​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
TT

​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)

Ortadoğu'da Barış ve Güvenliğin Geleceğini Destekleme Konferansı dün sona erdi.
ABD ve Polonya, konferans sonrasında yayınlanan sonuç bildirgesinde, Ortadoğu’da istikrarın sağlanması için böyle bir konferansın gerçekleştirilmesinin gerekliliğine dikkat çekerken, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, İran'ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varılması için işbirliği yapılması çağrısında bulundu ve bu tehditlerin Ortadoğu ile sınırlı kalmayacağını, bilakis Avrupa’ya ve Batı’ya da yöneleceğini söyledi. Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz ise yaptığı konuşmada, İran'ın Suriye'ye müdahalelerinin bölgeyi olumsuz etkilediğini söyledi.
“İran, Hizbullah ve terörizm Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor”
Varşova Konferansı’nın krizlerin üstesinden gelinmesi için gerçekleştirildiğini dile getiren Pompeo, “İran, Hizbullah ve terörizmin yayılması Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor. Ortadoğu'daki barış çalışmalarına devam edeceğiz. Daha fazla yaptırım ve daha fazla baskı istiyoruz. Böylece İran'daki diktatörlerin devamlılığının önüne geçebiliriz” açıklamasında bulundu. Ayrıca bölgedeki İran saldırganlığının gerçek bir tehlike olduğuna dikkat çeken Pompeo, “Konferansta İran’ı savunan hiçbir ülke yok. İran’ın bölgeyi istikrarsızlaştıran rolü konusunda hepimiz hemfikiriz” dedi. Pompeo, İran rolüne atıfta bulunmadan bölgedeki sorunlardan bahsetmenin zor olduğuna dikkat çekerek, İran’ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varmak için işbirliğine ihtiyaç duyulduğunu ve Washington’un İran'a daha fazla yaptırım uygulama konusunda haklı olduğunu söyledi.
Öte yandan Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, Ortadoğu'daki sorunların karmaşık olduğuna ve Avrupa Birliği’nin (AB) tek başına bunların üstesinden gelmek için yeterli güce sahip olmadığına dikkat çekerek, “İran'ın olumsuz bir etkisi var. Tartışmalarımızda bunu göz ardı etmedik” dedi.
Konferansa yaklaşık 60 ülke katıldı, fakat katılımın Avrupa ayağı düşüktü. ABD yetkilileri, İran'ın eylemlerini tehdit olarak gören Arap devletleri ve İsrail gibi farklı tarafların bölgede bulunmasının önemini vurguladılar.
Pence’den Avrupa ülkelerine suçlama
Konferansın oturum aralarında açıklamalarda bulunan ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, İran dosyasıyla ilgili olarak Amerikan ve Avrupa tarafları arasındaki farklara ışık tuttu. ABD yetkilisi, Avrupalıları, ‘İran rejimine yönelik yaptırımları, mali işlemler için bir mekanizma kurarak atlatmaya çalışmakla’ suçladı. Bu davranışların hoş olmadığına dikkat çeken Pence, bu davranışların taraflar arasındaki ilişkilerde birtakım sonuçları olabileceğini söyledi.
ABD Başkan Yardımcısı Pence, konuşmasının devamında, Trump'ın iki yıl önce başkanlık koltuğuna oturmasında sonra ilk dış ziyaretini Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiğine ve Arap-İslam-Amerikan Zirvesi’ne katıldığına atıfta bulunarak, barışın sağlanması için konferansa katılan bütün ülkeler ile çalışmaya hazır olduklarını belirtti.
Katılımcıların bölge için daha iyi bir gelecek inşa edilmesi hakkında konuştuğunu kaydeden Pence, “Şu anda toplantılar yapılıyor. Çünkü radikal İslami terörizm gibi ortak bir sorunla karşı karşıyayız. Terörizm yalnızca Amerika'ya değil bölgedeki tüm ülkelere yönelik bir tehdit oluşturuyor. Başkan Trump yönetimi, bu radikal tehdide karşı koyma konusunda adımlar attı ve DEAŞ örgütü ile kendini gösteren bu tehdidin ortadan kaldırılması hususunda esas katkılarda bulundu. ABD, kendi vatandaşlarının güvenliğini önceliyor. Fakat Amerika’nın öncelenmesi, yalnız Amerika demek değildir. Washington, aşırılıkçılığa karşı uluslararası bir koalisyon oluşturmak için çalışıyor.”
