​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
TT

​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)

Ortadoğu'da Barış ve Güvenliğin Geleceğini Destekleme Konferansı dün sona erdi.
ABD ve Polonya, konferans sonrasında yayınlanan sonuç bildirgesinde, Ortadoğu’da istikrarın sağlanması için böyle bir konferansın gerçekleştirilmesinin gerekliliğine dikkat çekerken, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, İran'ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varılması için işbirliği yapılması çağrısında bulundu ve bu tehditlerin Ortadoğu ile sınırlı kalmayacağını, bilakis Avrupa’ya ve Batı’ya da yöneleceğini söyledi. Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz ise yaptığı konuşmada, İran'ın Suriye'ye müdahalelerinin bölgeyi olumsuz etkilediğini söyledi.
“İran, Hizbullah ve terörizm Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor”
Varşova Konferansı’nın krizlerin üstesinden gelinmesi için gerçekleştirildiğini dile getiren Pompeo, “İran, Hizbullah ve terörizmin yayılması Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor. Ortadoğu'daki barış çalışmalarına devam edeceğiz. Daha fazla yaptırım ve daha fazla baskı istiyoruz. Böylece İran'daki diktatörlerin devamlılığının önüne geçebiliriz” açıklamasında bulundu. Ayrıca bölgedeki İran saldırganlığının gerçek bir tehlike olduğuna dikkat çeken Pompeo, “Konferansta İran’ı savunan hiçbir ülke yok. İran’ın bölgeyi istikrarsızlaştıran rolü konusunda hepimiz hemfikiriz” dedi. Pompeo, İran rolüne atıfta bulunmadan bölgedeki sorunlardan bahsetmenin zor olduğuna dikkat çekerek, İran’ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varmak için işbirliğine ihtiyaç duyulduğunu ve Washington’un İran'a daha fazla yaptırım uygulama konusunda haklı olduğunu söyledi.
Öte yandan Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, Ortadoğu'daki sorunların karmaşık olduğuna ve Avrupa Birliği’nin (AB) tek başına bunların üstesinden gelmek için yeterli güce sahip olmadığına dikkat çekerek, “İran'ın olumsuz bir etkisi var. Tartışmalarımızda bunu göz ardı etmedik” dedi.
Konferansa yaklaşık 60 ülke katıldı, fakat katılımın Avrupa ayağı düşüktü. ABD yetkilileri, İran'ın eylemlerini tehdit olarak gören Arap devletleri ve İsrail gibi farklı tarafların bölgede bulunmasının önemini vurguladılar.
Pence’den Avrupa ülkelerine suçlama
Konferansın oturum aralarında açıklamalarda bulunan ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, İran dosyasıyla ilgili olarak Amerikan ve Avrupa tarafları arasındaki farklara ışık tuttu. ABD yetkilisi, Avrupalıları, ‘İran rejimine yönelik yaptırımları, mali işlemler için bir mekanizma kurarak atlatmaya çalışmakla’ suçladı. Bu davranışların hoş olmadığına dikkat çeken Pence, bu davranışların taraflar arasındaki ilişkilerde birtakım sonuçları olabileceğini söyledi.
ABD Başkan Yardımcısı Pence, konuşmasının devamında, Trump'ın iki yıl önce başkanlık koltuğuna oturmasında sonra ilk dış ziyaretini Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiğine ve Arap-İslam-Amerikan Zirvesi’ne katıldığına atıfta bulunarak, barışın sağlanması için konferansa katılan bütün ülkeler ile çalışmaya hazır olduklarını belirtti.
Katılımcıların bölge için daha iyi bir gelecek inşa edilmesi hakkında konuştuğunu kaydeden Pence, “Şu anda toplantılar yapılıyor. Çünkü radikal İslami terörizm gibi ortak bir sorunla karşı karşıyayız. Terörizm yalnızca Amerika'ya değil bölgedeki tüm ülkelere yönelik bir tehdit oluşturuyor. Başkan Trump yönetimi, bu radikal tehdide karşı koyma konusunda adımlar attı ve DEAŞ örgütü ile kendini gösteren bu tehdidin ortadan kaldırılması hususunda esas katkılarda bulundu. ABD, kendi vatandaşlarının güvenliğini önceliyor. Fakat Amerika’nın öncelenmesi, yalnız Amerika demek değildir. Washington, aşırılıkçılığa karşı uluslararası bir koalisyon oluşturmak için çalışıyor.”
