ABD’nin Sudan’ı demokrasiye yönlendirme çabaları savaşla sonuçlandı

İç savaş, Suriye, Yemen ve Libya’daki çatışmaları ‘küçük bir tiyatro’ gibi gösterecek.

Hartum’daki göstericiler, ordunun Ekim 2021’de sivil hükümet üyelerini tutuklamasına tepki gösterdi. (AFP)
Hartum’daki göstericiler, ordunun Ekim 2021’de sivil hükümet üyelerini tutuklamasına tepki gösterdi. (AFP)
TT

ABD’nin Sudan’ı demokrasiye yönlendirme çabaları savaşla sonuçlandı

Hartum’daki göstericiler, ordunun Ekim 2021’de sivil hükümet üyelerini tutuklamasına tepki gösterdi. (AFP)
Hartum’daki göstericiler, ordunun Ekim 2021’de sivil hükümet üyelerini tutuklamasına tepki gösterdi. (AFP)

ABD Başkanı Joe Biden yönetimi yetkililerinin ve ortaklarının Sudan’da savaşan iki generalin niyetleri konusunda saf tuttukları ve sivil liderleri yetkilendirmede başarısız oldukları öne sürülüyor.

ABD’li diplomatlar henüz birkaç hafta önce, Sudan’ın askeri diktatörlükten tam demokrasiye geçişini güçlendirecek ve böylece 2019’da ülkede patlak veren devrimin hedefine ulaşacak tarihi bir anlaşma imzalamak üzere olduğuna inanıyorlardı.

Sudan, Başkan Biden’ın dış politikalarının ana hedefi için önemli bir teste dönüştü. Bu politika, Biden’ın yozlaşmış liderleri zayıflatacağına inandığı, dünya genelinde demokrasilerin güçlendirilmesiyle ilgiliydi. Ayrıca ülkelerin daha güçlü bir şekilde ayağa kalkmasını ve Çin, Rusya ve diğer otoriter güçlerin etkisine karşı koymasını sağlayacaktı.

Ancak 23 Nisan’da Sudan’da gerçekleştirilen müzakerelere katılan ABD’li diplomatların, kendilerini bir anda büyükelçiliklerini kapatırken buldukları görüldü. Şarku’l Avsat’ın The New York Times’tan aktardığı habere göre ayrıca aynı diplomatlar, ülke potansiyel bir iç savaşa doğru kayarken, Hartum’dan helikopterlerle gizli gece uçuşlarıyla ülkeden kaçıyorlar.

Bugün, en az 528 kişinin ölümüne ve 330 binden fazla kişinin yerinden edilmesine neden olan çatışmanın ortasında yabancı hükümetler sivilleri tahliye ederken, Biden yönetimi yetkilileri ve ortakları, savaşan iki generali kırılgan bir ateşkese uymaya ve düşmanlıkları durdurmaya zorlamak için mücadele ediyor.

Hatta gerçek ölü sayısının Sudan hükümetinin açıkladığı rakamların çok üzerinde olduğu ise neredeyse kesin.

Savaşan iki generalle çalışmak

Krizin merkezinde, ‘uzun bir askeri yönetim geçmişine sahip bir ülkede demokrasiyi kurmanın ne kadar zor olduğu ve demokrasiye sözde bağlılık gösteren ama asla dediklerini yapmayan güçlü adamlarla müzakerelere girmenin tehlikeleri’ üzerine ABD’nin yanlış hesap yapıp yapmadığıyla ilgili acil bir soru var.

Duruma tepki gösterenler, Biden yönetiminin sivil liderleri güçlendirmek yerine savaşan iki generalle; (Sudan ordu komutanı General Abdulfettah el-Burhan ve paramiliter bir grubun lideri olan General Muhammed Hamdan (Daklu) ile çalışmayı öncelik haline getirdiğini savunuyor.