Başbakan Netanyahu'nun geçen yılın sonunda Umman'ı ziyareti ve Papa Franciscus'un bu yıl BAE'ye yaptığı ziyaret gibi bölgedeki ‘değişim rüzgarlarına’ değinen Pence, “Bu tarihi konferans yeni bir dönemin başladığının kanıtıdır” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“DEAŞ hilafeti kısa bir süre sonra sona erecek ve Trump’ın açıklamasına göre yakın zamanda bölgedeki ABD birlikleri geri çekilecek. Bu, taktiklerdeki bir değişikliktir, görevde değil. Toprakları DEAŞ’ın elinden geri almamız yeterli değil. Ortaklarımızla çalışmaya hazırız. DEAŞ katıntıları her nerede olursa olsun takip edeceğiz.”
ABD'nin Suriye'deki yeni bir kimyasal saldırıya yanıt verme konusundaki kararlılığını dile getiren Pence, ülkesinin İngiltere ve Fransa ile birlikte, Devlet Başkanı Beşşar Esed rejiminin gerçekleştirdiği kimyasal bir saldırıya yanıt verdiğini hatırlatarak, rejim tarafından gerçekleştirilecek benzer bir saldırıya aynı şekilde yanıt vermeye hazır olduklarını söyledi.
“Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor”
Sonra, İran rejiminin bölgenin geleceği ve Ortadoğu’daki barış ve istikrar için en büyük tehdit olduğunu dile getirerek İran hakkında konuşmaya başlayan Pence, “Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor, Suriye ve Yemen'e müdahale ediyor, Hizbullah'ı destekliyor ve Amerikalı rehineleri elinde tutuyor” dedi. İran’ı Ortadoğu’daki etkisini genişletmek için Irak ve Suriye’de birer koridor açmakla itham eden Pence, savaşçıları ile Esed rejiminin düşmesini engellemeye çalıştığını ve Lübnan Hizbullahı’na roketler gönderdiğini söyledi.
Pence, 1979 yılında Şah’ın devrilmesinin ardından geçen 40 yıl boyunca başarısızlık ve terörün İran’da hüküm sürdüğünü dile getirerek, yapılan nükleer anlaşmanın İran’ı caydırmadığını, bilakis bölgedeki müdahalelerini daha da arttırdığını söyledi. Başkan Trump’ın nükleer anlaşmadan çekildiğini, İran rejimine yaptırımlar uyguladığını ve İran'ın eylemlerine itiraz eden diğer ülkelerin de bu yaptırımları desteklediğini dile getiren Pence, “Maalesef, en yakın Avrupalı arkadaşlarımızdan bazıları bu yaptırımları ihlal etti ve onları atlatmaya çalıştı. Fransa, İngiltere ve Almanya kurdukları finansal işlemler mekanizması ile bu yaptırımların üstesinden gelmeye çalıştılar. Bu hamle, ABD ile Avrupa’nın aralarının açılmasına sebep olacaktır” dedi.
“Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi”
İran'ın teknik olarak uygulayıp uygulamamasının değil, nükleer anlaşmanın kendisinin bir sorun olduğunu dile getiren Pence, “Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi. Artık anlaşmadan çekilmeliler. Bu fırsatı görmezden gelemeyiz” dedi.
Ortadoğu’daki barış süreci hakkında konuşan Pence, “Başkan Trump, üç İbrahimî din olan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam'ın tabilerinin barış içinde birlikte yaşamalarını istiyor” ifadesini kullandı.
Öte yandan Varşova Konferansı’na katılan Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçisi Prens Halid bin Selman, önceki gün Twitter hesabı üzerinden yapmış olduğu paylaşımlarda, “Molla rejimi 40 yıl önce iktidarı ele geçirdi. İran halkının yaşam standartları bu süre içerisinde ciddi bir düşüne tanık oldu. Bu rejim, bölgedeki terörizm, radikalizm, mezhepçilik ve istikrarsızlığı desteklemek için halkının parasını israf etmeye devam ediyor. Dost İran halkı, bölgede bölücülük ve terör fitnelerini yaymak için servetini ve parasını israf etmek yerine halkına özen gösteren bir yönetimi hak ediyor. İran rejimi halen Arapları dize getirmeye çalışmak gibi asla gerçekleşmeyecek bir yanılsama içinde. Ayrımcı söylemleri kendisini açığa çıkarıyor, Bu rejimin boş hayalleri 40 yıl sonra artık kimseyi kandıramıyor” açıklamasında bulundu.
İran rejiminin yayılımcı hayallerine hâlâ bağlı olduğuna dikkat çeken Prens Halid bin Selman, “İran rejiminin lideri, devrimlerinin 40’ıncı yıl dönümü konuşmasında Basra Körfezi'ndeki Arap topraklarının kendi topraklarının bir parçası olduğunu iddia ederek, bu bölgeyi güney İran olarak adlandırdı. Böylece yayılımcı niyetlerini ortaya koydu” ifadelerini kulandı.
Konferansın açılışı
Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, sabah saatlerinde kullandığı şu ifadeler ile konferansın açılışını yaptı;