Başbakan Netanyahu'nun geçen yılın sonunda Umman'ı ziyareti ve Papa Franciscus'un bu yıl BAE'ye yaptığı ziyaret gibi bölgedeki ‘değişim rüzgarlarına’ değinen Pence, “Bu tarihi konferans yeni bir dönemin başladığının kanıtıdır” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“DEAŞ hilafeti kısa bir süre sonra sona erecek ve Trump’ın açıklamasına göre yakın zamanda bölgedeki ABD birlikleri geri çekilecek. Bu, taktiklerdeki bir değişikliktir, görevde değil. Toprakları DEAŞ’ın elinden geri almamız yeterli değil. Ortaklarımızla çalışmaya hazırız. DEAŞ katıntıları her nerede olursa olsun takip edeceğiz.”
ABD'nin Suriye'deki yeni bir kimyasal saldırıya yanıt verme konusundaki kararlılığını dile getiren Pence, ülkesinin İngiltere ve Fransa ile birlikte, Devlet Başkanı Beşşar Esed rejiminin gerçekleştirdiği kimyasal bir saldırıya yanıt verdiğini hatırlatarak, rejim tarafından gerçekleştirilecek benzer bir saldırıya aynı şekilde yanıt vermeye hazır olduklarını söyledi.
“Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor”
Sonra, İran rejiminin bölgenin geleceği ve Ortadoğu’daki barış ve istikrar için en büyük tehdit olduğunu dile getirerek İran hakkında konuşmaya başlayan Pence, “Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor, Suriye ve Yemen'e müdahale ediyor, Hizbullah'ı destekliyor ve Amerikalı rehineleri elinde tutuyor” dedi. İran’ı Ortadoğu’daki etkisini genişletmek için Irak ve Suriye’de birer koridor açmakla itham eden Pence, savaşçıları ile Esed rejiminin düşmesini engellemeye çalıştığını ve Lübnan Hizbullahı’na roketler gönderdiğini söyledi.
Pence, 1979 yılında Şah’ın devrilmesinin ardından geçen 40 yıl boyunca başarısızlık ve terörün İran’da hüküm sürdüğünü dile getirerek, yapılan nükleer anlaşmanın İran’ı caydırmadığını, bilakis bölgedeki müdahalelerini daha da arttırdığını söyledi. Başkan Trump’ın nükleer anlaşmadan çekildiğini, İran rejimine yaptırımlar uyguladığını ve İran'ın eylemlerine itiraz eden diğer ülkelerin de bu yaptırımları desteklediğini dile getiren Pence, “Maalesef, en yakın Avrupalı arkadaşlarımızdan bazıları bu yaptırımları ihlal etti ve onları atlatmaya çalıştı. Fransa, İngiltere ve Almanya kurdukları finansal işlemler mekanizması ile bu yaptırımların üstesinden gelmeye çalıştılar. Bu hamle, ABD ile Avrupa’nın aralarının açılmasına sebep olacaktır” dedi.
“Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi”
İran'ın teknik olarak uygulayıp uygulamamasının değil, nükleer anlaşmanın kendisinin bir sorun olduğunu dile getiren Pence, “Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi. Artık anlaşmadan çekilmeliler. Bu fırsatı görmezden gelemeyiz” dedi.
Ortadoğu’daki barış süreci hakkında konuşan Pence, “Başkan Trump, üç İbrahimî din olan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam'ın tabilerinin barış içinde birlikte yaşamalarını istiyor” ifadesini kullandı.
Öte yandan Varşova Konferansı’na katılan Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçisi Prens Halid bin Selman, önceki gün Twitter hesabı üzerinden yapmış olduğu paylaşımlarda, “Molla rejimi 40 yıl önce iktidarı ele geçirdi. İran halkının yaşam standartları bu süre içerisinde ciddi bir düşüne tanık oldu. Bu rejim, bölgedeki terörizm, radikalizm, mezhepçilik ve istikrarsızlığı desteklemek için halkının parasını israf etmeye devam ediyor. Dost İran halkı, bölgede bölücülük ve terör fitnelerini yaymak için servetini ve parasını israf etmek yerine halkına özen gösteren bir yönetimi hak ediyor. İran rejimi halen Arapları dize getirmeye çalışmak gibi asla gerçekleşmeyecek bir yanılsama içinde. Ayrımcı söylemleri kendisini açığa çıkarıyor, Bu rejimin boş hayalleri 40 yıl sonra artık kimseyi kandıramıyor” açıklamasında bulundu.
İran rejiminin yayılımcı hayallerine hâlâ bağlı olduğuna dikkat çeken Prens Halid bin Selman, “İran rejiminin lideri, devrimlerinin 40’ıncı yıl dönümü konuşmasında Basra Körfezi'ndeki Arap topraklarının kendi topraklarının bir parçası olduğunu iddia ederek, bu bölgeyi güney İran olarak adlandırdı. Böylece yayılımcı niyetlerini ortaya koydu” ifadelerini kulandı.
Konferansın açılışı
Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, sabah saatlerinde kullandığı şu ifadeler ile konferansın açılışını yaptı;

