​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
TT

​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)

Ortadoğu'da Barış ve Güvenliğin Geleceğini Destekleme Konferansı dün sona erdi.
ABD ve Polonya, konferans sonrasında yayınlanan sonuç bildirgesinde, Ortadoğu’da istikrarın sağlanması için böyle bir konferansın gerçekleştirilmesinin gerekliliğine dikkat çekerken, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, İran'ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varılması için işbirliği yapılması çağrısında bulundu ve bu tehditlerin Ortadoğu ile sınırlı kalmayacağını, bilakis Avrupa’ya ve Batı’ya da yöneleceğini söyledi. Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz ise yaptığı konuşmada, İran'ın Suriye'ye müdahalelerinin bölgeyi olumsuz etkilediğini söyledi.
“İran, Hizbullah ve terörizm Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor”
Varşova Konferansı’nın krizlerin üstesinden gelinmesi için gerçekleştirildiğini dile getiren Pompeo, “İran, Hizbullah ve terörizmin yayılması Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor. Ortadoğu'daki barış çalışmalarına devam edeceğiz. Daha fazla yaptırım ve daha fazla baskı istiyoruz. Böylece İran'daki diktatörlerin devamlılığının önüne geçebiliriz” açıklamasında bulundu. Ayrıca bölgedeki İran saldırganlığının gerçek bir tehlike olduğuna dikkat çeken Pompeo, “Konferansta İran’ı savunan hiçbir ülke yok. İran’ın bölgeyi istikrarsızlaştıran rolü konusunda hepimiz hemfikiriz” dedi. Pompeo, İran rolüne atıfta bulunmadan bölgedeki sorunlardan bahsetmenin zor olduğuna dikkat çekerek, İran’ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varmak için işbirliğine ihtiyaç duyulduğunu ve Washington’un İran'a daha fazla yaptırım uygulama konusunda haklı olduğunu söyledi.
Öte yandan Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, Ortadoğu'daki sorunların karmaşık olduğuna ve Avrupa Birliği’nin (AB) tek başına bunların üstesinden gelmek için yeterli güce sahip olmadığına dikkat çekerek, “İran'ın olumsuz bir etkisi var. Tartışmalarımızda bunu göz ardı etmedik” dedi.
Konferansa yaklaşık 60 ülke katıldı, fakat katılımın Avrupa ayağı düşüktü. ABD yetkilileri, İran'ın eylemlerini tehdit olarak gören Arap devletleri ve İsrail gibi farklı tarafların bölgede bulunmasının önemini vurguladılar.
Pence’den Avrupa ülkelerine suçlama
Konferansın oturum aralarında açıklamalarda bulunan ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, İran dosyasıyla ilgili olarak Amerikan ve Avrupa tarafları arasındaki farklara ışık tuttu. ABD yetkilisi, Avrupalıları, ‘İran rejimine yönelik yaptırımları, mali işlemler için bir mekanizma kurarak atlatmaya çalışmakla’ suçladı. Bu davranışların hoş olmadığına dikkat çeken Pence, bu davranışların taraflar arasındaki ilişkilerde birtakım sonuçları olabileceğini söyledi.
ABD Başkan Yardımcısı Pence, konuşmasının devamında, Trump'ın iki yıl önce başkanlık koltuğuna oturmasında sonra ilk dış ziyaretini Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiğine ve Arap-İslam-Amerikan Zirvesi’ne katıldığına atıfta bulunarak, barışın sağlanması için konferansa katılan bütün ülkeler ile çalışmaya hazır olduklarını belirtti.
Katılımcıların bölge için daha iyi bir gelecek inşa edilmesi hakkında konuştuğunu kaydeden Pence, “Şu anda toplantılar yapılıyor. Çünkü radikal İslami terörizm gibi ortak bir sorunla karşı karşıyayız. Terörizm yalnızca Amerika'ya değil bölgedeki tüm ülkelere yönelik bir tehdit oluşturuyor. Başkan Trump yönetimi, bu radikal tehdide karşı koyma konusunda adımlar attı ve DEAŞ örgütü ile kendini gösteren bu tehdidin ortadan kaldırılması hususunda esas katkılarda bulundu. ABD, kendi vatandaşlarının güvenliğini önceliyor. Fakat Amerika’nın öncelenmesi, yalnız Amerika demek değildir. Washington, aşırılıkçılığa karşı uluslararası bir koalisyon oluşturmak için çalışıyor.”
