​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
TT

​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)

Ortadoğu'da Barış ve Güvenliğin Geleceğini Destekleme Konferansı dün sona erdi.
ABD ve Polonya, konferans sonrasında yayınlanan sonuç bildirgesinde, Ortadoğu’da istikrarın sağlanması için böyle bir konferansın gerçekleştirilmesinin gerekliliğine dikkat çekerken, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, İran'ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varılması için işbirliği yapılması çağrısında bulundu ve bu tehditlerin Ortadoğu ile sınırlı kalmayacağını, bilakis Avrupa’ya ve Batı’ya da yöneleceğini söyledi. Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz ise yaptığı konuşmada, İran'ın Suriye'ye müdahalelerinin bölgeyi olumsuz etkilediğini söyledi.
“İran, Hizbullah ve terörizm Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor”
Varşova Konferansı’nın krizlerin üstesinden gelinmesi için gerçekleştirildiğini dile getiren Pompeo, “İran, Hizbullah ve terörizmin yayılması Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor. Ortadoğu'daki barış çalışmalarına devam edeceğiz. Daha fazla yaptırım ve daha fazla baskı istiyoruz. Böylece İran'daki diktatörlerin devamlılığının önüne geçebiliriz” açıklamasında bulundu. Ayrıca bölgedeki İran saldırganlığının gerçek bir tehlike olduğuna dikkat çeken Pompeo, “Konferansta İran’ı savunan hiçbir ülke yok. İran’ın bölgeyi istikrarsızlaştıran rolü konusunda hepimiz hemfikiriz” dedi. Pompeo, İran rolüne atıfta bulunmadan bölgedeki sorunlardan bahsetmenin zor olduğuna dikkat çekerek, İran’ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varmak için işbirliğine ihtiyaç duyulduğunu ve Washington’un İran'a daha fazla yaptırım uygulama konusunda haklı olduğunu söyledi.
Öte yandan Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, Ortadoğu'daki sorunların karmaşık olduğuna ve Avrupa Birliği’nin (AB) tek başına bunların üstesinden gelmek için yeterli güce sahip olmadığına dikkat çekerek, “İran'ın olumsuz bir etkisi var. Tartışmalarımızda bunu göz ardı etmedik” dedi.
Konferansa yaklaşık 60 ülke katıldı, fakat katılımın Avrupa ayağı düşüktü. ABD yetkilileri, İran'ın eylemlerini tehdit olarak gören Arap devletleri ve İsrail gibi farklı tarafların bölgede bulunmasının önemini vurguladılar.
Pence’den Avrupa ülkelerine suçlama
Konferansın oturum aralarında açıklamalarda bulunan ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, İran dosyasıyla ilgili olarak Amerikan ve Avrupa tarafları arasındaki farklara ışık tuttu. ABD yetkilisi, Avrupalıları, ‘İran rejimine yönelik yaptırımları, mali işlemler için bir mekanizma kurarak atlatmaya çalışmakla’ suçladı. Bu davranışların hoş olmadığına dikkat çeken Pence, bu davranışların taraflar arasındaki ilişkilerde birtakım sonuçları olabileceğini söyledi.
ABD Başkan Yardımcısı Pence, konuşmasının devamında, Trump'ın iki yıl önce başkanlık koltuğuna oturmasında sonra ilk dış ziyaretini Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiğine ve Arap-İslam-Amerikan Zirvesi’ne katıldığına atıfta bulunarak, barışın sağlanması için konferansa katılan bütün ülkeler ile çalışmaya hazır olduklarını belirtti.
Katılımcıların bölge için daha iyi bir gelecek inşa edilmesi hakkında konuştuğunu kaydeden Pence, “Şu anda toplantılar yapılıyor. Çünkü radikal İslami terörizm gibi ortak bir sorunla karşı karşıyayız. Terörizm yalnızca Amerika'ya değil bölgedeki tüm ülkelere yönelik bir tehdit oluşturuyor. Başkan Trump yönetimi, bu radikal tehdide karşı koyma konusunda adımlar attı ve DEAŞ örgütü ile kendini gösteren bu tehdidin ortadan kaldırılması hususunda esas katkılarda bulundu. ABD, kendi vatandaşlarının güvenliğini önceliyor. Fakat Amerika’nın öncelenmesi, yalnız Amerika demek değildir. Washington, aşırılıkçılığa karşı uluslararası bir koalisyon oluşturmak için çalışıyor.”
Başbakan Netanyahu'nun geçen yılın sonunda Umman'ı ziyareti ve Papa Franciscus'un bu yıl BAE'ye yaptığı ziyaret gibi bölgedeki ‘değişim rüzgarlarına’ değinen Pence, “Bu tarihi konferans yeni bir dönemin başladığının kanıtıdır” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“DEAŞ hilafeti kısa bir süre sonra sona erecek ve Trump’ın açıklamasına göre yakın zamanda bölgedeki ABD birlikleri geri çekilecek. Bu, taktiklerdeki bir değişikliktir, görevde değil. Toprakları DEAŞ’ın elinden geri almamız yeterli değil. Ortaklarımızla çalışmaya hazırız. DEAŞ katıntıları her nerede olursa olsun takip edeceğiz.”
ABD'nin Suriye'deki yeni bir kimyasal saldırıya yanıt verme konusundaki kararlılığını dile getiren Pence, ülkesinin İngiltere ve Fransa ile birlikte, Devlet Başkanı Beşşar Esed rejiminin gerçekleştirdiği kimyasal bir saldırıya yanıt verdiğini hatırlatarak, rejim tarafından gerçekleştirilecek benzer bir saldırıya aynı şekilde yanıt vermeye hazır olduklarını söyledi.
“Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor”
Sonra, İran rejiminin bölgenin geleceği ve Ortadoğu’daki barış ve istikrar için en büyük tehdit olduğunu dile getirerek İran hakkında konuşmaya başlayan Pence, “Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor, Suriye ve Yemen'e müdahale ediyor, Hizbullah'ı destekliyor ve Amerikalı rehineleri elinde tutuyor” dedi. İran’ı Ortadoğu’daki etkisini genişletmek için Irak ve Suriye’de birer koridor açmakla itham eden Pence, savaşçıları ile Esed rejiminin düşmesini engellemeye çalıştığını ve Lübnan Hizbullahı’na roketler gönderdiğini söyledi.
Pence, 1979 yılında Şah’ın devrilmesinin ardından geçen 40 yıl boyunca başarısızlık ve terörün İran’da hüküm sürdüğünü dile getirerek, yapılan nükleer anlaşmanın İran’ı caydırmadığını, bilakis bölgedeki müdahalelerini daha da arttırdığını söyledi. Başkan Trump’ın nükleer anlaşmadan çekildiğini, İran rejimine yaptırımlar uyguladığını ve İran'ın eylemlerine itiraz eden diğer ülkelerin de bu yaptırımları desteklediğini dile getiren Pence, “Maalesef, en yakın Avrupalı arkadaşlarımızdan bazıları bu yaptırımları ihlal etti ve onları atlatmaya çalıştı. Fransa, İngiltere ve Almanya kurdukları finansal işlemler mekanizması ile bu yaptırımların üstesinden gelmeye çalıştılar. Bu hamle, ABD ile Avrupa’nın aralarının açılmasına sebep olacaktır” dedi.
“Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi”
İran'ın teknik olarak uygulayıp uygulamamasının değil, nükleer anlaşmanın kendisinin bir sorun olduğunu dile getiren Pence, “Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi. Artık anlaşmadan çekilmeliler. Bu fırsatı görmezden gelemeyiz” dedi.
Ortadoğu’daki barış süreci hakkında konuşan Pence, “Başkan Trump, üç İbrahimî din olan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam'ın tabilerinin barış içinde birlikte yaşamalarını istiyor” ifadesini kullandı.
Öte yandan Varşova Konferansı’na katılan Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçisi Prens Halid bin Selman, önceki gün Twitter hesabı üzerinden yapmış olduğu paylaşımlarda, “Molla rejimi 40 yıl önce iktidarı ele geçirdi. İran halkının yaşam standartları bu süre içerisinde ciddi bir düşüne tanık oldu. Bu rejim, bölgedeki terörizm, radikalizm, mezhepçilik ve istikrarsızlığı desteklemek için halkının parasını israf etmeye devam ediyor. Dost İran halkı, bölgede bölücülük ve terör fitnelerini yaymak için servetini ve parasını israf etmek yerine halkına özen gösteren bir yönetimi hak ediyor. İran rejimi halen Arapları dize getirmeye çalışmak gibi asla gerçekleşmeyecek bir yanılsama içinde. Ayrımcı söylemleri kendisini açığa çıkarıyor, Bu rejimin boş hayalleri 40 yıl sonra artık kimseyi kandıramıyor” açıklamasında bulundu.
İran rejiminin yayılımcı hayallerine hâlâ bağlı olduğuna dikkat çeken Prens Halid bin Selman, “İran rejiminin lideri, devrimlerinin 40’ıncı yıl dönümü konuşmasında Basra Körfezi'ndeki Arap topraklarının kendi topraklarının bir parçası olduğunu iddia ederek, bu bölgeyi güney İran olarak adlandırdı. Böylece yayılımcı niyetlerini ortaya koydu” ifadelerini kulandı.
Konferansın açılışı
Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, sabah saatlerinde kullandığı şu ifadeler ile konferansın açılışını yaptı;