“Bölgedeki barış ve güvenlik sorununa yeni bir ivme kazandırmanın zamanı geldi. Mülteci krizleri, ekonomik krizler ve bazı durumlarda devlet kurulması gibi krizlerin bölgede olumsuz etkiler oldu. Ortadoğu’nun istikrarını güvence altına almak, devam eden krizlere son vermek, kültürlerarası birliği teşvik etmek ve kapsayıcı toplumlar inşa etmek gibi durumlar, büyük zorluklar ile karşı karşıya. Uluslararası toplumun istikrarı ve sürdürülebilir barışı korumak için bu çabaları aktif olarak desteklemesi önemlidir.”
Czaputowicz açılış konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ortadoğu'daki çatışmaların birçok kaynağı var. Bunlardan bazıları, bazı liderlerin her ne pahasına olursa olsun gücü ellerinde tutmak istemesi, dini köktencilik ve hoşgörüsüzlüktür. Ayrıca güç dengesizlikleri, coğrafi ayrılıklar veya dış kuvvetlerin müdahalesi de çatışmaya sebep olan unsurlar arasında yer alabilir. ABD ve AB’nin İran’ın bölgede oynayacağı rol konusunda paylaştıkları bir inançları var. Ancak İran'ın nükleer programının olası sonuçları ve bu ülkenin bölgede oynadığı istikrarsızlaştırıcı rolü konusunda endişeliyiz. İran'ın tahammül edilemez davranışlarını şiddetle kınıyoruz. Aramızda araçlar bakımından farklılıklar olabilir. AB, İran'ın nükleer programının barışçıl doğasını korumanın, bir ortak eylem planını gerektirdiğine inanıyor. ABD bu anlaşmadan çekildi ve İran’a yaptırımlar uyguladı. Bugün Ortadoğu’nun karşılaştığı zorlukları hatırlatan bölge temsilcilerini dinleme fırsatına sahibiz.”
Konferans dahilinde gerçekleştirilecek görüşmelerde herhangi bir ülkenin veya konunun görüşmelerin seyrine hakim olmayacağını dile getiren ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ise şunları söyledi:
“Konferans, Yemen Dışişleri Bakanı Halid el-Yemani’nin başkanlığını yapacağı Yemen hakkında bir tartışma ile başlayacak. Daha sonra Suriye'deki idarenin sonraki adımlarını ve değişmeyen stratejik hedeflerimize ulaşmak için çabalarımızı sürdürme taahhüdümü gözden geçireceğiz. Sonrasında Başkanı Trump'ın danışmanı Jared Kushner, ABD yönetiminin İsrail ile Filistinliler arasında kapsamlı ve sürdürülebilir bir barışı sağlama çabalarını tartışacak. Tüm bu konular hakkında soru sorma ve yorum yapma fırsatı da olacak. Sonrasında ise ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Polonya