​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
TT

​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)

Ortadoğu'da Barış ve Güvenliğin Geleceğini Destekleme Konferansı dün sona erdi.
ABD ve Polonya, konferans sonrasında yayınlanan sonuç bildirgesinde, Ortadoğu’da istikrarın sağlanması için böyle bir konferansın gerçekleştirilmesinin gerekliliğine dikkat çekerken, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, İran'ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varılması için işbirliği yapılması çağrısında bulundu ve bu tehditlerin Ortadoğu ile sınırlı kalmayacağını, bilakis Avrupa’ya ve Batı’ya da yöneleceğini söyledi. Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz ise yaptığı konuşmada, İran'ın Suriye'ye müdahalelerinin bölgeyi olumsuz etkilediğini söyledi.
“İran, Hizbullah ve terörizm Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor”
Varşova Konferansı’nın krizlerin üstesinden gelinmesi için gerçekleştirildiğini dile getiren Pompeo, “İran, Hizbullah ve terörizmin yayılması Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor. Ortadoğu'daki barış çalışmalarına devam edeceğiz. Daha fazla yaptırım ve daha fazla baskı istiyoruz. Böylece İran'daki diktatörlerin devamlılığının önüne geçebiliriz” açıklamasında bulundu. Ayrıca bölgedeki İran saldırganlığının gerçek bir tehlike olduğuna dikkat çeken Pompeo, “Konferansta İran’ı savunan hiçbir ülke yok. İran’ın bölgeyi istikrarsızlaştıran rolü konusunda hepimiz hemfikiriz” dedi. Pompeo, İran rolüne atıfta bulunmadan bölgedeki sorunlardan bahsetmenin zor olduğuna dikkat çekerek, İran’ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varmak için işbirliğine ihtiyaç duyulduğunu ve Washington’un İran'a daha fazla yaptırım uygulama konusunda haklı olduğunu söyledi.
Öte yandan Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, Ortadoğu'daki sorunların karmaşık olduğuna ve Avrupa Birliği’nin (AB) tek başına bunların üstesinden gelmek için yeterli güce sahip olmadığına dikkat çekerek, “İran'ın olumsuz bir etkisi var. Tartışmalarımızda bunu göz ardı etmedik” dedi.
Konferansa yaklaşık 60 ülke katıldı, fakat katılımın Avrupa ayağı düşüktü. ABD yetkilileri, İran'ın eylemlerini tehdit olarak gören Arap devletleri ve İsrail gibi farklı tarafların bölgede bulunmasının önemini vurguladılar.
Pence’den Avrupa ülkelerine suçlama
Konferansın oturum aralarında açıklamalarda bulunan ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, İran dosyasıyla ilgili olarak Amerikan ve Avrupa tarafları arasındaki farklara ışık tuttu. ABD yetkilisi, Avrupalıları, ‘İran rejimine yönelik yaptırımları, mali işlemler için bir mekanizma kurarak atlatmaya çalışmakla’ suçladı. Bu davranışların hoş olmadığına dikkat çeken Pence, bu davranışların taraflar arasındaki ilişkilerde birtakım sonuçları olabileceğini söyledi.
ABD Başkan Yardımcısı Pence, konuşmasının devamında, Trump'ın iki yıl önce başkanlık koltuğuna oturmasında sonra ilk dış ziyaretini Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiğine ve Arap-İslam-Amerikan Zirvesi’ne katıldığına atıfta bulunarak, barışın sağlanması için konferansa katılan bütün ülkeler ile çalışmaya hazır olduklarını belirtti.
Katılımcıların bölge için daha iyi bir gelecek inşa edilmesi hakkında konuştuğunu kaydeden Pence, “Şu anda toplantılar yapılıyor. Çünkü radikal İslami terörizm gibi ortak bir sorunla karşı karşıyayız. Terörizm yalnızca Amerika'ya değil bölgedeki tüm ülkelere yönelik bir tehdit oluşturuyor. Başkan Trump yönetimi, bu radikal tehdide karşı koyma konusunda adımlar attı ve DEAŞ örgütü ile kendini gösteren bu tehdidin ortadan kaldırılması hususunda esas katkılarda bulundu. ABD, kendi vatandaşlarının güvenliğini önceliyor. Fakat Amerika’nın öncelenmesi, yalnız Amerika demek değildir. Washington, aşırılıkçılığa karşı uluslararası bir koalisyon oluşturmak için çalışıyor.”
