Husiler, 12 milyon Yemenliye insani yardımı engelliyor

Sana’da yiyecek dağıtan bir kurumda bekleyen Yemenliler (EPA)
Sana’da yiyecek dağıtan bir kurumda bekleyen Yemenliler (EPA)
TT

Husiler, 12 milyon Yemenliye insani yardımı engelliyor

Sana’da yiyecek dağıtan bir kurumda bekleyen Yemenliler (EPA)
Sana’da yiyecek dağıtan bir kurumda bekleyen Yemenliler (EPA)

Yemen'de Husi milislerin yolsuzluğu, insani yardım alanında çalışan Birleşmiş Milletler (BM) yetkililerini, grubun kontrolü altındaki bölgelerdeki yardım çalışmalarını azaltmaya gitmeye zorladı. Reuters'e konuşan BM kaynaklarının açıklamalarına göre, bu bölgelerdeki yaklaşık 12 milyon kişiye yönelik gıda yardımı da bu çalışmalar arasında yer alıyor.
Çeşitli kurumların çalışanlarının, Husi liderlerinin yolsuzluğunu ve insani yardımları engelleme çalışmalarını durdurmak için geçtiğimiz yıl yürüttüğü yoğun uluslararası çabaların, çıkmaza girdiği anlaşılıyor.
Yardımı azaltma sürecinin önümüzdeki ay başlayacağını öne süren BM kaynakları, “bağışçılar ve insani yardım kuruluşlarının bu yardımların hak edenlere ulaştırılacağını artık garanti edemediğini” ifade ediyor.
Şarku'l Avsat'ın Reuters’dan aktardığı habere göre, insani yardım sektöründeki kaynaklar, Sanaa'yı ve nüfusu yoğun olan bölgeleri kontrol eden Husi grubunu her türlü yardımın hak eden kişilere ulaştırılmasını engelleyerek olabildiğince imkansız kılmakla suçluyor.
Üst düzey bir BM yetkilisi, konuyla ilgili açıklamasında şöyle söylüyor:
“Kuzey Yemen'deki çalışma ortamı, son birkaç ay içinde önemli ölçüde bozuldu. İnsani yardım çalışanları artık yardım sağlamak konusundaki tehlikelerin üstesinden gelemiyor. Bu vaziyet düzelmedikçe, bağışçıların ve çalışanların yardımları kesmekten başka seçeneği kalmayacak.”
Söz konusu açıklamalara göre, Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı (WFP) denetiminde her ay 12 milyondan fazla insana yapılan gıda yardımları da bu kapsamda azaltılacak.
Meşru hükümetteki kaynaklar, grubu kendi kontrol alanlarında yardım yapacak olan kuruluşları projelerinin yüzde 20'sini ödemeye zorlamakla suçluyor.
Uluslararası kaynaklar ya da BM kuruluşları, bu adımının tam olarak atıldığını resmi olarak açıklamasa da, azaltma kararının önümüzdeki Mart ayında başlayacağı görüşü mevcut.
“Açlıkla savaşanların elinden lokmalarını almak”
Görünüşe göre BM ajansları, WFP İcra Direktörü David Beasley’in geçtiğimiz yılın başlarında Husi grubunu “Açlıkla savaşanların elinden lokmalarını almakla” suçladığı sırada ifade ettiği gibi “bardağı taştığı noktaya” ulaştı. Söz konusu açıklamasında Beasley, yardım programının, grubun bu yaklaşımını terk edip insani yardımı engelleyen davranışını değiştirmemesi durumunda, grup tarafından kontrol edilen alanlara gıda yardımı sağlanmasının kademeli olarak askıya alınacağını açıklamıştı.
Yardım miktarıyla oynandığını ifade eden Beasley, Husileri kendi milislerini beslemek için ihtiyaç duydukları yiyecekleri, dolandırıcılık ve hırsızlık yaparak bu yardımlar arasından elde etmekle suçlamıştı. Aynı zamanda, grubu “program temsilcileriyle işbirliği içinde tüm engellerin üstesinden gelmek için çabaladığını” söylediği meşru hükümetin aksine “Yemen'deki çocukların ölümünden sorumlu” tutmuştu. Beasley’e göre, grubun liderleri, gruba yardım konvoylarının ihtiyacı olan insanlara ulaşmasını engelleme ve bu konuda işbirliği yapmama talimatı veriyor.