Başbakan Netanyahu'nun geçen yılın sonunda Umman'ı ziyareti ve Papa Franciscus'un bu yıl BAE'ye yaptığı ziyaret gibi bölgedeki ‘değişim rüzgarlarına’ değinen Pence, “Bu tarihi konferans yeni bir dönemin başladığının kanıtıdır” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“DEAŞ hilafeti kısa bir süre sonra sona erecek ve Trump’ın açıklamasına göre yakın zamanda bölgedeki ABD birlikleri geri çekilecek. Bu, taktiklerdeki bir değişikliktir, görevde değil. Toprakları DEAŞ’ın elinden geri almamız yeterli değil. Ortaklarımızla çalışmaya hazırız. DEAŞ katıntıları her nerede olursa olsun takip edeceğiz.”
ABD'nin Suriye'deki yeni bir kimyasal saldırıya yanıt verme konusundaki kararlılığını dile getiren Pence, ülkesinin İngiltere ve Fransa ile birlikte, Devlet Başkanı Beşşar Esed rejiminin gerçekleştirdiği kimyasal bir saldırıya yanıt verdiğini hatırlatarak, rejim tarafından gerçekleştirilecek benzer bir saldırıya aynı şekilde yanıt vermeye hazır olduklarını söyledi.
“Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor”
Sonra, İran rejiminin bölgenin geleceği ve Ortadoğu’daki barış ve istikrar için en büyük tehdit olduğunu dile getirerek İran hakkında konuşmaya başlayan Pence, “Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor, Suriye ve Yemen'e müdahale ediyor, Hizbullah'ı destekliyor ve Amerikalı rehineleri elinde tutuyor” dedi. İran’ı Ortadoğu’daki etkisini genişletmek için Irak ve Suriye’de birer koridor açmakla itham eden Pence, savaşçıları ile Esed rejiminin düşmesini engellemeye çalıştığını ve Lübnan Hizbullahı’na roketler gönderdiğini söyledi.
Pence, 1979 yılında Şah’ın devrilmesinin ardından geçen 40 yıl boyunca başarısızlık ve terörün İran’da hüküm sürdüğünü dile getirerek, yapılan nükleer anlaşmanın İran’ı caydırmadığını, bilakis bölgedeki müdahalelerini daha da arttırdığını söyledi. Başkan Trump’ın nükleer anlaşmadan çekildiğini, İran rejimine yaptırımlar uyguladığını ve İran'ın eylemlerine itiraz eden diğer ülkelerin de bu yaptırımları desteklediğini dile getiren Pence, “Maalesef, en yakın Avrupalı arkadaşlarımızdan bazıları bu yaptırımları ihlal etti ve onları atlatmaya çalıştı. Fransa, İngiltere ve Almanya kurdukları finansal işlemler mekanizması ile bu yaptırımların üstesinden gelmeye çalıştılar. Bu hamle, ABD ile Avrupa’nın aralarının açılmasına sebep olacaktır” dedi.
“Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi”
İran'ın teknik olarak uygulayıp uygulamamasının değil, nükleer anlaşmanın kendisinin bir sorun olduğunu dile getiren Pence, “Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi. Artık anlaşmadan çekilmeliler. Bu fırsatı görmezden gelemeyiz” dedi.
Ortadoğu’daki barış süreci hakkında konuşan Pence, “Başkan Trump, üç İbrahimî din olan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam'ın tabilerinin barış içinde birlikte yaşamalarını istiyor” ifadesini kullandı.
Öte yandan Varşova Konferansı’na katılan Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçisi Prens Halid bin Selman, önceki gün Twitter hesabı üzerinden yapmış olduğu paylaşımlarda, “Molla rejimi 40 yıl önce iktidarı ele geçirdi. İran halkının yaşam standartları bu süre içerisinde ciddi bir düşüne tanık oldu. Bu rejim, bölgedeki terörizm, radikalizm, mezhepçilik ve istikrarsızlığı desteklemek için halkının parasını israf etmeye devam ediyor. Dost İran halkı, bölgede bölücülük ve terör fitnelerini yaymak için servetini ve parasını israf etmek yerine halkına özen gösteren bir yönetimi hak ediyor. İran rejimi halen Arapları dize getirmeye çalışmak gibi asla gerçekleşmeyecek bir yanılsama içinde. Ayrımcı söylemleri kendisini açığa çıkarıyor, Bu rejimin boş hayalleri 40 yıl sonra artık kimseyi kandıramıyor” açıklamasında bulundu.
İran rejiminin yayılımcı hayallerine hâlâ bağlı olduğuna dikkat çeken Prens Halid bin Selman, “İran rejiminin lideri, devrimlerinin 40’ıncı yıl dönümü konuşmasında Basra Körfezi'ndeki Arap topraklarının kendi topraklarının bir parçası olduğunu iddia ederek, bu bölgeyi güney İran olarak adlandırdı. Böylece yayılımcı niyetlerini ortaya koydu” ifadelerini kulandı.
Konferansın açılışı
Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, sabah saatlerinde kullandığı şu ifadeler ile konferansın açılışını yaptı;

