​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
TT

​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)

Ortadoğu'da Barış ve Güvenliğin Geleceğini Destekleme Konferansı dün sona erdi.
ABD ve Polonya, konferans sonrasında yayınlanan sonuç bildirgesinde, Ortadoğu’da istikrarın sağlanması için böyle bir konferansın gerçekleştirilmesinin gerekliliğine dikkat çekerken, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, İran'ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varılması için işbirliği yapılması çağrısında bulundu ve bu tehditlerin Ortadoğu ile sınırlı kalmayacağını, bilakis Avrupa’ya ve Batı’ya da yöneleceğini söyledi. Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz ise yaptığı konuşmada, İran'ın Suriye'ye müdahalelerinin bölgeyi olumsuz etkilediğini söyledi.
“İran, Hizbullah ve terörizm Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor”
Varşova Konferansı’nın krizlerin üstesinden gelinmesi için gerçekleştirildiğini dile getiren Pompeo, “İran, Hizbullah ve terörizmin yayılması Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor. Ortadoğu'daki barış çalışmalarına devam edeceğiz. Daha fazla yaptırım ve daha fazla baskı istiyoruz. Böylece İran'daki diktatörlerin devamlılığının önüne geçebiliriz” açıklamasında bulundu. Ayrıca bölgedeki İran saldırganlığının gerçek bir tehlike olduğuna dikkat çeken Pompeo, “Konferansta İran’ı savunan hiçbir ülke yok. İran’ın bölgeyi istikrarsızlaştıran rolü konusunda hepimiz hemfikiriz” dedi. Pompeo, İran rolüne atıfta bulunmadan bölgedeki sorunlardan bahsetmenin zor olduğuna dikkat çekerek, İran’ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varmak için işbirliğine ihtiyaç duyulduğunu ve Washington’un İran'a daha fazla yaptırım uygulama konusunda haklı olduğunu söyledi.
Öte yandan Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, Ortadoğu'daki sorunların karmaşık olduğuna ve Avrupa Birliği’nin (AB) tek başına bunların üstesinden gelmek için yeterli güce sahip olmadığına dikkat çekerek, “İran'ın olumsuz bir etkisi var. Tartışmalarımızda bunu göz ardı etmedik” dedi.
Konferansa yaklaşık 60 ülke katıldı, fakat katılımın Avrupa ayağı düşüktü. ABD yetkilileri, İran'ın eylemlerini tehdit olarak gören Arap devletleri ve İsrail gibi farklı tarafların bölgede bulunmasının önemini vurguladılar.
Pence’den Avrupa ülkelerine suçlama
Konferansın oturum aralarında açıklamalarda bulunan ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, İran dosyasıyla ilgili olarak Amerikan ve Avrupa tarafları arasındaki farklara ışık tuttu. ABD yetkilisi, Avrupalıları, ‘İran rejimine yönelik yaptırımları, mali işlemler için bir mekanizma kurarak atlatmaya çalışmakla’ suçladı. Bu davranışların hoş olmadığına dikkat çeken Pence, bu davranışların taraflar arasındaki ilişkilerde birtakım sonuçları olabileceğini söyledi.
ABD Başkan Yardımcısı Pence, konuşmasının devamında, Trump'ın iki yıl önce başkanlık koltuğuna oturmasında sonra ilk dış ziyaretini Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiğine ve Arap-İslam-Amerikan Zirvesi’ne katıldığına atıfta bulunarak, barışın sağlanması için konferansa katılan bütün ülkeler ile çalışmaya hazır olduklarını belirtti.
Katılımcıların bölge için daha iyi bir gelecek inşa edilmesi hakkında konuştuğunu kaydeden Pence, “Şu anda toplantılar yapılıyor. Çünkü radikal İslami terörizm gibi ortak bir sorunla karşı karşıyayız. Terörizm yalnızca Amerika'ya değil bölgedeki tüm ülkelere yönelik bir tehdit oluşturuyor. Başkan Trump yönetimi, bu radikal tehdide karşı koyma konusunda adımlar attı ve DEAŞ örgütü ile kendini gösteren bu tehdidin ortadan kaldırılması hususunda esas katkılarda bulundu. ABD, kendi vatandaşlarının güvenliğini önceliyor. Fakat Amerika’nın öncelenmesi, yalnız Amerika demek değildir. Washington, aşırılıkçılığa karşı uluslararası bir koalisyon oluşturmak için çalışıyor.”
