​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
TT

​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)

Ortadoğu'da Barış ve Güvenliğin Geleceğini Destekleme Konferansı dün sona erdi.
ABD ve Polonya, konferans sonrasında yayınlanan sonuç bildirgesinde, Ortadoğu’da istikrarın sağlanması için böyle bir konferansın gerçekleştirilmesinin gerekliliğine dikkat çekerken, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, İran'ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varılması için işbirliği yapılması çağrısında bulundu ve bu tehditlerin Ortadoğu ile sınırlı kalmayacağını, bilakis Avrupa’ya ve Batı’ya da yöneleceğini söyledi. Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz ise yaptığı konuşmada, İran'ın Suriye'ye müdahalelerinin bölgeyi olumsuz etkilediğini söyledi.
“İran, Hizbullah ve terörizm Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor”
Varşova Konferansı’nın krizlerin üstesinden gelinmesi için gerçekleştirildiğini dile getiren Pompeo, “İran, Hizbullah ve terörizmin yayılması Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor. Ortadoğu'daki barış çalışmalarına devam edeceğiz. Daha fazla yaptırım ve daha fazla baskı istiyoruz. Böylece İran'daki diktatörlerin devamlılığının önüne geçebiliriz” açıklamasında bulundu. Ayrıca bölgedeki İran saldırganlığının gerçek bir tehlike olduğuna dikkat çeken Pompeo, “Konferansta İran’ı savunan hiçbir ülke yok. İran’ın bölgeyi istikrarsızlaştıran rolü konusunda hepimiz hemfikiriz” dedi. Pompeo, İran rolüne atıfta bulunmadan bölgedeki sorunlardan bahsetmenin zor olduğuna dikkat çekerek, İran’ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varmak için işbirliğine ihtiyaç duyulduğunu ve Washington’un İran'a daha fazla yaptırım uygulama konusunda haklı olduğunu söyledi.
Öte yandan Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, Ortadoğu'daki sorunların karmaşık olduğuna ve Avrupa Birliği’nin (AB) tek başına bunların üstesinden gelmek için yeterli güce sahip olmadığına dikkat çekerek, “İran'ın olumsuz bir etkisi var. Tartışmalarımızda bunu göz ardı etmedik” dedi.
Konferansa yaklaşık 60 ülke katıldı, fakat katılımın Avrupa ayağı düşüktü. ABD yetkilileri, İran'ın eylemlerini tehdit olarak gören Arap devletleri ve İsrail gibi farklı tarafların bölgede bulunmasının önemini vurguladılar.
Pence’den Avrupa ülkelerine suçlama
Konferansın oturum aralarında açıklamalarda bulunan ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, İran dosyasıyla ilgili olarak Amerikan ve Avrupa tarafları arasındaki farklara ışık tuttu. ABD yetkilisi, Avrupalıları, ‘İran rejimine yönelik yaptırımları, mali işlemler için bir mekanizma kurarak atlatmaya çalışmakla’ suçladı. Bu davranışların hoş olmadığına dikkat çeken Pence, bu davranışların taraflar arasındaki ilişkilerde birtakım sonuçları olabileceğini söyledi.
ABD Başkan Yardımcısı Pence, konuşmasının devamında, Trump'ın iki yıl önce başkanlık koltuğuna oturmasında sonra ilk dış ziyaretini Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiğine ve Arap-İslam-Amerikan Zirvesi’ne katıldığına atıfta bulunarak, barışın sağlanması için konferansa katılan bütün ülkeler ile çalışmaya hazır olduklarını belirtti.
Katılımcıların bölge için daha iyi bir gelecek inşa edilmesi hakkında konuştuğunu kaydeden Pence, “Şu anda toplantılar yapılıyor. Çünkü radikal İslami terörizm gibi ortak bir sorunla karşı karşıyayız. Terörizm yalnızca Amerika'ya değil bölgedeki tüm ülkelere yönelik bir tehdit oluşturuyor. Başkan Trump yönetimi, bu radikal tehdide karşı koyma konusunda adımlar attı ve DEAŞ örgütü ile kendini gösteren bu tehdidin ortadan kaldırılması hususunda esas katkılarda bulundu. ABD, kendi vatandaşlarının güvenliğini önceliyor. Fakat Amerika’nın öncelenmesi, yalnız Amerika demek değildir. Washington, aşırılıkçılığa karşı uluslararası bir koalisyon oluşturmak için çalışıyor.”