Başbakanı ve 7 Dışişleri Bakanı ilgili konular hakkındaki değerlendirmelerini bizimle paylaşacak. Daha sonra bir grup devletle, mültecilerin ve insani zorlukların ele alındığı bir öğle yemeği tertip edilecek. Bunun ardından füze geliştirme ve bunları yayma, siber tehditlerle mücadele, terörizm ve yasadışı fon sağlamak ile mücadele konulu bir dizi çalışma oturumu düzenlenecek.”
Pompeo sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bugün çok önemli görüşmelerde bulunacağız, ancak konferans sona ermeyecek. Çalışmamız gerekiyor. Suriye ve Yemen, silahların yayılması, barış süreci, terörizm, İran, siber güvenlik ve insani krizler gibi meseleler tek başına üstesinden gelinecek sorunlar değil. Güvenliği sağlamak için birlikte çalışmalıyız. Hiçbir ülke bunun dışında kalamaz. ABD, Ortadoğu’daki güvenlik sorunlarına yönelik çabalara liderlik etmeye devam edecek. Bölge için iyi bir güç olmaya devam edeceğiz. Bugün gerçekleştirilen konferans bunun kanıtıdır.”
Pompeo, sabah saatlerinde, konferansı ‘istisnai’ olarak nitelendiren Netanyahu ile ortak bir basın toplantısı düzenledi.
İsrail Başbakanı Netanyahu konferans ile ilgili "tarihsel bir dönüm noktası" değerlendirmesinde bulunduktan sonra şunları söyledi:
“Burada 60 ülkeden dışişleri bakanı ve hükümet temsilcisi, İsrail başbakanı ve önde gelen Arap ülkelerinin dışişleri bakanları karşılıklı oturup bugüne kadar görülmemiş bir güç ve açıklıkla İran rejiminin yarattığı ortak tehditle nasıl baş edilmesi gerektiğini konuştu. İlk kez birlikte geleceğimizi tehdit eden şeyin ne olduğunu ve onu güvence altına almak için neler yapmamız gerektiğini tartışma fırsatı bulduk. Bu diyaloğu gelecekte yalnızca güvenlik konusunda değil, Ortadoğu halklarının yaşamını etkileyecek her alanda sürdürmeliyiz”
“İran’la yüzleşmeden Ortadoğu’da barış ve istikrar sağlayamayız” diyen Pompeo ise İran’ın eylemleri de dahil olmak üzere istikrarsızlaştırıcı eylemleri ele almaya yönelik ortak çabalara duyulan ihtiyaçtan söz ederek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Basitçe ifade etmek gerekirse, İran ile yüzleşmeden bunları gerçekleştirmek söz konusu olamaz. Lübnan’da Yemen’de Suriye’de Irak’ta yıkıcı etkilerde bulunuyorlar. Buralarda Hamas, Hizbullah ve Husiler gibi gerçek tehditler var. İran’a karşı harekete geçmeden Ortadoğu’da barış sağlayamayız.”