“Bölgedeki barış ve güvenlik sorununa yeni bir ivme kazandırmanın zamanı geldi. Mülteci krizleri, ekonomik krizler ve bazı durumlarda devlet kurulması gibi krizlerin bölgede olumsuz etkiler oldu. Ortadoğu’nun istikrarını güvence altına almak, devam eden krizlere son vermek, kültürlerarası birliği teşvik etmek ve kapsayıcı toplumlar inşa etmek gibi durumlar, büyük zorluklar ile karşı karşıya. Uluslararası toplumun istikrarı ve sürdürülebilir barışı korumak için bu çabaları aktif olarak desteklemesi önemlidir.”
Czaputowicz açılış konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ortadoğu'daki çatışmaların birçok kaynağı var. Bunlardan bazıları, bazı liderlerin her ne pahasına olursa olsun gücü ellerinde tutmak istemesi, dini köktencilik ve hoşgörüsüzlüktür. Ayrıca güç dengesizlikleri, coğrafi ayrılıklar veya dış kuvvetlerin müdahalesi de çatışmaya sebep olan unsurlar arasında yer alabilir. ABD ve AB’nin İran’ın bölgede oynayacağı rol konusunda paylaştıkları bir inançları var. Ancak İran'ın nükleer programının olası sonuçları ve bu ülkenin bölgede oynadığı istikrarsızlaştırıcı rolü konusunda endişeliyiz. İran'ın tahammül edilemez davranışlarını şiddetle kınıyoruz. Aramızda araçlar bakımından farklılıklar olabilir. AB, İran'ın nükleer programının barışçıl doğasını korumanın, bir ortak eylem planını gerektirdiğine inanıyor. ABD bu anlaşmadan çekildi ve İran’a yaptırımlar uyguladı. Bugün Ortadoğu’nun karşılaştığı zorlukları hatırlatan bölge temsilcilerini dinleme fırsatına sahibiz.”
Konferans dahilinde gerçekleştirilecek görüşmelerde herhangi bir ülkenin veya konunun görüşmelerin seyrine hakim olmayacağını dile getiren ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ise şunları söyledi:
“Konferans, Yemen Dışişleri Bakanı Halid el-Yemani’nin başkanlığını yapacağı Yemen hakkında bir tartışma ile başlayacak. Daha sonra Suriye'deki idarenin sonraki adımlarını ve değişmeyen stratejik hedeflerimize ulaşmak için çabalarımızı sürdürme taahhüdümü gözden geçireceğiz. Sonrasında Başkanı Trump'ın danışmanı Jared Kushner, ABD yönetiminin İsrail ile Filistinliler arasında kapsamlı ve sürdürülebilir bir barışı sağlama çabalarını tartışacak. Tüm bu konular hakkında soru sorma ve yorum yapma fırsatı da olacak. Sonrasında ise ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Polonya Başbakanı ve 7 Dışişleri Bakanı ilgili konular hakkındaki değerlendirmelerini bizimle paylaşacak. Daha sonra bir grup devletle, mültecilerin ve insani zorlukların ele alındığı bir öğle yemeği tertip edilecek. Bunun ardından füze geliştirme ve bunları yayma, siber tehditlerle mücadele, terörizm ve yasadışı fon sağlamak ile mücadele konulu bir dizi çalışma oturumu düzenlenecek.”
Pompeo sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bugün çok önemli görüşmelerde bulunacağız, ancak konferans sona ermeyecek. Çalışmamız gerekiyor. Suriye ve Yemen, silahların yayılması, barış süreci, terörizm, İran, siber güvenlik ve insani krizler gibi meseleler tek başına üstesinden gelinecek sorunlar değil. Güvenliği sağlamak için birlikte çalışmalıyız. Hiçbir ülke bunun dışında kalamaz. ABD, Ortadoğu’daki güvenlik sorunlarına yönelik çabalara liderlik etmeye devam edecek. Bölge için iyi bir güç olmaya devam edeceğiz. Bugün gerçekleştirilen konferans bunun kanıtıdır.”
Pompeo, sabah saatlerinde, konferansı ‘istisnai’ olarak nitelendiren Netanyahu ile ortak bir basın toplantısı düzenledi.
İsrail Başbakanı Netanyahu konferans ile ilgili "tarihsel bir dönüm noktası" değerlendirmesinde bulunduktan sonra şunları söyledi:
“Burada 60 ülkeden dışişleri bakanı ve hükümet temsilcisi, İsrail başbakanı ve önde gelen Arap ülkelerinin dışişleri bakanları karşılıklı oturup bugüne kadar görülmemiş bir güç ve açıklıkla İran rejiminin yarattığı ortak tehditle nasıl baş edilmesi gerektiğini konuştu. İlk kez birlikte geleceğimizi tehdit eden şeyin ne olduğunu ve onu güvence altına almak için neler yapmamız gerektiğini tartışma fırsatı bulduk. Bu diyaloğu gelecekte yalnızca güvenlik konusunda değil, Ortadoğu halklarının yaşamını etkileyecek her alanda sürdürmeliyiz”
“İran’la yüzleşmeden Ortadoğu’da barış ve istikrar sağlayamayız” diyen Pompeo ise İran’ın eylemleri de dahil olmak üzere istikrarsızlaştırıcı eylemleri ele almaya yönelik ortak çabalara duyulan ihtiyaçtan söz ederek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Basitçe ifade etmek gerekirse, İran ile yüzleşmeden bunları gerçekleştirmek söz konusu olamaz. Lübnan’da Yemen’de Suriye’de Irak’ta yıkıcı etkilerde bulunuyorlar. Buralarda Hamas, Hizbullah ve Husiler gibi gerçek tehditler var. İran’a karşı harekete geçmeden Ortadoğu’da barış sağlayamayız.”