Başbakan Netanyahu'nun geçen yılın sonunda Umman'ı ziyareti ve Papa Franciscus'un bu yıl BAE'ye yaptığı ziyaret gibi bölgedeki ‘değişim rüzgarlarına’ değinen Pence, “Bu tarihi konferans yeni bir dönemin başladığının kanıtıdır” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“DEAŞ hilafeti kısa bir süre sonra sona erecek ve Trump’ın açıklamasına göre yakın zamanda bölgedeki ABD birlikleri geri çekilecek. Bu, taktiklerdeki bir değişikliktir, görevde değil. Toprakları DEAŞ’ın elinden geri almamız yeterli değil. Ortaklarımızla çalışmaya hazırız. DEAŞ katıntıları her nerede olursa olsun takip edeceğiz.”
ABD'nin Suriye'deki yeni bir kimyasal saldırıya yanıt verme konusundaki kararlılığını dile getiren Pence, ülkesinin İngiltere ve Fransa ile birlikte, Devlet Başkanı Beşşar Esed rejiminin gerçekleştirdiği kimyasal bir saldırıya yanıt verdiğini hatırlatarak, rejim tarafından gerçekleştirilecek benzer bir saldırıya aynı şekilde yanıt vermeye hazır olduklarını söyledi.
“Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor”
Sonra, İran rejiminin bölgenin geleceği ve Ortadoğu’daki barış ve istikrar için en büyük tehdit olduğunu dile getirerek İran hakkında konuşmaya başlayan Pence, “Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor, Suriye ve Yemen'e müdahale ediyor, Hizbullah'ı destekliyor ve Amerikalı rehineleri elinde tutuyor” dedi. İran’ı Ortadoğu’daki etkisini genişletmek için Irak ve Suriye’de birer koridor açmakla itham eden Pence, savaşçıları ile Esed rejiminin düşmesini engellemeye çalıştığını ve Lübnan Hizbullahı’na roketler gönderdiğini söyledi.
Pence, 1979 yılında Şah’ın devrilmesinin ardından geçen 40 yıl boyunca başarısızlık ve terörün İran’da hüküm sürdüğünü dile getirerek, yapılan nükleer anlaşmanın İran’ı caydırmadığını, bilakis bölgedeki müdahalelerini daha da arttırdığını söyledi. Başkan Trump’ın nükleer anlaşmadan çekildiğini, İran rejimine yaptırımlar uyguladığını ve İran'ın eylemlerine itiraz eden diğer ülkelerin de bu yaptırımları desteklediğini dile getiren Pence, “Maalesef, en yakın Avrupalı arkadaşlarımızdan bazıları bu yaptırımları ihlal etti ve onları atlatmaya çalıştı. Fransa, İngiltere ve Almanya kurdukları finansal işlemler mekanizması ile bu yaptırımların üstesinden gelmeye çalıştılar. Bu hamle, ABD ile Avrupa’nın aralarının açılmasına sebep olacaktır” dedi.
“Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi”
İran'ın teknik olarak uygulayıp uygulamamasının değil, nükleer anlaşmanın kendisinin bir sorun olduğunu dile getiren Pence, “Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi. Artık anlaşmadan çekilmeliler. Bu fırsatı görmezden gelemeyiz” dedi.
Ortadoğu’daki barış süreci hakkında konuşan Pence, “Başkan Trump, üç İbrahimî din olan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam'ın tabilerinin barış içinde birlikte yaşamalarını istiyor” ifadesini kullandı.
Öte yandan Varşova Konferansı’na katılan Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçisi Prens Halid bin Selman, önceki gün Twitter hesabı üzerinden yapmış olduğu paylaşımlarda, “Molla rejimi 40 yıl önce iktidarı ele geçirdi. İran halkının yaşam standartları bu süre içerisinde ciddi bir düşüne tanık oldu. Bu rejim, bölgedeki terörizm, radikalizm, mezhepçilik ve istikrarsızlığı desteklemek için halkının parasını israf etmeye devam ediyor. Dost İran halkı, bölgede bölücülük ve terör fitnelerini yaymak için servetini ve parasını israf etmek yerine halkına özen gösteren bir yönetimi hak ediyor. İran rejimi halen Arapları dize getirmeye çalışmak gibi asla gerçekleşmeyecek bir yanılsama içinde. Ayrımcı söylemleri kendisini açığa çıkarıyor, Bu rejimin boş hayalleri 40 yıl sonra artık kimseyi kandıramıyor” açıklamasında bulundu.
İran rejiminin yayılımcı hayallerine hâlâ bağlı olduğuna dikkat çeken Prens Halid bin Selman, “İran rejiminin lideri, devrimlerinin 40’ıncı yıl dönümü konuşmasında Basra Körfezi'ndeki Arap topraklarının kendi topraklarının bir parçası olduğunu iddia ederek, bu bölgeyi güney İran olarak adlandırdı. Böylece yayılımcı niyetlerini ortaya koydu” ifadelerini kulandı.
Konferansın açılışı
Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, sabah saatlerinde kullandığı şu ifadeler ile konferansın açılışını yaptı;