Başbakan Netanyahu'nun geçen yılın sonunda Umman'ı ziyareti ve Papa Franciscus'un bu yıl BAE'ye yaptığı ziyaret gibi bölgedeki ‘değişim rüzgarlarına’ değinen Pence, “Bu tarihi konferans yeni bir dönemin başladığının kanıtıdır” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“DEAŞ hilafeti kısa bir süre sonra sona erecek ve Trump’ın açıklamasına göre yakın zamanda bölgedeki ABD birlikleri geri çekilecek. Bu, taktiklerdeki bir değişikliktir, görevde değil. Toprakları DEAŞ’ın elinden geri almamız yeterli değil. Ortaklarımızla çalışmaya hazırız. DEAŞ katıntıları her nerede olursa olsun takip edeceğiz.”
ABD'nin Suriye'deki yeni bir kimyasal saldırıya yanıt verme konusundaki kararlılığını dile getiren Pence, ülkesinin İngiltere ve Fransa ile birlikte, Devlet Başkanı Beşşar Esed rejiminin gerçekleştirdiği kimyasal bir saldırıya yanıt verdiğini hatırlatarak, rejim tarafından gerçekleştirilecek benzer bir saldırıya aynı şekilde yanıt vermeye hazır olduklarını söyledi.
“Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor”
Sonra, İran rejiminin bölgenin geleceği ve Ortadoğu’daki barış ve istikrar için en büyük tehdit olduğunu dile getirerek İran hakkında konuşmaya başlayan Pence, “Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor, Suriye ve Yemen'e müdahale ediyor, Hizbullah'ı destekliyor ve Amerikalı rehineleri elinde tutuyor” dedi. İran’ı Ortadoğu’daki etkisini genişletmek için Irak ve Suriye’de birer koridor açmakla itham eden Pence, savaşçıları ile Esed rejiminin düşmesini engellemeye çalıştığını ve Lübnan Hizbullahı’na roketler gönderdiğini söyledi.
Pence, 1979 yılında Şah’ın devrilmesinin ardından geçen 40 yıl boyunca başarısızlık ve terörün İran’da hüküm sürdüğünü dile getirerek, yapılan nükleer anlaşmanın İran’ı caydırmadığını, bilakis bölgedeki müdahalelerini daha da arttırdığını söyledi. Başkan Trump’ın nükleer anlaşmadan çekildiğini, İran rejimine yaptırımlar uyguladığını ve İran'ın eylemlerine itiraz eden diğer ülkelerin de bu yaptırımları desteklediğini dile getiren Pence, “Maalesef, en yakın Avrupalı arkadaşlarımızdan bazıları bu yaptırımları ihlal etti ve onları atlatmaya çalıştı. Fransa, İngiltere ve Almanya kurdukları finansal işlemler mekanizması ile bu yaptırımların üstesinden gelmeye çalıştılar. Bu hamle, ABD ile Avrupa’nın aralarının açılmasına sebep olacaktır” dedi.
“Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi”
İran'ın teknik olarak uygulayıp uygulamamasının değil, nükleer anlaşmanın kendisinin bir sorun olduğunu dile getiren Pence, “Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi. Artık anlaşmadan çekilmeliler. Bu fırsatı görmezden gelemeyiz” dedi.
Ortadoğu’daki barış süreci hakkında konuşan Pence, “Başkan Trump, üç İbrahimî din olan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam'ın tabilerinin barış içinde birlikte yaşamalarını istiyor” ifadesini kullandı.
Öte yandan Varşova Konferansı’na katılan Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçisi Prens Halid bin Selman, önceki gün Twitter hesabı üzerinden yapmış olduğu paylaşımlarda, “Molla rejimi 40 yıl önce iktidarı ele geçirdi. İran halkının yaşam standartları bu süre içerisinde ciddi bir düşüne tanık oldu. Bu rejim, bölgedeki terörizm, radikalizm, mezhepçilik ve istikrarsızlığı desteklemek için halkının parasını israf etmeye devam ediyor. Dost İran halkı, bölgede bölücülük ve terör fitnelerini yaymak için servetini ve parasını israf etmek yerine halkına özen gösteren bir yönetimi hak ediyor. İran rejimi halen Arapları dize getirmeye çalışmak gibi asla gerçekleşmeyecek bir yanılsama içinde. Ayrımcı söylemleri kendisini açığa çıkarıyor, Bu rejimin boş hayalleri 40 yıl sonra artık kimseyi kandıramıyor” açıklamasında bulundu.
İran rejiminin yayılımcı hayallerine hâlâ bağlı olduğuna dikkat çeken Prens Halid bin Selman, “İran rejiminin lideri, devrimlerinin 40’ıncı yıl dönümü konuşmasında Basra Körfezi'ndeki Arap topraklarının kendi topraklarının bir parçası olduğunu iddia ederek, bu bölgeyi güney İran olarak adlandırdı. Böylece yayılımcı niyetlerini ortaya koydu” ifadelerini kulandı.
Konferansın açılışı
Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, sabah saatlerinde kullandığı şu ifadeler ile konferansın açılışını yaptı;

