​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
TT

​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)

Ortadoğu'da Barış ve Güvenliğin Geleceğini Destekleme Konferansı dün sona erdi.
ABD ve Polonya, konferans sonrasında yayınlanan sonuç bildirgesinde, Ortadoğu’da istikrarın sağlanması için böyle bir konferansın gerçekleştirilmesinin gerekliliğine dikkat çekerken, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, İran'ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varılması için işbirliği yapılması çağrısında bulundu ve bu tehditlerin Ortadoğu ile sınırlı kalmayacağını, bilakis Avrupa’ya ve Batı’ya da yöneleceğini söyledi. Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz ise yaptığı konuşmada, İran'ın Suriye'ye müdahalelerinin bölgeyi olumsuz etkilediğini söyledi.
“İran, Hizbullah ve terörizm Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor”
Varşova Konferansı’nın krizlerin üstesinden gelinmesi için gerçekleştirildiğini dile getiren Pompeo, “İran, Hizbullah ve terörizmin yayılması Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor. Ortadoğu'daki barış çalışmalarına devam edeceğiz. Daha fazla yaptırım ve daha fazla baskı istiyoruz. Böylece İran'daki diktatörlerin devamlılığının önüne geçebiliriz” açıklamasında bulundu. Ayrıca bölgedeki İran saldırganlığının gerçek bir tehlike olduğuna dikkat çeken Pompeo, “Konferansta İran’ı savunan hiçbir ülke yok. İran’ın bölgeyi istikrarsızlaştıran rolü konusunda hepimiz hemfikiriz” dedi. Pompeo, İran rolüne atıfta bulunmadan bölgedeki sorunlardan bahsetmenin zor olduğuna dikkat çekerek, İran’ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varmak için işbirliğine ihtiyaç duyulduğunu ve Washington’un İran'a daha fazla yaptırım uygulama konusunda haklı olduğunu söyledi.
Öte yandan Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, Ortadoğu'daki sorunların karmaşık olduğuna ve Avrupa Birliği’nin (AB) tek başına bunların üstesinden gelmek için yeterli güce sahip olmadığına dikkat çekerek, “İran'ın olumsuz bir etkisi var. Tartışmalarımızda bunu göz ardı etmedik” dedi.
Konferansa yaklaşık 60 ülke katıldı, fakat katılımın Avrupa ayağı düşüktü. ABD yetkilileri, İran'ın eylemlerini tehdit olarak gören Arap devletleri ve İsrail gibi farklı tarafların bölgede bulunmasının önemini vurguladılar.
Pence’den Avrupa ülkelerine suçlama
Konferansın oturum aralarında açıklamalarda bulunan ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, İran dosyasıyla ilgili olarak Amerikan ve Avrupa tarafları arasındaki farklara ışık tuttu. ABD yetkilisi, Avrupalıları, ‘İran rejimine yönelik yaptırımları, mali işlemler için bir mekanizma kurarak atlatmaya çalışmakla’ suçladı. Bu davranışların hoş olmadığına dikkat çeken Pence, bu davranışların taraflar arasındaki ilişkilerde birtakım sonuçları olabileceğini söyledi.
ABD Başkan Yardımcısı Pence, konuşmasının devamında, Trump'ın iki yıl önce başkanlık koltuğuna oturmasında sonra ilk dış ziyaretini Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiğine ve Arap-İslam-Amerikan Zirvesi’ne katıldığına atıfta bulunarak, barışın sağlanması için konferansa katılan bütün ülkeler ile çalışmaya hazır olduklarını belirtti.
Katılımcıların bölge için daha iyi bir gelecek inşa edilmesi hakkında konuştuğunu kaydeden Pence, “Şu anda toplantılar yapılıyor. Çünkü radikal İslami terörizm gibi ortak bir sorunla karşı karşıyayız. Terörizm yalnızca Amerika'ya değil bölgedeki tüm ülkelere yönelik bir tehdit oluşturuyor. Başkan Trump yönetimi, bu radikal tehdide karşı koyma konusunda adımlar attı ve DEAŞ örgütü ile kendini gösteren bu tehdidin ortadan kaldırılması hususunda esas katkılarda bulundu. ABD, kendi vatandaşlarının güvenliğini önceliyor. Fakat Amerika’nın öncelenmesi, yalnız Amerika demek değildir. Washington, aşırılıkçılığa karşı uluslararası bir koalisyon oluşturmak için çalışıyor.”
