​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
TT

​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)

Ortadoğu'da Barış ve Güvenliğin Geleceğini Destekleme Konferansı dün sona erdi.
ABD ve Polonya, konferans sonrasında yayınlanan sonuç bildirgesinde, Ortadoğu’da istikrarın sağlanması için böyle bir konferansın gerçekleştirilmesinin gerekliliğine dikkat çekerken, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, İran'ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varılması için işbirliği yapılması çağrısında bulundu ve bu tehditlerin Ortadoğu ile sınırlı kalmayacağını, bilakis Avrupa’ya ve Batı’ya da yöneleceğini söyledi. Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz ise yaptığı konuşmada, İran'ın Suriye'ye müdahalelerinin bölgeyi olumsuz etkilediğini söyledi.
“İran, Hizbullah ve terörizm Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor”
Varşova Konferansı’nın krizlerin üstesinden gelinmesi için gerçekleştirildiğini dile getiren Pompeo, “İran, Hizbullah ve terörizmin yayılması Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor. Ortadoğu'daki barış çalışmalarına devam edeceğiz. Daha fazla yaptırım ve daha fazla baskı istiyoruz. Böylece İran'daki diktatörlerin devamlılığının önüne geçebiliriz” açıklamasında bulundu. Ayrıca bölgedeki İran saldırganlığının gerçek bir tehlike olduğuna dikkat çeken Pompeo, “Konferansta İran’ı savunan hiçbir ülke yok. İran’ın bölgeyi istikrarsızlaştıran rolü konusunda hepimiz hemfikiriz” dedi. Pompeo, İran rolüne atıfta bulunmadan bölgedeki sorunlardan bahsetmenin zor olduğuna dikkat çekerek, İran’ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varmak için işbirliğine ihtiyaç duyulduğunu ve Washington’un İran'a daha fazla yaptırım uygulama konusunda haklı olduğunu söyledi.
Öte yandan Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, Ortadoğu'daki sorunların karmaşık olduğuna ve Avrupa Birliği’nin (AB) tek başına bunların üstesinden gelmek için yeterli güce sahip olmadığına dikkat çekerek, “İran'ın olumsuz bir etkisi var. Tartışmalarımızda bunu göz ardı etmedik” dedi.
Konferansa yaklaşık 60 ülke katıldı, fakat katılımın Avrupa ayağı düşüktü. ABD yetkilileri, İran'ın eylemlerini tehdit olarak gören Arap devletleri ve İsrail gibi farklı tarafların bölgede bulunmasının önemini vurguladılar.
Pence’den Avrupa ülkelerine suçlama
Konferansın oturum aralarında açıklamalarda bulunan ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, İran dosyasıyla ilgili olarak Amerikan ve Avrupa tarafları arasındaki farklara ışık tuttu. ABD yetkilisi, Avrupalıları, ‘İran rejimine yönelik yaptırımları, mali işlemler için bir mekanizma kurarak atlatmaya çalışmakla’ suçladı. Bu davranışların hoş olmadığına dikkat çeken Pence, bu davranışların taraflar arasındaki ilişkilerde birtakım sonuçları olabileceğini söyledi.
ABD Başkan Yardımcısı Pence, konuşmasının devamında, Trump'ın iki yıl önce başkanlık koltuğuna oturmasında sonra ilk dış ziyaretini Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiğine ve Arap-İslam-Amerikan Zirvesi’ne katıldığına atıfta bulunarak, barışın sağlanması için konferansa katılan bütün ülkeler ile çalışmaya hazır olduklarını belirtti.
Katılımcıların bölge için daha iyi bir gelecek inşa edilmesi hakkında konuştuğunu kaydeden Pence, “Şu anda toplantılar yapılıyor. Çünkü radikal İslami terörizm gibi ortak bir sorunla karşı karşıyayız. Terörizm yalnızca Amerika'ya değil bölgedeki tüm ülkelere yönelik bir tehdit oluşturuyor. Başkan Trump yönetimi, bu radikal tehdide karşı koyma konusunda adımlar attı ve DEAŞ örgütü ile kendini gösteren bu tehdidin ortadan kaldırılması hususunda esas katkılarda bulundu. ABD, kendi vatandaşlarının güvenliğini önceliyor. Fakat Amerika’nın öncelenmesi, yalnız Amerika demek değildir. Washington, aşırılıkçılığa karşı uluslararası bir koalisyon oluşturmak için çalışıyor.”
