​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
TT

​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)

Ortadoğu'da Barış ve Güvenliğin Geleceğini Destekleme Konferansı dün sona erdi.
ABD ve Polonya, konferans sonrasında yayınlanan sonuç bildirgesinde, Ortadoğu’da istikrarın sağlanması için böyle bir konferansın gerçekleştirilmesinin gerekliliğine dikkat çekerken, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, İran'ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varılması için işbirliği yapılması çağrısında bulundu ve bu tehditlerin Ortadoğu ile sınırlı kalmayacağını, bilakis Avrupa’ya ve Batı’ya da yöneleceğini söyledi. Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz ise yaptığı konuşmada, İran'ın Suriye'ye müdahalelerinin bölgeyi olumsuz etkilediğini söyledi.
“İran, Hizbullah ve terörizm Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor”
Varşova Konferansı’nın krizlerin üstesinden gelinmesi için gerçekleştirildiğini dile getiren Pompeo, “İran, Hizbullah ve terörizmin yayılması Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor. Ortadoğu'daki barış çalışmalarına devam edeceğiz. Daha fazla yaptırım ve daha fazla baskı istiyoruz. Böylece İran'daki diktatörlerin devamlılığının önüne geçebiliriz” açıklamasında bulundu. Ayrıca bölgedeki İran saldırganlığının gerçek bir tehlike olduğuna dikkat çeken Pompeo, “Konferansta İran’ı savunan hiçbir ülke yok. İran’ın bölgeyi istikrarsızlaştıran rolü konusunda hepimiz hemfikiriz” dedi. Pompeo, İran rolüne atıfta bulunmadan bölgedeki sorunlardan bahsetmenin zor olduğuna dikkat çekerek, İran’ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varmak için işbirliğine ihtiyaç duyulduğunu ve Washington’un İran'a daha fazla yaptırım uygulama konusunda haklı olduğunu söyledi.
Öte yandan Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, Ortadoğu'daki sorunların karmaşık olduğuna ve Avrupa Birliği’nin (AB) tek başına bunların üstesinden gelmek için yeterli güce sahip olmadığına dikkat çekerek, “İran'ın olumsuz bir etkisi var. Tartışmalarımızda bunu göz ardı etmedik” dedi.
Konferansa yaklaşık 60 ülke katıldı, fakat katılımın Avrupa ayağı düşüktü. ABD yetkilileri, İran'ın eylemlerini tehdit olarak gören Arap devletleri ve İsrail gibi farklı tarafların bölgede bulunmasının önemini vurguladılar.
Pence’den Avrupa ülkelerine suçlama
Konferansın oturum aralarında açıklamalarda bulunan ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, İran dosyasıyla ilgili olarak Amerikan ve Avrupa tarafları arasındaki farklara ışık tuttu. ABD yetkilisi, Avrupalıları, ‘İran rejimine yönelik yaptırımları, mali işlemler için bir mekanizma kurarak atlatmaya çalışmakla’ suçladı. Bu davranışların hoş olmadığına dikkat çeken Pence, bu davranışların taraflar arasındaki ilişkilerde birtakım sonuçları olabileceğini söyledi.
ABD Başkan Yardımcısı Pence, konuşmasının devamında, Trump'ın iki yıl önce başkanlık koltuğuna oturmasında sonra ilk dış ziyaretini Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiğine ve Arap-İslam-Amerikan Zirvesi’ne katıldığına atıfta bulunarak, barışın sağlanması için konferansa katılan bütün ülkeler ile çalışmaya hazır olduklarını belirtti.
Katılımcıların bölge için daha iyi bir gelecek inşa edilmesi hakkında konuştuğunu kaydeden Pence, “Şu anda toplantılar yapılıyor. Çünkü radikal İslami terörizm gibi ortak bir sorunla karşı karşıyayız. Terörizm yalnızca Amerika'ya değil bölgedeki tüm ülkelere yönelik bir tehdit oluşturuyor. Başkan Trump yönetimi, bu radikal tehdide karşı koyma konusunda adımlar attı ve DEAŞ örgütü ile kendini gösteren bu tehdidin ortadan kaldırılması hususunda esas katkılarda bulundu. ABD, kendi vatandaşlarının güvenliğini önceliyor. Fakat Amerika’nın öncelenmesi, yalnız Amerika demek değildir. Washington, aşırılıkçılığa karşı uluslararası bir koalisyon oluşturmak için çalışıyor.”
