​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
TT

​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)

Ortadoğu'da Barış ve Güvenliğin Geleceğini Destekleme Konferansı dün sona erdi.
ABD ve Polonya, konferans sonrasında yayınlanan sonuç bildirgesinde, Ortadoğu’da istikrarın sağlanması için böyle bir konferansın gerçekleştirilmesinin gerekliliğine dikkat çekerken, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, İran'ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varılması için işbirliği yapılması çağrısında bulundu ve bu tehditlerin Ortadoğu ile sınırlı kalmayacağını, bilakis Avrupa’ya ve Batı’ya da yöneleceğini söyledi. Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz ise yaptığı konuşmada, İran'ın Suriye'ye müdahalelerinin bölgeyi olumsuz etkilediğini söyledi.
“İran, Hizbullah ve terörizm Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor”
Varşova Konferansı’nın krizlerin üstesinden gelinmesi için gerçekleştirildiğini dile getiren Pompeo, “İran, Hizbullah ve terörizmin yayılması Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor. Ortadoğu'daki barış çalışmalarına devam edeceğiz. Daha fazla yaptırım ve daha fazla baskı istiyoruz. Böylece İran'daki diktatörlerin devamlılığının önüne geçebiliriz” açıklamasında bulundu. Ayrıca bölgedeki İran saldırganlığının gerçek bir tehlike olduğuna dikkat çeken Pompeo, “Konferansta İran’ı savunan hiçbir ülke yok. İran’ın bölgeyi istikrarsızlaştıran rolü konusunda hepimiz hemfikiriz” dedi. Pompeo, İran rolüne atıfta bulunmadan bölgedeki sorunlardan bahsetmenin zor olduğuna dikkat çekerek, İran’ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varmak için işbirliğine ihtiyaç duyulduğunu ve Washington’un İran'a daha fazla yaptırım uygulama konusunda haklı olduğunu söyledi.
Öte yandan Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, Ortadoğu'daki sorunların karmaşık olduğuna ve Avrupa Birliği’nin (AB) tek başına bunların üstesinden gelmek için yeterli güce sahip olmadığına dikkat çekerek, “İran'ın olumsuz bir etkisi var. Tartışmalarımızda bunu göz ardı etmedik” dedi.
Konferansa yaklaşık 60 ülke katıldı, fakat katılımın Avrupa ayağı düşüktü. ABD yetkilileri, İran'ın eylemlerini tehdit olarak gören Arap devletleri ve İsrail gibi farklı tarafların bölgede bulunmasının önemini vurguladılar.
Pence’den Avrupa ülkelerine suçlama
Konferansın oturum aralarında açıklamalarda bulunan ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, İran dosyasıyla ilgili olarak Amerikan ve Avrupa tarafları arasındaki farklara ışık tuttu. ABD yetkilisi, Avrupalıları, ‘İran rejimine yönelik yaptırımları, mali işlemler için bir mekanizma kurarak atlatmaya çalışmakla’ suçladı. Bu davranışların hoş olmadığına dikkat çeken Pence, bu davranışların taraflar arasındaki ilişkilerde birtakım sonuçları olabileceğini söyledi.
ABD Başkan Yardımcısı Pence, konuşmasının devamında, Trump'ın iki yıl önce başkanlık koltuğuna oturmasında sonra ilk dış ziyaretini Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiğine ve Arap-İslam-Amerikan Zirvesi’ne katıldığına atıfta bulunarak, barışın sağlanması için konferansa katılan bütün ülkeler ile çalışmaya hazır olduklarını belirtti.
Katılımcıların bölge için daha iyi bir gelecek inşa edilmesi hakkında konuştuğunu kaydeden Pence, “Şu anda toplantılar yapılıyor. Çünkü radikal İslami terörizm gibi ortak bir sorunla karşı karşıyayız. Terörizm yalnızca Amerika'ya değil bölgedeki tüm ülkelere yönelik bir tehdit oluşturuyor. Başkan Trump yönetimi, bu radikal tehdide karşı koyma konusunda adımlar attı ve DEAŞ örgütü ile kendini gösteren bu tehdidin ortadan kaldırılması hususunda esas katkılarda bulundu. ABD, kendi vatandaşlarının güvenliğini önceliyor. Fakat Amerika’nın öncelenmesi, yalnız Amerika demek değildir. Washington, aşırılıkçılığa karşı uluslararası bir koalisyon oluşturmak için çalışıyor.”