Başbakan Netanyahu'nun geçen yılın sonunda Umman'ı ziyareti ve Papa Franciscus'un bu yıl BAE'ye yaptığı ziyaret gibi bölgedeki ‘değişim rüzgarlarına’ değinen Pence, “Bu tarihi konferans yeni bir dönemin başladığının kanıtıdır” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“DEAŞ hilafeti kısa bir süre sonra sona erecek ve Trump’ın açıklamasına göre yakın zamanda bölgedeki ABD birlikleri geri çekilecek. Bu, taktiklerdeki bir değişikliktir, görevde değil. Toprakları DEAŞ’ın elinden geri almamız yeterli değil. Ortaklarımızla çalışmaya hazırız. DEAŞ katıntıları her nerede olursa olsun takip edeceğiz.”
ABD'nin Suriye'deki yeni bir kimyasal saldırıya yanıt verme konusundaki kararlılığını dile getiren Pence, ülkesinin İngiltere ve Fransa ile birlikte, Devlet Başkanı Beşşar Esed rejiminin gerçekleştirdiği kimyasal bir saldırıya yanıt verdiğini hatırlatarak, rejim tarafından gerçekleştirilecek benzer bir saldırıya aynı şekilde yanıt vermeye hazır olduklarını söyledi.
“Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor”
Sonra, İran rejiminin bölgenin geleceği ve Ortadoğu’daki barış ve istikrar için en büyük tehdit olduğunu dile getirerek İran hakkında konuşmaya başlayan Pence, “Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor, Suriye ve Yemen'e müdahale ediyor, Hizbullah'ı destekliyor ve Amerikalı rehineleri elinde tutuyor” dedi. İran’ı Ortadoğu’daki etkisini genişletmek için Irak ve Suriye’de birer koridor açmakla itham eden Pence, savaşçıları ile Esed rejiminin düşmesini engellemeye çalıştığını ve Lübnan Hizbullahı’na roketler gönderdiğini söyledi.
Pence, 1979 yılında Şah’ın devrilmesinin ardından geçen 40 yıl boyunca başarısızlık ve terörün İran’da hüküm sürdüğünü dile getirerek, yapılan nükleer anlaşmanın İran’ı caydırmadığını, bilakis bölgedeki müdahalelerini daha da arttırdığını söyledi. Başkan Trump’ın nükleer anlaşmadan çekildiğini, İran rejimine yaptırımlar uyguladığını ve İran'ın eylemlerine itiraz eden diğer ülkelerin de bu yaptırımları desteklediğini dile getiren Pence, “Maalesef, en yakın Avrupalı arkadaşlarımızdan bazıları bu yaptırımları ihlal etti ve onları atlatmaya çalıştı. Fransa, İngiltere ve Almanya kurdukları finansal işlemler mekanizması ile bu yaptırımların üstesinden gelmeye çalıştılar. Bu hamle, ABD ile Avrupa’nın aralarının açılmasına sebep olacaktır” dedi.
“Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi”
İran'ın teknik olarak uygulayıp uygulamamasının değil, nükleer anlaşmanın kendisinin bir sorun olduğunu dile getiren Pence, “Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi. Artık anlaşmadan çekilmeliler. Bu fırsatı görmezden gelemeyiz” dedi.
Ortadoğu’daki barış süreci hakkında konuşan Pence, “Başkan Trump, üç İbrahimî din olan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam'ın tabilerinin barış içinde birlikte yaşamalarını istiyor” ifadesini kullandı.
Öte yandan Varşova Konferansı’na katılan Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçisi Prens Halid bin Selman, önceki gün Twitter hesabı üzerinden yapmış olduğu paylaşımlarda, “Molla rejimi 40 yıl önce iktidarı ele geçirdi. İran halkının yaşam standartları bu süre içerisinde ciddi bir düşüne tanık oldu. Bu rejim, bölgedeki terörizm, radikalizm, mezhepçilik ve istikrarsızlığı desteklemek için halkının parasını israf etmeye devam ediyor. Dost İran halkı, bölgede bölücülük ve terör fitnelerini yaymak için servetini ve parasını israf etmek yerine halkına özen gösteren bir yönetimi hak ediyor. İran rejimi halen Arapları dize getirmeye çalışmak gibi asla gerçekleşmeyecek bir yanılsama içinde. Ayrımcı söylemleri kendisini açığa çıkarıyor, Bu rejimin boş hayalleri 40 yıl sonra artık kimseyi kandıramıyor” açıklamasında bulundu.
İran rejiminin yayılımcı hayallerine hâlâ bağlı olduğuna dikkat çeken Prens Halid bin Selman, “İran rejiminin lideri, devrimlerinin 40’ıncı yıl dönümü konuşmasında Basra Körfezi'ndeki Arap topraklarının kendi topraklarının bir parçası olduğunu iddia ederek, bu bölgeyi güney İran olarak adlandırdı. Böylece yayılımcı niyetlerini ortaya koydu” ifadelerini kulandı.
Konferansın açılışı
Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, sabah saatlerinde kullandığı şu ifadeler ile konferansın açılışını yaptı;