İran medyası: Tahran'ın batısındaki bir alışveriş merkezinde çıkan yangında 8 kişi öldü

Tahran'ın batısındaki bir alışveriş merkezinde çıkan yangından (Reuters)
Tahran'ın batısındaki bir alışveriş merkezinde çıkan yangından (Reuters)
TT

İran medyası: Tahran'ın batısındaki bir alışveriş merkezinde çıkan yangında 8 kişi öldü

Tahran'ın batısındaki bir alışveriş merkezinde çıkan yangından (Reuters)
Tahran'ın batısındaki bir alışveriş merkezinde çıkan yangından (Reuters)

İran medyası, dün başkent Tahran’ın batısındaki bir alışveriş merkezinde çıkan yangında en az 8 kişinin hayatını kaybettiğini, 36 kişinin de yaralandığını bildirdi.

Yargı erkine bağlı Mizan Haber Ajansı’nın aktardığına göre, yerel itfaiye yetkilileri binanın dış cephesinin yanıcı malzemeden yapılmış olmasının alevlerin hızla yayılmasına neden olduğunu belirtti. Mizan dahil olmak üzere İran basınında yayımlanan görüntülerde, olay yerinden yoğun bir duman bulutunun yükseldiği görüldü.

Reuters, yangının çıktığı konumu çevredeki binalar, direkler, ağaçlar ve yol düzenini inceleyerek doğruladı; bu unsurların arşiv görüntüleri ve uydu fotoğraflarıyla örtüştüğü belirtildi.

Yangın haberi, İran ile Amerika Birleşik Devletleri arasında pazartesi günü yaşanan karşılıklı ateş açma olayının ardından, kırılgan ateşkes üzerindeki baskıların arttığı bir dönemde geldi.


İran'a yönelik baskı neden Çin için de sorun oluşturuyor?

Görsel: Axel Rangel García
Görsel: Axel Rangel García
TT

İran'a yönelik baskı neden Çin için de sorun oluşturuyor?

Görsel: Axel Rangel García
Görsel: Axel Rangel García

Xiaotong Yang

İki haftalık ateşkesin süresi dolmak üzereyken dünya nefesini tutmuştu. Savaşın yeniden başlaması ve hatta daha da genişleyerek devam etmesi tehlikesinin artmasıyla birlikte umutlar, Tahran ile Washington'ın kalıcı bir barış anlaşmasına varmasına ya da en azından ateşkesin uzatılmasına bağlandı. Ancak İranlı ve ABD’li diplomatlar aynı gün İslamabad'a gitmeye hazırlanırken bile taraflar ikinci bir müzakere turunun yapılma ihtimaline ilişkin çelişkili sinyaller vermeyi sürdürdü. Ardından karar anı geldi ve dünya derin bir nefes aldı. Görüşmeler gerçekleşmemişti, ama savaş da yeniden başlamamıştı. ABD Başkanı Donald Trump, popülaritesi en düşük seviyelerine gerilerken ve ara seçimler kapıya dayanmışken Pakistan’ın sunduğu çıkış yolunu kabul ederek ateşkesi süresiz uzattı. Trump, kendini kurtarmak için çaresiz bir girişimle işi İran hükümetinin ‘tehlikeli biçimde bölündüğünü’ ve müzakerelere yeniden başlamadan önce iç uzlaşıya varması için ona zaman tanıdığını söylemeye kadar götürdü.

İran her zamankinden daha birleşik

Yakından bakıldığında Trump'ın iddiasının çürüdüğü görüldü. Geçtiğimiz yılki 12 günlük savaştan sonra bile, ABD ve müttefiki İsrail'in müzakereleri İran'ı aldatmak ve saldırıdan önce savunmasını düşürmek için kullandığı dönemde dahi İran katı muhafazakârlar ile ılımlılar arasında bölünmüş durumdaydı. Ancak bu durum, kırktan fazla İranlı üst düzey yetkilinin hayatını kaybettiği ABD/İsrail-İran savaşının ardından değişti. Söz konusu yetkililerin pek çoğu kanlı İran-Irak Savaşı'nı bizzat yaşamıştı. Bu yüzden kan dökülmesini önlemek için taviz vermeye daha yatkındılar.

Bu ılımlı isimlerin öldürülmesi yalnızca katı muhafazakarların iktidara giden yolunu açmakla kalmadı, onları daha da katılaştırdı. Bununla birlikte intikam alma duygusu, Tahran'daki karar alıcıların basiretini köreltmedi. Halen İran'ın güçlü ve zayıf yönlerine ilişkin gerçekçi bir değerlendirme yapabiliyorlar.