Başbakan Netanyahu'nun geçen yılın sonunda Umman'ı ziyareti ve Papa Franciscus'un bu yıl BAE'ye yaptığı ziyaret gibi bölgedeki ‘değişim rüzgarlarına’ değinen Pence, “Bu tarihi konferans yeni bir dönemin başladığının kanıtıdır” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“DEAŞ hilafeti kısa bir süre sonra sona erecek ve Trump’ın açıklamasına göre yakın zamanda bölgedeki ABD birlikleri geri çekilecek. Bu, taktiklerdeki bir değişikliktir, görevde değil. Toprakları DEAŞ’ın elinden geri almamız yeterli değil. Ortaklarımızla çalışmaya hazırız. DEAŞ katıntıları her nerede olursa olsun takip edeceğiz.”
ABD'nin Suriye'deki yeni bir kimyasal saldırıya yanıt verme konusundaki kararlılığını dile getiren Pence, ülkesinin İngiltere ve Fransa ile birlikte, Devlet Başkanı Beşşar Esed rejiminin gerçekleştirdiği kimyasal bir saldırıya yanıt verdiğini hatırlatarak, rejim tarafından gerçekleştirilecek benzer bir saldırıya aynı şekilde yanıt vermeye hazır olduklarını söyledi.
“Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor”
Sonra, İran rejiminin bölgenin geleceği ve Ortadoğu’daki barış ve istikrar için en büyük tehdit olduğunu dile getirerek İran hakkında konuşmaya başlayan Pence, “Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor, Suriye ve Yemen'e müdahale ediyor, Hizbullah'ı destekliyor ve Amerikalı rehineleri elinde tutuyor” dedi. İran’ı Ortadoğu’daki etkisini genişletmek için Irak ve Suriye’de birer koridor açmakla itham eden Pence, savaşçıları ile Esed rejiminin düşmesini engellemeye çalıştığını ve Lübnan Hizbullahı’na roketler gönderdiğini söyledi.
Pence, 1979 yılında Şah’ın devrilmesinin ardından geçen 40 yıl boyunca başarısızlık ve terörün İran’da hüküm sürdüğünü dile getirerek, yapılan nükleer anlaşmanın İran’ı caydırmadığını, bilakis bölgedeki müdahalelerini daha da arttırdığını söyledi. Başkan Trump’ın nükleer anlaşmadan çekildiğini, İran rejimine yaptırımlar uyguladığını ve İran'ın eylemlerine itiraz eden diğer ülkelerin de bu yaptırımları desteklediğini dile getiren Pence, “Maalesef, en yakın Avrupalı arkadaşlarımızdan bazıları bu yaptırımları ihlal etti ve onları atlatmaya çalıştı. Fransa, İngiltere ve Almanya kurdukları finansal işlemler mekanizması ile bu yaptırımların üstesinden gelmeye çalıştılar. Bu hamle, ABD ile Avrupa’nın aralarının açılmasına sebep olacaktır” dedi.
“Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi”
İran'ın teknik olarak uygulayıp uygulamamasının değil, nükleer anlaşmanın kendisinin bir sorun olduğunu dile getiren Pence, “Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi. Artık anlaşmadan çekilmeliler. Bu fırsatı görmezden gelemeyiz” dedi.
Ortadoğu’daki barış süreci hakkında konuşan Pence, “Başkan Trump, üç İbrahimî din olan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam'ın tabilerinin barış içinde birlikte yaşamalarını istiyor” ifadesini kullandı.
Öte yandan Varşova Konferansı’na katılan Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçisi Prens Halid bin Selman, önceki gün Twitter hesabı üzerinden yapmış olduğu paylaşımlarda, “Molla rejimi 40 yıl önce iktidarı ele geçirdi. İran halkının yaşam standartları bu süre içerisinde ciddi bir düşüne tanık oldu. Bu rejim, bölgedeki terörizm, radikalizm, mezhepçilik ve istikrarsızlığı desteklemek için halkının parasını israf etmeye devam ediyor. Dost İran halkı, bölgede bölücülük ve terör fitnelerini yaymak için servetini ve parasını israf etmek yerine halkına özen gösteren bir yönetimi hak ediyor. İran rejimi halen Arapları dize getirmeye çalışmak gibi asla gerçekleşmeyecek bir yanılsama içinde. Ayrımcı söylemleri kendisini açığa çıkarıyor, Bu rejimin boş hayalleri 40 yıl sonra artık kimseyi kandıramıyor” açıklamasında bulundu.
İran rejiminin yayılımcı hayallerine hâlâ bağlı olduğuna dikkat çeken Prens Halid bin Selman, “İran rejiminin lideri, devrimlerinin 40’ıncı yıl dönümü konuşmasında Basra Körfezi'ndeki Arap topraklarının kendi topraklarının bir parçası olduğunu iddia ederek, bu bölgeyi güney İran olarak adlandırdı. Böylece yayılımcı niyetlerini ortaya koydu” ifadelerini kulandı.
Konferansın açılışı
Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, sabah saatlerinde kullandığı şu ifadeler ile konferansın açılışını yaptı;