WFP, grubun yolsuzluğunu durdurmak için yürüttüğü baskıların bir parçası olarak, 18 Haziran 2019'da Sana'da yapılan gıda dağıtımının bir aydan fazla süreyle askıya alınacağını açıklamıştı. O zaman konuyla ilgili yapılan açıklamada “Sana’daki gıda yardımından yararlanan bazı vatandaşlar herhangi bir gıda yardımı almadıklarını söylüyor. Diğer bölgelerde ise insanlar bu yardımlardan mahrum bırakılıyor” ifadeleri kullanılmıştı.
Konuyla ilgili çalışmalar kapsamında, Husilerin programı dâhilinde dağıtım merkezinde verilen gıda yardımlarını yasadışı yollarla kamyonlarla taşıdığı fotoğraflandı. Aynı zamanda yardım kayıtlarında oynamaların yapıldığı, hatta bazı yardımların satıldığı kanıtlandı.
BM’ye ait en son raporlarda ise Husi milislerin özellikle Hudeyde, Ed-Dali ve Hacca’da yaşayan yaklaşık 6 milyon kişiye yardım ve hizmet sunulmasını engellediği açıkça ortaya çıktı.
Engelleme ve kısıtlamalar
Bu kısıtlamaların en kötüsü ise grubun “Yüksek Siyasi Konsey” (darbe iktidarı konseyi) olarak adlandırılan en üst düzey darbeci kuruma bağlı olarak İnsani Yardım ve Afetle Mücadele Koordinasyon Yüksek Konseyi kurması ve çeşitli illerde şubeler açmasıydı.
Grubun kontrol alanlarında herhangi bir projenin uygulanmasına onay ya da ret verilmesi, insani yardımların yollarını ve bu alanda çalışanları belirleyen bu Husi kurumun yetki alanına giriyor.
Husi kontrolündeki bölgelerde insani projelerin yürütülmesine onay verilmesi ortalama 100 gün sürüyor. Diğer yandan grup, 32 milyon dolar fon sağlanarak yaklaşık bir buçuk milyon insanın hayatının kurtarılacağı 11 projeyi daha önceden reddetti.
BM raporlarına göre grup, 2019’un Haziran-Temmuz ayları arasında, 300 farklı olayla gıda yardımlarını önledi; bu da 4,9 milyon ihtiyaç sahibini etkiledi.
Aynı zamanda 2018’de iki ay boyunca yaklaşık  bin 200 ton yiyecek yasadışı şekilde grup tarafından ele geçirildi. Grup, bu gıdaların bir kısmını haksız yere dağıttı; bir kısmını ise sattı.
Yemen Yardım Yüksek Komitesi, 2015-2018 döneminde 88 yardım, ticaret ve petrol gemisinin Husiler tarafından tutuklandığını, 697 yardım kamyonunun yağmalandığını ve el konduğunu, 4 kamyonun ise patlatıldığını belgeledi. Diğer yandan BM kurum ve çalışanlarına yönelik 16 farklı saldırı vakası, aynı zamanda öldürme, adam kaçırma ve çeşitli kuruluşların ofislerini kapattırma olayları yaşandı.
Yemen hükümeti ise Husileri, Stockholm Anlaşmasının imzalandığı 2018 Aralık ayı ile 2019 Aralık ayı arasında Hudeyde, Ibb ve Sana’ya giden gıda, ilaç, tıbbi malzeme gibi yardımlarla yüklü yaklaşık 440 kamyonu ele geçirmek ve yağmalamakla suçluyor.
Hükümet, grubun aynı zamanda çocuk felci ve domuz gribi için birkaç ildeki tıbbi yardımları yağmaladığını ve sattığını belirtti. Diğer yandan, kontrol altındaki illerde çocuk felci aşısı için Dünya Sağlık Örgütü'e (WHO) ait 600 milyon Riyal’in grup tarafından yağmalandığı ifade edildi.
Geçen yıl, 120 personelin Hudeyde’de bulunan WFP deposuna erişmesini engelleyen grup, bu depoları birden fazla kez bombaladı ve yardımların büyük bir kısmın yok olmasına neden oldu.
Fransız yardım kuruluşu Teknik İşbirliği ve Kalkınma Ajansı’nın (ACTED) (WFP’nin Hucce’deki ortağı) 20 çalışanının tutuklanması ve yardım projeleri yürütmelerinin engellenmesi, pasaportlarına bir haftadan uzun bir süre boyunca el konması da grubun ihlallerinden biriydi.
Yıkıcı davranışlar
Husilerin bu tür davranışlarının yeni bir şey olmadığını belirten Yemenli araştırmacı Dr. Fâris El-Beyl, şöyle söylüyor:

“Yemenlileri öldürmek Husileri tatmin etmemiş olacak ki bu insanlara giden yardımlara bile saldırmak istiyorlar. Birçok tarihçi ve araştırmacı, savaşın dahi bir ahlakının ve insani açıdan sınırının olduğunu söylese de, Husiler bu hususları çiğneyerek bu konuda sınırlarının olmadığını, yağmalayıp yıkmaktan, öldürmekten utanmadıklarını gösteriyor. BM, bu yardımların başına gelenleri,Husilerin bunları nasıl yağmaladığını, nasıl kontrol altına aldıklarını ve nasıl engellediklerini dile getirmede çok geç kaldı. Ancak uluslararası yardımların çekilmesi, Yemen ve Yemenliler için bir felaket olacaktır.”
Dr. Beyl’in bu konudaki önerisi ise şu şekilde:
“Husiler, yardımları geri çekmek yerine insani değerler, yasalar, uluslararası kanunlar ve savaş suçları açısından tehdit edilmeli. Asıl tehdit, yardımların azaltılması değil, aksine arttırılması ve Husilerin bunlara elini süremeyeceği tehdidi olmalı. Uluslararası toplum, yarayı kapamaya çalışmayıp bu yaranın kapanmasını nasıl bekleyebilir? Bu engellemelerin gün yüzüne çıkarılması, aynı zamanda bunların yaşanmaması için daha çok önlem alınması gerekiyor.”



Halep Valisi: Şeyh Maksud ve Eşrefiye’den yaklaşık 155 bin kişi yerinden edildi... Geri dönüşler için bir plan geliştiriliyor

Suriye güvenlik güçleri, Halep'teki Şeyh Maksud mahallesinin sakinlerini tehlike bölgesinden tahliye etti. (AFP)
Suriye güvenlik güçleri, Halep'teki Şeyh Maksud mahallesinin sakinlerini tehlike bölgesinden tahliye etti. (AFP)
TT

Halep Valisi: Şeyh Maksud ve Eşrefiye’den yaklaşık 155 bin kişi yerinden edildi... Geri dönüşler için bir plan geliştiriliyor

Suriye güvenlik güçleri, Halep'teki Şeyh Maksud mahallesinin sakinlerini tehlike bölgesinden tahliye etti. (AFP)
Suriye güvenlik güçleri, Halep'teki Şeyh Maksud mahallesinin sakinlerini tehlike bölgesinden tahliye etti. (AFP)

Halep Valisi Azzam el-Garib bugün yaptığı açıklamada, Halep kentinin kuzeyindeki Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden yaklaşık 155 bin kişinin yerinden edildiğini bildirdi. El-Garib, yerinden edilenlerin evlerine dönebilmesi için güvenlik ve hizmet koşullarını hazırlamaya yönelik bir planın başlatıldığını söyledi.

El-Garib, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG), 1 Nisan’da varılan ve kendilerine bağlı silahlı unsurların Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden çekilmesini öngören anlaşmaya uymadığını açıkladı.

El-Garib, SDG unsurlarının uygulamalarını, eski Suriye lideri Beşşar Esed döneminde milislerin halka yönelik korkutma yöntemlerine benzetti.

Şeyh Maksud mahallesindeki bir bölgeden tahliye edilen siviller (AP)Şeyh Maksud mahallesindeki bir bölgeden tahliye edilen siviller (AP)

El-Garib, günün erken saatlerinde, operasyon birimi tarafından ilan edilen bölgelerdeki sokağa çıkma yasağının sonraki duyurulara kadar devam edeceğini doğrulamış ve ilgili talimatlara eksiksiz uyulmasının önemine vurgu yapmıştı.

El-Garib yaptığı açıklamada, yetkili kurumların Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde güvenliği sağlamak ve yaşamın normale dönmesini temin etmek için sahada çalışmalarını sürdürdüğünü belirtti.

