​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
TT

​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)

Ortadoğu'da Barış ve Güvenliğin Geleceğini Destekleme Konferansı dün sona erdi.
ABD ve Polonya, konferans sonrasında yayınlanan sonuç bildirgesinde, Ortadoğu’da istikrarın sağlanması için böyle bir konferansın gerçekleştirilmesinin gerekliliğine dikkat çekerken, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, İran'ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varılması için işbirliği yapılması çağrısında bulundu ve bu tehditlerin Ortadoğu ile sınırlı kalmayacağını, bilakis Avrupa’ya ve Batı’ya da yöneleceğini söyledi. Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz ise yaptığı konuşmada, İran'ın Suriye'ye müdahalelerinin bölgeyi olumsuz etkilediğini söyledi.
“İran, Hizbullah ve terörizm Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor”
Varşova Konferansı’nın krizlerin üstesinden gelinmesi için gerçekleştirildiğini dile getiren Pompeo, “İran, Hizbullah ve terörizmin yayılması Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor. Ortadoğu'daki barış çalışmalarına devam edeceğiz. Daha fazla yaptırım ve daha fazla baskı istiyoruz. Böylece İran'daki diktatörlerin devamlılığının önüne geçebiliriz” açıklamasında bulundu. Ayrıca bölgedeki İran saldırganlığının gerçek bir tehlike olduğuna dikkat çeken Pompeo, “Konferansta İran’ı savunan hiçbir ülke yok. İran’ın bölgeyi istikrarsızlaştıran rolü konusunda hepimiz hemfikiriz” dedi. Pompeo, İran rolüne atıfta bulunmadan bölgedeki sorunlardan bahsetmenin zor olduğuna dikkat çekerek, İran’ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varmak için işbirliğine ihtiyaç duyulduğunu ve Washington’un İran'a daha fazla yaptırım uygulama konusunda haklı olduğunu söyledi.
Öte yandan Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, Ortadoğu'daki sorunların karmaşık olduğuna ve Avrupa Birliği’nin (AB) tek başına bunların üstesinden gelmek için yeterli güce sahip olmadığına dikkat çekerek, “İran'ın olumsuz bir etkisi var. Tartışmalarımızda bunu göz ardı etmedik” dedi.
Konferansa yaklaşık 60 ülke katıldı, fakat katılımın Avrupa ayağı düşüktü. ABD yetkilileri, İran'ın eylemlerini tehdit olarak gören Arap devletleri ve İsrail gibi farklı tarafların bölgede bulunmasının önemini vurguladılar.
Pence’den Avrupa ülkelerine suçlama
Konferansın oturum aralarında açıklamalarda bulunan ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, İran dosyasıyla ilgili olarak Amerikan ve Avrupa tarafları arasındaki farklara ışık tuttu. ABD yetkilisi, Avrupalıları, ‘İran rejimine yönelik yaptırımları, mali işlemler için bir mekanizma kurarak atlatmaya çalışmakla’ suçladı. Bu davranışların hoş olmadığına dikkat çeken Pence, bu davranışların taraflar arasındaki ilişkilerde birtakım sonuçları olabileceğini söyledi.
ABD Başkan Yardımcısı Pence, konuşmasının devamında, Trump'ın iki yıl önce başkanlık koltuğuna oturmasında sonra ilk dış ziyaretini Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiğine ve Arap-İslam-Amerikan Zirvesi’ne katıldığına atıfta bulunarak, barışın sağlanması için konferansa katılan bütün ülkeler ile çalışmaya hazır olduklarını belirtti.
Katılımcıların bölge için daha iyi bir gelecek inşa edilmesi hakkında konuştuğunu kaydeden Pence, “Şu anda toplantılar yapılıyor. Çünkü radikal İslami terörizm gibi ortak bir sorunla karşı karşıyayız. Terörizm yalnızca Amerika'ya değil bölgedeki tüm ülkelere yönelik bir tehdit oluşturuyor. Başkan Trump yönetimi, bu radikal tehdide karşı koyma konusunda adımlar attı ve DEAŞ örgütü ile kendini gösteren bu tehdidin ortadan kaldırılması hususunda esas katkılarda bulundu. ABD, kendi vatandaşlarının güvenliğini önceliyor. Fakat Amerika’nın öncelenmesi, yalnız Amerika demek değildir. Washington, aşırılıkçılığa karşı uluslararası bir koalisyon oluşturmak için çalışıyor.”