“Bölgedeki barış ve güvenlik sorununa yeni bir ivme kazandırmanın zamanı geldi. Mülteci krizleri, ekonomik krizler ve bazı durumlarda devlet kurulması gibi krizlerin bölgede olumsuz etkiler oldu. Ortadoğu’nun istikrarını güvence altına almak, devam eden krizlere son vermek, kültürlerarası birliği teşvik etmek ve kapsayıcı toplumlar inşa etmek gibi durumlar, büyük zorluklar ile karşı karşıya. Uluslararası toplumun istikrarı ve sürdürülebilir barışı korumak için bu çabaları aktif olarak desteklemesi önemlidir.”
Czaputowicz açılış konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ortadoğu'daki çatışmaların birçok kaynağı var. Bunlardan bazıları, bazı liderlerin her ne pahasına olursa olsun gücü ellerinde tutmak istemesi, dini köktencilik ve hoşgörüsüzlüktür. Ayrıca güç dengesizlikleri, coğrafi ayrılıklar veya dış kuvvetlerin müdahalesi de çatışmaya sebep olan unsurlar arasında yer alabilir. ABD ve AB’nin İran’ın bölgede oynayacağı rol konusunda paylaştıkları bir inançları var. Ancak İran'ın nükleer programının olası sonuçları ve bu ülkenin bölgede oynadığı istikrarsızlaştırıcı rolü konusunda endişeliyiz. İran'ın tahammül edilemez davranışlarını şiddetle kınıyoruz. Aramızda araçlar bakımından farklılıklar olabilir. AB, İran'ın nükleer programının barışçıl doğasını korumanın, bir ortak eylem planını gerektirdiğine inanıyor. ABD bu anlaşmadan çekildi ve İran’a yaptırımlar uyguladı. Bugün Ortadoğu’nun karşılaştığı zorlukları hatırlatan bölge temsilcilerini dinleme fırsatına sahibiz.”
Konferans dahilinde gerçekleştirilecek görüşmelerde herhangi bir ülkenin veya konunun görüşmelerin seyrine hakim olmayacağını dile getiren ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ise şunları söyledi:
“Konferans, Yemen Dışişleri Bakanı Halid el-Yemani’nin başkanlığını yapacağı Yemen hakkında bir tartışma ile başlayacak. Daha sonra Suriye'deki idarenin sonraki adımlarını ve değişmeyen stratejik hedeflerimize ulaşmak için çabalarımızı sürdürme taahhüdümü gözden geçireceğiz. Sonrasında Başkanı Trump'ın danışmanı Jared Kushner, ABD yönetiminin İsrail ile Filistinliler arasında kapsamlı ve sürdürülebilir bir barışı sağlama çabalarını tartışacak. Tüm bu konular hakkında soru sorma ve yorum yapma fırsatı da olacak. Sonrasında ise ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Polonya Başbakanı ve 7 Dışişleri Bakanı ilgili konular hakkındaki değerlendirmelerini bizimle paylaşacak. Daha sonra bir grup devletle, mültecilerin ve insani zorlukların ele alındığı bir öğle yemeği tertip edilecek. Bunun ardından füze geliştirme ve bunları yayma, siber tehditlerle mücadele, terörizm ve yasadışı fon sağlamak ile mücadele konulu bir dizi çalışma oturumu düzenlenecek.”
Pompeo sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bugün çok önemli görüşmelerde bulunacağız, ancak konferans sona ermeyecek. Çalışmamız gerekiyor. Suriye ve Yemen, silahların yayılması, barış süreci, terörizm, İran, siber güvenlik ve insani krizler gibi meseleler tek başına üstesinden gelinecek sorunlar değil. Güvenliği sağlamak için birlikte çalışmalıyız. Hiçbir ülke bunun dışında kalamaz. ABD, Ortadoğu’daki güvenlik sorunlarına yönelik çabalara liderlik etmeye devam edecek. Bölge için iyi bir güç olmaya devam edeceğiz. Bugün gerçekleştirilen konferans bunun kanıtıdır.”
Pompeo, sabah saatlerinde, konferansı ‘istisnai’ olarak nitelendiren Netanyahu ile ortak bir basın toplantısı düzenledi.
İsrail Başbakanı Netanyahu konferans ile ilgili "tarihsel bir dönüm noktası" değerlendirmesinde bulunduktan sonra şunları söyledi:
“Burada 60 ülkeden dışişleri bakanı ve hükümet temsilcisi, İsrail başbakanı ve önde gelen Arap ülkelerinin dışişleri bakanları karşılıklı oturup bugüne kadar görülmemiş bir güç ve açıklıkla İran rejiminin yarattığı ortak tehditle nasıl baş edilmesi gerektiğini konuştu. İlk kez birlikte geleceğimizi tehdit eden şeyin ne olduğunu ve onu güvence altına almak için neler yapmamız gerektiğini tartışma fırsatı bulduk. Bu diyaloğu gelecekte yalnızca güvenlik konusunda değil, Ortadoğu halklarının yaşamını etkileyecek her alanda sürdürmeliyiz”
“İran’la yüzleşmeden Ortadoğu’da barış ve istikrar sağlayamayız” diyen Pompeo ise İran’ın eylemleri de dahil olmak üzere istikrarsızlaştırıcı eylemleri ele almaya yönelik ortak çabalara duyulan ihtiyaçtan söz ederek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Basitçe ifade etmek gerekirse, İran ile yüzleşmeden bunları gerçekleştirmek söz konusu olamaz. Lübnan’da Yemen’de Suriye’de Irak’ta yıkıcı etkilerde bulunuyorlar. Buralarda Hamas, Hizbullah ve Husiler gibi gerçek tehditler var. İran’a karşı harekete geçmeden Ortadoğu’da barış sağlayamayız.”