“Bölgedeki barış ve güvenlik sorununa yeni bir ivme kazandırmanın zamanı geldi. Mülteci krizleri, ekonomik krizler ve bazı durumlarda devlet kurulması gibi krizlerin bölgede olumsuz etkiler oldu. Ortadoğu’nun istikrarını güvence altına almak, devam eden krizlere son vermek, kültürlerarası birliği teşvik etmek ve kapsayıcı toplumlar inşa etmek gibi durumlar, büyük zorluklar ile karşı karşıya. Uluslararası toplumun istikrarı ve sürdürülebilir barışı korumak için bu çabaları aktif olarak desteklemesi önemlidir.”
Czaputowicz açılış konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ortadoğu'daki çatışmaların birçok kaynağı var. Bunlardan bazıları, bazı liderlerin her ne pahasına olursa olsun gücü ellerinde tutmak istemesi, dini köktencilik ve hoşgörüsüzlüktür. Ayrıca güç dengesizlikleri, coğrafi ayrılıklar veya dış kuvvetlerin müdahalesi de çatışmaya sebep olan unsurlar arasında yer alabilir. ABD ve AB’nin İran’ın bölgede oynayacağı rol konusunda paylaştıkları bir inançları var. Ancak İran'ın nükleer programının olası sonuçları ve bu ülkenin bölgede oynadığı istikrarsızlaştırıcı rolü konusunda endişeliyiz. İran'ın tahammül edilemez davranışlarını şiddetle kınıyoruz. Aramızda araçlar bakımından farklılıklar olabilir. AB, İran'ın nükleer programının barışçıl doğasını korumanın, bir ortak eylem planını gerektirdiğine inanıyor. ABD bu anlaşmadan çekildi ve İran’a yaptırımlar uyguladı. Bugün Ortadoğu’nun karşılaştığı zorlukları hatırlatan bölge temsilcilerini dinleme fırsatına sahibiz.”
Konferans dahilinde gerçekleştirilecek görüşmelerde herhangi bir ülkenin veya konunun görüşmelerin seyrine hakim olmayacağını dile getiren ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ise şunları söyledi:
“Konferans, Yemen Dışişleri Bakanı Halid el-Yemani’nin başkanlığını yapacağı Yemen hakkında bir tartışma ile başlayacak. Daha sonra Suriye'deki idarenin sonraki adımlarını ve değişmeyen stratejik hedeflerimize ulaşmak için çabalarımızı sürdürme taahhüdümü gözden geçireceğiz. Sonrasında Başkanı Trump'ın danışmanı Jared Kushner, ABD yönetiminin İsrail ile Filistinliler arasında kapsamlı ve sürdürülebilir bir barışı sağlama çabalarını tartışacak. Tüm bu konular hakkında soru sorma ve yorum yapma fırsatı da olacak. Sonrasında ise ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Polonya Başbakanı ve 7 Dışişleri Bakanı ilgili konular hakkındaki değerlendirmelerini bizimle paylaşacak. Daha sonra bir grup devletle, mültecilerin ve insani zorlukların ele alındığı bir öğle yemeği tertip edilecek. Bunun ardından füze geliştirme ve bunları yayma, siber tehditlerle mücadele, terörizm ve yasadışı fon sağlamak ile mücadele konulu bir dizi çalışma oturumu düzenlenecek.”
Pompeo sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bugün çok önemli görüşmelerde bulunacağız, ancak konferans sona ermeyecek. Çalışmamız gerekiyor. Suriye ve Yemen, silahların yayılması, barış süreci, terörizm, İran, siber güvenlik ve insani krizler gibi meseleler tek başına üstesinden gelinecek sorunlar değil. Güvenliği sağlamak için birlikte çalışmalıyız. Hiçbir ülke bunun dışında kalamaz. ABD, Ortadoğu’daki güvenlik sorunlarına yönelik çabalara liderlik etmeye devam edecek. Bölge için iyi bir güç olmaya devam edeceğiz. Bugün gerçekleştirilen konferans bunun kanıtıdır.”
Pompeo, sabah saatlerinde, konferansı ‘istisnai’ olarak nitelendiren Netanyahu ile ortak bir basın toplantısı düzenledi.
İsrail Başbakanı Netanyahu konferans ile ilgili "tarihsel bir dönüm noktası" değerlendirmesinde bulunduktan sonra şunları söyledi:
“Burada 60 ülkeden dışişleri bakanı ve hükümet temsilcisi, İsrail başbakanı ve önde gelen Arap ülkelerinin dışişleri bakanları karşılıklı oturup bugüne kadar görülmemiş bir güç ve açıklıkla İran rejiminin yarattığı ortak tehditle nasıl baş edilmesi gerektiğini konuştu. İlk kez birlikte geleceğimizi tehdit eden şeyin ne olduğunu ve onu güvence altına almak için neler yapmamız gerektiğini tartışma fırsatı bulduk. Bu diyaloğu gelecekte yalnızca güvenlik konusunda değil, Ortadoğu halklarının yaşamını etkileyecek her alanda sürdürmeliyiz”
“İran’la yüzleşmeden Ortadoğu’da barış ve istikrar sağlayamayız” diyen Pompeo ise İran’ın eylemleri de dahil olmak üzere istikrarsızlaştırıcı eylemleri ele almaya yönelik ortak çabalara duyulan ihtiyaçtan söz ederek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Basitçe ifade etmek gerekirse, İran ile yüzleşmeden bunları gerçekleştirmek söz konusu olamaz. Lübnan’da Yemen’de Suriye’de Irak’ta yıkıcı etkilerde bulunuyorlar. Buralarda Hamas, Hizbullah ve Husiler gibi gerçek tehditler var. İran’a karşı harekete geçmeden Ortadoğu’da barış sağlayamayız.”