“Bölgedeki barış ve güvenlik sorununa yeni bir ivme kazandırmanın zamanı geldi. Mülteci krizleri, ekonomik krizler ve bazı durumlarda devlet kurulması gibi krizlerin bölgede olumsuz etkiler oldu. Ortadoğu’nun istikrarını güvence altına almak, devam eden krizlere son vermek, kültürlerarası birliği teşvik etmek ve kapsayıcı toplumlar inşa etmek gibi durumlar, büyük zorluklar ile karşı karşıya. Uluslararası toplumun istikrarı ve sürdürülebilir barışı korumak için bu çabaları aktif olarak desteklemesi önemlidir.”
Czaputowicz açılış konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ortadoğu'daki çatışmaların birçok kaynağı var. Bunlardan bazıları, bazı liderlerin her ne pahasına olursa olsun gücü ellerinde tutmak istemesi, dini köktencilik ve hoşgörüsüzlüktür. Ayrıca güç dengesizlikleri, coğrafi ayrılıklar veya dış kuvvetlerin müdahalesi de çatışmaya sebep olan unsurlar arasında yer alabilir. ABD ve AB’nin İran’ın bölgede oynayacağı rol konusunda paylaştıkları bir inançları var. Ancak İran'ın nükleer programının olası sonuçları ve bu ülkenin bölgede oynadığı istikrarsızlaştırıcı rolü konusunda endişeliyiz. İran'ın tahammül edilemez davranışlarını şiddetle kınıyoruz. Aramızda araçlar bakımından farklılıklar olabilir. AB, İran'ın nükleer programının barışçıl doğasını korumanın, bir ortak eylem planını gerektirdiğine inanıyor. ABD bu anlaşmadan çekildi ve İran’a yaptırımlar uyguladı. Bugün Ortadoğu’nun karşılaştığı zorlukları hatırlatan bölge temsilcilerini dinleme fırsatına sahibiz.”
Konferans dahilinde gerçekleştirilecek görüşmelerde herhangi bir ülkenin veya konunun görüşmelerin seyrine hakim olmayacağını dile getiren ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ise şunları söyledi:
“Konferans, Yemen Dışişleri Bakanı Halid el-Yemani’nin başkanlığını yapacağı Yemen hakkında bir tartışma ile başlayacak. Daha sonra Suriye'deki idarenin sonraki adımlarını ve değişmeyen stratejik hedeflerimize ulaşmak için çabalarımızı sürdürme taahhüdümü gözden geçireceğiz. Sonrasında Başkanı Trump'ın danışmanı Jared Kushner, ABD yönetiminin İsrail ile Filistinliler arasında kapsamlı ve sürdürülebilir bir barışı sağlama çabalarını tartışacak. Tüm bu konular hakkında soru sorma ve yorum yapma fırsatı da olacak. Sonrasında ise ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Polonya Başbakanı ve 7 Dışişleri Bakanı ilgili konular hakkındaki değerlendirmelerini bizimle paylaşacak. Daha sonra bir grup devletle, mültecilerin ve insani zorlukların ele alındığı bir öğle yemeği tertip edilecek. Bunun ardından füze geliştirme ve bunları yayma, siber tehditlerle mücadele, terörizm ve yasadışı fon sağlamak ile mücadele konulu bir dizi çalışma oturumu düzenlenecek.”
Pompeo sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bugün çok önemli görüşmelerde bulunacağız, ancak konferans sona ermeyecek. Çalışmamız gerekiyor. Suriye ve Yemen, silahların yayılması, barış süreci, terörizm, İran, siber güvenlik ve insani krizler gibi meseleler tek başına üstesinden gelinecek sorunlar değil. Güvenliği sağlamak için birlikte çalışmalıyız. Hiçbir ülke bunun dışında kalamaz. ABD, Ortadoğu’daki güvenlik sorunlarına yönelik çabalara liderlik etmeye devam edecek. Bölge için iyi bir güç olmaya devam edeceğiz. Bugün gerçekleştirilen konferans bunun kanıtıdır.”
Pompeo, sabah saatlerinde, konferansı ‘istisnai’ olarak nitelendiren Netanyahu ile ortak bir basın toplantısı düzenledi.
İsrail Başbakanı Netanyahu konferans ile ilgili "tarihsel bir dönüm noktası" değerlendirmesinde bulunduktan sonra şunları söyledi:
“Burada 60 ülkeden dışişleri bakanı ve hükümet temsilcisi, İsrail başbakanı ve önde gelen Arap ülkelerinin dışişleri bakanları karşılıklı oturup bugüne kadar görülmemiş bir güç ve açıklıkla İran rejiminin yarattığı ortak tehditle nasıl baş edilmesi gerektiğini konuştu. İlk kez birlikte geleceğimizi tehdit eden şeyin ne olduğunu ve onu güvence altına almak için neler yapmamız gerektiğini tartışma fırsatı bulduk. Bu diyaloğu gelecekte yalnızca güvenlik konusunda değil, Ortadoğu halklarının yaşamını etkileyecek her alanda sürdürmeliyiz”
“İran’la yüzleşmeden Ortadoğu’da barış ve istikrar sağlayamayız” diyen Pompeo ise İran’ın eylemleri de dahil olmak üzere istikrarsızlaştırıcı eylemleri ele almaya yönelik ortak çabalara duyulan ihtiyaçtan söz ederek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Basitçe ifade etmek gerekirse, İran ile yüzleşmeden bunları gerçekleştirmek söz konusu olamaz. Lübnan’da Yemen’de Suriye’de Irak’ta yıkıcı etkilerde bulunuyorlar. Buralarda Hamas, Hizbullah ve Husiler gibi gerçek tehditler var. İran’a karşı harekete geçmeden Ortadoğu’da barış sağlayamayız.”



