Fransız ve İngiliz medyası seçim öncesi Türkiye'yi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı hedef aldı

Türkiye'de 14 Mayıs'ta düzenlenecek Cumhurbaşkanı ve Milletvekili Genel Seçimleri öncesi İngiliz The Economist ile Fransız L'Express dergilerinin, Türkiye'yi hedef alan ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan karşıtı haberleri tepkilere neden oldu.

Fransız ve İngiliz medyası seçim öncesi Türkiye'yi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı hedef aldı
TT

Fransız ve İngiliz medyası seçim öncesi Türkiye'yi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı hedef aldı

Fransız ve İngiliz medyası seçim öncesi Türkiye'yi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı hedef aldı

The Economist, bugün çıkan sayısının kapağında Türkiye'deki seçimlere işaret ederek, "2023'ün En Önemli Seçimleri-Türkiye ve Demokrasinin Geleceği" başlığını kullandı.

Kapakta "Erdoğan gitmeli", "Demokrasiyi koruyun", "Oy ver" gibi pankart resimleriyle Türk bayrağı yer alırken dergide seçimlere ilişkin yayımlanan makale, "Türkiye zorbasını görevden alırsa her yerdeki demokratlar cesaretlenmeli" başlığıyla verildi.

Erdoğan'ın TCG Anadolu gemisi ile milliyetçi seçmenlerin oyunu kazanmayı umduğu savunulan makalede, "Türkiye'yi 2003'ten bu yana artan biçimde otokratça yöneten adam yenilgiyle karşılaşabilir." ifadesi kullanıldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın seçimi kaybetmesinin, küresel sonuçlar doğuracak bir durum olacağı ileri sürülen yazıda, "Türk insanı daha özgür, daha az korkak, daha müreffeh olacaktır. Yeni hükümet, Batı ile hasarlı ilişkileri tamir edecek. Türkiye, bir NATO üyesi ancak Erdoğan yönetiminde Orta Doğu'da oyun bozan bir aktör ve Rusya ile daha yakın ilişki arayışında." iddiasında bulunuldu.

Erdoğan'ın seçimi kaybetmesi halinde İsveç'in NATO üyeliğinin önündeki engelin kalkabileceği, ABD ile ilişkilerin düzelebileceği öne sürüldü.

Haftalık Fransız L'Express dergisi de 4 Mayıs tarihli sayısının kapağında "Erdoğan, kaos riski" ifadesini kullandı.

Dergi, 2017'deki Anayasa değişikliği referandumundan sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın neredeyse tüm güçleri tek elde topladığını iddia etti.

14 Mayıs tarihinin Türkiye için bir "dönüm noktası" olduğu yorumu yapılan haberde, Türkiye'nin "özgür ve adil seçimlerin yapıldığı demokratik bir rejim olmadığı", "Erdoğan'ın medyanın yüzde 90'ını kontrol ettiği", "ülkede basın ve ifade özgürlüğünün bulunmadığı" ileri sürüldü.

Dergide İstanbul'da görev yapan Avrupalı bir diplomatın, Cumhurbaşkanı Erdoğan için Türkiye'de kaosa sebep olduğu iddialarına yer verildi, Erdoğan'ın seçim yenilgisi halinde iktidardan ayrılmayı reddetme ihtimalinin bulunduğu iddia edildi.

Dergideki diğer makalede de Cumhurbaşkanı Erdoğan için "diktatör" ve "otokrat" gibi nitelemeler yapıldı.

Le Point dergisi de 4 Mayıs tarihli kapağına Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın fotoğrafını koyarak, "Erdoğan, diğer Putin" başlığını kullandı. Le Point'teki makalede, "(Rusya Devlet Başkanı Vladimir) Putin gibi İslamcı Cumhurbaşkanı da imparatorluk hayalini sürdürüyor ve otokrasiye sürüklenişi derinleştiriyor." iddiasında bulunuldu.

Fransız düşünce kuruluşu Montaigne Enstitüsü de sitesinde yazar ve akademisyen Soli Özel imzasıyla bir değerlendirme yazısı yayımladı.

"Türkiye'de seçimler: Umudun korkuya karşı zaferi" başlıklı yazıda, "Türkiye'de Erdoğan döneminin kapatıldığı senaryolar" ele alındı.

