​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
TT

​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)

Ortadoğu'da Barış ve Güvenliğin Geleceğini Destekleme Konferansı dün sona erdi.
ABD ve Polonya, konferans sonrasında yayınlanan sonuç bildirgesinde, Ortadoğu’da istikrarın sağlanması için böyle bir konferansın gerçekleştirilmesinin gerekliliğine dikkat çekerken, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, İran'ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varılması için işbirliği yapılması çağrısında bulundu ve bu tehditlerin Ortadoğu ile sınırlı kalmayacağını, bilakis Avrupa’ya ve Batı’ya da yöneleceğini söyledi. Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz ise yaptığı konuşmada, İran'ın Suriye'ye müdahalelerinin bölgeyi olumsuz etkilediğini söyledi.
“İran, Hizbullah ve terörizm Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor”
Varşova Konferansı’nın krizlerin üstesinden gelinmesi için gerçekleştirildiğini dile getiren Pompeo, “İran, Hizbullah ve terörizmin yayılması Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor. Ortadoğu'daki barış çalışmalarına devam edeceğiz. Daha fazla yaptırım ve daha fazla baskı istiyoruz. Böylece İran'daki diktatörlerin devamlılığının önüne geçebiliriz” açıklamasında bulundu. Ayrıca bölgedeki İran saldırganlığının gerçek bir tehlike olduğuna dikkat çeken Pompeo, “Konferansta İran’ı savunan hiçbir ülke yok. İran’ın bölgeyi istikrarsızlaştıran rolü konusunda hepimiz hemfikiriz” dedi. Pompeo, İran rolüne atıfta bulunmadan bölgedeki sorunlardan bahsetmenin zor olduğuna dikkat çekerek, İran’ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varmak için işbirliğine ihtiyaç duyulduğunu ve Washington’un İran'a daha fazla yaptırım uygulama konusunda haklı olduğunu söyledi.
Öte yandan Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, Ortadoğu'daki sorunların karmaşık olduğuna ve Avrupa Birliği’nin (AB) tek başına bunların üstesinden gelmek için yeterli güce sahip olmadığına dikkat çekerek, “İran'ın olumsuz bir etkisi var. Tartışmalarımızda bunu göz ardı etmedik” dedi.
Konferansa yaklaşık 60 ülke katıldı, fakat katılımın Avrupa ayağı düşüktü. ABD yetkilileri, İran'ın eylemlerini tehdit olarak gören Arap devletleri ve İsrail gibi farklı tarafların bölgede bulunmasının önemini vurguladılar.
Pence’den Avrupa ülkelerine suçlama
Konferansın oturum aralarında açıklamalarda bulunan ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, İran dosyasıyla ilgili olarak Amerikan ve Avrupa tarafları arasındaki farklara ışık tuttu. ABD yetkilisi, Avrupalıları, ‘İran rejimine yönelik yaptırımları, mali işlemler için bir mekanizma kurarak atlatmaya çalışmakla’ suçladı. Bu davranışların hoş olmadığına dikkat çeken Pence, bu davranışların taraflar arasındaki ilişkilerde birtakım sonuçları olabileceğini söyledi.
ABD Başkan Yardımcısı Pence, konuşmasının devamında, Trump'ın iki yıl önce başkanlık koltuğuna oturmasında sonra ilk dış ziyaretini Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiğine ve Arap-İslam-Amerikan Zirvesi’ne katıldığına atıfta bulunarak, barışın sağlanması için konferansa katılan bütün ülkeler ile çalışmaya hazır olduklarını belirtti.
Katılımcıların bölge için daha iyi bir gelecek inşa edilmesi hakkında konuştuğunu kaydeden Pence, “Şu anda toplantılar yapılıyor. Çünkü radikal İslami terörizm gibi ortak bir sorunla karşı karşıyayız. Terörizm yalnızca Amerika'ya değil bölgedeki tüm ülkelere yönelik bir tehdit oluşturuyor. Başkan Trump yönetimi, bu radikal tehdide karşı koyma konusunda adımlar attı ve DEAŞ örgütü ile kendini gösteren bu tehdidin ortadan kaldırılması hususunda esas katkılarda bulundu. ABD, kendi vatandaşlarının güvenliğini önceliyor. Fakat Amerika’nın öncelenmesi, yalnız Amerika demek değildir. Washington, aşırılıkçılığa karşı uluslararası bir koalisyon oluşturmak için çalışıyor.”
