Beklenen Körfez savaşı Süveyş Kanalı'nı etkiler mi?

Amerikan uçak gemisi Süveyş Kanalından geçerken (Independent Arabia)
Amerikan uçak gemisi Süveyş Kanalından geçerken (Independent Arabia)
TT

Beklenen Körfez savaşı Süveyş Kanalı'nı etkiler mi?

Amerikan uçak gemisi Süveyş Kanalından geçerken (Independent Arabia)
Amerikan uçak gemisi Süveyş Kanalından geçerken (Independent Arabia)

Körfez’de patlak veren her savaşta Kızıldeniz ile Akdeniz’i birbirine bağlayan Süveyş Kanalı ön plana çıkıyor ve olumlu veya olumsuz etkilenmesine dair bir tartışmadır başlıyor.
BAE Dışişleri Bakanı’nın 12 Mayıs Pazar sabahı dört ticaret gemisinin bölgesel suların yakınlarında bir sabotaj eylemine maruz kaldığını, bu saldırının Fuceyre Emirliği yakınlarındaki doğu sahiline doğru gerçekleştirildiğini ve söz konusu ticaret gemilerinin pek çok milletten sivil gemiler olduğunu duyurmasının ardından olaylar hızla tırmanıyor
Gelir toplamı
Süveyş Kanalı İdaresi eski Vekili Amiral Abdulkadir Derviş, Independent Arabia’dan Mahmud Abduh’a yaptığı açıklamada, “Hiç şüphe yok ki Arap Körfezi’ndeki gerilim, Süveyş Kanalı’nın gelirlerine olumsuz etkide bulunacak. Gerek Birinci ve gerekse İkinci Körfez Savaşı’ndaki (Çöl Fırtınası) benzer tecrübelerin olumsuz ticari etkileri olmuştu ancak bunların çoğu kötü değildi. Nitekim o zaman Süveyş Kanalında petrol, silah ve mühimmat geçişi aktifti” ifadelerine yer vererek “uluslararası anlaşmalar ve diğerlerine göre ticari gelirlerin askeri gelirlerden daha fazla olduğunu” vurguladı.  
Körfez Savaşı
Arap Körfezi’nde patlak veren her savaşın ardından Mısır’daki Süveyş Kanalının gelirleri için ufukta olumlu veya olumsuz etkiler beliriyor. Şu üç savaşta yaşanan da bu idi: Irak ve İran arasında çıkan ve 8 sene süren Birinci Körfez Savaşı (1980-1988); BM’nin onayıyla 34 ülkeden oluşan Koalisyon Güçleri’nin Kuveyt’i Irak’ın işgalinden kurtarmak üzere başlattığı İkinci Körfez Savaşı (1990); İngiltere ve Avustralya’nın desteğiyle ABD tarafından Irak’ın askeri olarak işgaline yol açan üçüncü savaş (2003).

Süveyş Kanalı İdaresi Başkanı Korgeneral Muhab Memiş
Abraham Lincoln Kanalı geçiyor

ABD uçak gemisi Abraham Lincoln’un Fuceyre saldırısının akabinde Süveyş Kanalını geçmesi ile birlikte olaylar hızla tırmanmaya başladı. Bu durum, daha önce Oğul George Bush’un liderliğindeki Birinci Körfez Savaşı’nda da yaşanmıştı.
Süveyş Kanalı İdaresi Başkanı Korgeneral Muhab Memiş, “Yeni Süveyş Kanalı projesinin müşterilere sağlanan denizcilik hizmetlerini iyileştirmede bir başarıya imza atarak denizci toplumunun güvenini kazandığını ve bu gelişmenin doğuyu batıya bağlayan en önemli deniz yolu olarak Kanalın uluslararası öncü konumunu pekiştirdiğini” belirterek su yolunu ve Süveyş Kanalı üzerinden küresel ticaret hareketliliğini güvence altına alma ve Heyetin ana tesislerini koruma faaliyetlerinin yeterliğinden övgü ile bahsetti.
66 gemi kanaldan geçiyor
Görünüşe göre Süveyş Kanalı İdaresi, Amerikan filosunun geçişinin ardından güvence vermek istemiş olacak ki 15 Mayıs’ta bir basın açıklaması yaptı. İdarenin açıklamasında, “Kanalın denizcilik hareketi, iki yönlü olarak 66 geminin beklemeden geçişiyle gemi sayısı ve yük taşımacılığında rekor seviyeye ulaştı. Kuzeyden gelen 41 gemi, 1.9 milyon ton yük taşırken güneyden gelen 25 gemi, Kanalın yeni su yolundan 2.1 milyon ton yük geçirdi ki bu toplamda 4 milyon ton eder” ifadelerine yer verildi.