Başbakan Netanyahu'nun geçen yılın sonunda Umman'ı ziyareti ve Papa Franciscus'un bu yıl BAE'ye yaptığı ziyaret gibi bölgedeki ‘değişim rüzgarlarına’ değinen Pence, “Bu tarihi konferans yeni bir dönemin başladığının kanıtıdır” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“DEAŞ hilafeti kısa bir süre sonra sona erecek ve Trump’ın açıklamasına göre yakın zamanda bölgedeki ABD birlikleri geri çekilecek. Bu, taktiklerdeki bir değişikliktir, görevde değil. Toprakları DEAŞ’ın elinden geri almamız yeterli değil. Ortaklarımızla çalışmaya hazırız. DEAŞ katıntıları her nerede olursa olsun takip edeceğiz.”
ABD'nin Suriye'deki yeni bir kimyasal saldırıya yanıt verme konusundaki kararlılığını dile getiren Pence, ülkesinin İngiltere ve Fransa ile birlikte, Devlet Başkanı Beşşar Esed rejiminin gerçekleştirdiği kimyasal bir saldırıya yanıt verdiğini hatırlatarak, rejim tarafından gerçekleştirilecek benzer bir saldırıya aynı şekilde yanıt vermeye hazır olduklarını söyledi.
“Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor”
Sonra, İran rejiminin bölgenin geleceği ve Ortadoğu’daki barış ve istikrar için en büyük tehdit olduğunu dile getirerek İran hakkında konuşmaya başlayan Pence, “Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor, Suriye ve Yemen'e müdahale ediyor, Hizbullah'ı destekliyor ve Amerikalı rehineleri elinde tutuyor” dedi. İran’ı Ortadoğu’daki etkisini genişletmek için Irak ve Suriye’de birer koridor açmakla itham eden Pence, savaşçıları ile Esed rejiminin düşmesini engellemeye çalıştığını ve Lübnan Hizbullahı’na roketler gönderdiğini söyledi.
Pence, 1979 yılında Şah’ın devrilmesinin ardından geçen 40 yıl boyunca başarısızlık ve terörün İran’da hüküm sürdüğünü dile getirerek, yapılan nükleer anlaşmanın İran’ı caydırmadığını, bilakis bölgedeki müdahalelerini daha da arttırdığını söyledi. Başkan Trump’ın nükleer anlaşmadan çekildiğini, İran rejimine yaptırımlar uyguladığını ve İran'ın eylemlerine itiraz eden diğer ülkelerin de bu yaptırımları desteklediğini dile getiren Pence, “Maalesef, en yakın Avrupalı arkadaşlarımızdan bazıları bu yaptırımları ihlal etti ve onları atlatmaya çalıştı. Fransa, İngiltere ve Almanya kurdukları finansal işlemler mekanizması ile bu yaptırımların üstesinden gelmeye çalıştılar. Bu hamle, ABD ile Avrupa’nın aralarının açılmasına sebep olacaktır” dedi.
“Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi”
İran'ın teknik olarak uygulayıp uygulamamasının değil, nükleer anlaşmanın kendisinin bir sorun olduğunu dile getiren Pence, “Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi. Artık anlaşmadan çekilmeliler. Bu fırsatı görmezden gelemeyiz” dedi.
Ortadoğu’daki barış süreci hakkında konuşan Pence, “Başkan Trump, üç İbrahimî din olan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam'ın tabilerinin barış içinde birlikte yaşamalarını istiyor” ifadesini kullandı.
Öte yandan Varşova Konferansı’na katılan Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçisi Prens Halid bin Selman, önceki gün Twitter hesabı üzerinden yapmış olduğu paylaşımlarda, “Molla rejimi 40 yıl önce iktidarı ele geçirdi. İran halkının yaşam standartları bu süre içerisinde ciddi bir düşüne tanık oldu. Bu rejim, bölgedeki terörizm, radikalizm, mezhepçilik ve istikrarsızlığı desteklemek için halkının parasını israf etmeye devam ediyor. Dost İran halkı, bölgede bölücülük ve terör fitnelerini yaymak için servetini ve parasını israf etmek yerine halkına özen gösteren bir yönetimi hak ediyor. İran rejimi halen Arapları dize getirmeye çalışmak gibi asla gerçekleşmeyecek bir yanılsama içinde. Ayrımcı söylemleri kendisini açığa çıkarıyor, Bu rejimin boş hayalleri 40 yıl sonra artık kimseyi kandıramıyor” açıklamasında bulundu.
İran rejiminin yayılımcı hayallerine hâlâ bağlı olduğuna dikkat çeken Prens Halid bin Selman, “İran rejiminin lideri, devrimlerinin 40’ıncı yıl dönümü konuşmasında Basra Körfezi'ndeki Arap topraklarının kendi topraklarının bir parçası olduğunu iddia ederek, bu bölgeyi güney İran olarak adlandırdı. Böylece yayılımcı niyetlerini ortaya koydu” ifadelerini kulandı.
Konferansın açılışı
Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, sabah saatlerinde kullandığı şu ifadeler ile konferansın açılışını yaptı;

