ABD’nin Sudan’ı demokrasiye yönlendirme çabaları savaşla sonuçlandı

İç savaş, Suriye, Yemen ve Libya’daki çatışmaları ‘küçük bir tiyatro’ gibi gösterecek.

Hartum’daki göstericiler, ordunun Ekim 2021’de sivil hükümet üyelerini tutuklamasına tepki gösterdi. (AFP)
Hartum’daki göstericiler, ordunun Ekim 2021’de sivil hükümet üyelerini tutuklamasına tepki gösterdi. (AFP)
TT

ABD’nin Sudan’ı demokrasiye yönlendirme çabaları savaşla sonuçlandı

Hartum’daki göstericiler, ordunun Ekim 2021’de sivil hükümet üyelerini tutuklamasına tepki gösterdi. (AFP)
Hartum’daki göstericiler, ordunun Ekim 2021’de sivil hükümet üyelerini tutuklamasına tepki gösterdi. (AFP)

ABD Başkanı Joe Biden yönetimi yetkililerinin ve ortaklarının Sudan’da savaşan iki generalin niyetleri konusunda saf tuttukları ve sivil liderleri yetkilendirmede başarısız oldukları öne sürülüyor.

ABD’li diplomatlar henüz birkaç hafta önce, Sudan’ın askeri diktatörlükten tam demokrasiye geçişini güçlendirecek ve böylece 2019’da ülkede patlak veren devrimin hedefine ulaşacak tarihi bir anlaşma imzalamak üzere olduğuna inanıyorlardı.

Sudan, Başkan Biden’ın dış politikalarının ana hedefi için önemli bir teste dönüştü. Bu politika, Biden’ın yozlaşmış liderleri zayıflatacağına inandığı, dünya genelinde demokrasilerin güçlendirilmesiyle ilgiliydi. Ayrıca ülkelerin daha güçlü bir şekilde ayağa kalkmasını ve Çin, Rusya ve diğer otoriter güçlerin etkisine karşı koymasını sağlayacaktı.

Ancak 23 Nisan’da Sudan’da gerçekleştirilen müzakerelere katılan ABD’li diplomatların, kendilerini bir anda büyükelçiliklerini kapatırken buldukları görüldü. Şarku’l Avsat’ın The New York Times’tan aktardığı habere göre ayrıca aynı diplomatlar, ülke potansiyel bir iç savaşa doğru kayarken, Hartum’dan helikopterlerle gizli gece uçuşlarıyla ülkeden kaçıyorlar.

Bugün, en az 528 kişinin ölümüne ve 330 binden fazla kişinin yerinden edilmesine neden olan çatışmanın ortasında yabancı hükümetler sivilleri tahliye ederken, Biden yönetimi yetkilileri ve ortakları, savaşan iki generali kırılgan bir ateşkese uymaya ve düşmanlıkları durdurmaya zorlamak için mücadele ediyor.

Hatta gerçek ölü sayısının Sudan hükümetinin açıkladığı rakamların çok üzerinde olduğu ise neredeyse kesin.

Savaşan iki generalle çalışmak

Krizin merkezinde, ‘uzun bir askeri yönetim geçmişine sahip bir ülkede demokrasiyi kurmanın ne kadar zor olduğu ve demokrasiye sözde bağlılık gösteren ama asla dediklerini yapmayan güçlü adamlarla müzakerelere girmenin tehlikeleri’ üzerine ABD’nin yanlış hesap yapıp yapmadığıyla ilgili acil bir soru var.

Duruma tepki gösterenler, Biden yönetiminin sivil liderleri güçlendirmek yerine savaşan iki generalle; (Sudan ordu komutanı General Abdulfettah el-Burhan ve paramiliter bir grubun lideri olan General Muhammed Hamdan (Daklu) ile çalışmayı öncelik haline getirdiğini savunuyor.

Bu bağlamda devrik Sudan Başbakanı Abdullah Hamduk’un danışmanı Amjad Ferid et-Tayyib, üst düzey ABD’li diplomatların ‘iki generali şımartma, onların mantıksız taleplerini kabul etme ve onlara normal siyasi oyuncular gibi davranma hatasına düştüklerine’ inandığını dile getirdi. Danışmana göre bu, nüfuz arzularını ve içinde yaşadıkları meşruiyet yanılsamasını körükledi.

Bazı analistler, ABD’li yetkililerin Biden’ın demokrasiyi teşvik etmeye yönelik küresel çabalarına net bir yaklaşım gösterip göstermediğini sorguluyor.