Bu bağlamda devrik Sudan Başbakanı Abdullah Hamduk’un danışmanı Amjad Ferid et-Tayyib, üst düzey ABD’li diplomatların ‘iki generali şımartma, onların mantıksız taleplerini kabul etme ve onlara normal siyasi oyuncular gibi davranma hatasına düştüklerine’ inandığını dile getirdi. Danışmana göre bu, nüfuz arzularını ve içinde yaşadıkları meşruiyet yanılsamasını körükledi.

Bazı analistler, ABD’li yetkililerin Biden’ın demokrasiyi teşvik etmeye yönelik küresel çabalarına net bir yaklaşım gösterip göstermediğini sorguluyor.

İktidar boşluğu ve oyuncular

Aslında Sudan’daki şiddet, tam da Biden’in yardımcılarının kaçınmayı umduğu türden bir iktidar boşluğu yaratıyor. Mevcut ve eski ABD’li yetkililere göre Wagner Grubu’na bağlı Rus paralı askerler, bu boşluğu doldurmaya çalışan oyuncular arasında yer alıyor.

Bununla ilgili olarak sivil yönetimin kurulması için müzakereler üzerine çalışan ABD’nin Afrika Boynuzu Özel Temsilcisi Jeffrey D. Feltman, “Bu çatışma devam ederse, yabancılar arasında ‘Bu adamlar ölümüne savaşacaklarsa, katılsak iyi olur. Çünkü bu adamın veya bu takımın kazanmasını tercih ederiz’ yönünde büyük bir teşvik ortaya çıkacak” dedi.

Feltman açıklamasının devamında “Ateşkese ulaşılmazsa, bu sadece 48 milyon insanın sefaletine neden olmakla kalmayacak, aynı zamanda dış güçlerin doğrudan müdahale yoluyla çatışmayı alevlendirme eğilimi de artacaktır” ifadelerini kulandı.

Diğer yandan Hamduk, Sudan’daki iç savaşın Suriye, Yemen ve Libya’daki çatışmaları ‘küçük bir tiyatro’ gibi göstereceğini söyledi.

Dışişleri Bakanlığı ve Beyaz Saray, konuyla ilgili yorum yapmaktan kaçındı.

Beyaz Saray’ın geçtiğimiz ağustos ayında bir stratejik belge yayınladı. Belgede, ABD’nin, demokrasinin somut faydalar sağladığını açıkça ortaya koyarak, ‘dış devletlerin ve devlet dışı grupların olumsuz etkisini azaltmaya, maliyetli müdahalelere olan ihtiyacı sınırlandırmaya ve Afrikalıların kendi geleceklerini şekillendirmelerine’ yardımcı olabileceği iddia ediliyor.

ABD’nin ‘Sudan’ın potansiyel olarak tiranlığa dönüşünü engelleme’ çabası, ülkenin geniş çapta soykırım ve (1990’larda Sudan’da yaklaşık beş yıl geçiren Usame bin Ladin de dahil) teröristler için güvenli bir sığınak olarak tanındığı onlarca yıldan sonra pek olası görünmüyor. 1998 yılında Başkan Bill Clinton, Hartum’daki bir kimyasal tesise füze saldırısı emri verdi. Clinton, El-Kaide’nin bu tesisi kimyasal silahlar yapmak için kullandığını söylemişti, ancak istihbarat teşkilatları daha sonra bu iddiadan şüphe duyduklarını dile getirdi.

Trump ve yeni demokrasi

Ekim 2020’de, yani devrimden 1 yıl sonra Başkan Donald Trump, İsrail ile ilişkilerini normalleştirmesinin ardından Sudan’ın ismini ‘terörü destekleyen ülkeler’ arasından kaldıracağını açıkladı.

Trump, “Bugün büyük Sudan halkı iktidarda ve yeni bir demokrasi inşa ediliyor” demişti. 2019 yılında (30 yıl boyunca ülkeyi yöneten) Devlet Başkanı Ömer El Beşir’in devrilmesiyle sonuçlanan gösterilerde ifade edilen arzular göz önüne alındığında, Feltman ve mevcut ve eski ABD’li yetkililer ise demokrasiye desteğin, ABD’nin Sudan’a yönelik politikasının mihenk taşı olarak kalması gerektiğini söylediler. Bugün, Kongre’deki liderler, Biden’a ve Birleşmiş Milletler’e (BM) Sudan’a özel temsilciler atamaları çağrısında bulunuyor.

