​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
TT

​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)

Ortadoğu'da Barış ve Güvenliğin Geleceğini Destekleme Konferansı dün sona erdi.
ABD ve Polonya, konferans sonrasında yayınlanan sonuç bildirgesinde, Ortadoğu’da istikrarın sağlanması için böyle bir konferansın gerçekleştirilmesinin gerekliliğine dikkat çekerken, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, İran'ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varılması için işbirliği yapılması çağrısında bulundu ve bu tehditlerin Ortadoğu ile sınırlı kalmayacağını, bilakis Avrupa’ya ve Batı’ya da yöneleceğini söyledi. Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz ise yaptığı konuşmada, İran'ın Suriye'ye müdahalelerinin bölgeyi olumsuz etkilediğini söyledi.
“İran, Hizbullah ve terörizm Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor”
Varşova Konferansı’nın krizlerin üstesinden gelinmesi için gerçekleştirildiğini dile getiren Pompeo, “İran, Hizbullah ve terörizmin yayılması Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor. Ortadoğu'daki barış çalışmalarına devam edeceğiz. Daha fazla yaptırım ve daha fazla baskı istiyoruz. Böylece İran'daki diktatörlerin devamlılığının önüne geçebiliriz” açıklamasında bulundu. Ayrıca bölgedeki İran saldırganlığının gerçek bir tehlike olduğuna dikkat çeken Pompeo, “Konferansta İran’ı savunan hiçbir ülke yok. İran’ın bölgeyi istikrarsızlaştıran rolü konusunda hepimiz hemfikiriz” dedi. Pompeo, İran rolüne atıfta bulunmadan bölgedeki sorunlardan bahsetmenin zor olduğuna dikkat çekerek, İran’ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varmak için işbirliğine ihtiyaç duyulduğunu ve Washington’un İran'a daha fazla yaptırım uygulama konusunda haklı olduğunu söyledi.
Öte yandan Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, Ortadoğu'daki sorunların karmaşık olduğuna ve Avrupa Birliği’nin (AB) tek başına bunların üstesinden gelmek için yeterli güce sahip olmadığına dikkat çekerek, “İran'ın olumsuz bir etkisi var. Tartışmalarımızda bunu göz ardı etmedik” dedi.
Konferansa yaklaşık 60 ülke katıldı, fakat katılımın Avrupa ayağı düşüktü. ABD yetkilileri, İran'ın eylemlerini tehdit olarak gören Arap devletleri ve İsrail gibi farklı tarafların bölgede bulunmasının önemini vurguladılar.
Pence’den Avrupa ülkelerine suçlama
Konferansın oturum aralarında açıklamalarda bulunan ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, İran dosyasıyla ilgili olarak Amerikan ve Avrupa tarafları arasındaki farklara ışık tuttu. ABD yetkilisi, Avrupalıları, ‘İran rejimine yönelik yaptırımları, mali işlemler için bir mekanizma kurarak atlatmaya çalışmakla’ suçladı. Bu davranışların hoş olmadığına dikkat çeken Pence, bu davranışların taraflar arasındaki ilişkilerde birtakım sonuçları olabileceğini söyledi.
ABD Başkan Yardımcısı Pence, konuşmasının devamında, Trump'ın iki yıl önce başkanlık koltuğuna oturmasında sonra ilk dış ziyaretini Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiğine ve Arap-İslam-Amerikan Zirvesi’ne katıldığına atıfta bulunarak, barışın sağlanması için konferansa katılan bütün ülkeler ile çalışmaya hazır olduklarını belirtti.
Katılımcıların bölge için daha iyi bir gelecek inşa edilmesi hakkında konuştuğunu kaydeden Pence, “Şu anda toplantılar yapılıyor. Çünkü radikal İslami terörizm gibi ortak bir sorunla karşı karşıyayız. Terörizm yalnızca Amerika'ya değil bölgedeki tüm ülkelere yönelik bir tehdit oluşturuyor. Başkan Trump yönetimi, bu radikal tehdide karşı koyma konusunda adımlar attı ve DEAŞ örgütü ile kendini gösteren bu tehdidin ortadan kaldırılması hususunda esas katkılarda bulundu. ABD, kendi vatandaşlarının güvenliğini önceliyor. Fakat Amerika’nın öncelenmesi, yalnız Amerika demek değildir. Washington, aşırılıkçılığa karşı uluslararası bir koalisyon oluşturmak için çalışıyor.”