Başbakan Netanyahu'nun geçen yılın sonunda Umman'ı ziyareti ve Papa Franciscus'un bu yıl BAE'ye yaptığı ziyaret gibi bölgedeki ‘değişim rüzgarlarına’ değinen Pence, “Bu tarihi konferans yeni bir dönemin başladığının kanıtıdır” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“DEAŞ hilafeti kısa bir süre sonra sona erecek ve Trump’ın açıklamasına göre yakın zamanda bölgedeki ABD birlikleri geri çekilecek. Bu, taktiklerdeki bir değişikliktir, görevde değil. Toprakları DEAŞ’ın elinden geri almamız yeterli değil. Ortaklarımızla çalışmaya hazırız. DEAŞ katıntıları her nerede olursa olsun takip edeceğiz.”
ABD'nin Suriye'deki yeni bir kimyasal saldırıya yanıt verme konusundaki kararlılığını dile getiren Pence, ülkesinin İngiltere ve Fransa ile birlikte, Devlet Başkanı Beşşar Esed rejiminin gerçekleştirdiği kimyasal bir saldırıya yanıt verdiğini hatırlatarak, rejim tarafından gerçekleştirilecek benzer bir saldırıya aynı şekilde yanıt vermeye hazır olduklarını söyledi.
“Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor”
Sonra, İran rejiminin bölgenin geleceği ve Ortadoğu’daki barış ve istikrar için en büyük tehdit olduğunu dile getirerek İran hakkında konuşmaya başlayan Pence, “Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor, Suriye ve Yemen'e müdahale ediyor, Hizbullah'ı destekliyor ve Amerikalı rehineleri elinde tutuyor” dedi. İran’ı Ortadoğu’daki etkisini genişletmek için Irak ve Suriye’de birer koridor açmakla itham eden Pence, savaşçıları ile Esed rejiminin düşmesini engellemeye çalıştığını ve Lübnan Hizbullahı’na roketler gönderdiğini söyledi.
Pence, 1979 yılında Şah’ın devrilmesinin ardından geçen 40 yıl boyunca başarısızlık ve terörün İran’da hüküm sürdüğünü dile getirerek, yapılan nükleer anlaşmanın İran’ı caydırmadığını, bilakis bölgedeki müdahalelerini daha da arttırdığını söyledi. Başkan Trump’ın nükleer anlaşmadan çekildiğini, İran rejimine yaptırımlar uyguladığını ve İran'ın eylemlerine itiraz eden diğer ülkelerin de bu yaptırımları desteklediğini dile getiren Pence, “Maalesef, en yakın Avrupalı arkadaşlarımızdan bazıları bu yaptırımları ihlal etti ve onları atlatmaya çalıştı. Fransa, İngiltere ve Almanya kurdukları finansal işlemler mekanizması ile bu yaptırımların üstesinden gelmeye çalıştılar. Bu hamle, ABD ile Avrupa’nın aralarının açılmasına sebep olacaktır” dedi.
“Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi”
İran'ın teknik olarak uygulayıp uygulamamasının değil, nükleer anlaşmanın kendisinin bir sorun olduğunu dile getiren Pence, “Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi. Artık anlaşmadan çekilmeliler. Bu fırsatı görmezden gelemeyiz” dedi.
Ortadoğu’daki barış süreci hakkında konuşan Pence, “Başkan Trump, üç İbrahimî din olan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam'ın tabilerinin barış içinde birlikte yaşamalarını istiyor” ifadesini kullandı.
Öte yandan Varşova Konferansı’na katılan Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçisi Prens Halid bin Selman, önceki gün Twitter hesabı üzerinden yapmış olduğu paylaşımlarda, “Molla rejimi 40 yıl önce iktidarı ele geçirdi. İran halkının yaşam standartları bu süre içerisinde ciddi bir düşüne tanık oldu. Bu rejim, bölgedeki terörizm, radikalizm, mezhepçilik ve istikrarsızlığı desteklemek için halkının parasını israf etmeye devam ediyor. Dost İran halkı, bölgede bölücülük ve terör fitnelerini yaymak için servetini ve parasını israf etmek yerine halkına özen gösteren bir yönetimi hak ediyor. İran rejimi halen Arapları dize getirmeye çalışmak gibi asla gerçekleşmeyecek bir yanılsama içinde. Ayrımcı söylemleri kendisini açığa çıkarıyor, Bu rejimin boş hayalleri 40 yıl sonra artık kimseyi kandıramıyor” açıklamasında bulundu.
İran rejiminin yayılımcı hayallerine hâlâ bağlı olduğuna dikkat çeken Prens Halid bin Selman, “İran rejiminin lideri, devrimlerinin 40’ıncı yıl dönümü konuşmasında Basra Körfezi'ndeki Arap topraklarının kendi topraklarının bir parçası olduğunu iddia ederek, bu bölgeyi güney İran olarak adlandırdı. Böylece yayılımcı niyetlerini ortaya koydu” ifadelerini kulandı.
Konferansın açılışı
Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, sabah saatlerinde kullandığı şu ifadeler ile konferansın açılışını yaptı;