“Bölgedeki barış ve güvenlik sorununa yeni bir ivme kazandırmanın zamanı geldi. Mülteci krizleri, ekonomik krizler ve bazı durumlarda devlet kurulması gibi krizlerin bölgede olumsuz etkiler oldu. Ortadoğu’nun istikrarını güvence altına almak, devam eden krizlere son vermek, kültürlerarası birliği teşvik etmek ve kapsayıcı toplumlar inşa etmek gibi durumlar, büyük zorluklar ile karşı karşıya. Uluslararası toplumun istikrarı ve sürdürülebilir barışı korumak için bu çabaları aktif olarak desteklemesi önemlidir.”
Czaputowicz açılış konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ortadoğu'daki çatışmaların birçok kaynağı var. Bunlardan bazıları, bazı liderlerin her ne pahasına olursa olsun gücü ellerinde tutmak istemesi, dini köktencilik ve hoşgörüsüzlüktür. Ayrıca güç dengesizlikleri, coğrafi ayrılıklar veya dış kuvvetlerin müdahalesi de çatışmaya sebep olan unsurlar arasında yer alabilir. ABD ve AB’nin İran’ın bölgede oynayacağı rol konusunda paylaştıkları bir inançları var. Ancak İran'ın nükleer programının olası sonuçları ve bu ülkenin bölgede oynadığı istikrarsızlaştırıcı rolü konusunda endişeliyiz. İran'ın tahammül edilemez davranışlarını şiddetle kınıyoruz. Aramızda araçlar bakımından farklılıklar olabilir. AB, İran'ın nükleer programının barışçıl doğasını korumanın, bir ortak eylem planını gerektirdiğine inanıyor. ABD bu anlaşmadan çekildi ve İran’a yaptırımlar uyguladı. Bugün Ortadoğu’nun karşılaştığı zorlukları hatırlatan bölge temsilcilerini dinleme fırsatına sahibiz.”
Konferans dahilinde gerçekleştirilecek görüşmelerde herhangi bir ülkenin veya konunun görüşmelerin seyrine hakim olmayacağını dile getiren ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ise şunları söyledi:
“Konferans, Yemen Dışişleri Bakanı Halid el-Yemani’nin başkanlığını yapacağı Yemen hakkında bir tartışma ile başlayacak. Daha sonra Suriye'deki idarenin sonraki adımlarını ve değişmeyen stratejik hedeflerimize ulaşmak için çabalarımızı sürdürme taahhüdümü gözden geçireceğiz. Sonrasında Başkanı Trump'ın danışmanı Jared Kushner, ABD yönetiminin İsrail ile Filistinliler arasında kapsamlı ve sürdürülebilir bir barışı sağlama çabalarını tartışacak. Tüm bu konular hakkında soru sorma ve yorum yapma fırsatı da olacak. Sonrasında ise ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Polonya