“Bölgedeki barış ve güvenlik sorununa yeni bir ivme kazandırmanın zamanı geldi. Mülteci krizleri, ekonomik krizler ve bazı durumlarda devlet kurulması gibi krizlerin bölgede olumsuz etkiler oldu. Ortadoğu’nun istikrarını güvence altına almak, devam eden krizlere son vermek, kültürlerarası birliği teşvik etmek ve kapsayıcı toplumlar inşa etmek gibi durumlar, büyük zorluklar ile karşı karşıya. Uluslararası toplumun istikrarı ve sürdürülebilir barışı korumak için bu çabaları aktif olarak desteklemesi önemlidir.”
Czaputowicz açılış konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ortadoğu'daki çatışmaların birçok kaynağı var. Bunlardan bazıları, bazı liderlerin her ne pahasına olursa olsun gücü ellerinde tutmak istemesi, dini köktencilik ve hoşgörüsüzlüktür. Ayrıca güç dengesizlikleri, coğrafi ayrılıklar veya dış kuvvetlerin müdahalesi de çatışmaya sebep olan unsurlar arasında yer alabilir. ABD ve AB’nin İran’ın bölgede oynayacağı rol konusunda paylaştıkları bir inançları var. Ancak İran'ın nükleer programının olası sonuçları ve bu ülkenin bölgede oynadığı istikrarsızlaştırıcı rolü konusunda endişeliyiz. İran'ın tahammül edilemez davranışlarını şiddetle kınıyoruz. Aramızda araçlar bakımından farklılıklar olabilir. AB, İran'ın nükleer programının barışçıl doğasını korumanın, bir ortak eylem planını gerektirdiğine inanıyor. ABD bu anlaşmadan çekildi ve İran’a yaptırımlar uyguladı. Bugün Ortadoğu’nun karşılaştığı zorlukları hatırlatan bölge temsilcilerini dinleme fırsatına sahibiz.”
Konferans dahilinde gerçekleştirilecek görüşmelerde herhangi bir ülkenin veya konunun görüşmelerin seyrine hakim olmayacağını dile getiren ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ise şunları söyledi:
“Konferans, Yemen Dışişleri Bakanı Halid el-Yemani’nin başkanlığını yapacağı Yemen hakkında bir tartışma ile başlayacak. Daha sonra Suriye'deki idarenin sonraki adımlarını ve değişmeyen stratejik hedeflerimize ulaşmak için çabalarımızı sürdürme taahhüdümü gözden geçireceğiz. Sonrasında Başkanı Trump'ın danışmanı Jared Kushner, ABD yönetiminin İsrail ile Filistinliler arasında kapsamlı ve sürdürülebilir bir barışı sağlama çabalarını tartışacak. Tüm bu konular hakkında soru sorma ve yorum yapma fırsatı da olacak. Sonrasında ise ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Polonya Başbakanı ve 7 Dışişleri Bakanı ilgili konular hakkındaki değerlendirmelerini bizimle paylaşacak. Daha sonra bir grup devletle, mültecilerin ve insani zorlukların ele alındığı bir öğle yemeği tertip edilecek. Bunun ardından füze geliştirme ve bunları yayma, siber tehditlerle mücadele, terörizm ve yasadışı fon sağlamak ile mücadele konulu bir dizi çalışma oturumu düzenlenecek.”
Pompeo sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bugün çok önemli görüşmelerde bulunacağız, ancak konferans sona ermeyecek. Çalışmamız gerekiyor. Suriye ve Yemen, silahların yayılması, barış süreci, terörizm, İran, siber güvenlik ve insani krizler gibi meseleler tek başına üstesinden gelinecek sorunlar değil. Güvenliği sağlamak için birlikte çalışmalıyız. Hiçbir ülke bunun dışında kalamaz. ABD, Ortadoğu’daki güvenlik sorunlarına yönelik çabalara liderlik etmeye devam edecek. Bölge için iyi bir güç olmaya devam edeceğiz. Bugün gerçekleştirilen konferans bunun kanıtıdır.”
Pompeo, sabah saatlerinde, konferansı ‘istisnai’ olarak nitelendiren Netanyahu ile ortak bir basın toplantısı düzenledi.
İsrail Başbakanı Netanyahu konferans ile ilgili "tarihsel bir dönüm noktası" değerlendirmesinde bulunduktan sonra şunları söyledi:
“Burada 60 ülkeden dışişleri bakanı ve hükümet temsilcisi, İsrail başbakanı ve önde gelen Arap ülkelerinin dışişleri bakanları karşılıklı oturup bugüne kadar görülmemiş bir güç ve açıklıkla İran rejiminin yarattığı ortak tehditle nasıl baş edilmesi gerektiğini konuştu. İlk kez birlikte geleceğimizi tehdit eden şeyin ne olduğunu ve onu güvence altına almak için neler yapmamız gerektiğini tartışma fırsatı bulduk. Bu diyaloğu gelecekte yalnızca güvenlik konusunda değil, Ortadoğu halklarının yaşamını etkileyecek her alanda sürdürmeliyiz”
“İran’la yüzleşmeden Ortadoğu’da barış ve istikrar sağlayamayız” diyen Pompeo ise İran’ın eylemleri de dahil olmak üzere istikrarsızlaştırıcı eylemleri ele almaya yönelik ortak çabalara duyulan ihtiyaçtan söz ederek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Basitçe ifade etmek gerekirse, İran ile yüzleşmeden bunları gerçekleştirmek söz konusu olamaz. Lübnan’da Yemen’de Suriye’de Irak’ta yıkıcı etkilerde bulunuyorlar. Buralarda Hamas, Hizbullah ve Husiler gibi gerçek tehditler var. İran’a karşı harekete geçmeden Ortadoğu’da barış sağlayamayız.”