Sudan’daki başarısızlıklar, Kuzey Afrika’daki diğer demokratik hayal kırıklıklarını takip ediyor.

Beşir’in dört yıl önce devrilmesi nedeniyle Sudanlılar kutlama yapmışlardı. Zira diğer bölgelerindeki başarısızlıklarına rağmen demokrasinin ülkede kök salacağını umuyorlardı. Birkaç ay süren askeri konsey yönetiminden sonra Sudan’daki askeri ve sivil liderler, bir ekonomist olan Hamduk’un başkanlığında geçici bir hükümetin kurulmasını sağlayan bir güç paylaşımı anlaşması imzaladılar. Plan, seçimlerin üç yıl sonra yapılmasını öngörüyordu.

Bununla birlikte geçiş dönemini yönetmeye yardımcı olması için bir meclis oluşturuldu ama aslında durum, ‘incir yaprağı’ olmaya yaklaşmıştı. ABD’nin eski Güney Sudan Büyükelçisi ve Michigan’da profesör olan Susan D. Page’in çalıştığı fakültenin internet sitesindeki bir yayınına göre meclis, sivil unsurlardan daha fazla askeri unsur içeriyordu.

Bu yıl gerçekleşen müzakerelerde bile devam eden bir sorun olarak, önemli sivil şahsiyetler dışlanmıştı.

Ekim 2021’deki askeri darbenin ardından ABD, Sudan hükümetine yapılan 700 milyon dolarlık doğrudan yardımı dondurdu ve borçları erteleme eylemini askıya aldı. Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu da 50 milyarlık borcu iptal etme planları ile 6 milyar dolarlık acil yardımı dondurdu. Aynı şekilde Afrika Kalkınma Bankası da dahil olmak üzere diğer hükümetler ve kurumlar da benzer adımlar attı.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price, o dönemde ordu geçiş hükümetini yeniden kurmadığı takdirde Sudan hükümetiyle ‘tüm ilişkilerin’ yeniden değerlendirilebileceğini söyledi.

Engelsiz darbe

Eski bir üst düzey ABD yetkilisine göre Ekim ayında darbe söylentileri yayılırken bile ABD’li yetkililer, General Hamdan’ı iktidarı ele geçirmesi halinde ‘belirli sonuçlarla’ karşılaşacağı konusunda uyardı. Ancak darbeden sonra, Dışişleri Bakanlığı’nın Afrika siyasetiyle ilgili üst düzey yetkilisi Molly Phee, ABD’li diplomatları generallerle mücadele etmek yerine onlarla birlikte çalışmaya yönlendirdi.

ABD’li yetkili, General Hamdan’a karşı önerilen yaptırımları kısıtlamayı reddetti. Ancak, yaptırımların büyük ölçüde kişisel servetini hedef aldığını söyledi.

ABD, darbeden sonra ve hatta geçen yıl Rusya’nın Ukrayna’ya düzenlediği saldırının ilk gününde Kremlin’deki üst düzey yetkilileri memnun etmek için Moskova’yı ziyaret etmesinden sonra bile General Hamdan’a yaptırım uygulamadı.