Başbakan Netanyahu'nun geçen yılın sonunda Umman'ı ziyareti ve Papa Franciscus'un bu yıl BAE'ye yaptığı ziyaret gibi bölgedeki ‘değişim rüzgarlarına’ değinen Pence, “Bu tarihi konferans yeni bir dönemin başladığının kanıtıdır” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“DEAŞ hilafeti kısa bir süre sonra sona erecek ve Trump’ın açıklamasına göre yakın zamanda bölgedeki ABD birlikleri geri çekilecek. Bu, taktiklerdeki bir değişikliktir, görevde değil. Toprakları DEAŞ’ın elinden geri almamız yeterli değil. Ortaklarımızla çalışmaya hazırız. DEAŞ katıntıları her nerede olursa olsun takip edeceğiz.”
ABD'nin Suriye'deki yeni bir kimyasal saldırıya yanıt verme konusundaki kararlılığını dile getiren Pence, ülkesinin İngiltere ve Fransa ile birlikte, Devlet Başkanı Beşşar Esed rejiminin gerçekleştirdiği kimyasal bir saldırıya yanıt verdiğini hatırlatarak, rejim tarafından gerçekleştirilecek benzer bir saldırıya aynı şekilde yanıt vermeye hazır olduklarını söyledi.
“Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor”
Sonra, İran rejiminin bölgenin geleceği ve Ortadoğu’daki barış ve istikrar için en büyük tehdit olduğunu dile getirerek İran hakkında konuşmaya başlayan Pence, “Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor, Suriye ve Yemen'e müdahale ediyor, Hizbullah'ı destekliyor ve Amerikalı rehineleri elinde tutuyor” dedi. İran’ı Ortadoğu’daki etkisini genişletmek için Irak ve Suriye’de birer koridor açmakla itham eden Pence, savaşçıları ile Esed rejiminin düşmesini engellemeye çalıştığını ve Lübnan Hizbullahı’na roketler gönderdiğini söyledi.
Pence, 1979 yılında Şah’ın devrilmesinin ardından geçen 40 yıl boyunca başarısızlık ve terörün İran’da hüküm sürdüğünü dile getirerek, yapılan nükleer anlaşmanın İran’ı caydırmadığını, bilakis bölgedeki müdahalelerini daha da arttırdığını söyledi. Başkan Trump’ın nükleer anlaşmadan çekildiğini, İran rejimine yaptırımlar uyguladığını ve İran'ın eylemlerine itiraz eden diğer ülkelerin de bu yaptırımları desteklediğini dile getiren Pence, “Maalesef, en yakın Avrupalı arkadaşlarımızdan bazıları bu yaptırımları ihlal etti ve onları atlatmaya çalıştı. Fransa, İngiltere ve Almanya kurdukları finansal işlemler mekanizması ile bu yaptırımların üstesinden gelmeye çalıştılar. Bu hamle, ABD ile Avrupa’nın aralarının açılmasına sebep olacaktır” dedi.
“Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi”
İran'ın teknik olarak uygulayıp uygulamamasının değil, nükleer anlaşmanın kendisinin bir sorun olduğunu dile getiren Pence, “Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi. Artık anlaşmadan çekilmeliler. Bu fırsatı görmezden gelemeyiz” dedi.
Ortadoğu’daki barış süreci hakkında konuşan Pence, “Başkan Trump, üç İbrahimî din olan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam'ın tabilerinin barış içinde birlikte yaşamalarını istiyor” ifadesini kullandı.
Öte yandan Varşova Konferansı’na katılan Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçisi Prens Halid bin Selman, önceki gün Twitter hesabı üzerinden yapmış olduğu paylaşımlarda, “Molla rejimi 40 yıl önce iktidarı ele geçirdi. İran halkının yaşam standartları bu süre içerisinde ciddi bir düşüne tanık oldu. Bu rejim, bölgedeki terörizm, radikalizm, mezhepçilik ve istikrarsızlığı desteklemek için halkının parasını israf etmeye devam ediyor. Dost İran halkı, bölgede bölücülük ve terör fitnelerini yaymak için servetini ve parasını israf etmek yerine halkına özen gösteren bir yönetimi hak ediyor. İran rejimi halen Arapları dize getirmeye çalışmak gibi asla gerçekleşmeyecek bir yanılsama içinde. Ayrımcı söylemleri kendisini açığa çıkarıyor, Bu rejimin boş hayalleri 40 yıl sonra artık kimseyi kandıramıyor” açıklamasında bulundu.
İran rejiminin yayılımcı hayallerine hâlâ bağlı olduğuna dikkat çeken Prens Halid bin Selman, “İran rejiminin lideri, devrimlerinin 40’ıncı yıl dönümü konuşmasında Basra Körfezi'ndeki Arap topraklarının kendi topraklarının bir parçası olduğunu iddia ederek, bu bölgeyi güney İran olarak adlandırdı. Böylece yayılımcı niyetlerini ortaya koydu” ifadelerini kulandı.
Konferansın açılışı
Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, sabah saatlerinde kullandığı şu ifadeler ile konferansın açılışını yaptı;