Hamaney İran askeri yönetimini yeniden şekillendiriyor

Tahran’da, ABD ile savaşın sona erdirilmesine ilişkin anlaşmanın imzalanmasının ertesi günü İranlı bir kişi, Dini Lider Mücteba Hamaney’in fotoğrafının önünden geçiyor. (AP)
Tahran’da, ABD ile savaşın sona erdirilmesine ilişkin anlaşmanın imzalanmasının ertesi günü İranlı bir kişi, Dini Lider Mücteba Hamaney’in fotoğrafının önünden geçiyor. (AP)
TT

Hamaney İran askeri yönetimini yeniden şekillendiriyor

Tahran’da, ABD ile savaşın sona erdirilmesine ilişkin anlaşmanın imzalanmasının ertesi günü İranlı bir kişi, Dini Lider Mücteba Hamaney’in fotoğrafının önünden geçiyor. (AP)
Tahran’da, ABD ile savaşın sona erdirilmesine ilişkin anlaşmanın imzalanmasının ertesi günü İranlı bir kişi, Dini Lider Mücteba Hamaney’in fotoğrafının önünden geçiyor. (AP)

İran dini lideri Mücteba Hamaney, pazartesi günü Silahlı Kuvvetler, Devrim Muhafızları ve Besic güçlerinin komuta kademelerinde kapsamlı değişikliklere gitti. Değişiklikler, altı üst düzey komutanı kapsarken, Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi sekreterinin değiştirilmesinden bir gün sonra geldi. Böylece savaşın, güvenliğin ve askeri operasyonların yönetiminden sorumlu makamlarda hızlı bir yeniden yapılanma süreci başlatılmış oldu.