“Bölgedeki barış ve güvenlik sorununa yeni bir ivme kazandırmanın zamanı geldi. Mülteci krizleri, ekonomik krizler ve bazı durumlarda devlet kurulması gibi krizlerin bölgede olumsuz etkiler oldu. Ortadoğu’nun istikrarını güvence altına almak, devam eden krizlere son vermek, kültürlerarası birliği teşvik etmek ve kapsayıcı toplumlar inşa etmek gibi durumlar, büyük zorluklar ile karşı karşıya. Uluslararası toplumun istikrarı ve sürdürülebilir barışı korumak için bu çabaları aktif olarak desteklemesi önemlidir.”
Czaputowicz açılış konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ortadoğu'daki çatışmaların birçok kaynağı var. Bunlardan bazıları, bazı liderlerin her ne pahasına olursa olsun gücü ellerinde tutmak istemesi, dini köktencilik ve hoşgörüsüzlüktür. Ayrıca güç dengesizlikleri, coğrafi ayrılıklar veya dış kuvvetlerin müdahalesi de çatışmaya sebep olan unsurlar arasında yer alabilir. ABD ve AB’nin İran’ın bölgede oynayacağı rol konusunda paylaştıkları bir inançları var. Ancak İran'ın nükleer programının olası sonuçları ve bu ülkenin bölgede oynadığı istikrarsızlaştırıcı rolü konusunda endişeliyiz. İran'ın tahammül edilemez davranışlarını şiddetle kınıyoruz. Aramızda araçlar bakımından farklılıklar olabilir. AB, İran'ın nükleer programının barışçıl doğasını korumanın, bir ortak eylem planını gerektirdiğine inanıyor. ABD bu anlaşmadan çekildi ve İran’a yaptırımlar uyguladı. Bugün Ortadoğu’nun karşılaştığı zorlukları hatırlatan bölge temsilcilerini dinleme fırsatına sahibiz.”
Konferans dahilinde gerçekleştirilecek görüşmelerde herhangi bir ülkenin veya konunun görüşmelerin seyrine hakim olmayacağını dile getiren ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ise şunları söyledi:
“Konferans, Yemen Dışişleri Bakanı Halid el-Yemani’nin başkanlığını yapacağı Yemen hakkında bir tartışma ile başlayacak. Daha sonra Suriye'deki idarenin sonraki adımlarını ve değişmeyen stratejik hedeflerimize ulaşmak için çabalarımızı sürdürme taahhüdümü gözden geçireceğiz. Sonrasında Başkanı Trump'ın danışmanı Jared Kushner, ABD yönetiminin İsrail ile Filistinliler arasında kapsamlı ve sürdürülebilir bir barışı sağlama çabalarını tartışacak. Tüm bu konular hakkında soru sorma ve yorum yapma fırsatı da olacak. Sonrasında ise ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Polonya