“Bölgedeki barış ve güvenlik sorununa yeni bir ivme kazandırmanın zamanı geldi. Mülteci krizleri, ekonomik krizler ve bazı durumlarda devlet kurulması gibi krizlerin bölgede olumsuz etkiler oldu. Ortadoğu’nun istikrarını güvence altına almak, devam eden krizlere son vermek, kültürlerarası birliği teşvik etmek ve kapsayıcı toplumlar inşa etmek gibi durumlar, büyük zorluklar ile karşı karşıya. Uluslararası toplumun istikrarı ve sürdürülebilir barışı korumak için bu çabaları aktif olarak desteklemesi önemlidir.”
Czaputowicz açılış konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ortadoğu'daki çatışmaların birçok kaynağı var. Bunlardan bazıları, bazı liderlerin her ne pahasına olursa olsun gücü ellerinde tutmak istemesi, dini köktencilik ve hoşgörüsüzlüktür. Ayrıca güç dengesizlikleri, coğrafi ayrılıklar veya dış kuvvetlerin müdahalesi de çatışmaya sebep olan unsurlar arasında yer alabilir. ABD ve AB’nin İran’ın bölgede oynayacağı rol konusunda paylaştıkları bir inançları var. Ancak İran'ın nükleer programının olası sonuçları ve bu ülkenin bölgede oynadığı istikrarsızlaştırıcı rolü konusunda endişeliyiz. İran'ın tahammül edilemez davranışlarını şiddetle kınıyoruz. Aramızda araçlar bakımından farklılıklar olabilir. AB, İran'ın nükleer programının barışçıl doğasını korumanın, bir ortak eylem planını gerektirdiğine inanıyor. ABD bu anlaşmadan çekildi ve İran’a yaptırımlar uyguladı. Bugün Ortadoğu’nun karşılaştığı zorlukları hatırlatan bölge temsilcilerini dinleme fırsatına sahibiz.”
Konferans dahilinde gerçekleştirilecek görüşmelerde herhangi bir ülkenin veya konunun görüşmelerin seyrine hakim olmayacağını dile getiren ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ise şunları söyledi:
“Konferans, Yemen Dışişleri Bakanı Halid el-Yemani’nin başkanlığını yapacağı Yemen hakkında bir tartışma ile başlayacak. Daha sonra Suriye'deki idarenin sonraki adımlarını ve değişmeyen stratejik hedeflerimize ulaşmak için çabalarımızı sürdürme taahhüdümü gözden geçireceğiz. Sonrasında Başkanı Trump'ın danışmanı Jared Kushner, ABD yönetiminin İsrail ile Filistinliler arasında kapsamlı ve sürdürülebilir bir barışı sağlama çabalarını tartışacak. Tüm bu konular hakkında soru sorma ve yorum yapma fırsatı da olacak. Sonrasında ise ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Polonya Başbakanı ve 7 Dışişleri Bakanı ilgili konular hakkındaki değerlendirmelerini bizimle paylaşacak. Daha sonra bir grup devletle, mültecilerin ve insani zorlukların ele alındığı bir öğle yemeği tertip edilecek. Bunun ardından füze geliştirme ve bunları yayma, siber tehditlerle mücadele, terörizm ve yasadışı fon sağlamak ile mücadele konulu bir dizi çalışma oturumu düzenlenecek.”
Pompeo sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bugün çok önemli görüşmelerde bulunacağız, ancak konferans sona ermeyecek. Çalışmamız gerekiyor. Suriye ve Yemen, silahların yayılması, barış süreci, terörizm, İran, siber güvenlik ve insani krizler gibi meseleler tek başına üstesinden gelinecek sorunlar değil. Güvenliği sağlamak için birlikte çalışmalıyız. Hiçbir ülke bunun dışında kalamaz. ABD, Ortadoğu’daki güvenlik sorunlarına yönelik çabalara liderlik etmeye devam edecek. Bölge için iyi bir güç olmaya devam edeceğiz. Bugün gerçekleştirilen konferans bunun kanıtıdır.”
Pompeo, sabah saatlerinde, konferansı ‘istisnai’ olarak nitelendiren Netanyahu ile ortak bir basın toplantısı düzenledi.
İsrail Başbakanı Netanyahu konferans ile ilgili "tarihsel bir dönüm noktası" değerlendirmesinde bulunduktan sonra şunları söyledi:
“Burada 60 ülkeden dışişleri bakanı ve hükümet temsilcisi, İsrail başbakanı ve önde gelen Arap ülkelerinin dışişleri bakanları karşılıklı oturup bugüne kadar görülmemiş bir güç ve açıklıkla İran rejiminin yarattığı ortak tehditle nasıl baş edilmesi gerektiğini konuştu. İlk kez birlikte geleceğimizi tehdit eden şeyin ne olduğunu ve onu güvence altına almak için neler yapmamız gerektiğini tartışma fırsatı bulduk. Bu diyaloğu gelecekte yalnızca güvenlik konusunda değil, Ortadoğu halklarının yaşamını etkileyecek her alanda sürdürmeliyiz”
“İran’la yüzleşmeden Ortadoğu’da barış ve istikrar sağlayamayız” diyen Pompeo ise İran’ın eylemleri de dahil olmak üzere istikrarsızlaştırıcı eylemleri ele almaya yönelik ortak çabalara duyulan ihtiyaçtan söz ederek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Basitçe ifade etmek gerekirse, İran ile yüzleşmeden bunları gerçekleştirmek söz konusu olamaz. Lübnan’da Yemen’de Suriye’de Irak’ta yıkıcı etkilerde bulunuyorlar. Buralarda Hamas, Hizbullah ve Husiler gibi gerçek tehditler var. İran’a karşı harekete geçmeden Ortadoğu’da barış sağlayamayız.”