Öte yandan Suriye ordusu cuma akşamı, Halep’in Şeyh Maksud mahallesinde SDG unsurlarını aramak amacıyla bir tarama operasyonu başlattığını duyurmuştu.

Suriye ordusu operasyon birimi tarafından yayımlanan açıklamada, “Şeyh Maksud mahallesinde SDG’ye tanınan tüm sürelerin dolmasının ardından, bu suç örgütünün varlığını ortadan kaldırmak amacıyla mahallede tarama operasyonuna başlıyoruz. Tarama işlemleri tamamlandıktan sonra, mahalle güvenlik güçleri ve devlet kurumlarına devredilecek ve bu kurumlar doğrudan görevlerine başlayacaktır” ifadelerine yer verildi.

 Suriye güvenlik güçleri, Halep'teki Şeyh Maksud mahallesinin sakinlerini tehlike bölgesinden tahliye etti. (AFP)Suriye güvenlik güçleri, Halep'teki Şeyh Maksud mahallesinin sakinlerini tehlike bölgesinden tahliye etti. (AFP)

Halep’te, özellikle Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde, son günlerde SDG ile Suriye ordusu arasındaki çatışmalar ve güvenlik gerilimleri nedeniyle geniş çaplı bir yerinden edilme yaşandı.

Suriye makamları perşembe akşamı yaptıkları açıklamada, SDG’nin iki gün önce kente yönelik saldırılarını yoğunlaştırmasının ardından, Eşrefiye ve Şeyh Maksud mahallelerinden yaklaşık 165 bin kişinin kentin diğer bölgelerine göç ettiğini duyurdu.


Türkiye'nin Halep'te Suriye ordusu ve SDG arasındaki çatışmalara ilişkin tutumu nedir?

 Sivil savunma personelleri Suriye ordusu ve SDG arasında yaşanan çatışmaların ardından Halep'te çıkan bir yangını söndürüyor, 8 Ocak 2026 (Reuters)
Sivil savunma personelleri Suriye ordusu ve SDG arasında yaşanan çatışmaların ardından Halep'te çıkan bir yangını söndürüyor, 8 Ocak 2026 (Reuters)
TT

Türkiye'nin Halep'te Suriye ordusu ve SDG arasındaki çatışmalara ilişkin tutumu nedir?

 Sivil savunma personelleri Suriye ordusu ve SDG arasında yaşanan çatışmaların ardından Halep'te çıkan bir yangını söndürüyor, 8 Ocak 2026 (Reuters)
Sivil savunma personelleri Suriye ordusu ve SDG arasında yaşanan çatışmaların ardından Halep'te çıkan bir yangını söndürüyor, 8 Ocak 2026 (Reuters)

Halep'te Suriye ordusu ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasındaki çatışmalar, yıkıcı bir iç savaştan sonra hâlâ yaralarını sarmaya çalışan bu kadim şehirde bir kez daha istikrarı sarstı. Çatışmalar, ağırlıklı olarak Kürtlerin yaşadığı Eşrefiye ve Şeyh Maksud mahallelerinin ve Halep sınırlarının ötesine yayılırsa, Suriye kendisini yeni bir iç savaşın eşiğinde bulabilir.

10 Mart 2025'te imzalanan mutabakatta yer alan düzenlemeler ile ilgili son dokunuşlar için iki taraf arasında yapılan müzakereler son haftalarda önemli bir ivme kazanmıştı. Bir anlaşmaya varılması yakın görünüyordu ve olası bir anlaşmanın bazı detayları basına bile sızmıştı. Ayrıca, birkaç gün önce Paris'te ABD arabuluculuğunda Suriye ve İsrail arasında varılan anlaşma da daha olumlu bir atmosfere katkıda bulunmuştu.

Peki Halep'te çatışmalar neden patlak verdi?

Şam, SDG’nin Suriye'nin birliğini zayıflatan ve bütünlüğünü tehdit eden katı taleplere sıkıca bağlı kaldığına inanıyor. Buna karşılık, SDG, 2011 öncesi statükoya geri dönmeyeceğini, silahlı kuvvetlerini feshetmeyeceğini ve katı, merkezi bir idari yapıya geri dönmeyi reddettiğini ısrarla belirtiyor.

10 Mart Mutabakatı’ndan bahsederken, SDG'nin orduya entegrasyonu akla gelebilir, ancak konu daha geniş ve daha karmaşık. Suriye'deki idari sistemin şekli, yeni anayasa, petrol sahalarının mülkiyeti ve petrol gelirlerinin nasıl dağıtılacağı gibi diğer önemli konular da var.