Başbakanı ve 7 Dışişleri Bakanı ilgili konular hakkındaki değerlendirmelerini bizimle paylaşacak. Daha sonra bir grup devletle, mültecilerin ve insani zorlukların ele alındığı bir öğle yemeği tertip edilecek. Bunun ardından füze geliştirme ve bunları yayma, siber tehditlerle mücadele, terörizm ve yasadışı fon sağlamak ile mücadele konulu bir dizi çalışma oturumu düzenlenecek.”
Pompeo sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bugün çok önemli görüşmelerde bulunacağız, ancak konferans sona ermeyecek. Çalışmamız gerekiyor. Suriye ve Yemen, silahların yayılması, barış süreci, terörizm, İran, siber güvenlik ve insani krizler gibi meseleler tek başına üstesinden gelinecek sorunlar değil. Güvenliği sağlamak için birlikte çalışmalıyız. Hiçbir ülke bunun dışında kalamaz. ABD, Ortadoğu’daki güvenlik sorunlarına yönelik çabalara liderlik etmeye devam edecek. Bölge için iyi bir güç olmaya devam edeceğiz. Bugün gerçekleştirilen konferans bunun kanıtıdır.”
Pompeo, sabah saatlerinde, konferansı ‘istisnai’ olarak nitelendiren Netanyahu ile ortak bir basın toplantısı düzenledi.
İsrail Başbakanı Netanyahu konferans ile ilgili "tarihsel bir dönüm noktası" değerlendirmesinde bulunduktan sonra şunları söyledi:
“Burada 60 ülkeden dışişleri bakanı ve hükümet temsilcisi, İsrail başbakanı ve önde gelen Arap ülkelerinin dışişleri bakanları karşılıklı oturup bugüne kadar görülmemiş bir güç ve açıklıkla İran rejiminin yarattığı ortak tehditle nasıl baş edilmesi gerektiğini konuştu. İlk kez birlikte geleceğimizi tehdit eden şeyin ne olduğunu ve onu güvence altına almak için neler yapmamız gerektiğini tartışma fırsatı bulduk. Bu diyaloğu gelecekte yalnızca güvenlik konusunda değil, Ortadoğu halklarının yaşamını etkileyecek her alanda sürdürmeliyiz”
“İran’la yüzleşmeden Ortadoğu’da barış ve istikrar sağlayamayız” diyen Pompeo ise İran’ın eylemleri de dahil olmak üzere istikrarsızlaştırıcı eylemleri ele almaya yönelik ortak çabalara duyulan ihtiyaçtan söz ederek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Basitçe ifade etmek gerekirse, İran ile yüzleşmeden bunları gerçekleştirmek söz konusu olamaz. Lübnan’da Yemen’de Suriye’de Irak’ta yıkıcı etkilerde bulunuyorlar. Buralarda Hamas, Hizbullah ve Husiler gibi gerçek tehditler var. İran’a karşı harekete geçmeden Ortadoğu’da barış sağlayamayız.”