Generallerin cezalandırılması yönündeki baskı Kongre'nin önde gelen üyelerinden geldi. Senato Dış İlişkiler Komitesi’nin Afrika İşleri Alt Komitesi üyesi Delaware eyaletinden Demokrat Senatör Chris Coons, Şubat 2022’de Foreign Policy dergisinde yayınlanan bir makaleye göre Biden yönetiminin ‘darbeci liderlere ve ağlarına karşı ‘pençelerini zayıflatmak için’ kapsamlı bir dizi yaptırım uygulanması gerektiğini belirtti.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile Kasım 2021’de Doğu Afrika’ya yaptıkları bir gezi sırasında gazetecilere konuşan üst düzey bir Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, generallerin iktidarı yeniden sivillerle paylaşmaya istekli olduklarını belirttiklerini söyledi. Müzakereler hakkında konuştuğu için isminin gizli kalmasını isteyen yetkili, yardımların kesilmesinin generaller üzerinde baskı kurmaya yetmeyebileceğini söylerken, “Bu nedenle yönetim, diğer şeylerin yanı sıra, onların onurlu kişisel miraslarıyla duygularına başvurdu” dedi.

Sudan’a ardı ardına gönderilen ABD başkanlık elçilerinin başkanı olarak görev yapan Cameron Hudson, bu yaklaşımı bir hata olarak nitelendirdi.

Hudson şu açıklamayı yaptı:

“Bu generallerin kendilerine anlattıklarına çok fazla inanıyorlar. Bu adamlar, Beşir devrildikten sonra sivil yönetimi kabul ettiklerinden beri bize duymak istediklerimizi söylüyorlar. Dışişleri Bakanlığı’nda çığır açan bir anlaşmanın eşiğinde olduğumuza dair büyük bir güven vardı.”

Generallerle pazarlık ve Hamduk’un hayal kırıklığı

Hudson, Washington’ın darbeden sonra generallerle pazarlık etme isteğinin onları meşrulaştırma etkisi yarattığını dile getirdi.

Cameron Hudson, darbeden önce ABD’nin Hamduk’u yüzüstü bıraktığını ve kısmen sivil yönetimin faydalarını göstermek amacıyla bürokratik ataletin ekonomik yardımın dağıtımını yavaşlattığını dile getirdi.

Bu durum ise Hamduk’u fazlasıyla savunmasız bıraktı.

Darbe, Feltman’a ihanete uğramış gibi hissettirdi. Öyle ki generallerin, Hamduk’u tutuklamadan birkaç saat önce, iktidarı ele geçirmeyeceklerine dair kendisine bizzat güvence verdiklerini savundu.

Ancak ABD onlara yaptırım uygulamış olsa bile bunun pek bir fark yaratacağından emin olmadığını söyleyen Feltman, “İki general, bu savaşı bir varoluş savaşı olarak görüyor. Eğer bir varoluş savaşı içindeyseniz yaptırımlardan rahatsız olabilirsiniz. Ancak bu onların birbirlerinin peşine düşmesini engellemez” dedi.

Darbeden sonraki ilk atılım, Aralık 2022’de BM, Afrika Birliği ve bölgesel bir bloğun Sudan’ı birkaç ay içinde sivil yönetime geçirmek için bir anlaşmaya varmasıyla geldi. 

Ancak özellikle de ‘General Hamdan liderliğindeki Hızlı Destek Kuvvetleri’nin düzenli orduya ne kadar çabuk entegre edileceği ve kimin sivil devlet başkanına rapor vereceği’ hususlarında olmak üzere halen çözülmesi gereken çok büyük sorunlar vardı. Bu anlaşmazlıklar arasında köprü kurma işi büyük ölçüde Sudan’daki baskın yabancı güçler olan ABD, İngiltere, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) düştü.

Ancak müzakereler ilerledikçe iki general arasındaki uçurum büyüdü. Her iki kamptan askeri takviye Hartum’a girmeye başladı.

Amerikalı ve İngiliz diplomatlar mart ayı sonlarında, generallere aralarındaki en büyük anlaşmazlıkları daha geniş bir şekilde çözmeyi amaçlayan teklifler sundu. Ancak daha ziyade plan, gerginliği tırmandırıyormuş gibi görünüyordu.

Haftalar sonra 12 Nisan’da General Hamdan’ın kuvvetleri, yıllarca süren diplomasinin savaşla sonuçlandığının ilk alenen işareti olarak, Hartum’un 200 mil kuzeyindeki bir hava üssünün kontrolünü ele geçirdi. Üç gün sonra ise çatışmalar patlak verdi.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından The New York Times’tan çevrildi.