Başbakan Netanyahu'nun geçen yılın sonunda Umman'ı ziyareti ve Papa Franciscus'un bu yıl BAE'ye yaptığı ziyaret gibi bölgedeki ‘değişim rüzgarlarına’ değinen Pence, “Bu tarihi konferans yeni bir dönemin başladığının kanıtıdır” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“DEAŞ hilafeti kısa bir süre sonra sona erecek ve Trump’ın açıklamasına göre yakın zamanda bölgedeki ABD birlikleri geri çekilecek. Bu, taktiklerdeki bir değişikliktir, görevde değil. Toprakları DEAŞ’ın elinden geri almamız yeterli değil. Ortaklarımızla çalışmaya hazırız. DEAŞ katıntıları her nerede olursa olsun takip edeceğiz.”
ABD'nin Suriye'deki yeni bir kimyasal saldırıya yanıt verme konusundaki kararlılığını dile getiren Pence, ülkesinin İngiltere ve Fransa ile birlikte, Devlet Başkanı Beşşar Esed rejiminin gerçekleştirdiği kimyasal bir saldırıya yanıt verdiğini hatırlatarak, rejim tarafından gerçekleştirilecek benzer bir saldırıya aynı şekilde yanıt vermeye hazır olduklarını söyledi.
“Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor”
Sonra, İran rejiminin bölgenin geleceği ve Ortadoğu’daki barış ve istikrar için en büyük tehdit olduğunu dile getirerek İran hakkında konuşmaya başlayan Pence, “Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor, Suriye ve Yemen'e müdahale ediyor, Hizbullah'ı destekliyor ve Amerikalı rehineleri elinde tutuyor” dedi. İran’ı Ortadoğu’daki etkisini genişletmek için Irak ve Suriye’de birer koridor açmakla itham eden Pence, savaşçıları ile Esed rejiminin düşmesini engellemeye çalıştığını ve Lübnan Hizbullahı’na roketler gönderdiğini söyledi.
Pence, 1979 yılında Şah’ın devrilmesinin ardından geçen 40 yıl boyunca başarısızlık ve terörün İran’da hüküm sürdüğünü dile getirerek, yapılan nükleer anlaşmanın İran’ı caydırmadığını, bilakis bölgedeki müdahalelerini daha da arttırdığını söyledi. Başkan Trump’ın nükleer anlaşmadan çekildiğini, İran rejimine yaptırımlar uyguladığını ve İran'ın eylemlerine itiraz eden diğer ülkelerin de bu yaptırımları desteklediğini dile getiren Pence, “Maalesef, en yakın Avrupalı arkadaşlarımızdan bazıları bu yaptırımları ihlal etti ve onları atlatmaya çalıştı. Fransa, İngiltere ve Almanya kurdukları finansal işlemler mekanizması ile bu yaptırımların üstesinden gelmeye çalıştılar. Bu hamle, ABD ile Avrupa’nın aralarının açılmasına sebep olacaktır” dedi.
“Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi”
İran'ın teknik olarak uygulayıp uygulamamasının değil, nükleer anlaşmanın kendisinin bir sorun olduğunu dile getiren Pence, “Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi. Artık anlaşmadan çekilmeliler. Bu fırsatı görmezden gelemeyiz” dedi.
Ortadoğu’daki barış süreci hakkında konuşan Pence, “Başkan Trump, üç İbrahimî din olan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam'ın tabilerinin barış içinde birlikte yaşamalarını istiyor” ifadesini kullandı.
Öte yandan Varşova Konferansı’na katılan Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçisi Prens Halid bin Selman, önceki gün Twitter hesabı üzerinden yapmış olduğu paylaşımlarda, “Molla rejimi 40 yıl önce iktidarı ele geçirdi. İran halkının yaşam standartları bu süre içerisinde ciddi bir düşüne tanık oldu. Bu rejim, bölgedeki terörizm, radikalizm, mezhepçilik ve istikrarsızlığı desteklemek için halkının parasını israf etmeye devam ediyor. Dost İran halkı, bölgede bölücülük ve terör fitnelerini yaymak için servetini ve parasını israf etmek yerine halkına özen gösteren bir yönetimi hak ediyor. İran rejimi halen Arapları dize getirmeye çalışmak gibi asla gerçekleşmeyecek bir yanılsama içinde. Ayrımcı söylemleri kendisini açığa çıkarıyor, Bu rejimin boş hayalleri 40 yıl sonra artık kimseyi kandıramıyor” açıklamasında bulundu.
İran rejiminin yayılımcı hayallerine hâlâ bağlı olduğuna dikkat çeken Prens Halid bin Selman, “İran rejiminin lideri, devrimlerinin 40’ıncı yıl dönümü konuşmasında Basra Körfezi'ndeki Arap topraklarının kendi topraklarının bir parçası olduğunu iddia ederek, bu bölgeyi güney İran olarak adlandırdı. Böylece yayılımcı niyetlerini ortaya koydu” ifadelerini kulandı.
Konferansın açılışı
Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, sabah saatlerinde kullandığı şu ifadeler ile konferansın açılışını yaptı;