Muharrem İnce'ye "egoist" nitelendirmesi

Yazıda, Cumhurbaşkanı adayı ve Memleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce de "egoist" ve "oyları böldüğü için CHP'nin ilk turda seçimi kazanma şansını zora sokan kişi" olarak nitelendirildi.

Economist'in makalesini Türk yetkililer tepkiyle karşıladı

The Economist'te yayımlanan makaleye Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik ve Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın tepki gösterdi.

Altun, Twitter hesabında yaptığı paylaşımda, "14 Mayıs seçimleri öncesinde Batı medyasının patolojik hale gelen Türkiye karşıtlığı ve Erdoğan düşmanlığını esefle karşılıyor, milletimizin iradesini hedef alan yayınları şaşkınlıkla izliyoruz. Ülkemiz prangalardan kurtuldukça Batı merkezli saldırıların şiddetinin arttığını gözlemliyoruz. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan milletimizin çıkarlarını önceleyip dayatılanı reddettikçe, tarafsızlık ilkesini hiçe sayarak algı operasyonlarına yöneliyorlar." ifadelerini kullandı.

Safı ve tarafı Türkiye olan Türk milletinin nerede duracağını çok iyi bildiğini, kirli propaganda yürütenleri, asimetrik psikolojik harekat çabaları içinde olanları yakından tanıdığını kaydeden Altun, "Milletimiz, iradesini hedef alan manşetleri, kurgulanan oyunları, ilkelerimiz ve değerlerimizin rehberliğinde 14 Mayıs'ta bozmaya hazırlanıyor. Oyuncuları tanıyan, senaristleri unutmayan ve oyunların farkında olan aziz milletimizin dün olduğu gibi bugün de yarın da devletimizin ve Cumhurbaşkanımızın yanında duracağına canıgönülden inanıyoruz. Türkiye'nin yükselişini durdurmayı hayal edenler var ise onlara bu hayalden vazgeçmelerini tavsiye ediyoruz. Bu aziz millet Türkiye düşmanlarını sevindirmedi, sevindirmeyecek." paylaşımını yaptı.

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Alanya Ticaret ve Sanayi Odasını ziyaretinde, "O kapağın (Economist) içinde tabii nokta nokta 'Erdoğan gitmelidir.' diyor, 'Erdoğan gitsin, gitmelidir.' diyor. Bunlar, Türk milleti adına karar veriyorlar ya da Türk milletine akıl vermeye çalışıyorlar. Erdoğan niye gitsin? Sana ne zararı var? İngiltere'ye ne zararı var?" ifadelerini kullandı.

Çavuşoğlu, Twitter'da da "The Economist'in ilk vukuatı değil. İstedikleri kadar hariçten gazel okumaya devam etsinler. Türk milletinin demokratik iradesini kimse gasbedemez. Halkımız gereken cevabı 14 Mayıs günü verecektir." paylaşımında bulundu.

AK Parti Sözcüsü Çelik, Twitter hesabında, "Batılı dergiler ve gazeteler yine Türkiye'deki siyasi süreçleri etkilemek için seferber olmuş. Cumhurbaşkanımıza karşı yorumlar döşenmişler. Halbuki ders almış olmaları lazımdı. Şimdiye kadar hiçbir konuda etkileri olmadığı defalarca görüldü. Yine aynı akıbetle karşılaşacaklar." paylaşımında bulundu.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın da Twitter'da "Yine heyecan yapmışlar ve eklemişler: 'Yeni hükümet Batı'yla hasarlı ilişkileri tamir edecek…' Ben bu dili, söylemi ve hangi bağlamda söylendiğini iyi biliyorum. Sakin olun. Ülkeme talimat verdiğiniz günler geride kaldı. Son sözü millet sandıkta söyleyecek." paylaşımını yaptı.



Putin ve Arakçi İran’daki savaşı sonlandırma tekliflerinin perde arkasında ne konuştu?

Putin ve Arakçi arasındaki görüşme, yeni bir askeri tırmanışın önüne geçecek güvencelerin bulunmasını ele aldı (Görsel yapay zeka ile tasarlandı)
Putin ve Arakçi arasındaki görüşme, yeni bir askeri tırmanışın önüne geçecek güvencelerin bulunmasını ele aldı (Görsel yapay zeka ile tasarlandı)
TT

Putin ve Arakçi İran’daki savaşı sonlandırma tekliflerinin perde arkasında ne konuştu?