10 Mart'ta Şam'da imzalanan mutabakat sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Komutanı (SANA/AFP)10 Mart'ta Şam'da imzalanan mutabakat sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Lideri (SANA/AFP)

Önde gelen bir SDG lideri olan Sipan Hamo, bir röportajda Cumhurbaşkanı Ahmed Şara yönetiminin Esed rejiminin bir versiyonunu yeniden üretmeye çalıştığını söyledi. Şam'ın tutumunu eleştiren Hamo, müzakereler sırasında temel konularda katı ve uyumsuz olduğunu belirterek, bunu öncelikle Türkiye'nin taleplerine uyma arzusuna bağladı. Nitekim Türkiye, SDG'nin Suriye ordusuna entegre olması, silahların teslim edilmesi, Suriyeli olmayan savaşçıların Suriye topraklarından ayrılması ve kuvvetlerinin bir bütün olarak orduya entegre edilmemesi, üyelerinin bireysel olarak orduya katılması gerektiğine inanıyor. Ankara ayrıca, merkezi olmayan yönetim biçimlerine de şüpheyle yaklaşıyor. SDG'nin Şam ve Ankara'yı suçlaması kolay, ancak bu, taleplerinin çıtasını en yüksek seviyeye çıkardığı ve oyalama taktiklerine başvurduğu gerçeğini değiştirmiyor.

İki taraf da Halep'te ilk kurşunu kimin attığı konusunda karşı tarafı itham ediyor, ancak kimin başlattığına bakılmaksızın, her iki taraf da gerilim nedenlerini üretmeye ve şiddetlendirmeye kendi yöntemleriyle katkıda bulundu.

Türkiye, çatışmaların genişlemesinin yeni bir mülteci dalgasını tetikleyebileceği endişesiyle Halep'teki gelişmeleri yakından takip ediyor

Suriye hükümetinin çıkmazı kırmaya karar vermiş olması muhtemel. Buna karşılık, Kürt tarafının Suriye ordusunun kararlılığını ve gücünü, ABD desteğinin boyutunu ve İsrail'in müdahil olma isteğini yanlış hesaplamış olması da muhtemel. Halep, Suriye ordusu güçlerinin Eşrefiye bölgesinin büyük bir bölümünde kontrolü ele geçirmesinden önce, yirmiden fazla kişinin ölümüne ve birçok kişinin yaralanmasına yol açan şiddetli çatışmalara sahne oldu.

Perşembe gecesi Suriye Savunma Bakanlığı, Şeyh Maksud, Eşrefiye ve Beni Zeyd mahalleleri civarında geçici bir ateşkes ilan etti. Ayrıca, silahlı grupların Halep'ten kuzeydoğu bölgelerine doğru gitmeleri için bir güvenlik koridoru açarak cuma sabahına kadar bu bölgeden ayrılmalarına olanak sağladı. SDG’nin bel kemiğini oluşturan Halk Koruma Birlikleri (YPG), daha önce Nisan 2025'te Şam ile imzalanan bir anlaşma uyarınca bu mahallelerden çekilmiş ve yüzlerce savaşçısını Fırat Nehri'nin doğusuna nakletmişti. Bu mahallelerde sadece iç güvenlik güçleri olan Asayiş kuvvetleri ve Asayiş unsurları kılığındaki bazı YPG üyeleri kalmıştı.

 Yerinden edilmiş insanlar eşyalarıyla birlikte Halep'in Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden ayrılıyor, 7 Ocak 2026 (Reuters)Yerinden edilmiş insanlar eşyalarıyla birlikte Halep'in Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden ayrılıyor, 7 Ocak 2026 (Reuters)

Türkiye, çatışmaların genişlemesinin yeni bir mülteci dalgasını tetikleyebileceği endişesiyle Halep'teki gelişmeleri yakından takip ediyor. Türkiye Milli Savunma Bakanlığı perşembe günü yaptığı açıklamada, Halep'teki çatışmaları kamu düzenini yeniden sağlamayı amaçlayan meşru bir terörle mücadele operasyonu olarak nitelendirdi. Açıklamada, operasyonun yalnızca Suriye ordusu tarafından yürütüldüğü ve Türk güvenlik güçlerinin dahil olmadığı belirtildi. Türkiye ayrıca, talep edilmesi halinde Suriye'ye gerekli desteği sağlayacağını da teyit etti.

