​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
TT

​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)

Ortadoğu'da Barış ve Güvenliğin Geleceğini Destekleme Konferansı dün sona erdi.
ABD ve Polonya, konferans sonrasında yayınlanan sonuç bildirgesinde, Ortadoğu’da istikrarın sağlanması için böyle bir konferansın gerçekleştirilmesinin gerekliliğine dikkat çekerken, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, İran'ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varılması için işbirliği yapılması çağrısında bulundu ve bu tehditlerin Ortadoğu ile sınırlı kalmayacağını, bilakis Avrupa’ya ve Batı’ya da yöneleceğini söyledi. Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz ise yaptığı konuşmada, İran'ın Suriye'ye müdahalelerinin bölgeyi olumsuz etkilediğini söyledi.
“İran, Hizbullah ve terörizm Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor”
Varşova Konferansı’nın krizlerin üstesinden gelinmesi için gerçekleştirildiğini dile getiren Pompeo, “İran, Hizbullah ve terörizmin yayılması Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor. Ortadoğu'daki barış çalışmalarına devam edeceğiz. Daha fazla yaptırım ve daha fazla baskı istiyoruz. Böylece İran'daki diktatörlerin devamlılığının önüne geçebiliriz” açıklamasında bulundu. Ayrıca bölgedeki İran saldırganlığının gerçek bir tehlike olduğuna dikkat çeken Pompeo, “Konferansta İran’ı savunan hiçbir ülke yok. İran’ın bölgeyi istikrarsızlaştıran rolü konusunda hepimiz hemfikiriz” dedi. Pompeo, İran rolüne atıfta bulunmadan bölgedeki sorunlardan bahsetmenin zor olduğuna dikkat çekerek, İran’ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varmak için işbirliğine ihtiyaç duyulduğunu ve Washington’un İran'a daha fazla yaptırım uygulama konusunda haklı olduğunu söyledi.
Öte yandan Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, Ortadoğu'daki sorunların karmaşık olduğuna ve Avrupa Birliği’nin (AB) tek başına bunların üstesinden gelmek için yeterli güce sahip olmadığına dikkat çekerek, “İran'ın olumsuz bir etkisi var. Tartışmalarımızda bunu göz ardı etmedik” dedi.
Konferansa yaklaşık 60 ülke katıldı, fakat katılımın Avrupa ayağı düşüktü. ABD yetkilileri, İran'ın eylemlerini tehdit olarak gören Arap devletleri ve İsrail gibi farklı tarafların bölgede bulunmasının önemini vurguladılar.
Pence’den Avrupa ülkelerine suçlama
Konferansın oturum aralarında açıklamalarda bulunan ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, İran dosyasıyla ilgili olarak Amerikan ve Avrupa tarafları arasındaki farklara ışık tuttu. ABD yetkilisi, Avrupalıları, ‘İran rejimine yönelik yaptırımları, mali işlemler için bir mekanizma kurarak atlatmaya çalışmakla’ suçladı. Bu davranışların hoş olmadığına dikkat çeken Pence, bu davranışların taraflar arasındaki ilişkilerde birtakım sonuçları olabileceğini söyledi.
ABD Başkan Yardımcısı Pence, konuşmasının devamında, Trump'ın iki yıl önce başkanlık koltuğuna oturmasında sonra ilk dış ziyaretini Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiğine ve Arap-İslam-Amerikan Zirvesi’ne katıldığına atıfta bulunarak, barışın sağlanması için konferansa katılan bütün ülkeler ile çalışmaya hazır olduklarını belirtti.
Katılımcıların bölge için daha iyi bir gelecek inşa edilmesi hakkında konuştuğunu kaydeden Pence, “Şu anda toplantılar yapılıyor. Çünkü radikal İslami terörizm gibi ortak bir sorunla karşı karşıyayız. Terörizm yalnızca Amerika'ya değil bölgedeki tüm ülkelere yönelik bir tehdit oluşturuyor. Başkan Trump yönetimi, bu radikal tehdide karşı koyma konusunda adımlar attı ve DEAŞ örgütü ile kendini gösteren bu tehdidin ortadan kaldırılması hususunda esas katkılarda bulundu. ABD, kendi vatandaşlarının güvenliğini önceliyor. Fakat Amerika’nın öncelenmesi, yalnız Amerika demek değildir. Washington, aşırılıkçılığa karşı uluslararası bir koalisyon oluşturmak için çalışıyor.”
