​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
TT

​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)

Ortadoğu'da Barış ve Güvenliğin Geleceğini Destekleme Konferansı dün sona erdi.
ABD ve Polonya, konferans sonrasında yayınlanan sonuç bildirgesinde, Ortadoğu’da istikrarın sağlanması için böyle bir konferansın gerçekleştirilmesinin gerekliliğine dikkat çekerken, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, İran'ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varılması için işbirliği yapılması çağrısında bulundu ve bu tehditlerin Ortadoğu ile sınırlı kalmayacağını, bilakis Avrupa’ya ve Batı’ya da yöneleceğini söyledi. Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz ise yaptığı konuşmada, İran'ın Suriye'ye müdahalelerinin bölgeyi olumsuz etkilediğini söyledi.
“İran, Hizbullah ve terörizm Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor”
Varşova Konferansı’nın krizlerin üstesinden gelinmesi için gerçekleştirildiğini dile getiren Pompeo, “İran, Hizbullah ve terörizmin yayılması Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor. Ortadoğu'daki barış çalışmalarına devam edeceğiz. Daha fazla yaptırım ve daha fazla baskı istiyoruz. Böylece İran'daki diktatörlerin devamlılığının önüne geçebiliriz” açıklamasında bulundu. Ayrıca bölgedeki İran saldırganlığının gerçek bir tehlike olduğuna dikkat çeken Pompeo, “Konferansta İran’ı savunan hiçbir ülke yok. İran’ın bölgeyi istikrarsızlaştıran rolü konusunda hepimiz hemfikiriz” dedi. Pompeo, İran rolüne atıfta bulunmadan bölgedeki sorunlardan bahsetmenin zor olduğuna dikkat çekerek, İran’ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varmak için işbirliğine ihtiyaç duyulduğunu ve Washington’un İran'a daha fazla yaptırım uygulama konusunda haklı olduğunu söyledi.
Öte yandan Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, Ortadoğu'daki sorunların karmaşık olduğuna ve Avrupa Birliği’nin (AB) tek başına bunların üstesinden gelmek için yeterli güce sahip olmadığına dikkat çekerek, “İran'ın olumsuz bir etkisi var. Tartışmalarımızda bunu göz ardı etmedik” dedi.
Konferansa yaklaşık 60 ülke katıldı, fakat katılımın Avrupa ayağı düşüktü. ABD yetkilileri, İran'ın eylemlerini tehdit olarak gören Arap devletleri ve İsrail gibi farklı tarafların bölgede bulunmasının önemini vurguladılar.
Pence’den Avrupa ülkelerine suçlama
Konferansın oturum aralarında açıklamalarda bulunan ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, İran dosyasıyla ilgili olarak Amerikan ve Avrupa tarafları arasındaki farklara ışık tuttu. ABD yetkilisi, Avrupalıları, ‘İran rejimine yönelik yaptırımları, mali işlemler için bir mekanizma kurarak atlatmaya çalışmakla’ suçladı. Bu davranışların hoş olmadığına dikkat çeken Pence, bu davranışların taraflar arasındaki ilişkilerde birtakım sonuçları olabileceğini söyledi.
ABD Başkan Yardımcısı Pence, konuşmasının devamında, Trump'ın iki yıl önce başkanlık koltuğuna oturmasında sonra ilk dış ziyaretini Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiğine ve Arap-İslam-Amerikan Zirvesi’ne katıldığına atıfta bulunarak, barışın sağlanması için konferansa katılan bütün ülkeler ile çalışmaya hazır olduklarını belirtti.
Katılımcıların bölge için daha iyi bir gelecek inşa edilmesi hakkında konuştuğunu kaydeden Pence, “Şu anda toplantılar yapılıyor. Çünkü radikal İslami terörizm gibi ortak bir sorunla karşı karşıyayız. Terörizm yalnızca Amerika'ya değil bölgedeki tüm ülkelere yönelik bir tehdit oluşturuyor. Başkan Trump yönetimi, bu radikal tehdide karşı koyma konusunda adımlar attı ve DEAŞ örgütü ile kendini gösteren bu tehdidin ortadan kaldırılması hususunda esas katkılarda bulundu. ABD, kendi vatandaşlarının güvenliğini önceliyor. Fakat Amerika’nın öncelenmesi, yalnız Amerika demek değildir. Washington, aşırılıkçılığa karşı uluslararası bir koalisyon oluşturmak için çalışıyor.”