Başbakan Netanyahu'nun geçen yılın sonunda Umman'ı ziyareti ve Papa Franciscus'un bu yıl BAE'ye yaptığı ziyaret gibi bölgedeki ‘değişim rüzgarlarına’ değinen Pence, “Bu tarihi konferans yeni bir dönemin başladığının kanıtıdır” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“DEAŞ hilafeti kısa bir süre sonra sona erecek ve Trump’ın açıklamasına göre yakın zamanda bölgedeki ABD birlikleri geri çekilecek. Bu, taktiklerdeki bir değişikliktir, görevde değil. Toprakları DEAŞ’ın elinden geri almamız yeterli değil. Ortaklarımızla çalışmaya hazırız. DEAŞ katıntıları her nerede olursa olsun takip edeceğiz.”
ABD'nin Suriye'deki yeni bir kimyasal saldırıya yanıt verme konusundaki kararlılığını dile getiren Pence, ülkesinin İngiltere ve Fransa ile birlikte, Devlet Başkanı Beşşar Esed rejiminin gerçekleştirdiği kimyasal bir saldırıya yanıt verdiğini hatırlatarak, rejim tarafından gerçekleştirilecek benzer bir saldırıya aynı şekilde yanıt vermeye hazır olduklarını söyledi.
“Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor”
Sonra, İran rejiminin bölgenin geleceği ve Ortadoğu’daki barış ve istikrar için en büyük tehdit olduğunu dile getirerek İran hakkında konuşmaya başlayan Pence, “Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor, Suriye ve Yemen'e müdahale ediyor, Hizbullah'ı destekliyor ve Amerikalı rehineleri elinde tutuyor” dedi. İran’ı Ortadoğu’daki etkisini genişletmek için Irak ve Suriye’de birer koridor açmakla itham eden Pence, savaşçıları ile Esed rejiminin düşmesini engellemeye çalıştığını ve Lübnan Hizbullahı’na roketler gönderdiğini söyledi.
Pence, 1979 yılında Şah’ın devrilmesinin ardından geçen 40 yıl boyunca başarısızlık ve terörün İran’da hüküm sürdüğünü dile getirerek, yapılan nükleer anlaşmanın İran’ı caydırmadığını, bilakis bölgedeki müdahalelerini daha da arttırdığını söyledi. Başkan Trump’ın nükleer anlaşmadan çekildiğini, İran rejimine yaptırımlar uyguladığını ve İran'ın eylemlerine itiraz eden diğer ülkelerin de bu yaptırımları desteklediğini dile getiren Pence, “Maalesef, en yakın Avrupalı arkadaşlarımızdan bazıları bu yaptırımları ihlal etti ve onları atlatmaya çalıştı. Fransa, İngiltere ve Almanya kurdukları finansal işlemler mekanizması ile bu yaptırımların üstesinden gelmeye çalıştılar. Bu hamle, ABD ile Avrupa’nın aralarının açılmasına sebep olacaktır” dedi.
“Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi”
İran'ın teknik olarak uygulayıp uygulamamasının değil, nükleer anlaşmanın kendisinin bir sorun olduğunu dile getiren Pence, “Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi. Artık anlaşmadan çekilmeliler. Bu fırsatı görmezden gelemeyiz” dedi.
Ortadoğu’daki barış süreci hakkında konuşan Pence, “Başkan Trump, üç İbrahimî din olan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam'ın tabilerinin barış içinde birlikte yaşamalarını istiyor” ifadesini kullandı.
Öte yandan Varşova Konferansı’na katılan Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçisi Prens Halid bin Selman, önceki gün Twitter hesabı üzerinden yapmış olduğu paylaşımlarda, “Molla rejimi 40 yıl önce iktidarı ele geçirdi. İran halkının yaşam standartları bu süre içerisinde ciddi bir düşüne tanık oldu. Bu rejim, bölgedeki terörizm, radikalizm, mezhepçilik ve istikrarsızlığı desteklemek için halkının parasını israf etmeye devam ediyor. Dost İran halkı, bölgede bölücülük ve terör fitnelerini yaymak için servetini ve parasını israf etmek yerine halkına özen gösteren bir yönetimi hak ediyor. İran rejimi halen Arapları dize getirmeye çalışmak gibi asla gerçekleşmeyecek bir yanılsama içinde. Ayrımcı söylemleri kendisini açığa çıkarıyor, Bu rejimin boş hayalleri 40 yıl sonra artık kimseyi kandıramıyor” açıklamasında bulundu.
İran rejiminin yayılımcı hayallerine hâlâ bağlı olduğuna dikkat çeken Prens Halid bin Selman, “İran rejiminin lideri, devrimlerinin 40’ıncı yıl dönümü konuşmasında Basra Körfezi'ndeki Arap topraklarının kendi topraklarının bir parçası olduğunu iddia ederek, bu bölgeyi güney İran olarak adlandırdı. Böylece yayılımcı niyetlerini ortaya koydu” ifadelerini kulandı.
Konferansın açılışı
Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, sabah saatlerinde kullandığı şu ifadeler ile konferansın açılışını yaptı;