Hamaney’in ofisi tarafından yayımlanan ayrı kararnamelerle, İran operasyonlarının komutanı Ali Abdullahi Silahlı Kuvvetler Genelkurmay Başkanı, General Keyumars Haydari yardımcısı, Ahmed Vahidi ise Devrim Muhafızları Genel Komutanı olarak atandı ve kendisine tümgeneral rütbesi verildi. Mustafa İzdi de Devrim Muhafızları Genel Komutan Yardımcılığına getirildi.

Kararlar kapsamında ayrıca Ali Azmai Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri Komutanı, Hüseyin Taib ise Besic Teşkilatı Başkanı olarak atandı.

thy
Abdullahi, Tahran’da son savaşta hayatını kaybedenlerin anma törenine katılıyor. (AP)

Değişiklikler, bir gün önce Muhsin Rızai’nin, Muhammed Bakır Zülkadr’ın yerine Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi sekreteri ve Hamaney’in konseydeki temsilcisi olarak atanmasının ardından geldi.

Yeni kararlar; askeri planlama ve operasyonlardan, Devrim Muhafızları komutasından ve Körfez ile Hürmüz Boğazı'nda devam eden çatışmada kilit rol oynayan deniz kuvvetlerinden sorumlu üst düzey makamların yanı sıra ülke içinde güvenlik ve seferberlik görevleri yürüten Besic’in yönetimini de kapsıyor.

Abdullahi Genelkurmay Başkanlığında

Hamaney, tümgeneral Ali Abdullahi’yi, savaşta öldürülen Abdülrahim Musevi’nin yerine Silahlı Kuvvetler Genelkurmay Başkanı olarak atadı.

Hamaney, atama kararnamesinde Abdullahi’nin geçmişteki deneyimleri ve hizmetleri doğrultusunda bu göreve seçildiğini belirterek, kendisine Silahlı Kuvvetlerin askeri ve güvenlik hazırlık seviyesinin yükseltilmesi ve üst düzey komuta yapısının yeniden düzenlenmesiyle ilgili üç görev verdi.

Kararnamede Abdullahi’den Silahlı Kuvvetlerin ve «halk seferberliğinin» savunma ve güvenlik kapasitesini artırması ve modernize etmesi, bunları geleneksel ve yeni nitelikteki farklı düzeylerdeki askeri tehditlerle mücadeleye hazırlaması istendi. Bunlar arasında kararnamede «bilişsel ve hibrit tehditler» olarak tanımlanan unsurlar da yer aldı.

tyu
Abdullahi, Tahran’da son savaşta hayatını kaybedenlerin anma töreninde. (AP)

Abdullahi ayrıca söz konusu tehditlere zamanında ve etkili şekilde karşılık verebilecek askeri kapasitenin güvence altına alınmasıyla görevlendirildi.

Kararnamede, Genelkurmay Başkanlığı ile Genelkurmay Harekât Merkezi'nin, eski dini lider Ali Hamaney döneminde başlatılan bir plan doğrultusunda birleştirilmesi sürecinin tamamlanması yönünde de talimat verildi.

Abdullahı daha önce Genelkurmay Başkanlığı görevini yürütmüş, İran’ın silahlı kuvvetlerini denetleyen en üst düzey askeri kurumun başına geçmeden önce çeşitli askeri ve güvenlik görevlerinde bulunmuştu.

Hamaney, ayrı bir kararnameyle Tuğgeneral Keyumars Haydari’yi Abdullahi’nin önerisi üzerine Genelkurmay Başkanı Yardımcısı olarak atadı.

Haydari’den savunma ve güvenlik kapasitesinin artırılmasına katkı sağlaması, Silahlı Kuvvetler içinde cihatçı ruh olarak adlandırılan anlayışın güçlendirilmesi ve Genelkurmay Başkanı ile koordinasyon içinde askerlerin yaşam koşullarına ilişkin ihtiyaçların gözetilmesi istendi.

Vahidi Devrim Muhafızları’nın başına geçti

Devrim Muhafızları içindeki en önemli değişikliklerden birinde Hamaney, Ahmed Vahidi’yi savaşta öldürülen Muhammed Bakpur’un yerine Devrim Muhafızları Genel Komutanı olarak atadı ve kendisine tümgeneral rütbesi verdi.