Ever Golden gemisi, Port Said’e yönelmiş olarak Süveyş Kanalı’ndan geçerken (Independent Arabia)
Gelir artışı

Independent Arabia’ya konuşan Süveyş Kanalı İdaresi Başkan Danışmanı General Halid el-İzazi, İdarenin geçen yıla kıyasla gelirlerini şimdiye kadar %3,4 oranında artırdığını belirtti. Geçtiğimiz nisan ayında Süveyş Kanalındaki ticari hareketlilikte, geçen yılın aynı ayına kıyasla %6,5’e varan bir artışla 1580 gemi geçişi yaşandığına dikkat çeken el-İzazi, bu artışa yük taşımacılığında %6,3’lük bir artışın eşlik ettiğini ifade etti. Bununla birlikte geçen nisan ayında günlük gemi geçiş süresi ortalama 49,4 ila 52,7 arasında iken günlük net yük ortalamasının 3 milyon tondan 3.2 milyon tona doğru bir yükselme kaydettiğine işaret etti. Zehran, İdarenin 3 sene içinde toplam 9 milyar cüneyh (5 milyon dolar) elde ettiğini açıkladı.
Mısır, Süveyş Kanalında iyileştirmeleri sürdürüyor
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, 18 Mayıs’ta İsmailiye valiliğinin yürüttüğü birkaç kalkınma projesinin açılışını gerçekleştirdi. Özellikle Süveyş Kanalı tünelleri projesi ile devlet, Sina’yı kanal şehirleri yoluyla ülkenin kalbine bağlamaya çalışıyor ve İsmailiye’nin doğusu ile batısını karşılıklı olarak birleştirmeyi hedefliyor. Yeni tünellerden geçiş süresi yaklaşık 10 dakika. En önemli şeylerden biri, tünel içinde hızın radar gözetiminde 60 km oluşu. Her iki tünel de arabalar için çift yönlü yol içeriyor. Süveyş Kanalı tünellerinin uzunluğu 5820 metre 70 ve 53 metre derinlikleri ile yeryüzünün en alçak yüzeyi ile Süveyş Kanalının en alçak su yolundan geçiyor.
Tünellerin inşa maliyeti
Kanal tünellerinin kazı ve inşa maliyeti yaklaşık 12 milyar cüneyh (7 milyon dolar) tutarında. Temmuz 2016’dan başlayarak 2019’a kadar tünel inşaatında 3 bin mühendis, teknisyen ve amele çalıştı. Bu sayı, yerel ve kıtasal düzlemde en büyük sayı olarak kabul ediliyor ve Sina’yı ekonomik ve sosyal anlamda geniş ufuklara doğru taşıyor.
Arap Körfezi’nde dördüncü bir savaşın patlak vermesi halinde Süveyş Kanalının gelirlerinin etkileneceğine pek ihtimal vermeyen Mısır Araştırma Merkezi Başkanı Amiral Hani Ganim, “Körfez ülkelerinin sahip olduğu ticaret hacmi, toplamın yüzde 10’unu oluşturmakla Kanalı kullanan tüm dünya ülkelerinin toplam ticaret hacminin büyük bir bölümünü oluşturmamış oluyor. Süveyş Kanalı İdaresi, şu anda esnek bir pazarlama politikası benimsiyor. Deniz taşımacılığı endüstrisindeki tüm değişikliklere karşı son derece mesleki ve esnek bir tavır almak ve küresel ticaret hareketliliğinin iyileşmesi ile büyük küresel ekonomilerin büyüme göstergelerinden faydalanmak, Yeni Süveyş Kanalı kazısından sonra Kanalı geçmeyen yeni denizcilik hatlarının ilgisini çekmeye katkı sağlamıştır” ifadelerini dile getirdi.