KGB Okulu: Rusya, savaşmadan Avrupa'yı hedef alıyor

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Moskova'daki Kremlin Sarayı’nda, Rusya Ulusal Günü vesilesiyle düzenlenen ödül töreninin ardından, Rusya’nın Ukrayna'daki ‘özel askeri operasyonuna’ katılan ordu mensuplarıyla bir araya geldi, 12 Haziran 2026 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Moskova'daki Kremlin Sarayı’nda, Rusya Ulusal Günü vesilesiyle düzenlenen ödül töreninin ardından, Rusya’nın Ukrayna'daki ‘özel askeri operasyonuna’ katılan ordu mensuplarıyla bir araya geldi, 12 Haziran 2026 (Reuters)
TT

KGB Okulu: Rusya, savaşmadan Avrupa'yı hedef alıyor

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Moskova'daki Kremlin Sarayı’nda, Rusya Ulusal Günü vesilesiyle düzenlenen ödül töreninin ardından, Rusya’nın Ukrayna'daki ‘özel askeri operasyonuna’ katılan ordu mensuplarıyla bir araya geldi, 12 Haziran 2026 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Moskova'daki Kremlin Sarayı’nda, Rusya Ulusal Günü vesilesiyle düzenlenen ödül töreninin ardından, Rusya’nın Ukrayna'daki ‘özel askeri operasyonuna’ katılan ordu mensuplarıyla bir araya geldi, 12 Haziran 2026 (Reuters)

Samir İlyas

Almanya'nın Leipzig-Halle Havaalanı’ndaki patlayıcılardan Rusya'yı sorumlu tutması üzerine Rusya ile Avrupa ülkeleri arasındaki gerilim tırmandı. Avrupa Birliği (AB), Berlin ile dayanışma içinde olduğunu açıklarken, Danimarka Güvenlik ve İstihbarat Teşkilatı, Ukrayna'yı askerî ve ekonomik olarak destekleyen öncü ülkelerden biri olan Danimarka'daki şirketlere yönelik Rusya'nın sabotaj eylemleri düzenlemek amacıyla hazırladığı somut planlar konusunda uyarıda bulundu.

Şarku’l Avsat’ın Bloomberg’ten aktardığı habere göre teşkilatın karşı casusluk birimi başkanı Emil Grisholm geçtiğimiz perşembe günü Danimarka gazetesi Berlingske’ye yaptığı açıklamada, teşkilatın şimdiye kadar gerçekleşmiş herhangi bir saldırıdan haberdar olmadığını, ancak savunma sanayiyle bağlantılı ve Ukrayna'ya destek veren şirketlere karşı kundaklama eylemleri de dahil olmak üzere somut sabotaj hazırlıkları tespit ettiklerini belirtti. Güvenlik yetkilisi, Rusya'nın, arkalarındaki gücün kimliğinden çoğunlukla habersiz olan yerel sakinleri fabrikaların fotoğraflarını çekmek de dahil olmak üzere çeşitli görevleri yerine getirmeleri için yönlendirmeye çalıştığına dikkati çekti.

Son gelişmeler, Rusya istihbaratının Avrupa'daki hedeflere karşı yürüttüğü ‘hibrit savaş’ hakkındaki son yıllardaki bir dizi Batılı suçlama ve istihbarat raporu kapsamında yer alıyor. Bu gelişmeler, Rusya'nın, Soğuk Savaş sırasında Batı ile mücadele stratejisinin bir parçası olarak Sovyet istihbarat teşkilatı (KGB) tarafından gerçekleştirilen operasyonlar olan ‘aktif tedbirleri’ geliştirmek için geleneksel olmayan araçlar kullanmasından duyulan endişeleri artırıyor.

Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi'nin (CSIS) geçtiğimiz yılın mart ayında Rusya’nın faaliyetlerine ilişkin hazırladığı bir rapora göre Rusya, Rus askeri istihbaratının öncülüğünde Avrupa'daki Avrupa ve ABD çıkarlarına karşı gerilimi tırmandırıcı ve şiddetli bir sabotaj kampanyası yürütüyor. Rapor, Rus saldırılarının sayısının 2023 ile 2024 yılları arasında yaklaşık üç katına çıktığına dikkati çekti.

Raporda, sabotaj eylemlerinin yüzde 27'sinin ulaştırma sektörünü (trenler, araçlar ve uçaklar gibi), diğer yüzde 27'sinin hükümet hedeflerini (askeri üsler ve yetkililer gibi), yüzde 21'inin kritik altyapıyı (boru hatları, deniz altı fiber optik kablolar ve elektrik şebekesi gibi) ve yüzde 21'inin sanayiyi (savunma şirketleri gibi) hedef aldığı belirtildi. Bu hedeflerin birçoğunun, Ukrayna'ya silah ve diğer malzemeleri üreten veya sevk eden şirketler gibi Batı'nın Ukrayna'ya yaptığı yardımlarla bağlantıları bulunuyordu.

Ukrayna'daki savaşın ardından Rusya'nın odak noktası, Kiev'e yapılan Batı askeri yardımlarını durdurmaya ve yoğun medya propagandasından gözdağı vermeye kadar uzanan geniş bir araç yelpazesi kullanarak Avrupa hükümetlerinin ve vatandaşlarının tutumunu değiştirmeye kaydı.

Ukrayna savaşının ardından Avrupa'da Rusya'ya atfedilen istihbarat ve sabotaj faaliyetlerine ilişkin raporların artmasına rağmen, Rus istihbaratı, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in yüzyılın başında iktidara gelmesinden bu yana Batı ile mücadelede kanıtlanmış mekanizmalar olmaları ve Rusya'nın küresel bir süper güç olarak rolünü yeniden kazanmasına yönelik dış politikasını desteklemeleri temelinde ‘aktif tedbirler’ yaklaşımını yeniden benimsemeye ve geliştirmeye yöneldi.

Rus istihbarat teşkilatları bilgi alanındaki faaliyetlerini artırırken raporlara göre uzmanlaşmış ekipler aracılığıyla yanıltıcı bilgileri yaydı ve Rusya'ya yakın siyasetçilerin ağırlığını artırmak ve kendilerine düşman olanların şansını zayıflatmak için parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerine müdahale etti. Ayrıca Batı'daki seçimlere ve iktidar kurumlarına olan güveni sarstı.