Bunun sonucunda İran bugün her zamankinden daha birleşik görünüyor ve ‘üç hayır’ etrafında kenetleniyor. Bunlar; savaşa hayır, barışa hayır, müzakereye hayır. Savaşa hayır; çünkü güç dengesinin aleyhine bozulması, savaş yeniden başlarsa İran'ın umut edebileceği en iyi sonucun ağır bir zafer olduğu anlamına geliyor. Barışa hayır; çünkü dış varoluşsal tehditlerin ortadan kalkması iç çalkantıları yeniden gündeme taşıyacak ve bu durum İran hükümeti için tehlike oluşturuyor. Müzakereye hayır; çünkü Trump müzakere masasında ABD'nin savaş alanında elde edemediği şeyleri talep etmeye devam ediyor.

Çin dahil olmak üzere savaşın kazananı olmadı

Bu yüzden Trump kendini zor bir çıkmazın içinde buluyor. Bir yanda savaşa geri dönmek, İran ile yıkıcı karşılıklı saldırıların yeniden başlaması anlamına geliyor. Örneğin ABD, Huzistan eyaletindeki petrol tesislerini vurursa İran Yenbu, Fuceyra ya da başka yerlerdeki Washington'ın müttefiklerine ait tesisleri hedef alarak misilleme yapıyor. Öte yandan mevcut durumun sürmesi, İran'ın hayati öneme sahip Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü sürdürmesi anlamına geliyor. Daha da önemlisi bu durum, ABD'nin müttefiklerini veya çıkarlarını korumaktan aciz ‘kağıttan bir kaplan’ olduğu mesajı veriyor.

İran'ın Çin gemilerinin serbestçe geçebileceğini teyit etmesine karşın Hürmüz Boğazı'nın kapanması, Washington'dan çok Pekin'e zarar verdi.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre İran ile ABD arasındaki müzakerelerin çıkmaza girmesi ve bu çıkmazın devam etmesiyle birlikte pek çok çevre, ‘yeni bir Soğuk Savaş dönemi’ içindeki ABD ile rekabette olan Çin'in tek bir kurşun sıkmadan savaşın beklenmedik galibi olduğunu öne sürdü. Ancak Çin, savaşın ekonomik yansımalarını karşılamaya daha hazır görünse de savaştan hasarsız çıkamadı.

Küresel ekonominin birbiriyle bağlantılı yapısı, İran'a ait tek bir Şahid tipi insansız hava aracının (İHA) Suudi Arabistan üzerinde uçmasının Çin'deki petrol fiyatlarını yukarı itmesine yetebileceği anlamına geliyor.

İran üzerindeki baskı arttıkça Çin, nüfuzunu yitiriyor

Daha da kötüsü, petrol fiyatlarındaki yükselişin etkileri hafifletilebilir. Zira Çin'in Rusya ile yakın ilişkileri ve yenilenebilir enerji alanındaki ilerlemesi bu görevi kolaylaştırıyor. Küresel talebin gerilemesi bile kontrol altına alınabilir. Çünkü Çin, savaş patlak vermeden önce büyük ekonomilerden ayrışmaya hazırlanmaya çoktan başlamıştı. Ancak Çin'in İran üzerindeki nüfuzunu yitirmesi bambaşka bir mesele.

vfd
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Çin'in Pekin kentinde gerçekleştirdikleri görüşme sırasında, 2 Eylül 2025 (Reuters)

Trump, savaşın bir tür ‘Venezuela 2.0’ versiyonu olacağını, yani Amerikan askeri gücünün sergilenmesinin ardından İran'ın teslim olacağını öngörüyordu. Ancak İran zayıflamış olsa da yenilgiye uğratılamadı.

ABD'den doğrudan intikam alma kapasitesinden yoksun kalan İran, gelişigüzel ve ayrım gözetmeksizin vurmaya başladı. Örneğin İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatması, dost ve düşman ayrımı yapmaksızın herkesi etkileyen çift taraflı bir silah niteliği taşıyordu. Hatta bu hamlenin İran'ın düşmanlarından çok Çin dahil olmak üzere dostlarını vurduğu söylenebilir.