Tahran, ABD baskısını “devlet terörü” olarak nitelendirdi

 İranlılar Tahran'da Amerikan karşıtı bir duvar görselinin önünden geçiyor - 15 Temmuz 2026 (Reuters)
İranlılar Tahran'da Amerikan karşıtı bir duvar görselinin önünden geçiyor - 15 Temmuz 2026 (Reuters)
TT

Tahran, ABD baskısını “devlet terörü” olarak nitelendirdi

 İranlılar Tahran'da Amerikan karşıtı bir duvar görselinin önünden geçiyor - 15 Temmuz 2026 (Reuters)
İranlılar Tahran'da Amerikan karşıtı bir duvar görselinin önünden geçiyor - 15 Temmuz 2026 (Reuters)

İran, cuma günü ABD’nin ekonomik baskı kampanyasına yönelik söylemini sertleştirerek yeni tedbirleri “devlet terörü” ve “insanlığa karşı suç” olarak nitelendirdi ve ülkeleri bu tedbirleri uygulamamaya çağırdı. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise Washington’un yaklaşımını değiştirmesi ve yükümlülüklerini yerine getirmesi halinde diplomatik sürecin yeniden başlatılmasının mümkün olduğunu söyledi.

İran Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, Tahran’a yönelik yeni ABD ekonomik tedbirlerinin “yasa dışı ve kınanması gereken” uygulamalar olduğunu ve “devlet terörü” seviyesine ulaştığını belirtti. Bakanlık, söz konusu tedbirlerin milyonlarca sivilin sağlığını ve geçim kaynaklarını “ciddi tehlikeye” attığını savundu.

