​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
TT

​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)

Ortadoğu'da Barış ve Güvenliğin Geleceğini Destekleme Konferansı dün sona erdi.
ABD ve Polonya, konferans sonrasında yayınlanan sonuç bildirgesinde, Ortadoğu’da istikrarın sağlanması için böyle bir konferansın gerçekleştirilmesinin gerekliliğine dikkat çekerken, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, İran'ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varılması için işbirliği yapılması çağrısında bulundu ve bu tehditlerin Ortadoğu ile sınırlı kalmayacağını, bilakis Avrupa’ya ve Batı’ya da yöneleceğini söyledi. Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz ise yaptığı konuşmada, İran'ın Suriye'ye müdahalelerinin bölgeyi olumsuz etkilediğini söyledi.
“İran, Hizbullah ve terörizm Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor”
Varşova Konferansı’nın krizlerin üstesinden gelinmesi için gerçekleştirildiğini dile getiren Pompeo, “İran, Hizbullah ve terörizmin yayılması Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor. Ortadoğu'daki barış çalışmalarına devam edeceğiz. Daha fazla yaptırım ve daha fazla baskı istiyoruz. Böylece İran'daki diktatörlerin devamlılığının önüne geçebiliriz” açıklamasında bulundu. Ayrıca bölgedeki İran saldırganlığının gerçek bir tehlike olduğuna dikkat çeken Pompeo, “Konferansta İran’ı savunan hiçbir ülke yok. İran’ın bölgeyi istikrarsızlaştıran rolü konusunda hepimiz hemfikiriz” dedi. Pompeo, İran rolüne atıfta bulunmadan bölgedeki sorunlardan bahsetmenin zor olduğuna dikkat çekerek, İran’ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varmak için işbirliğine ihtiyaç duyulduğunu ve Washington’un İran'a daha fazla yaptırım uygulama konusunda haklı olduğunu söyledi.
Öte yandan Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, Ortadoğu'daki sorunların karmaşık olduğuna ve Avrupa Birliği’nin (AB) tek başına bunların üstesinden gelmek için yeterli güce sahip olmadığına dikkat çekerek, “İran'ın olumsuz bir etkisi var. Tartışmalarımızda bunu göz ardı etmedik” dedi.
Konferansa yaklaşık 60 ülke katıldı, fakat katılımın Avrupa ayağı düşüktü. ABD yetkilileri, İran'ın eylemlerini tehdit olarak gören Arap devletleri ve İsrail gibi farklı tarafların bölgede bulunmasının önemini vurguladılar.
Pence’den Avrupa ülkelerine suçlama
Konferansın oturum aralarında açıklamalarda bulunan ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, İran dosyasıyla ilgili olarak Amerikan ve Avrupa tarafları arasındaki farklara ışık tuttu. ABD yetkilisi, Avrupalıları, ‘İran rejimine yönelik yaptırımları, mali işlemler için bir mekanizma kurarak atlatmaya çalışmakla’ suçladı. Bu davranışların hoş olmadığına dikkat çeken Pence, bu davranışların taraflar arasındaki ilişkilerde birtakım sonuçları olabileceğini söyledi.
ABD Başkan Yardımcısı Pence, konuşmasının devamında, Trump'ın iki yıl önce başkanlık koltuğuna oturmasında sonra ilk dış ziyaretini Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiğine ve Arap-İslam-Amerikan Zirvesi’ne katıldığına atıfta bulunarak, barışın sağlanması için konferansa katılan bütün ülkeler ile çalışmaya hazır olduklarını belirtti.
Katılımcıların bölge için daha iyi bir gelecek inşa edilmesi hakkında konuştuğunu kaydeden Pence, “Şu anda toplantılar yapılıyor. Çünkü radikal İslami terörizm gibi ortak bir sorunla karşı karşıyayız. Terörizm yalnızca Amerika'ya değil bölgedeki tüm ülkelere yönelik bir tehdit oluşturuyor. Başkan Trump yönetimi, bu radikal tehdide karşı koyma konusunda adımlar attı ve DEAŞ örgütü ile kendini gösteren bu tehdidin ortadan kaldırılması hususunda esas katkılarda bulundu. ABD, kendi vatandaşlarının güvenliğini önceliyor. Fakat Amerika’nın öncelenmesi, yalnız Amerika demek değildir. Washington, aşırılıkçılığa karşı uluslararası bir koalisyon oluşturmak için çalışıyor.”