Başbakan Netanyahu'nun geçen yılın sonunda Umman'ı ziyareti ve Papa Franciscus'un bu yıl BAE'ye yaptığı ziyaret gibi bölgedeki ‘değişim rüzgarlarına’ değinen Pence, “Bu tarihi konferans yeni bir dönemin başladığının kanıtıdır” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“DEAŞ hilafeti kısa bir süre sonra sona erecek ve Trump’ın açıklamasına göre yakın zamanda bölgedeki ABD birlikleri geri çekilecek. Bu, taktiklerdeki bir değişikliktir, görevde değil. Toprakları DEAŞ’ın elinden geri almamız yeterli değil. Ortaklarımızla çalışmaya hazırız. DEAŞ katıntıları her nerede olursa olsun takip edeceğiz.”
ABD'nin Suriye'deki yeni bir kimyasal saldırıya yanıt verme konusundaki kararlılığını dile getiren Pence, ülkesinin İngiltere ve Fransa ile birlikte, Devlet Başkanı Beşşar Esed rejiminin gerçekleştirdiği kimyasal bir saldırıya yanıt verdiğini hatırlatarak, rejim tarafından gerçekleştirilecek benzer bir saldırıya aynı şekilde yanıt vermeye hazır olduklarını söyledi.
“Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor”
Sonra, İran rejiminin bölgenin geleceği ve Ortadoğu’daki barış ve istikrar için en büyük tehdit olduğunu dile getirerek İran hakkında konuşmaya başlayan Pence, “Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor, Suriye ve Yemen'e müdahale ediyor, Hizbullah'ı destekliyor ve Amerikalı rehineleri elinde tutuyor” dedi. İran’ı Ortadoğu’daki etkisini genişletmek için Irak ve Suriye’de birer koridor açmakla itham eden Pence, savaşçıları ile Esed rejiminin düşmesini engellemeye çalıştığını ve Lübnan Hizbullahı’na roketler gönderdiğini söyledi.
Pence, 1979 yılında Şah’ın devrilmesinin ardından geçen 40 yıl boyunca başarısızlık ve terörün İran’da hüküm sürdüğünü dile getirerek, yapılan nükleer anlaşmanın İran’ı caydırmadığını, bilakis bölgedeki müdahalelerini daha da arttırdığını söyledi. Başkan Trump’ın nükleer anlaşmadan çekildiğini, İran rejimine yaptırımlar uyguladığını ve İran'ın eylemlerine itiraz eden diğer ülkelerin de bu yaptırımları desteklediğini dile getiren Pence, “Maalesef, en yakın Avrupalı arkadaşlarımızdan bazıları bu yaptırımları ihlal etti ve onları atlatmaya çalıştı. Fransa, İngiltere ve Almanya kurdukları finansal işlemler mekanizması ile bu yaptırımların üstesinden gelmeye çalıştılar. Bu hamle, ABD ile Avrupa’nın aralarının açılmasına sebep olacaktır” dedi.
“Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi”
İran'ın teknik olarak uygulayıp uygulamamasının değil, nükleer anlaşmanın kendisinin bir sorun olduğunu dile getiren Pence, “Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi. Artık anlaşmadan çekilmeliler. Bu fırsatı görmezden gelemeyiz” dedi.
Ortadoğu’daki barış süreci hakkında konuşan Pence, “Başkan Trump, üç İbrahimî din olan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam'ın tabilerinin barış içinde birlikte yaşamalarını istiyor” ifadesini kullandı.
Öte yandan Varşova Konferansı’na katılan Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçisi Prens Halid bin Selman, önceki gün Twitter hesabı üzerinden yapmış olduğu paylaşımlarda, “Molla rejimi 40 yıl önce iktidarı ele geçirdi. İran halkının yaşam standartları bu süre içerisinde ciddi bir düşüne tanık oldu. Bu rejim, bölgedeki terörizm, radikalizm, mezhepçilik ve istikrarsızlığı desteklemek için halkının parasını israf etmeye devam ediyor. Dost İran halkı, bölgede bölücülük ve terör fitnelerini yaymak için servetini ve parasını israf etmek yerine halkına özen gösteren bir yönetimi hak ediyor. İran rejimi halen Arapları dize getirmeye çalışmak gibi asla gerçekleşmeyecek bir yanılsama içinde. Ayrımcı söylemleri kendisini açığa çıkarıyor, Bu rejimin boş hayalleri 40 yıl sonra artık kimseyi kandıramıyor” açıklamasında bulundu.
İran rejiminin yayılımcı hayallerine hâlâ bağlı olduğuna dikkat çeken Prens Halid bin Selman, “İran rejiminin lideri, devrimlerinin 40’ıncı yıl dönümü konuşmasında Basra Körfezi'ndeki Arap topraklarının kendi topraklarının bir parçası olduğunu iddia ederek, bu bölgeyi güney İran olarak adlandırdı. Böylece yayılımcı niyetlerini ortaya koydu” ifadelerini kulandı.
Konferansın açılışı
Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, sabah saatlerinde kullandığı şu ifadeler ile konferansın açılışını yaptı;