Putin’in yaşlanmayla mücadele projesinin maliyeti 26 milyar dolar

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kremlin’de gerçekleştirilen bir görüşme sırasında. (EPA)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kremlin’de gerçekleştirilen bir görüşme sırasında. (EPA)
TT

Putin’in yaşlanmayla mücadele projesinin maliyeti 26 milyar dolar

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kremlin’de gerçekleştirilen bir görüşme sırasında. (EPA)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kremlin’de gerçekleştirilen bir görüşme sırasında. (EPA)

The Wall Street Journal gazetesi, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in yaşam süresini uzatma konusuna duyduğu ilgiyi mercek altına aldı. Gazete, Putin’in yaşlanma karşıtı araştırmaları Kremlin’in en önemli önceliklerinden biri hâline getirdiğini yazdı.

Haberde, açık kalan bir mikrofonun Putin ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping arasındaki konuşmayı kaydettiği ve Putin’in organ değişimi yoluyla ölümsüzlüğün mümkün olabileceğine işaret ettiği meşhur olaya dikkat çekildi. Bu konuşma, bazı çevrelerce yalnızca yaşlı liderler arasındaki sıradan bir sohbet olarak değerlendirilmişti.

Gazete, gerçekte ise Putin’in geçen yıl eylül ayında Pekin’de düzenlenen askeri törende yaptığı konuşmada, Kremlin destekli yaşam uzatma girişimini anlattığını ve bunun bugün Rusya’nın en dikkat çekici bilim projelerinden biri hâline geldiğini belirtti.

Haberde, Putin’in uzun süredir yaşlanma karşıtı araştırmalara ilgi duyduğu, bunun da Silikon Vadisi milyarderleri arasında yaygın bir eğilim olduğu ifade edildi. Jeff Bezos ve Sam Altman gibi isimlerin de benzer çalışmalara yatırım yaptığı belirtilirken, Rusya’da Putin’in bu arayışı devlet politikası hâline getirdiği kaydedildi. Kremlin’in bu kapsamda minyatür domuzların kullanımı ve aşırı düşük sıcaklıklara maruz bırakma gibi çeşitli yöntemlere başvurduğu ifade edildi.

fgthyj6
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Moskova'daki Zafer Günü kutlamalarına katıldı (EPA)

Rus hükümeti geçen ay, bilim insanlarının hücre yaşlanmasını yavaşlatmayı hedefleyen bir gen tedavisi üzerinde çalıştığını açıkladı. Bu çalışma, Putin’in 26 milyar dolarlık “Yeni Sağlık Koruma Teknolojileri” girişimi kapsamında yürütülüyor.