Putin ve Arakçi arasındaki görüşme, yeni bir askeri tırmanışın önüne geçecek güvencelerin bulunmasını ele aldı (Görsel yapay zeka ile tasarlandı)
Putin ve Arakçi arasındaki görüşme, yeni bir askeri tırmanışın önüne geçecek güvencelerin bulunmasını ele aldı (Görsel yapay zeka ile tasarlandı)

Said Tanios

İran nükleer dosyası, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi arasındaki görüşmelerin gündeminde ön sıraya yerleşti. Yüzde 60 zenginleştirilmiş İran uranyumunun ‘muhafaza altına alınması’ meselesinde Moskova'nın üstlenebileceği role ilişkin teklifler masaya yatırıldı.

Putin ile Arakçi arasındaki görüşme aynı zamanda İran'ın Washington ile askıda kalan dosyaları birden fazla uluslararası tarafa dağıtma yönelimi çerçevesinde yeni bir askeri gerilimi önleyecek güvencelerin bulunmasını da ele aldı.

İran’ın Moskova Büyükelçisi Kazım Celali, Arakçi'nin ziyaretinin ABD ile gerilimi sona erdirmeye yönelik diplomatik hareketler kapsamında değerlendirildiğini ve Rusya-İran iş birliğinin başta siyasi ve askeri alanlar olmak üzere güçlendirilmesini de kapsadığını teyit etti.

İran'ın önerileri

Sızdırılan diplomatik bilgilere göre, Arakçi, Moskova'ya ‘İran Dini Lideri’nden’ bir mesajla geldi. Bu mesaj, bölgedeki derin gerilimler ve Washington ile müzakerelerin çıkmaza girdiği bir ortamda Rusya'nın desteğini talep etmeyi amaçlıyor ve aşağıdaki noktalara odaklanıyor:

1- Nükleer dosyayı savaşın sona erdirilmesiyle ilişkilendirme girişimi:

Raporlar, Tahran'ın (Pakistan’ın arabuluculuğu ve ardından Moskova’nın aracılığıyla) üç aşamalı çözümü içeren bir teklif sunduğunu ortaya koydu. Bu teklif, nükleer dosyanın geçici olarak ertelenmesini, ABD ve İsrail saldırılarının sona erdirilmesini ve İran'a yönelik deniz ablukasının kaldırılmasını, bunun karşılığında Tahran'ın Hürmüz Boğazı'nı üzerinde mutabık kalınacak kolaylaştırıcı koşullar çerçevesinde açmasını öngörüyor.

İran’ın yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş uranyumunun muhafaza altına alınması ve daha fazla uranyum zenginleştirilmemesine ilişkin güvenceler ile Rusya'nın her iki tarafça güvenilir bir garantör olarak üstlenebileceği rol çerçevesinde Moskova, 2015 yılında yaptığına benzer şekilde gerilimi azaltmak amacıyla İran'ın zenginleştirilmiş uranyumunu kendi topraklarına kabul etme ve depolama teklifini yeniledi. Bu mesele, Arakçi'nin Rus yetkililerle görüşmelerinin odak noktasını oluşturdu. Görüşmelerde 450 kilogramlık zenginleştirilmiş uranyumun İran toprakları dışına çıkarılmaması ve Buşehr reaktöründe bu reaktörü işleten Rus uzmanların gözetimi ve güvencesi altında muhafaza altına alınması seçeneği de ele alındı.

Savaşı tamamen sona erdirecek ve ABD ile İsrail'in gelecekte İran'a saldırı düzenlemeyeceğini güvence altına alacak bir uzlaşıya ulaşılmasının zorunluluğu, bu konuda Arakçi, ülkesinin söz konusu uzlaşının koşullarını ve nükleer ile askeri tesislerine yönelik saldırıların yinelenmeyeceğine dair güvenceleri müzakere etmeye hazır olduğunu teyit etti.

Moskova'daki Rus ve İranlı diplomatlar, Arakçi'nin ziyaretinin Rusya’nın desteği talep etmek, Tahran'ın konumunu güçlendirmek ve Batı baskıları karşısında Rusya'nın yardımıyla stratejik bir denge aramak amacıyla gerçekleştiği konusunda hemfikir.