“Bölgedeki barış ve güvenlik sorununa yeni bir ivme kazandırmanın zamanı geldi. Mülteci krizleri, ekonomik krizler ve bazı durumlarda devlet kurulması gibi krizlerin bölgede olumsuz etkiler oldu. Ortadoğu’nun istikrarını güvence altına almak, devam eden krizlere son vermek, kültürlerarası birliği teşvik etmek ve kapsayıcı toplumlar inşa etmek gibi durumlar, büyük zorluklar ile karşı karşıya. Uluslararası toplumun istikrarı ve sürdürülebilir barışı korumak için bu çabaları aktif olarak desteklemesi önemlidir.”
Czaputowicz açılış konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ortadoğu'daki çatışmaların birçok kaynağı var. Bunlardan bazıları, bazı liderlerin her ne pahasına olursa olsun gücü ellerinde tutmak istemesi, dini köktencilik ve hoşgörüsüzlüktür. Ayrıca güç dengesizlikleri, coğrafi ayrılıklar veya dış kuvvetlerin müdahalesi de çatışmaya sebep olan unsurlar arasında yer alabilir. ABD ve AB’nin İran’ın bölgede oynayacağı rol konusunda paylaştıkları bir inançları var. Ancak İran'ın nükleer programının olası sonuçları ve bu ülkenin bölgede oynadığı istikrarsızlaştırıcı rolü konusunda endişeliyiz. İran'ın tahammül edilemez davranışlarını şiddetle kınıyoruz. Aramızda araçlar bakımından farklılıklar olabilir. AB, İran'ın nükleer programının barışçıl doğasını korumanın, bir ortak eylem planını gerektirdiğine inanıyor. ABD bu anlaşmadan çekildi ve İran’a yaptırımlar uyguladı. Bugün Ortadoğu’nun karşılaştığı zorlukları hatırlatan bölge temsilcilerini dinleme fırsatına sahibiz.”
Konferans dahilinde gerçekleştirilecek görüşmelerde herhangi bir ülkenin veya konunun görüşmelerin seyrine hakim olmayacağını dile getiren ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ise şunları söyledi:
“Konferans, Yemen Dışişleri Bakanı Halid el-Yemani’nin başkanlığını yapacağı Yemen hakkında bir tartışma ile başlayacak. Daha sonra Suriye'deki idarenin sonraki adımlarını ve değişmeyen stratejik hedeflerimize ulaşmak için çabalarımızı sürdürme taahhüdümü gözden geçireceğiz. Sonrasında Başkanı Trump'ın danışmanı Jared Kushner, ABD yönetiminin İsrail ile Filistinliler arasında kapsamlı ve sürdürülebilir bir barışı sağlama çabalarını tartışacak. Tüm bu konular hakkında soru sorma ve yorum yapma fırsatı da olacak. Sonrasında ise ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Polonya Başbakanı ve 7 Dışişleri Bakanı ilgili konular hakkındaki değerlendirmelerini bizimle paylaşacak. Daha sonra bir grup devletle, mültecilerin ve insani zorlukların ele alındığı bir öğle yemeği tertip edilecek. Bunun ardından füze geliştirme ve bunları yayma, siber tehditlerle mücadele, terörizm ve yasadışı fon sağlamak ile mücadele konulu bir dizi çalışma oturumu düzenlenecek.”
Pompeo sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bugün çok önemli görüşmelerde bulunacağız, ancak konferans sona ermeyecek. Çalışmamız gerekiyor. Suriye ve Yemen, silahların yayılması, barış süreci, terörizm, İran, siber güvenlik ve insani krizler gibi meseleler tek başına üstesinden gelinecek sorunlar değil. Güvenliği sağlamak için birlikte çalışmalıyız. Hiçbir ülke bunun dışında kalamaz. ABD, Ortadoğu’daki güvenlik sorunlarına yönelik çabalara liderlik etmeye devam edecek. Bölge için iyi bir güç olmaya devam edeceğiz. Bugün gerçekleştirilen konferans bunun kanıtıdır.”
Pompeo, sabah saatlerinde, konferansı ‘istisnai’ olarak nitelendiren Netanyahu ile ortak bir basın toplantısı düzenledi.
İsrail Başbakanı Netanyahu konferans ile ilgili "tarihsel bir dönüm noktası" değerlendirmesinde bulunduktan sonra şunları söyledi:
“Burada 60 ülkeden dışişleri bakanı ve hükümet temsilcisi, İsrail başbakanı ve önde gelen Arap ülkelerinin dışişleri bakanları karşılıklı oturup bugüne kadar görülmemiş bir güç ve açıklıkla İran rejiminin yarattığı ortak tehditle nasıl baş edilmesi gerektiğini konuştu. İlk kez birlikte geleceğimizi tehdit eden şeyin ne olduğunu ve onu güvence altına almak için neler yapmamız gerektiğini tartışma fırsatı bulduk. Bu diyaloğu gelecekte yalnızca güvenlik konusunda değil, Ortadoğu halklarının yaşamını etkileyecek her alanda sürdürmeliyiz”
“İran’la yüzleşmeden Ortadoğu’da barış ve istikrar sağlayamayız” diyen Pompeo ise İran’ın eylemleri de dahil olmak üzere istikrarsızlaştırıcı eylemleri ele almaya yönelik ortak çabalara duyulan ihtiyaçtan söz ederek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Basitçe ifade etmek gerekirse, İran ile yüzleşmeden bunları gerçekleştirmek söz konusu olamaz. Lübnan’da Yemen’de Suriye’de Irak’ta yıkıcı etkilerde bulunuyorlar. Buralarda Hamas, Hizbullah ve Husiler gibi gerçek tehditler var. İran’a karşı harekete geçmeden Ortadoğu’da barış sağlayamayız.”