Başbakan Netanyahu'nun geçen yılın sonunda Umman'ı ziyareti ve Papa Franciscus'un bu yıl BAE'ye yaptığı ziyaret gibi bölgedeki ‘değişim rüzgarlarına’ değinen Pence, “Bu tarihi konferans yeni bir dönemin başladığının kanıtıdır” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“DEAŞ hilafeti kısa bir süre sonra sona erecek ve Trump’ın açıklamasına göre yakın zamanda bölgedeki ABD birlikleri geri çekilecek. Bu, taktiklerdeki bir değişikliktir, görevde değil. Toprakları DEAŞ’ın elinden geri almamız yeterli değil. Ortaklarımızla çalışmaya hazırız. DEAŞ katıntıları her nerede olursa olsun takip edeceğiz.”
ABD'nin Suriye'deki yeni bir kimyasal saldırıya yanıt verme konusundaki kararlılığını dile getiren Pence, ülkesinin İngiltere ve Fransa ile birlikte, Devlet Başkanı Beşşar Esed rejiminin gerçekleştirdiği kimyasal bir saldırıya yanıt verdiğini hatırlatarak, rejim tarafından gerçekleştirilecek benzer bir saldırıya aynı şekilde yanıt vermeye hazır olduklarını söyledi.
“Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor”
Sonra, İran rejiminin bölgenin geleceği ve Ortadoğu’daki barış ve istikrar için en büyük tehdit olduğunu dile getirerek İran hakkında konuşmaya başlayan Pence, “Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor, Suriye ve Yemen'e müdahale ediyor, Hizbullah'ı destekliyor ve Amerikalı rehineleri elinde tutuyor” dedi. İran’ı Ortadoğu’daki etkisini genişletmek için Irak ve Suriye’de birer koridor açmakla itham eden Pence, savaşçıları ile Esed rejiminin düşmesini engellemeye çalıştığını ve Lübnan Hizbullahı’na roketler gönderdiğini söyledi.
Pence, 1979 yılında Şah’ın devrilmesinin ardından geçen 40 yıl boyunca başarısızlık ve terörün İran’da hüküm sürdüğünü dile getirerek, yapılan nükleer anlaşmanın İran’ı caydırmadığını, bilakis bölgedeki müdahalelerini daha da arttırdığını söyledi. Başkan Trump’ın nükleer anlaşmadan çekildiğini, İran rejimine yaptırımlar uyguladığını ve İran'ın eylemlerine itiraz eden diğer ülkelerin de bu yaptırımları desteklediğini dile getiren Pence, “Maalesef, en yakın Avrupalı arkadaşlarımızdan bazıları bu yaptırımları ihlal etti ve onları atlatmaya çalıştı. Fransa, İngiltere ve Almanya kurdukları finansal işlemler mekanizması ile bu yaptırımların üstesinden gelmeye çalıştılar. Bu hamle, ABD ile Avrupa’nın aralarının açılmasına sebep olacaktır” dedi.
“Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi”
İran'ın teknik olarak uygulayıp uygulamamasının değil, nükleer anlaşmanın kendisinin bir sorun olduğunu dile getiren Pence, “Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi. Artık anlaşmadan çekilmeliler. Bu fırsatı görmezden gelemeyiz” dedi.
Ortadoğu’daki barış süreci hakkında konuşan Pence, “Başkan Trump, üç İbrahimî din olan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam'ın tabilerinin barış içinde birlikte yaşamalarını istiyor” ifadesini kullandı.
Öte yandan Varşova Konferansı’na katılan Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçisi Prens Halid bin Selman, önceki gün Twitter hesabı üzerinden yapmış olduğu paylaşımlarda, “Molla rejimi 40 yıl önce iktidarı ele geçirdi. İran halkının yaşam standartları bu süre içerisinde ciddi bir düşüne tanık oldu. Bu rejim, bölgedeki terörizm, radikalizm, mezhepçilik ve istikrarsızlığı desteklemek için halkının parasını israf etmeye devam ediyor. Dost İran halkı, bölgede bölücülük ve terör fitnelerini yaymak için servetini ve parasını israf etmek yerine halkına özen gösteren bir yönetimi hak ediyor. İran rejimi halen Arapları dize getirmeye çalışmak gibi asla gerçekleşmeyecek bir yanılsama içinde. Ayrımcı söylemleri kendisini açığa çıkarıyor, Bu rejimin boş hayalleri 40 yıl sonra artık kimseyi kandıramıyor” açıklamasında bulundu.
İran rejiminin yayılımcı hayallerine hâlâ bağlı olduğuna dikkat çeken Prens Halid bin Selman, “İran rejiminin lideri, devrimlerinin 40’ıncı yıl dönümü konuşmasında Basra Körfezi'ndeki Arap topraklarının kendi topraklarının bir parçası olduğunu iddia ederek, bu bölgeyi güney İran olarak adlandırdı. Böylece yayılımcı niyetlerini ortaya koydu” ifadelerini kulandı.
Konferansın açılışı
Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, sabah saatlerinde kullandığı şu ifadeler ile konferansın açılışını yaptı;