Başbakan Netanyahu'nun geçen yılın sonunda Umman'ı ziyareti ve Papa Franciscus'un bu yıl BAE'ye yaptığı ziyaret gibi bölgedeki ‘değişim rüzgarlarına’ değinen Pence, “Bu tarihi konferans yeni bir dönemin başladığının kanıtıdır” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“DEAŞ hilafeti kısa bir süre sonra sona erecek ve Trump’ın açıklamasına göre yakın zamanda bölgedeki ABD birlikleri geri çekilecek. Bu, taktiklerdeki bir değişikliktir, görevde değil. Toprakları DEAŞ’ın elinden geri almamız yeterli değil. Ortaklarımızla çalışmaya hazırız. DEAŞ katıntıları her nerede olursa olsun takip edeceğiz.”
ABD'nin Suriye'deki yeni bir kimyasal saldırıya yanıt verme konusundaki kararlılığını dile getiren Pence, ülkesinin İngiltere ve Fransa ile birlikte, Devlet Başkanı Beşşar Esed rejiminin gerçekleştirdiği kimyasal bir saldırıya yanıt verdiğini hatırlatarak, rejim tarafından gerçekleştirilecek benzer bir saldırıya aynı şekilde yanıt vermeye hazır olduklarını söyledi.
“Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor”
Sonra, İran rejiminin bölgenin geleceği ve Ortadoğu’daki barış ve istikrar için en büyük tehdit olduğunu dile getirerek İran hakkında konuşmaya başlayan Pence, “Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor, Suriye ve Yemen'e müdahale ediyor, Hizbullah'ı destekliyor ve Amerikalı rehineleri elinde tutuyor” dedi. İran’ı Ortadoğu’daki etkisini genişletmek için Irak ve Suriye’de birer koridor açmakla itham eden Pence, savaşçıları ile Esed rejiminin düşmesini engellemeye çalıştığını ve Lübnan Hizbullahı’na roketler gönderdiğini söyledi.
Pence, 1979 yılında Şah’ın devrilmesinin ardından geçen 40 yıl boyunca başarısızlık ve terörün İran’da hüküm sürdüğünü dile getirerek, yapılan nükleer anlaşmanın İran’ı caydırmadığını, bilakis bölgedeki müdahalelerini daha da arttırdığını söyledi. Başkan Trump’ın nükleer anlaşmadan çekildiğini, İran rejimine yaptırımlar uyguladığını ve İran'ın eylemlerine itiraz eden diğer ülkelerin de bu yaptırımları desteklediğini dile getiren Pence, “Maalesef, en yakın Avrupalı arkadaşlarımızdan bazıları bu yaptırımları ihlal etti ve onları atlatmaya çalıştı. Fransa, İngiltere ve Almanya kurdukları finansal işlemler mekanizması ile bu yaptırımların üstesinden gelmeye çalıştılar. Bu hamle, ABD ile Avrupa’nın aralarının açılmasına sebep olacaktır” dedi.
“Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi”
İran'ın teknik olarak uygulayıp uygulamamasının değil, nükleer anlaşmanın kendisinin bir sorun olduğunu dile getiren Pence, “Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi. Artık anlaşmadan çekilmeliler. Bu fırsatı görmezden gelemeyiz” dedi.
Ortadoğu’daki barış süreci hakkında konuşan Pence, “Başkan Trump, üç İbrahimî din olan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam'ın tabilerinin barış içinde birlikte yaşamalarını istiyor” ifadesini kullandı.
Öte yandan Varşova Konferansı’na katılan Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçisi Prens Halid bin Selman, önceki gün Twitter hesabı üzerinden yapmış olduğu paylaşımlarda, “Molla rejimi 40 yıl önce iktidarı ele geçirdi. İran halkının yaşam standartları bu süre içerisinde ciddi bir düşüne tanık oldu. Bu rejim, bölgedeki terörizm, radikalizm, mezhepçilik ve istikrarsızlığı desteklemek için halkının parasını israf etmeye devam ediyor. Dost İran halkı, bölgede bölücülük ve terör fitnelerini yaymak için servetini ve parasını israf etmek yerine halkına özen gösteren bir yönetimi hak ediyor. İran rejimi halen Arapları dize getirmeye çalışmak gibi asla gerçekleşmeyecek bir yanılsama içinde. Ayrımcı söylemleri kendisini açığa çıkarıyor, Bu rejimin boş hayalleri 40 yıl sonra artık kimseyi kandıramıyor” açıklamasında bulundu.
İran rejiminin yayılımcı hayallerine hâlâ bağlı olduğuna dikkat çeken Prens Halid bin Selman, “İran rejiminin lideri, devrimlerinin 40’ıncı yıl dönümü konuşmasında Basra Körfezi'ndeki Arap topraklarının kendi topraklarının bir parçası olduğunu iddia ederek, bu bölgeyi güney İran olarak adlandırdı. Böylece yayılımcı niyetlerini ortaya koydu” ifadelerini kulandı.
Konferansın açılışı
Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, sabah saatlerinde kullandığı şu ifadeler ile konferansın açılışını yaptı;