Başbakan Netanyahu'nun geçen yılın sonunda Umman'ı ziyareti ve Papa Franciscus'un bu yıl BAE'ye yaptığı ziyaret gibi bölgedeki ‘değişim rüzgarlarına’ değinen Pence, “Bu tarihi konferans yeni bir dönemin başladığının kanıtıdır” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“DEAŞ hilafeti kısa bir süre sonra sona erecek ve Trump’ın açıklamasına göre yakın zamanda bölgedeki ABD birlikleri geri çekilecek. Bu, taktiklerdeki bir değişikliktir, görevde değil. Toprakları DEAŞ’ın elinden geri almamız yeterli değil. Ortaklarımızla çalışmaya hazırız. DEAŞ katıntıları her nerede olursa olsun takip edeceğiz.”
ABD'nin Suriye'deki yeni bir kimyasal saldırıya yanıt verme konusundaki kararlılığını dile getiren Pence, ülkesinin İngiltere ve Fransa ile birlikte, Devlet Başkanı Beşşar Esed rejiminin gerçekleştirdiği kimyasal bir saldırıya yanıt verdiğini hatırlatarak, rejim tarafından gerçekleştirilecek benzer bir saldırıya aynı şekilde yanıt vermeye hazır olduklarını söyledi.
“Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor”
Sonra, İran rejiminin bölgenin geleceği ve Ortadoğu’daki barış ve istikrar için en büyük tehdit olduğunu dile getirerek İran hakkında konuşmaya başlayan Pence, “Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor, Suriye ve Yemen'e müdahale ediyor, Hizbullah'ı destekliyor ve Amerikalı rehineleri elinde tutuyor” dedi. İran’ı Ortadoğu’daki etkisini genişletmek için Irak ve Suriye’de birer koridor açmakla itham eden Pence, savaşçıları ile Esed rejiminin düşmesini engellemeye çalıştığını ve Lübnan Hizbullahı’na roketler gönderdiğini söyledi.
Pence, 1979 yılında Şah’ın devrilmesinin ardından geçen 40 yıl boyunca başarısızlık ve terörün İran’da hüküm sürdüğünü dile getirerek, yapılan nükleer anlaşmanın İran’ı caydırmadığını, bilakis bölgedeki müdahalelerini daha da arttırdığını söyledi. Başkan Trump’ın nükleer anlaşmadan çekildiğini, İran rejimine yaptırımlar uyguladığını ve İran'ın eylemlerine itiraz eden diğer ülkelerin de bu yaptırımları desteklediğini dile getiren Pence, “Maalesef, en yakın Avrupalı arkadaşlarımızdan bazıları bu yaptırımları ihlal etti ve onları atlatmaya çalıştı. Fransa, İngiltere ve Almanya kurdukları finansal işlemler mekanizması ile bu yaptırımların üstesinden gelmeye çalıştılar. Bu hamle, ABD ile Avrupa’nın aralarının açılmasına sebep olacaktır” dedi.
“Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi”
İran'ın teknik olarak uygulayıp uygulamamasının değil, nükleer anlaşmanın kendisinin bir sorun olduğunu dile getiren Pence, “Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi. Artık anlaşmadan çekilmeliler. Bu fırsatı görmezden gelemeyiz” dedi.
Ortadoğu’daki barış süreci hakkında konuşan Pence, “Başkan Trump, üç İbrahimî din olan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam'ın tabilerinin barış içinde birlikte yaşamalarını istiyor” ifadesini kullandı.
Öte yandan Varşova Konferansı’na katılan Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçisi Prens Halid bin Selman, önceki gün Twitter hesabı üzerinden yapmış olduğu paylaşımlarda, “Molla rejimi 40 yıl önce iktidarı ele geçirdi. İran halkının yaşam standartları bu süre içerisinde ciddi bir düşüne tanık oldu. Bu rejim, bölgedeki terörizm, radikalizm, mezhepçilik ve istikrarsızlığı desteklemek için halkının parasını israf etmeye devam ediyor. Dost İran halkı, bölgede bölücülük ve terör fitnelerini yaymak için servetini ve parasını israf etmek yerine halkına özen gösteren bir yönetimi hak ediyor. İran rejimi halen Arapları dize getirmeye çalışmak gibi asla gerçekleşmeyecek bir yanılsama içinde. Ayrımcı söylemleri kendisini açığa çıkarıyor, Bu rejimin boş hayalleri 40 yıl sonra artık kimseyi kandıramıyor” açıklamasında bulundu.
İran rejiminin yayılımcı hayallerine hâlâ bağlı olduğuna dikkat çeken Prens Halid bin Selman, “İran rejiminin lideri, devrimlerinin 40’ıncı yıl dönümü konuşmasında Basra Körfezi'ndeki Arap topraklarının kendi topraklarının bir parçası olduğunu iddia ederek, bu bölgeyi güney İran olarak adlandırdı. Böylece yayılımcı niyetlerini ortaya koydu” ifadelerini kulandı.
Konferansın açılışı
Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, sabah saatlerinde kullandığı şu ifadeler ile konferansın açılışını yaptı;