Çin Dışişleri Bakanı: ‘Çalkantılara’ rağmen ABD ile ilişkiler istikrarlı

Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, ABD Kongresi heyetinin Pekin’deki Büyük Halk Salonu’na yaptığı ziyaret sırasında ABD’li Senatör Steve Daines’le el sıkışırken (EPA)
Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, ABD Kongresi heyetinin Pekin’deki Büyük Halk Salonu’na yaptığı ziyaret sırasında ABD’li Senatör Steve Daines’le el sıkışırken (EPA)
TT

Çin Dışişleri Bakanı: ‘Çalkantılara’ rağmen ABD ile ilişkiler istikrarlı

Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, ABD Kongresi heyetinin Pekin’deki Büyük Halk Salonu’na yaptığı ziyaret sırasında ABD’li Senatör Steve Daines’le el sıkışırken (EPA)
Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, ABD Kongresi heyetinin Pekin’deki Büyük Halk Salonu’na yaptığı ziyaret sırasında ABD’li Senatör Steve Daines’le el sıkışırken (EPA)

Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi bugün yaptığı açıklamada, Çin ile ABD arasındaki ilişkilerin ‘çeşitli dalgalanma ve çalkantılara rağmen genel olarak istikrarlı’ olduğunu söyledi. Wang Yi, iki ülkenin küresel barışa katkı sağlayacak yollar bulması gerektiğini ifade etti. Açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın planlanan ziyaretinden yaklaşık bir hafta önce geldi.

Wang Yi, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile ABD Başkanı Donald Trump’ın, ikili ilişkilerin kritik dönemlerinde sürecin yönlendirilmesine katkı sağladığını belirterek her iki lidere de övgüde bulundu.