“Bölgedeki barış ve güvenlik sorununa yeni bir ivme kazandırmanın zamanı geldi. Mülteci krizleri, ekonomik krizler ve bazı durumlarda devlet kurulması gibi krizlerin bölgede olumsuz etkiler oldu. Ortadoğu’nun istikrarını güvence altına almak, devam eden krizlere son vermek, kültürlerarası birliği teşvik etmek ve kapsayıcı toplumlar inşa etmek gibi durumlar, büyük zorluklar ile karşı karşıya. Uluslararası toplumun istikrarı ve sürdürülebilir barışı korumak için bu çabaları aktif olarak desteklemesi önemlidir.”
Czaputowicz açılış konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ortadoğu'daki çatışmaların birçok kaynağı var. Bunlardan bazıları, bazı liderlerin her ne pahasına olursa olsun gücü ellerinde tutmak istemesi, dini köktencilik ve hoşgörüsüzlüktür. Ayrıca güç dengesizlikleri, coğrafi ayrılıklar veya dış kuvvetlerin müdahalesi de çatışmaya sebep olan unsurlar arasında yer alabilir. ABD ve AB’nin İran’ın bölgede oynayacağı rol konusunda paylaştıkları bir inançları var. Ancak İran'ın nükleer programının olası sonuçları ve bu ülkenin bölgede oynadığı istikrarsızlaştırıcı rolü konusunda endişeliyiz. İran'ın tahammül edilemez davranışlarını şiddetle kınıyoruz. Aramızda araçlar bakımından farklılıklar olabilir. AB, İran'ın nükleer programının barışçıl doğasını korumanın, bir ortak eylem planını gerektirdiğine inanıyor. ABD bu anlaşmadan çekildi ve İran’a yaptırımlar uyguladı. Bugün Ortadoğu’nun karşılaştığı zorlukları hatırlatan bölge temsilcilerini dinleme fırsatına sahibiz.”
Konferans dahilinde gerçekleştirilecek görüşmelerde herhangi bir ülkenin veya konunun görüşmelerin seyrine hakim olmayacağını dile getiren ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ise şunları söyledi:
“Konferans, Yemen Dışişleri Bakanı Halid el-Yemani’nin başkanlığını yapacağı Yemen hakkında bir tartışma ile başlayacak. Daha sonra Suriye'deki idarenin sonraki adımlarını ve değişmeyen stratejik hedeflerimize ulaşmak için çabalarımızı sürdürme taahhüdümü gözden geçireceğiz. Sonrasında Başkanı Trump'ın danışmanı Jared Kushner, ABD yönetiminin İsrail ile Filistinliler arasında kapsamlı ve sürdürülebilir bir barışı sağlama çabalarını tartışacak. Tüm bu konular hakkında soru sorma ve yorum yapma fırsatı da olacak. Sonrasında ise ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Polonya Başbakanı ve 7 Dışişleri Bakanı ilgili konular hakkındaki değerlendirmelerini bizimle paylaşacak. Daha sonra bir grup devletle, mültecilerin ve insani zorlukların ele alındığı bir öğle yemeği tertip edilecek. Bunun ardından füze geliştirme ve bunları yayma, siber tehditlerle mücadele, terörizm ve yasadışı fon sağlamak ile mücadele konulu bir dizi çalışma oturumu düzenlenecek.”
Pompeo sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bugün çok önemli görüşmelerde bulunacağız, ancak konferans sona ermeyecek. Çalışmamız gerekiyor. Suriye ve Yemen, silahların yayılması, barış süreci, terörizm, İran, siber güvenlik ve insani krizler gibi meseleler tek başına üstesinden gelinecek sorunlar değil. Güvenliği sağlamak için birlikte çalışmalıyız. Hiçbir ülke bunun dışında kalamaz. ABD, Ortadoğu’daki güvenlik sorunlarına yönelik çabalara liderlik etmeye devam edecek. Bölge için iyi bir güç olmaya devam edeceğiz. Bugün gerçekleştirilen konferans bunun kanıtıdır.”
Pompeo, sabah saatlerinde, konferansı ‘istisnai’ olarak nitelendiren Netanyahu ile ortak bir basın toplantısı düzenledi.
İsrail Başbakanı Netanyahu konferans ile ilgili "tarihsel bir dönüm noktası" değerlendirmesinde bulunduktan sonra şunları söyledi:
“Burada 60 ülkeden dışişleri bakanı ve hükümet temsilcisi, İsrail başbakanı ve önde gelen Arap ülkelerinin dışişleri bakanları karşılıklı oturup bugüne kadar görülmemiş bir güç ve açıklıkla İran rejiminin yarattığı ortak tehditle nasıl baş edilmesi gerektiğini konuştu. İlk kez birlikte geleceğimizi tehdit eden şeyin ne olduğunu ve onu güvence altına almak için neler yapmamız gerektiğini tartışma fırsatı bulduk. Bu diyaloğu gelecekte yalnızca güvenlik konusunda değil, Ortadoğu halklarının yaşamını etkileyecek her alanda sürdürmeliyiz”
“İran’la yüzleşmeden Ortadoğu’da barış ve istikrar sağlayamayız” diyen Pompeo ise İran’ın eylemleri de dahil olmak üzere istikrarsızlaştırıcı eylemleri ele almaya yönelik ortak çabalara duyulan ihtiyaçtan söz ederek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Basitçe ifade etmek gerekirse, İran ile yüzleşmeden bunları gerçekleştirmek söz konusu olamaz. Lübnan’da Yemen’de Suriye’de Irak’ta yıkıcı etkilerde bulunuyorlar. Buralarda Hamas, Hizbullah ve Husiler gibi gerçek tehditler var. İran’a karşı harekete geçmeden Ortadoğu’da barış sağlayamayız.”