Rusya Bilim Bakan Yardımcısı Denis Sekirinskiy, 23 Nisan’da yaptığı açıklamada söz konusu ilacın “yaşlanmayla mücadelede en umut verici yollardan biri” olduğunu söyledi.

Bir diğer umut vadeden alanın ise laboratuvar ortamında insan organı üretimi olduğu belirtildi. Putin de Pekin’de yaptığı konuşmada yaşam süresini uzatmaya yönelik bu teknolojilere değinmişti.

Bu çalışmaların, Putin’in 2024 yılında açıkladığı ulusal yaşam uzatma girişiminin bir parçası olduğu ifade edildi. Projenin amacı, on yılın sonuna kadar 175 bin kişinin hayatını kurtarmak. Ancak bu rakamın, Ukrayna savaşı döneminde rahatsız edici bir çağrışım yaptığı; çünkü bağımsız tahminlere göre Rus ordusunun kayıplarına yakın olduğu belirtildi.

Putin tarafından görevlendirilen Rus devlet bilim insanlarının iki temel teknolojiye odaklandığı aktarıldı: canlı dokuların üç boyutlu yazıcılarla üretilmesi anlamına gelen biyobaskı ve hayvanlardan organ nakli. İkinci yöntemde, insan organlarının genetik olarak insanlarla uyumlu kabul edilen cüce domuzlar içinde büyütülmesi hedefleniyor.

Devlet kurumlarıyla çalışan Rus bilim insanları, insan kıkırdak dokusu ile bir fare için tiroit bezi basmayı başardıklarını ileri sürüyor. Amaç, 2030 yılına kadar insan organlarının değiştirilebilmesini sağlamak. Benzer bir takvimin domuzlar içinde organ yetiştirme projeleri için de konuşulduğu ifade edildi.

Kremlin Basın Ofisi, e-posta yoluyla yaptığı açıklamada, “Rusya Federasyonu’nda bu alanda geniş kapsamlı bilimsel programlar yürütülüyor. Bu projeler devlet tarafından destekleniyor ve çok sayıda bilimsel araştırma kurumu sürece katılıyor” ifadelerini kullandı.

Rusya’daki yaşam uzatma girişimine Putin’e yakın iki isim öncülük ediyor: Devlet destekli genetik programlarını denetleyen endokrinoloji uzmanı kızı Maria Vorontsova ve Sovyet döneminden kalma nükleer araştırma merkezi Kurchatov Enstitüsü’nün başkanı fizikçi Mikhail Kovalchuk.

frgthy
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 22 Mayıs 2026'da Kremlin'de düzenlenen bir törende (AP)

Haberde, Putin’in yakın müttefiki ve medya yatırımcısı Yuri Kovalçuk’un kardeşi olan Mihail Kovalçuk’un Kremlin’in yaşam uzatma çalışmalarının beyin takımını yönettiği ifade edildi. Kovalçuk’un, bilimin yakında insan organlarını süresiz olarak onarma ve değiştirme imkânı sağlayacağını savunduğu belirtildi.

Kovalçuk, Rus medyasına yaptığı açıklamada, “Ölümsüzlükten söz etmek zor, ancak insanı onarma kapasitesinin kesinlikle artacağına şüphe yok” dedi.

Gazete, Bezos ve Altman’ın finanse ettiği benzer Batılı araştırmaların aksine, Putin’e yakın isimlerin desteklediği projelerin uluslararası büyük bilim dergilerinde yayımlanan sınırlı sayıda hakemli çalışma ürettiğini yazdı.

Rusya’nın önde gelen biyobaskı uzmanlarından Aleksandr Ostrovskiy ise, “Araştırmalar yayımlanmıyorsa gerçek sonuç yok demektir. Açıklamaları, hayal değilse bile birer temenni olarak görmek gerekir” değerlendirmesinde bulundu.