Özetle İran’ın önerileri; bölgedeki savaşın durdurulmasına ve deniz geçiş yollarının açılmasına en yüksek önceliği tanıyan, buna karşılık nükleer dosyanın siyasallaştırılmamasını ve Rusya ile varılacaklar da dahil olmak üzere teknik mutabakatlar çerçevesinde tutulmasını, özellikle de yüksek derecede zenginleştirilmiş uranyumun depolanması meselesini öngören bir ‘dosyaların dağıtılması’ girişimini kapsıyordu.

Silah amaçlı olmaksızın uranyum zenginleştirme

Üst düzey bir Rus diplomatik kaynağa göre Arakçi, Rus yetkililere Tahran'ın nükleer silah edinilmesini önlemeye yönelik her türlü anlaşmaya hazır olduğunu teyit etti.

Kaynak, Arakçi'nin şunları söylediğini belirtti:

"Defalarca vurguladığımız gibi nükleer programımızın barışçıl niteliğinden tam anlamıyla eminiz ve bu güveni 2015 nükleer anlaşmasında yaptığımız gibi dünyaya kanıtlamaktan çekinmeyiz. İran'ın nükleer silah edinmesini önlemeye yönelik her türlü anlaşmaya hazırız; zira nükleer silahların yasaklanmasının zorunluluğuna tam olarak inanıyoruz.”

svf
Rusya Devlet Başkanı Putin, İran Dışişleri Bakanı Arakçi'yi kabul ederken (AFP)

Kaynağa göre Arakçi şöyle devam etti:

“Eğer ABD ile anlaşmanın amacı İran'ı meşru nükleer haklarından yoksun kılmaksa, doğal olarak böyle bir anlaşmaya hazır değiliz."

Kaynak, Tahran'ın Washington ile müzakerelere tam da bu mantıkla girdiğini ve birkaç turda yer aldığını da belirtti.

Arakçi, Rus yetkililere şunları söyledi:

“Görüşümüze göre bu teklif (dosyaların dağıtılması), bir anlaşmaya ulaşılmasının önünü açabilir. Siyonist yapının nükleer meseleye ilişkin hiçbir anlaşma istemediği, hatta müzakere ve diplomasiye da karşı çıktığı son derece açıktır. Nükleer görüşmelerin tam ortasında İran'a yapılan saldırı, Siyonist yapının her türlü müzakereye karşı olduğunun kanıtıdır.”

Moskova'nın kendi rolünün yeniden canlandırılmasını memnuniyetle karşılaması!

Rusya, ABD Başkanı Donald Trump'ın Rusya Devlet Başkanı Putin’in arabuluculuk teklifini görmezden geldiği ve son telefon görüşmesinde Putin'in yüzde 60 zenginleştirilmiş uranyumun Rusya'ya nakledilmesi önerisine kulak tıkadığı bir dönemde, İran'ın onu uluslararası anlaşmazlıklarda arabulucu olarak yeniden devreye sokmasını memnuniyetle karşıladı.

Bu nedenle Putin, Arakçi ile görüşmesi sırasında ülkesinin Ortadoğu'da barışın bir an önce sağlanması için elinden gelen her şeyi yapmaya hazır olduğunu ilan etti; İran'ın bu zorlu dönemi onuruyla atlatmasını ve nihayetinde barışın hâkim olması dileğini de dile getirdi.

Putin ayrıca geçen hafta İran Yüce Rehberi Mücteba Hamaney'den bir mesaj aldığını açıkladı. Rus arabuluculuk rolünü Ortadoğu krizinde yeniden canlandıran bu mesaja karşılık olarak Arakçi'den mesaj için teşekkürlerini, sağlık ve refah dileklerini iletmesini istedi.

Görüşmenin önemine işaret eden bir ayrıntı olarak Putin ile Arakçi arasında yaklaşık iki saat süren toplantı, Boris Yeltsin Başkanlık Kütüphanesi'nde gerçekleşti.

Verimli görüşmeler

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'a göre St. Petersburg'daki Putin-Arakçi görüşmeleri verimli ve yararlı geçti.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov ise toplantının Ortadoğu'daki son durum göz önünde bulundurulduğunda son derece önemli olduğunu belirterek, "Bu görüşmelerin İran ve Ortadoğu’daki durumun nasıl gelişeceği açısından önemini abartmak güçtür" dedi.