Hamaney, kararnameyle yaptığı atamanın ABD ve müttefikleriyle «stratejik ve kader belirleyici bir karşılaşma» ortamında gerçekleştiğini belirterek yeni komutana bir dizi askeri ve örgütsel görev verdi.

Vahidi’den Devrim Muhafızları’nın kapasitesini «azami caydırıcılık» düzeyine çıkarmaya devam etmesi ve rakiplere karşı «güçlü saldırı operasyonları» düzenlemeye hazır olması istendi.

Talimatlar, Devrim Muhafızları içindeki yönetim ve komuta yapısının geliştirilmesini, kurumun farklı kademelerinde modern beceri ve teknolojilerden yararlanılmasını ve komutanlar ile personel arasındaki ideolojik disiplinin ve devrimci ruhun güçlendirilmesini de kapsadı.

Vahidi, askeri ve güvenlik kurumlarında uzun bir geçmişe sahip. Daha önce Kudüs Gücü Komutanlığı görevini üstlenen Vahidi, savunma bakanı ve ardından içişleri bakanı olarak görev yaptıktan sonra yeniden askeri komuta kademesine döndü.

Aynı değişiklikler kapsamında Hamaney, Tümgeneral Mustafa İzdi’yi Devrim Muhafızları Genel Komutan Yardımcısı olarak atadı.

Bu kararla İzdi, Vahidi’nin ardından Devrim Muhafızları'nın komuta hiyerarşisindeki ikinci isim oldu. İlk atama duyurusunda Hamaney’in kendisine verdiği görevlere ilişkin ayrıntı paylaşılmadı.

Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri’nde yeni komuta

Hamaney, Ali Azmai’yi, savaşta öldürülen Ali Rıza Tengsiri’nin yerine Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri Komutanı olarak atadı.

Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri’nin yeni komutanı ve Hürmüz’de geçiş kuralları üzerindeki mücadele

Değişiklik, Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri'nin İran’ın Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı'ndaki operasyonlarında kilit rol oynadığı bir dönemde gerçekleşti. İran ile ABD arasında boğazın yeniden açılması için gerekli koşullar konusunda yaşanan anlaşmazlık nedeniyle deniz trafiği halen sınırlı durumda.

Hamaney, Azmai’den eğitim ve personel becerilerinin seviyesini yükseltmesini, deniz ekipmanları ve kapasitesini geliştirmesini, istihbarat yeteneklerini ve savaş hazırlığını güçlendirmesini istedi.

Kararnamede ayrıca Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri ile diğer Devrim Muhafızları birlikleri, Besic ve İran ordusunun deniz kuvvetleri arasında koordinasyonun güçlendirilmesi ve ilgili askeri ve sivil kurumlarla iş birliğinin artırılması vurgulandı.

Azmai’nin adı, mart ayının sonundan bu yana deniz kuvvetlerinin komutanlığıyla ilişkilendiriliyordu. Ancak ataması, İran’ın eski dini lideri Ali Hamaney’in geçen ay düzenlenen cenaze töreni vesilesiyle Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri tarafından yayımlanan açıklamada resmen doğrulandı.

Azmai, Ali Rıza Tengsiri döneminde Deniz Kuvvetleri Komutan Yardımcısı olarak görev yapıyordu. İran Silahlı Kuvvetleri, Tengsiri’nin 26 Mart’ta düzenlenen ABD-İsrail saldırısında öldürüldüğünü, İsrail’in daha önce yaptığı açıklamanın ardından doğrulamıştı.

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, Tengsiri’yi mayın döşeme operasyonlarından ve Hürmüz Boğazı’nı kapatma girişimlerinden doğrudan sorumlu kişi olarak nitelendirmişti.

ABD Hazine Bakanlığı, Devrim Muhafızları liderliğinin terör listesine alınmasının ardından Haziran 2019’da Azmai’yi de yaptırım listesine dahil etmişti.

Azmai daha önce Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri’nin Beşinci Bölgesi'nin komutanlığını yürütmüştü. 2012 yılında kurulan bölgenin operasyon alanı Hürmüz Boğazı'nı ve Basra Körfezi'ndeki İran kıyılarını, Kiş ve Kişm adaları çevresindeki bölgeler dahil olmak üzere kapsıyor.