“Bölgedeki barış ve güvenlik sorununa yeni bir ivme kazandırmanın zamanı geldi. Mülteci krizleri, ekonomik krizler ve bazı durumlarda devlet kurulması gibi krizlerin bölgede olumsuz etkiler oldu. Ortadoğu’nun istikrarını güvence altına almak, devam eden krizlere son vermek, kültürlerarası birliği teşvik etmek ve kapsayıcı toplumlar inşa etmek gibi durumlar, büyük zorluklar ile karşı karşıya. Uluslararası toplumun istikrarı ve sürdürülebilir barışı korumak için bu çabaları aktif olarak desteklemesi önemlidir.”
Czaputowicz açılış konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ortadoğu'daki çatışmaların birçok kaynağı var. Bunlardan bazıları, bazı liderlerin her ne pahasına olursa olsun gücü ellerinde tutmak istemesi, dini köktencilik ve hoşgörüsüzlüktür. Ayrıca güç dengesizlikleri, coğrafi ayrılıklar veya dış kuvvetlerin müdahalesi de çatışmaya sebep olan unsurlar arasında yer alabilir. ABD ve AB’nin İran’ın bölgede oynayacağı rol konusunda paylaştıkları bir inançları var. Ancak İran'ın nükleer programının olası sonuçları ve bu ülkenin bölgede oynadığı istikrarsızlaştırıcı rolü konusunda endişeliyiz. İran'ın tahammül edilemez davranışlarını şiddetle kınıyoruz. Aramızda araçlar bakımından farklılıklar olabilir. AB, İran'ın nükleer programının barışçıl doğasını korumanın, bir ortak eylem planını gerektirdiğine inanıyor. ABD bu anlaşmadan çekildi ve İran’a yaptırımlar uyguladı. Bugün Ortadoğu’nun karşılaştığı zorlukları hatırlatan bölge temsilcilerini dinleme fırsatına sahibiz.”
Konferans dahilinde gerçekleştirilecek görüşmelerde herhangi bir ülkenin veya konunun görüşmelerin seyrine hakim olmayacağını dile getiren ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ise şunları söyledi:
“Konferans, Yemen Dışişleri Bakanı Halid el-Yemani’nin başkanlığını yapacağı Yemen hakkında bir tartışma ile başlayacak. Daha sonra Suriye'deki idarenin sonraki adımlarını ve değişmeyen stratejik hedeflerimize ulaşmak için çabalarımızı sürdürme taahhüdümü gözden geçireceğiz. Sonrasında Başkanı Trump'ın danışmanı Jared Kushner, ABD yönetiminin İsrail ile Filistinliler arasında kapsamlı ve sürdürülebilir bir barışı sağlama çabalarını tartışacak. Tüm bu konular hakkında soru sorma ve yorum yapma fırsatı da olacak. Sonrasında ise ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Polonya Başbakanı ve 7 Dışişleri Bakanı ilgili konular hakkındaki değerlendirmelerini bizimle paylaşacak. Daha sonra bir grup devletle, mültecilerin ve insani zorlukların ele alındığı bir öğle yemeği tertip edilecek. Bunun ardından füze geliştirme ve bunları yayma, siber tehditlerle mücadele, terörizm ve yasadışı fon sağlamak ile mücadele konulu bir dizi çalışma oturumu düzenlenecek.”
Pompeo sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bugün çok önemli görüşmelerde bulunacağız, ancak konferans sona ermeyecek. Çalışmamız gerekiyor. Suriye ve Yemen, silahların yayılması, barış süreci, terörizm, İran, siber güvenlik ve insani krizler gibi meseleler tek başına üstesinden gelinecek sorunlar değil. Güvenliği sağlamak için birlikte çalışmalıyız. Hiçbir ülke bunun dışında kalamaz. ABD, Ortadoğu’daki güvenlik sorunlarına yönelik çabalara liderlik etmeye devam edecek. Bölge için iyi bir güç olmaya devam edeceğiz. Bugün gerçekleştirilen konferans bunun kanıtıdır.”
Pompeo, sabah saatlerinde, konferansı ‘istisnai’ olarak nitelendiren Netanyahu ile ortak bir basın toplantısı düzenledi.
İsrail Başbakanı Netanyahu konferans ile ilgili "tarihsel bir dönüm noktası" değerlendirmesinde bulunduktan sonra şunları söyledi:
“Burada 60 ülkeden dışişleri bakanı ve hükümet temsilcisi, İsrail başbakanı ve önde gelen Arap ülkelerinin dışişleri bakanları karşılıklı oturup bugüne kadar görülmemiş bir güç ve açıklıkla İran rejiminin yarattığı ortak tehditle nasıl baş edilmesi gerektiğini konuştu. İlk kez birlikte geleceğimizi tehdit eden şeyin ne olduğunu ve onu güvence altına almak için neler yapmamız gerektiğini tartışma fırsatı bulduk. Bu diyaloğu gelecekte yalnızca güvenlik konusunda değil, Ortadoğu halklarının yaşamını etkileyecek her alanda sürdürmeliyiz”
“İran’la yüzleşmeden Ortadoğu’da barış ve istikrar sağlayamayız” diyen Pompeo ise İran’ın eylemleri de dahil olmak üzere istikrarsızlaştırıcı eylemleri ele almaya yönelik ortak çabalara duyulan ihtiyaçtan söz ederek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Basitçe ifade etmek gerekirse, İran ile yüzleşmeden bunları gerçekleştirmek söz konusu olamaz. Lübnan’da Yemen’de Suriye’de Irak’ta yıkıcı etkilerde bulunuyorlar. Buralarda Hamas, Hizbullah ve Husiler gibi gerçek tehditler var. İran’a karşı harekete geçmeden Ortadoğu’da barış sağlayamayız.”