“Bölgedeki barış ve güvenlik sorununa yeni bir ivme kazandırmanın zamanı geldi. Mülteci krizleri, ekonomik krizler ve bazı durumlarda devlet kurulması gibi krizlerin bölgede olumsuz etkiler oldu. Ortadoğu’nun istikrarını güvence altına almak, devam eden krizlere son vermek, kültürlerarası birliği teşvik etmek ve kapsayıcı toplumlar inşa etmek gibi durumlar, büyük zorluklar ile karşı karşıya. Uluslararası toplumun istikrarı ve sürdürülebilir barışı korumak için bu çabaları aktif olarak desteklemesi önemlidir.”
Czaputowicz açılış konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ortadoğu'daki çatışmaların birçok kaynağı var. Bunlardan bazıları, bazı liderlerin her ne pahasına olursa olsun gücü ellerinde tutmak istemesi, dini köktencilik ve hoşgörüsüzlüktür. Ayrıca güç dengesizlikleri, coğrafi ayrılıklar veya dış kuvvetlerin müdahalesi de çatışmaya sebep olan unsurlar arasında yer alabilir. ABD ve AB’nin İran’ın bölgede oynayacağı rol konusunda paylaştıkları bir inançları var. Ancak İran'ın nükleer programının olası sonuçları ve bu ülkenin bölgede oynadığı istikrarsızlaştırıcı rolü konusunda endişeliyiz. İran'ın tahammül edilemez davranışlarını şiddetle kınıyoruz. Aramızda araçlar bakımından farklılıklar olabilir. AB, İran'ın nükleer programının barışçıl doğasını korumanın, bir ortak eylem planını gerektirdiğine inanıyor. ABD bu anlaşmadan çekildi ve İran’a yaptırımlar uyguladı. Bugün Ortadoğu’nun karşılaştığı zorlukları hatırlatan bölge temsilcilerini dinleme fırsatına sahibiz.”
Konferans dahilinde gerçekleştirilecek görüşmelerde herhangi bir ülkenin veya konunun görüşmelerin seyrine hakim olmayacağını dile getiren ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ise şunları söyledi:
“Konferans, Yemen Dışişleri Bakanı Halid el-Yemani’nin başkanlığını yapacağı Yemen hakkında bir tartışma ile başlayacak. Daha sonra Suriye'deki idarenin sonraki adımlarını ve değişmeyen stratejik hedeflerimize ulaşmak için çabalarımızı sürdürme taahhüdümü gözden geçireceğiz. Sonrasında Başkanı Trump'ın danışmanı Jared Kushner, ABD yönetiminin İsrail ile Filistinliler arasında kapsamlı ve sürdürülebilir bir barışı sağlama çabalarını tartışacak. Tüm bu konular hakkında soru sorma ve yorum yapma fırsatı da olacak. Sonrasında ise ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Polonya Başbakanı ve 7 Dışişleri Bakanı ilgili konular hakkındaki değerlendirmelerini bizimle paylaşacak. Daha sonra bir grup devletle, mültecilerin ve insani zorlukların ele alındığı bir öğle yemeği tertip edilecek. Bunun ardından füze geliştirme ve bunları yayma, siber tehditlerle mücadele, terörizm ve yasadışı fon sağlamak ile mücadele konulu bir dizi çalışma oturumu düzenlenecek.”
Pompeo sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bugün çok önemli görüşmelerde bulunacağız, ancak konferans sona ermeyecek. Çalışmamız gerekiyor. Suriye ve Yemen, silahların yayılması, barış süreci, terörizm, İran, siber güvenlik ve insani krizler gibi meseleler tek başına üstesinden gelinecek sorunlar değil. Güvenliği sağlamak için birlikte çalışmalıyız. Hiçbir ülke bunun dışında kalamaz. ABD, Ortadoğu’daki güvenlik sorunlarına yönelik çabalara liderlik etmeye devam edecek. Bölge için iyi bir güç olmaya devam edeceğiz. Bugün gerçekleştirilen konferans bunun kanıtıdır.”
Pompeo, sabah saatlerinde, konferansı ‘istisnai’ olarak nitelendiren Netanyahu ile ortak bir basın toplantısı düzenledi.
İsrail Başbakanı Netanyahu konferans ile ilgili "tarihsel bir dönüm noktası" değerlendirmesinde bulunduktan sonra şunları söyledi:
“Burada 60 ülkeden dışişleri bakanı ve hükümet temsilcisi, İsrail başbakanı ve önde gelen Arap ülkelerinin dışişleri bakanları karşılıklı oturup bugüne kadar görülmemiş bir güç ve açıklıkla İran rejiminin yarattığı ortak tehditle nasıl baş edilmesi gerektiğini konuştu. İlk kez birlikte geleceğimizi tehdit eden şeyin ne olduğunu ve onu güvence altına almak için neler yapmamız gerektiğini tartışma fırsatı bulduk. Bu diyaloğu gelecekte yalnızca güvenlik konusunda değil, Ortadoğu halklarının yaşamını etkileyecek her alanda sürdürmeliyiz”
“İran’la yüzleşmeden Ortadoğu’da barış ve istikrar sağlayamayız” diyen Pompeo ise İran’ın eylemleri de dahil olmak üzere istikrarsızlaştırıcı eylemleri ele almaya yönelik ortak çabalara duyulan ihtiyaçtan söz ederek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Basitçe ifade etmek gerekirse, İran ile yüzleşmeden bunları gerçekleştirmek söz konusu olamaz. Lübnan’da Yemen’de Suriye’de Irak’ta yıkıcı etkilerde bulunuyorlar. Buralarda Hamas, Hizbullah ve Husiler gibi gerçek tehditler var. İran’a karşı harekete geçmeden Ortadoğu’da barış sağlayamayız.”