Batılı istihbarat teşkilatları, 2015 yılından bu yana Rus istihbarat teşkilatlarını Norveç, Finlandiya ve Baltık ülkeleri sınırlarında ‘göç krizleri tetiklemekle, bölünmeler yaratmakla ve ulus devletlerin geri dönüşünü ve AB’nin mevcut yapısıyla sona erdirilmesini savunan sağ popülist akımların yükselişine katkıda bulunacak toplumsal krizler oluşturmak amacıyla göçmenler ile mülteciler tarafından işlenen suçlar ve tecavüz vakaları hakkında sahte haberler yaymakla’ suçladı. Ayrıca çevrim içi oyunlar ve Telegram gibi sosyal medya platformları kullanılarak siber uzayda casusluk ve ajan kazanma operasyonları da artırıldı.

Yeni terminoloji ve hedefler

Putin dönemindeki resmi Rus stratejik belgelerinde ‘aktif tedbirler’ terimi kullanılmıyor. Rusya’nın 2000 yılına tarihli askeri doktrininde ‘destek tedbirleri’ ve ‘özel etki araçları’ gibi terimler görülmeye başlanmış ve daha sonra ise ‘askeri olmayan araçlar’, ‘dolaylı eylem’, ‘bilgi çalışması’, ‘bilgi-psikolojik çalışma’ ve ‘bilgi-teknolojik çalışma’ gibi terimler öne plana çıkmıştır. 2014 yılının sonlarında yayımlanan askeri doktrin versiyonunda ise ‘bilgi teknolojisi’ terimine yer verilmiştir. Terminolojinin ötesinde, Rusya'nın yurt dışındaki eylemlerinin doğası, Kremlin'in strateji ve politikalarına hizmet etmek amacıyla ekonomik, istihbarat, sosyal, diplomatik ve elektronik araçları harmanlayan gelişmiş Rus ‘aktif tedbirleriyle’ birlikte Sovyet istihbarat teşkilatlarının geçmiş yaklaşımının sürdürüldüğünü teyit ediyor.

cdfgrth
1981 yılının kasım ayında Moskova'da çekilen bu fotoğrafta, KGB’nin kurucusu Felix Dzerjinski'nin anıtı ve arka planda KGB binası görülüyor (AFP)

İletişim ve teknoloji devriminin Rus istihbarat araçlarında köklü değişikliklere yol açtığına şüphe yok. Hedefler ve amaçlar da Soğuk Savaş dönemine kıyasla değişip genişleyerek 2022 yılındaki Ukrayna savaşından bu yana ‘hibrit savaş’ biçimine dönüştü.

Ukrayna savaşından önce Avrupa'daki ‘aktif tedbirler’, Avrupalı siyasi ve ekonomik elitleri etkilemek suretiyle Rusya'nın siyasi ve ekonomik nüfuz alanını korumayı ve bunu Orta ve Doğu Avrupa'da genişletmeyi amaçlıyordu. Rusya, Belarus üzerindeki kontrolünü sürdürmek ve her iki ülkenin Rusya'nın Slav halklarının birliğine dair tarihi anlatısında ifade ettiği anlam ile Batı'ya karşı bir tampon bölge rolü gereği, 2004'teki Turuncu Devrim'den sonra Ukrayna üzerindeki kontrolü her türlü yolla yeniden sağlamaya çalıştı. Eski Sovyet Baltık ülkelerinin; Rusya'nın kuzeybatısında, en büyük insan ve askeri yığınaklara, Moskova ve St. Petersburg'a yakın stratejik konumlarıyla NATO'ya katılmasıyla birlikte Rusya, bu ülkelerin istikrarını bozmaya ve eş zamanlı olarak NATO'nun doğu kanadını zayıflatmaya yöneldi. Rusya'nın Avrupalı aşırı sağ parti liderlerini ağırlaması ve bazı partilere mali destek sağlandığı yönündeki raporlar, Rusya'nın AB’yi zayıflatmak veya parçalamak amacıyla ayrılıkçı eğilimleri teşvik etmeye odaklandığını ortaya koydu. Çünkü güvenlik ve ekonomi konularında küçük devletlerle müzakere etmek, birleşmiş bir blokla müzakere etmekten çok daha iyidir. Rus medya organları bir yandan Avrupalı liderlerin yetkinlik ve dürüstlüğünü hedef alıp küçümserken, diğer yandan çeşitli Avrupa ülkelerinde ve bizzat AB kurumlarında Rusya yanlısı bir ‘lobi’ inşa etme gayreti güttü. Öte yandan Rusya, bir taraftan Atlantik'in iki yakasında Avrupa ile ABD arasında bir gedik açmaya çalışırken diğer taraftan NATO üyesi ülkelerin sınırları yakınlarındaki askeri tatbikatlar, bölgedeki NATO güçlerine karşı Rus askeri üstünlüğünün sergilenmesi, ittifak üye devletlerindeki genel moralin düşürülmesi ve savunma kapasitelerini geliştirmeyi amaçlayan projelerin küçümsenmesi dahil olmak üzere askeri-psikolojik faktörü ve güç gösterisini devreye soktu.

cdfvg
Norveç Başbakanı Jonas Gar Stuer, Almanya Başbakanı Friedrich Mierz ve Kanada Başbakanı Mark Carney, 13 Mart’ta Norveç’in Kuzey Kutbu bölgesindeki Bardufoss yakınlarında düzenlenen NATO’nun Cold Response Tatbikatı kapsamında gerçekleştirilen bir askeri manevra sırasında konuşuyorlar (Reuters)

Rus saldırılarına ilişkin Batılı raporlar ve suçlamalar zinciri gözden geçirildiğinde, Ukrayna'daki savaştan sonra Rusya'nın odak noktasının Kiev'e yapılan Batı askeri yardımlarını durdurmaya ve yoğun medya propagandasından gözdağı vermeye kadar uzanan geniş bir araç yelpazesi kullanarak Avrupalı hükümetlerin ve vatandaşlarının tutumunu değiştirmeye kaydığı açıkça görülüyor.