Açıklamalar, iki partili ABD Kongre heyetiyle yapılan görüşmede dile getirildi. Senatör Steve Daines başkanlığındaki heyetle bir araya gelen Wang Yi, “Geçtiğimiz yıl Çin-ABD ilişkileri birçok dalgalanma ve çalkantı yaşadı, ancak buna rağmen genel istikrarı korumayı başardık” ifadesini kullandı.

fdbgfbgf
Pekin’deki Büyük Halk Salonu’nda ABD Kongresi heyeti ve Çin heyetinin toplu fotoğraf çekimi (Reuters)

Daines, Wang Yi ile aynı görüşü paylaştığını belirterek iki ülkenin istikrarı hedeflemesi gerektiğini söyledi.

Senato Dış İlişkiler Komitesi üyesi ve ABD Başkanı Donald Trump’ın önemli destekçilerinden biri olan Daines, “Gerilimi artırmak değil azaltmak istiyoruz. Ayrışma değil istikrar, karşılıklı saygı istiyoruz” ifadelerini kullandı.

Daines ayrıca, iki liderin gelecek hafta yapacağı görüşmenin ardından Çin’in daha fazla Boeing uçağı satın almasının gündeme gelebileceğini belirterek, bunun herkesin arzu ettiği bir gelişme olduğunu söyledi.

grtgtrg
ABD’li Senatör Steve Daines (soldan ikinci) Pekin’deki Büyük Halk Salonu’nda düzenlenen ikili görüşme sırasında Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi (sağdan beşinci) ile konuşuyor. (EPA)

ABD’li senatör, Çin’in Ortadoğu’daki gerilimlerin azaltılmasında ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasına yönelik süreçte oynadığı rolü de övdü. Senatör, Wang Yi’nin dün İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile yaptığı görüşmenin, Pekin’in diplomatik çabalara aktif şekilde dahil olduğunu gösterdiğini ifade etti.

Trump’ın 14-15 Mayıs tarihlerinde Çin’e yapması planlanan ziyaret öncesinde, Washington yönetiminin Pekin’e İran üzerindeki etkisini kullanarak Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması için baskı yaptığı belirtiliyor. Söz konusu boğazdan dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği biliniyor.


ABD mahkemesi Epstein'ın muhtemel intihar notunu yayınladı

New York'taki bir hapishanede ölümünden haftalar önce, cinsel suçlardan hüküm giymiş Jeffrey Epstein tarafından yazıldığı düşünülen intihar notu (AFP)
New York'taki bir hapishanede ölümünden haftalar önce, cinsel suçlardan hüküm giymiş Jeffrey Epstein tarafından yazıldığı düşünülen intihar notu (AFP)
TT

ABD mahkemesi Epstein'ın muhtemel intihar notunu yayınladı

New York'taki bir hapishanede ölümünden haftalar önce, cinsel suçlardan hüküm giymiş Jeffrey Epstein tarafından yazıldığı düşünülen intihar notu (AFP)
New York'taki bir hapishanede ölümünden haftalar önce, cinsel suçlardan hüküm giymiş Jeffrey Epstein tarafından yazıldığı düşünülen intihar notu (AFP)

ABD’de bir federal yargıç, cinsel istismar suçlamasıyla tutukluyken New York’taki hücresinde ölü bulunan milyarder Jeffrey Epstein’ın, ölümünden haftalar önce yazdığı değerlendirilen intihar notunu kamuoyuyla paylaştı.

Epstein ile aynı hücreyi paylaşan mahkûm, notun Epstein’ın Ağustos 2019’daki ölümünden haftalar önce gerçekleştirdiği başarısız intihar girişimi sonrası bir kitabın içinde bulunduğunu iddia etti.

Çizgili bir kağıda yazılan notta şu ifadeler yer alıyor:

"Aylarca beni soruşturdular ve hiçbir şey bulamadılar!!! Kişinin veda etmek için doğru zamanı kendisinin seçebilmesi gerçek bir mutluluktur. Ne yapmamı istiyorsunuz? Ağlamaya mı başlayayım?! Bunda hiçbir zevk yok. Buna değmez."

Söz konusu not, Epstein'ın hücre arkadaşına yönelik yürütülen adli işlemlerin devamı olarak yıllardır gizli tutuluyordu. Ancak New York Güney Bölge Yargıcı Kenneth Karas, The New York Times gazetesinin müracaatı üzerine belgenin üzerindeki gizliliği kaldırdı. Belgenin orijinalliği henüz tam olarak doğrulanmasa da bu gelişme, nüfuzlu finansçının hüküm giymeyi beklerken gerçekleşen gizemli ölümü üzerindeki tartışmaları yeniden alevlendirdi.