Ukrayna’nın işgalinden sonra Rusya’dan ayrılan ve şirketini daha sonra hükümetle çalışmaya devam eden bir yapıya satan Ostrovskiy, Batı yaptırımlarının Rus bilim dünyasını izole ettiğini belirterek, “Bilimsel araştırma başkalarından kopuk şekilde yürütülemez. Belki de finansman sağlamak için Putin’e duymak istediği şeyleri söylüyorlar” dedi.

Haberde, Kovalçuk’un yaşlanmayı geciktirme bilimi ile Kremlin’in Batı’ya karşı “medeniyet çatışması” söylemini de birleştirdiği belirtildi. 2015 yılında yaptığı bir konuşmada Batı’nın “köle insanlar” yaratmaya yöneldiğini savunduğu, ayrıca ABD’nin Kovid-19 pandemisinin arkasında olduğuna dair imalarda bulunduğu kaydedildi.

Putin’in de benzer düşüncelere sempati duyduğu ifade edildi. Kovalçuk’un kamuoyu önünde övdüğü 1968 yapımı Sovyet filmi Dead Season, eski Nazi doktorlarıyla iş birliği yapan CIA’in insanlığı kontrol etmeye çalışmasını konu alıyordu. Putin ise bu filmin kendisine Sovyet gizli servisi KGB’ye katılma ilhamı verdiğini söylemişti.

Rus medyasının “Putin’in yaşlılık tıbbı uzmanı” olarak tanımladığı Vladimir Khavinson da projedeki en etkili isimlerden biri olarak öne çıktı. Khavinson, dana dokularından elde edilen peptitlere dayalı yaşlanma karşıtı tedavileri savunuyordu.

Kas gelişimi, iyileşme ve yaşlanma karşıtı etkiler sağladığı öne sürülen peptitlerin, ABD Sağlık Bakanı Robert F. Kennedy Jr. gibi isimler arasında da popüler olduğu, ancak faydalarını destekleyen bilimsel kanıtların sınırlı kaldığı belirtildi.

Putin tarafından tıp alanındaki başarıları nedeniyle Rusya’nın en yüksek nişanlarından biriyle ödüllendirilen Khavinson, röportajlarında “ölümünün Rusya’yı krize sürükleyebileceği bir liderin” ömrünü uzatmaya çalıştığını söylemiş, ayrıca dini metinlere dayanarak insanların 120 yaşına kadar yaşayacak şekilde yaratıldığını iddia etmişti.

Putin, 2017 yılında Kremlin’de düzenlenen törende, St. Petersburg Biyoregülasyon ve Gerontoloji Enstitüsü Direktörü Khavinson’a Dostluk Nişanı vermişti. Khavinson, 2024 yılında 77 yaşında hayatını kaybetti.

Haberde, yöntemleri alışılmışın dışında olsa da Khavinson ve Kovalçuk’un saygın bilim insanları olarak görüldüğü ifade edildi. Putin’in daha az bilimsel yöntemlere de açık olduğu belirtildi.

Örneğin Putin, 2018’de Kremlin’de yaptığı bir görüşmede dönemin Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz’a kriyoterapi odasını denemesini tavsiye etmişti. Vücudun eksi 170 Fahrenheit dereceye kadar soğuğa maruz bırakıldığı bu yöntem için Kurz, Putin’in çıplak şekilde düzenli olarak “dondurma odasında” durmanın faydalarını heyecanla anlattığını görünce şaşırdığını daha sonra dile getirmişti.

73 yaşındaki Putin, yıllardır fiziksel güç imajını öne çıkarıyor. Çıplak göğüsle avlanması, buz hokeyi oynaması ve siyah dar kıyafetlerle Harley-Davidson motosikletlerine binmesi gibi gösterilerle yaşlanmayan güçlü lider imajını pekiştirmeye çalıştığı ifade edildi.

Buna karşın Rusya’nın hâlâ gelişmiş ülkeler arasındaki en yüksek ölüm oranlarından bazılarına sahip olduğu kaydedildi. Resmî verilere göre Rus erkeklerinin ortalama yaşam süresi yaklaşık 68 yıl seviyesinde bulunurken, bu rakam ABD’de yaklaşık 76 yıl, Batı Avrupa’nın büyük bölümünde ise 80 yılın üzerinde seyrediyor.