Çeşitli araçlar

Rusya, önceki amaçlarına ulaşmak için bir kısmı resmi kılıflar altında, bir kısmı ise Rus istihbaratı tarafından yürütülen farklı araçlardan oluşan bir cephanelik kullandı. En önemli projelerden biri; Rusya'nın tutumuna güvenilirlik kazandıran elektronik portallar kurmak, etkili medya kuruluşlarıyla iletişim kurmak ve bilgi kargaşası yaratmak amacıyla yanıltıcı bilgileri dolaşıma sokmak suretiyle bilgi alanında etki kuruyor. Ayrıca Rusya, hedef ülkelerdeki durumu ve karşı casusluk alanındaki kapasitelerini tespit etmeyi, bu kapasiteleri sekteye uğratmaya çalışmayı ve savunma hazırlığından sorumlu kurum ile yapılara sızmayı amaçlayan istihbarat faaliyetleri yürütmeye koyuldu.

ABD Helsinki Komitesi’nin 2024 yılındaki raporuna göre Rusya’nın Ukrayna savaşından bu yana yaklaşık 150 sabotaj vakası ve diğer hibrit eylemi gerçekleştirdiği tahmin ediliyor.

Rusya, NATO'yu eleştiren taraflarla iletişim kurarak ve aşırı sağ ile aşırı soldaki radikal partileri destekleyerek, bilerek ya da bilmeyerek Rusya'nın siyasi hedeflerinin hayata geçirilmesini destekleyen sosyal, siyasi ve entelektüel bir zemin hazırlamaya çalıştı. Ayrıca eski siyasetçileri Rus şirketlerinde istihdam etmeye ve NATO, AB ve benzeri konularda Rusya ile aynı görüşü paylaşan partileri destekleyen bazı şirketlere ticari sözleşmeler vermeye yöneldi.

İstihbarat ve araştırma raporlarına göre Rus servisleri, yerel halk arasında panik yaratmak ve kritik altyapıyı devre dışı bırakmak amacıyla siber saldırılar ve sabotaj eylemleri gibi özel yerel operasyonlar gerçekleştirdi.

Rus istihbaratının kullandığı araçlar ülkeden ülkeye değişiklik gösteriyor. Moskova ile olan ilişkilerin niteliğine, siyasi, sosyal ve kültürel koşullara bağlı olarak istenen etki; Rus ve yabancı siyasi partiler, Rusya yanlısı çevreler, Rus Evi gibi sivil toplum kuruluşları, kültürel merkezler, kilise veya Kremlin'e bağlı sermaye grupları aracılığıyla sağlanıyor.

Düşük maliyetli stratejik caydırıcılık

Rusya Savunma Bakanlığı Askerî Ansiklopedik Sözlüğü ‘stratejik caydırıcılığı’, mevcut tüm devlet araçlarını kullanarak her türlü tehdidi bertaraf etmek amacıyla askeri ve askeri olmayan önlemlerden oluşan, askeri-siyasi durumu istikrara kavuşturmayı hedefleyen koordine bir sistem olarak tanımlamaktadır. Kullanılabilir araçların sayımındaki belirsizliğe rağmen bu tanım, ‘hibrit savaş’ ve sınır ötesi savaş terimleriyle örtüşüyor. İster fiziki ister elektronik olsun sabotaj, Rus hibrit cephaneliğindeki en önemli caydırıcılık araçlarından biri olarak görülebilir. Sabotaja başvurmak etkili ve düşük maliyetli bir seçenek olup düşmanı sürekli bir kargaşa halinde tutar; zira bu, geleneksel bir savaş olarak kabul edilmez, aynı zamanda hedef ülkenin kapasitelerini tüketir ve uygun araçlar seçilerek kusursuz bir şekilde icra edilmesi durumunda ispatlanamaz.

gbhyju
Almanya İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt ve Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, Berlin'de, Leipzig havalimanındaki İHA olayının ardından basın toplantısı düzenlerken, 1 Eylül 2026 (Reuters)

Soğuk Savaş dönemine ilişkin çeşitli sızıntılara göre -ki bunların en dikkat çekicisi, 1990'larda Batı'ya iltica eden Sovyetler Birliği Dış İstihbarat Servisi arşiv memuru Vasili Mitrohin'in sızdırdığı belgelerdir-KGB, ‘tüm aktif tedbirlerin temel değerinin, aktarılan bilgilerin doğruluğunu teyit etmenin ve gerçek kaynağı belirlemenin zor olmasında yattığı’ ilkesinden yola çıkarak hareket etti. Aktif tedbirler, asgari harcama ve çaba ile azami nihai sonuçlar elde edildiğinde etkinliklerini ve faydalarını kanıtlıyor.