“Bölgedeki barış ve güvenlik sorununa yeni bir ivme kazandırmanın zamanı geldi. Mülteci krizleri, ekonomik krizler ve bazı durumlarda devlet kurulması gibi krizlerin bölgede olumsuz etkiler oldu. Ortadoğu’nun istikrarını güvence altına almak, devam eden krizlere son vermek, kültürlerarası birliği teşvik etmek ve kapsayıcı toplumlar inşa etmek gibi durumlar, büyük zorluklar ile karşı karşıya. Uluslararası toplumun istikrarı ve sürdürülebilir barışı korumak için bu çabaları aktif olarak desteklemesi önemlidir.”
Czaputowicz açılış konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ortadoğu'daki çatışmaların birçok kaynağı var. Bunlardan bazıları, bazı liderlerin her ne pahasına olursa olsun gücü ellerinde tutmak istemesi, dini köktencilik ve hoşgörüsüzlüktür. Ayrıca güç dengesizlikleri, coğrafi ayrılıklar veya dış kuvvetlerin müdahalesi de çatışmaya sebep olan unsurlar arasında yer alabilir. ABD ve AB’nin İran’ın bölgede oynayacağı rol konusunda paylaştıkları bir inançları var. Ancak İran'ın nükleer programının olası sonuçları ve bu ülkenin bölgede oynadığı istikrarsızlaştırıcı rolü konusunda endişeliyiz. İran'ın tahammül edilemez davranışlarını şiddetle kınıyoruz. Aramızda araçlar bakımından farklılıklar olabilir. AB, İran'ın nükleer programının barışçıl doğasını korumanın, bir ortak eylem planını gerektirdiğine inanıyor. ABD bu anlaşmadan çekildi ve İran’a yaptırımlar uyguladı. Bugün Ortadoğu’nun karşılaştığı zorlukları hatırlatan bölge temsilcilerini dinleme fırsatına sahibiz.”
Konferans dahilinde gerçekleştirilecek görüşmelerde herhangi bir ülkenin veya konunun görüşmelerin seyrine hakim olmayacağını dile getiren ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ise şunları söyledi:
“Konferans, Yemen Dışişleri Bakanı Halid el-Yemani’nin başkanlığını yapacağı Yemen hakkında bir tartışma ile başlayacak. Daha sonra Suriye'deki idarenin sonraki adımlarını ve değişmeyen stratejik hedeflerimize ulaşmak için çabalarımızı sürdürme taahhüdümü gözden geçireceğiz. Sonrasında Başkanı Trump'ın danışmanı Jared Kushner, ABD yönetiminin İsrail ile Filistinliler arasında kapsamlı ve sürdürülebilir bir barışı sağlama çabalarını tartışacak. Tüm bu konular hakkında soru sorma ve yorum yapma fırsatı da olacak. Sonrasında ise ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Polonya Başbakanı ve 7 Dışişleri Bakanı ilgili konular hakkındaki değerlendirmelerini bizimle paylaşacak. Daha sonra bir grup devletle, mültecilerin ve insani zorlukların ele alındığı bir öğle yemeği tertip edilecek. Bunun ardından füze geliştirme ve bunları yayma, siber tehditlerle mücadele, terörizm ve yasadışı fon sağlamak ile mücadele konulu bir dizi çalışma oturumu düzenlenecek.”
Pompeo sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bugün çok önemli görüşmelerde bulunacağız, ancak konferans sona ermeyecek. Çalışmamız gerekiyor. Suriye ve Yemen, silahların yayılması, barış süreci, terörizm, İran, siber güvenlik ve insani krizler gibi meseleler tek başına üstesinden gelinecek sorunlar değil. Güvenliği sağlamak için birlikte çalışmalıyız. Hiçbir ülke bunun dışında kalamaz. ABD, Ortadoğu’daki güvenlik sorunlarına yönelik çabalara liderlik etmeye devam edecek. Bölge için iyi bir güç olmaya devam edeceğiz. Bugün gerçekleştirilen konferans bunun kanıtıdır.”
Pompeo, sabah saatlerinde, konferansı ‘istisnai’ olarak nitelendiren Netanyahu ile ortak bir basın toplantısı düzenledi.
İsrail Başbakanı Netanyahu konferans ile ilgili "tarihsel bir dönüm noktası" değerlendirmesinde bulunduktan sonra şunları söyledi:
“Burada 60 ülkeden dışişleri bakanı ve hükümet temsilcisi, İsrail başbakanı ve önde gelen Arap ülkelerinin dışişleri bakanları karşılıklı oturup bugüne kadar görülmemiş bir güç ve açıklıkla İran rejiminin yarattığı ortak tehditle nasıl baş edilmesi gerektiğini konuştu. İlk kez birlikte geleceğimizi tehdit eden şeyin ne olduğunu ve onu güvence altına almak için neler yapmamız gerektiğini tartışma fırsatı bulduk. Bu diyaloğu gelecekte yalnızca güvenlik konusunda değil, Ortadoğu halklarının yaşamını etkileyecek her alanda sürdürmeliyiz”
“İran’la yüzleşmeden Ortadoğu’da barış ve istikrar sağlayamayız” diyen Pompeo ise İran’ın eylemleri de dahil olmak üzere istikrarsızlaştırıcı eylemleri ele almaya yönelik ortak çabalara duyulan ihtiyaçtan söz ederek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Basitçe ifade etmek gerekirse, İran ile yüzleşmeden bunları gerçekleştirmek söz konusu olamaz. Lübnan’da Yemen’de Suriye’de Irak’ta yıkıcı etkilerde bulunuyorlar. Buralarda Hamas, Hizbullah ve Husiler gibi gerçek tehditler var. İran’a karşı harekete geçmeden Ortadoğu’da barış sağlayamayız.”