Ankara ve Şam, güvenlik ve savunma alanlarında yakın iş birliğini sürdürüyor. 22 Aralık 2025'te Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Savunma Bakanı Yaşar Güler ve Milli İstihbarat Başkanı İbrahim Kalın, Şam'daki Halk Sarayı'nda Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara ve diğer yetkililerle bir araya gelerek güvenlik konularını ve iş birliğini geliştirme yollarını görüştüler.

Cumhurbaşkanı Ahmed Şara Şam’da bir Türk siyasi, güvenlik ve askeri heyetini kabul ediyor, 22 Aralık (Suriye Cumhurbaşkanlığı)Cumhurbaşkanı Ahmed Şara Şam’da bir Türk siyasi, güvenlik ve askeri heyetini kabul ediyor, 22 Aralık (Suriye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye'nin çeşitli şehirlerinde, Halep Kürtlerine destek gösterileri düzenlendi ve bunlar, Ekim 2014'te DEAŞ’ın Kobani saldırısını kınamak için sokakları dolduran kalabalıkların düzenlediği protestoları anımsattı.

Suriye'deki gelişmeler ve Halep'teki çatışmalar, Türkiye'nin iç politikasına ve Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile olan ilişkisine de gölge düşürüyor. Tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan'ın silah bırakma çağrısının Halk Koruma Birlikleri'ni (YPG) de kapsayıp kapsamadığı konusunda tartışmalar sürüyor. Ankara, YPG'yi PKK'nın Suriye uzantısı olarak görüyor ve bu nedenle çağrının onları da kapsadığını düşünüyor; YPG ise bunu reddediyor.

Şam ve SDG arasında arabuluculuk yapan ABD, Halep'teki çatışmaları durdurmak için önemli çabalar sarf ediyor. İsrail de gelişmeleri yakından takip ediyor ve kendi çıkarlarıyla uyumlu bir Suriye gerçeği şekillendirmeye çalışıyor

 ABD ve İsrail bu meseleye doğrudan müdahil. ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Büyükelçi Tom Barrack, X hesabından yaptığı açıklamada ülkesinin endişesini dile getirdi. Suriye hükümetine, SDG’ye, Kürt yönetimindeki bölgelerdeki yerel yetkililere ve sahadaki tüm silahlı aktörlere düşmanca eylemleri durdurmaları ve gerilimi azaltmaya yönelik taahhütte bulunmaları çağrısında bulundu. Şam ile SDG arasında arabuluculuk yapan ABD, Halep'teki çatışmaları durdurmak için önemli çabalar sarf ediyor. İsrail de gelişmeleri yakından takip ediyor ve özellikle Dürzi, Alevi ve Kürtleri kullanarak kendi çıkarlarıyla uyumlu bir Suriye gerçekliği şekillendirmeye çalışıyor. İsrail hükümeti, zayıf ve parçalanmış bir Suriye'nin kendi çıkarlarına hizmet ettiğine inanıyor ve Kürtler ile SDG'yi Türkiye'yi baskı altında tutmak için bir araç olarak görüyor.

Halep'te Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinin önündeki otobüslerin yakınında duran bir Suriye güvenlik görevlisi, 9 Ocak 2026 (AFP)Halep'te Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinin önündeki otobüslerin yakınında duran bir Suriye güvenlik görevlisi, 9 Ocak 2026 (AFP)

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa'ar, resmi bir açıklamada Halep'teki çatışmaların Suriye rejim güçlerinin Kürt azınlığa karşı ciddi saldırılarını temsil ettiğini belirtti. Sa'ar, uluslararası toplumu sessizliğini bozmaya çağırdı ve özellikle Batı'ya “DEAŞ'a karşı cesurca ve başarıyla savaştıkları” için Kürtlere karşı ahlaki bir yükümlülüğü olduğunu hatırlattı.

İsrail siyasi adımlar atabilir ve belki de çeşitli şekillerde SDG'ye gizli destek sunabilir, ancak Suveyda'daki gibi doğrudan bir müdahalede bulunması olası görünmüyor. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre zira Halep ve Suriye'nin kuzeyinde Kürt kontrolündeki bölgeler İsrail ile doğrudan sınır komşusu değil ve daha da önemlisi, Türkiye'nin oradaki varlığı, İsrail'in herhangi bir müdahalesini kabul edilemez kılıyor. Amerika Birleşik Devletleri de böyle bir doğrudan çatışmaya karşı çıkacaktır.