G7 Zirvesi… Trump ile uzlaşmaya yönelik yeni bir girişim

Dünyanın yedi büyük ekonomisinin temsilcileri dün Fransa’nın Evian kasabasında bir araya geldi. (DPA)
Dünyanın yedi büyük ekonomisinin temsilcileri dün Fransa’nın Evian kasabasında bir araya geldi. (DPA)
TT

G7 Zirvesi… Trump ile uzlaşmaya yönelik yeni bir girişim

Dünyanın yedi büyük ekonomisinin temsilcileri dün Fransa’nın Evian kasabasında bir araya geldi. (DPA)
Dünyanın yedi büyük ekonomisinin temsilcileri dün Fransa’nın Evian kasabasında bir araya geldi. (DPA)

Dünyanın yedi büyük ekonomisinin temsilcileri dün Fransa’da başlayan ve çarşamba gününe kadar sürecek zirvede bir araya geldi. Zirve, ABD Başkanı Donald Trump’ın gümrük tarifeleri uygulama tehditleri ve Washington’ın küresel düzene bağlılığına ilişkin soru işaretleri nedeniyle müttefikler arasında artan endişelerin gölgesinde gerçekleştiriliyor.

ABD ile İran’ın aralarındaki savaşı sona erdirmeye yönelik ön anlaşmaya vardıklarını açıklamalarının ardından, İran konusunda atılacak sonraki adımlar da Evian’da düzenlenen zirvede dünya liderlerinin ele alacağı başlıca gündem maddeleri arasında yer alacak.

Liderlerin ayrıca Ukrayna’daki savaş konusunda ortak bir zemin bulmaya, küresel ekonomik dengesizlikleri gidermeye ve kritik minerallerin başlıca tedarikçisi olan Çin’e alternatif kaynaklar oluşturulmasına yönelik konuları da görüşmesi bekleniyor.

csdcsc
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, dün Evian’da düzenlenen G7 Zirvesi’nin yapıldığı otele gelirken (AP)

Trump, geçtiğimiz yıl Kanada’da düzenlenen G7 Zirvesi’nden erken ayrılmasının ardından bu yılki toplantılara katılma taahhüdünde bulunmuş olsa da, dünya liderlerinin ABD’ye yönelik temkinli yaklaşımı giderek artıyor. Fransız yetkililer ise Trump’ın katılım sözü vermesinden memnuniyet duyduklarını ifade etti.

Trump, zirveye hareket etmeden önce New York Post gazetesine verdiği röportajda, Paris yönetiminin ABD’li teknoloji devlerine uyguladığı dijital hizmet vergilerini kaldırmaması halinde Washington’ın Fransız şaraplarına yüzde 100 gümrük vergisi uygulamaktan başka seçeneği kalmayacağı uyarısında bulundu.

G7 liderlerinin birçoğu, Trump’ın küresel arenadaki dalgalı politikalarının doğrudan etkilerini hissediyor. Söz konusu politikalar Ortadoğu’da, uluslararası ticarette ve diplomatik ilişkilerde sarsıntılara yol açarken, ABD’nin kurulmasına katkı sağladığı uluslararası düzene bağlılığı konusunda da soru işaretlerini beraberinde getirdi.

Trump’ın zirve kapsamında Ortadoğulu liderlerle görüşmesi ve Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy ile düzenlenecek çalışma oturumuna katılması planlanıyor.

Bugün yapılacak Trump-Zelenskiy görüşmesi, Rusya’nın Ukrayna’daki ilerleyişinin yavaşladığı, Kiev yönetiminin müttefiklerinden daha fazla askerî destek ve finansman talep ettiği ve Ukrayna başkentine yönelik bir dizi saldırının ardından gerçekleşecek. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron X platformundaki paylaşımında, “Bu saldırı, Rusya’nın ısrarla reddettiği ateşkesi sağlamak ve ardından barışı tesis etmek amacıyla müttefiklerimiz ve ortaklarımızla birlikte elimizden gelen her şeyi yapma kararlılığımızı daha da güçlendiriyor. Bu konu üzerinde G7 Zirvesi’nde çalışacağız” ifadelerini kullandı.

sxdcsd
Evian Gölü’ne bakan ve G7 Zirvesi’ne ev sahipliği yapan Royal Evian Otel (EPA)

Avrupalı liderler ve Kanada, komşu ülkeye yönelik işgalin başlamasından dört yılı aşkın süre sonra, Trump’a Rusya üzerinde baskıyı sürdürmenin ve Moskova’yı Ukrayna’nın şartları doğrultusunda barışı kabul etmeye teşvik etmenin önemini hatırlatmayı hedefliyor.

Zelenskiy ise pazar günü yaptığı açıklamada, Trump ile ‘barışın sağlanmasına ve hayatların korunmasına yardımcı olabilecek iyi fikirleri’ görüşmek üzere bir araya geleceğini söyledi.

Zirve, Macron açısından gelecek yıl sona erecek olan ikinci ve son cumhurbaşkanlığı döneminin önemli diplomatik kilometre taşlarından biri olarak görülüyor. Macron, Fransa’nın G7 Dönem Başkanlığı’nı, küresel makroekonomik dengesizliklerle mücadele konusunda adımlar atılması yönünde baskı oluşturmak için değerlendirmeyi amaçlıyor. Bu konu, ABD’nin uzun süredir gündeminde yer alırken, Washington’ın bu yıl G20’nin, gelecek yıl ise G7’nin dönem başkanlığını üstlenecek olması nedeniyle ayrı bir önem taşıyor.

Macron’un zirvede, küresel ekonomik dalgalanmaların sınırlandırılmasından dijital alandaki denetim mekanizmalarının güçlendirilmesine kadar uzanan geniş kapsamlı ve hassas başlıklardan oluşan bir gündem sunması bekleniyor. Bu çerçevede özellikle yapay zekâ alanındaki düzenleme ve denetim konularının ön plana çıkacağı belirtiliyor.