ABD seçimleri piyasalar için ne anlama geliyor? Trump’ın gündeminin geleceğine ilişkin 3 senaryo

Georgia eyaletinin Morrow kentinde düzenlenen seçim mitinginde Demokrat Parti destekçileri pankartlar taşıyor (AFP)
Georgia eyaletinin Morrow kentinde düzenlenen seçim mitinginde Demokrat Parti destekçileri pankartlar taşıyor (AFP)
TT

ABD seçimleri piyasalar için ne anlama geliyor? Trump’ın gündeminin geleceğine ilişkin 3 senaryo

Georgia eyaletinin Morrow kentinde düzenlenen seçim mitinginde Demokrat Parti destekçileri pankartlar taşıyor (AFP)
Georgia eyaletinin Morrow kentinde düzenlenen seçim mitinginde Demokrat Parti destekçileri pankartlar taşıyor (AFP)

ABD’de 3 Kasım Salı günü yapılacak ara seçimlere günler kala küresel piyasalar, Kongre’deki güç dengelerinin değişme ihtimalinden daha fazlasını izliyor. Seçim sonuçları, Başkan Donald Trump’ın görev süresinin son iki yılında ekonomi politikalarını sürdürme kapasitesini büyük ölçüde belirleyecek. Yatırımcılar ise Beyaz Saray’daki mevcut dönemin ötesine, 2028 sonrasına ve Trump’ın yeniden iktidara gelmesinden bu yana ekonomik, ticari ve jeopolitik dengeleri yeniden şekillendiren politikaların ne ölçüde kalıcı olacağına odaklanıyor.

Tahmin piyasalarındaki işlemler, Temsilciler Meclisi yarışında Demokratların belirgin biçimde önde olduğuna, Senato yarışının ise daha çekişmeli geçtiğine işaret ediyor. ABD Emtia Vadeli İşlemler Komisyonu (CFTC) tarafından Federal düzeyde denetlenen en büyük yasal tahmin piyasası olarak tanımlanan Kalshi’nin 28 Ekim tarihli verilerine göre, Demokratların Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu elde etme olasılığı yüzde 91, Senato’da çoğunluğu kazanma olasılığı ise yüzde 66 olarak hesaplandı. Bu oranlar kesinleşmiş sonuçları değil, seçim öncesinde piyasa katılımcılarının beklentilerini yansıtan ve değişebilecek tahminleri ifade ediyor.

bnj
Trump, Ohio Üniversitesi’ndeki Schumaker Merkezi’nde düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapmak üzere platforma çıkarken şapkasını havaya atıyor (AFP)

Seçim sonuçlarının önemi, Demokratların meclislerden birinde veya her ikisinde çoğunluğu elde etmesinin Trump yönetimi üzerindeki siyasi ve yasama kaynaklı kısıtlamaları artırabilecek olmasından kaynaklanıyor. Böyle bir sonuç, kamu harcamaları, borçlanma tavanı, gümrük tarifeleri, göç ve enerji politikaları konusunda yeni anlaşmazlıkların önünü açabilir. Cumhuriyetçilerin her iki mecliste de çoğunluğu koruması ise Trump’a gündemini sürdürmek için daha geniş bir hareket alanı sağlayabilir. Ancak bu durum tek başına piyasaların daha iyi performans göstereceği anlamına gelmiyor.