“Bölgedeki barış ve güvenlik sorununa yeni bir ivme kazandırmanın zamanı geldi. Mülteci krizleri, ekonomik krizler ve bazı durumlarda devlet kurulması gibi krizlerin bölgede olumsuz etkiler oldu. Ortadoğu’nun istikrarını güvence altına almak, devam eden krizlere son vermek, kültürlerarası birliği teşvik etmek ve kapsayıcı toplumlar inşa etmek gibi durumlar, büyük zorluklar ile karşı karşıya. Uluslararası toplumun istikrarı ve sürdürülebilir barışı korumak için bu çabaları aktif olarak desteklemesi önemlidir.”
Czaputowicz açılış konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ortadoğu'daki çatışmaların birçok kaynağı var. Bunlardan bazıları, bazı liderlerin her ne pahasına olursa olsun gücü ellerinde tutmak istemesi, dini köktencilik ve hoşgörüsüzlüktür. Ayrıca güç dengesizlikleri, coğrafi ayrılıklar veya dış kuvvetlerin müdahalesi de çatışmaya sebep olan unsurlar arasında yer alabilir. ABD ve AB’nin İran’ın bölgede oynayacağı rol konusunda paylaştıkları bir inançları var. Ancak İran'ın nükleer programının olası sonuçları ve bu ülkenin bölgede oynadığı istikrarsızlaştırıcı rolü konusunda endişeliyiz. İran'ın tahammül edilemez davranışlarını şiddetle kınıyoruz. Aramızda araçlar bakımından farklılıklar olabilir. AB, İran'ın nükleer programının barışçıl doğasını korumanın, bir ortak eylem planını gerektirdiğine inanıyor. ABD bu anlaşmadan çekildi ve İran’a yaptırımlar uyguladı. Bugün Ortadoğu’nun karşılaştığı zorlukları hatırlatan bölge temsilcilerini dinleme fırsatına sahibiz.”
Konferans dahilinde gerçekleştirilecek görüşmelerde herhangi bir ülkenin veya konunun görüşmelerin seyrine hakim olmayacağını dile getiren ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ise şunları söyledi:
“Konferans, Yemen Dışişleri Bakanı Halid el-Yemani’nin başkanlığını yapacağı Yemen hakkında bir tartışma ile başlayacak. Daha sonra Suriye'deki idarenin sonraki adımlarını ve değişmeyen stratejik hedeflerimize ulaşmak için çabalarımızı sürdürme taahhüdümü gözden geçireceğiz. Sonrasında Başkanı Trump'ın danışmanı Jared Kushner, ABD yönetiminin İsrail ile Filistinliler arasında kapsamlı ve sürdürülebilir bir barışı sağlama çabalarını tartışacak. Tüm bu konular hakkında soru sorma ve yorum yapma fırsatı da olacak. Sonrasında ise ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Polonya Başbakanı ve 7 Dışişleri Bakanı ilgili konular hakkındaki değerlendirmelerini bizimle paylaşacak. Daha sonra bir grup devletle, mültecilerin ve insani zorlukların ele alındığı bir öğle yemeği tertip edilecek. Bunun ardından füze geliştirme ve bunları yayma, siber tehditlerle mücadele, terörizm ve yasadışı fon sağlamak ile mücadele konulu bir dizi çalışma oturumu düzenlenecek.”
Pompeo sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bugün çok önemli görüşmelerde bulunacağız, ancak konferans sona ermeyecek. Çalışmamız gerekiyor. Suriye ve Yemen, silahların yayılması, barış süreci, terörizm, İran, siber güvenlik ve insani krizler gibi meseleler tek başına üstesinden gelinecek sorunlar değil. Güvenliği sağlamak için birlikte çalışmalıyız. Hiçbir ülke bunun dışında kalamaz. ABD, Ortadoğu’daki güvenlik sorunlarına yönelik çabalara liderlik etmeye devam edecek. Bölge için iyi bir güç olmaya devam edeceğiz. Bugün gerçekleştirilen konferans bunun kanıtıdır.”
Pompeo, sabah saatlerinde, konferansı ‘istisnai’ olarak nitelendiren Netanyahu ile ortak bir basın toplantısı düzenledi.
İsrail Başbakanı Netanyahu konferans ile ilgili "tarihsel bir dönüm noktası" değerlendirmesinde bulunduktan sonra şunları söyledi:
“Burada 60 ülkeden dışişleri bakanı ve hükümet temsilcisi, İsrail başbakanı ve önde gelen Arap ülkelerinin dışişleri bakanları karşılıklı oturup bugüne kadar görülmemiş bir güç ve açıklıkla İran rejiminin yarattığı ortak tehditle nasıl baş edilmesi gerektiğini konuştu. İlk kez birlikte geleceğimizi tehdit eden şeyin ne olduğunu ve onu güvence altına almak için neler yapmamız gerektiğini tartışma fırsatı bulduk. Bu diyaloğu gelecekte yalnızca güvenlik konusunda değil, Ortadoğu halklarının yaşamını etkileyecek her alanda sürdürmeliyiz”
“İran’la yüzleşmeden Ortadoğu’da barış ve istikrar sağlayamayız” diyen Pompeo ise İran’ın eylemleri de dahil olmak üzere istikrarsızlaştırıcı eylemleri ele almaya yönelik ortak çabalara duyulan ihtiyaçtan söz ederek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Basitçe ifade etmek gerekirse, İran ile yüzleşmeden bunları gerçekleştirmek söz konusu olamaz. Lübnan’da Yemen’de Suriye’de Irak’ta yıkıcı etkilerde bulunuyorlar. Buralarda Hamas, Hizbullah ve Husiler gibi gerçek tehditler var. İran’a karşı harekete geçmeden Ortadoğu’da barış sağlayamayız.”