Çekya'da kamu yayıncılığı yapan binlerce kişi greve gitti

Pazar günü başkent Prag'da düzenlenen grevcilere destek gösterisine binlerce kişi katıldı (AP)
Pazar günü başkent Prag'da düzenlenen grevcilere destek gösterisine binlerce kişi katıldı (AP)
TT

Çekya'da kamu yayıncılığı yapan binlerce kişi greve gitti

Pazar günü başkent Prag'da düzenlenen grevcilere destek gösterisine binlerce kişi katıldı (AP)
Pazar günü başkent Prag'da düzenlenen grevcilere destek gösterisine binlerce kişi katıldı (AP)

Çekya Başbakanı Andrej Babiš'in kamu yayıncılarının fonlanma şeklini değiştirme hamlesi üzerine Çek Televizyonu ve Çek Radyosu'nda çalışan binlerce kişi, pazartesi günü 24 saatlik bir grev düzenliyor. 

Geçen hafta yürütmenin onayından geçen yasa, halktan alınan lisans ücretinin kaldırılarak kamu yayıncılarının devlet bütçesinden finanse edilmesini öngörüyor.

Yayıncılar gelecek sene yürürlüğe girecek bu değişikliğin bütçeyi çok daraltarak 2008'deki seviyelere döndüreceğini ve bu sürede kayda değer oranda enflasyon görüldüğünü vurguluyor.

Yüzlerce kişinin işten ayrılmak zorunda kalacağı ve programlarda ciddi kesintilere gidileceği ifade ediliyor. 

Grev komitesinden Pavla Kubálková ise asıl meselenin para değil, editoryal bağımsızlık olduğunu bildiriyor: 

Reformlar, herhangi bir istişare yapılmadan hazırlandı ve kamu medyasının bağımsızlığına dair hiçbir güvence barındırmıyor. 1989 öncesinde siyasetçilerin içerikleri belirlediği dönemde haber bültenlerinin nasıl olduğunu toplumun büyük bölümü hâlâ hatırlıyor. O noktaya geri dönmek istemiyoruz.

İktidar koalisyonunun ortaklarından olan, radikal sağcı Özgürlük ve Doğrudan Demokrasi'nin milletvekili Josef Nerušil geçen hafta yaptığı açıklamayla editoryal bağımsızlığa ilişkin kaygıları daha da güçlendirdi.

Yayıncıları taraflılıkla suçlayan siyasetçi, yeni değişikliğin amacının "işlerin yalnızca maddi tarafını değil, içeriğini de kontrol etmek" olduğunu söyledi. 