Halep'te Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerine giden Leyramun Meydanı, 9 Ocak 2026 (AFP)Halep'te Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerine giden Leyramun Meydanı, 9 Ocak 2026 (AFP)

Son olarak, Halep'teki çatışmalar, İran'ın olağanüstü gelişmeler yaşadığı bir dönemde patlak verdi. İran’da Tahran ve Kürt nüfusunun yoğun olduğu bölgeler de dahil olmak üzere ülke genelinde birçok şehirde devam eden gösteriler var. Bu protestolar şimdiye kadar yaklaşık elli kişinin ölümüne yol açarken, ABD Başkanı Trump, siviller arasında kayıplar yaşanması durumunda ABD'nin güçlü bir şekilde karşılık vereceği tehdidini yineledi.


Gazze'de Filistinli bir bebek soğuktan öldü

Filistinli kız çocuğu, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye'de yıkılmış bir binadan dışarı bakıyor (Reuters)
Filistinli kız çocuğu, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye'de yıkılmış bir binadan dışarı bakıyor (Reuters)
TT

Gazze'de Filistinli bir bebek soğuktan öldü

Filistinli kız çocuğu, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye'de yıkılmış bir binadan dışarı bakıyor (Reuters)
Filistinli kız çocuğu, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye'de yıkılmış bir binadan dışarı bakıyor (Reuters)

Sağlık kaynaklarına göre, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Deyr el-Belah'ta şiddetli soğuk ve düşük sıcaklıklar nedeniyle 7 günlük bir Filistinli bebek bu sabah hayatını kaybetti.

Filistin Haber Ajansı (WAFA), Gazze Şeridi'ndeki soğuk hava dalgası ve şiddetli soğuk nedeniyle ölenlerin sayısının 15'i aştığını bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın WAFA’dan aktardığına göre “Bu rakamlar, özellikle soğuk havaya dayanacak donanımı olmayan çadırlarda yaşayan çocuklar ve yerinden edilmiş kişiler için Gazze Şeridi'ndeki insani durumun ciddiyetini yansıtıyor. Gazze halkı, fırtınalı, soğuk ve yağışlı havalarda barınak ve tıbbi tedavi eksikliğinden ve yakıt kıtlığı nedeniyle ısınma sıkıntısından muzdarip.”

Alman Kızılhaçı ise Gazze Şeridi sakinlerinin zaten kötüleşen koşullarının kış aylarında daha da kötüleştiğini duyurdu.

Alman Kızıl Haçı Başkanı Hermann Grohe, Alman gazetesi Rheinische Post'a şunları söyledi: “Kış ayları, yetersiz tedarik koşulları ile birleşince, çocuklar, yaralılar ve yaşlılar için özellikle korkunç oluyor.”

Güneş Gazze şehrinin üzerinde batarken Filistinliler yıkılmış binaların enkazı arasında yürüyor (AP)Güneş Gazze şehrinin üzerinde batarken Filistinliler yıkılmış binaların enkazı arasında yürüyor (AP)

Groh, ciddi bir malzeme sıkıntısından bahsederek, “Hala her şeyde sıkıntı var: yeterli gıda, tıbbi malzeme, ilaç, elektrik ve su” ifadelerini kullandı.

Eski Alman sağlık bakanı, ateşkesin ardından, saydığı malzemeler de dahil olmak üzere insani yardım malzemelerinin genel olarak iyileştiğini belirtti: “Ancak, Gazze Şeridi'ne ulaşan insani yardım miktarı hala yetersiz; günde 600 kamyonluk ihtiyaç karşılanamıyor.”

Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütü'ne göre Gazze Şeridi'nde yetersiz tıbbi bakım büyük bir sorun.

Örgütün yönetici direktörü Christian Katzer gazeteye verdiği demeçte, “Birçok Filistinli tedavi edilebilecek hastalıklardan dolayı hayatını kaybediyor” diyerek, hastaların tedavi için Almanya'daki hastanelere nakledilmesinin giriş kuralları nedeniyle başarısız olduğunu ifade etti.