Başbakanı ve 7 Dışişleri Bakanı ilgili konular hakkındaki değerlendirmelerini bizimle paylaşacak. Daha sonra bir grup devletle, mültecilerin ve insani zorlukların ele alındığı bir öğle yemeği tertip edilecek. Bunun ardından füze geliştirme ve bunları yayma, siber tehditlerle mücadele, terörizm ve yasadışı fon sağlamak ile mücadele konulu bir dizi çalışma oturumu düzenlenecek.”
Pompeo sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bugün çok önemli görüşmelerde bulunacağız, ancak konferans sona ermeyecek. Çalışmamız gerekiyor. Suriye ve Yemen, silahların yayılması, barış süreci, terörizm, İran, siber güvenlik ve insani krizler gibi meseleler tek başına üstesinden gelinecek sorunlar değil. Güvenliği sağlamak için birlikte çalışmalıyız. Hiçbir ülke bunun dışında kalamaz. ABD, Ortadoğu’daki güvenlik sorunlarına yönelik çabalara liderlik etmeye devam edecek. Bölge için iyi bir güç olmaya devam edeceğiz. Bugün gerçekleştirilen konferans bunun kanıtıdır.”
Pompeo, sabah saatlerinde, konferansı ‘istisnai’ olarak nitelendiren Netanyahu ile ortak bir basın toplantısı düzenledi.
İsrail Başbakanı Netanyahu konferans ile ilgili "tarihsel bir dönüm noktası" değerlendirmesinde bulunduktan sonra şunları söyledi:
“Burada 60 ülkeden dışişleri bakanı ve hükümet temsilcisi, İsrail başbakanı ve önde gelen Arap ülkelerinin dışişleri bakanları karşılıklı oturup bugüne kadar görülmemiş bir güç ve açıklıkla İran rejiminin yarattığı ortak tehditle nasıl baş edilmesi gerektiğini konuştu. İlk kez birlikte geleceğimizi tehdit eden şeyin ne olduğunu ve onu güvence altına almak için neler yapmamız gerektiğini tartışma fırsatı bulduk. Bu diyaloğu gelecekte yalnızca güvenlik konusunda değil, Ortadoğu halklarının yaşamını etkileyecek her alanda sürdürmeliyiz”
“İran’la yüzleşmeden Ortadoğu’da barış ve istikrar sağlayamayız” diyen Pompeo ise İran’ın eylemleri de dahil olmak üzere istikrarsızlaştırıcı eylemleri ele almaya yönelik ortak çabalara duyulan ihtiyaçtan söz ederek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Basitçe ifade etmek gerekirse, İran ile yüzleşmeden bunları gerçekleştirmek söz konusu olamaz. Lübnan’da Yemen’de Suriye’de Irak’ta yıkıcı etkilerde bulunuyorlar. Buralarda Hamas, Hizbullah ve Husiler gibi gerçek tehditler var. İran’a karşı harekete geçmeden Ortadoğu’da barış sağlayamayız.”