“Bölgedeki barış ve güvenlik sorununa yeni bir ivme kazandırmanın zamanı geldi. Mülteci krizleri, ekonomik krizler ve bazı durumlarda devlet kurulması gibi krizlerin bölgede olumsuz etkiler oldu. Ortadoğu’nun istikrarını güvence altına almak, devam eden krizlere son vermek, kültürlerarası birliği teşvik etmek ve kapsayıcı toplumlar inşa etmek gibi durumlar, büyük zorluklar ile karşı karşıya. Uluslararası toplumun istikrarı ve sürdürülebilir barışı korumak için bu çabaları aktif olarak desteklemesi önemlidir.”
Czaputowicz açılış konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ortadoğu'daki çatışmaların birçok kaynağı var. Bunlardan bazıları, bazı liderlerin her ne pahasına olursa olsun gücü ellerinde tutmak istemesi, dini köktencilik ve hoşgörüsüzlüktür. Ayrıca güç dengesizlikleri, coğrafi ayrılıklar veya dış kuvvetlerin müdahalesi de çatışmaya sebep olan unsurlar arasında yer alabilir. ABD ve AB’nin İran’ın bölgede oynayacağı rol konusunda paylaştıkları bir inançları var. Ancak İran'ın nükleer programının olası sonuçları ve bu ülkenin bölgede oynadığı istikrarsızlaştırıcı rolü konusunda endişeliyiz. İran'ın tahammül edilemez davranışlarını şiddetle kınıyoruz. Aramızda araçlar bakımından farklılıklar olabilir. AB, İran'ın nükleer programının barışçıl doğasını korumanın, bir ortak eylem planını gerektirdiğine inanıyor. ABD bu anlaşmadan çekildi ve İran’a yaptırımlar uyguladı. Bugün Ortadoğu’nun karşılaştığı zorlukları hatırlatan bölge temsilcilerini dinleme fırsatına sahibiz.”
Konferans dahilinde gerçekleştirilecek görüşmelerde herhangi bir ülkenin veya konunun görüşmelerin seyrine hakim olmayacağını dile getiren ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ise şunları söyledi:
“Konferans, Yemen Dışişleri Bakanı Halid el-Yemani’nin başkanlığını yapacağı Yemen hakkında bir tartışma ile başlayacak. Daha sonra Suriye'deki idarenin sonraki adımlarını ve değişmeyen stratejik hedeflerimize ulaşmak için çabalarımızı sürdürme taahhüdümü gözden geçireceğiz. Sonrasında Başkanı Trump'ın danışmanı Jared Kushner, ABD yönetiminin İsrail ile Filistinliler arasında kapsamlı ve sürdürülebilir bir barışı sağlama çabalarını tartışacak. Tüm bu konular hakkında soru sorma ve yorum yapma fırsatı da olacak. Sonrasında ise ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Polonya Başbakanı ve 7 Dışişleri Bakanı ilgili konular hakkındaki değerlendirmelerini bizimle paylaşacak. Daha sonra bir grup devletle, mültecilerin ve insani zorlukların ele alındığı bir öğle yemeği tertip edilecek. Bunun ardından füze geliştirme ve bunları yayma, siber tehditlerle mücadele, terörizm ve yasadışı fon sağlamak ile mücadele konulu bir dizi çalışma oturumu düzenlenecek.”
Pompeo sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bugün çok önemli görüşmelerde bulunacağız, ancak konferans sona ermeyecek. Çalışmamız gerekiyor. Suriye ve Yemen, silahların yayılması, barış süreci, terörizm, İran, siber güvenlik ve insani krizler gibi meseleler tek başına üstesinden gelinecek sorunlar değil. Güvenliği sağlamak için birlikte çalışmalıyız. Hiçbir ülke bunun dışında kalamaz. ABD, Ortadoğu’daki güvenlik sorunlarına yönelik çabalara liderlik etmeye devam edecek. Bölge için iyi bir güç olmaya devam edeceğiz. Bugün gerçekleştirilen konferans bunun kanıtıdır.”
Pompeo, sabah saatlerinde, konferansı ‘istisnai’ olarak nitelendiren Netanyahu ile ortak bir basın toplantısı düzenledi.
İsrail Başbakanı Netanyahu konferans ile ilgili "tarihsel bir dönüm noktası" değerlendirmesinde bulunduktan sonra şunları söyledi:
“Burada 60 ülkeden dışişleri bakanı ve hükümet temsilcisi, İsrail başbakanı ve önde gelen Arap ülkelerinin dışişleri bakanları karşılıklı oturup bugüne kadar görülmemiş bir güç ve açıklıkla İran rejiminin yarattığı ortak tehditle nasıl baş edilmesi gerektiğini konuştu. İlk kez birlikte geleceğimizi tehdit eden şeyin ne olduğunu ve onu güvence altına almak için neler yapmamız gerektiğini tartışma fırsatı bulduk. Bu diyaloğu gelecekte yalnızca güvenlik konusunda değil, Ortadoğu halklarının yaşamını etkileyecek her alanda sürdürmeliyiz”
“İran’la yüzleşmeden Ortadoğu’da barış ve istikrar sağlayamayız” diyen Pompeo ise İran’ın eylemleri de dahil olmak üzere istikrarsızlaştırıcı eylemleri ele almaya yönelik ortak çabalara duyulan ihtiyaçtan söz ederek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Basitçe ifade etmek gerekirse, İran ile yüzleşmeden bunları gerçekleştirmek söz konusu olamaz. Lübnan’da Yemen’de Suriye’de Irak’ta yıkıcı etkilerde bulunuyorlar. Buralarda Hamas, Hizbullah ve Husiler gibi gerçek tehditler var. İran’a karşı harekete geçmeden Ortadoğu’da barış sağlayamayız.”