Türkiye, bölgesel istikrarın sağlanmasında iş birliğine yönelik bölgesel bir platform kurulmasını önerdi

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)
TT

Türkiye, bölgesel istikrarın sağlanmasında iş birliğine yönelik bölgesel bir platform kurulmasını önerdi

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, “istikrar vizyonu” çerçevesinde daha geniş bir “bölgesel iş birliği platformu” kurulmasının önemine dikkat çekerek, bütün bölge ülkelerinin toprak bütünlüğü, egemenlik ve karşılıklı güvenlik ilkelerine bağlı kalması gerektiğini vurguladı.

Fidan, “modern tarihten ders çıkarılması gerektiğini” belirterek, mevcut koşulların iş birliğini başlatmak için “altın bir fırsat” sunduğunu ifade etti.

Japonya’nın Nikkei Asia gazetesine verdiği ve Türk medyasında da yer alan açıklamalarında Fidan, önerilen bölgesel platformun Türkiye’nin yanı sıra Suudi Arabistan, Mısır, Pakistan ve Körfez ülkelerini kapsayabileceğini, uygun şartlar oluştuğunda İran’ın da bu yapıya katılabileceğini söyledi.

İsrail’in ise ancak 1967 sınırları temelinde bir Filistin devletini tanıması halinde sürece katılabileceğini belirten Fidan, “Bu sorun çözüldüğünde İsrail’in güvenliği de bölge ülkeleri tarafından büyük ölçüde desteklenecektir” ifadelerini kullandı.