Bu talimatlar, İran ile Umman arasında Hürmüz Boğazı'ndaki deniz ulaşımına ilişkin yeni bir güzergâh haritası konusunda müzakerelerin sürdüğü bir dönemde geldi. Tahran, gemilerin geçiş güzergâhları konusunda anlaşmaya varılmasının boğazın tamamen yeniden açılması anlamına gelmeyeceği konusunda ısrar ediyor.

Taib Besic’in başına dönüyor

Güvenlik kurumundaki bir diğer değişiklikte Hamaney, Hüseyin Taib’i, savaşta öldürülen Gulam Rıza Süleymani’nin yerine Besic Teşkilatı Başkanı olarak atadı.

Bu kararla Taib, Devrim Muhafızları İstihbarat Teşkilatı'nın başında on yıldan fazla kaldıktan ve bu görevden ayrılmasından yıllar sonra yeniden en önemli güvenlik makamlarından birine döndü.

Atama kararnamesi Taib’e iç güvenlik, seferberlik ve Besic’e bağlı istihbarat ağlarıyla ilgili görevler verdi. Hamaney, Taib’den seferberlik kampanyasını genişletmesini istedi.

Taib ayrıca halk istihbarat ağını güçlendirmek, tehditlere karşı koymak amacıyla eğitim ve beceri seviyesini yükseltmek ve modern teknolojilerin kullanımını artırmakla görevlendirildi.

Kendisinden ayrıca devlet ve kamu kurumlarıyla iş birliğini güçlendirmesi, Besic’e bağlı grupları mahalleler ve meslek grupları arasında genişletmesi ve camiler merkezli sosyal faaliyetleri artırması istendi.

Kararnamede ayrıca Besic modelinin İran dışında yaygınlaştırılması ve bunun «halk direnişi ve dayanıklılığının» bir modeli olarak sunulması yönünde bir görev de yer aldı.

Taib’in atanması, savaş ve protestolar sırasında Tahran ve diğer kentlerde yolların ve kritik noktaların kontrol altına alınmasında Besic ve polis güçlerinin oynadığı role ilişkin Devrim Muhafızları komutanlarının açıklamalarının ardından geldi.

Askeri değişikliklerden önce, güvenlik dosyaları ile dış politika koordinasyonundan sorumlu ve savaş ile müzakerelere ilişkin kararlarda önemli rol oynayan Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nde de yeniden yapılanmaya gidilmişti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, pazar günü Muhsin Rızai’yi, Muhammed Bakır Zülkadr’ın istifasını kabul etmesinin ardından konseyin yeni sekreteri olarak atadı. Bu atama, Hamaney’in Rızai’yi Zülkadr’ın yerine konseydeki temsilcisi olarak görevlendirmesinden birkaç saat sonra gerçekleşti.

Böylece Rızai, Hamaney’in askeri danışmanlığı görevini sürdürürken aynı zamanda Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi sekreteri ve dini liderin konseydeki temsilcisi oldu.

Pezeşkiyan, değişiklik öncesinde Zülkadr konusunda «anlaşmazlıklar» bulunduğunu kabul etmişti. İran yönetim kurumları içinde savaşın ve ABD ile müzakerelerin yönetimi ile Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması için öne sürülen şartlar konusunda tartışmalar yaşanıyordu.

İran Cumhurbaşkanı, Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin İslamabad mutabakatının onaylanmasındaki rolünü savunarak askeri ve güvenlik yetkililerinin bu mutabakatı görüşmelere katıldığını ve 13 üyeli konseyin 12 üyesinin anlaşmayı desteklediğini söyledi.

Konsey yönetimindeki değişiklik, Genelkurmay Başkanlığı, Devrim Muhafızları, Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri ve Besic’in komutasını yeni isimlere devreden askeri kararnamelerden bir günden daha kısa süre önce gerçekleşti.


