran ordusunun ticari faaliyetlerinin bütünleşik sistemidir” değerlendirmesinde bulundu.

İran'ın hassas saldırıları

İran yapımı Şahid insansız hava aracı (AP)
İran yapımı Şahid insansız hava aracı (AP)

Silah ithalat ağı, Tahran'ın füze ve İHA üretimi için ihtiyaç duyduğu ham maddelerin önemli bölümünü sağladı. Bu silahlar, İran'ın Körfez'deki enerji tesislerine yönelik devam eden hassas saldırılarında kullanılıyor. Söz konusu saldırıların, İran'ın ABD askerî saldırısının etkisini sınırlamasına imkân sağladığı belirtiliyor.

Reuters, bu yıl yayımladığı diğer araştırmalarda da İran'ın yasa dışı gelir elde etmek ve yaptırımları aşmak için kripto para platformlarından ve yasa dışı kumar ağlarından nasıl yararlandığını, Devrim Muhafızları'nın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü nasıl artırdığını ve savaşın İran'da yeni bir baskı dönemini nasıl başlattığını ortaya koymuştu.

Maleki, Reuters'ın araştırma bulgularını inceleyen İran yaptırımları ve silahları konusunda uzman dört kişiden biriydi. Uzmanlar, söz konusu malzemelerin önemli bir bölümünün İran'ın füze ve insansız hava aracı programlarında kullanılabileceğini doğruladı.

Reuters, ithalat hareketlerini takip etmek için yaklaşık 19 bin ithalat kaydının bir bölümünü konşimento belgeleri, sosyal medya videoları ve resmî medya haberleriyle karşılaştırdı. Veriler, İran'ın ithal ettiği malzemelerin neredeyse tamamının gümrük vergisinden muaf tutulduğunu ve özellikle askerî ekipman olarak sınıflandırıldığını gösterdi. Uzmanlar ise patlayıcılar dâhil birçok ithal ürünün çift kullanımlı olabileceğini, dolayısıyla sivil amaçlarla da kullanılabileceğini belirtti.

Wall Street Journal, 23 Eylül'de Çin'den gelen bazı sevkiyatlara ilişkin bir haber yayımlamıştı. Geçen yıla kadar ABD Hazine Bakanlığı Yabancı Varlıkların Kontrolü Ofisi'nin (OFAC) müdür yardımcılığını yürüten Maleki, gizli askerî kuruluşların resmî küresel ekonominin yanında işleyen paralel bir dış ticaret sistemi oluşturduğunu söyledi. Bu sistem sayesinde İran, yasa dışı petrol satışlarından yurt dışında elde ettiği gelirleri askerî ekipman alımında kullanabiliyor.

Paranın sınır ötesine aktarılması, yaptırım ihlali alarmını tetikleyebileceği için finansal işlemler genellikle doğrudan gerçekleştirilmiyor. Şarku’l Avsat’ın Reuters'ten aktardığına göre incelenen sevkiyatların yüzde 97'sine ilişkin ödemelerin herhangi bir para transferi yapılmadan sonuçlandırıldığı ithalat kayıtlarından anlaşılıyor. Bunun yerine, yurt dışında yaşayan güvenilir İranlı aracılar, yabancı bankalarda bulunan paraları kullanarak ürünleri satın alıyor ve İran'a gönderiyor.

Balistik füze programları

Bu ağ üzerinden ihtiyaçlarını karşılayan kuruluşlar arasında İran'ın balistik füze programlarını denetleyen askerî birim de bulunuyor. Bunlar arasında, Ukrayna'da yıkıma yol açan İHA’larını Rusya'ya üretip tedarik ettiği gerekçesiyle Washington tarafından 2024 yılında yaptırım uygulanan Ra'd el-Sahra şirketi de yer alıyor.

Reuters ve 240 Analytics, ithalat verilerini şirket kayıtları, e-postalar ve İran'dan sızdırılan belgeleri yayımlayan Wiki Iran internet sitesinin topladığı dokümanlarla karşılaştırarak İran'ın askerî birimlerini tespit etti.

Reuters, İran'dan sızdırılan belgeleri yayımlayan Wiki Iran sitesinin arkasındaki kişilerin kimliğini belirleyemedi. Site, hükümete muhalif oldukları için sürgünde yaşamak zorunda kalan İranlılar tarafından yönetildiğini belirtiyor.