Yatırımcılar açısından mesele yalnızca hangi partinin kazanacağı değil; her olası sonucun büyüme, enflasyon, faiz oranları, dolar ve petrol fiyatları üzerindeki etkilerini ve 2028 başkanlık seçimlerine yaklaşılırken ABD politikalarının geleceğini değerlendirmek.

Birinci senaryo: Demokratlar Temsilciler Meclisi’ni geri alıyor

Demokratların Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu kazanması, Cumhuriyetçilerin ise Senato’daki kontrolünü koruması, mevcut piyasa beklentilerine göre en olası senaryo olarak öne çıkıyor.

Bu durumda Demokratlar, komisyon başkanlıkları, soruşturmalar yürütme ve yönetim yetkililerini ifadeye çağırma gibi alanlarda daha geniş denetim yetkileri elde edecek. Ancak Senato’nun Cumhuriyetçilerin kontrolünde olması ve Trump’ın başkanlık vetosu yetkisini kullanabilmesi, Demokratların önceliklerini yürürlüğe girecek yasalara dönüştürme kapasitesini sınırlayacak.

Bu güç dengesi, özellikle 2027 yılına yönelik müzakerelerde tarafların baskı aracı olarak kullanabileceği bütçe, kamu harcamaları ve borçlanma tavanı konularındaki anlaşmazlıkları artırabilir. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan  aktardığı analizlerde, borçlanma tavanı konusunda yaşanabilecek bir krizin piyasaları sarsabileceği ve yatırımcıların belirsizlik algısını artırabileceği uyarısı yapılıyor.

Bununla birlikte bu senaryo, Trump’ın gündeminin durması anlamına gelmiyor. Başkan; gümrük tarifeleri, göç ve dış politika gibi alanlarda geniş yürütme yetkilerini koruyacak. Dolayısıyla Demokratların Temsilciler Meclisi’ndeki çoğunluğu, yönetimin kararları üzerindeki denetimi artırsa da bu politikaların yönünü tek başına değiştirmeye yetmeyebilir. Ayrıca bazı yeni girişimlerin yasalaşmasını zorlaştırabilir.

Piyasalar açısından en belirgin etki, varlık fiyatlamalarında mali ve siyasi risklerin öneminin artması olabilir. Borçlanma tavanı veya hükümetin finansmanı konusundaki anlaşmazlıklar tahvil piyasasında dalgalanmayı artırabilir. Hisse senetlerinin seyri ise şirket kârları, büyüme beklentileri ve borçlanma maliyetleriyle daha yakından bağlantılı olmaya devam edecek. Kongre’deki kontrolün değişmesi, hisse senetlerinin mutlaka yükselmesini veya düşmesini gerektiren bir sonuç doğurmaz.

İkinci senaryo: Demokratlar her iki mecliste de çoğunluğu kazanıyor

Demokratların hem Temsilciler Meclisi’ni hem de Senato’yu kontrol etmesi durumunda Trump’ın gündemi üzerindeki kısıtlamalar daha da artacak. Senato’nun Demokratların kontrolüne geçmesi, komisyonların çalışmalarında, hükümet ve yargı atamalarının onaylanmasında ve Senato’nun gündeminin belirlenmesinde de partiye daha fazla nüfuz sağlayacak.

cdvfgbhy
Georgia eyaletinin Morrow kentinde düzenlenen seçim mitinginde katılımcılar, eski ABD Başkanı Barack Obama’nın fotoğraflarını çekiyor (AFP)

Böyle bir sonuç, ekonomi ve ticaret politikaları konusunda daha kapsamlı çatışmaların yaşanmasına ve Kongre onayı gerektiren yeni girişimlerin yasalaşmasının zorlaşmasına yol açabilir. Bütçe ve borçlanma tavanı konusunda uzlaşmaya varmak da daha karmaşık hale gelebilir. Bu başlıkların siyasi pazarlıklarda kullanılması ihtimali artabilir.

Bununla birlikte Demokratların iki mecliste de çoğunluğu elde etmesi, Trump’ın politikalarını uygulama kapasitesinin sona ereceği anlamına gelmiyor. Başkan, veto yetkisini ve ticaret ile dış politikanın önemli bölümlerini kapsayan geniş yürütme yetkilerini koruyacak. Dolayısıyla değişim, yürütme yetkisinin bütünüyle muhalefete geçmesinden ziyade, yasama denetiminin ve siyasi kısıtlamaların artması şeklinde ortaya çıkacak.

Piyasalar açısından daha uzun vadeli sonuç, 2028 sonrasında ABD politikalarının devamlılığına ilişkin beklentilerin yeniden değerlendirilmesi olabilir. Yatırımcılar Trump’ın bazı politikalarının sürdürülme ihtimalinin azaldığını düşünürse bu politikalardan yararlanan veya olumsuz etkilenen varlıkların ve sektörlerin değerlemelerini yeniden gözden geçirebilir. Ancak bu durum, piyasa eğilimlerinin hemen tersine döneceği anlamına gelmiyor.

Bu ihtimal; enerji, tedarik zincirleri ve ticari ilişkilerin yanı sıra ABD’nin İran, Orta Doğu, Ukrayna, Rusya, Çin ve NATO’ya yönelik tutumu açısından da önem taşıyor. Kongre’deki güç dengesinin değişmesi, bazı politikaların siyasi desteğini etkileyebilir ancak dış politikanın yönünü tek başına belirleyemez.