Son yıllarda Rusya'ya yöneltilen suçlamaların incelenmesi, Rusya'ya atfedilen gözdağı ve sabotaj olaylarının Sovyetler Birliği dönemindekilerden kökten bir farklılığı olmadığını gösteriyor. Zira bu eylemler NATO üyelerini ortak bir yanıta mecbur bırakan 5. madde eşiğinin altında kalırken Moskova'nın sorumluluğunu net bir şekilde ortaya koymaktan kaçınan, makul düzeyde inkâr edilebilirlik sağlayan yöntem ve araçlara dayanıyor. İstihbarat ağları, Rusya devletiyle doğrudan bağlar kurmaksızın bu operasyonları gerçekleştirebilecek ajanlar yetiştirdi.

Son olaylar, vekil aktörlerin, özellikle de Rus istihbaratının sabotaj eylemleri düzenlemek üzere görevlendirdiği yabancı uyrukluların ve suç şebekelerinin artan rolünü teyit ediyor. Avrupa genelinde gerçekleştirilen tutuklamalar, Belarus ve diğer ülkelerden aracılar vasıtasıyla saldırıları icra etmek üzere Balkan kökenli ajanların ve yerel muhbirlerin kullanıldığını ortaya koyuyor. Yerel ve diğer ülkelerden ajanlara başvurulmasının, Avrupalı hükümetlerin diplomatik kisve altında casusluk yaptıklarını belirttiği Rus büyükelçilik personelinin son yıllarda toplu olarak sınır dışı edilmesinin bir sonucu olarak gerçekleştiği aşikar.

Batılı taraflarca hazırlanan raporlara dayanarak, son yıllardaki Rus istihbarat operasyonları; ekonomik istikrarın temel altyapısının hedef alınması, silah fabrikalarına veya lojistik merkezlerine yönelik saldırılar yoluyla silah üretimini, nakliyatı ve askeri hazırlığı aksatan askeri sabotajlar ve sürekli bir sabotaj tehdidi yaratarak sosyal ve siyasi bölünmeleri büyütmek ve yerel halk arasında korku yaymak suretiyle siyasi istikrarsızlık yaratılması olmak üzere üç temel gruba ayrılıyor.

ABD Helsinki Komitesi’nin 2024 yılındaki raporuna göre Rusya'nın Ukrayna savaşından bu yana yaklaşık 150 sabotaj vakası ve diğer hibrit eylemi gerçekleştirdiği düşünülüyor. Rapor, Rusya’nın saldırılarının, hedef ülkeye verilen desteği caydırmak, 4. ve 5. maddeler kapsamındaki taahhütler de dahil olmak üzere NATO'nun birliğini ve direncini test etmek, ulusal seçimlere çeşitli biçimlerde müdahale etmek, kritik altyapıyı ifşa etmek ve zarar vermek, panik yaratmak ve Batılı hükümetler ile ittifaklara olan güveni sarsmak amacıyla bilişsel bir savaş yürütmek gibi çeşitli amaçlara ulaşmak için Ukrayna'yı en çok destekleyen ülkeleri hedef aldığına dikkati çekti.

Kullanılan taktikler arasında askeri lojistiğin aksatılması, kundaklama, siber saldırılar, kritik enerji altyapısına zarar verilmesi ve vekil grupların desteklenmesi yer aldı. Güncel operasyonlar, Sovyet dönemi uygulamalarına benzer şekilde enerji şebekelerini, ulaştırma ağlarını ve kamusal altyapıyı hedef almayı sürdürüyor.

Avrupa, geçtiğimiz yılın ağustos ayından bu yana askeri üslerin, havalimanlarının ve kritik enerji tesislerinin yakınlarında beliren insansız hava aracı (İHA) sürüleriyle başlayıp topraklarında gerçekleşen ve Rusya'nın parmağı olduğu şüphe uyandıran hava sızma operasyonlarının sayısında keskin bir artışa tanık oldu.

Siber saldırılar, dezenformasyon, sabotaj, gizli operasyonlar ve diğer aktif eylemler, Moskova'ya, Batı'nın istikrarına ve dayanışmasına meydan okumak için yüksek etkiye sahip, düşük maliyetli ve inkâr edilebilir bir yöntem sunuyor. Bu taktikler, Rusya'nın NATO ile doğrudan askeri çatışmadan kaçınırken zayıf noktaları istismar etmesine olanak tanıyor. Bu operasyonlar, maliyetli geleneksel savaş eşiğinin altında sınıflandırıldığı için önemli ve cazip bir seçenek teşkil ediyor. Devletler genellikle geleneksel savaş eşiğinin altında kalan bu tür eylemlere, faile savaş ilan ederek karşılık vermezler. NATO anlaşmasının kolektif savunmaya ilişkin 5. maddesi, ittifak üyelerinden birine yönelik silahlı saldırının tüm üyelere yapılmış bir saldırı kabul edileceğini öngörmesine rağmen, NATO hükümetleri genellikle aktif tedbirleri kolektif meşru müdafaa gerektiren silahlı bir saldırı olarak değerlendirmiyor. Rusya'nın Avrupa'daki eylemlerini ayırt edici kılan husus, nispeten ucuz olmaları ve geleneksel savaşın aksine genel olarak büyük miktarlarda para gerektirmemesi. Siber saldırılar ve elektronik harp gibi bu eylemlerin bazıları hedef ülkenin topraklarından, üçüncü bir ülkeden veya sanal ağlar üzerinden gerçekleştirilebilir. Bu da kaynağının tespit edilmesini zorlaştırır.