Fidan ayrıca ABD ile İran arasındaki müzakerelerin “kritik bir dönemece” girdiğini ve tarafların olumlu sonuç elde etmeye istekli olduğunu, bir anlaşmanın her zamankinden daha yakın olduğunu ifade etti.

Hürmüz Boğazı (Reuters)Hürmüz Boğazı (Reuters)

Türkiye’nin, Pakistan’ın iki ülke arasında yürüttüğü arabuluculuk girişimlerini desteklediğini belirten Fidan, tarafların, “Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması sorunu çözülmeden nükleer müzakerelere başlanmaması” yönünde bir yol haritası üzerinde anlaştığını belirtti.

Fidan, Hürmüz Boğazı’nın kapalı olmasının hem ABD hem de İran üzerinde ciddi baskı oluşturduğunu, bunun enerji ve gıda güvenliği açısından küresel ölçekte ağır sonuçlar doğurduğunu söyledi.

ABD Başkanı Donald Trump’ın, Türkiye’nin de aralarında bulunduğu bazı bölge ülkelerinin “Abraham Anlaşmaları”na katılması yönündeki önerisine değinen Fidan, Türkiye’nin 7 Ekim 2023 sonrasındaki gelişmeler karşısında İsrail’le ticareti durdurduğunu hatırlattı.

Fidan, İsrail’in Filistinlilere yönelik politikalarını eleştirerek, insani yardımın Gazze’ye ulaştırılmasının engellenmesinin kabul edilemez olduğunu vurguladı ve “İsrail şartları yerine getirirse normalleşmeye dönülebilir” ifadelerini kullandı.

İsrailli bazı yetkililerin Türkiye’yi gelecekte stratejik tehdit olarak göstermesine de değinen Fidan, İsrail’in bölgesel politikalarını eleştirerek, “İsrail kendi iç siyasetinde her zaman bir düşmana ihtiyaç duyuyor” değerlendirmesinde bulundu.

Fidan ayrıca uluslararası toplumun İsrail’in bölgesel ve küresel istikrarı bozmasını daha güçlü şekilde engellemesi gerektiğini ifade etti.

Erdoğan ve Trump, Haziran 2025'te Lahey'deki «NATO» zirvesinde (AFP)Erdoğan ve Trump, Haziran 2025'te Lahey'deki «NATO» zirvesinde (AFP)

Temmuz ayında Ankara’da yapılması planlanan NATO Zirvesi’ne ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Fidan, Türkiye’nin onay verilmesi halinde Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Yeni Zelanda gibi Hint-Pasifik ülkelerinin de zirveye davet edilmesini istediğini, bu programı organize etmek için NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile birlikte çalıştığını belirtti.

ABD Başkanı Donald Trump’ın zirveye katılım ihtimaline ilişkin olarak ise Fidan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Trump arasında yapılan görüşmelerde Trump’ın katılmayacağına dair bir ifade kullanılmadığını, hazırlıkların Trump’ın katılımı varsayımıyla sürdüğünü ifade etti.


Amerika Birleşik Devletleri, Lübnan ve İsrail arasında yeni bir ateşkes planı için baskı yapıyor

Yukarı Celile bölgesinden çekilen bu görüntüde, İsrail sınırına yakın güney Lübnan'daki bir yolda seyreden İsrail askeri araçları görülüyor (AFP)
Yukarı Celile bölgesinden çekilen bu görüntüde, İsrail sınırına yakın güney Lübnan'daki bir yolda seyreden İsrail askeri araçları görülüyor (AFP)
TT

Amerika Birleşik Devletleri, Lübnan ve İsrail arasında yeni bir ateşkes planı için baskı yapıyor

Yukarı Celile bölgesinden çekilen bu görüntüde, İsrail sınırına yakın güney Lübnan'daki bir yolda seyreden İsrail askeri araçları görülüyor (AFP)
Yukarı Celile bölgesinden çekilen bu görüntüde, İsrail sınırına yakın güney Lübnan'daki bir yolda seyreden İsrail askeri araçları görülüyor (AFP)

Amerikalı bir yetkili, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun, İsrail ve Lübnan arasındaki diplomatik müzakereleri ele almak üzere Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile birer görüşme gerçekleştirdiğini açıkladı.