Suudi Arabistan, Mısır, Türkiye ve Pakistan’dan iş birliği ve ortaklığı güçlendirme hamlesi

Suudi Arabistan, Mısır, Pakistan ve Katar dışişleri bakanları, 20 Mart'ta Riyad'da düzenlenen dörtlü toplantıda bir arada. (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Suudi Arabistan, Mısır, Pakistan ve Katar dışişleri bakanları, 20 Mart'ta Riyad'da düzenlenen dörtlü toplantıda bir arada. (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
TT

Suudi Arabistan, Mısır, Türkiye ve Pakistan’dan iş birliği ve ortaklığı güçlendirme hamlesi

Suudi Arabistan, Mısır, Pakistan ve Katar dışişleri bakanları, 20 Mart'ta Riyad'da düzenlenen dörtlü toplantıda bir arada. (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Suudi Arabistan, Mısır, Pakistan ve Katar dışişleri bakanları, 20 Mart'ta Riyad'da düzenlenen dörtlü toplantıda bir arada. (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Kahire, Washington ile Tahran arasında şubat sonu başlayan savaşı durdurmaya yönelik mutabakat zaptının şekillenmesinden birkaç gün sonra; Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan dışişleri bakanlarının katılacağı dörtlü bir toplantıya ev sahipliği yapıyor.

Mısır resmi haber ajansı MENA’nın Perşembe akşamı aktardığı bilgilere göre Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdülati, Pazar günü Kahire’de Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Pakistan Dışişleri Bakanı Muhammed İshak Dar ile kapsamlı bir görüşme gerçekleştirecek. Toplantının ardından ortak bir basın toplantısı düzenlenecek.

Şarku'l Avsat’a konuşan eski bir Mısırlı diplomat, zirvenin "bölgesel iş birliğini pekiştirme, ortaklığı derinleştirme ve bölgesel konularda koordinasyonu sağlama" amacını taşıdığını belirtti. Diplomata göre görüşmelerde, bölgede sükuneti kalıcı hale getirme çabalarının sürdürülmesi ve Washington ile Tahran arasında önümüzdeki 60 gün boyunca yürütülecek müzakerelerde ortak bir zemin oluşturulması hedefleniyor.

İran savaşını durduran dörtlü mekanizma

"Dörtlü mekanizma", birkaç gün önce Washington ile Tahran arasında varılan anlaşmada kritik bir rol oynadı. Grubun çalışmaları resmi olarak ilk kez geçtiğimiz Mart ayında Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’daki toplantıyla başlamış, ardından İran’daki savaşı durdurma çabaları kapsamında İslamabad ve Antalya’da iki toplantı daha gerçekleştirilmişti.

Bu kritik zirve, İsviçre hükümetinin Cuma günü yapılması planlanan ABD-İran müzakerelerini, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in ziyaretinin iptal edilmesinin ardından süresiz olarak ertelediğini duyurmasından iki gün sonra gerçekleşiyor.

xvfbghy
Mısır Dışişleri Bakanı, Eylül 2025'te Kahire'de İranlı mevkidaşını ağırlarken. (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Öte yandan İran Dini Lideri Mücteba Hamaney, Perşembe günü yaptığı açıklamada, bazı çekinceleri olmasına rağmen Washington ile Tahran arasında imzalanan mutabakat zaptını onayladığını duyurdu. ABD güçleri de Çarşamba günü iki ülke başkanlarının mutabakatı imzalamasının ardından İran limanlarına uyguladığı deniz ablukasını kaldırdığını açıkladı.

Stratejik dönüşüm ve bölgesel güvenlik arayışı

Mısır Dışişleri Konseyi Üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Muhammed Hicazi, Şarku'l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, bu dörtlü toplantının Orta Doğu’da derin stratejik dönüşümlerin yaşandığı bir dönemde bölgesel istişareler açısından oldukça önemli bir adım olduğunu vurguladı. Hicazi, özellikle ABD ile İran arasındaki askeri çatışmanın durdurulması, ateşkesin sağlanması, Gazze’deki savaşın sürmesi ve bunun bölgesel güvenlik üzerindeki yansımalarının masada olduğunu ifade etti.