Üçüncü senaryo: Cumhuriyetçiler Kongre’deki çoğunluğu koruyor

Cumhuriyetçilerin hem Temsilciler Meclisi’nde hem de Senato’da çoğunluğu koruması, Trump’a yasama gündemini sürdürmek için daha geniş bir hareket alanı sağlayacak. Ayrıca muhalefetin Kongre komisyonları üzerinden yoğun soruşturma ve denetim yürütme ihtimalini azaltacak.

Bu senaryo, mevcut ekonomi ve ticaret politikalarının devamını destekleyebilir ve yasama sürecindeki tıkanıklığa ilişkin bazı kaygıları azaltabilir. Ancak Cumhuriyetçilerin Kongre’deki çoğunluğunu koruması, mali risklerin ortadan kalkacağı anlamına gelmiyor. Reuters’ın aktardığı analizlere göre, seçim sonucu ne olursa olsun 2027’de hükümetin finansmanı ve borçlanma tavanı konusunda anlaşmazlıkların sürmesi bekleniyor.

Ayrıca Cumhuriyetçilerin Kongre’de çoğunluğu koruması, hisse senetlerinin yükseleceği veya tahvil getirilerinin düşeceği anlamına gelmiyor. Piyasalar, gümrük tarifelerinin fiyatlar üzerindeki etkisini, enerji maliyetlerinin enflasyona yansımasını, faiz oranlarının yönünü, şirket kârlarını ve büyüme beklentilerini değerlendirmeyi sürdürecek.

Sonuçların piyasa beklentileriyle uyumlu gelmesi ve yasama kaynaklı çatışma risklerini azaltması halinde yatırımcıların tepkisi olumlu olabilir. Ancak bu etkinin büyüklüğü, sonucun önceden fiyatlanıp fiyatlanmadığına ve aynı dönemde yaşanacak ekonomik gelişmelere bağlı olacak.

Piyasalar 2028 sonrasını izliyor

Reuters’ta yayımlanan analizinde ekonomi yazarı Mike Dolan, seçimlerin en önemli etkisinin doğrudan sonuçlarından ziyade 2028 başkanlık yarışı için geri sayımın başlaması ve mevcut ABD politikalarının ne kadar süre devam edeceğine ilişkin soruların öne çıkması olabileceğini belirtiyor.

Trump’ın 2024 seçimlerini kazanmasından bu yana ABD’nin S&P 500 endeksi ile küresel MSCI hisse senedi endeksi yüzde 30’un biraz üzerinde yükseldi. Teknoloji hisselerinin ağırlıkta olduğu Nasdaq endeksi yüzde 42, büyük yedi teknoloji şirketinin hisseleri ise yaklaşık yüzde 45 değer kazandı. Yapay zekâ yatırımlarındaki hızlı artışın desteğiyle Philadelphia Yarı İletken Endeksi de üç katın üzerine çıktı.

sxacdfgthy
Georgia eyaletinin Morrow kentinde düzenlenen seçim mitinginde Demokrat Parti destekçileri pankartlar taşıyor (AFP)

Buna karşılık aynı dönemde küresel ham petrol fiyatları yüzde 53 arttı. Analize göre bu yükseliş, şubat ayında İran’la savaşın başlamasından bu yana kaydedilen artışı da içeriyor. Avrupa savunma şirketlerinin hisse senedi endeksleri yüzde 60’tan fazla yükselirken ABD’deki benzer şirketlerin hisselerindeki artış yüzde 27’de kaldı.

ABD doları ve Hazine tahvilleri ise aynı dönemde daha zayıf bir performans sergiledi. ABD’nin 10 yıllık tahvil getirisi, 2024 seçimlerinden bu yana yaklaşık 1 yüzde puan yükseldi. Bu tablo; enflasyon, para politikası, gümrük tarifeleri ve enerji şoklarının yanı sıra yapay zekâya yönelik büyük ölçekli yatırımların etkilerinin iç içe geçtiğini gösteriyor.

Reuters’ın analizi, piyasalardaki bu hareketleri yalnızca Trump’ın politikalarına bağlamanın yanıltıcı olabileceğine de işaret ediyor. Hisse senetlerindeki kazançların önemli bir bölümü yapay zekâ yatırımlarındaki yükselişle ilişkilendirilirken diğer hareketlerde ticaret ve dış politika kararları ile ekonomik gelişmeler etkili oldu. Bu nedenle seçimler yatırımcıları mevcut eğilimlerin ne ölçüde devam edeceğini yeniden değerlendirmeye yöneltebilir ancak bu eğilimleri belirleyen tek faktör olmayacak.

Tahvil getirileri ve petrol fiyatları tabloyu karmaşıklaştırıyor

Seçimler, siyasi risklerin enflasyon baskısı ve faiz beklentileriyle iç içe geçtiği bir dönemde yapılıyor.

S&P 500 endeksi, 28 Ekim’deki işlemlerde 7.744,52 puana ulaştı. Endeks, 6 Ekim’de işlem sırasında gördüğü 7.844,52 puanlık zirvenin yaklaşık yüzde 1,3 altında kaldı. Piyasalardaki oynaklığı ölçen VIX endeksi ise 16,97 puan seviyesinde gerçekleşti.

Tahvil piyasasında ABD’nin 10 yıllık Hazine tahvillerinin getirisi 28 Ekim’de yüzde 5,05 seviyesinde kapanırken 2022 sonundaki yaklaşık yüzde 3,88 düzeyinin üzerine çıktı. İki yıllık Hazine tahvillerinin getirisi ise yüzde 4,67 oldu.

Döviz piyasalarında dolar endeksi 29 Ekim’deki işlemlerde 102,15 puana yükselirken, FED’in bir önceki günkü kararından önce avro 1,11495 dolar seviyesinde işlem gördü.