Tokyo'da kurallara uymayan turistlere karşı harekete geçildi

Airbnb'de kiralanan evler de yasak kapsamına alınacak (Reuters)
Airbnb'de kiralanan evler de yasak kapsamına alınacak (Reuters)
TT

Tokyo'da kurallara uymayan turistlere karşı harekete geçildi

Airbnb'de kiralanan evler de yasak kapsamına alınacak (Reuters)
Airbnb'de kiralanan evler de yasak kapsamına alınacak (Reuters)

Japonya'nın başkenti Tokyo'nun işlek noktalarından Şincuku'nun yöneticileri, özel konutların turistlere kısa süreliğine kiraya verilmesine karşı harekete geçti. 

Minpaku diye bilinen bu yerlerin yerleşim bölgelerinde ve okulların civarında faaliyet göstermesinin yasaklanması planlanıyor. 

Beklenen yasak uygulanırsa Şincuku'daki 4 bine yakın minpaku'nun neredeyse yarısı kapanabilir. 

Yeni yasaların halihazırda faaliyet gösteren işletmeleri de kapsaması, nadir görülen bir durum. Yasağın ilanının ardından mevcut tesislere süre tanınması öngörülüyor.

Şincuku yönetimi, yerel sakinlerden gelen şikayetlerin giderek artması üzerine harekete geçmek zorunda kaldığını bildirdi. 

Çöp atma kurallarına uymayan, geceleri yüksek ses yapan veya evlerin yakınında sigara içen turistlerin 2021 mali yılında 82 şikayete konu olduğu, 2025 mali yılındaysa bu sayının 1334'e çıktığı belirtildi.

Aralık 2025'ten beri 5 işletmecinin ruhsatı ve onlara ait 15 tesisin faaliyet izinleri iptal edilmişti. Bu işletmecilerin aynı işi yapmalarına da üç yıllık yasak getirilmişti.

Japan Times'a konuşan bir yetkili, "Kurallara uymayan işletmecilere yönelik denetimleri sıkılaştırsak bile şikayetlerin sayısı azalmıyor. Bu nedenle yönetmeliği değiştirmenin daha doğru olduğuna karar verdik" dedi. 

İlçe yönetimi, yasak tasarısını şubatta oylamadan önce, ekimde kamuoyunun görüşlerini almayı planlıyor.

Mart sonu itibarıyla Şincuku'da 3 bin 749 minpaku tesisi bulunuyordu. Bunların yüzde 63,4'ü Japon, yüzde 23,3'ü Çinli, yüzde 6'sıysa Güney Koreli işletmeciler tarafından işletiliyordu.

Bölgedeki minpaku sayısı, Mart 2022'deyse 1366'ydı. 

2025'te 42 milyon yabancı turisti ağırlayan Japonya'nın 2030 hedefi 60 milyon. Ancak Asya ülkesi, aşırı turizmden de şikayetçi. 

Japonya, neredeyse 50 yıl sonra yapılan ilk zamla ülkenin yabancı uyruklular için vize ücretlerini temmuz itibarıyla artırmıştı.

Independent Türkçe, Japan Times, AFP


Irak: Devletsiz silahlar ve bitmek bilmeyen çekişmeler

Irak: Devletsiz silahlar ve bitmek bilmeyen çekişmeler
TT

Irak: Devletsiz silahlar ve bitmek bilmeyen çekişmeler

Irak: Devletsiz silahlar ve bitmek bilmeyen çekişmeler

İyad el-Anbar

Ali el-Zeydi hükümetinin silahın devletin kontrolünde toplanması için belirlediği son tarihe kalan birkaç gün hakkında konuşmaya başladık. Zeydi'nin silahın devletin kontrolünde toplanmasıyla ilgili açıklamalarındaki sakin tona ve gerilimi artırmaktan uzak durma çabalarına, “Koordinasyon Çerçevesi” içinde bazı tarafların silahların devlete tesliminden ziyade “düzenlemeye tabi tutulmasına” kayan söyleme rağmen, siyasi çekişmeler ve gergin söylemler yaygınlığını koruyor. Özellikle fraksiyonlar arasında tonu sertleşiyor; Koordinasyon Çerçevesi içindeki bazı siyasi figürler de bu duyguları yansıtıyor.

İran, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ile başlayan, ardından İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ve son olarak da Dini Lider Mücteba Hamaney'in danışmanı Muhsin Kumi'nin ziyaretleriyle devam eden bir dizi önde gelen askeri ve siyasi liderinin ziyaretleriyle olaya dahil oldu. Bu ziyaretlerin ardından yapılan tüm aleni açıklamalar veya sızdırılan mesajlar, İran'ın silahların teslimini ve Zeydi hükümetinin silahlı örgütlerin silahlarıyla ilgili Amerikan “şartlarına” tamamen uymasını kabul etmeyeceğini teyit etti.

Irak'taki devlete paralel silah sorunu, silahın sadece devletin kontrolünde olmadığı diğer kırılgan devletlerdeki benzer deneyimlerden farklı. Irak'taki fraksiyonların silahı, devletin münhasır alanı olan siyasi alana müdahale etmeyi veya onu gasp etmeyi amaçlıyor. Oysa bu alan, siyasetin biçimini ve özünü tanımlayan “dost ve düşman arasında ayrım yapmayı” devletin tekeline veren temel bir özelliğe dayanmaktadır. Dolayısıyla, “düşman”ın kim olduğunu belirlemek, savaş ilan etmeyi veya devletin tüm kaynaklarını düşmanla yüzleşmek için kullanmayı gerektirir; bu da yalnızca devlete ait egemen bir karardır.

dfrgthy
Iraklı milis grubu Hizbullah Tugayları (Ketaib Hizbullah) unsurları, Irak'ın batısında, Suriye sınırındaki Kaim yakınlarında bulunan Haşdi Şabi karargahını hedef alan hava saldırısında öldürülen yoldaşları için düzenlenen cenaze töreninde, 2 Mart 2026, Bağdat (Reuters)

Bu nedenle, özellikle “direniş”, siyasi sistemin savunulması veya “Şii hakimiyetinin” korunması sloganları yükseldiğinde, Irak'ta silah ve siyaset ikiliği karmaşık bir şekilde iç içe geçiyor. Fakat gerçekte, bu sloganların altında, dostu ve düşmanı kendisi belirlemek isteyen bir silah sorunu gizli. En karmaşık sorun ise fraksiyonların kimin düşman, kimin dost olduğunu belirleme yetkisinin devletin tekelinde olduğunu kabul etmemesidir.