Büyükelçi Hicazi, bölgenin etkin aktörlerinden oluşan bu "İstişari Dörtlü"nün, krizlerin çözümünde, bölge ülkeleri ve küresel güçlerle koordinasyon içinde gerilimi düşürmede etkili bir bölgesel ve uluslararası mekanizma olduğunu kanıtladığını belirtti.

Hicazi’ye göre zirvede; Washington-Tahran anlaşmasının kalıcı hale getirilmesi, müzakerelerin tamamlanması, Gazze ve Lübnan dosyalarının ele alınarak bölgede sürdürülebilir bir barışın desteklenmesi planlanıyor.

Ortadoğu için yeni bir güvenlik mimarisi

Toplantının, Dörtlü arasındaki ortaklığı derinleştireceğini belirten Hicazi, gelecekte Ortadoğu’da Güvenlik ve İş Birliği başlığı altında bölgesel veya uluslararası bir konferans düzenlenmesinin önünün açılabileceğini ifade etti. Diğer bölgelerdeki başarılı örneklerden yola çıkılarak;

Bölgesel ilişkileri düzenleyecek bir ilkeler bildgesinin kaleme alınması,

Diyalog ve kurumsal uyuşmazlık çözüm mekanizmalarının kurulması,

Ekonomik, güvenlik ve insani iş birliğinin geliştirilmesi hedefleniyor.

Yoğun diplomasi trafiği

Mısır Dışişleri Bakanlığı’ndan Cuma günü yapılan açıklamada, Bakan Bedir Abdülati’nin, ABD-İran mutabakatının ardından bölgesel gelişmeleri ele almak üzere Pakistanlı mevkidaşı Muhammed İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi ile telefon görüşmeleri gerçekleştirdiği bildirildi.

Resmi açıklamaya göre, Mısırlı ve Pakistanlı bakanlar, mutabakat zaptının uygulanmasını sağlamak ve tüm tarafların çıkarlarını gözeten, diplomatik çözümleri teşvik eden kalıcı bir nihai anlaşmaya varmak için önümüzdeki süreçte koordinasyonun sürdürülmesinin önemini vurguladı.

Bakan Abdülati, İranlı mevkidaşı Arakçi ile yaptığı görüşmede ise bu mutabakatın bölge güvenliği ve istikrarı için önemli bir dönüm noktası olmasını, tüm sorunların diyalog yoluyla çözülmesine katkı sağlamasını temenni ettiğini dile getirdi.

Kriz yönetiminden istikrarlı kalkınmaya

Büyükelçi Hicazi, bölge ülkeleri arasındaki ilişkileri gelecekte yönetecek bölgesel sistemin şekli konusunda, ana bölgesel güçler arasında ciddi bir diyaloğun sürdürülmesinin şart olduğunu vurguladı. Hicazi, bölgenin sürekli tekrarlanan krizleri yönetme mantığından sıyrılarak; güvenlik, iş birliği ve kalkınmaya dayalı istikrarlı bir sisteme geçmesi gerektiğini belirtti.

Mevcut sürecin, Basra Körfezi’nin güvenliği konusunda İran ile karşılıklı anlayış birliğine varılmasını zorunlu kıldığını ifade eden Hicazi; bunun tüm taraflara güvence vereceğini, iyi komşuluk ilişkileri, ortak çıkarlar ve güç kullanmama ilkelerine dayalı normal ilişkilerin temelini atacağını sözlerine ekledi.


Siyasi sürecin çıkmaza girmesine rağmen Trump İran’la yeni bir savaş ihtimalini dışladı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Siyasi sürecin çıkmaza girmesine rağmen Trump İran’la yeni bir savaş ihtimalini dışladı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Gözler, İsrail ile Hizbullah arasında bir ateşkes anlaşmasına varıldığına dair iddiaların kesiştiği Lübnan sahnesine çevrildi. Bu sırada ABD Başkanı Donald Trump, Washington-Tahran hattındaki müzakerelere bağlı siyasi sürecin karmaşıklığına rağmen, İran’a karşı savaşın sona erdiğini vurguladı.

Amerikalı bir yetkilinin Cuma günü İsrail ve Hizbullah’ın ateşkes anlaşmasına vardığını duyurmasının ardından, Lübnan’ın güneyinde dikkat çekici bir İsrail gerilimi yaşandı. Sahadaki saatler süren gerginliğin ardından İsrail bombardımanları durdu. İsrail’in Washington Büyükelçisi de Hizbullah uyduğu sürece ülkesinin ateşkese bağlı kalacağını teyit etti.