Telegraph gazetesine göre İran, Arakçi'nin ziyareti sırasında uzun süredir beklenen S-400 Hava Savunma Sistemi’nin teslimatı sürecinin hızlandırılmasını talep etti. ABD saldırılarının İran hava savunma sistemindeki zayıf noktaları açığa çıkarması ve altyapısına ağır hasar vermesinin ardından bu talep özellikle aciliyet kazandı.

sdsewf
İran'da uranyum zenginleştirme düzeyinin yükseltilmesi uluslararası toplumun endişelerini artırıyor (AP)

Gazete, İran'ın Rusya'yı ABD ile müzakereleri görüşmek için güvenli bir platform olarak gördüğünü ve bunun Arakçi'yi Ortadoğu'daki ateşkesin başlamasından bu yana en önemli ziyaret niteliği taşıyan St. Petersburg görüşmesine yönelten birkaç nedenden biri olduğunu belirtti.

Gazeteye göre Rusya, Tahran'a savaşı sona erdirmek için olası tavizleri sosyal medya aracılığıyla bilgi sızıntısı korkusu olmadan müzakere edebileceği güvenli bir alan sunuyor. Çünkü Putin, karşılıklı uzlaşı olarak sunulmadan önce kamuoyuna sızdırılırsa siyasi skandala yol açabilecek olası tavizlerin kapalı bir kanalda görüşülmesine imkân tanıyor.

Bu tavizler arasında uranyum zenginleştirme düzeyleri, denetim sistemleri ve Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması yer alırken, bunların Arakçi tarafından önceden duyurulması halinde katı muhafazakarlardan ani ve sert bir tepkiyle karşılaşacağı değerlendiriliyor.

Telegraph gazetesi, İran Dışişleri Bakanı'nın Tahran'a Putin'in ustaca icra ettiği diplomatik nezaket ifadelerinden fazlasını taşımaya kararlı olduğunu değerlendirdi. Zira St. Petersburg'daki görüşmeler, 8 Nisan'da ilan edilen ABD-İran ateşkesinden bu yana İranlı yetkililerin, karar merkezleriyle gerçekleştirdiği en önemli toplantılardan biriydi.

Gazete, Tahran'ın yalnızca askeri teçhizat değil, aynı zamanda danışmanlık desteği aradığını, bunun yanı sıra sızıntı riski olmadan olası tavizleri görüşebileceği güvenli ve kapalı bir forum düzenlenmesini istediğini bildirdi. Bu yüzden İran, arabulucuları devre dışı bırakarak mesajlarını doğrudan hem Tahran hem de Washington'da nüfuz sahibi bir lidere iletiyor.

İranlı siyaset bilimci Rahman Kahramanpur'a göre Arakçi, yeni bir müzakere turu için geniş kapsamlı teklifler, koşullar ve kırmızı çizgiler oluşturmaya çalışıyor.

Kahramanpur, Arakçi'nin yeni bir müzakere turu için İran'ın genel teklifleri, koşulları ve kırmızı çizgilerini ilettiğini ve İran kurumunun bu kez bunları birleşik ve uzlaşıya dayalı bir formülü dile getirmeye çalıştığını vurguladı.

İran'ın müzakereleri deniz ablukasının kaldırılmasına ve belki de barışçıl amaçlarla uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasına bağladığını da belirten Kahramanpur, Arakçi'nin yolculuğunun aynı anda hem bu mesajı ABD'ye iletmeyi hem de bölge ülkelerinin desteğini güvence altına almayı ya da kendi ifadesiyle ‘Tahran'ın tutumunu onlara ulaştırmayı’ hedeflediğini vurguladı.

Kahramanpur, Putin'in uluslararası konumundan hareketle Trump'a, Tahran'ın bizzat doğrudan ortaya koyması halinde kabul edilemez ya da tehlikeli bulunacak fikirleri aktarabildiğini ifade etti.

İran-Rusya koordinasyonu

Rusya'nın Tahran Büyükelçisi Kazım Celali, ülkesinin diplomatik adımlarını Rusya ile koordineli biçimde attığını teyit ederek şunları söyledi:

“Herhangi bir girişim söz konusu olursa iki taraf bunlar hakkında ve ortak girişimler konusunda da istişare ve görüşme yapacaktır."

Celali, iki dışişleri bakanının savaşın başlangıcından bu yana 11 telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini de belirtti.