“Bölgedeki barış ve güvenlik sorununa yeni bir ivme kazandırmanın zamanı geldi. Mülteci krizleri, ekonomik krizler ve bazı durumlarda devlet kurulması gibi krizlerin bölgede olumsuz etkiler oldu. Ortadoğu’nun istikrarını güvence altına almak, devam eden krizlere son vermek, kültürlerarası birliği teşvik etmek ve kapsayıcı toplumlar inşa etmek gibi durumlar, büyük zorluklar ile karşı karşıya. Uluslararası toplumun istikrarı ve sürdürülebilir barışı korumak için bu çabaları aktif olarak desteklemesi önemlidir.”
Czaputowicz açılış konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ortadoğu'daki çatışmaların birçok kaynağı var. Bunlardan bazıları, bazı liderlerin her ne pahasına olursa olsun gücü ellerinde tutmak istemesi, dini köktencilik ve hoşgörüsüzlüktür. Ayrıca güç dengesizlikleri, coğrafi ayrılıklar veya dış kuvvetlerin müdahalesi de çatışmaya sebep olan unsurlar arasında yer alabilir. ABD ve AB’nin İran’ın bölgede oynayacağı rol konusunda paylaştıkları bir inançları var. Ancak İran'ın nükleer programının olası sonuçları ve bu ülkenin bölgede oynadığı istikrarsızlaştırıcı rolü konusunda endişeliyiz. İran'ın tahammül edilemez davranışlarını şiddetle kınıyoruz. Aramızda araçlar bakımından farklılıklar olabilir. AB, İran'ın nükleer programının barışçıl doğasını korumanın, bir ortak eylem planını gerektirdiğine inanıyor. ABD bu anlaşmadan çekildi ve İran’a yaptırımlar uyguladı. Bugün Ortadoğu’nun karşılaştığı zorlukları hatırlatan bölge temsilcilerini dinleme fırsatına sahibiz.”
Konferans dahilinde gerçekleştirilecek görüşmelerde herhangi bir ülkenin veya konunun görüşmelerin seyrine hakim olmayacağını dile getiren ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ise şunları söyledi:
“Konferans, Yemen Dışişleri Bakanı Halid el-Yemani’nin başkanlığını yapacağı Yemen hakkında bir tartışma ile başlayacak. Daha sonra Suriye'deki idarenin sonraki adımlarını ve değişmeyen stratejik hedeflerimize ulaşmak için çabalarımızı sürdürme taahhüdümü gözden geçireceğiz. Sonrasında Başkanı Trump'ın danışmanı Jared Kushner, ABD yönetiminin İsrail ile Filistinliler arasında kapsamlı ve sürdürülebilir bir barışı sağlama çabalarını tartışacak. Tüm bu konular hakkında soru sorma ve yorum yapma fırsatı da olacak. Sonrasında ise ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Polonya