Mücteba İran askeri komuta kademesini yeniden şekillendirdi... Hürmüz konusunda belirsizlik sürüyor

Mücteba İran askeri komuta kademesini yeniden şekillendirdi... Hürmüz konusunda belirsizlik sürüyor
TT

Mücteba İran askeri komuta kademesini yeniden şekillendirdi... Hürmüz konusunda belirsizlik sürüyor

Mücteba İran askeri komuta kademesini yeniden şekillendirdi... Hürmüz konusunda belirsizlik sürüyor

İran’ın dini lideri Mücteba Hamaney, askeri komuta kademesini yeniden şekillendirerek Ali Abdullah’ı Genelkurmay Başkanı, Ahmed Vahidi’yi Devrim Muhafızları Komutanı, Ali Azemai’yi Deniz Kuvvetleri Komutanı ve Hüseyin Taib’i Besic Teşkilatı Başkanı olarak atadı. Bu atamalar, Muhsin Rızai’nin Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri olarak görevlendirilmesinin ardından geldi.

Washington ve Tahran, Hürmüz Boğazı krizini tarafların ellerindeki baskı araçlarını koruduğu ve taviz vermeden önce karşı tarafın hamlesini beklediği açık uçlu bir satranç oyununa dönüştürdü. Umman ile deniz ulaşım güzergâhları konusunda varılan mutabakat ise boğazın yeniden açılmasının akıbetini henüz netleştirmedi. Tahran, boğazın açılmasını başta ABD ablukasının kaldırılması olmak üzere bir dizi şarta bağlamış durumda.

ABD Başkanı Donald Trump, Tahran’ın geçmişteki çatışmalarda sorumlu olduğunu söylediği ölümler ve yaralanmalar nedeniyle İran’dan tazminat talep edeceğini açıkladı. Trump’ın bu açıklaması, İran’ın Washington’dan savaşın yol açtığı zararlar için tazminat talep etmesine karşılık geldi. Trump, pazar günü yaptığı açıklamada ise yönetiminin İran konusunda ihtiyatlı hareket ettiğini ve ülkedeki ekonomik baskıların artışını izlediğini söylemiş, yaşanan karşılaşmayı bir satranç oyunu olarak nitelendirmişti.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, İranlıların profesyonel satranç oyuncuları olduklarını kanıtladıklarını söyledi. Bekayi, Umman ile deniz ulaşım haritası konusunda bir mutabakata varıldığını doğrularken, bazı teknik noktaların henüz çözüme kavuşturulamadığını belirtti.


ABD: Sağlık yetkilileri, ölümcül bir bakteri salgını nedeniyle plaja gidenleri dikkatli olmaya çağırdı

ABD'nin Louisiana eyaletinde plaja gidenlerin gerekli önlemleri almaları çağrısında bulunuldu (Reuters)
ABD'nin Louisiana eyaletinde plaja gidenlerin gerekli önlemleri almaları çağrısında bulunuldu (Reuters)
TT

ABD: Sağlık yetkilileri, ölümcül bir bakteri salgını nedeniyle plaja gidenleri dikkatli olmaya çağırdı

ABD'nin Louisiana eyaletinde plaja gidenlerin gerekli önlemleri almaları çağrısında bulunuldu (Reuters)
ABD'nin Louisiana eyaletinde plaja gidenlerin gerekli önlemleri almaları çağrısında bulunuldu (Reuters)

ABD’nin Louisiana eyaletindeki sağlık yetkilileri, kıyı sularında bulunan ve halk arasında “et yiyen bakteri” olarak bilinen bakterinin yol açtığı enfeksiyonlarda yaz aylarında yaşanan artış nedeniyle plaj ziyaretçilerini gerekli önlemleri almaya çağırdı.

Şarku’l Avsat’ın AP’den aktardığına göre Louisiana Sağlık Bakanlığı basın açıklamasında, eyalette bu yıl Vibrio vulnificus bakterisi kaynaklı 9 enfeksiyon vakasının doğrulandığını bildirdi.

Enfeksiyon tespit edilen hastaların tamamının hastaneye kaldırıldığı, bunlardan 5’inin hayatını kaybettiği ifade edildi.

Louisiana’da son 10 yılın aynı döneminde ise ortalama 7 enfeksiyon vakası ve 1 ölüm kaydedilmişti.

Yetkililer, tuzlu veya acı suya maruz kalan bir yaranın kızarması, şişmesi, ağrıması veya renginin değişmesi durumunda derhal tıbbi yardım alınması çağrısında bulundu. Sağlık kuruluşuna başvuran kişilerin, sağlık görevlisine suyla temas ettiklerini mutlaka bildirmeleri istendi.