Petrol piyasasında ise Brent petrolün aralık vadeli kontratları 29 Ekim sabahı varil başına 114 dolara yakın seviyelerde işlem gördü. Brent, bir önceki seansı 115,32 dolardan tamamlamıştı. ABD tipi Batı Teksas petrolü (WTI) de önceki kapanışını 102,78 dolardan gerçekleştirmesinin ardından varil başına 101 doların üzerinde işlem gördü.

Bu seviyeler önem taşıyor çünkü enerji fiyatlarındaki yükseliş enflasyon baskısını artırabilir; faiz beklentilerini ve borçlanma maliyetlerini etkileyebilir. Jeopolitik gerilimin tırmanması da petrol fiyatlarındaki oynaklığı artırarak ABD’de ve küresel piyasalarda enflasyon ve büyüme beklentilerine yansıyabilir.

FED’in kararı belirsizlikleri artırıyor

Seçimlerden günler önce ABD Merkez Bankası (FED), politika faizini yüzde 3,75-4 aralığında sabit tuttu. Karar, faizin çeyrek puan artırılmasını tercih eden iki üyenin karşı oyuna karşılık 10 oyla alındı.

Kararın ardından piyasalar, aralık ayında yeni bir faiz artışı yapılması ihtimalini yüksek görmeye devam etti. CME Group bünyesindeki FedWatch verileri, faiz artışı olasılığının yaklaşık yüzde 85 olduğunu gösterdi. Bu durum, ekim ayında faizin sabit tutulmasının yatırımcıların enflasyon baskılarının devam edeceğine ilişkin kaygılarını ortadan kaldırmadığına işaret ediyor.

dcfergthyj
Ekranlarda, New York Borsası’nda düzenlenen basın toplantısında konuşan ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Kevin Warsh’ın görüntüleri yer alıyor (AP)

Dolayısıyla seçim sonuçları, borçlanma maliyetlerinin ve para politikasının yönünün yakından izlendiği bir dönemde açıklanacak. Bu durum, yatırımcıların yalnızca siyasi gelişmelere dayanarak kesin pozisyonlar almasını zorlaştırabilir.

Piyasalar için asıl belirleyici sürpriz olabilir

Üç senaryo arasında, tahmin piyasalarının verilerine göre Demokratların Temsilciler Meclisi’ni geri alması en olası sonuç olarak öne çıkıyor. Senato’daki çoğunluk yarışı ise daha belirsizliğini koruyor.

Ancak piyasaların vereceği tepki yalnızca nihai sonuca bağlı olmayacak. Sonucun beklentilerden ne ölçüde farklılaştığı, kazanan partinin ne büyüklükte bir çoğunluk elde ettiği ve bunun yasama çatışmalarına mı yoksa siyasi uzlaşmalara mı yol açacağı da belirleyici olacak.

Yatırımcılar ayrıca petrol fiyatlarını ve ABD’nin ekonomik verilerini izlemeyi sürdürecek. Bu kapsamda 6 Kasım’da açıklanması planlanan istihdam raporu ile faiz beklentilerini etkileyebilecek enflasyon verileri öne çıkıyor.

Daha uzun vadede seçimler, yatırımcıların odağını sonucun kısa vadeli etkilerinden 2028’e uzanan dönemde ABD politikalarının devamlılığına çevirmesine neden olabilir. Kongre’deki kontrol el değiştirse de Cumhuriyetçilerin elinde kalsa da piyasaların yönü; siyasetin enflasyon, faiz oranları, enerji fiyatları ve büyümeyle etkileşimine, ayrıca ABD yönetiminin daha rekabetçi bir siyasi ortamda gündemini ne ölçüde sürdürebileceğine bağlı olacak.


İspanya’da sık sık yüksek hızlı tren kazaları neden yaşanıyor?

İspanya’da sık sık yüksek hızlı tren kazaları neden yaşanıyor?
TT

İspanya’da sık sık yüksek hızlı tren kazaları neden yaşanıyor?

İspanya’da sık sık yüksek hızlı tren kazaları neden yaşanıyor?

İspanya’nın orta kesiminde çarşamba sabahı Toledo (Tuleytula) iline bağlı Orda kasabası yakınlarında iki hızlı trenin çarpışması, Avrupa’nın en modern demir yolu ağlarından birinde güvenlik tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. İspanyol medyası ve demir yolu şirketlerinin açıklamalarına göre devlete ait Renfe şirketinin AVE treni ile özel Iryo şirketine ait trenin arka kısmına çarpması sonucu en az 68 kişi hayatını kaybetti. Ölü sayısının artmasından endişe ediliyor.

Kaza, yalnızca büyük bir trajedi olmakla kalmadı; İspanyollara, ülkenin teknolojik ilerleme söyleminin gölgesinde kalan kanlı demir yolu facialarını da yeniden hatırlattı.

İspanya’nın demir yolu kazaları sicili onlarca yıla uzanıyor. Altyapı kusurları, insan hataları ve siyasi denetim mekanizmalarındaki eksiklikler, bu kazaların başlıca nedenleri arasında yer alıyor.

Adamuz faciası ve Santiago kazası: Henüz kapanmayan yaralar

Bu yıl 18 Ocak’ta, ülkenin güneyini sarsan büyük kazanın üzerinden henüz dokuz ay geçmişti. Córdoba iline bağlı Adamuz bölgesinde bir hızlı trenin raydan çıkarak karşı yönden gelen başka bir trenle çarpışması sonucu 45 kişi hayatını kaybetmiş, onlarca kişi ağır yaralanmıştı.

ergt
28 Ekim 2026'da Toledo eyaletindeki Orda kasabası yakınlarında meydana gelen yüksek hızlı tren kazası (AFP)

Kazanın ardından yürütülen soruşturmada, ilk değerlendirmelerden raylardan birinde bulunan 40 santimetre uzunluğundaki kırığa odaklandı. Kaynak ve bakım kusurlarından kaynaklandığı belirtilen hasar, kamuya ve özel sektöre ait şirketlerin birlikte işlettiği hızlı tren hatlarının güvenliği konusunda alarm zillerinin çalmasına neden oldu.