Katılımcıların kapsamını genişletmek

Fransa, G7’nin mevcut üyeleri olan Kanada, Fransa, Almanya, İtalya, Japonya, Birleşik Krallık ve ABD’nin ötesine geçerek grubun etki alanını daha geniş bir ülke yelpazesini kapsayacak şekilde genişletmeye çalışıyor.

Zirveye, İran dosyasını ele almak üzere Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad Al Sani ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Devlet Başkanı Şeyh Muhammed bin Zayid Al Nahyan’ın da aralarında bulunduğu Arap liderler katılacak. Ayrıca Brezilya, Hindistan, Kenya ve Güney Kore liderlerinin de zirvede yer alması ve küresel gündemdeki çeşitli siyasi ve ekonomik meselelerin görüşülmesine katkı sunması bekleniyor.

sdde
Fransa’nın Evian kasabasında düzenlenen G7 Zirvesi çerçevesinde alınan güvenlik önlemleri kapsamında bir Fransız helikopteri ve Cenevre polisine ait bir zırhlı araç (AFP)

Siyasi gündemin yanı sıra, yarın düzenlenecek ve dijital alanda çocukların korunması konusuna ayrılan çalışma yemeğine, yapay zekâ sektörünün önde gelen isimleri de katılacak. Programda, OpenAI CEO’su Sam Altman, Anthropic CEO’su Dario Amodei ve Avrupa merkezli rakip şirket Mistral AI’nin kurucularından Arthur Mensch yer alacak.

Zirve kapsamında, binlerce polis ve askerî personelin görevlendirildiği geniş çaplı güvenlik önlemleri devreye sokuldu. Güvenlik operasyonunun, gölün karşı kıyısındaki komşu ülke İsviçre’yi de kapsayacak şekilde yürütüldüğü belirtildi.

Öte yandan, pazar günü İsviçre’nin Cenevre kentinde G7 Zirvesi karşıtı göstericiler ile polis arasında çatışmalar yaşandı. Göstericiler, Birleşmiş Milletler (BM) binası yakınlarında polise doğru şişe, taş, beton parçaları ve havai fişekler atarken, güvenlik güçleri buna göz yaşartıcı gaz ve tazyikli suyla karşılık verdi.


Trump’ın İran’la vardığı mutabakat, nükleer mesele ve yaptırımlar konusunda zorlu sorularla karşı karşıya

ABD Başkanı Donald Trump dün G7 Zirvesi için Fransa’ya gitmek üzere Maryland eyaletindeki Andrews Hava Üssü’nden Air Force One uçağına binerken el sallıyor. (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump dün G7 Zirvesi için Fransa’ya gitmek üzere Maryland eyaletindeki Andrews Hava Üssü’nden Air Force One uçağına binerken el sallıyor. (EPA)
TT

Trump’ın İran’la vardığı mutabakat, nükleer mesele ve yaptırımlar konusunda zorlu sorularla karşı karşıya

ABD Başkanı Donald Trump dün G7 Zirvesi için Fransa’ya gitmek üzere Maryland eyaletindeki Andrews Hava Üssü’nden Air Force One uçağına binerken el sallıyor. (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump dün G7 Zirvesi için Fransa’ya gitmek üzere Maryland eyaletindeki Andrews Hava Üssü’nden Air Force One uçağına binerken el sallıyor. (EPA)

ABD Başkanı Donald Trump’ın İran ile bir mutabakat zaptına varıldığını açıklamasına yönelik tepkiler, temkinli bir memnuniyetten anlaşmanın ayrıntıları ve uygulanma mekanizmalarına ilişkin kaygılara kadar geniş bir yelpazede şekillendi.

Cenevre’de cuma günü resmen imzalanması öngörülen mutabakat zaptı, çatışmaların durdurulmasını ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden ulaşıma açılmasını hedefliyor. Anlaşma ayrıca, İran’ın nükleer programı, yaptırımların kaldırılması ve dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılmasına ilişkin sonraki müzakereler için zemin hazırlamayı amaçlıyor.

Analistler ve uzmanlar, söz konusu uzlaşının 2015 tarihli nükleer anlaşmaya benzer kapsamlı bir mutabakat değil, geçici bir çerçeve niteliği taşıdığı değerlendirmesinde bulundu. ABD tarafının açıklamalarına göre anlaşma, Hürmüz Boğazı’nın derhal ve herhangi bir ücret uygulanmaksızın açılmasını; buna karşılık Washington’ın deniz ablukasını kaldırmasını ve 30 gün içinde mayın temizleme çalışmalarını tamamlamasını öngörüyor.

Bununla birlikte uzmanlar, tarafların açıklamaları arasında belirgin farklılıklar bulunduğuna dikkat çekti. Tahran yönetimi boğazdaki ‘İran düzenlemeleri’ ve olası tedbirlerden söz ederken, Trump petrolün küresel piyasalara ‘serbest akışının’ sağlanacağını vurguluyor.

Mutabakat zaptı ayrıca, uygulama mekanizmaları, takvimlendirme süreci ve dondurulmuş İran fonlarından 25 milyar doların serbest bırakılmasına ilişkin ayrıntılar konusunda da birçok soruyu yanıtsız bırakıyor.