Falkland tartışmasında Interpol krizi

Falkland Adaları tartışması, Londra ve Buenos Aires arasındaki gerilimi artırıyor (AP)
Falkland Adaları tartışması, Londra ve Buenos Aires arasındaki gerilimi artırıyor (AP)
TT

Falkland tartışmasında Interpol krizi

Falkland Adaları tartışması, Londra ve Buenos Aires arasındaki gerilimi artırıyor (AP)
Falkland Adaları tartışması, Londra ve Buenos Aires arasındaki gerilimi artırıyor (AP)

Birleşik Krallık (BK), Falkland Adaları açıklarındaki petrol projesinde görevli kişilerin tutuklanmasına yönelik Arjantin'in taleplerini reddetmesi amacıyla Interpol'e başvurdu.

Guardian'ın haberine göre Londra yönetiminin, Lyon'daki Interpol merkezine gönderdiği mektupta, aralarında Britanya vatandaşlarının da bulunduğu kişilere yönelik kırmızı bülten taleplerinin "siyasi amaçlı" olduğu savunuldu.

Haberde Londra veya Buenos Aires'in Interpol'le ne zaman iletişime geçtiğine dair bilgi paylaşılmıyor. 

Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei, Britanya Denizaşırı Toprakları'nın parçası olan Falkland Adaları açıklarındaki petrol faaliyetlerinin sonlandırılmaması halinde BK yönetimine karşı hukuki süreç başlatma tehdidi savurmuştu.

Milei, 28 Eylül'deki sosyal medya paylaşımında, İsrailli Navitas ve Britanyalı Rockhopper Exploration şirketlerinin yer aldığı Sea Lion projesinin durdurulması için Londra'ya iki hafta süre tanıdığını açıklamıştı. Aksi halde Arjantin Dışişleri Bakanlığı'na uluslararası tahkim sürecini başlatma talimatı verdiğini belirtmişti.

Guardian, sürenin 12 Ekim Pazartesi günü dolduğunu ve Arjantin'in Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi kapsamında BK'ye karşı tahkim başvurusu yapmasının beklendiğini yazıyor.

Gazetenin aktardığına göre Interpol, BK yönetimine gönderdiği yanıtta kuruluşun tüzüğünün 3. Maddesi'ne bağlı kalacağını belirtti. Sözkonusu madde, Interpol'ün siyasi nitelikteki herhangi bir müdahale veya faaliyette bulunmasını yasaklıyor.

Falkland Adaları hükümetinin üst düzey yöneticisi Andrea Clausen, Arjantin'in Interpol'ü devreye sokmasını tehdit olarak nitelendirerek teşkilatın harekete geçmemesini umduğunu söyledi.

Dünya Kupası pankartı gerilimi artırmıştı

Arjantin'le BK arasında Falkland Adaları nedeniyle yaşanan gerilim, 15 Temmuz'da 2026 FIFA Dünya Kupası yarı finalinde oynanan maçın ardından tekrar gündeme taşınmıştı. İngiltere'yi 2-1 yenerek finale yükselen Arjantinli futbolcular, sahada "Las Malvinas son Argentinas" (Falkland Adaları Arjantin'indir) yazılı pankart açmıştı. Arjantin'de adalar için "Las Malvinas" adı kullanılıyor.

ABD Başkanı Donald Trump da 31 Ağustos'ta ülkesinin Falkland Adaları konusundaki tutumunu gözden geçirdiğini söylemişti. 

BK Başbakanı Andy Burnham, 12 Ekim'de parlamentoda yaptığı açıklamada, Trump'la New York'taki Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurulu marjında gerçekleştirdiği görüşmede, "ada sakinlerinin Britanya yönetimi altında kalmaya yönelik açık ve net bir irade sergilediğini" ilettiğini belirtti.

1982'de Arjantin ve BK arasında yaşanan Falkland Savaşı'nda 649 Arjantinli asker, 255 Britanyalı asker ve üç ada sakini hayatını kaybetmişti.

Independent Türkçe, Guardian, Merco Press


ABD'nin dizel stratejisi Rusya'yı müzakere masasına döndürür mü?

Kremlin, Trump ve Putin arasındaki dizel anlaşmasının ardından ABD'nin açıkladığı enerji ateşkesiyle ilgili çalışmaların sürdüğünü bildirdi (Reuters)
Kremlin, Trump ve Putin arasındaki dizel anlaşmasının ardından ABD'nin açıkladığı enerji ateşkesiyle ilgili çalışmaların sürdüğünü bildirdi (Reuters)
TT

ABD'nin dizel stratejisi Rusya'yı müzakere masasına döndürür mü?

Kremlin, Trump ve Putin arasındaki dizel anlaşmasının ardından ABD'nin açıkladığı enerji ateşkesiyle ilgili çalışmaların sürdüğünü bildirdi (Reuters)
Kremlin, Trump ve Putin arasındaki dizel anlaşmasının ardından ABD'nin açıkladığı enerji ateşkesiyle ilgili çalışmaların sürdüğünü bildirdi (Reuters)

Washington ve Kremlin arasında yapılan dizel yakıt tedariki anlaşmasının yankıları sürüyor.