NATO’ya ABD Freni: Avrupa’ya tahsis ettiği askerî gücü azaltıyor

ABD Hava Kuvvetleri'ne ait iki F-35 Lightning II savaş uçağı, 24 Şubat 2022'de Estonya'daki Amari Hava Üssü'ne iniş yaparken (Reuters)
ABD Hava Kuvvetleri'ne ait iki F-35 Lightning II savaş uçağı, 24 Şubat 2022'de Estonya'daki Amari Hava Üssü'ne iniş yaparken (Reuters)
TT

NATO’ya ABD Freni: Avrupa’ya tahsis ettiği askerî gücü azaltıyor

ABD Hava Kuvvetleri'ne ait iki F-35 Lightning II savaş uçağı, 24 Şubat 2022'de Estonya'daki Amari Hava Üssü'ne iniş yaparken (Reuters)
ABD Hava Kuvvetleri'ne ait iki F-35 Lightning II savaş uçağı, 24 Şubat 2022'de Estonya'daki Amari Hava Üssü'ne iniş yaparken (Reuters)

ABD’nin, Avrupa’daki NATO operasyonları için tahsis ettiği uçak ve savaş gemilerinin sayısında önemli bir azaltmaya gitmeyi planladığı bildirildi.

New York Times’ın cuma günü iki üst düzey Avrupalı yetkiliye dayandırdığı haberine göre Washington yönetimi Avrupa’daki NATO faaliyetlerine sağladığı askerî kapasitede ciddi kesintiler yapmaya hazırlanıyor.