Bu yılın ilk altı ayına ait ithalat kayıtlarına göre sevkiyatlar arasında 1,9 milyon dolar değerinde patlayıcı fünyeleri, tonlarca patlayıcı, uçak motoru parçaları, füze yakıtı bileşenleri ve ağır fırlatma araçları bulunuyor.

Silah ve yaptırım uzmanları, söz konusu malzemelerin Şahid tipi İHA’lar da dâhil olmak üzere balistik füze ve İHA üretimi ile fırlatılmasında temel bileşenler olarak kullanılabileceğini belirtti.

İran'ın silah transferlerini ve tedarik zincirlerini son birkaç yıldır inceleyen Columbia Üniversitesi yarı zamanlı öğretim görevlisi Peter Salisbury, “Bu, İran'ın mevcut İHA ve füze cephaneliğini yeniden inşa etmek veya genişletmek için yürütülen kapsamlı bir çaba gibi görünüyor” dedi.

Salisbury, “Bu veriler, İran sisteminin uyum sağlama ve yeni güzergâhlar bulma kapasitesini açıkça ortaya koyuyor” değerlendirmesinde bulundu. Salisbury ve bir başka silah uzmanı, daha önce de Wiki Iran verilerini kullandıklarını ve bunları doğru bulduklarını ifade etti.

Hazar Denizi üzerinden sevkiyat

Tahran'daki bir askerî sergide İran füzeleri, Mücteba Hamaney'in ve savaşta öldürülen askerî komutanların fotoğrafları, Eylül 2026 (AP)
Tahran'daki bir askerî sergide İran füzeleri, Mücteba Hamaney'in ve savaşta öldürülen askerî komutanların fotoğrafları, Eylül 2026 (AP)

İthalat verileri ve Reuters'ın elde ettiği belgelere göre, İran'a yönelik sevkiyatlar Rusya'dan Hazar Denizi üzerinden kargo gemileriyle, Orta Asya'dan kamyonlarla ve Çin'den kargo uçaklarıyla gerçekleştirildi.

Reuters'ın ayrıntılı sorularına yazılı cevap veren Çin Dışişleri Bakanlığı, “Bölgedeki askerî çatışmalarla Çin arasında kötü niyetli bağlantılar kurulması veya Çin'in itibarının zedelenmesi girişimlerini şiddetle reddediyoruz” açıklamasında bulundu.

İran, tek tek bileşenlerin yanı sıra kendi askerî ekipmanlarını üretebilmesini sağlayacak hassas makineler de satın alıyor. Haziran ayına kadar uzanan ithalat verilerinde, bilgisayar kontrollü gelişmiş torna tezgâhları, elektron ışını fırınları ve parçacık hızlandırıcılar gibi ekipmanlar yer alıyor.

Söz konusu makinelerin tamamı sanayide kullanılabildiği gibi İHA ve füze gövdeleri dâhil askerî ekipmanların üretiminde de kullanılabiliyor.

ABD Başkanı Donald Trump, 12 Ekim'de yaptığı açıklamada, Çin ve Rusya'nın Tahran'a destek verdiğini düşünmediğini söyledi. Sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Eğer böyle bir şey yapıyorlarsa, bu çok sınırlı düzeydedir. Ancak bunu hiç yaptıklarını düşünmüyorum” ifadelerini kullandı.

Trump ayrıca, “Kaybedecek çok şeyleri var. Bunu öğreneceğiz ve çok kısa sürede öğreneceğiz” dedi.