İran cephesinde ise bugün İsviçre’de başlaması planlanan Washington-Tahran görüşmeleri askıya alındı. İran Dışişleri Bakanlığı, müzakerelerin "başka bir güne" ertelendiğini açıklayarak, arabulucular vasıtasıyla istişarelerin yürütüleceğini ve "şartlar olgunlaştığında müzakerelerin başlayacağının duyurulacağını" belirtti.

Bu askıya alma kararına rağmen Trump, İran’a karşı savaşı yeniden başlatmaya gerek kalmayacağını yineledi. İran’ın "en zorluları" olduğunu belirttiği 8 savaşı "bitirdiğini" söyleyen Trump, aynı zamanda bir anlaşmaya varılamaması halinde "onları mutlu etmeyecek şeyler yapacakları" uyarısında bulundu.

Trump’ın İran ve bölgedeki gelişmelere ilişkin açıklamaları:

  • Anlaşamazsak onları mutlu etmeyecek şeyler yapacağız: Bir uzlaşıya varılamadığı takdirde sert adımlar atılacağının sinyalini verdi.
  • Savaşa gerek kalmayacak: İran’a karşı savaşı yeniden başlatmaya ihtiyaç duymayacaklarını ifade etti.
  • Hürmüz Boğazı'ndaki durum: Şu anda Hürmüz Boğazı'nda 700 geminin bulunduğunu belirtti.
  • 8 savaşı bitirdim: Görev süresi boyunca 8 savaşı sonlandırdığını, bunlar arasında İran’ın en zorlu süreç olduğunu vurguladı.
  • İsrail ile ilişkiler: "İsrail ile harika ilişkilere sahibim" dedi.
  • Fransa’nın veto tehdidi: Fransa’nın, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) "tatmin edici olmayan" bir ABD-İran anlaşmasına karşı veto yetkisini kullanma tehdidinde bulunduğunu açıkladı.
  • Fransa’nın rol arayışı: Paris, "Avrupa Troykası" olarak bilinen gruptaki ortakları İngiltere ve Almanya ile birlikte pratik olarak tamamen dışlandığı İran nükleer dosyasında yeniden iddialı bir rol oynamak istiyor.
  • Paris’in rahatsızlığı: Fransa, mevcut aşamada elindeki etkili kartları kullanarak, ABD Başkanı Donald Trump’ın tek başına yürüttüğü bu dosyada yeniden söz sahibi olmayı hedefliyor. Trump, İran’a yönelik gerçekleştirdiği iki savaşta da (ilki geçen yılın haziran ayındaki "12 Gün Savaşı", ikincisi ise geçen şubat sonundaki "Yüz Gün Savaşı") Avrupalı üç müttefikine danışmamış ve onları kararlarından haberdar etmemişti.

İsrail’in Washington Büyükelçisi: Hizbullah uyarsa ateşkese bağlıyız

İsrail’in Washington Büyükelçisi Yechiel Leiter, Fransız Haber Ajansı'nın (AFP) aktardığına göre, Amerikalı bir yetkilinin tarafların Cuma günkü kanlı çatışmaların ardından yeni bir ateşkese vardığını duyurması üzerine konuştu. Leiter, Hizbullah’ın uyması halinde Tel Aviv’in Lübnan’da ateşkese bağlı kalmaya hazır olduğunu belirtti.

Leiter, X (eski adıyla Twitter) platformunda yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı:

"İsrail acil bir ateşkese bağlı kalmaya devam ediyor... Eğer Hizbullah anlaşmaya saygı duyar ve düşmanca eylemlerini durdurursa, karşılığında sükunet bulacaktır."

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in açıklamaları:

  • Hürmüz’de güvenlik: Son iki gündür İranlılar Hürmüz Boğazı’ndan geçen hiçbir gemiye ateş açmadı.
  • Mutabakat zaptı sonrası geçişler: Mutabakat zaptı imzalandığından beri Hürmüz Boğazı'nı kullanan gemilerin herhangi bir geçiş ücreti ödemediğini belirtti.
  • Askeri varlık talebi: Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemileri koruma görevini üstlenecek bir askeri varlığımızın olmasını istemiyoruz.
  • Petrol fiyatlarındaki düşüş: Hürmüz Boğazı'nın trafiğe açılmasının, petrol fiyatlarının 126 dolardan bugün yaklaşık 75 dolara gerilemesinin temel nedeni olduğunu vurguladı.
  • İsrail’in Washington’daki etkisi: "İsrail’in ABD politikalarını etkilemeye çalıştığına kesinlikle inanıyorum ve bunu olağan bir durum olarak kabul ediyorum."
  • Çıkar çatışması: ABD’nin çıkarlarının her zaman İsrail’in çıkarlarıyla örtüştüğünü söyleyenler var, bu kesinlikle doğru değil.
  • Trump-Netanyahu anlaşmazlığı: Başkan Trump’ın, İran ile savaşın tam olarak nasıl sonlandırılacağı konusunda Netanyahu ile bazı görüş ayrılıkları olduğu konusunda son derece dürüst davrandığı açıktır.
  • Müttefiklik ilişkisi: İsrail, Tıpkı İngiltere veya Fransa gibi Amerika için iyi bir ortaktır.
  • Antisemitizm suçlamalarına eleştiri: Netanyahu’nun siyasi kararlarına yönelik her eleştirinin antisemitizme (Yahudi karşıtlığı) yol açtığı veya antisemitizm sayıldığı iddiası doğru değildir.
  • Kavramların sulanması: Eğer her şeyi Yahudi düşmanlığı olarak nitelendirirseniz, bir süre sonra hiçbir şey Yahudi düşmanlığı sayılmaz hale gelir.
  • Dış politika uyarısı: Dış politikada belirli bir amaca hizmet etmek adına birilerini antisemitizmle suçlama girişimlerine karşı son derece dikkatli olmalıyız.