Trump, ABD'nin Körfez'den petrol ithal etmediği gerekçesiyle boğaza ihtiyaç duymadığını ileri sürüyor. Bununla birlikte boğazın kapanması ABD'ye dolaylı yoldan ve sınırlı biçimde zarar verdi. Müttefiklerinin petrol ihracatını ve ithalatını sekteye uğrattı ve küresel petrol fiyatlarını yükseltti.

Öte yandan İran'ın Çin gemilerinin serbestçe geçebileceğini teyit etmesine karşın Hürmüz Boğazı'nın kapanması Washington'dan çok Pekin'e zarar verdi. Bunun temel nedeni, Çin'in Körfez ülkelerinden petrol ithalatına bağımlı olması. Üstelik bu ithalat her zaman Çin gemileriyle yapılmıyor.

Sorun, geminin sahibi olan tarafın takibinin güçlüğüyle daha da karmaşık bir hal alıyor. Günümüzde gemilerin büyük çoğunluğu kendi ülke bayrakları yerine ‘kolaylık’ sağladığı bilinen bayraklar taşıyor. Bunun sonucunda pek çok Çin gemisi, Çin malı veya Çin'e giden yük taşıyan gemilerle birlikte boğazın her iki tarafında mahsur kaldı.

İran, askeri açıdan ezici biçimde üstün olan düşmanlarına karşı sınırlı misilleme araçlarıyla yüzleşirken Hürmüz Boğazı'nı kapatarak küresel ekonomiyi rehin almayı elindeki tek pratik seçenek olarak değerlendiriyor.

Daha da endişe verici olansa İran’ın ABD'nin savaş tazminatı ödemeyeceğini anlayınca Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemilerden ücret almayı planlıyor olması. Çin, İran'ın bu ‘dayatılmış savaşa’ sürüklenmesinden dolayı buna sempatiyle yaklaşsa da savaştan sorumlu bir taraf değil ve İran'ın yeniden inşa maliyetlerini karşılamayı da düşünmüyor. Pekin'in bakış açısından boğazdan geçen her petrol varilinden alınan bir dolar bile fazla. Dolayısıyla Çin, İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatmasına itiraz etti ve Tahran'ı sivil gemilerin geçişine bir an önce izin vermeye çağırdı. Ancak Pekin'in itirazları karşılık bulmadı. Zira savaş yalnızca İran'da sert çizgililerin iktidara giden yolunu açmakla kalmayıp ülkeyi ‘devleti olan bir orduya’ dönüştürdü.

İran ekonomisi onlarca yıl geriye savrulurken ülke varoluşsal bir savaş vermektedir. Bir zamanlar İran'da gölge bir hükümet konumunda olan İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ön plana çıktı. İktidarda kalmakta kararlı olan DMO, kendini İran'ı kalıcı bir savaş halinde tutmaya adamış görünüyor.

cgfrb
İran’ın eski Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ve eski Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan ile beraberlerindeki heyet, Pekin'de Çin Cumhurbaşkanı Şi Cinping ve diğer hükümet yetkilileriyle görüşürken, 14 Şubat 2023 (AFP)

Durumu daha da karmaşık hale getiren nokta ise İran'ın artık çok daha zayıf bir konumda bulunuyor olması. Askerî açıdan ezici biçimde üstün olan düşmanlarına karşı sınırlı misilleme araçlarıyla yüzleşen Tahran, Hürmüz Boğazı'nı kapatarak küresel ekonomiyi rehin almayı elindeki tek pratik seçenek olarak değerlendirirken buna boğulmakta olan bir kişinin saman çöpüne tutunması gibi sarılıyor. Bu sıfır toplamlı bakış açısıyla itiraz eden herkes, İran'ın en büyük ticaret ortağı bile olsa, ona karşı duran biri olarak algılanıyor.

Diplomasi hâlâ tek seçenek

Öte yandan Çin henüz diplomasiden vazgeçmedi. Pekin'in görüşüne göre İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatması bir Gordion düğümü olmadığından bunu kaba kuvvet çözmeye çalışmak sorunu daha da kötüleştirir. Dolayısıyla Çin, Bahreyn'in Körfez ülkeleri adına sunduğu ve İran'ı Hürmüz Boğazı'nı açmaya çağıran Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararına karşı oy kullandı. Çin'in atasözünün dediği gibi, sorunu ancak onu yaratan çözebilir.