Washington, Suriye güçlerini Halep ve Tabka arasında "herhangi bir saldırı eylemini" durdurmaya çağırdı

Suriye ordusu dün Halep'in doğusundaki kırsal kesimde bulunan Meskene'ye girdi (AFP)
Suriye ordusu dün Halep'in doğusundaki kırsal kesimde bulunan Meskene'ye girdi (AFP)
TT

Washington, Suriye güçlerini Halep ve Tabka arasında "herhangi bir saldırı eylemini" durdurmaya çağırdı

Suriye ordusu dün Halep'in doğusundaki kırsal kesimde bulunan Meskene'ye girdi (AFP)
Suriye ordusu dün Halep'in doğusundaki kırsal kesimde bulunan Meskene'ye girdi (AFP)

ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) komutanı Amiral Brad Cooper, Suriye hükümet güçlerini ülkenin kuzeyindeki Halep ve Tabka şehirleri arasındaki bölgede "herhangi bir saldırı eylemini" durdurmaya çağırdı ve Kürt güçleriyle aralarındaki "gerginliğin artmasını önleme" çabalarını memnuniyetle karşıladı.

Cooper, "Suriye hükümet güçlerini Halep ve Tabka arasında bulunan bölgelerdeki her türlü saldırı operasyonunu durdurmaya çağırıyoruz" diyerek, "Suriye'deki tüm tarafların gerginliğin artmasını önlemek ve diyalog yoluyla bir çözüm aramak için sürdürdüğü çabaları memnuniyetle karşılıyoruz" ifadelerini kullandı.


Uluslararası toplum Lübnan'da sadece ateşkes değil, silahsızlanma da istiyor

Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
TT

Uluslararası toplum Lübnan'da sadece ateşkes değil, silahsızlanma da istiyor

Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)

Son günlerde, Lübnan resmî makamlarının 2006’da kabul edilen ve 2024’te güncellenen 1701 sayılı Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi kararının uygulanmasına bağlılık vurgusu ile, yalnızca ateşkesin kalıcı hale getirilmesini değil, silahların bırakılmasını ve gücün devlet elinde toplanmasını açıkça dile getirmeye başlayan uluslararası aktörlerin yaklaşımı arasındaki çelişki giderek belirginleşiyor. Bu yeni yaklaşım, Lübnan devletini son derece hassas bir siyasi ve güvenlik sınavıyla karşı karşıya bırakıyor.

İsrail’in artan askeri faaliyetleri ve Litani Nehri’nin güneyi ile kuzeyine yönelik hava saldırılarının sürmesi eşliğinde, Lübnan devleti 1701 sayılı kararın tüm hükümlerine bağlılığını ortaya koymaya çalışıyor. Resmî açıklamalarda, Lübnan ordusunun Mavi Hat boyunca görevlerini yerine getirdiği ve Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) ile iş birliği içinde sükûneti sağlamaya çalıştığı vurgulanıyor.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn da Lübnan’ın ‘ateşkese bağlı olduğunu ve uluslararası yükümlülüklerine saygı gösterdiğini’ yineleyerek, 2006’dan bu yana geçerli olan çerçevenin korunması yönündeki iradeye işaret etti.

Ancak Lübnan’ın bu yaklaşımı Batılı başkentleri artık ikna etmiyor. Son dönemde ABD ve Avrupa’dan gelen açıklamalar, ‘uluslararası toplumun istikrarı yönetme aşamasından, değişimi dayatma aşamasına geçtiğini’ açık biçimde ortaya koyuyor. Özellikle Lübnan ordusunun güneyde sahadaki planını uygulamaya başlamasının ardından, silahların devlet otoritesi altında toplanması gerekliliği yönündeki söylem daha da güç kazanmış durumda.