Bakanlık, ABD’nin kampanyasını İranlılara “acı ve sıkıntı” yaşatmak ve temel haklarından mahrum bırakmak amacıyla tasarlanmış “acımasız bir araç” olarak nitelendirdi. Açıklamada, söz konusu tedbirlerin Tahran’ın görüşüne göre “uluslararası suç ve insanlığa karşı suç” düzeyine ulaştığı ifade edildi.

ABD, geçen pazartesi günü ekonomik baskı kampanyasının “Ekonomik Parya Operasyonu” adını verdiği yeni aşamasını duyurmuş ve İran’la ticari ilişkilerini sürdüren ülke ve kuruluşları da yaptırımların kapsamına alma tehdidinde bulunmuştu.

İran Dışişleri Bakanlığı, ABD yaptırımlarının “adı ve niteliği ne olursa olsun” uluslararası hukuka ve Birleşmiş Milletler Şartı’na aykırı olduğunu savundu. Bakanlık, Washington’u doları diğer ülkelere baskı yapmak ve onları İran’a yönelik politikasını izlemeye zorlamak için bir araç olarak kullanmakla suçladı.

Bakanlık ayrıca bu politikanın ülkelerin egemenliğini, ekonomik ve ticari ilişkilerini belirleme hakkını, içişlerine müdahale etmeme ilkesini ve BM üyesi ülkelerin egemen eşitliğini ihlal ettiğini belirtti.

İran Dışişleri Bakanlığı, tüm ülkeleri ABD yaptırımlarını uygulamaktan ve bunların doğurduğu sonuçları tanımaktan kaçınmaya çağırdı. Açıklamada, yaptırımlara katılmanın “bağımsız devletlere yasa dışı bir devlet iradesinin dayatılmasına ortak olmak” anlamına geleceği ileri sürüldü.

Bakanlık ayrıca uluslararası topluma ve BM kurumlarına, hukukun üstünlüğünü ve BM Şartı’nın ilkelerini savunmak için adım atma çağrısında bulundu.

Ekonomik savaş

İran Dışişleri Bakanlığı, “Ekonomik Parya” kampanyasının başlatılmasını İran’a karşı “ekonomik savaş ilanı” olarak değerlendirdi ve bunu ABD ile İsrail’in İran’a yönelik askeri operasyonlarıyla ilişkilendirdi.

Bakanlık, yeni ABD politikasının “ABD-İsrail ortak savaşı” olarak nitelendirdiği sürecin bir parçası olduğunu belirterek, İran’ın askeri ve ekonomik baskılara karşı ülkeyi savunmak için “tüm kapasitesini” kullanmaya kararlı olduğunu bildirdi.

Tahran ayrıca Washington ve Tel Aviv’i İran’a karşı “asılsız gerekçelerle” askeri operasyonlar düzenlemekle suçladı ve bu uygulamaların sürmesinin bölgesel ve uluslararası barış ve güvenliği tehlikeye attığını savundu.

Açıklamada BM ve üye ülkeler de ABD ve İsrail’in adımlarına karşı yeterli önlem almamakla eleştirildi ve uluslararası hukukun ihlal edilmesinin kalıcı bir uygulamaya dönüşmesi konusunda uyarıda bulunuldu.

İran Dışişleri Bakanlığı, Uluslararası Adalet Divanı’nın Ekim 2018’de verdiği bir karara da atıfta bulunarak, mahkemenin o dönemde Washington’dan gıda, tarım ürünleri, ilaç, tıbbi ekipman ve sivil havacılık güvenliği malzemeleri ile bunlara ilişkin ödemelerin ticaretini engelleyen kısıtlamaları kaldırmasını istediğini belirtti.

Bakanlık, yeni yaptırımların uluslararası toplum ve BM kurumlarının harekete geçmesini gerektirdiğini, özellikle gıda, ilaç, sağlık hizmetleri ve sivillerin geçim kaynakları üzerinde doğrudan etkisi olduğunu savundu.

İran Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasıyla eş zamanlı olarak Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ABD’ye iki ülke arasında imzalanan mutabakat zaptında yer alan yükümlülükleri yerine getirme çağrısında bulundu.

Arakçi, X platformunda yaptığı paylaşımda diplomatik sürecin yeniden rayına oturtulmasının imkânsız olmadığını, ancak bunun Washington’un basit bir gerçeği anlamasına bağlı olduğunu söyledi.