Kontrol mü yoksa düzenleme mi?

Iraklı politikacılar retorik süslemelere düşkündür ve tanımlamaları, kavramları manipüle etmekten zevk alırlar. Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinden sonra, iktidar ganimetinin dağıtımında benimsenen mezhepçi ve etnik kota sistemini açıkça itiraf etmekte zorlandılar ve bu nedenle bunu “ulusal hükümet” veya “ulusal ortaklık” olarak tanımlama yoluna gittiler. Seçimleri kaybettiklerinde ise “seçim sonuçları” yerine “siyasi ağırlık” söylemini öne sürme yoluna gidiyorlar.

Son günlerde, silahlı fraksiyonlar ile Haşdi Şabi Güçleri arasında ayrım yapan siyasi söylemler ve hükümet açıklamaları sıklıkla tekrarlanmaya başladı. Ancak bu ayrım, Haşdi Şabi karargahları hedef alındığında aniden ortadan kalkıyor! Bu nedenle ister Koordinasyon Çerçevesi içindeki politikacılar ister hükümet tarafından icat edilmiş olsun, bu siyasi safsata, Şii siyasi eyleminde siyaset ve silahın iç içe geçmesi suçlamasına yanıt vermek yerine, Haşdi Şabi ile fraksiyonlar arasındaki ayrımı karmaşık hale getirdi.

Bugün Şii siyasi taraflar, “silahın devletin kontrolünde toplanması” ifadesini “silahı düzenlemek” ile değiştirmenin ardındaki temel amacı anlamadan, yeniden kavramlar ve terimlerle oynuyorlar. Bu, silahlı fraksiyonların direnişi nedeniyle silahın sadece devletin kontrolünde toplanması kararından geri adım atma olabilir. Dahası son tarih olan 30 Eylül geldiğinde hükümeti zor durumda bırakmak istemiyor da olabilir. Yahut bu, silahın artık devletin düzenlemelerine tabi ve Silahlı Kuvvetlerin Başkomutanı'nın emri altında olacağı propagandası yapılırken, fraksiyonların silahlarını teslim etmemeleri için yapılan siyasi bir manevra da olabilir. Keza bu geri adım, silahların teslim edilmesiyle ilgili her türlü tartışmayı reddeden İran taleplerinin baskısından kaynaklanıyor olabilir. Ya da belki de saydığımız bu üç olasılık da iç içe geçmiştir.

cs
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, Irak'ın merkezindeki Necef şehrinde, İran yanlısı milis grupları kapsayan silahlı bir ittifak olan Haşdi Şabi Güçleri'nin liderlerinden Ebu Mehdi el-Mühendis'in mezarını ziyaret ediyor, 21 Ağustos 2026 (AFP)

Ne var ki, silahın devletin kontrolünde toplanması, Temsilciler Meclisi'nin güvenoyu vermesiyle onaylanan Ali Zeydi hükümetinin programının bir parçasıydı. Hükümet daha sonra, Yüksek Yargı Konseyi Başkanı Faik Zeydan'ın da katılımıyla, hükümete katılan tüm siyasi tarafları içeren “Devlet Yönetimi Koalisyonu”nun desteğini aldı. Dahası bu taraflar, devlet kontrolü dışındaki herhangi bir silahın “terörizm” olarak değerlendirileceğini deklare eden bir bildiri de yayınladılar. Bu, siyasi söylemin silahları kontrol altına almaktan düzenlemeye doğru kaymasıyla doğrudan çelişiyor.

Başbakan Ali Zeydi, Koordinasyon Çerçevesi içindeki taraflar ve hatta silahlı fraksiyonların kendileri bile, ABD'nin silahsızlanma veya silahın devletin kontrolünde toplanmasıyla ilgili taleplerinin, bu fraksiyonların sahip olduğu insansız hava araçları ve uzun menzilli füzelerle sınırlı olduğunun farkındalar. Peki, bu silahlar nasıl düzenlenecek? Taşıma ve bulundurma ruhsatları verilerek mi? Yoksa hükümetin şimdiye kadar fraksiyonlar ile arasındaki bağı koparamadığı Haşdi Şabi Güçleri'nin silah depolarına yerleşmesine izin vererek mi?

Çekişmeci söylemlerin sınırları

Siyasi liderlerimiz, sorunları en az bölücü yollarla çözmek için inceleyen başka yerlerdeki politikacıların aksine, siyasi çekişmelere yönelme eğilimindedirler.

Liderlerimiz, sorunlarla eğlenir, içlerine dalmaktan ve krizleri sürdürmekten zevk alırlar; hatta onlara bağımlıdırlar. Rahmetli üstadımız, sosyolog Faleh Abdulcabbar, genel olarak politikacılarımızı ve özellikle de karar vericilerimizi, sorunların içine dalmaktan eğlenen insanlar olarak tanımlamıştır; hatta ona göre toptan veya peş peşe sorun üretmek politikacılarımız için bir folklor haline gelmiştir. Saddam Hüseyin de böyleydi; bir çatışmadan diğerine, bir yıkım girişiminden diğerine, bir savaştan diğerine atlardı, sanki şiddet onun için bir tür bağımlılık haline gelmişti.