Lübnan’dan Somali’ye... Gerginlik odaklarının artması ve finansman yetersizliği barış misyonlarını zorluyor

Güney Lübnan’daki Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) mensupları (Reuters)
Güney Lübnan’daki Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) mensupları (Reuters)
TT

Lübnan’dan Somali’ye... Gerginlik odaklarının artması ve finansman yetersizliği barış misyonlarını zorluyor

Güney Lübnan’daki Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) mensupları (Reuters)
Güney Lübnan’daki Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) mensupları (Reuters)

Afrika ve Ortadoğu’daki birçok barışı koruma misyonu, artan çatışma odakları ve derinleşen finansman krizleri nedeniyle giderek büyüyen baskılarla karşı karşıya bulunuyor. Bu durumun, çatışma bölgelerinde görev yapan güçlerin güvenlik ve insani misyonlarını yerine getirme kapasitesini tehdit ettiği belirtiliyor. Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün (SIPRI) yayımladığı raporda, jeopolitik gerilimler ile finansman yetersizliğinin, özellikle Birleşmiş Milletler (BM) bünyesinde yürütülen küresel barışı koruma operasyonlarını riske attığı uyarısında bulunuldu.

Enstitünün yayımladığı son rapora göre, 2025 yılı sonu itibarıyla uluslararası barışı koruma görevlerinde konuşlandırılan personel sayısı 79 binin altına geriledi. Bu rakamın son 25 yılın en düşük seviyesi olduğu kaydedildi.

Bir askeri uzman, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, raporun barışı koruma misyonlarının geleceği konusunda alarm niteliği taşıdığını belirtti. Uzman, söz konusu görevlerin krizlere hızlı müdahale kapasitesi, istikrar programlarının uygulanması ve görev bölgelerinde güvenin yeniden tesis edilmesi açısından ciddi zorluklarla karşı karşıya olduğunu ifade etti. Ayrıca bunun terörle mücadele çabalarını da zayıflatabileceğini vurgulayan uzman, artan tehditlerle başa çıkılabilmesi için güçlü siyasi irade ve yeterli uluslararası desteğin şart olduğunu söyledi.

Rapora göre 2025 yılında toplam barışı koruma misyonu sayısı 58 olarak kaydedildi. Böylece görev sayısı, 2016’dan bu yana ilk kez 60’ın altına düştü. Barışı koruma personelinin yaklaşık dörtte üçünün ise Orta Afrika Cumhuriyeti, Güney Sudan, Somali, Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve Lübnan olmak üzere beş ülkede görev yaptığı belirtildi.

SIPRI araştırmacılarından Claudia Pfeifer Cruz, çok taraflı çatışma yönetiminin sürdürülebilirliği için devletlerin yalnızca siyasi destek açıklamalarıyla yetinmemesi gerektiğini belirterek, “Etkili ve çok taraflı müdahalelerin mümkün olabilmesi için sürdürülebilir finansman sağlanmalı ve yeterli siyasi alan oluşturulmalı” ifadesini kullandı.

dffd
Birleşmiş Milletler Demokratik Kongo Cumhuriyeti İstikrar Misyonu’nda (MONUSCO) görevli bir Nepal askeri (Reuters)

Raporda, finansman krizinin özellikle BM öncülüğündeki operasyonları olumsuz etkilediği vurgulandı. En büyük bağışçı ülkelerin mali yükümlülüklerini tamamen ya da kısmen yerine getirmediği belirtilirken, 2024-2025 bütçesi için ayrılan 5,6 milyar doların yaklaşık 2 milyar dolarlık kısmında açık oluştuğu kaydedildi.

Finansman sorunlarının yanı sıra siyasi engellerin de dikkat çektiği raporda, örneğin ABD’nin, İsrail ile Lübnan arasındaki ateşkes ihlallerine rağmen Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü’nün (UNIFIL) sona erdirilmesini talep ettiği ifade edildi. Uzlaşı kapsamında ise BM Güvenlik Konseyi’nin, UNIFIL görev süresini Aralık 2026’ya kadar son kez uzatma kararı aldığı belirtildi.

Alarm zili

Mısırlı askeri strateji uzmanı Tümgeneral Semir Ferec, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, söz konusu uluslararası raporun ciddi bir uyarı niteliği taşıdığını belirtti. Ferec, dünyanın farklı bölgelerinde artan çatışma odaklarının, güvenlik risklerini büyüterek ve görev kapsamını genişleterek barışı koruma misyonlarının etkinliğini önemli ölçüde zayıflattığını ifade etti. Artan görev yükünün insan kaynağı ile lojistik kapasite üzerinde ciddi baskı oluşturduğunu söyleyen Ferec, bunun sivillerin korunması ve çatışmaların kontrol altına alınması konusundaki kabiliyeti de olumsuz etkilediğini kaydetti. Finansmandaki gerilemenin büyük bir sorun teşkil ettiğini vurgulayan Ferec, bu durumun barış gücü birliklerinin görev yaptığı ülkelerde güvenlik ve istikrar ortamını doğrudan etkilediğini belirtti. Somali örneğini veren Ferec, ülkedeki misyonun faaliyetlerini sürdürebilmesi için uluslararası desteğe ihtiyaç duyduğunu ifade etti.