Rus uzmanlar, Putin'in Mücteba Hamaney'i İran’ın Dini Lideri olarak tanımasının Tahran'daki iktidar içi siyasi çatışma üzerinde yansımaları olduğunu değerlendiriyor. Uzmanlar ayrıca İran'ın aynı zamanda Trump ile nasıl başa çıkılacağı konusunda Putin'in tavsiyelerine ihtiyaç duyduğunu vurguluyor. Çünkü Rusya'nın Amerikan başkanının müzakere tarzı, pragmatik güdüleri ve iç siyasi kısıtlamalarıyla başa çıkma konusunda geniş bir deneyimi bulunuyor.

Putin, Trump'ın Washington'da olumsuz tepkiye yol açmadan diplomatik bir ‘zafer’ elde etme arzusunu tatmin edecek olası tavizlerin neler olabileceğini açıklığa kavuşturabilecek konumda.

Rus uzmanların görüşleri

Rusya Federasyonu Hükümeti'ne bağlı Finans Üniversitesi'nde öğretim üyesi olan Siyasi Bilgi Merkezi'nin baş analisti İvan Pyatibratov'a göre İran'ın mesajı, Rusya'nın arabuluculuğuyla ABD ile diyalogu yeniden başlatma girişimi olarak değerlendirilebilir. Ancak siyasi etkinliği şüpheli. Zira böyle bir gelişme Washington'ın temel hedeflerinin gerçekleştirilmesi anlamına gelmiyor.

Pyatibratov, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Trump'ın bu fırsatı değerlendirmesi pek olası değil. Bununla birlikte İran'ın teklifi, fiilen uzun süredir olmayan diyalog kapısını aralıyor. Anlaşmazlığın bu hafta çözüme kavuşmasını beklemiyorum ama genel olarak her iki taraf da müzakere zorunluluğundan söz ediyor ve bu olumlu bir gelişme.”

Siyasi Koşullar Merkezi Müdür Yardımcısı ve ‘Siyasi Olmayan Dünya’ projesinin yazarı Mihail Karyagin ise şunları söyledi: "ABD-İran çatışması hâlâ gündemin odağında yer almakta ve müzakereler yeni bir çıkmaza girmiş durumda. 27 Nisan'da İslamabad'da yapılması planlanan yeni Amerikan-İran toplantısı yerine Vladimir Putin ile Abbas Arakçi arasında St. Petersburg'da bir görüşme gerçekleşti. Görüşmenin kamuoyuna açık kısmının ayrıntılar açısından zengin olması beklenmiyor, ancak formatının kendisi birçok önemli sonuç içeriyor, zira Rusya bölgede önemli bir rol oynuyor" diyor.

Rusya Dış Politika ve Savunma Konseyi üyesi ve ekonomist Andrey Klimov, Rus gazetesi Parlamentskaya Gazeta’ya verdiği röportajda, Washington'ın bu müzakerelerde istikrarlı bir tutum sergilemediğini ve hâlâ da bu pozisyona sahip olmadığını vurguladı.

Klimov değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

"Kanımca Trump, Pakistan'da dehasının en son mucizesini dünyaya sergilemek ve 'mutlak gücünü' kanıtlamak istedi. Ancak İran söz konusu olduğunda işler planladığı gibi yürümedi. Bence Trump ve çevresinin İran'la girilen savaştan elde ettiği tek kazanım, sadece finansal piyasaları manipüle etmekten sağlanan çıkarlar."

Rus uzmanların büyük çoğunluğu, Ortadoğu'daki askeri gerilim sonucu fiyatların yükseldiği bir dönemde Trump'a yakın isimlerin bu şüpheli koşullardan yaklaşık 10 milyar dolar kazandığı konusunda hemfikir.

Uzmanlar, bu miktarın Amerikan bütçesine gelir değil, içeriden bilgiye sahip olanlara servet transferi anlamına geldiğini belirtmektedir. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre bu bilgiye ulaşmanın kolay bir iş olmadığı göz önüne alındığında failin Trump'a çok yakın biri olabileceği ihtimalini de dışlamıyorlar.