Filipinler Devlet Başkan Yardımcısı, hakkında tutuklama kararı çıkmasının ardından kefalet ödedi

Filipinler Devlet Başkan Yardımcısı Sara Duterte, mahkeme salonundan ayrılırken. (AFP)
Filipinler Devlet Başkan Yardımcısı Sara Duterte, mahkeme salonundan ayrılırken. (AFP)
TT

Filipinler Devlet Başkan Yardımcısı, hakkında tutuklama kararı çıkmasının ardından kefalet ödedi

Filipinler Devlet Başkan Yardımcısı Sara Duterte, mahkeme salonundan ayrılırken. (AFP)
Filipinler Devlet Başkan Yardımcısı Sara Duterte, mahkeme salonundan ayrılırken. (AFP)

Filipinler Devlet Başkan Yardımcısı Sara Duterte, ülke Devlet Başkanı Ferdinand Marcos’a yönelik ölüm tehdidinde bulunduğu gerekçesiyle hakkında tutuklama kararı çıkarılmasından bir gün sonra, bugün Manila’daki bir mahkemeye kefalet ödedi.

Duterte, geçen ay yaptığı açıklamalar nedeniyle “ağır tehdit” suçlamasıyla karşı karşıya kalmıştı. Duterte, kendisinin öldürülmesi halinde Devlet Başkanı Ferdinand Marcos’u, eşini ve eski milletvekili olan kuzenini öldürmesi için bir kiralık katil tuttuğunu söylemişti. Duterte daha sonra sözlerinin yanlış anlaşıldığını belirtmişti.