Witkov: Rusya ve Ukrayna savaşı sona erdirmek için "tavizler" vermeli

Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy, dün Kiev'de düzenlenen ortak basın toplantısının ardından ABD elçileri Steve Wittkopf ve Jared Kushner ile bir araya geldi (AP)
Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy, dün Kiev'de düzenlenen ortak basın toplantısının ardından ABD elçileri Steve Wittkopf ve Jared Kushner ile bir araya geldi (AP)
TT

Witkov: Rusya ve Ukrayna savaşı sona erdirmek için "tavizler" vermeli

Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy, dün Kiev'de düzenlenen ortak basın toplantısının ardından ABD elçileri Steve Wittkopf ve Jared Kushner ile bir araya geldi (AP)
Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy, dün Kiev'de düzenlenen ortak basın toplantısının ardından ABD elçileri Steve Wittkopf ve Jared Kushner ile bir araya geldi (AP)

ABD'li özel temsilci Steve Witkoff dün), Rusya ve Ukrayna'ya 2022'de başlayan Rusya işgalinden bu yana devam eden çatışmaya çözüm bulunabilmesi için “taviz vermeleri” çağrısında bulundu.

Şarku’l Avsatın AFP’nin aktardığına göre Witkoff, ABD'li temsilci Jared Kushner'ın Kiev'de Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile gerçekleştirdiği ilk görüşmelerin ardından düzenlediği basın toplantısında, “Her iki tarafın da taviz vermesi ve aralarındaki anlaşmazlıkları azaltması gerekiyor. Bunun sağlanması için gerekli koşullara sahip olduğumuza inanıyoruz” dedi. Witkoff, “Bu son derece zor bir süreç ancak kararlılığımız ve ilgimiz var. Bütün bunların diplomatik bir çözüme ulaşmasını umuyoruz” diye konuştu.

Öte yandan Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, Rusya ile Ukrayna arasındaki anlaşmazlığın merkezinde yer alan toprak meselesinin yalnızca devlet başkanları arasındaki görüşmeler yoluyla çözülebileceğini söyledi.

Zelenskiy, ABD Başkanı'nın temsilcileriyle Kiev'de gerçekleştirdiği görüşmelerin ardından düzenlediği basın toplantısında, “Bu tür karmaşık meselelerin (toprakla ilgili) yalnızca liderler düzeyinde çözülebileceği yönündeki tutumumu koruyorum” ifadelerini kullandı.

Zelenskiy uzun süredir Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşme çağrısında bulunuyor. Ancak Kremlin bu görüşmeye karşı çıkıyor.


İsrail gerilimi artırıyor... Gri hat'a çekilme gündemde

Yerel halk, Lübnan'ın güneyindeki Arap Salim kasabasında bir eve düzenlenen İsrail hava saldırısında hayatını kaybeden kurbanın cesedini taşıyor (EPA)
Yerel halk, Lübnan'ın güneyindeki Arap Salim kasabasında bir eve düzenlenen İsrail hava saldırısında hayatını kaybeden kurbanın cesedini taşıyor (EPA)
TT

İsrail gerilimi artırıyor... Gri hat'a çekilme gündemde

Yerel halk, Lübnan'ın güneyindeki Arap Salim kasabasında bir eve düzenlenen İsrail hava saldırısında hayatını kaybeden kurbanın cesedini taşıyor (EPA)
Yerel halk, Lübnan'ın güneyindeki Arap Salim kasabasında bir eve düzenlenen İsrail hava saldırısında hayatını kaybeden kurbanın cesedini taşıyor (EPA)

İsrail, dün Lübnan'ın güneyindeki hava saldırıları ve bombardımanını yoğunlaştırırken, işgal ettiği Lübnan topraklarının büyük bölümünden çekilmeyi planladığını açıkladı. Buna göre İsrail, mevcut “sarı hat” yerine sınırdan 2 ila 4 kilometre içeride, “gri hat” olarak adlandırılan bir hatta çekilerek bölgede kalmaya devam edecek.

Sahada ise İsrail, haziran ayında varılan ateşkes anlaşmasının oluşturduğu gayri resmî kuralları ihlal etti. İsrail ordusu, Lübnan'ın güneyinde tahliye uyarılarını yeniden başlatırken, Nebatiye kentindeki kritik altyapı ve tesisleri hedef alan hava saldırıları düzenledi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre saldırılarda 4 kişi hayatını kaybetti. Lübnan devleti saldırıları kınarken, Cumhurbaşkanı Joseph Avn, yaşananları “tehlikeli bir tırmanış” olarak nitelendirdi. Meclis Başkanı Nebih Berri ise İsrail'in güneyi “kanlı bir sandığa” dönüştürdüğünü söyledi.

Tel Aviv'de ise İsrail'in Kanal 11 televizyonuna konuşan askeri kaynaklar, İsrail ordusunun Lübnan'ın güneyindeki Ali et-Tahir Tepesi'nde “operasyonel kontrolü sağladığını ve tüneller ile yer altı altyapısını temizlediğini” açıklamasının ardından, asker sayısını azaltmaya, yeniden konuşlandırmaya ve geri çekilmeye hazırlandığını bildirdi. Buna göre ordu, İsrail-Lübnan sınırına yakın yeni bir “güvenlik kuşağı” bölgesine çekilecek.