İran Anlaşması, Vance'in Beyaz Saray yolunu açabilir mi?

ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance (Reuters)
ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance (Reuters)
TT

İran Anlaşması, Vance'in Beyaz Saray yolunu açabilir mi?

ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance (Reuters)
ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance (Reuters)

ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Başkan Donald Trump'ın İran'la üç aydan uzun süredir devam eden savaşı sona erdirmeye yönelik baş müzakerecisi olarak şimdiye kadarki en önemli uluslararası rolünü üstlenmeye hazırlanıyor. Reuters'ın değerlendirmesine göre bu süreç, Vance'in Beyaz Saray'daki olası haleflik yolunu şekillendirebilecek kritik bir dönüm noktası olabilir.

ABD ve İran çarşamba günü çatışmaları askıya alan geçici bir anlaşma imzaladı. Ancak anlaşma, İran'ın nükleer programı, bölgedeki silahlı gruplara verdiği destek ve küresel ekonomi açısından stratejik öneme sahip Hürmüz Boğazı gibi temel meseleleri çözümsüz bıraktı. Bu konuların 60 gün sürecek müzakerelerde ele alınması kararlaştırıldı.

Söz konusu görüşmeler, çatışmanın tüm tarafları, Orta Doğu ve Vance'in siyasi geleceği açısından yüksek riskli bir süreç olarak görülüyor. Beyaz Saray, Vance'in görüşmelere başlamak üzere perşembe akşamı İsviçre'ye yapması planlanan seyahatin iptal edildiğini, ancak ABD heyetinin "ilk fırsatta yola çıkmaya hazır olduğunu" açıkladı.

Kitap tanıtımı ve eleştiriler

Bu hızlı diplomatik gelişmeler, Vance'in Katolikliğe geçiş sürecini anlattığı "Communion" (Komünyon) adlı kitabının yayımlanması ve tanıtım turuyla aynı döneme denk geldi. Vance, medya programlarında ideolojik görüşlerini anlatırken aynı zamanda İran ile nükleer anlaşmanın en güçlü savunucularından biri olarak öne çıktı.

Seçim kampanyalarını andıran bu tanıtım süreci, perşembe günü Beyaz Saray'da düzenlenen basın toplantısında zirveye ulaştı. Vance burada savaşın sona erdirilmesine yönelik nihai bir anlaşmaya duyulan umudu dile getirirken, bazı gözlemcilerin değerlendirmesine göre ABD tarihinde İsrail'e yönelik en sert eleştirilerden birini yöneltti. Öte yandan olası başkanlık adaylığıyla ilgili soruları yanıtsız bıraktı.

Vance, "İranlılar davranışlarını değiştirmezse orduları ve nükleer programları yıkılmış olarak kalacaktır. Eğer davranışlarını değiştirirlerse hem İran'ın Orta Doğu ile ilişkileri hem de Orta Doğu'nun İran halkıyla ilişkileri dönüşecektir" dedi.

Cumhuriyetçi Parti'deki bazı isimler, Vance'in İran anlaşmasındaki rolünün önemine dikkat çekti.

Partinin dış politika alanındaki önde gelen isimlerinden Güney Carolina Senatörü Lindsey Graham, Vance'i barış anlaşmasının "mimarı" olarak nitelendirerek, nihai anlaşmanın Senato'nun onayına sunulması gerektiğini söyledi.

Trump ise çarşamba günü yaptığı açıklamada, Vance'in bu görevde elde edeceği kazançlardan çok kaybedecekleri olduğunu esprili bir dille ifade etti.

Fransa'nın Evian-les-Bains kentinde düzenlenen G7 Zirvesi kapsamında gazetecilere konuşan Trump, gülerek, "Eğer başarılı olursa bunun kredisini ben alacağım. Başarısız olursa ise sorumluluğu J.D.'ye yükleyeceğim" dedi.

Vance'in ofisi ise konuya ilişkin yorum yapmayı reddetti.