Öte yandan Rus siyaset uzmanı Aleksandr Dmitriev yaptığı değerlendirmede, "Moskova, Arakçi'nin ziyaretinin ardından Washington ve Tahran için önemli olan tüm meseleleri çözemez. Asıl mesele Trump'ın kendisinden çok çevresindekilerle ilgilidir. Cumhuriyetçi Parti temsilcilerinin ve genel olarak onu Amerika'da iktidara taşıyan kişilerin tutumları da buna dahil. Bu kişiler açısından ABD'nin iç durumu açıkça felakete doğru sürükleniyor. ABD Kongresi'nin her iki kanadında (Cumhuriyetçiler ve Demokratlar) çoğunluklarını koruma fırsatlarını fiilen yitiriyorlar ve aralarında derin iç çatışmalar yaşıyorlar. Dolayısıyla başlangıçta isteksiz görünseler de Rusya'nın arabuluculuğuna ihtiyaçları var” ifadelerini kullandı.

Dmitriev, sözlerine şöyle devam etti:

“Bu grubun pek çok üyesi, hoşgörü ve ABD için tehdit oluşturabilecek her türlü yeni tehdit, savaş ya da jeopolitik macerayı reddetme sloganları taşıyarak siyasi kariyerlerini inşa etti. Ülkelerini neoliberal hileler ya da dış maceralar aracılığıyla değil, güçlü ve müreffeh kılmak istediler. Ancak bugün görüyoruz ki, 'Büyük Amerika'nın geri dönüşü' ufukta görünmüyor.”

Siyaset uzmanı, sözlerini şöyle tamamladı:

“Öyle sanıyorum ki, geçtiğimiz yıldan bu yana siyasi çekiciliğini yitiren Trump'a karşı bir hayal kırıklığı hissi var. Trump döneminde Beyaz Saray'ın Ortadoğu'ya yaklaşımı bana ‘Kaos yarat, işe yararsa ondan faydalanırsın, işe yaramazsa başkasına devredersin’ izlenimi verdi. Açıkçası bunun hiçbir sonucu olmadı."

Anayasa uzmanı Sergey Romanov ise görüşünü şöyle dile getirdi:

“Bugün İran ile yürütülen müzakerelerin, en azından Amerikalı seçmenler gözünde Trump'ı ve ekibinin geri kalanını temize çıkaracak bir madde içermesi kuşkusuz önem taşıyor.  Beyaz Saray'ın bu konuda yoğun çaba harcadığını düşünüyorum. İranlıları tatmin edecek ve Washington'ın zafer olarak sunabileceği bir anlaşmaya ulaşmaları gerekiyor. Arakçi'nin ziyareti de bu çerçevede değerlendirilebilir. Rusya, Amerikan çıkmazını anlıyor ve Trump'a ağaçtan inmesi için bir merdiven uzatıp uluslararası arabulucu olarak nüfuzunu yeniden canlandırarak bu durumdan faydalanmaya çalışıyor."

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.


İsrail ordusu, Gazze'ye giden yardım gemilerini kuşattı

İsrail Donanması’na ait bir askeri unsur, geçtiğimiz ekim ayında durdurulduktan sonra ‘Sumud Filosu’na ait gemilerden birini Aşdod Limanı'na götürürken (Reuters)
İsrail Donanması’na ait bir askeri unsur, geçtiğimiz ekim ayında durdurulduktan sonra ‘Sumud Filosu’na ait gemilerden birini Aşdod Limanı'na götürürken (Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'ye giden yardım gemilerini kuşattı

İsrail Donanması’na ait bir askeri unsur, geçtiğimiz ekim ayında durdurulduktan sonra ‘Sumud Filosu’na ait gemilerden birini Aşdod Limanı'na götürürken (Reuters)
İsrail Donanması’na ait bir askeri unsur, geçtiğimiz ekim ayında durdurulduktan sonra ‘Sumud Filosu’na ait gemilerden birini Aşdod Limanı'na götürürken (Reuters)

İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik ablukasını kırmak ve oraya yardım ulaştırmak amacıyla bu ayın başlarında yola çıkan Sumud Filosu organizatörleri bugün İsrail Donanması'nın gemilerini uluslararası sularda kuşattığını ve bir kısmıyla iletişimin kesildiğini duyurdu.

Filonun organizatörleri tarafından gece yapılan açıklamada, “İsrail askeri gemileri, uluslararası sularda filoyu yasadışı biçimde kuşattı ve kaçırma ile şiddet kullanmaya dair tehditler savurdu” denildi. Açıklamada ayrıca "11 gemiyle iletişimin kesildiği" belirtildi.