Uyarılar

Uluslararası raporda geniş çaplı bir güvenlik krizine karşı da uyarıda bulunuldu. SIPRI Barış Operasyonları ve Çatışma Yönetimi Programı Direktörü Jair van der Lijn, “Mevcut gidişatın sürmesi halinde, çok taraflı çatışma yönetiminde ciddi bir zayıflama ve BM gibi kurumların neredeyse tamamen etkisizleşmesiyle karşı karşıya kalabiliriz” ifadesini kullandı. Van der Lijn, finansman eksikliği ile siyasi ve jeopolitik etkenlerin birleşiminin bu süreci hızlandırdığını belirterek, bunun sonucunda daha fazla çatışmanın ortaya çıkabileceğini ve siviller üzerindeki etkilerin daha ağır hale gelebileceğini söyledi. Ayrıca devletlerin yerleşik uluslararası normlardan uzaklaşmasının da riskleri artırdığını vurguladı.

Ferec ise BM’nin barışı koruma misyonlarının etkinliğini artırmak için görev yapılarını yeniden düzenlemesi, finansman mekanizmalarını geliştirmesi ve bölgesel güçlerle koordinasyonu güçlendirmesi gerektiğini ifade etti. Ancak Ferec, özellikle terörle mücadele alanında büyüyen tehditlerle başa çıkılabilmesi için bu adımların başarısının yeterli siyasi irade ve güçlü uluslararası desteğe bağlı olduğunu kaydetti.


İsrail, Kassam liderlerini hedef almaya devam ediyor

Filistinli bir çocuk, dün gece Gazze şehrinde 10 kişinin ölümüne neden olan İsrail hava saldırısının hedef aldığı noktada oturuyor (AFP)
Filistinli bir çocuk, dün gece Gazze şehrinde 10 kişinin ölümüne neden olan İsrail hava saldırısının hedef aldığı noktada oturuyor (AFP)
TT

İsrail, Kassam liderlerini hedef almaya devam ediyor

Filistinli bir çocuk, dün gece Gazze şehrinde 10 kişinin ölümüne neden olan İsrail hava saldırısının hedef aldığı noktada oturuyor (AFP)
Filistinli bir çocuk, dün gece Gazze şehrinde 10 kişinin ölümüne neden olan İsrail hava saldırısının hedef aldığı noktada oturuyor (AFP)

İsrail yaptığı açıklamada, Hamas'ın askeri kanadı Kassam Tugayları'nın iki önemli merkezî ismini hedef aldığını duyurdu. Gelen ilk bilgiler, doğrudan Kuzey Tugayı'nın yeni komutanı İzzeddin el-Beyk ile Gazze Tugayı Komutan Yardımcısı İmad İslim'in hedef alındığı yönünde oldu.

Şarku'l Avsat'ın Hamas kaynaklarından edindiği bilgiye göre, İslim'in suikast sonucu hayatını kaybettiği doğrulanırken, el-Beyk'in durumu hakkında ise farklı iddialar ortaya atıldı. Bazı kaynaklar el-Beyk'in yaralandığını ancak hayati tehlikesinin boyutunun henüz bilinmediğini aktarırken, farklı kaynaklar ise saldırı sırasında hedef alınan bölgede bulunmadığını ve suikasttan kurtulduğunu belirtti.

Söz konusu saldırı, savaş uçaklarının Gazze kent merkezindeki Belediye Parkı yakınlarında yer alan bir binadaki daireyi çok sayıda füzeyle vurması sonucu gerçekleşti. Saldırıda, aralarında 5 çocuğun da bulunduğu en az 10 Filistinli hayatını kaybetti.

Suikast operasyonunda hedef alınan her iki ismin de Gazze Şeridi genelinde ve özellikle kuzey bölgesinde Kassam Tugayları'nın en önde gelen saha liderleri arasında yer aldığı biliniyor.