Başbakanı ve 7 Dışişleri Bakanı ilgili konular hakkındaki değerlendirmelerini bizimle paylaşacak. Daha sonra bir grup devletle, mültecilerin ve insani zorlukların ele alındığı bir öğle yemeği tertip edilecek. Bunun ardından füze geliştirme ve bunları yayma, siber tehditlerle mücadele, terörizm ve yasadışı fon sağlamak ile mücadele konulu bir dizi çalışma oturumu düzenlenecek.”
Pompeo sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bugün çok önemli görüşmelerde bulunacağız, ancak konferans sona ermeyecek. Çalışmamız gerekiyor. Suriye ve Yemen, silahların yayılması, barış süreci, terörizm, İran, siber güvenlik ve insani krizler gibi meseleler tek başına üstesinden gelinecek sorunlar değil. Güvenliği sağlamak için birlikte çalışmalıyız. Hiçbir ülke bunun dışında kalamaz. ABD, Ortadoğu’daki güvenlik sorunlarına yönelik çabalara liderlik etmeye devam edecek. Bölge için iyi bir güç olmaya devam edeceğiz. Bugün gerçekleştirilen konferans bunun kanıtıdır.”
Pompeo, sabah saatlerinde, konferansı ‘istisnai’ olarak nitelendiren Netanyahu ile ortak bir basın toplantısı düzenledi.
İsrail Başbakanı Netanyahu konferans ile ilgili "tarihsel bir dönüm noktası" değerlendirmesinde bulunduktan sonra şunları söyledi:
“Burada 60 ülkeden dışişleri bakanı ve hükümet temsilcisi, İsrail başbakanı ve önde gelen Arap ülkelerinin dışişleri bakanları karşılıklı oturup bugüne kadar görülmemiş bir güç ve açıklıkla İran rejiminin yarattığı ortak tehditle nasıl baş edilmesi gerektiğini konuştu. İlk kez birlikte geleceğimizi tehdit eden şeyin ne olduğunu ve onu güvence altına almak için neler yapmamız gerektiğini tartışma fırsatı bulduk. Bu diyaloğu gelecekte yalnızca güvenlik konusunda değil, Ortadoğu halklarının yaşamını etkileyecek her alanda sürdürmeliyiz”
“İran’la yüzleşmeden Ortadoğu’da barış ve istikrar sağlayamayız” diyen Pompeo ise İran’ın eylemleri de dahil olmak üzere istikrarsızlaştırıcı eylemleri ele almaya yönelik ortak çabalara duyulan ihtiyaçtan söz ederek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Basitçe ifade etmek gerekirse, İran ile yüzleşmeden bunları gerçekleştirmek söz konusu olamaz. Lübnan’da Yemen’de Suriye’de Irak’ta yıkıcı etkilerde bulunuyorlar. Buralarda Hamas, Hizbullah ve Husiler gibi gerçek tehditler var. İran’a karşı harekete geçmeden Ortadoğu’da barış sağlayamayız.”