The Big Bang Theory'nin yıldızı, rasgele insanların hastane borçlarını ödüyormuş

Kunal Nayyar (sağda) paranın kendisine "başkalaına yardım etme" özgürlüğü verdiğini söylüyor (CBS)
Kunal Nayyar (sağda) paranın kendisine "başkalaına yardım etme" özgürlüğü verdiğini söylüyor (CBS)
TT

The Big Bang Theory'nin yıldızı, rasgele insanların hastane borçlarını ödüyormuş

Kunal Nayyar (sağda) paranın kendisine "başkalaına yardım etme" özgürlüğü verdiğini söylüyor (CBS)
Kunal Nayyar (sağda) paranın kendisine "başkalaına yardım etme" özgürlüğü verdiğini söylüyor (CBS)

The Big Bang Theory'nin eski oyuncusu Kunal Nayyar, finansal başarısından dolayı duyduğu minnettarlığı dile getirerek yabancıların GoFundMe sayfalarına bağış yapmaktan ve onların hayatlarını değiştirmeye katkı sağlamaktan keyif aldığını söyledi.

The i Paper'a verdiği röportajda 44 yaşındaki aktör, CBS'in popüler komedi dizisinin 12 sezonunun tamamında astrofizikçi Rajesh Koothrappali'yi canlandırdıktan sonra finansal istikrara ulaştığını açıkladı.

Yayın kuruluşuna konuşan aktör "Para bana daha fazla özgürlük verdi ve en büyük hediye, başkalarına yardım etme, insanların hayatlarını değiştirme imkanı" dedi.

Ayrıca kendisi ve moda tasarımcısı eşi Neha Kapur'un, dezavantajlı kesimdeki gençler için üniversite bursları fonlamak gibi, başkalarına yardım ettikleri bazı nazik davranışları da paylaştı.

Oyuncu "Köpekleri sevdiğimiz için hayvanlara yönelik hayır kurumlarını da destekliyoruz. Ama asıl sevdiğim şey, geceleri GoFundMe'ye girip rasgele ailelerin sağlık masraflarını ödemek" diye ekledi. 

Bu benim maskeli adalet savaşçısı tarafım.

Servetinin kendisine "ağır gelmediğini" ve "yük gibi hissettirmediğini" belirten Nayyar, bunun "evrenin bir lütfu" olduğunu vurguladı. Ayrıca herkes GoFundMe sayfalarına kendisi gibi katkı sunamasa da başkalarını desteklemenin bir yolunu bulmanın mümkün olduğunu savundu.

Aktör "Şu anda insanlar mutlu değil çünkü hepimiz başkalarının düşünceli davranmasını bekliyoruz. Bir başkanın, bir politikacının, bir liderin gelip bize dünya barışını getirmesini bekliyoruz" dedikten sonra başını iki yana salladı. 

Ama komşunuz çayına şeker istemek için kapınıza geldiğinde kapıyı kilitleyip 'Git buradan' derseniz dünya barışı olmaz.

Nayyar 26 yaşındayken Jim Parsons, Kaley Cuoco, Simon Helberg ve Johnny Galecki'yle birlikte The Big Bang Theory'nin kadrosuna alındığında üne kavuştu. Dizinin muazzam bir başarıya ulaşmasıyla Nayyar, sonraki sezonlarda bölüm başına 1 milyon dolar kazanmaya başladı.

Nayyar'ın servet hakkındaki yorumlarının yayımlanmasından sadece bir ay önce Fortune, aktörün net değerinin 45 milyon dolar olduğunu bildirmişti. Yine de Nayyar, yaşam tarzının çoğu insandan epey farklı olduğunu kabul ediyor.

Ocak ayında dergiye verdiği röportajda Nayyar "Benim düzenli bir 9-5 işim yok, bu yüzden durum farklı. Çekim yaparken, programımın kölesi oluyorum" demişti. 