Ölüm tehdidi suçlaması, Duterte’nin Senato’daki devam eden görevden alma davasının da temel unsurlarından biri. Hakkında suçlu kararı verilmesi halinde görevinden azledilmesinin yanı sıra, siyasi faaliyet yürütmesi de kalıcı olarak yasaklanabilecek.

Duterte’nin avukatı Lawrence Lim, “Devlet Başkan Yardımcısı, hakkında tutuklama kararı çıkaran mahkemenin karşısına gönüllü olarak çıktı. Dolayısıyla gözaltına alınmasına gerek yoktu” dedi.

Lim’in açıklaması, Duterte’nin mahkemeden ayrılmasının ardından yapıldı. Duterte’ye, 360 bin Filipin pesosu (5 bin 740 dolar) tutarında nakit kefalet ödediğini doğrulayan mahkeme kararı verildi.

Avukatının belirttiğine göre Duterte, rutin işlemler kapsamında parmak izi verdi ancak adli sicil fotoğrafı çekilmedi.

Duterte yaptığı açıklamada, avukatlarının güvenliğini korumak amacıyla kefalet ödemesini tavsiye ettiğini belirtti. Duterte, “Bana, sivil kişilerin durumumu takip edebilmesi nedeniyle daha iyi korunacağımı, gözaltında tutulup sınırlı korumayla tecrit edilmekten daha güvenli olacağını açıkladılar” ifadelerini kullandı.

Duterte, mahkemeye girmeden önce hayatından endişe ettiğini söyledi. “Beni gözetleyen biri olmayacaksa kefalet ödemek istemiyorum” diyen Duterte, polis tarafından taciz edildiğini de öne sürdü.

Duterte, “Beni hapse atıp bir gece uykumda ölmeme neden olabilirler mi?” diye sordu.

Filipinler yasalarına göre, bu suçtan hüküm giyilmesi halinde altı aya kadar hapis cezası verilebiliyor.

Devlet Başkan Yardımcısı’nın hukuk ekibi dün yayımladığı açıklamada, Duterte’nin “kanundan kaçma niyetinde olmadığını ve mevcut bütün hukuki yolları tüketmeye devam edeceğini” bildirdi.

Adalet Bakanlığı yetkilileri ise Duterte’nin hukuk ekibinin, görevden alma süreciyle bağlantılı suçlardan ayrıca yargılanamayacağı yönündeki itirazlarını reddetti.

Duterte, mayıs ayında parlamentonun alt kanadı Temsilciler Meclisi tarafından yolsuzluk ve zimmete para geçirme de dahil olmak üzere çeşitli suçlamalarla görevden azledilmişti.

Duterte’nin yaklaşık dokuzuncu haftası geride kalan Senato’daki görevden alma davasında suçlu bulunması, 2028’de devlet başkanlığına aday olma planlarını da sona erdirecek.

Şarku’l Avsatın AFP’nin aktardığına göre Duterte, devlet başkanlığına adaylığını ilk kez şubat ayında açıkladı.


“Eşi benzeri görülmemiş” soruşturma... ABD’nin üst düzey askeri yetkilileri yalan makinesine bağlandı

Pete Hegseth, Pentagon’da basın toplantısında, (Arşiv-Reuters)
Pete Hegseth, Pentagon’da basın toplantısında, (Arşiv-Reuters)
TT

“Eşi benzeri görülmemiş” soruşturma... ABD’nin üst düzey askeri yetkilileri yalan makinesine bağlandı

Pete Hegseth, Pentagon’da basın toplantısında, (Arşiv-Reuters)
Pete Hegseth, Pentagon’da basın toplantısında, (Arşiv-Reuters)

ABD merkezli New York Times (NYT) gazetesi kaynaklara dayandırdığı haberinde, ABD Genelkurmay Başkanlığı’nda görev yapan yaklaşık 50 subay ve çalışanın medyaya bilgi sızdırılma soruşturması kapsamında yalan makinesi testine tabi tutulduğunu bildirdi.