Polonya'dan Ukrayna'ya uyarı: Aklınız başınıza gelsin

Tusk'ın eleştirilerine rağmen Polonya'nın Ukrayna'ya verdiği askeri destek sürüyor (Reuters)
Tusk'ın eleştirilerine rağmen Polonya'nın Ukrayna'ya verdiği askeri destek sürüyor (Reuters)
TT

Polonya'dan Ukrayna'ya uyarı: Aklınız başınıza gelsin

Tusk'ın eleştirilerine rağmen Polonya'nın Ukrayna'ya verdiği askeri destek sürüyor (Reuters)
Tusk'ın eleştirilerine rağmen Polonya'nın Ukrayna'ya verdiği askeri destek sürüyor (Reuters)

Polonya Başbakanı Donald Tusk cuma ve cumartesi yaptığı açıklamalarda Ukrayna yönetimini hedef aldı.

II. Dünya Savaşı sırasında Volhynia ve Doğu Galiçya'da ölenleri 11 Temmuz'da anan Orta Avrupa ülkesinin lideri, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski'nin bu eylemleri gerçekleştiren Ukrayna İsyan Ordusu'nu (UPA) onurlandıran hamlesi sonrasında tekrar Kiev'i eleştirdi. 

Tusk, Ukrayna'nın Avrupa Birliği'ne (AB) girme çabalarının bizzat Kiev tarafından zora sokulduğunu vurguladı:

Bir kez daha tüm düzgün, akıllı ve sorumluluk sahibi Ukraynalılara çağrıda bulunuyorum. Unutmayın ki bu büyük Avrupa topluluğu hakikat üzerine kuruludur ve hakikat olmadan uzlaşma da olmaz. Bu nedenle bu abartılı duyguları dizginlemek üzere hem karşı taraftaki hem de Polonya'daki herkesin aklının başına gelmesini umuyorum.

Tusk, Moskova'nın 2024'te başlattığı istilaya işaret ederek Ukrayna'yla Polonya arasındaki bu sorunun çok büyüdüğünü söyledi. Bu durumun her iki ülkeye de zarar verdiğini belirterek "Ukrayna-Polonya ilişkilerinde büyük bir kriz çıkmasından en çok Ruslar mutlu olur" dedi. 

Polonya lideri, cumartesi günü de II. Dünya Savaşı sırasında "Ukraynalı milliyetçiler tarafından işlenen soykırımın" kurbanları anısına ulusal bir anıt oluşturulacağını duyurdu.

"Hafıza, nefrete hizmet edemez. Milliyetçiliğe daha fazla milliyetçilikle cevap verilmez" diyen Tusk, bir gün AB'ye girmek istiyorlarsa Kiev yönetiminin "bu gerçeği kabullenmesi" gerektiğini söyledi.

Sonrasında bir video yayımlayan Zelenski, ölenleri Polonyalılarla birlikte andıklarını ifade edip "Ukrayna, o yıllarda hayatını kaybedenlerle ilgili gerçekleri dürüst bir şekilde ortaya koymak için üzerine düşeni yapıyor. Unutmamalıyız ki bugün Ukrayna'yla Polonya'ya yönelik ortak bir tehdit var ve bunun adı Rusya'dır" dedi.

Varşova yönetimi, 1943-1945'te UPA'nın 100 bin sivili öldürdüğünü öne sürerek bu saldırıları "soykırım" olarak tanımlıyor. 

Ukrayna'daysa pek çok kişi UPA'yı Nazi Almanyası ve Sovyetler Birliği'ne karşı savaşan kahramanlar olarak görüyor.

Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki, Ukrayna ordusuna bağlı bir birliğe "UPA Kahramanları" adının verilmesini Zelenski'nin onaylamasına geçen ay tepki göstermişti. 

Nawrocki, Ukrayna liderine 2023'te verilen, Polonya'nın en yüksek devlet nişanı Beyaz Kartal'ın geri alınmasına karar vermişti. 

Zelenski'nin ardından üç eski Ukrayna devlet başkanı da Beyaz Kartal nişanlarını iade etmişti.

Moskova, UPA'ya sahip çıkan Kiev yönetiminin Nazizm'i benimsediğini iddia ediyor. 