Reuters'ın analizine göre Donald Trump yönetimi, anlaşma sayesinde Moskova'nın Ukrayna'yla barış görüşmelerine yönelik yaklaşımını "yumuşatmayı" amaçlıyor.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla konuşan kaynaklara göre ABD'li yetkililer, 9 Ekim'de Miami'de yapılan görüşmelerde Ukraynalı heyete, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in savaşı sonlandırmak için müzakerelere hazır olmadığını söyledi. Toplantıya ABD'li yetkililerin yanı sıra Avrupalı temsilciler de katılmıştı.

ABD'li temsilciler, Rusya'yla dizel yakıt tedariki anlaşmasının üçlü görüşmelerin yeniden başlamasına yardımcı olabileceğini ifade etmiş.

Trump anlaşma kapsamında Rusya'nın ABD ve küresel piyasalara 2,25 milyon varilden fazla dizel yakıt sağlayacağını duyurmuştu. ABD Başkanı, bunun artan enerji fiyatlarını düşüreceğini savunurken Demokratlardan da Cumhuriyetçilerden de anlaşmaya tepki gelmişti.

Miami'deki toplantıda Trump'ın damadı Jared Kushner'ın, Ukrayna'dan Rus rafinerilerine yönelik saldırıları durdurmasını istediği aktarılıyor. ABD yönetimi bu talebi daha önce de Kiev'e iletmişti.

ABD Başkanı, pazar günü de (11 Ekim) Rusya'yla Ukrayna arasında enerji ateşkesi ilan edildiğini açıklamış ancak Moskova veya Kiev bunu doğrulamamıştı.

Rusya dünkü saldırılarda Ukrayna'daki enerji altyapısını vururken, Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski'nin 60 günlük kapsamlı ateşkes önerisini reddetti.

Analize göre Kiev yönetimi, Rusya'yı ticari anlaşmalarla müzakere masasına döndürme girişimlerine şüpheyle yaklaşıyor.

Kimliğinin gizli tutulması şartıyla konuşan Kremlin'e yakın bir kaynak, Putin'in ancak Donbas'ın kalan yüzde 11'ini ele geçirdiğinde müzakere masasına döneceğini ve bunu ülke içinde zafer olarak sunabileceğini savunuyor. Ukrayna ise toprak tavizi seçeneğine yanaşmıyor.

Zelenski, dünkü açıklamasında enerji ateşkesinin ilanından bu yana Ukrayna'nın Rusya'daki rafinerilere ya da enerji altyapısına saldırı düzenlemediğini söyledi. Buna karşılık Moskova'nın saldırıları sürdürdüğünü ifade etti. Ayrıca "gerilimi karşılıklı olarak düşürmeye yönelik adımlara hazır olduklarını" yineledi.  

Trump, geçen haftaki açıklamasında Ukrayna'nın "yeni bir lider bulma vaktinin geldiğini" iddia etmişti. New York Times'a konuşan kaynaklar, Trump'ın Zelenski'ye "çok öfkeli olduğunu" belirtiyor. Toplantıda ABD'li yetkililerin, Kiev'le askeri istihbarat paylaşımını kesmeye yönelik örtük bir tehditte bulunduğunu savunuyorlar.

Haberde ayrıca görüşmeye katılan Avrupalı yetkililerin, ABD ve Rusya arasındaki dizel anlaşması karşısında "şaşkına döndüğü" aktarılıyor.