Trump, İran Hürmüz’de geçiş ücreti uygularsa müzakereleri bitirmekle tehdit etti

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Trump, İran Hürmüz’de geçiş ücreti uygularsa müzakereleri bitirmekle tehdit etti

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

ABD Başkanı Donald Trump, Çarşamba günü yaptığı açıklamada, İran’ın ABD’ye Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemilerden herhangi bir geçiş ücreti alınmadığını belirtti. Trump, “Eğer bu bilgi yanlış çıkarsa, müzakereler derhal sona erer” dedi.

Bu arada Pakistan, ABD ile İran arasındaki teknik görüşmelerin gelecek hafta yeniden başlayacağını duyurdu. Açıklama, Washington ile Tahran arasında İran’ın nükleer tesislerinin denetlenmesi konusunda görüş ayrılıklarının sürdüğü bir dönemde geldi.

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Başkanı Rafael Grossi de Çarşamba günü yaptığı açıklamada, ajans müfettişlerinin İran’daki nükleer tesisleri ziyaret edeceğini doğruladı.

Trump, dün yaptığı açıklamada İran’ın süresiz nükleer denetimleri kabul ettiğini söylemişti. Ancak Tahran, müzakerelerde böyle bir taviz verdiğini reddetti. Bu durum, taraflar arasında varılan kırılgan anlaşmanın geleceğine ilişkin soru işaretlerini artırdı.


Grossi: İran’daki nükleer tesislerin denetimi ‘kaçınılmaz olarak gerçekleşecek’

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Genel Direktörü Rafael Grossi (DPA)
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Genel Direktörü Rafael Grossi (DPA)
TT

Grossi: İran’daki nükleer tesislerin denetimi ‘kaçınılmaz olarak gerçekleşecek’

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Genel Direktörü Rafael Grossi (DPA)
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Genel Direktörü Rafael Grossi (DPA)

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Genel Direktörü Rafael Grossi bugün yaptığı açıklamada, UAEA müfettişlerinin ABD ile İran arasında varılan geçici anlaşma kapsamında İran’daki nükleer tesisleri ziyaret edeceğini söyledi. Bu açıklama, denetimlerin kapsamı ve zamanlaması konusunda Washington ile Tahran arasında süren tartışmalara rağmen denetimlerin yeniden başlayacağına ilişkin UAEA’dan şimdiye kadar gelen en güçlü işaret olarak değerlendirildi.

İran’ın nükleer programı ile zenginleştirilmiş uranyum stoklarının durumunu doğrulamakla görevli başlıca kurum olan UAEA’nın tutumu, ABD ile İran’ın geçen hafta savaşı sona erdirmek ve 60 günlük bir müzakere süreci başlatmak amacıyla vardığı mutabakatın uygulanmasında kritik önem taşıyor.

Grossi, Japonya’daki Fukuşima Daiichi Nükleer Santrali’nde düzenlediği basın toplantısında, “İki ülkenin liderleri tarafından imzalanmış bir mutabakat zaptı bulunuyor” dedi. Söz konusu anlaşmanın, ‘nükleer malzemeler ve nükleer tesislerle ilgili faaliyetlerin tamamen UAEA’nın denetimine tabi olacağını açıkça öngördüğünü’ belirtti.

Denetimlerin gerçekleştirileceğini vurgulayan Grossi, “Açık olan şu ki denetimler yapmamız gerekecek. Bunun iki gün sonra mı, bir hafta sonra mı yoksa on gün sonra mı gerçekleşeceği önemli olmakla birlikte esas mesele değil. Söyleyebileceğim şey, bunun gerçekleşeceğidir” ifadelerini kullandı.

Grossi, ABD ile İran arasında denetimlerin geleceğine ilişkin ortaya çıkan görüş ayrılıklarını ise ‘söz düellosu’ olarak nitelendirdi. Bu değerlendirme, iki tarafın dün İran’daki nükleer tesislerin UAEA müfettişlerine açılıp açılmayacağı konusunda birbirleriyle çelişen açıklamalar yapmasının ardından geldi.

Washington ile Tahran arasındaki görüş ayrılığı, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’ın uzun süreli ve ‘en üst düzeyde’ denetimleri kabul ettiğini söylemesine karşılık, İran Dışişleri Bakanlığı’nın zarar gören nükleer tesislerde yeni denetimlerin şu aşamada gündemde olmadığını açıklamasıyla belirginleşmişti.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre Grossi, UAEA’nın İran’da denetim faaliyetlerini ‘fiilen’ gerçekleştireceğini belirterek, Tahran ile yürütülen görüşmelerin şu aşamada sürecin uygulama boyutuna odaklandığını söyledi.

Grossi, “Yakın zamanda takvim, prosedürler ve denetimlerin gerçekleştirileceği yerler dahil olmak üzere mekanizmaları ve operasyonel ayrıntıları netleştirmek için çalışacağız” dedi.