İsrail hükümet kurma çıkmazında... Arap partileri dengeleri değiştirebilir

İsrail'in Tel Aviv kentinde, Arap partilerinin de katılımıyla bir hükümet kurulması çağrısıyla düzenlenen yürüyüş sırasında pankart taşıyan sol aktivistler (28 Ekim 2026, DPA)
İsrail'in Tel Aviv kentinde, Arap partilerinin de katılımıyla bir hükümet kurulması çağrısıyla düzenlenen yürüyüş sırasında pankart taşıyan sol aktivistler (28 Ekim 2026, DPA)
TT

İsrail hükümet kurma çıkmazında... Arap partileri dengeleri değiştirebilir

İsrail'in Tel Aviv kentinde, Arap partilerinin de katılımıyla bir hükümet kurulması çağrısıyla düzenlenen yürüyüş sırasında pankart taşıyan sol aktivistler (28 Ekim 2026, DPA)
İsrail'in Tel Aviv kentinde, Arap partilerinin de katılımıyla bir hükümet kurulması çağrısıyla düzenlenen yürüyüş sırasında pankart taşıyan sol aktivistler (28 Ekim 2026, DPA)

İsrail’de kesin seçim sonuçlarının açıklanmasıyla birlikte ülkede siyasi belirsizlik dönemi başladı. Başbakan Binyamin Netanyahu’nun liderliğindeki blok da ana muhalefet bloku da parlamentoda çoğunluğu elde edemedi. Associated Press’in (AP) haberine göre ülkeyi önümüzdeki haftalarda hükümet kurma ve başbakanı belirleme müzakerelerinin yoğunlaşacağı bir süreç bekliyor. Görüşmelerin başarısız olması halinde ise erken seçim ihtimali gündeme gelebilir.

Olası senaryolardan biri, Netanyahu karşıtı Yahudi partileri ile Arapların öncülük ettiği partilerin bir araya gelerek ortak bir siyasi blok oluşturması. Siyasi açıdan nadir ve tartışmalı olan bu seçenek, ülkede yeni tartışmaları da beraberinde getiriyor.

Diğer senaryoda ise seçim kampanyalarını Netanyahu’yu iktidardan uzaklaştırma vaadi üzerine kuran bazı partilerin, Netanyahu liderliğinde kurulacak koalisyona katılması ihtimali bulunuyor.

Her iki olasılık da zaten derin siyasi ve toplumsal ayrışmaların yaşandığı İsrail’de sert tartışmalara yol açtı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 28 Ekim 2026’nın ilk saatlerinde Kudüs’te, sandık çıkış anketlerinin açıklanmasının ardından destekçilerine hitap etmeye hazırlanıyor. (AFP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 28 Ekim 2026’nın ilk saatlerinde Kudüs’te, sandık çıkış anketlerinin açıklanmasının ardından destekçilerine hitap etmeye hazırlanıyor. (AFP)

Netanyahu önde ancak çoğunluğu sağlayamadı

Merkez Seçim Komitesi tarafından açıklanan kesin sonuçlara göre Netanyahu’nun liderliğindeki blok, 120 sandalyeli İsrail Meclisi’nde (Knesset) 53 sandalye kazandı. Bu sayı, önceki parlamento döneminde sahip olduğu 68 sandalyenin oldukça gerisinde kaldı.

Eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot’un liderliğindeki Yashar Partisi’nin öncülük ettiği ana muhalefet bloku 48 sandalye elde ederken, Arapların öncülük ettiği partiler kalan 19 sandalyeyi kazandı.

Oy sayımı tamamlandı, ancak sonuçların resmen onaylanması ve çarşamba gününe kadar Cumhurbaşkanı’na sunulması gerekiyor.

Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot, 28 Ekim 2026’nın ilk saatlerinde Tel Aviv’de düzenlenen seçim toplantısında destekçilerine hitap ediyor. (AFP)
Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot, 28 Ekim 2026’nın ilk saatlerinde Tel Aviv’de düzenlenen seçim toplantısında destekçilerine hitap ediyor. (AFP)

Seçimler, İsraillilerin doğrudan kişilere değil partilere oy vermesine rağmen, büyük ölçüde Netanyahu hakkında bir referandum olarak değerlendirildi.

Netanyahu’nun partisi Likud en fazla oyu alan parti oldu, ancak 2022 seçimlerinde elde ettiği desteğin bir bölümünü kaybetti. Seçime katılım oranı yaklaşık yüzde 78 olarak gerçekleşti. Bu oran, 1999’dan beri kaydedilen en yüksek katılım oldu.

İsrail Cumhurbaşkanı’nın önümüzdeki günlerde hükümeti kurmakla görevlendireceği ismi belirlemesi bekleniyor. Art arda yürütülecek hükümet kurma girişimlerinin başarısız olması durumunda ülke, gelecek yılın başlarında yeniden sandık başına gidebilir.