Krizin arkasında, ABD ve İsrail'in başlattığı yasadışı ve ahlaki temelden yoksun savaş yatıyor. Dolayısıyla onu çözme sorumluluğu da onlara ait. Uluslararası toplumun amacı bu savaşın bedelini para veya kan pahasıyla ödemek değil, onları iyi niyetle müzakere masasına geri dönmeye zorlamak olmalı.


ABD yapay zekayı kontrol için harekete geçti

Yapay zekanın sağlayacağı atılımlar heyecan uyandırırken, kötüye kullanımına dair endişeler de hüküm sürüyor (Reuters)
Yapay zekanın sağlayacağı atılımlar heyecan uyandırırken, kötüye kullanımına dair endişeler de hüküm sürüyor (Reuters)
TT

ABD yapay zekayı kontrol için harekete geçti

Yapay zekanın sağlayacağı atılımlar heyecan uyandırırken, kötüye kullanımına dair endişeler de hüküm sürüyor (Reuters)
Yapay zekanın sağlayacağı atılımlar heyecan uyandırırken, kötüye kullanımına dair endişeler de hüküm sürüyor (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump'ın, yeni yapay zeka modellerinin daha piyasaya sürülmeden devlet denetiminden geçirilmesini planladığı bildirildi.

​New York Times'ın (NYT) Amerikalı yetkililere ve görüşmeler hakkında bilgi sahibi kaynaklara dayandırdığı habere göre, Trump yönetimi başkanlık emri yayımlayarak bir yapay zeka çalışma grubu oluşturmayı düşünüyor. 

Teknoloji sektörünün yöneticileri ve devlet görevlilerinin bu grupta bir araya gelerek muhtemel denetim prosedürlerini ele alması isteniyor. 

Beyaz Saray yetkililerinin geçen hafta Anthropic, Google ve OpenAI yöneticileriyle görüşerek bu planları aktardığı belirtiliyor.

Amerikan gazetesi, bu hamlenin Anthropic'in yeni yapay zeka modeli Mythos'a dair endişelerin dile getirildiği bir dönemde gelmesine dikkat çekti.

Siber güvenlik uzmanları, henüz halkın kullanımına açılmayan bu sistemin, çok karmaşık siber saldırıların gerçekleştirilmesini sağlayabileceği uyarısında bulunuyor. 

Uzmanlara göre Mythos'un kodlama kabiliyeti, kritik güvenlik açıklarını ortaya çıkarma konusunda eşsiz bir yeteneğe sahip ve benzersiz riskleri de beraberinde getiriyor. 

Beyaz Saray haberle ilgili yaptığı yorumda iddiaları ne doğruladı ne de yalanladı:

Herhangi bir politika duyurusu doğrudan başkandan gelecektir. Muhtemel başkanlık emirlerine dair iddialar, varsayımdan ibarettir.

Şimdiye kadar yapay zeka konusunda müdahalecilikten uzak bir yaklaşım benimseyen Trump yönetiminin artık güvenlik odaklı bir adım atmaya hazırlanması dikkat çekiyor. 

Trump, selefi Joe Biden'ın imzaladığı yapay zeka kararnamesini ikinci döneminin ilk gününde iptal etmişti. 

Yapay zeka sistemlerine yapılan güvenlik testlerinin sonuçlarının, bu modeller kullanıcılara sunulmadan önce devletle paylaşılmasını öngören kararnameyi geçersiz kılan Trump, şirketlerin daha özgür hareket etmesine olanak sağlamıştı. 

Özellikle teknoloji girişimcileri için daha az bürokrasi ve daha fazla fırsat anlamına gelen bu hamle, bazı sektör temsilcileri tarafından övülmüştü.

Ancak Biden'ın kararnamesinin ulusal güvenlik, ekonomi ve kamu sağlığını korumayı amaçladığını hatırlatan uzmanlar da olmuştu.

Independent Türkçe, NYT, Reuters