O günler, 6 saatlik molalarla 16 saatlik günlere dönüşebiliyor.

Bu stresli günlerde sakinleşmek için kendi kendine tek bir sözü tekrarlıyormuş:

Teslim ol.

Oyuncu "Bazen kendimi gerçekten bir şeye kafamı vururken bulursam ve her şeyin ters gittiği günlerden biriyse, kendime teslim olmam gerektiğini söylüyorum" diye açıklamıştı. 

Nefes al. Bir ara ver. Ne olacağını görelim.

Independent Türkçe


Camda veri depolama icat edildi: İnsanlık için dönüm noktası mı?

Üzerinde Microsoft Flight Simulator harita verilerinin kopyası bulunan, yazılı bir cam parçası (Microsoft Research)
Üzerinde Microsoft Flight Simulator harita verilerinin kopyası bulunan, yazılı bir cam parçası (Microsoft Research)
TT

Camda veri depolama icat edildi: İnsanlık için dönüm noktası mı?

Üzerinde Microsoft Flight Simulator harita verilerinin kopyası bulunan, yazılı bir cam parçası (Microsoft Research)
Üzerinde Microsoft Flight Simulator harita verilerinin kopyası bulunan, yazılı bir cam parçası (Microsoft Research)

Yeni bir depolama türü icat eden bilim insanları, bunun insanlık tarihinin seyrini değiştirebileceğini öne sürüyor.

Bu sistem, bilgiyi kodlamak için lazerle modifiye edilmiş cam kullanıyor. Bilim insanları bu bilginin 10 bin yıldan fazla süreyle saklanabileceğini söylüyor.

Dünya, hiç olmadığı kadar çok bilgi üretiyor. Ancak bu bilgiyi depolamak zor: Örneğin, bilgisayarlarımızın içindeki sabit diskler nispeten hızlı bir şekilde bozuluyor ve bu da ürettiğimiz çok büyük miktardaki bilginin yakında kaybolabileceği korkusuna yol açıyor.

Araştırmacılar geçmişte, bu bilgiyi camda depolamanın gelecekteki medeniyet için onu korumanın faydalı bir yolu olabileceğini öne sürmüştü. Ancak şimdiye kadar bu verileri gerçekten yazmak veya geri getirmek imkansızdı.

Şimdiyse Microsoft'tan Project Silica adlı ekipte çalışan bilim insanları, özel bir lazer kullanarak bunu yapmanın yolunu bulduklarını söylüyor. Lazer, voksel adı verilen üç boyutlu pikselleri cama kodlayabiliyor ve bunu bilgiyi depolamak için kullanabiliyor.

12 santimetre karelik, 2 milimetre derinliğindeki tek bir cam parçasında 4,84 terabayt veri depolanabiliyor. Bu, yaklaşık iki milyon kitaba veya 4K çözünürlükte 5 bin filme eşdeğer.

Deneyler, 290 derece Celsius'ta saklandığında 10 bin yıla kadar dayanabileceğini gösteriyor. Bilim insanları bunun oda sıcaklığında daha da uzun süre dayanabileceği anlamına geldiğini söylüyor.

Ancak mekanik stres veya kimyasallarla aşındırılma nedeniyle hasar görebileceğini, bunun da malzemeyi ve üzerinde depolanan verileri bozacağını belirtiyorlar.

Araştırmaya dahil olmayan bilim insanları bu keşfin, önceki depolama tekniklerine benzer şekilde insanlığın gidişatını değiştirebileceğini öne sürdü.

Araştırmacılar Feng Chen ve Bo Wu, çalışmaya eşlik eden bir makalede, "[Silika] büyük ölçekte uygulandığında, kehanet kemikleri, ortaçağ parşömenleri veya modern sabit disk gibi bilgi depolama tarihinde dönüm noktası olabilir" diye yazdı.

Bir gün tek bir cam parçası, insan kültürünün ve bilgisinin meşalesini binlerce yıl boyunca taşıyabilir.