Siyasi çekişmeler, siyasi sınıfın popülist retoriğinin en önemli örneklerinden biri olarak tanımlanabilir. Bu sınıf, kendisini -nüfusun geri kalanından farklı olarak- siyasetin inceliklerini iyi bilen ve düşmanlarının kurduğu komploları ortaya çıkarabilecek zekâya, deneyime ve uzmanlığa sahip olarak pazarlıyor. Bu nedenle, birden fazla cephede savaştığını görüyoruz. Bazen politikacıların siyasi rakiplerini hedef aldıklarını, bazen de komşu ülkeleri veya büyük güçleri hedef alarak bu ülkelerin Irak'ı ve halkını hedef alan bir projesi olduğunu iddia ettiklerini görüyoruz.

Koordinasyon Çerçevesi’nin liderlerinden ve “Çerçeve” tarafından sadece devletin silahı kontrol etmesi için kurulan komitenin üyelerinden olan Hadi el-Amiri, “direniş” bayrağı altında faaliyet gösteren fraksiyonların rolünü övmeye çalıştı. Ancak bunun yerine, onlarca genç protestocunun öldürüldüğü Ekim 2019 protestolarını hedef alan saldırılardaki rollerini itiraf etmiş oldu. Amiri, direnişin “Ekim ayaklanmasına karşı cesurca durduğunu ve devleti ve siyasi sistemi koruduğunu” söyledi.

Amiri'den önce, Haşdi Şabi içindeki Bağdat Kuşağı istihbarat şefi ve Nuceba Hareketi liderlerinden biri, Terörle Mücadele Servisi tarafından tutuklanmasının ardından bir açıklama yapmıştı. Tutuklanma sebebinden bahsettikten sonra, ABD Başkanı'nın Irak ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ı “tüm bu krizleri planlamak ve egemen kararları kontrol etmekle ve bizi iç çatışmalara sürüklemekle” suçlamıştı. Kendisine yöneltilen “kötü niyetli suçlamalar” nedeniyle, istihbarat servisine karşı dava açma sözü de vermişti.

fbghj
Asaib Ehlil Hak’ın lideri Kays el-Hazali, Bağdat'taki meclis binasında Ali Zeydi başkanlığındaki hükümetin oylaması için yapılan oturum sırasında eski Irak başbakanı Nuri el-Maliki ile konuşuyor, 14 Mayıs 2026 (Reuters)

Bu söylem, Haşdi Şabi ile silahlarını teslim etmeyi reddeden fraksiyonların iç içe geçmiş olduğunu ve güvenlik işlevlerinin sınırlarını aşan söylemleri teyit ediyor. Ayrıca, devletin güvenlik kurumları ile silahlarının kendilerine diğer devlet güvenlik kurumlarına karşı bir yetki verdiğini göstermek isteyenler arasındaki tam kopukluğu da ortaya koyuyor.

Kâr ve zarar hesapları

Başbakan Ali Zeydi, Koordinasyon Çerçevesi liderlerinden Nuri Maliki ve Hadi Amiri ile üçlü silah kontrolü komitesinin üyeleri, devlet ile fraksiyonlar arasında bir silahlı çatışma seçeneğini dışlama konusunda anlaştıklarında, bu, hükümetin, Çerçeve içindeki güçlerin ve fraksiyonların, silahın devletin kontrolünde toplanması için güç kullanılması durumunda kâr ve zarar hesaplarının tamamen farkında oldukları anlamına geliyor.

Şii siyasi aktörler, fraksiyonlar ile hükümet arasında silahlı bir çatışmanın tehlikelerinin farkındalar

 Fraksiyonlarla silahlı çatışmaya girme seçeneğinin dışlanması, savaş ve barış kararını gasp edebilecek herhangi bir paralel silahlı gücün varlığını gerçekten reddetmekten ziyade, iktidardaki siyasi sistem içindeki hassas güç dengesinin ve kazanımların korunmasıyla daha yakından bağlantılıdır. Bunun nedeni, hâkim sistemin, özellikle de Şii tarafların, yönelimleri, vizyonları ve hatta siyasi duruşları bakımından anlaşamazken, tek bir konuda hemfikir olmasıdır; iktidar ve nüfuz çevresi içinde elde ettiği kazanımları koruma önceliği.

Bu kapsamda bir tarafın diğerinin pahasına yükselişini kabul edebilir, ancak kısmi değil, tamamen kaybetmesine yol açacak ve potansiyel olarak siyasi varlık ve egemenlik denkleminden dışlanmasına neden olacak herhangi bir tehdidi reddetmektedir.

Hükümet ile fraksiyonlar arasında silahlı bir çatışma yaşanması halinde, bir kazan-kaybet denklemiyle karşı karşıya kalacağız. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre işte Koordinasyon Çerçevesi içindeki güçlerin istemediği şey de budur. Hükümet savaşı kazanır ve fraksiyonları ve devlete paralel faaliyet gösteren herhangi bir silahlı gücü ortadan kaldırmayı başarırsa, bu Ali Zeydi hükümeti için önemli bir siyasi başarı olur ve onu daha güçlü bir konuma getirir.

vf
Hükümeti kurmakla mükellef Ali Zeydi, Bağdat'taki meclis binasında yeni hükümetinin oylaması için yapılan oturumda konuşuyor, 14 Mayıs 2026 (Reuters)

Dahası bu başarıyı, hükümetine olan halk desteği arttıkça geleneksel güç odaklarını zayıflatmak için kullanabilir. Ayrıca uluslararası ve bölgesel güçlerin güvenini de kazanabilir.