Arakçi, “ABD güveni yeniden tesis etmeli, saygılı bir şekilde konuşmalı, haklarımızı tanımalı ve yükümlülüklerini yerine getirmeli” ifadelerini kullandı.

Arakçi’nin açıklamaları, Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ile Tahran’da gerçekleştirdiği görüşmeden bir gün sonra geldi. Görüşme, Katar’ın diplomatik süreci yeniden canlandırmaya yönelik girişimleri kapsamında gerçekleşti.

İki taraf perşembe günü gerilimin azaltılması ve diyaloğun yeniden başlatılması için koşulların hazırlanmasının yanı sıra Hürmüz Boğazı’ndaki deniz taşımacılığı düzenlemelerini, geçici ortak bir deniz koridoru oluşturulması önerisini ve boğazın mayınlardan temizlenmesine yönelik bir projeyi ele aldı.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ise ABD’nin bu aşamada ekonomik baskıyla hiçbir sonuç elde edemeyeceğini, savaşta da bunu başaramadığını belirterek İran’ın ekonomik baskılara karşı “kararlılıkla” durduğunu söylemişti.

Haziran mutabakatına bağlılık

Savaş, 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısıyla başladı. Tahran buna Hürmüz Boğazı’nı kapatarak karşılık verirken, Washington daha sonra İran limanlarına deniz ablukası uygulamaya başladı.

İran ayrıca İsrail ve Washington’un Arap müttefiki ülkelere füze ve insansız hava araçlarıyla saldırılar düzenledi. Tahran, saldırılarında savaşta ABD güçleri tarafından kullanılan askeri tesisleri hedef aldığını bildirdi.

Diplomatik girişimler sonucunda nisan ayında ateşkes sağlandı. Bunun ardından haziran ortasında nihai bir anlaşmaya yönelik görüşmelerin önünü açan bir mutabakat zaptı imzalandı. Ancak temmuz ayının başında çatışmaların kısa süreli yeniden başlamasıyla söz konusu mutabakat bozuldu.

Tahran, yeni bir diplomatik sürecin temelinin haziran ayında imzalanan mutabakat olması gerektiğinde ısrar ediyor. İran, Washington’un kendisinin karşı adımlar atmasından önce ABD ablukasını ve ekonomik yaptırımları kaldırması da dahil olmak üzere mutabakatta yer alan yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiğini savunuyor.

İran ayrıca haftalardır Umman Sultanlığı ile Hürmüz Boğazı’ndaki deniz taşımacılığına ilişkin yeni düzenlemeler konusunda görüşmeler yürütüyor. İranlı yetkililer ise boğazın tamamen yeniden açılmasının, ABD’nin Tahran’a göre haziran mutabakatında yer alan yükümlülüklerini yerine getirmesine bağlı olduğunu vurguluyor.


Altı aylık sessizlik… Mücteba Hamaney’in ortaya çıkmaması soru işaretlerini artırıyor

İran’ın dini lideri Mücteba Hamaney’in fotoğrafını taşıyan bir kişi, Tahran’da eski dini lider Ali Hamaney için düzenlenen cenaze töreninde (AP)
İran’ın dini lideri Mücteba Hamaney’in fotoğrafını taşıyan bir kişi, Tahran’da eski dini lider Ali Hamaney için düzenlenen cenaze töreninde (AP)
TT

Altı aylık sessizlik… Mücteba Hamaney’in ortaya çıkmaması soru işaretlerini artırıyor

İran’ın dini lideri Mücteba Hamaney’in fotoğrafını taşıyan bir kişi, Tahran’da eski dini lider Ali Hamaney için düzenlenen cenaze töreninde (AP)
İran’ın dini lideri Mücteba Hamaney’in fotoğrafını taşıyan bir kişi, Tahran’da eski dini lider Ali Hamaney için düzenlenen cenaze töreninde (AP)

Savaşı fitilleyen ve Mücteba Hamaney’i İran’ın Dini Lideri konumuna getiren hava saldırılarından altı ay sonra, ağır yaralanan Mücteba’nın hâlâ hiçbir şekilde kamuoyunun karşısına çıkmaması, ülke yönetiminin merkezinde büyük bir boşluk yaratıyor.