Independent Türkçe, RT, BBC


Hürmüz Boğazı’nda “güvenli bir sürecin” genel hatları

Umman’ın Masandam kıyısından görülen Hürmüz Boğazı (Reuters)
Umman’ın Masandam kıyısından görülen Hürmüz Boğazı (Reuters)
TT

Hürmüz Boğazı’nda “güvenli bir sürecin” genel hatları

Umman’ın Masandam kıyısından görülen Hürmüz Boğazı (Reuters)
Umman’ın Masandam kıyısından görülen Hürmüz Boğazı (Reuters)

Dün Hürmüz Boğazı'nda ticari gemilerin güvenli geçişini sağlamaya yönelik bir sürecin genel hatları belirginleşmeye başladı. Bu gelişme geçtiğimiz günlerdeki askeri gerilimin ardından Washington ile Tahran'ı yeniden müzakere masasına çeken son arabuluculuk çabalarıyla örtüşüyor.

İran resmi medyası, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin dün Umman'da boğazdan gemilerin güvenli geçişini güvence altına almaya yönelik düzenlemeleri görüştüğünü bildirdi. Washington ise Tahran'dan deniz seyrüsefer serbestisi ve kritik öneme sahip su yolundan geçişin sağlanması konusunda yazılı ve kamuya açık taahhüt almaya çalışıyor.

ABD merkezli haber sitesi Axios, dün İran ile Umman'ın boğazdaki ‘orta koridorun’ ticari gemilere açılmasına ilişkin bir bildirgeyi müzakere ettiğini aktardı.

Öte yandan üst düzey bir İranlı kaynak, Reuters'a yaptığı açıklamada, arabulucuların Bakan Arakçi'nin Umman'da bulunduğu süre içinde İran, ABD, Katar ve Pakistan arasında bir telefon görüşmesi ayarlamaya çalıştığını bildirdi. CBS News de ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Özel Temsilci Steve Witkoff ve Trump'ın damadı Jared Kushner'ın Arakçi ile yürütülecek görüşmelere öncülük etmesinin beklendiğini duyurdu.

Diğer taraftan İran’ın Dini Lideri Mücteba Hamaney, dün 28 Şubat'ta ABD-İsrail saldırılarının ilk günü hayatını kaybeden babası ve selefi Ali Hamaney'in intikamını almakla tehdit etti.

Mücteba Hamaney, yayımladığı bir mesajında “Temiz kanının intikamını alacağımıza söz veriyoruz... Bu intikam ulusumuzun iradesidir ve mutlaka gerçekleşecektir” ifadelerini kullandı.


ABD Senatörü Lindsey Graham ani bir rahatsızlık sonucu hayatını kaybetti

ABD Senatörü Lindsey Graham, geçtiğimiz şubat ayında Beyaz Saray’daki Oval Ofis’te Başkan Donald Trump ve bir dizi Kongre üyesinin huzurunda basın mensuplarına açıklamalarda bulunurken (AFP)
ABD Senatörü Lindsey Graham, geçtiğimiz şubat ayında Beyaz Saray’daki Oval Ofis’te Başkan Donald Trump ve bir dizi Kongre üyesinin huzurunda basın mensuplarına açıklamalarda bulunurken (AFP)
TT

ABD Senatörü Lindsey Graham ani bir rahatsızlık sonucu hayatını kaybetti

ABD Senatörü Lindsey Graham, geçtiğimiz şubat ayında Beyaz Saray’daki Oval Ofis’te Başkan Donald Trump ve bir dizi Kongre üyesinin huzurunda basın mensuplarına açıklamalarda bulunurken (AFP)
ABD Senatörü Lindsey Graham, geçtiğimiz şubat ayında Beyaz Saray’daki Oval Ofis’te Başkan Donald Trump ve bir dizi Kongre üyesinin huzurunda basın mensuplarına açıklamalarda bulunurken (AFP)