Öte yandan, fraksiyonlar hükümetin silahı kontrolünde toplama planına karşı durup kazanırsa, hükümet en zayıf konumda olacaktır. En önemli mücadelesinin silahların yalnızca devletin kontrolünde olmasını sağlamak olduğuna dair verdiği sözden sonra, halkın ve uluslararası toplumun güvenini kaybedecektir. Bu durum, fraksiyonlar karşısında güç denkleminde en zayıf Şii siyasi güç olarak kendilerini bulacak Koordinasyon Çerçevesi güçlerini de etkileyecektir.

Bu nedenle, Şii siyasi aktörler, fraksiyonlar ile hükümet arasında silahlı bir çatışmanın tehlikelerinin farkındalar, çünkü mesele kâr ve zarar hesaplarıyla bağlantılıdır. Dahası devletin zayıflaması pahasına bile olsa, silah ve siyaset ikiliğini sürdürmek, silahlı çatışmada herhangi bir tarafın kazanmasına izin vermekten daha tercih edilebilir bir durumdur. Nihayetinde, sistemdeki kaosu sürdürmek, onların hesaplarına göre bir tarafın kaybetmesi ve diğerinin kazanmasından daha iyidir.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir."


Dans pistlerinden savaş alanlarına... Çin, robotları savaşa hazırlıyor

Çin’in başkenti Pekin’de düzenlenen Dünya İnsansı Robot Oyunları’nda dövüş sanatları yarışmasına katılan bir robot (Reuters)
Çin’in başkenti Pekin’de düzenlenen Dünya İnsansı Robot Oyunları’nda dövüş sanatları yarışmasına katılan bir robot (Reuters)
TT

Dans pistlerinden savaş alanlarına... Çin, robotları savaşa hazırlıyor

Çin’in başkenti Pekin’de düzenlenen Dünya İnsansı Robot Oyunları’nda dövüş sanatları yarışmasına katılan bir robot (Reuters)
Çin’in başkenti Pekin’de düzenlenen Dünya İnsansı Robot Oyunları’nda dövüş sanatları yarışmasına katılan bir robot (Reuters)

Çin’de geçen ay düzenlenen Dünya İnsansı Robot Oyunları kapsamında robotlar zıpladı, dans etti, boks yaptı; hatta bazı çevik robotlar 100 metre mesafede rekortmen atlet Usain Bolt’tan daha hızlı koştu. Seyirciler, makinelerin gelişen yeteneklerini ve internette mizah konusu olmaya aday düşüşlerini hayranlıkla izledi.

Etkinliğin sona ermesinden iki gün sonra Çin Halk Kurtuluş Ordusu’nun resmî gazetesi, gösteriden kendi sonuçlarını çıkararak araştırmacılara, bu ileri teknolojilerin laboratuvarlardan askeri eğitim sahalarına aktarılmasını hızlandırma ve insansı robotları ‘savaşçı’ olarak kullanma çağrısında bulundu.

Reuters’ın 100’den fazla Çin askeri ihale ilanını, akademik çalışmayı, patenti, resmi yayını, hükümet kaydını ve savunma şirketlerine ait belgeyi inceleyerek yaptığı araştırmaya göre, Çin savunma kurumları insansı robotların askeri amaçlarla kullanımına yönelik araştırmaları hızlandırıyor ve bu robotları nihayetinde savaş alanlarında konuşlandırmayı planlıyor.

cv
Çin’in başkenti Pekin’de düzenlenen Dünya İnsansı Robot Oyunları’nda 100 metre koşu yarışına katılan robotlar (AP)

Daha önce kamuoyuna yansımayan kayıtlar, askeri kurumların insansı robotları savaş alanı gereksinimlerine göre test ettiğini, bu robotları ve eğitimleri için gerekli teknolojileri tedarik etmeye çalıştığını, ayrıca birliklerle omuz omuza nasıl görev yapabileceklerini incelediğini ortaya koyuyor. Robotların algılama, manevra kabiliyeti ve eğitim verilerine odaklanan bu çalışmalar, 2025 ve 2026 yıllarında hız kazandı.

Bank of America Global Research verilerine göre Çinli üreticiler, 2025 yılında küresel insansı robot sevkiyatının yaklaşık yüzde 95’ini gerçekleştirdi. Bu ticari hakimiyet, Çin Halk Kurtuluş Ordusu’na bir yandan kendi özel askeri uygulamalarını geliştirirken diğer yandan hızla büyüyen bir sektöre erişim imkânı sağlıyor.

Çin’in savunma robotik alanındaki araştırmaları, askeri teknolojilerin küresel ölçekte ne denli hızlı geliştiğini gözler önüne seriyor. Nitekim Rusya-Ukrayna savaşında, seyrüsefer ve hedefleme için yapay zekâ kullanan yarı otonom insansız hava araçları keşif ve saldırı operasyonlarında devrim yaratırken, robotlar da mühimmat taşıma ile yaralı ve kayıpların tahliyesinde aktif rol oynuyor.

vf
19 Ağustos’ta Güney Kore-ABD ortak tatbikatına katılan askeri robotlar (Reuters)

Reuters, Çin ordusunun İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa’daki en kanlı çatışmadan ders çıkarma çabalarını daha önce belgelemişti. Bu gelişmeler, tüm dünyada otonom sistemlere yönelik askeri ilgiyi artırıyor.