Bu çalışma, Nature adlı akademik dergide yayımlanan "Laser writing in glass for dense, fast and efficient archival data storage" (Yoğun, hızlı ve verimli arşiv verisi depolama için cama lazerle yazma) başlıklı makalede anlatıldı.

Independent Türkçe


Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
TT

Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)

Yeni bir ankete göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci First Lady'si seçildi ancak en sevilmeyen First Lady unvanını Trump'ın rakibi Hillary Clinton aldı.

YouGov'a göre bu ay 2 bin 255 ABD vatandaşından son 11 First Lady'yi "Mükemmel"den "Kötü"ye uzanan bir ölçekte sıralamaları istendi.

Yüzde 36'sı Melania'yı "kötü", yüzde 10'u da "ortalama altı" olarak değerlendirdi. Ankete katılanların yaklaşık yüzde 18'i Melania'yı "mükemmel", yüzde 12'si de "ortalama üstü" notu verdi. Böylece net onay oranı -16 çıktı.

Melania'dan daha düşük sırada yer alan tek First Lady, 2016 başkanlık seçimini Donald Trump'a kaybeden Hillary Clinton'dı. Ankete katılanların yüzde 33'ü onu "kötü", yüzde 11'i de "ortalama altı" diye değerlendirdi ve net onay oranı -17 oldu.

Öte yandan en popüler First Lady'ler sırasıyla +56, +32 ve +25 net puanla Jackie Kennedy, Rosalynn Carter ve Nancy Reagan'dı.

Michelle Obama da katılımcılar arasında favori olarak öne çıktı; yüzde 33'ü onu "mükemmel", yüzde 12'si ise "ortalama üstü" olarak değerlendirdi ve bu da ona +21 net onay puanı kazandırdı. Yaklaşık yüzde 22'si onu "kötü" buldu.

Ortalama olarak son 11 First Lady'nin çoğu, eşlerinden daha yüksek net puanlar aldı.

Hillary Clinton, -3 net puanlı eşinden önemli ölçüde daha düşük olan tek First Lady'ydi.

Birçok başkan ve First Lady benzer puanlar aldı; Jacqueline Kennedy Onassis ve John F. Kennedy (+56'ya karşı +61), Nancy ve Ronald Reagan (+25'e karşı +22), Michelle ve Barack Obama (+21'e karşı +15) bunlardan bazıları.

Melania ve Donald Trump da benzer ancak olumsuz puanlar aldı (-16'ya karşı -20).

Anket ayrıca, katılımcıların yüzde 48'inin Donald Trump'ı "kötü" bulduğunu, yüzde 6'sının ise "ortalama altı" olarak değerlendirdiğini ortaya koydu. Trump, YouGov'un katılımcılara sorduğu 20 başkan arasında en düşük puanı aldı. Katılımcıların yaklaşık yüzde 19'u 45 ve 47. başkanı "olağanüstü" olarak değerlendirdi.

Trump'tan sonra, selefi Joe Biden, katılımcıların yüzde 38'inin "kötü", yüzde 12'sinin ise "ortalama altı" şeklinde değerlendirdiği en az popüler eski başkan oldu. Sadece yüzde 7'si Biden'ı "mükemmel" olarak değerlendirdi.

Ankete göre, "First Lady'ler hakkındaki genel görüşler, eşleri hakkındaki görüşlere benzer şekilde siyasi olarak kutuplaşmış durumda".

Anket, tartışmalı belgeseli Melania'nın gösterime girmesiyle birlikte Melania Trump hakkında kamuoyunun ne düşündüğüne dair fikir veriyor. Belgeselin ilk hafta sonu 7 milyon dolar kazandığı bildirilse de bilet satışları ikinci haftada düşerek sadece 2,4 milyon dolar getirdi.

Amazon, belgeselin haklarını satın almak için 40 milyon, tanıtımı içinse 35 milyon dolar daha harcamıştı.

Independent Türkçe