Arap Ortak Listesi ittifakının lideri Yusuf Cabbarin, 27 Ekim 2026’da seçim sandık çıkış anketlerinin açıklanması sırasında Nasıra’daki seçim kampanyası merkezinde konuşuyor. (AFP)
Arap Ortak Listesi ittifakının lideri Yusuf Cabbarin, 27 Ekim 2026’da seçim sandık çıkış anketlerinin açıklanması sırasında Nasıra’daki seçim kampanyası merkezinde konuşuyor. (AFP)

Arap partileri belirleyici konumda

Salı günü gerçekleştirilen seçimlerde öne çıkan kazananlar arasında Arapların öncülük ettiği partiler yer aldı. Bu partiler, Knesset’teki toplam sandalye sayılarını önemli ölçüde artırarak hükümet kurma müzakerelerinde belirleyici bir konuma yükseldi.

Gadi Eisenkot, belirli şartların yerine getirilmesi halinde Arap partileriyle iş birliğine açık kapı bıraktı. Bu şartlar arasında, Gazze merkezli Hamas’ın aşırılıkçı bir örgüt olduğunun kabul edilmesi de bulunuyor. Ancak Eisenkot’un olası koalisyon ortaklarından bazıları bu seçeneği kesin bir dille reddediyor.

Netanyahu ise Arap partilerinin desteğine dayanan bir hükümet kurulmasına karşı çıkıyor.

Netanyahu ve Likud Partisi, seçimlerin çalındığı yönündeki iddiaları gündeme taşımaya başladı ve Merkez Seçim Komitesi’nden konuyla ilgili soruşturma talep etti. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre parti, bu iddiaları destekleyecek herhangi bir kanıt sunmadı.

Polis, 29 Ekim 2026’da İsrail’in Herzliya kentinde Gadi Eisenkot’un evinin önünde, Arap partilerinin de yer alacağı bir hükümet kurulmasını isteyen sol görüşlü aktivistler ile Netanyahu destekçilerini birbirinden ayırıyor. (AP)
Polis, 29 Ekim 2026’da İsrail’in Herzliya kentinde Gadi Eisenkot’un evinin önünde, Arap partilerinin de yer alacağı bir hükümet kurulmasını isteyen sol görüşlü aktivistler ile Netanyahu destekçilerini birbirinden ayırdı (AP)

7 Ekim saldırılarının gölgesi seçimlere yansıdı

Seçimler, Hamas’ın öncülük ettiği 7 Ekim 2023 saldırısının yarattığı travmanın gölgesinde gerçekleştirildi. Söz konusu saldırıda çoğu sivil yaklaşık bin 200 kişi hayatını kaybetmiş, 251 kişi rehin alınmıştı. Saldırının ardından Gazze’de ve bölgenin diğer kesimlerinde savaşlar yaşanmıştı.

İsrail tarihinin en kanlı günü olarak nitelendirilen 7 Ekim saldırısı, seçim kampanyalarının da merkezinde yer aldı.

İsraillilerin gündeminde, savaşın Gazze’de yol açtığı insani yıkımdan ziyade, 7 Ekim saldırısıyla bağlantılı güvenlik zafiyetleri öne çıktı.

Netanyahu, 7 Ekim olaylarına ilişkin kapsamlı bir soruşturma komisyonu kurulmasına karşı çıktı. Destekçileri ise başbakanın ülkeyi o karanlık günün ardından toparladığını, Gazze, Lübnan ve İran cephelerindeki savaşlarda önemli kazanımlar elde ettiğini savunuyor.

Netanyahu karşıtlarından bazıları ise iktidara gelmeleri halinde ilk adımlarından birinin 7 Ekim saldırılarına ilişkin soruşturma komisyonu kurmak olacağını belirtiyor.

Özellikle 7 Ekim saldırısından bu yana çok sayıda İsrailli Yahudi, diğer Filistinlilerle dayanışma gösterdikleri gerekçesiyle Arap vatandaşlarına şüpheyle yaklaşıyor.