California Üniversitesi Los Angeles Kampüsü (UCLA) Makine ve Havacılık Mühendisliği Profesörü Dennis Hong konuya ilişkin değerlendirmesinde, “İnsanların gitmesini istemediğimiz yerlere gitmek, robot geliştirmenin en ikna edici nedenlerinden biri. Bir robotu kaybetmek bir insanın hayatını kurtarmak anlamına geliyorsa, o robot feda edilebilir bir unsura dönüşür” ifadelerini kullandı.

Çin Savunma Bakanlığı ve Çin Halk Kurtuluş Ordusu’nun önde gelen araştırma kurumu olan Ulusal Savunma Teknolojileri Üniversitesi, insansı robotların askeri uygulamalarına ilişkin yorum taleplerine yanıt vermedi.

gbhy
 Şangay’daki AgiBot genel merkezinde insansı bir robotla etkileşim kuran ziyaretçiler (Reuters)

Reuters, Çin Halk Kurtuluş Ordusu’na bağlı operasyonel bir birlikte silahlı bir insansı robotun konuşlandırıldığına dair herhangi bir kanıta ulaşamadı. Yüksek miktarda enerji tüketen bu robotlar, kontrol edilebilir gösteri ortamlarının dışında henüz güvenilirlik sağlamaktan uzak bir tablo çiziyor.

Carnegie Mellon Üniversitesi Makine Mühendisliği Öğretim Üyesi Aaron Johnson ise savaş alanlarının çok sayıda değişken içerdiğini belirterek, bu ortamların robotların kabiliyetlerini öngörülemeyen şekillerde zorladığını ifade etti.

Yerleşim bölgelerine yönelik saldırı gücü

Çin’in, meskûn mahal savaşlarında insansı robotları kullanmaya yönelik şimdiden bir vizyonu bulunuyor.

Kurgulanan bir senaryoya göre altı insansı robot, robot köpek veya insansız araçtan oluşan insansız savaş grubu, iki hücum timi arasında paylaştırılacak. Robotlar, düşman kontrolündeki bir binayı kat kat ve oda oda temizlemek için kara birlikleriyle omuz omuza görev yapacak.

sdfevrg
Çin’in başkenti Pekin’de düzenlenen Dünya İnsansı Robot Oyunları’ndaki bir yarışma sırasında düşen bir robotu, iki görevli sedyeye yerleştiriyor. (AFP)

Söz konusu senaryo, Şian kentindeki Ulusal Savunma Teknolojileri Üniversitesi Test Merkezi’nden araştırmacıların Ağustos 2025’te yayımladığı bir makalede yer aldı. Çalışma, beş ila on yıl içinde kullanıma sunulabileceği öngörülen ekipmanları kullanan bir meskûn mahal taarruz gücünü modelledi. Ancak araştırmada robotların angajman kurallarına, taşıyacakları silahlara veya sivillerin bulunduğu durumlarla nasıl başa çıkacaklarına dair detaylara yer verilmedi.

Aralık ayında ise Çin Halk Kurtuluş Ordusu Doğu Cephesi Komutanlığı, insansı ve dört bacaklı robotlar da dahil olmak üzere askeri robotların varsayımsal bir gelecekteki çatışmada Tayvan’ın savunmasını yarma sahnelerini içeren, yapay zekâ ile üretilmiş görseller yayımladı.

sdfr
Çin’de insansı robotlarla birlikte dans gösterisi yapan dansçılar (Reuters)

Çin, robotların savaş alanlarında kullanım yollarını araştıran tek ülke değil. ABD ordusu da geçen yıl nihayetinde askerlerle birlikte görev yapabilecek ‘askeri nitelikli insansı robot kabiliyetleri’ geliştirmek amacıyla bir yarışma başlattı.

Ordu, bu robotların olası rollerinin keşif, güvenlik, engel kaldırma, tehlikeli maddelerle müdahale ile meskûn mahallerdeki taarruz ve savunma görevlerini kapsadığını belirtti.

Buna karşın ABD robotik sektörü, ister iki ister dört bacaklı olsun, bu makinelerin geliştirilmesinde Çin’in bir hayli gerisinde kalıyor. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığı haberde, insansı ve dört bacaklı robotların dünyadaki önde gelen üreticilerinden Çinli Unitree firmasının, en çok satan robot köpek tasarımlarında ABD ordusu tarafından finanse edilen yeniliklerden yararlandığı bildirilmişti.

cvfgrth
Çin’in başkenti Pekin’de düzenlenen Uluslararası Robot Fuarı’nda sergilenen Çinli Unitree şirketine ait robotlar (AFP)

ABD ordusu ve Savunma Bakanlığı (Pentagon) konuya ilişkin açıklama yapmaktan kaçındı.

Avustralya Stratejik Politika Enstitüsü Analisti Malcolm Davis, insansı robotların mevcut koşullarda savaş alanı için pratik sistemler olmadığını belirterek, “Ancak beş ila on yıl içinde durumun bu yönde değişmesi son derece muhtemel” değerlendirmesinde bulundu.

Robotik sistemler şimdilik uzaktan kumanda edilse dahi, otonom çalışmak üzere tasarlanan makinelerin beraberinde getirdiği etik ikilemlerin zamanla ele alınması gerekecek. Nitekim savaş hukuku, askeri unsurların savaşanlar ile siviller arasında ayrım yapmasını, ayrıca yaralılara veya teslim olan askerlere saldırmaktan kaçınmasını zorunlu kılıyor.