ABD ile İran, geçen hafta savaşı sona erdirmeye yönelik genel ilkeleri içeren 14 maddelik bir mutabakat zaptı imzalamıştı. Söz konusu belge, başta İran’ın nükleer programı, uluslararası denetim mekanizmaları ve yaptırımlar olmak üzere ihtilaflı konulara ilişkin daha kapsamlı uzlaşıların sağlanması amacıyla 60 gün sürecek müzakerelerin önünü açmıştı.

Tahran yönetimi, Bürgenstock görüşmelerinin ardından gerçekleştirilen teknik temaslar sonucunda, İslamabad mutabakatının uygulanması için dört çalışma grubu oluşturulduğunu açıkladı. Bu grupların; yaptırımların kaldırılması, nükleer dosya, yeniden imar ve ekonomik kalkınma ile uygulamanın denetlenmesi başlıklarında faaliyet göstereceği ve Yüksek Müzakere Komitesi’nin gözetiminde çalışacağı bildirildi.

Grossi’nin açıklamaları, UAEA’nın Haziran 2025’te İran ile İsrail arasında yaşanan ve 12 gün süren savaşın ardından İran’daki ana uranyum zenginleştirme tesislerine erişim sağlayamaması nedeniyle ayrı bir önem taşıyor. Söz konusu tesislerin, İran’ın yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum stoklarını barındırdığı değerlendiriliyor.

Tahran yönetimi savaş sonrasında UAEA müfettişlerinin bazı nükleer tesisleri ziyaret etmesine izin vermişti. Bu kapsamda Buşehr Nükleer Santrali de denetime açılırken, İran’ın nükleer programının en hassas unsurları arasında görülen uranyum zenginleştirme tesislerine erişim ise engellenmişti.

dvfdb
Uydudan çekilen bir fotoğraf, geçtiğimiz haziran ayında ABD’nin düzenlediği hava saldırılarının ardından Natanz uranyum zenginleştirme tesisinde oluşan çukurları gösteriyor. (Reuters)

UAEA, söz konusu tesislere erişim sağlanamamasının, İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stoklarının durumunun doğrulanmasını ve zenginleştirme faaliyetlerinde kullanılan santrifüj zincirlerinin denetlenmesini engellediğini belirtiyor.

UAEA’nın ve nükleer silahların yayılmasının önlenmesi alanındaki uzmanların değerlendirmelerine göre İran, teorik olarak askerî bir program yürütme kararı alması halinde yaklaşık 10 nükleer silah üretimine yetecek miktarda yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyuma sahip bulunuyor. Ancak Tahran yönetimi, nükleer programının yalnızca barışçıl amaçlar taşıdığı yönündeki tutumunu sürdürüyor.

İran ayrıca, nükleer silaha sahip olmayan ülkeler arasında uranyumu yüzde 60 saflık oranına kadar zenginleştiren tek ülke konumunda bulunuyor. Bu oran silah yapımında kullanılan seviyenin altında kalsa da geleneksel sivil nükleer programların ihtiyaçlarının oldukça üzerinde kabul ediliyor.

Washington ile Tahran arasında varılan geçici anlaşmanın temel unsurlarından biri de İran’ın uranyum stoklarındaki zenginleştirme seviyesinin mevcut yüksek oranlardan aşağı çekilmesini öngörüyor. Bu nedenle UAEA müfettişlerinin yeniden sahaya dönmesi, söz konusu taahhüdün uygulanıp uygulanmadığının doğrulanması açısından kritik önem taşıyor.

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi ise Grossi’nin açıklamalarına yanıt vererek, saldırıya uğrayan tesislere veya nükleer malzemelere erişim izni verilmesine yönelik herhangi bir planın şu aşamada bulunmadığını söyledi.

Garibabadi, İsviçre’de gerçekleştirilen görüşmeler sırasında Grossi ile herhangi bir toplantı yapılmadığını, bunun Grossi’nin talebine rağmen gerçekleşmediğini söyledi. Garibabadi, zarar gören nükleer tesislere ve nükleer malzemelere erişim konusunun ancak nihai anlaşma çerçevesinde ve karşı tarafın tüm yaptırımların kaldırılmasına yönelik somut adımlar atmasının ardından ele alınacağını belirtti.