Uluslararası silahsızlanma takvimi

Eski milletvekili Faris Said, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, uluslararası toplumun Lübnan’daki tüm yasadışı silahların tasfiyesi, özellikle de Hizbullah’ın silahları için bir takvim belirlediğinin artık netleştiğini, bunun yalnızca Litani Nehri güneyindeki silahları kapsayan 1701 sayılı karar ile sınırlı olmadığını söyledi.

Said, “Lübnan yetkilileri bu takvimden haberdar, ancak kamuoyuna açıklanmadı. Yetkililerin bu konuda ciddi adımlar atması gerekiyor, çünkü gecikme ülkeyi büyük siyasi ve güvenlik risklerine maruz bırakır” ifadelerini kullandı.

Said’e göre mevcut aşama, uluslararası yaklaşımda bir değişimi gösteriyor: “Artık odak sadece güneydeki durumu düzenleyen 1701 sayılı kararın uygulanmasında değil. Zira şimdi tüm milislerin silahsızlandırılması yönünde açık talepler öne çıkıyor” (yani 1559 sayılı karar). Said bu değişimi, ‘Lübnan siyasetinde silahın egemenliğine son verme iradesi’ olarak nitelendirdi.

Said ayrıca, “Lübnan’da Hizbullah tarafından yapılan sözlü tırmanış, gerçek durumla uyumlu değil. Hizbullah medyada tonunu yükseltiyor, ancak geniş çaplı bir askeri çatışmaya girişecek kapasitesi yok” değerlendirmesinde bulundu. Said, Hizbullah içinde iki eğilim olduğunu belirterek, birinin İran-ABD müzakerelerini beklediğini, diğerinin ise Hizbullah’ı çıkmazdan kurtaracak bir Arap çözümü arayışında olduğunu bildirdi.

 Hizbullah tarafından Lübnan'ın güneyindeki Kaleviyeh köyüne yerleştirilen bir füze maketi… Duvarda “Silahlarımızı bırakmayacağız” yazıyor. (EPA)Hizbullah tarafından Lübnan'ın güneyindeki Kaleviyeh köyüne yerleştirilen bir füze maketi… Duvarda “Silahlarımızı bırakmayacağız” yazıyor. (EPA)

1701 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararının uygulanmasının geçmiş yıllarda Hizbullah’ın silahları ve siyasi sisteme derinlemesine nüfuzu nedeniyle aksadığını belirten Said, Hizbullah’ın seçim yasası ve mezhep ötesi ittifakları aracılığıyla kendisine bir siyasi güvenlik ağı oluşturduğunu söyledi.

Said sözlerini şöyle noktaladı: “Artık Lübnan devletinin zaman kaybetme lüksü yok. Devlet, BM gözetiminde tek bir masada oturup bekleyen meseleleri çözmeli ve müzakerelere parti mantığıyla değil, devlet mantığıyla başlamalı. Zamanla yarış içindeyiz; eğer bu yılı da aşarsak ve silah konusunda siyasi çözümler bulamazsak, tüm Lübnan’ın yeniden şiddet sarmalına gireceği düşüncesi gerçek olabilir.”

1701 sayılı karar artık uygulanabilir değil

Lübnan devleti, uluslararası meşruiyet politikasını savunmak zorunda kalırken, ülkedeki en etkili güçlerden Hizbullah, kararı kabul eden devletlerin yorumladığı şekliyle 1701 sayılı kararın sınırlarını tanımıyor.

Hukuk profesörü Dr. Ali Murad, “Lübnan, savaşın ve ateşkes anlaşmasının ortaya çıkardığı güç dengeleri ışığında son derece zor bir gerçeklikle karşı karşıya” dedi. Murad, İsrail’in, Lübnan hükümetinin son olarak silahları devletin elinde toplama çabalarına rağmen, ‘adım adım’ dengesini aştığını belirtti.

Murad, güç dengelerinin bugün her zamankinden daha fazla İsrail lehine döndüğünü, özellikle Suriye rejiminin çöküşü ve Hizbullah’ın yanıt verememesi sonrası, herkesin durumu objektif şekilde değerlendirmesi gerektiğini vurguladı. Murad, “2006’da kabul edilen 1701 sayılı karar, o dönemdeki koşullar değiştiği için artık uygulanabilir değil” ifadesini kullandı.