Dün açıklamalarda bulunan yetkili, ABD'nin çözüm için sunduğu ilk adım teklifinin detaylarını paylaştı: ABD, ilk aşama olarak Hizbullah'ın İsrail'e yönelik tüm saldırılarını durdurmasını, buna karşılık İsrail'in de Lübnan'daki askeri gerilimi artırmaktan kaçınmasını önerdi.

Lübnan kanadında görüş ayrılığı

Yetkilinin aktardığı bilgilere göre, Lübnan yönetiminde teklife yaklaşım konusunda şu gelişmeler yaşandı:

"Cumhurbaşkanı Avn bu öneri doğrultusunda ilerlemeye ve adım atmaya çalıştı. Ancak Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, öncelikle İsrail'in 'ilk ateşi açmaktan kaçınma' sorumluluğunu üstlenmesi gerektiğini belirterek topu İsrail tarafına attı."


İran Cumhurbaşkanlığı, Pezeşkiyan'ın istifasını yalanladı

Pezeşkiyan geçen hafta bir hükümet toplantısında (İran Cumhurbaşkanlığı)
Pezeşkiyan geçen hafta bir hükümet toplantısında (İran Cumhurbaşkanlığı)
TT

İran Cumhurbaşkanlığı, Pezeşkiyan'ın istifasını yalanladı

Pezeşkiyan geçen hafta bir hükümet toplantısında (İran Cumhurbaşkanlığı)
Pezeşkiyan geçen hafta bir hükümet toplantısında (İran Cumhurbaşkanlığı)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, hakkında çıkan istifa haberlerini yalanladı. Pezeşkiyan’ın açıklaması, üç üst düzey yardımcısının da benzer yöndeki açıklamalarıyla eş zamanlı olarak geldi. Yurt dışındaki Farsça yayın yapan medya kuruluşlarında yer alan haberlerde, Cumhurbaşkanlığı makamının etkisinin azalması ve Devrim Muhafızları'nın siyasi ve güvenlik kararları üzerindeki nüfuzunun artması nedeniyle Pezeşkiyan’ın görevden ayrılabileceği öne sürülmüştü.

Şarku’l Avsat’ın hükümete yakınlığıyla bilinen Rokna haber sitesinden aktardığına göre dün Hükümet toplantısında konuşan Pezeşkiyan, ülke yönetiminden geri adım atmayacağını belirterek, “Hayatta olduğum sürece görevimi sürdüreceğim. Ya ülkeyi güçlü bir şekilde yönetiriz ya da bu yolda şehit oluruz” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanının doğrudan yaptığı bu yalanlama ve ardından yardımcılarından gelen peş peşe açıklamalar, İran’da resmi makamların nadiren başvurduğu bir tutum olarak dikkat çekti. Bu durum hem muhafazakâr rakiplerinin hem de reformist müttefiklerinin baskısı altında bulunan Pezeşkiyan hakkındaki istifa iddialarının yarattığı hassasiyeti ortaya koydu.

Cumhurbaşkanlığı İletişim ve Medya İşlerinden Sorumlu Başkan Yardımcısı Seyyid Mehdi Tabatabai, söz konusu haberlerin “gülünç medya oyunlarının devamı” olduğunu söyledi. Tabatabai, bu iddiaları ortaya atanların “gerçekler yerine kendi temennilerini yayımladığını” belirterek, Pezeşkiyan’ın “halka hizmet etmekten vazgeçmeyeceğini” ifade etti.

Hükümet Medya Komitesi Başkanı İlyas Hazreti de Cumhurbaşkanının istifa edeceğine yönelik söylentilerin “gerçeklikle hiçbir ilgisinin bulunmadığını” söyledi. Hazreti, Pezeşkiyan’ın tüm enerjisini ülke meselelerini takip etmeye ve vatandaşlara hizmet etmeye adadığını belirterek, bu tür haberlerin “umutsuzluk yaymayı, ayrışma yaratmayı ve ulusal birliği zedelemeyi amaçladığını” savundu.

Medya Dairesi Başkanı Ali Ahmednia ise bazı yabancı medya kuruluşlarının “istifa hayalleriyle birlikte gömüleceğini” söyleyerek, söz konusu haberleri “düşmanca propaganda ve psikolojik operasyon” olarak nitelendirdi.