Tahran’ın, ‘önce uygula, sonra oldu bittiye getir’ yaklaşımını medya üzerinden dayatmaya yönelik girişimleri kabul etmeyeceğini vurgulayan Garibabadi, kamuoyuna yönelik açıklamalarla müzakere sürecine yön verilmesine karşı çıktı.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi de dün yaptığı açıklamada, UAEA müfettişlerinin ABD ve İsrail saldırılarında hedef alınan nükleer tesisleri denetlemek üzere davet edilmediğini, bu tür ziyaretlere izin verilmesine yönelik herhangi bir planın bulunmadığını söyledi.

ABD Başkanı Donald Trump ise İran’ın bu tutumuna tepki göstererek, Tahran’ın denetim planlarının bulunmadığı yönündeki açıklamalarının ‘yanlış’ olduğunu ifade etti. Trump, UAEA müfettişlerinin ‘uygun zamanda’ İran’da sahada görev yapacağını belirtti.

Bekayi’nin açıklamaları, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’ın İsviçre’deki görüşmeler sırasında İran’ın UAEA müfettişlerinin ülkeye geri dönmesine izin vermeyi kabul ettiğini söylemesinin ardından gelmişti.

Taraflar arasındaki bu görüş ayrılığı, İran’ın uranyum zenginleştirme seviyesinin düşürülmesi karşılığında petrol ihracatına yönelik yaptırımlarda bazı muafiyetler öngören geçici anlaşmanın ilk maddelerinin uygulanmaya başlandığı bir dönemde yaşanıyor. Anlaşma ayrıca taraflara daha kapsamlı bir uzlaşıya varabilmeleri için iki aylık müzakere süresi tanıyor.

Bununla birlikte, mutabakat zaptının sağladığı ateşkes ortamı erken sınamalarla karşı karşıya bulunuyor. Hürmüz Boğazı çevresindeki gerilimlerin sürmesi ve Hizbullah ile İsrail arasında Lübnan’da yeniden şiddet olaylarının yaşanması, bölgede kırılganlığın devam ettiğine işaret ediyor. Ancak bu gelişmeler şu ana kadar geniş çaplı bir çatışmaya dönüşmedi.

Grossi’nin açıklamaları, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun Körfez turuna çıktığı döneme denk geldi. Rubio, turunun ilk durağı olan Abu Dabi’de, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Devlet Başkanı Muhammed bin Zayed Al Nahyan ile kapalı bir görüşme ve çalışma yemeği gerçekleştirdi. Rubio’nun daha sonra Kuveyt ve Bahreyn’e geçerek, ABD-İran mutabakatının uygulanması ve bunun bölgesel yansımaları konusunda ülke liderleriyle görüşmeler yapması bekleniyor.


ABD ordusu: DEAŞ lideri Suriye'nin kuzeybatısında düzenlenen hava saldırısında öldürüldü

ABD Ordusu'na ait bir asker, Ortadoğu'da yeri açıklanmayan bir bölgede Patriot hava savunma sisteminde bakım yapıyor (ABD Ordusu- AFP)
ABD Ordusu'na ait bir asker, Ortadoğu'da yeri açıklanmayan bir bölgede Patriot hava savunma sisteminde bakım yapıyor (ABD Ordusu- AFP)
TT

ABD ordusu: DEAŞ lideri Suriye'nin kuzeybatısında düzenlenen hava saldırısında öldürüldü

ABD Ordusu'na ait bir asker, Ortadoğu'da yeri açıklanmayan bir bölgede Patriot hava savunma sisteminde bakım yapıyor (ABD Ordusu- AFP)
ABD Ordusu'na ait bir asker, Ortadoğu'da yeri açıklanmayan bir bölgede Patriot hava savunma sisteminde bakım yapıyor (ABD Ordusu- AFP)

ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) bugün "X" platformunda yaptığı açıklamada, geçen hafta Suriye'nin kuzeybatısında düzenlenen hava saldırısında üst düzey bir DEAŞ liderinin öldürüldüğünü duyurdu.