Mevcut durumun çok daha zor olduğunu belirten Murad, Hizbullah’ın o dönemde silahlarını karar gereği teslim etmemesinin, sonraki uygulamaları daha karmaşık hale getirdiğini söyledi. Murad, savaş sonrası kabul edilen yorum çerçevesinde ateşkesin artık uygulanabilir olmadığını, durumun daha karmaşık ve zor hale geldiğini vurguladı.

Murad, Lübnan devletinin dolaylı müzakere fikrini kabul etmesinin, ulusal çıkarı koruma sorumluluğunu beraberinde getirdiğini belirterek, bunun; saldırıların durdurulması, İsrail’in çekilmesi, tutukluların geri dönmesi ve yeniden imar sürecinin başlatılması gibi açık hedefleri kapsaması gerektiğini ifade etti. Murad, “Bu hedeflerin hiçbiri Hizbullah’ın silahlarıyla artık gerçekleştirilemez” dedi.

Murad sözlerini şu ifadelerle bitirdi: “2006 versiyonu artık geçerli değil, mevcut ateşkes versiyonu ise gerçeklik tarafından aşılmış durumda. Lübnan devleti ve Hizbullah, durumu olduğu gibi değerlendirmeli, inkâr veya kaçma yoluna başvurmamalı.”


İsrail: Hamas'ı iki ay içinde silahsızlandırın... yoksa savaşla karşı karşıya kalırsınız

Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail: Hamas'ı iki ay içinde silahsızlandırın... yoksa savaşla karşı karşıya kalırsınız

Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)

İsrail, Gazze Şeridi'ndeki Filistinli gruplara silahsızlanmaları için iki aylık bir ültimatom verdi ve bunu uygulamak için yeniden askeri müdahale tehdidinde bulunarak, savaşı yeniden alevlendirebileceğini belirtti.

İsrail kaynakları, Tel Aviv'in bu ültimatomu ABD ile tam bir mutabakat içinde verdiğini ve silahsızlanma sürecinin niteliğini ve kriterlerini İsrail'in belirleyeceğini ifade etti.

İsrail medya kuruluşu Kanal 12'ye göre ordu şimdiden bir askeri operasyon senaryosuna hazırlanıyor ve ABD Başkanı Donald Trump, "Onlar (Hamas) bunu kolay yoldan da zor yoldan da yapabilirler" diyerek İsrail'in pozisyonunu güçlendirdi.

13 Ocak 2026'da Gazze Şehri sahilinde yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan bir kamp (AP)13 Ocak 2026'da Gazze Şehri sahilinde yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan bir kamp (AP)

Kanal haberinde, “Barış Konseyi ve teknokrat yönetim kurulduğu andan itibaren Hamas'a silahsızlanması için iki ay süre verilecek. Eğer bunu gönüllü olarak yapmazsa, İsrail ordusu müdahale edecek” ifadelerini kullandı.

İsrail'de bu tehditkar tavrın, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında tam bir anlaşmanın sonucu olduğu iddiası var.

İsrailli bir güvenlik kaynağı, Hamas'ın belirtilen süre içinde silahsızlandırılmaması durumunda "İsrail ordusunun şimdiden planlar hazırladığını" belirtti.

İsrail güvenlik teşkilatının değerlendirmesine göre Hamas hâlâ sahada faaliyet gösteriyor, zaman onların lehine işliyor ve hareket çatışmalar sırasında ağır hasar görmüş olsa da çöküşten çok uzak.

Güvenlik değerlendirmelerine göre, “örgüt hâlâ Gazze’nin bazı bölgelerinde otorite ve askeri kontrolü sürdürüyor, sahada faaliyet gösteriyor ve özellikle hâlâ etkin kontrolü altında bulunan bölgelerde silahlanmaya ve büyümeye devam ediyor… Ortaya çıkan geçiş dönemi (Hamas'a) hizmet ediyor ve yeteneklerini yeniden inşa etmesine, yeraltı altyapısını harekete geçirmesine ve bir savaş gücünü yeniden kurmasına olanak tanıyor.”