Epstein’ın ölümü resmi kayıtlara intihar olarak geçse de cezaevindeki güvenlik ihlalleri ve o geceye ait kamera kayıtlarının kaybolması, resmi açıklamalara duyulan şüpheyi derinleştirmişti.

Temmuz 2019’un sonlarında Epstein, hücresinde yaralı halde bulunmuş ve yetkililer bu durumu başarısız bir intihar girişimi olarak nitelendirmişti. İddiaya göre bu not, söz konusu olaydan önce bir çizgi romanın içine yerleştirilmişti.

Epstein davası, son aylarda yayınlanan geniş kapsamlı soruşturma belgeleriyle birlikte ABD ve İngiltere siyasetinde yankı uyandırmaya devam ediyor.


FBI, direktörünü eleştiren bir makalenin kaynaklarını araştırmak üzere soruşturma başlattı

FBI Direktörü Kash Patel, 12 Kasım 2025'te Washington, D.C.'deki Beyaz Saray'da düzenlenen bir brifingde konuşuyor (Reuters)
FBI Direktörü Kash Patel, 12 Kasım 2025'te Washington, D.C.'deki Beyaz Saray'da düzenlenen bir brifingde konuşuyor (Reuters)
TT

FBI, direktörünü eleştiren bir makalenin kaynaklarını araştırmak üzere soruşturma başlattı

FBI Direktörü Kash Patel, 12 Kasım 2025'te Washington, D.C.'deki Beyaz Saray'da düzenlenen bir brifingde konuşuyor (Reuters)
FBI Direktörü Kash Patel, 12 Kasım 2025'te Washington, D.C.'deki Beyaz Saray'da düzenlenen bir brifingde konuşuyor (Reuters)

"MS Now" kanalında dün yer alan habere göre Federal Soruşturma Bürosu (FBI), Direktör Kash Patel'in "aşırı alkol tüketimi" ve "görevine sık sık gelmediği" iddialarının yer aldığı bir makaleye kaynaklık eden sızıntılar hakkında soruşturma başlattı.

Kash Patel, nisan ayında The Atlantic dergisine ve makaleyi kaleme alan gazeteci Sarah Fitzpatrick'e karşı hakaret davası açmıştı. Fitzpatrick’in haberinde, Patel’in "aşırı alkol kullanımı" ve "açıklanamayan devamsızlıkları" nedeniyle görevden alınma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu öne sürülmüştü. Konuya yakın kaynaklara dayandırılan haberde, FBI’ın soruşturmasının "olağandışı" olduğu vurgulanıyor; zira soruşturmanın gizli devlet belgelerini değil, bir gazeteciye sızdırılan kişisel bilgileri hedef aldığı belirtiliyor.

The Atlantic: "Basın özgürlüğüne saldırı"

The Atlantic Genel Yayın Yönetmeni Jeffrey Goldberg, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, "Eğer FBI’ın gazetecilerimizden birine yönelik sızıntılar hakkında cezai bir soruşturma yürüttüğü doğrulanırsa, bu durum basın özgürlüğüne ve ifade özgürlüğünü garanti altına alan Anayasa’nın Birinci Maddesi’ne yönelik saldırı teşkil edecektir. Yasa dışı soruşturmalar veya siyasi motivasyonlu diğer intikam eylemleriyle sindirilmemize izin vermeyeceğiz" ifadelerini kullandı.

FBI’dan yalanlama

Öte yandan, Fransız Haber Ajansı'nın (AFP) sorusunu yanıtlayan bir FBI sözcüsü, böyle bir soruşturmanın açıldığını kesin bir dille reddetti ve şu açıklamayı yaptı:

"Bu iddia tamamen asılsızdır. Böyle bir soruşturma söz konusu değildir ve bahsettiğiniz gazeteci herhangi bir soruşturmanın hedefinde değildir."

Sözcü ayrıca, anonim kaynaklara dayanan bilgileri sorgulandığında medya kuruluşlarını "olmayan soruşturmalardan bahsederek mağdur rolü oynamakla" suçladı.

Kash Patel ise açtığı hakaret davasında, haberi "kötü niyetli, taraflı ve iftira niteliğinde bir saldırı" olarak nitelendiriyor. Patel, gazetecinin anonim kaynaklara dayanarak itibarını zedelediğini savunuyor.