Dün İsrail Ordu Radyosu, bir İsrail kaynağına dayandırdığı haberde İsrail'in kendi kıyılarından uzakta Gazze’ye doğru yol alan yardım gemilerini kontrol altına almaya başladığını bildirmişti. Haberde kaç gemiye müdahale edildiği ve gemilerin müdahale sırasındaki konumları belirtmedi.

Filo, son haftalarda Fransa'nın Marsilya, İspanya'nın Barselona ve İtalya'nın Sirakuza şehirlerinden hareket eden 50'den fazla gemiden oluşuyor. Filonun organizasyonuna ait internet sitesindeki canlı takip verilerine göre gemiler şu an Yunanistan'ın Girit Adası'nın batısında bulunuyor.

Filonun sosyal medya platformu X hesabından yapılan paylaşımda "Askeri botlar gemilerimizi durdurarak kendilerini 'İsrail'e ait' olarak tanıttı” denildi. Filonun organizatörleri, gemilerde bulunan kişilerin lazer ışınları ve yarı otomatik taarruz silahlarıyla hedef alındığını ve aktivistlere gemilerin ön tarafında toplanmaları ile dört ayak üstüne çömelmeleri emrinin verildiğini de belirtti.

İsrail Donanması, 2025 yılı sonunda İsveçli iklim aktivisti Greta Thunberg dahil olmak üzere aralarında siyasetçiler ve aktivistlerden oluşan yaklaşık 50 teknelik ilk filoya el koymuştu. Organizatörler ve Uluslararası Af Örgütü bunu yasadışı olarak nitelendirmişti.

Tüm mürettebat ve gemilerdekiler, İsrail tarafından gözaltına alınarak sınır dışı edilmişti.

Hamas’ın kontrolündeki Gazze Şeridi, 2007 yılından bu yana İsrail ablukası altında.


Irak'taki yeni hükümetten silahlı grupları ayırma gücünün testi

Nuri el-Maliki, Muhammed es-Sudani, Kays el-Hazali ve Latif Raşid'in Bağdat'ta düzenlenen bir toplantıda bir araya geldiği arşiv fotoğrafı (AFP)
Nuri el-Maliki, Muhammed es-Sudani, Kays el-Hazali ve Latif Raşid'in Bağdat'ta düzenlenen bir toplantıda bir araya geldiği arşiv fotoğrafı (AFP)
TT

Irak'taki yeni hükümetten silahlı grupları ayırma gücünün testi

Nuri el-Maliki, Muhammed es-Sudani, Kays el-Hazali ve Latif Raşid'in Bağdat'ta düzenlenen bir toplantıda bir araya geldiği arşiv fotoğrafı (AFP)
Nuri el-Maliki, Muhammed es-Sudani, Kays el-Hazali ve Latif Raşid'in Bağdat'ta düzenlenen bir toplantıda bir araya geldiği arşiv fotoğrafı (AFP)

Kaynaklar, Washington’ın İran yanlısı silahlı grupları yeni Irak hükümetinden uzaklaştırmak amacıyla Bağdat'taki bazı taraflarla birlikte baskılarını yoğunlaştırdığını bildirdi.

Bağdat'ta gelen ABD heyeti dün Ali ez-Zeydi'nin yeni kabineyi kurmakla görevlendirilmesini memnuniyetle karşılayarak ‘kabinenin Iraklıların özlemleriyle uyumlu biçimde oluşturulması’ çağrısında bulundu.

Kaynaklar, “Zeydi'nin parti liderlerini programının silahlı grupları uzaklaştırmaya dayandığı konusunda bilgilendirdiğini’ belirtirken ‘silahlı gruplardan uzak bir kabine listesinin geçirilmesinin belirleyici bir güç sınavı oluşturduğuna’ dikkat çekti.

Uzmanlar, silahlı grupların devlet kurumlarındaki varlıkları konusunda oyalama taktiğine başvurmasından ya da ABD’lilere karşı saldırıların yeniden başlamasından endişe ediyorlar.

Öte yandan ABD merkezli bir hukuk firması, kısa bir süre önce yürüttüğü bağımsız soruşturmanın Irak’ta hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali el-Zeydi'yi İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) mali faaliyetleriyle ilişkilendiren herhangi bir kanıt ortaya koymadığını açıkladı.