 Gazze'yi yönetmekle görevlendirilen teknokrat komite dün Kahire'de toplandı (Reuters)Gazze'yi yönetmekle görevlendirilen teknokrat komite dün Kahire'de toplandı (Reuters)

İsrail'deki bilgili kaynaklar, bu durum ışığında "mevcut aşamayı uzatmanın bir seçenek olmadığını" belirterek, "belirli ve sınırlı bir zaman çizelgesi belirlendiğini ve bu çizelgenin sonunda kesin bir karar verileceğini" vurguladı.

Siyasi ve güvenlik kaynakları, bu kararın ABD ile tam koordinasyon içinde alındığını ve Washington ile Tel Aviv arasında doğrudan varılan anlaşmaların bir parçası olduğunu doğruladı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu anlaşmalar, Hamas'ın silahsızlandırılmasının sadece belirtilen bir hedef değil, Gazze Şeridi'ndeki herhangi bir ilerleme için bağlayıcı bir koşul olduğu konusunda da mutabakatı içeriyor.

Kaynaklar, İsrail'in "silahsızlanma" tanımının, kriterlerinin, nasıl doğrulanacağının ve ne zaman gerçek ve tamamlanmış sayılacağının tam kontrolüne sahip olacağını ifade etti.

İsrail kaynakları, kısmi bir dağılmanın veya sembolik bir adımın kabul edilmeyeceğini ve Hamas askeri yeteneklere sahip olduğu sürece "sarı hat’tan" geri adım atılmayacağını vurguladı.

İsrail, Hamas silahsızlandırılana kadar Gazze'de kurulan teknokrat hükümetle iş birliğinin sınırlı ve temkinli olmasına karar verdi.

Kaynaklar, İsrail'in teknokrat hükümetin bileşimini ve üyelerinin isimlerini incelediğini belirtti.

Tel Aviv'de hakim olan varsayım, Hamas'ın kendi isteğiyle silahsızlanmayacağı yönünde ve ültimatom, (askeri olarak) harekete geçmeden önce net bir zaman çerçevesi belirlemeyi de amaçlıyor.

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail'in uyarısı, yıkıcı bir savaştan iki yıl sonra geldi ve İsrail'in Hamas karşısında başka ne yapacağı bilinmiyor.

İsrail, Gazze Şeridi'ndeki her türlü silahı ortadan kaldırmak ve tüm tünelleri yok etmek istiyor.

Hamas, Gazze Şeridi'nde iktidarı teknokrat bir hükümete devredeceğini açıkladı, ancak silahsızlanacağına dair bir açıklama yapmadı.

ABD yetkilileri, Axios'a daha önceki bir raporda, Hamas'ın gizli iletişimlerde, Gazze anlaşmasının ikinci aşamasının başlangıcıyla eş zamanlı olarak ABD'nin silahsızlanma planını kabul etmeye istekli olduğunu ifade ettiğini söylemişti.

Rapora göre, Trump'ın Hamas'ı silahsızlandırma planı, tüneller ve silah fabrikaları gibi askeri altyapının imha edilmesi, füzeler ile ağır silahların İsrail'e karşı kullanılmasını engelleyecek depolama alanlarına yerleştirilmesiyle başlayarak, aşamalı olarak uygulanmasını öngörüyor.

Aynı aşamada, Gazze Şeridi'nde teknokrat bir hükümete bağlı, güvenlik ve düzeni sağlamaktan sorumlu ve Şerit içinde silah bulundurma yetkisine sahip tek kurum olacak bir polis gücü oluşturmak için çalışmalar sürüyor.

İnternet sitesi, bir ABD yetkilisinin Hamas'ın silahsızlanma konusunda "olumlu sinyaller" gönderdiğini söylediğini aktarırken, ateşkesin başarısının ve kalıcı bir barışa dönüşmesinin, hareketin silahlarını bırakmasına ve İsrail güçlerinin Gazze'den çekilmesine bağlı olduğunu vurguladı.

Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail, kişisel silahlarını teslim etmeye ve askeri faaliyetlerden vazgeçmeye istekli Hamas üyelerine özel af çıkarma olasılığını değerlendiriyor.