Yeni binyılda İspanya’nın yaşadığı en büyük demir yolu facialarından biri ise 24 Temmuz 2013’te meydana geldi. Devlete ait Renfe şirketinin Alvia hızlı treni, Galiçya bölgesindeki Santiago de Compostela istasyonu yakınlarında keskin bir virajda raydan çıktı.

dcfvg

Kazanın, makinistin ihmali ve hız sınırını aşırı ölçüde ihlal etmesi, ayrıca hattın bu bölümünde gelişmiş otomatik frenleme sistemlerinin bulunmaması nedeniyle meydana geldiği belirtildi. Facia, 80 kişinin ölümüne ve 140’tan fazla kişinin yaralanmasına yol açtı.

Kaza, ülkede geniş yankı uyandıran bir davaya dönüştü. Makinist ve altyapı güvenliğinden sorumlu yetkililer hakkında yıllarca süren yargı süreçleri yürütüldü.

1970’lerde El Cuervo faciası ve Ordüliz kazası

İspanya demir yollarının geçmişine bakıldığında, 1970’li yılların da en az bugünkü kadar kanlı kazalara sahne olduğu görülüyor.

21 Temmuz 1972’de, Endülüs bölgesinde Madrid ile Cádiz arasında sefer yapan bir yolcu treni, Sevilla iline bağlı El Cuervo belediyesi yakınlarında yerel bir trenle çarpıştı. İki trenin doğrudan kafa kafaya çarpışması, ön vagonların tamamen parçalanmasına neden oldu. Kazada 86 kişi hayatını kaybetti, yüzlerce kişi yaralandı.

Olay, diktatör Francisco Franco yönetiminin son dönemlerinde yaşanan en ölümcül ulaşım facialarından biri olarak kayıtlara geçti.

yt6j6
İspanya'nın Adamos kenti yakınlarında iki yüksek hızlı trenin raydan çıkması olayına karışan trenlerden biri (Reuters)

Bundan iki yıl önce, 1970 yazında ise ülkenin kuzeyindeki Bilbao kenti yakınlarında bulunan Ordüliz kasabasında iki tren kafa kafaya çarpıştı. Kazada 33 kişi yaşamını yitirdi.

Yetkililer o dönemde sorumluluğu tamamen insan hatasına bağlayarak istasyon şefini suçladı. Ancak daha sonra yapılan incelemeler, krizin başka bir boyutunu ortaya çıkardı. İstasyon şefinin dört gün boyunca ara vermeden, günde 16 saate varan yoğun vardiyalarla çalıştığı belirlendi.

Siyasi sansür ve Torre del Bierzo’nun büyük faciası

İspanya tarihindeki bazı demir yolu kazaları, siyasi sansür ve bilgi karartmasıyla da anılıyor.

Ülkenin en büyük ve en gizemli demir yolu faciası, Franco yönetimi döneminde, Ocak 1944’te León ilindeki El Bierzo bölgesinde dar bir tünelde üç trenin art arda çarpışmasıyla yaşandı.

Olay, Madrid’den A Coruña’ya gitmekte olan bir posta treninin frenlerinin tamamen arızalanmasıyla başladı. Tren, tünel içinde manevra yapan bir lokomotifle çarpıştı. Ardından karşı yönden gelen bir kömür yük treni de enkazla çarpıştı ve yangının büyümesine neden oldu.

dfy
Renfe'ye ait Alvia hızlı treni, 24 Temmuz 2013'te Galiçya'daki Santiago de Compostela istasyonu yakınlarında keskin bir virajda raydan çıktı (Wikipedia)

O dönemde yeni kurulan devlet demir yolu şirketi Renfe, resmî açıklamasında 78 kişinin öldüğünü bildirdi. Ancak tarihçiler ve görgü tanıkları, faşist yönetimin itibarını korumak amacıyla felaketin boyutlarını küçültmeye çalıştığını ileri sürdü.

Bağımsız tarih araştırmaları ve tahminler, gerçek can kaybının 200 ila 500 arasında olabileceğine işaret ediyor. Bu rakamlar, kazayı İspanya tarihinin en ölümcül demir yolu faciası hâline getiriyor.

gth
21 Temmuz 1972'de Madrid ve Cadiz'i birbirine bağlayan yüksek hızlı yolcu treni, Sevilla ilindeki El Cuervo belediyesi yakınlarında bir yerel trenle çarpıştı (İspanyol medyası)

Benzer bir durum 1965’te de yaşandı. Madrid-Barselona hattında, Zaragoza yakınlarındaki Grisén kasabasında bir tren yangınında resmî olarak 30 kişinin öldüğü açıklandı. Ancak daha sonraki değerlendirmeler, yangında hayatını kaybedenlerin sayısının 80’e yaklaşmış olabileceğini ortaya koydu. Kurbanların bazılarının cesetlerinin yangında tanınmaz hâle geldiği, olayın boyutlarının ise medya üzerindeki baskı nedeniyle yeterince yansıtılmadığı belirtildi.

Demir yolu sektörünün özelleştilmesi ve aynı hat üzerindeki şirket rekabeti

İspanya’daki ulaşım uzmanları, demir yolu kazalarının tekrar etmesinin nedenlerinin geçen yüzyılda teknoloji eksikliğinden kaynaklandığını, günümüzde ise trafik yönetimi ve operasyonların koordinasyonuyla ilgili sorunların öne çıktığını belirtiyor.

rhyjuk
Ocak 1944'te Lyon'un Il Pierzo bölgesindeki dar bir tünelde üç trenin zincirleme çarpışması (Wikipedia)

1970 yılında İspanya'nın kuzeyindeki Bilbao kenti yakınlarındaki Ordolez kasabasında iki trenin kafa kafaya çarpışması sonucu meydana gelen şiddetli kaza (İspanyol medyası).