ABD Senatörü Lindsey Graham’ın ofisinin İletişim Direktörü bugün X platformu üzerinden yaptığı açıklamada, Graham’ın dün akşam aniden rahatsızlanmasının ardından kısa bir süre sonra hayatını kaybettiğini duyurdu.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre, Güney Karolina eyaletinin kıdemli Cumhuriyetçi Senatörü olan 71 yaşındaki Graham, daha önce ABD Başkanı Donald Trump’ı sert bir şekilde eleştiren isimlerden biriyken, sonrasında Kongre’deki en sadık müttefiklerinden biri haline gelmişti.

Graham’ın ofisinden yapılan açıklamada, “Senatör Graham’ın ailesi bu süreçteki dualar için teşekkür etmekte ve bu son derece zor dönemde mahremiyetlerine saygı gösterilmesini talep etmektedir” ifadesine yer verildi.

7kı8kı
ABD Senatörü Lindsey Graham, 31 Ocak 2020’de Senato’da görülen Trump’ın azil davası öncesinde basın mensuplarına açıklamalarda bulunurken (Reuters)

Graham, 2002 yılında Senato üyeliğine seçilmişti. Resmi internet sitesinde yer alan bilgilere göre, Senato’ya girmeden önce 1994 yılında Güney Karolina’nın 3. seçim bölgesinden Temsilciler Meclisi üyeliğine seçilmişti.

Savunma alanındaki şahin tutumuyla tanınan Graham’ın internet sitesinde belirtildiği üzere ‘terörle mücadelede ABD’nin ulusal güvenlik çıkarlarını uzun vadede koruyacak sonuçlar elde etmek için sürekli çaba gösterdiği’ aktarıldı.

Son dönemde Senato Bütçe Komitesi Başkanlığı görevini yürüten Graham, aynı zamanda Senato Tahsisatlar Komitesi, Yargı Komitesi ile Çevre ve Kamu İşleri Komitesi üyesiydi. Hiç evlenmemiş olan Graham, Güney Karolina’nın Seneca kentinde ikamet ediyordu.

sdwegregv
ABD Senatörü Lindsey Graham, 10 Temmuz 2026’da Kiev’in merkezinde tahrip edilmiş Rus tanklarının önünde basın mensuplarının sorularını yanıtlarken (AP)

Graham, İran’a yönelik askeri müdahaleyi savunmasıyla tanınıyordu.

Trump, Graham’ın vefatının ardından Truth Social platformundaki hesabından paylaştığı taziye mesajında şu ifadelere yer verdi: “Şimdiye kadar tanıdığım en harika insanlardan ve senatörlerden biri olan Senatör Lindsey Graham vefat etti! Yorulmak bilmeden çalışan, gerçek bir Amerikan vatanseveriydi. Kendisini çok özleyeceğiz!!! Detaylar ve cenaze töreni hazırlıkları daha sonra duyurulacaktır. Bu son derece üzücü bir durum!”

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve çok sayıda üst düzey İsrailli yetkili, Graham’ın vefatı nedeniyle taziyelerini ileterek çok yakın bir dostlarını kaybettiklerini belirttiler.

Netanyahu yaptığı açıklamada, “Lindsey, İsrail’in güvenliği ile ABD’nin güvenliğinin birbirinden ayrılamaz olduğunu anlamıştı” dedi.

Açıklamasına devam eden Netanyahu, “İsrail en büyük dostlarından birini kaybetti. Amerika büyük bir vatanseverini kaybetti. Ben ise çok yakın bir dostumu kaybettim” ifadelerini kullandı.

X platformu üzerinden ayrı ayrı paylaşımda bulunan İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, Savunma Bakanı Yisrael Katz, Dışişleri Bakanı Gideon Saar ve eski Başbakan Naftali Bennett de Graham’ı ‘İsrail’in gerçek bir dostu’ ve en güçlü destekçilerinden biri olarak nitelendirdi.