NYT’nin haberine göre ABD hükümetine bağlı soruşturmacılar, gazetecilere bilgi sızdırılması gerekçesiyle ABD Genelkurmay Başkanlığı bünyesindeki yaklaşık 50 personele yalan makinesi testi uygulayarak olağanüstü bir adım attı. Söz konusu sızıntılar arasında, İran’la savaşın temel mühimmat stoklarında azalmaya yol açtığına ilişkin bilgiler de bulunuyor.

Soruşturmacılar, Genelkurmay Başkanlığı’ndaki askerî ve sivil personele, gizli bilgileri medya mensuplarına aktarıp aktarmadıklarını ve ABD’nin mühimmat stoklarındaki gerilemeye ilişkin bilgi verip vermediklerini sordu.

Füze stoklarındaki azalmaya ilişkin haberlerin ardından yalan makinesi testleri

Gazeteye göre yalan makinesi testleri, ağustos ayında, uzun menzilli füzeler ve Patriot hava savunma sistemine ait önleme füzeleri de dahil olmak üzere temel mühimmat stoklarının azaldığını ortaya koyan bir dizi haberin ardından gerçekleştirildi.

Konu hakkında bilgi sahibi kaynaklara göre “güç gösterisi” olarak nitelendirilen uygulamanın amacı, yalnızca bilgileri sızdırmış olabilecek kişileri tespit etmek değildi. Uygulamanın, gelecekte benzer şekilde bilgi sızdırmayı düşünebilecek diğer kişileri de yıldırmayı amaçladığı belirtildi.

ABD Genelkurmay Başkanlığı’nda bin 500 ila 2 bin arasında subay ve yetkili görev yapıyor. Kurum, dünyanın çeşitli bölgelerindeki muharip komutanlıkların liderleriyle operasyonların, politikaların ve savaş planlarının koordinasyonunu yürütüyor.

Pete Hegseth, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Dan Caine ve CENTCOM Komutanı Orgeneral Charles Cooper, Pentagon’daki konferansta-16 Nisan (Reuters)
Pete Hegseth, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Dan Caine ve CENTCOM Komutanı Orgeneral Charles Cooper, Pentagon’daki konferansta-16 Nisan (Reuters)

Pentagon: Gizli bilgi sızıntılarını son derece ciddiye alıyoruz

Pentagon Sözcüsü Sean Parnell yaptığı açıklamada, Bakanlığın “personelin iç meseleleri veya soruşturmalara ilişkin konular hakkında yorum yapmadığını, ancak ulusal güvenliğe ilişkin gizli bilgilerin bbütün sızıntılarını son derece ciddiye aldığını ve bunlarla ilgili gerekli soruşturmaları yürüttüğünü” belirtti.

Parnell, “Gizli bilgilerin güvence altına alınması, ABD’nin ve dünyanın dört bir yanında görev yapan güçlerimizin güvenliğinin sağlanması açısından hayati önem taşıyor” ifadelerini kullandı.

Eşi benzeri görülmemiş

NYT, soruşturmanın kapsamının benzeri görülmemiş bir nitelik taşıdığını belirtti. Şarku’l Avsat’ın NYT’den aktardığına göre yakın tarihte ABD ordusunun üst düzey kademelerine yönelik bu ölçekte toplu yalan makinesi testleri daha önce gerçekleştirilmedi.

2000-2002 yılları arasında ABD Deniz Kuvvetleri’nin baş hukuk danışmanı olarak görev yapan emekli Amiral Donald J. Guter NYT’ye yaptığı açıklamada, “Yalan makinesi testlerinin bu ölçekte veya bu kadar üst düzey yetkililere uygulandığını daha önce hiç görmedim” dedi.

Guter, “Benim deneyimime göre bu eşi benzeri görülmemiş bir durum” ifadelerini kullandı.

Bu adım, çok sayıda medya kuruluşunun İran’la savaşın ABD’nin mühimmat stoklarını nasıl tükettiğine ilişkin ayrıntıları ortaya koyduğu ve yönetim içinde çatışmanın stratejik gidişatına yönelik endişelerin bulunduğunu aktardığı bir dönemde geldi.