Kültür Bakanı Oto Klempíř ise Guardian'a yaptığı açıklamada kamu yayıncılığının bağımsızlığını tehdit etmediklerini savundu:

Yasal statüleri, yöneticilerinin seçilme biçimi, yetkileri ve editoryal özgürlüğe dair güvenceleri değişmiyor.

Muhalif siyasetçiler ise bu değişikliğin medya özgürlüğüne büyük bir darbe vuracağını söylüyor. 

Uluslararası Basın Enstitüsü'nün de aralarında yer aldığı medya özgürlüğü örgütleri, yayımladıkları ortak açıklamayla bu hamleye tepki gösterdi.

Birleşik Krallık merkezli gazete, medya üzerine çalışan akademisyen Marína Urbániková'dan da fikir aldı.

Prag Karl Üniversitesi'nden Marína Urbániková, kamu yayıncılarının grevinin çok nadir görülen bir eylem olduğuna işaret etti. 

Urbániková, son olarak 2001'de Çek Televizyonu Genel Direktörü'nün atanmasındaki siyasi etki nedeniyle benzer bir ölçekte iş bırakıldığını söyledi. 

Independent Türkçe, Guardian, AP


Papa XIV. Leo: Savaşlar insanlardan daha kolay besleniyor

Geçen sene Vatikan'da düzenlenen Konklav'da ABD'li Kardinal Robert Francis Prevost yeni papa olarak seçilip Papa XIV. Leo adını almıştı (AP)
Geçen sene Vatikan'da düzenlenen Konklav'da ABD'li Kardinal Robert Francis Prevost yeni papa olarak seçilip Papa XIV. Leo adını almıştı (AP)
TT

Papa XIV. Leo: Savaşlar insanlardan daha kolay besleniyor

Geçen sene Vatikan'da düzenlenen Konklav'da ABD'li Kardinal Robert Francis Prevost yeni papa olarak seçilip Papa XIV. Leo adını almıştı (AP)
Geçen sene Vatikan'da düzenlenen Konklav'da ABD'li Kardinal Robert Francis Prevost yeni papa olarak seçilip Papa XIV. Leo adını almıştı (AP)

Papa XIV. Leo, Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı'nın (WFP) Roma'daki genel merkezinde bugün bir konuşma yaptı. 

Amerikalı Papa, Donald Trump yönetiminin fonları kesmesi ve diğer ülkelerin de desteklerini artırmaması nedeniyle açlıkla mücadelenin darbe almasına işaret etti. 

Tüm devletlere ihtiyaç sahiplerine yardım için ellerinden geleni yapma çağrısında bulundu. 

Askeri harcamaların artarak sürmesine dikkat çeken Papa XIV. Leo, şu ifadeleri kullandı:

Yardım ve kalkınma projeleri bunlara dahil olanların anlaşılması güç siyasi kararları, çarpık ideolojik vizyonları ve aşılması zor gümrük engelleri nedeniyle sekteye uğrarken, silahların önünde böyle engeller yok. Bunun neticesinde savaşlar insanlardan daha kolay beslenmektedir. Bu gerçeklik, hem operasyonel yetersizlikleri hem de siyasi ve ahlaki önceliklerdeki temel dengesizliği de gözler önüne seriyor.

WFP'nin kısa süre önce yayımladığı bir rapor, gıda yardımlarına ayrılan fonların 2022'den beri neredeyse yüzde 60'a varan oranda azaldığını ortaya koymuştu. 

Diğer yandan geçen hafta ABD, WFP'ye 800 milyon dolar vereceğini açıklamıştı. 

Bu duyuruyu memnuniyetle karşılayan WFP, bu sayede en az 37 ülkedeki 38 milyonu aşkın kişiye yardım eli uzatılabileceğini bildirmişti.

Ancak ajansın 2026 için koyduğu 10 milyar dolar hedefine hâlâ ulaşılamadı. 

Yıllarca USAID'le insani yardımın başını çeken ABD, geçen sene Trump yönetiminin kendi ajansının çalışmalarını durdurma kararıyla 60 milyar dolarlık bütçede de kesintiye gitmişti. 

Washington, aralık ayında politikasını kısmen değiştirerek WFP'ye yeniden destek olmaya başlamıştı. ABD, UNICEF'e de 218 milyon dolar verileceğini açıklamıştı.