Şarku'l Avsat'ın Reuters’ten  aktardığına göre, İran’ın hem Ortadoğu’yu ateşe veren hem de zaten kırılgan olan ülke ekonomisine ağır darbeler vuran bir savaşla ilgili kader niteliğinde kararlarla karşı karşıya kaldığı bu dönemde, Mücteba Hamaney’in sağlık durumu ve üstlendiği role ilişkin soru işaretleri her geçen gün artıyor.

İranlı yetkililer ve ülke içindeki üst düzey kaynaklar, Hamaney’in görünümünü bozan ağır yaralarının tedavisini sürdürürken güvenlik gerekçeleriyle devleti perde arkasından yönettiğini ve ipleri elinde tuttuğunu belirtiyor. Günlük yönetim yetkilerinin ise geniş kapsamlı olarak üst düzey bir yetkili grubuna devredildiği ifade ediliyor.

Ancak savaşın başlamasından bir hafta sonra göreve atanmasından sonra kendisine ait tek bir fotoğraf, video veya ses kaydı dahi yayınlanmaması, sözünün son karar mercii olması gereken bir ülkede İranlılar arasındaki şüpheleri derinleştiriyor.

Washington’daki Ortadoğu Enstitüsü’nden Alex Vatanka durumu şu sözlerle değerlendiriyor: "Artık soru Mücteba’nın hayatta olup olmadığı değil; İran’ın hâlâ fiilen görevini yapan bir Dini Lideri olup olmadığıdır."

Hamaney’in İran halkına mesajları, haber bültenlerinde sunucular tarafından okunan sınırlı sayıdaki yazılı açıklamadan ibaret kaldı. Mücteba, geçen ay babası için düzenlenen bir haftalık cenaze merasimlerine bile katılmadı.

Üst düzey yetkililer ve konuya yakın kaynaklar, bu yokluğu suikast endişelerine bağlıyor; Dini Lider'in üst düzey yetkililerle sık sık toplantılar yaptığını, bütün kritik raporları incelediğini ve önemli konularda son kararı verdiğini savunuyor.

Nitekim Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, 10 Ağustos’ta Hamaney ile yedi saat süren bir toplantı gerçekleştirdiğini açıkladı.

Ancak bu durum, İran yönetimine en sadık radikal kesimler arasında bile şüphe uyandırmaya başladı. İran’ın dini eğitim merkezi olan Kum kentindeki bir Besic milis gücü üyesi, "Ülkeyi yönettiğine ve ipleri elinde tuttuğuna dair bize güven verecek şekilde liderimizin sesini duymaya veya bir işaret görmeye ihtiyacımız var" ifadelerini kullandı.

Hassas konuyu değerlendirmek için isminin gizli kalmasını isteyen Besic üyesi, Hamaney’in hâlâ kritik kararları aldığına inandığını ancak tek bir fotoğrafın bile olmamasının moral bozduğunu ve İran’ın çıkarına olmadığını ifade etti.

Yönetim muhalifleri veya kapsamlı reform isteyen İranlılar arasında ise tepkiler çok daha net. Tahran’da yaşayan ve ismini vermek istemeyen reform yanlısı iş insanı Şehruh, "Mücteba’nın öldürülmediğini nereden bileceğiz?" diye sorarak, "Karar alma süreçlerine katıldığını kanıtlamayı bir kenara bırakın, hayatta olduğuna dair tek bir işaretin bile olmaması hiç mantıklı değil" ifadelerini kullandı.


Pakistan: Hürmüz’ün yeniden açılması yönündeki diplomatik çabalarda ivme var

Pezeşkiyan, Tahran'da Asım Münir'i kabul etti, (İran Cumhurbaşkanlığı)
Pezeşkiyan, Tahran'da Asım Münir'i kabul etti, (İran Cumhurbaşkanlığı)
TT

Pakistan: Hürmüz’ün yeniden açılması yönündeki diplomatik çabalarda ivme var

Pezeşkiyan, Tahran'da Asım Münir'i kabul etti, (İran Cumhurbaşkanlığı)
Pezeşkiyan, Tahran'da Asım Münir'i kabul etti, (İran Cumhurbaşkanlığı)

Pakistan, dün yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması yönündeki diplomatik çabalarda “ivme” gördüğünü belirtti. Ancak İslamabad, deniz ulaşımının yeniden başlatılması konusunda nihai kararın Tahran ve Washington’a ait olduğunu vurguladı.

Pakistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tahir Andrabi İslamabad’da düzenlediği basın toplantısında, Genelkurmay Başkanı Mareşal Asım Münir’in bu haftanın başında Tahran’a gerçekleştirdiği ziyaretin, boğazın yeniden açılması ve diplomatik sürecin canlandırılması amacıyla yürütülen “yenilenmiş çabaların” devamı olduğunu söyledi.

Andrabi, “Hürmüz Boğazı’nın açılması gibi önemli konuda bir miktar ivme oluşacağı konusunda iyimserliğimizi koruyoruz. Çünkü boğazın durumu, tedarik zincirlerinde, özellikle de enerji arzında yaşanan aksaklıklar nedeniyle herkesi etkiliyor” dedi.

Münir’in ziyaretinin ardından diplomatik girişimlerin sürdüğünü belirten Andrabi, Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al Sani’nin dün Tahran’a gerçekleştirdiği ziyaret ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile görüşmesi de dahil olmak üzere çeşitli takip ziyaretleri ve bölgesel temasların devam ettiğini ifade etti.

Andrabi, bir uzlaşıya varılması için “koordineli çabalar” yürütüldüğünü ve özellikle Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasının hedeflendiğini belirtti. Ancak bunun nihayetinde “Tahran ve Washington’da alınması gereken egemen bir karar” olduğunu ifade etti.

Pakistanlı sözcü, Münir’in ziyaretinin, İran ile ABD arasında haziran ayında imzalanan ve boğazın yeniden açılmasına ilişkin düzenlemeler de içeren mutabakat zaptını yeniden canlandırmayı amaçladığını, ancak söz konusu anlaşmanın daha sonra çöktüğünü belirtti.

GTHY
İran’ın Bender Abbas kıyıları yakınlarında Hürmüz Boğazı’ndaki gemiler (Reuters)

Andrabi, Münir’in Tahran’a ABD Başkanı Donald Trump’ın veya ABD’nin özel temsilcisi olarak gittiği yönündeki haberleri de yalanladı. Bu iddiaları “yanıltıcı ve gerçekler açısından yanlış” olarak nitelendiren Andrabi, ziyaretin yalnızca Pakistan’ın Washington ile Tahran arasındaki arabuluculuk rolü çerçevesinde gerçekleştirildiğini söyledi.

Münir’in Tahran’daki görüşmelerinde bölgesel gerilimin azaltılması, askeri çıkmazın aşılması ve bölgeye barış ve istikrar getirecek müzakere edilmiş bir çözümün ele alındığını belirten Andrabi, ziyaretin İslamabad’ın ABD ile İran arasındaki anlaşmazlıkların azaltılması yönündeki “samimi ve yapıcı” rolünü yansıttığını ifade etti.

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar’ın da Münir’in ziyaretiyle eş zamanlı olarak diplomatik temaslarını sürdürdüğünü belirten Andrabi, Dar’ın Türkiye, Mısır ve bölgedeki diğer ülkelerin dışişleri bakanlarıyla görüşmeler gerçekleştirdiğini belirtti.

Pakistan’ın girişimleri, İran ile Umman arasında Hürmüz Boğazı’ndaki deniz ulaşımına ilişkin yeni düzenlemeler konusunda yürütülen görüşmelerle aynı dönemde gerçekleşiyor. Görüşmeler kapsamında gemiler için geçici bir deniz koridoru oluşturulması önerisi de bulunuyor.

Andrabi’ye, İslamabad’ın İran ile Umman arasında, ticari gemilerden ücret alınmasını öngören geçici bir koridorun yeniden açılmasına yönelik anlaşmayı destekleyip desteklemeyeceği soruldu. Pakistanlı sözcü, bu konuda doğrudan bir tutum ortaya koymaktan kaçındı.

Andrabi, “Bu, daha geniş kapsamlı görüşmelerin bir parçası. Ücret alma hakkı, boğaza kıyısı bulunan ülkelerin bu ücretleri tahsil etme hakkı veya gemileri boğazdan geçen ülkelerin yükümlülükleri gibi kapsamlı tartışmanın her bir unsuruna ilişkin yorum yapmak istemiyorum” ifadelerini kullandı.