İspanya, Avrupa’da yüksek hızlı demir yolu taşımacılığını rekabete açan öncü ülkelerden biri oldu. Böylece İtalyan ve İspanyol yatırımcıların sahip olduğu Iryo ile Fransız şirketi Ouigo, devletin demir yolu devi Renfe ile aynı hatlarda rekabet etmeye başladı.

Bilet fiyatlarının düşmesine ve günlük sefer yoğunluğunun artmasına yol açan bu sert ticari rekabet, devlete ait ADIF kurumunun işlettiği sinyalizasyon ve otomatik denetim altyapısı üzerinde daha önce görülmemiş bir operasyonel baskı oluşturdu.

cvfbghj
1965'te Madrid-Barselona hattındaki bir trende Zaragoza yakınlarındaki Gresin kasabasında yangın çıktı (İspanyol medyası).

Santiago’dan Adamuz’a, oradan da bugün Toledo’da yaşanan faciaya uzanan kazalar, dijital sistemlerin devre dışı kalması durumunda insan koordinasyonuna ilişkin protokollerin yeterince geliştirilmemesinin ciddi riskler doğurabileceğini gösteriyor.

Demir yolu taşımacılığında özelleştirmeye ve rekabete aşırı ölçüde ağırlık verilmesi, güvenlik sistemleri ile işletme koordinasyonunun aynı hızda geliştirilmemesi hâlinde, en hızlı trenlerin bile raylar üzerinde ölümcül araçlara dönüşmesine yol açabiliyor.


Şin-Bet, İsrail seçim sonuçlarını etkilemek amacıyla yurtdışı kaynaklı fon kullanıldığına dair şüpheleri soruşturuyor

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile ABD Başkanı Donald Trump’ın yer aldığı, yırtık bir Likud Partisi seçim afişinin yanından geçen bir Arap kadın ve çocuğu (AP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile ABD Başkanı Donald Trump’ın yer aldığı, yırtık bir Likud Partisi seçim afişinin yanından geçen bir Arap kadın ve çocuğu (AP)
TT

Şin-Bet, İsrail seçim sonuçlarını etkilemek amacıyla yurtdışı kaynaklı fon kullanıldığına dair şüpheleri soruşturuyor

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile ABD Başkanı Donald Trump’ın yer aldığı, yırtık bir Likud Partisi seçim afişinin yanından geçen bir Arap kadın ve çocuğu (AP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile ABD Başkanı Donald Trump’ın yer aldığı, yırtık bir Likud Partisi seçim afişinin yanından geçen bir Arap kadın ve çocuğu (AP)

İsrail Merkez Seçim Komitesi Başkanı Yargıç Noam Sohlberg, salı günü yapılan seçimlere dış müdahale şüphesine ilişkin soruşturma başlatılması için Şin-Bet Direktörü David Zini’den talepte bulundu. Şüphelerin, seçmenleri etkilemeye çalıştığından kuşkulanılan bazı taraflara sağlanan finansmanla ilgili olduğu belirtildi.

Şarku’l Avsat’ın Times of Israel’den aktardığına göre Sohlberg, Zini’ye gönderdiği mektupta, ‘İsrail'in çıkarlarına karşı faaliyet gösteren yabancı aktörler tarafından sağlanan finansman yoluyla seçimlere uygunsuz biçimde müdahale edildiğine ilişkin ciddi şüphelerden haberdar edildiğini’ ifade etti.

Sohlberg, “Bu şüphelerin doğruluğunu teyit edememekle birlikte, arkasında yabancı aktörlerin bulunma ihtimalinin konunun derinlemesine soruşturulmasını gerektirdiği kanaatindeyim” dedi.

Solberg, soruşturma sonuçlarının bir hafta içinde açıklanmasını talep etti

Sohlberg, Zini’den şüphelerin doğruluğunu araştırmak ve bunları doğrulayabilecek ya da çürütebilecek delilleri toplamak için kurumun sahip olduğu tüm yetkileri kullanmasını istedi.

Sohlberg mektubunda, “Kamuoyunun seçim sürecine ve demokratik sürecin dürüstlüğüne duyduğu güveni ancak bu şekilde sağlayabiliriz” ifadesini kullandı.

Sohlberg, soruşturma sonuçlarının bir hafta içinde kendisine sunulmasını talep etti.

İsrail medyasına göre soruşturma, Şin-Bet’e ulaşan ve Sohlberg’e de sunulan istihbarat bilgilerine dayanıyor. İsrail Kanal 12 televizyonunun haberine göre Likud Partisi, söz konusu paranın Arap vatandaşların oylarını çekmeye çalışan gruplara gönderildiğine inanıyor.

Şin-Bet: Seçimler sorunsuz ilerliyor

Zini salı günü yaptığı açıklamada, seçim gününün ‘şu ana kadar iyi geçtiğini’ belirterek seçmen katılım oranının yüksek olduğunu söyledi.

Zini, “İsrail vatandaşlarına seçimlerin denetim altında tutulduğunu ve düzgün, takdire şayan bir şekilde gerçekleştirildiğini güvenle teyit edebiliriz” ifadesini kullandı.

Arap kasabalarındaki oylama ile ilgili önceden yöneltilen suçlamalar

Bu arada İsrail medyası, oy verme işlemi başlamadan önce Likud Partisi’nin Arap nüfusun çoğunlukta olduğu bölgelerdeki seçim sonuçlarına itiraz etmeyi planladığını ve Netanyahu’nun kazanamaması durumunda oyların ‘çalındığını’ öne süreceğini bildirdi.

Times of Israel gazetesinin aktardığı haberlere göre parti, seçimlerde usulsüzlük yapıldığına ilişkin bir dizi şikâyet ve iddiayı önceden hazırladı.

İsrail polisi, salı günü erken saatlerde Likud’un Arap partilerinin oyları çaldığı yönündeki iddialarını reddederek bu suçlamaları destekleyen herhangi bir kanıt bulunmadığını açıkladı.