Trump'ı Savunma Çabası

Trump, başkanlık kampanyasında fiyatları düşürme ve Orta Doğu'daki "sonsuz savaşları" sona erdirme vaadinde bulunmuştu. Ancak bunun yerine enflasyon hızlandı ve 28 Şubat'ta İran'a karşı savaş başlatıldı. Bazı Cumhuriyetçi müttefikler, Trump'ı çatışmanın yol açtığı ekonomik baskıları hafifletmek amacıyla Tahran'a önemli tavizler vermekle suçladı.

Trump geçici anlaşmayı askerî ve diplomatik açıdan tam bir zafer olarak sunmasına rağmen, şu aşamada savaşın başında belirlediği hedeflerin büyük bölümüne ulaşamadığı görülüyor. İran'daki yönetim ayakta kalmaya devam ederken, Tahran balistik füze kapasitesini ve yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum stoklarını koruyor. Ayrıca Lübnan'daki Hizbullah gibi İsrail karşıtı gruplara desteğini sürdürdüğü belirtiliyor.

Bu süreçte Vance, Trump'ın kararlarını savunmak zorunda kalırken aynı zamanda başkanın düşen kamuoyu desteğinden kendisini bir ölçüde ayrıştırmaya çalışıyor. Bunu da ekonomide görülen sınırlı iyileşmelere dikkat çekerek, ancak "yapılması gereken daha çok iş olduğunu" kabul ederek gerçekleştiriyor.

Perşembe günü konuşan Vance, "Biraz olsun ABD Başkanı'na güvenin. Amerikan halkına zarar verecek bir anlaşma imzalayacağı düşüncesi saçmalıktır" ifadelerini kullandı.

Hafta başında muhafazakâr yorumcu Megyn Kelly'ye konuşan Vance, İran dosyasında aktif rol almaya devam ettiğini belirterek, bu süreçten uzak durmanın "siyaseti son derece olgunlaşmamış bir şekilde ele almak" anlamına geleceğini söyledi. Ayrıca bazı sertlik yanlısı muhafazakârları, "son İranlı ölünceye kadar ve son bomba atılıncaya kadar" saldırıların sürdürülmesini istemekle suçladı.

Vance, savaşın tırmanmasına karşı uyarılarda bulunurken Trump'ı diplomatik çözüm arayışına yönelmeye teşvik ediyor. Kendisi aynı zamanda Cumhuriyetçi Parti içinde ABD'nin küresel askerî müdahalelerini sınırlamayı savunan yükselen bir kanadın önde gelen isimleri arasında yer alıyor.

"Kararsızlık İnsanların Kafasını Karıştırıyor"

Ancak Vance'in yaklaşımı eleştirilerden de uzak değil.

Muhafazakâr medyanın önde gelen isimlerinden Ben Shapiro, perşembe günü Fox News'e yaptığı açıklamada, "Bana göre bu dosyanın baş müzakerecisi olan Başkan Yardımcısı, başkana gerektiği ölçüde hizmet edemedi" dedi.

Trump'ın, ülkenin geleneksel baş diplomatı olan Dışişleri Bakanı Marco Rubio yerine Vance'i anlaşmanın yüzü haline getirmesi, yönetim çevrelerinde Rubio'nun müzakerelerdeki rolüne ilişkin soru işaretlerine yol açtı. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tommy Pigott ise yaptığı açıklamada, "Bakan Rubio ve tüm yönetim, Başkan Trump'ın arkasında yüzde 100 birlik içindedir" dedi.

Özel görüşmeleri değerlendirebilmek için isminin açıklanmasını istemeyen bir Beyaz Saray yetkilisi, Trump ekibinde geçici anlaşmaya karşı çıkan hiç kimsenin bulunmadığını söyledi.

Hem Rubio hem de Vance, 2028 Cumhuriyetçi Parti başkanlık adaylığı için potansiyel isimler arasında gösteriliyor. Ancak iki isim de şu ana kadar adaylık planlarını açıklamış değil.

Beyaz Saray'a yakın bir kaynak ise Vance'in rolünün büyütülmesinin Trump'ın ikinci dönemindeki yönetim tarzını yansıttığını belirtti.

Kaynak, "Bu kararsızlık insanları şaşırtıyor ama Trump ne yaptığını biliyor. Kelimenin tam anlamıyla gerçek zamanlı bir test yürütüyor" ifadelerini kullandı.

Bu süreç boyunca Vance, kitabının tanıtımını da ihmal etmedi. Katıldığı hemen her programda güncel siyasi gelişmelerin yanı sıra kitabına da esprili göndermelerde bulundu.

Salı günü ABC kanalındaki "The View" programında İran, göç ve sivil haklarla ilgili zor sorularla karşılaşan Vance, şakayla karışık, "Kitaptan konuşalım, ben buraya kitap satmaya geldim" dedi.