Övgü ve temkinli karşılama

Trump’ın İran ile savaşı sona erdirmeye yönelik bir anlaşmaya varıldığını açıklaması, destekçileri tarafından kendisi adına stratejik bir zafer olarak sunulurken, yönetimi içinden ve Cumhuriyetçi müttefiklerinden peş peşe övgü mesajları geldi. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, anlaşma duyurusunu Trump’ın 80’inci doğum günüyle ilişkilendirerek X platformunda yaptığı paylaşımda, “ABD; olağanüstü cesarete, sıra dışı bir güce, eşsiz bir mizah anlayışına ve benzersiz bir vatan sevgisine sahip bir lidere sahip olduğu için şanslı” ifadesini kullandı.

sdcds
ABD Başkanı Donald Trump, İran’a karşı savaşın başlamasından dört gün önce, 24 Şubat’ta Kongre’de yaptığı Birliğin Durumu konuşmasında (AFP)

Cumhuriyetçi siyasetçilerden birçoğu da sosyal medya üzerinden Trump’a övgüler yağdırarak onu ‘nihai anlaşma ustası’ olarak nitelendirdi. Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi üyesi Robert Aderholt, İran ile yapılması beklenen anlaşmanın, Tahran’ın nükleer programına 2015 tarihli Kapsamlı Ortak Eylem Planı’ndan (KOEP) daha sıkı kısıtlamalar getireceğini savundu. Aderholt, X platformundaki paylaşımında, “Obama yönetimi döneminde yapılan anlaşmanın aksine, bu anlaşma İran’ın uranyum zenginleştirmeyi sürdürmesine ve nükleer silah üretimi için gerekli bileşenleri stoklamasına izin vermeyecek” ifadesini kullandı.

Trump’ın yakın müttefiklerinden Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham da İran ile imzalanması planlanan mutabakat zaptını, özellikle Hürmüz Boğazı’nın açık kalmasının güvence altına alınması yönüyle memnuniyetle karşıladı. Graham, İran’ın nükleer programına ilişkin sonraki müzakere sürecini yakından takip edeceğini belirtti. Ancak Graham, desteğini dile getirmekle birlikte, X platformunda yaptığı paylaşımda İran’ın anlaşmaya ilişkin yaklaşımının, ABD müzakere heyetinin açıkladığı çerçeveden farklı göründüğünü belirterek endişelerini de dile getirdi.

Graham ayrıca, ABD yasalarına göre İran ile yapılacak herhangi bir nükleer anlaşmanın incelenmesi ve oylanması için Kongre’ye sunulması gerektiğini vurgulayarak, anlaşmanın nihai metnini görmeyi beklediğini ifade etti.

Demokratlardan gelen eleştiriler

Anlaşmaya yönelik Demokratlar cephesinden gelen eleştiriler, resmi duyurudan önce başladı. ABD Senatosu Silahlı Hizmetler Komisyonu Kıdemli Demokrat Üyesi Jack Reed, Fox News’e yaptığı açıklamada, söz konusu anlaşma kapsamında ABD’nin, 2015 yılında Obama yönetimi tarafından İran’ın nükleer programını yaptırımların hafifletilmesi karşılığında sınırlandıran anlaşmayla elde edilenden daha az kazanım elde edeceğini savundu.

Reed, Trump’ın başlattığı savaşın milyarlarca dolara mal olduğunu, 14 Amerikan askerinin hayatını kaybetmesine ve yüzlercesinin yaralanmasına yol açtığını, ayrıca küresel ekonomide ciddi dalgalanmalara neden olduğunu belirtti. “Fiilen, Trump’ın çekildiği nükleer anlaşmada elde edilmesi mümkün olan kazanımlardan daha azını elde ediyoruz” diyen Reed, ABD Başkanı’nın 80’inci yaş gününe denk gelen bu anlaşmayla kendisine bir ‘doğum günü hediyesi’ vermek istediğini öne sürdü.

Öte yandan ABD Temsilciler Meclisi Demokrat Üyesi Seth Moulton da anlaşmanın kamuoyuna yansıyan maddelerini sert sözlerle eleştirerek, bunları Trump’ın ‘teslimiyet belgesi’ olarak nitelendirdi.

Moulton gazetecilere yaptığı açıklamada, “Trump yönetimi bu savaş için şimdiden vergi mükelleflerinin 100 milyar dolarını harcadı. 14 Amerikalı hayatını kaybetti. Sonuçta elde ettiğimiz şey ise, savaş başlamadan önce zaten açık olan boğazın yeniden açılmasını öngören bir anlaşma. Bu nasıl bir zafer olarak sunulabilir?” ifadelerini kullandı.

fsvfd
Umman’ın Musandam vilayetinden görülen Hürmüz Boğazı’ndaki gemiler (Reuters)

Temsilciler Meclisi’ndeki Demokrat azınlığın lideri Hakeem Jeffries, NBC’ye yaptığı açıklamada, anlaşmanın nihai olarak sonuçlanması halinde metnini görmek istediğini belirtti. Ancak Jeffries, savaşın kendisini ‘pervasız’ ve ‘felaket niteliğinde’ olarak nitelendirerek sert eleştiriler yöneltti. Trump’ın İran nükleer anlaşmasından çekilmesinin Tahran’ı daha güçlü hale getirdiğini savunan Jeffries, buna karşılık Amerikalıların Trump’ın liderliği döneminde ‘daha az güvende’ olduğunu söyledi.

Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’nin kıdemli Demokrat üyesi Gregory Meeks ise Trump’ın yürüttüğü ve ‘tercihe dayalı savaş’ olarak tanımladığı çatışmanın ABD’nin çıkarlarına zarar verdiğini ve yanlış bir karar olduğunu ifade etti. Bununla birlikte Meeks, diplomatik sürece geri dönülmesini memnuniyetle karşıladığını, ancak olası bir anlaşmaya ilişkin daha fazla açıklık ve şeffaflık gerektiğini vurguladı.

Meeks yayımladığı açıklamada, “Amerikan halkı muğlak duyurulardan veya siyasi manevralardan daha fazlasını hak ediyor. Halk; güvenlik, net cevaplar ve bu yönetimin bizi bu maliyetli ve yetkisiz savaşa sürükleyen hataları tekrarlamayacağına dair güvenceyi hak ediyor” ifadelerini kullandı.

Öte yandan, Biden yönetiminde İran dosyası üzerinde çalışan ABD’nin eski İsrail Büyükelçisi Dan Shapiro, Tahran’ın müzakereleri uzatma ve aşamalı tavizler koparma konusunda deneyimli olduğunu söyledi. Shapiro, X platformundaki paylaşımında, nihai bir anlaşmaya ulaşılamama ihtimalinin bulunduğunu belirterek, böyle bir anlaşma sağlansa bile bunun ‘savaş başlamadan önce diplomasi yoluyla elde edilebilecek sonuçlardan daha kötü olacağını’ savundu.

Shapiro ayrıca, Hürmüz Boğazı’nın açık kalmasının anlaşmanın en önemli çıktılarından biri olduğunu kabul etmekle birlikte, İran’ın boğazı ‘gerçek ve güçlü bir baskı aracına’ dönüştürmeyi başardığını ifade etti.


Arakçi: Washington ile yeni bir müzakere turu cuma günü İsviçre’de başlayacak

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Tahran'da akredite olan yabancı diplomatik misyonların ve uluslararası kuruluşların büyükelçileri ve temsilcileriyle bir araya geldi (İran Dışişleri Bakanlığı)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Tahran'da akredite olan yabancı diplomatik misyonların ve uluslararası kuruluşların büyükelçileri ve temsilcileriyle bir araya geldi (İran Dışişleri Bakanlığı)
TT

Arakçi: Washington ile yeni bir müzakere turu cuma günü İsviçre’de başlayacak

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Tahran'da akredite olan yabancı diplomatik misyonların ve uluslararası kuruluşların büyükelçileri ve temsilcileriyle bir araya geldi (İran Dışişleri Bakanlığı)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Tahran'da akredite olan yabancı diplomatik misyonların ve uluslararası kuruluşların büyükelçileri ve temsilcileriyle bir araya geldi (İran Dışişleri Bakanlığı)

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bugün yaptığı açıklamada, İran ile ABD'nin nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasını kapsayan nihai bir anlaşmaya ulaşmak amacıyla cuma günü İsviçre’de yeni bir müzakere turuna başlayacağını söyledi. Açıklama, taraflar arasında imzalanan geçici mutabakatın resmen yürürlüğe girmesinin ardından geldi.

Arakçi’nin açıklamaları, İran Dışişleri Bakanlığı’nda yabancı ülkelerin büyükelçileri, maslahatgüzarları ve uluslararası kuruluşların temsilcilik başkanlarıyla gerçekleştirilen toplantı sırasında yapıldı. Toplantıya bakan yardımcıları ve bakanlığın üst düzey yetkilileri de katıldı.

İran’ın resmi haber ajansı İSNA’ya göre görüşmede, İran dış politikasındaki gelişmeler, bölgesel durum ve Tahran ile Washington arasında savaşın sona erdirilmesine yönelik imzalanan mutabakat ele alındı.

Arakçi, İran ile ABD arasında savaşı sona erdirmeyi amaçlayan mutabakatın cuma günü resmen imzalanacağını belirterek, aynı gün taraflar arasında nihai anlaşmaya ulaşılması için yeni bir müzakere sürecinin başlayacağını ifade etti.

Müzakerelerin mutabakatın imzalanmasının ardından 60 gün boyunca devam edeceğini kaydeden Arakçi, nihai anlaşmanın nükleer konular ve yaptırımların kaldırılmasına odaklanacağını söyledi.

Üç ay süren görüşmelerin ardından savaşın sona erdirilmesine yönelik ilk aşamanın tamamlandığını belirten Arakçi, sürecin artık yeni bir evreye geçtiğini ifade etti.

İranlı Bakan, savaşın sona erdiğinin Tahran saatiyle pazartesi sabahı tüm cephelerde resmen ilan edildiğini, ancak mutabakatın fiilen cuma günü yürürlüğe gireceğini söyledi. Mutabakatın en önemli unsurunun, Lübnan dahil tüm cephelerde savaşın derhal ve kalıcı biçimde sona erdirilmesi olduğunu vurguladı.

Arakçi, İran’ın savaşın başından bu yana Lübnan’daki çatışmaların sona ermesini, İran ile yaşanan savaşın sona ermesinin ayrılmaz bir parçası olarak gördüğünü belirtti. Lübnan’daki savaş ile İsrail’in Güney Lübnan’daki operasyonları ve İran’a yönelik saldırılar arasında doğrudan bağlantı bulunduğunu savundu.