Trump, bilgi sızdıranların peşine düşülmesi için baskı yapıyor

ABD Başkanı Donald Trump, yönetim yetkililerine bilgi sızdıran kişilerin bulunmasına yönelik çalışmaların yoğunlaştırılması için baskı yaptı.

Ancak Trump, yetkisiz bilgi akışını durdurma çabasının ötesine geçerek, ABD’nin İran’daki savaşı yönetme biçimini eleştiren medya haberlerini ve mühimmat stoklarındaki azalmayı “ihanet” olarak nitelendirdi.

Gazeteye göre sızıntılar, Pentagon içindeki güvensizlik ve kuşku atmosferini daha da derinleştirdi. Görevdeki ve eski yetkililer, bu atmosferin Savunma Bakanı Pete Hegseth döneminde daha da ağırlaştığını belirtiyor.

Hegseth Pentagon’daki şüphe ortamını güçlendiriyor

NYT, Hegseth’in kendisine sadık dar bir çevreyle hareket ettiğini ve görev süresi boyunca en az 80 general, amiral ve diğer üst düzey yetkilinin terfi sürecini engellediğini veya sekteye uğrattığını yazdı.

Pentagon, geçen yılın başından bu yana Bakanlığın yönetimine ilişkin haberlerin ardından çok sayıda bilgi sızıntısı soruşturması yürütüyor. Hegseth de geçen yıl Yemen’deki saldırılara ilişkin hassas ayrıntıları Signal uygulamasındaki bir grupta paylaşmasının ardından eleştirilere maruz kalmıştı.

Hegseth, 5 Mayıs’tan beri Pentagon’da ABD’nin İran’daki savaşı hakkında gazetecilere yönelik brifing düzenlemedi. Ayrıca gazetecilerin Pentagon’a erişimini de kısıtlamaya çalıştı.

Savunma Bakanlığı geçen ay, ABD hükümeti tarafından finanse edilen ve ABD ordusuna ilişkin haberler yapan Stars and Stripes gazetesinin yayıncısı ve genel yayın yönetmenini görevden aldı.

Gazeteciler, görevden almanın USS Abraham Lincoln uçak gemisindeki kötüleşen koşullara ilişkin haberlerin ardından misilleme amacı taşıdığını savundu.

Trump ise Pentagon’daki yönetim krizine ilişkin endişelerin giderek artmasına rağmen Hegseth’e desteğini sürdürdü ve savunma bakanının “harika bir iş çıkardığını” söyledi.


Trump: Putin, NATO ülkelerine saldırmayı düşünmüyor

ABD Başkanı Donald Trump Oval Ofis'te (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump Oval Ofis'te (AFP)
TT

Trump: Putin, NATO ülkelerine saldırmayı düşünmüyor

ABD Başkanı Donald Trump Oval Ofis'te (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump Oval Ofis'te (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump dün yaptığı açıklamada, Almanya'nın bu hafta Leipzig Havalimanı'ndaki insansız hava aracı (İHA) saldırısı girişiminden Moskova'yı sorumlu tutmasına rağmen, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) ülkelerine saldırmayacağına dair kanaatini yineledi.

Şarku’l Avsatın AFP’nin aktardığına göre Oval Ofis'te AFP’nin Alman iddialarına ilişkin sorusunu cevaplayan Trump, "Kendisiyle konuşuyorum, onu çok iyi tanıyorum. Putin, NATO topraklarına saldırma amacında değil" ifadelerini kullandı.

Trump ayrıca, temsilcileri Jared Kushner ve Steve Witkoff’un savaşı sona erdirmeye yönelik bir planı Moskova ve Kiev’e ileteceklerini belirtti.

Üst düzey bir Ukraynalı yetkili dün AFP’ye yaptığı açıklamada, Trump’ın temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner’ın, Ukrayna ile Rusya arasındaki savaşı sona erdirmeye yönelik diplomatik çabalar kapsamında pazar günü ilk kez Kiev’i ziyaret edeceğini bildirdi.

İsminin açıklanmasını istemeyen yetkili, daha önce Moskova’yı defalarca ziyaret eden ve Kiev ziyaretleri aylardır müzakere edilen iki temsilcinin pazar günü Ukrayna’nın başkentine geçeceğini kaydetti.