Independent Türkçe, Reuters, CNN, New York Times


İran, ABD saldırılarına hazırlanıyor: Körfez ülkeleri yeniden hedefte

İran ordusu, olası ABD saldırılarına karşı Washington'ın Körfez'deki müttefiklerini tekrar hedef alabilir (AFP)
İran ordusu, olası ABD saldırılarına karşı Washington'ın Körfez'deki müttefiklerini tekrar hedef alabilir (AFP)
TT

İran, ABD saldırılarına hazırlanıyor: Körfez ülkeleri yeniden hedefte

İran ordusu, olası ABD saldırılarına karşı Washington'ın Körfez'deki müttefiklerini tekrar hedef alabilir (AFP)
İran ordusu, olası ABD saldırılarına karşı Washington'ın Körfez'deki müttefiklerini tekrar hedef alabilir (AFP)

ABD'nin tekrar kapsamlı saldırıya geçme ihtimaline karşı İran, nükleer tesisler dahil savunmalarını güçlendiriyor.

Wall Street Journal'ın aktardığına göre Tahran, Donald Trump'ın ABD'de kasımda düzenlenecek ara seçimlerden sonra tekrar saldırı talimatı vermesi ihtimaline karşı hazırlanıyor.

Uydu görüntüleri, İran'ın nükleer tesisler ve sınır bölgeleri dahil stratejik noktaları saldırılara karşı daha dayanıklı hale getirdiğini gösteriyor.

Kazma Dağı ve Natanz nükleer tesislerinin çevresinde, olası kara harekatına karşı savunma hatları inşa edildiği aktarılıyor.

ABD Başkanı Donald Trump, 3 Kasım'da düzenlenecek ara seçimlerden önce İran'a saldırı düzenlenmeyeceğini söylese de temmuzdaki açıklamasında Kazma Dağı'nın vurulabileceğini belirtmişti. ABD ve İsrail, "Kolang Dağı" diye de bilinen dağın altında nükleer santrifüjlerin gizlendiğini savunuyor.

Habere göre Tahran yönetimi, İran halkını da yeniden başlayabilecek bir savaşa hazırlıyor. Tahran'daki reklam panolarında sivillere omuzdan ateşlenen uçaksavar füzeleri ve keskin nişancı tüfeklerinin kullanımıyla ilgili eğitimler verileceği duyuruluyor.

Başkentte rejim yanlısı gösterilerin de son dönemde arttığı aktarılıyor.

Analizde, yüksek irtifada uçan bombardıman uçakları ve seyir füzelerine karşı koyma kapasitesinin sınırlı olması nedeniyle İran'ın Körfez ülkelerini hedef alarak, Amerikan operasyonuna karşı caydırıcılık oluşturmayı hedeflediği belirtiliyor.

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai, pazar günkü açıklamasında, ABD yeniden saldırıya geçerse misilleme kapsamında Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) hedef alınabileceği tehdidini savurmuştu:

Henüz ABD'nin BAE'deki değerli varlıklarını hedef listemize eklemedik. Eğer saldırı düzenlenirse bölgedeki kablolar, veri merkezleri ve yapay zeka tesislerinin büyük kısmı yok olacak. Bölgedeki bu unsurların değeri 2 trilyon doların üzerinde.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla konuşan kaynaklara göre İranlı yetkililer, ABD'nin saldırıları tekrar başlatması halinde Suudi Arabistan'ın petrol rafinerilerinin hedef alınabileceğine dair uyarılar da yapmış.

Böyle bir durumda Tahran destekli Husilerin son dönemde ülkedeki havalimanlarına ve petrol rafinerilerine düzenlediği saldırılarla mücadele eden Riyad yönetimi üzerindeki baskı iyice artabilir.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, dünkü açıklamasında Pakistan ve Katar'ın arabuluculuğuyla ABD'yle görüşmelerin sürdüğünü belirterek, "ABD ekonomik savaşını sürdürdükçe Hürmüz Boğazı'ndaki güvensizlik devam edecek" ifadelerini kullandı.

Devrim Muhafızları Ordusu Genel Komutanı Tümgeneral Ahmed Vahidi de bugünkü X paylaşımında, "Hiçbir bölge dışı gücün Hürmüz Boğazı ve Basra Körfezi'nde tehdit oluşturma, tahakküm kurmaya yönelik varlık gösterme veya müdahalede bulunma hakkı olmadığını" vurguladı.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Mehr, Iran International