“Bizim açımızdan bu mutabakatın tarafları bir tarafta ABD ve İsrail, diğer tarafta ise İran ve Hizbullah’tır” diyen Arakçi, Lübnan’daki savaşın sona erdirilmesinin çatışmaların tamamen sonlandırılmasının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.

İsrail’in Lübnan’daki askeri varlığının sürmesini mutabakatın ihlali olarak değerlendiren Arakçi, “İsrail’in Lübnan’dan çekilmemesi halinde savaşın sona erdiğinden söz edilemez” ifadelerini kullandı.

 İran Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre, Tahran'da akredite edilmiş uluslararası kuruluşların büyükelçileri, diplomatik temsilcilikleri ve ofislerinin başkanları bugün Arakçi ile bir araya geldi.İran Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre, Tahran'da akredite edilmiş uluslararası kuruluşların büyükelçileri, diplomatik temsilcilikleri ve ofislerinin başkanları bugün Arakçi ile bir araya geldi.

Arakçi ayrıca, “Bundan sonra İsrail’in Lübnan’a yönelik herhangi bir askeri saldırısı ya da Lübnan topraklarındaki varlığını sürdürmesi, bizim açımızdan mutabakatın ihlali olarak değerlendirilecektir” dedi.

Arakçi’nin açıklamaları, İsrail’in Lübnan, Suriye ve Gazze’deki “güvenlik bölgelerinde” gerekli gördüğü sürece askeri varlığını sürdüreceğini açıklamasının ardından geldi. İsrail ayrıca, Güney Lübnan’da birliklerine yaklaşan silahlı kişileri hedef aldığını duyurdu.

Lübnan’daki Hizbullah ise İsrail saldırılarına karşılık olarak İsrail güçlerine yönelik roket ve insansız hava aracı (İHA) saldırıları düzenlediğini açıkladı.

İran ile ABD arasında varılan mutabakatın açıklanmasının ardından İsrail, Lübnan’daki askeri varlığını sürdüreceğini yineledi. İsrail’de çok sayıda siyasi ve güvenlik yetkilisi söz konusu anlaşmayı eleştirdi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre savaş, 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başladı, daha sonra Körfez bölgesi, Lübnan, Irak ve Suriye’yi kapsayan geniş çaplı bir bölgesel bir çatışmaya dönüştü.

Çatışmalar sırasında İran, İsrail ve bazı komşu ülkelere füze ve İHA saldırıları düzenlerken, Hürmüz Boğazı’nı fiilen kapatmış; bu durum küresel enerji piyasalarında dalgalanmalara ve bazı petrol ile petrokimya ürünlerinde arz sıkıntılarına yol açmıştı.

Savaşta İran’ın dini lideri Ali Hamaney’in yanı sıra rejimin önde gelen komutan ve yetkililerinin öldüğü, İran ve Lübnan’da büyük çaplı yıkım meydana geldiği bildirildi.

Öte yandan İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Mecid Taht Revançi, İran Meclis Başkanı ve ABD ile yürütülen müzakerelerin başındaki isim olan Muhammed Bakır Kalibaf’ın, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ile birlikte İsviçre’de düzenlenecek imza törenine katılacağını açıkladı.

Tahran'daki büyükelçilere ve yabancı diplomatik misyon başkanlarına Washington ile varılan mutabakat zaptının ana hatları hakkında bilgi verdi (İran Dışişleri Bakanlığı)Arakçi, Tahran'daki büyükelçilere ve yabancı diplomatik misyon başkanlarına Washington ile varılan mutabakat zaptının ana hatları hakkında bilgi verdi (İran Dışişleri Bakanlığı)

İran devlet televizyonuna konuşan Revançi, mutabakatın İsviçre’de imzalanacağını ancak kesin yerin henüz belirlenmediğini söyledi. Yeni müzakere turunun da imza töreninin hemen ardından başlayacağını belirtti.

Revançi, görüşmelerin imzadan sonra nükleer programın ayrıntılarına odaklanacağını; uranyum zenginleştirme faaliyetleri, nükleer stoklar ve İran’ın nükleer ihtiyaçları gibi konuların ele alınacağını ifade etti. Tarafların henüz bu ayrıntıları müzakere etmediğini söyledi.

ABD Başkan Yardımcısı’nın “bir buçuk sayfalık belge” olarak nitelendirdiği mutabakatın birkaç gün önce elektronik ortamda imzalandığını ve tüm cephelerdeki savaşı sona erdirdiğini kaydeden Revançi, resmi imzanın ardından Hürmüz Boğazı’nın derhal yeniden açılacağını ve ABD’nin İran limanlarına uyguladığı deniz ablukasının kaldırılacağını belirtti.

Bunun ardından, özellikle İran’ın yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş uranyum stoku ve diğer nükleer faaliyetleri başta olmak üzere ihtilaflı konuların çözümü için 60 günlük müzakere süreci başlayacak.

Revançi, mutabakatın maddelerinden birinin Lübnan dahil tüm cephelerde savaşın sona erdirilmesini öngördüğünü, ABD’nin de bu konuda taahhütte bulunduğunu söyledi.

Mutabakatın herhangi bir şekilde ihlal edilmesi halinde ise önceden belirlenmiş mekanizmaların devreye sokulacağını ifade etti.

İran ile ABD arasında imzalanacak mutabakatın cuma günü İsviçre’de resmiyet kazanması ve ardından iki ülke arasında yeni müzakere sürecinin başlaması bekleniyor.