Gazetenin haberinde, söz konusu kararın NATO’nun uzun menzilli saldırı düzenleme ve istihbarat-gözetleme faaliyetleri yürütme kabiliyetini sınırlandıracağı belirtildi.

Plana göre ABD, Avrupa’da NATO görevleri için tahsis ettiği F-16 ve F-15E savaş uçaklarının sayısını yaklaşık 150’den 100’e düşürecek. Ayrıca deniz devriye ve keşif görevlerinde kullanılan uçakların sayısı 26’dan 15’e indirilecek. Daha önce Avrupa’ya tahsis edilen sekiz havada yakıt ikmal uçağının tamamı da geri çekilecek.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığı habere göre plan kapsamında bir füze taşıyan denizaltı ile bir uçak gemisinin yanı sıra çeşitli savaş gemileri ve uçak gemisi görev grubuna bağlı onlarca uçağın da başka bölgelere konuşlandırılması öngörülüyor.

Haberde ayrıca, daha önce Avrupa’nın savunması için ayrılmış iki bombardıman uçağı grubundan birinin de farklı bölgelerde görevlendirilebileceği ifade edildi.

Reuters, Mayıs ayında yayımladığı haberinde de ABD’nin büyük bir kriz durumunda müttefiklerine sağladığı askerî kabiliyetleri azaltmayı planladığını bildirmişti.


Trump, harika bir uzlaşmanın İran ile yakında imzalanacağını söylerken Tahran nihai anlaşmaya varıldığını reddediyor

Trump, harika bir uzlaşmanın İran ile yakında imzalanacağını söylerken Tahran nihai anlaşmaya varıldığını reddediyor
TT

Trump, harika bir uzlaşmanın İran ile yakında imzalanacağını söylerken Tahran nihai anlaşmaya varıldığını reddediyor

Trump, harika bir uzlaşmanın İran ile yakında imzalanacağını söylerken Tahran nihai anlaşmaya varıldığını reddediyor

ABD Başkanı Donald Trump, İran ile harika bir uzlaşmaya varıldığını ve anlaşmanın gelecek haftanın başında Avrupa’da, Başkan Yardımcısı J.D. Vance’in katılımıyla imzalanabileceğini açıkladı. Trump, “Anlaşma imzalanır imzalanmaz Hürmüz Boğazı yeniden açılacak” dedi.

Anlaşmanın olgunlaşma aşamasına geldiğine olan güvenini dile getiren Trump, “İran liderinin anlaşmayı kabul ettiğine inanıyorum. İran’daki herkes bu konuda mutabık kaldı” ifadelerini kullandı. Bu açıklamalar, saatler önce İran’ın petrol tesislerinin hedef alınabileceği yönündeki sert söylemlerin ardından geldi. Ancak Tahran yönetimi temkinli tutumunu koruyarak, müzakere edilen nihai metin üzerinde kesin bir mutabakata varılmadığını açıkladı.

Öte yandan İran ordusu, yeni bir Amerikan saldırısının “daha geniş ve daha tehlikeli bir savaşa” yol açacağı uyarısında bulundu. İran Dışişleri Bakanlığı ise ABD’nin önceki hava saldırıları nedeniyle yaklaşık iki aydır devam eden gerilim azaltma sürecinin artık “pratik anlamını yitirdiğini” savundu.

Tahran, buna karşılık Kuveyt, Bahreyn ve Ürdün’deki askeri üsleri hedef aldığını duyurdu; ayrıca Hürmüz Boğazı’nı deniz trafiğine kapattığını ve bölgeden geçen gemileri tehdit ettiğini açıkladı. Bu gelişmeler, Trump’ın müzakerelerin İran yönetiminin en üst kademelerinde ele alındığını ve geniş bölgesel destek gördüğünü açıklamasından önce uluslararası arabuluculuk çabalarını ciddi baskı altına soktu.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) ise son saldırı dalgasının İran içerisindeki “askeri gözetleme kapasitesi, haberleşme sistemleri ve hava savunma unsurlarını” hedef aldığını belirterek operasyonların “süregelen saldırganlığa” karşılık gerçekleştirildiğini açıkladı.