İsrail güvenlik güçlerine mensup bir görevli, 29 Ekim 2026’da Bnei Brak kentinde Ultra-Ortodoks Yahudilerin askere alınmasına karşı düzenlenen protesto sırasında cop taşıyarak bir Haredi göstericiyi yoldan uzaklaştırmaya çalışıyor. (Reuters)
İsrail güvenlik güçlerine mensup bir görevli, 29 Ekim 2026’da Bnei Brak kentinde Ultra-Ortodoks Yahudilerin askere alınmasına karşı düzenlenen protesto sırasında cop taşıyarak bir Haredi göstericiyi yoldan uzaklaştırmaya çalışıyor. (Reuters)

Askerlik muafiyetleri ülkedeki ayrışmayı derinleştiriyor

İsrail’de giderek büyüyen bir başka tartışma konusu da Ultra-Ortodoks Yahudilere (Harediler) tanınan askerlik muafiyetleri. Nüfusları hızla artan bu kesime yönelik muafiyetler, özellikle yaklaşık üç yıldır devam eden savaşlarda 1000'e yakın asker ve yedek askerin hayatını kaybetmesinin ardından ciddi bir toplumsal gerilime dönüştü.

Netanyahu liderliğindeki koalisyon hükümeti, uzun süredir askerlik muafiyetlerinin devam etmesini isteyen Ultra-Ortodoks Yahudi partilerine dayanıyor.

Buna karşılık, oğlu Gazze’deki çatışmalarda hayatını kaybeden Gadi Eisenkot, söz konusu muafiyetleri kaldırma sözü verdi.


İran Vance’in mesajını değerlendiriyor... Hürmüz Boğazı’nda gerilimi artırıyor

Bir helikopter, Ortadoğu sularındaki USS Rafael Peralta muhribinin güvertesinden havalanıyor (CENTCOM)
Bir helikopter, Ortadoğu sularındaki USS Rafael Peralta muhribinin güvertesinden havalanıyor (CENTCOM)
TT

İran Vance’in mesajını değerlendiriyor... Hürmüz Boğazı’nda gerilimi artırıyor

Bir helikopter, Ortadoğu sularındaki USS Rafael Peralta muhribinin güvertesinden havalanıyor (CENTCOM)
Bir helikopter, Ortadoğu sularındaki USS Rafael Peralta muhribinin güvertesinden havalanıyor (CENTCOM)

İran, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai’ye gönderdiği ve diplomatik süreci yeniden canlandırmayı amaçlayan mesajı değerlendiriyor.

Tahran yönetimi, söz konusu mesajı ve arabulucular tarafından sunulan yeni teklifi, ülkenin dini lideri Mücteba Hamaney ile birlikte değerlendireceğini ve önümüzdeki günlerde cevap vereceğini arabuluculara bildirdi. Beyaz Saray ise İran’ın teklifi kabul edip etmediği netleşmeden yeni öneriyi değerlendirmeye almayacağını açıkladı.

Öte yandan İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, dün yaptığı açıklamada, Tahran’ın şartlarını arabuluculara defalarca ilettiğini belirterek, yedi şartı yerine getirilmeden ilerleme sağlanmasının mümkün olmadığını söyledi. Kalibaf, “İran’a karşı sopa ve havuç politikası sonuç vermeyecektir” ifadelerini kullandı.

Diplomatik müzakereleri yeniden başlatma girişimleri, Hürmüz Boğazı’nda sahadaki gerilimin arttığı bir dönemde gerçekleşti. İran Devrim Muhafızları Ordusu, dün deniz mayınlarına çarptığını öne sürdüğü dört petrol tankerinde yangın çıktığını duyurdu. Ancak ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), İran’ın iddiasını yalanlayarak, boğazdaki ana geçiş güzergâhlarında bulunan bütün mayınların ABD güçleri tarafından temizlendiğini bildirdi.

Devrim Muhafızları ayrıca, Hürmüz Boğazı’nın batısında düzenlenen bir operasyon sırasında ABD’ye ait MQM-170 model keşif insansız hava aracının (İHA) ele geçirildiğini öne sürdü.

İngiltere Başbakanı Andy Burnham ise savaşın etkilerinin giderek ağırlaştığı bir dönemde, ülkesinin Hürmüz Boğazı’nın yeniden deniz trafiğine açılmasına yardımcı olmak için “elinden gelen her şeyi yaptığını” belirtti.