Independent Türkçe, AP, Reuters


Kanada'da bir belediye, ağaçlara yasal haklar tanıdı

Kanada'da bir kasaba, ağaçları kendi haklarına sahip canlı varlıklar olarak tanıdı (AFP)
Kanada'da bir kasaba, ağaçları kendi haklarına sahip canlı varlıklar olarak tanıdı (AFP)
TT

Kanada'da bir belediye, ağaçlara yasal haklar tanıdı

Kanada'da bir kasaba, ağaçları kendi haklarına sahip canlı varlıklar olarak tanıdı (AFP)
Kanada'da bir kasaba, ağaçları kendi haklarına sahip canlı varlıklar olarak tanıdı (AFP)

Kanada'da bir kasaba, ağaçları kendi haklarına sahip canlı varlıklar olarak resmen tanıdı ve belediye başkanı onları "en büyük müttefikimiz" diye niteledi.

Montreal'in sadece 64 kilometre batısındaki Terrasse-Vaudreuil belediyesi, ağaçların "yaşama, doğal biçimde büyüme, bütünlüğünü koruma ve yenilenme hakkına" sahip olduğunu ilan etti.

CBC'nin ulaştığı karar, yaklaşık 2 bin sakini olan kasaba tarafından 9 Haziran'da kabul edildi.

Belediye Başkanı Michel Bourdeau yayın kuruluşuna, kararın meclis üyeleri tarafından oy birliğiyle kabul edildiğini ve planın kalkınmayı engellemek gibi herhangi bir soruna yol açmasını beklemediğini söyledi.

Yeni karar uyarınca kasaba, ağaçların korunmasını veya kesilmeleri durumunda yerine yenilerinin dikilmesini sağlamak adına mevcut kural ve yönetmeliklerini gözden geçirecek.

Son yıllarda üç kez sel basan kasabanın belediye başkanı Bourdeau, ağaçların iklim değişikliğiyle mücadelede "en büyük müttefikleri" olduğunu belirtti.

Ağaçlar gerçek bir yeşil altyapıdır. Kentsel ısı adalarını azaltmaya, hava kalitesini iyileştirmeye, değerli su kaynaklarını yönetmeye ve biyolojik çeşitliliği korumaya yardımcı olurlar.

Bourdeau, Quebecli sinemacı André Desrocher'in Des arbres et des arts (Ağaçlar ve Sanat) filmiyle toplumu harekete geçmeye teşvik ettiğini ekledi. Ona göre film, vatandaşları ağaçların nefes alan ve kök sistemleri aracılığıyla birbirleriyle iletişim kurabilen canlı varlıklar olduğuna ikna etti.

Bourdeau, "Bir ağaç insan gibidir" dedi.

Nefes alır, yaşar, su içer. Bizi her türlü şeyden korur.

Uluslararası Doğa Hakları Gözlemevi, kasabanın hem Quebec'te hem de Kanada'da, çevre grupları tarafından öncülük edilen uluslararası bir girişim olan Evrensel Ağaç Hakları Bildirgesi'ni imzalayan ilk belediye olduğunu söylüyor.

Görsel kaldırıldı.
Düzenlemeye göre Terrasse-Vaudreuil, ağaçların "yaşama, doğal biçimde büyüme, bütünlüğünü koruma ve yenilenme hakkına" sahip olduğunu ilan etti (Google Street View)

Girişimin üç temel maddesi, dünyadaki yaşamın ağaçların varlığına bağlı olduğunu, insanların onlarla "kardeşlik ve dayanışma" içinde hareket etmesi gerektiğini ve ağaçların canlı varlıklar ve ortak bir insanlık değeri olduğunu öne sürüyordu.

Uluslararası Doğa Hakları Gözlemevi Başkanı Yenny Vega Cardenas, CBC'ye ağaçların "öz değeri" ve "duyusal algıları" olduğunu söyledi.

Açıklayarak, "Duygular değil, duyular" dedi.

Ona göre ağaç hakları bildirisi, dünya genelinde nehirler ve diğer doğal alanlara haklar verilmesini sağlayan aynı çabanın bir parçası.

Örneğin Kanada'da, Quebec'teki Magpie Nehri'ne 2021'de bölgesel bir hükümet ve Ekuanitshit Innu Konseyi tarafından yasal kişilik tanınmıştı.

Ecojustice'den avukat Karine Peloffy, ağaçların haklarının tanınması kararını "çok umut verici bir hareket" diye niteledi.

CBC'ye, "Şirketlerin yasal kişiliğe ve haklara sahip olduğunu biliyoruz ve kesinlikle canlı değiller" diye konuştu.

Yani bazı cansız şeyler yasal kişiliğe sahip olabiliyorsa, canlı varlıkların da aynı şekilde yasal kişiliğe sahip olmasını engelleyen ne var?

Independent Türkçe