Savaşın eşiğine gelinen bir ortam ile diplomatik çözüm ihtimali arasında yaşanan bu sert dalgalanma, Hürmüz Boğazı krizini diplomasinin son sınavlarından biri hâline getirdi. Trump, nihai anlaşma imzalanıncaya kadar İran’a uygulanan deniz ablukasının sürdürüleceğini ve bunun en güçlü baskı araçlarından biri olmaya devam edeceğini vurguladı. Bu durum, müzakere sürecini son derece karmaşık ve belirsiz bir aşamaya taşımış bulunuyor.


ABD, Ürdün'deki saldırıyla ilgili dava öncesinde İran doğumlu mühendisi kefaletle serbest bıraktı

Boston'daki federal savcıların Mehdi Sadeki'nin telefonundan elde ettiği bir fotoğrafta, Mohammad Abedini de dahil olmak üzere iki kişi daha görülüyor, (Reuters)
Boston'daki federal savcıların Mehdi Sadeki'nin telefonundan elde ettiği bir fotoğrafta, Mohammad Abedini de dahil olmak üzere iki kişi daha görülüyor, (Reuters)
TT

ABD, Ürdün'deki saldırıyla ilgili dava öncesinde İran doğumlu mühendisi kefaletle serbest bıraktı

Boston'daki federal savcıların Mehdi Sadeki'nin telefonundan elde ettiği bir fotoğrafta, Mohammad Abedini de dahil olmak üzere iki kişi daha görülüyor, (Reuters)
Boston'daki federal savcıların Mehdi Sadeki'nin telefonundan elde ettiği bir fotoğrafta, Mohammad Abedini de dahil olmak üzere iki kişi daha görülüyor, (Reuters)

ABD’de bir federal yargıç, 2024 yılında Ürdün’deki bir Amerikan askerî üssüne yönelik İHA saldırısıyla bağlantılı suçlamalarla yargılanmasına günler kala, İran kökenli bir mühendisin kefaletle serbest bırakılmasına izin verdi.

İndira Talwani, daha önce kaçma riski bulunduğu gerekçesiyle kefalet talebini reddettiği Mehdi Sadeki hakkında bu kez farklı bir değerlendirme yaptı. Sadeki, ABD ve İran çifte vatandaşlığı taşıyor.

Sanık, İran yapımı askerî insansız hava araçlarında kullanılan navigasyon sistemine ilişkin teknolojiyi yasa dışı şekilde elde etmek için komplo kurmakla suçlanıyor. Savcılara göre bu sistem, 2024 Ocak ayında Kule 22 saldırısı sırasında kullanıldı; saldırıda üç ABD askeri hayatını kaybetmiş, 47 asker yaralanmıştı.

Yargıç Talwani, Sadeki’nin Aralık 2024’te tutuklanmasından bu yana koşulların değiştiğini belirtti. Özellikle şubat ayı sonunda ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan gerilimin, sanığın İran’a kaçma ihtimalini azalttığını ifade etti.

Talwani, “Bu tamamen farklı bir siyasi dünya” değerlendirmesinde bulundu.

Ayrıca Sadeki’nin eşinin, ailesinin ABD’de kalmak istediğini belirttiği ve bu durumun da sanığın kaçması halinde kaybedeceği önemli bir bağ oluşturduğu ifade edildi.

Mahkeme, Sadeki’nin 500 bin dolar kefaletle serbest bırakılmasına, sıkı ev hapsine alınmasına ve ayağına elektronik takip cihazı takılmasına karar verdi.

Sadeki, İranlı iş insanı Muhammed Abedini adına yasa dışı teknoloji temin ederek ABD ihracat ve yaptırım kurallarını ihlal etmek için komplo kurma suçlamaları reddetti. Söz konusu şirketin, İran Devrim Muhafızları ile bağlantılı olduğu ve İran’ın “Şahid” tipi İHA’larında kullanılan navigasyon sistemlerini ürettiği iddia ediliyor.

Sadeki’nin yargılamasının 22 Haziran’da tek başına görülmesi planlanıyor. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre, iadesi gündemde olan Abedini’nin geçen yıl İtalya tarafından serbest bırakıldığı, bunun İran’da tutulan bir İtalyan gazetecinin serbest bırakılmasıyla bağlantılı olduğu belirtiliyor.