İktidar boşluğu ve oyuncular

Aslında Sudan’daki şiddet, tam da Biden’in yardımcılarının kaçınmayı umduğu türden bir iktidar boşluğu yaratıyor. Mevcut ve eski ABD’li yetkililere göre Wagner Grubu’na bağlı Rus paralı askerler, bu boşluğu doldurmaya çalışan oyuncular arasında yer alıyor.

Bununla ilgili olarak sivil yönetimin kurulması için müzakereler üzerine çalışan ABD’nin Afrika Boynuzu Özel Temsilcisi Jeffrey D. Feltman, “Bu çatışma devam ederse, yabancılar arasında ‘Bu adamlar ölümüne savaşacaklarsa, katılsak iyi olur. Çünkü bu adamın veya bu takımın kazanmasını tercih ederiz’ yönünde büyük bir teşvik ortaya çıkacak” dedi.

Feltman açıklamasının devamında “Ateşkese ulaşılmazsa, bu sadece 48 milyon insanın sefaletine neden olmakla kalmayacak, aynı zamanda dış güçlerin doğrudan müdahale yoluyla çatışmayı alevlendirme eğilimi de artacaktır” ifadelerini kulandı.

Diğer yandan Hamduk, Sudan’daki iç savaşın Suriye, Yemen ve Libya’daki çatışmaları ‘küçük bir tiyatro’ gibi göstereceğini söyledi.

Dışişleri Bakanlığı ve Beyaz Saray, konuyla ilgili yorum yapmaktan kaçındı.

Beyaz Saray’ın geçtiğimiz ağustos ayında bir stratejik belge yayınladı. Belgede, ABD’nin, demokrasinin somut faydalar sağladığını açıkça ortaya koyarak, ‘dış devletlerin ve devlet dışı grupların olumsuz etkisini azaltmaya, maliyetli müdahalelere olan ihtiyacı sınırlandırmaya ve Afrikalıların kendi geleceklerini şekillendirmelerine’ yardımcı olabileceği iddia ediliyor.

ABD’nin ‘Sudan’ın potansiyel olarak tiranlığa dönüşünü engelleme’ çabası, ülkenin geniş çapta soykırım ve (1990’larda Sudan’da yaklaşık beş yıl geçiren Usame bin Ladin de dahil) teröristler için güvenli bir sığınak olarak tanındığı onlarca yıldan sonra pek olası görünmüyor. 1998 yılında Başkan Bill Clinton, Hartum’daki bir kimyasal tesise füze saldırısı emri verdi. Clinton, El-Kaide’nin bu tesisi kimyasal silahlar yapmak için kullandığını söylemişti, ancak istihbarat teşkilatları daha sonra bu iddiadan şüphe duyduklarını dile getirdi.

Trump ve yeni demokrasi

Ekim 2020’de, yani devrimden 1 yıl sonra Başkan Donald Trump, İsrail ile ilişkilerini normalleştirmesinin ardından Sudan’ın ismini ‘terörü destekleyen ülkeler’ arasından kaldıracağını açıkladı.

Trump, “Bugün büyük Sudan halkı iktidarda ve yeni bir demokrasi inşa ediliyor” demişti. 2019 yılında (30 yıl boyunca ülkeyi yöneten) Devlet Başkanı Ömer El Beşir’in devrilmesiyle sonuçlanan gösterilerde ifade edilen arzular göz önüne alındığında, Feltman ve mevcut ve eski ABD’li yetkililer ise demokrasiye desteğin, ABD’nin Sudan’a yönelik politikasının mihenk taşı olarak kalması gerektiğini söylediler. Bugün, Kongre’deki liderler, Biden’a ve Birleşmiş Milletler’e (BM) Sudan’a özel temsilciler atamaları çağrısında bulunuyor.

Sudan’daki başarısızlıklar, Kuzey Afrika’daki diğer demokratik hayal kırıklıklarını takip ediyor.

Beşir’in dört yıl önce devrilmesi nedeniyle Sudanlılar kutlama yapmışlardı. Zira diğer bölgelerindeki başarısızlıklarına rağmen demokrasinin ülkede kök salacağını umuyorlardı. Birkaç ay süren askeri konsey yönetiminden sonra Sudan’daki askeri ve sivil liderler, bir ekonomist olan Hamduk’un başkanlığında geçici bir hükümetin kurulmasını sağlayan bir güç paylaşımı anlaşması imzaladılar. Plan, seçimlerin üç yıl sonra yapılmasını öngörüyordu.

Bununla birlikte geçiş dönemini yönetmeye yardımcı olması için bir meclis oluşturuldu ama aslında durum, ‘incir yaprağı’ olmaya yaklaşmıştı. ABD’nin eski Güney Sudan Büyükelçisi ve Michigan’da profesör olan Susan D. Page’in çalıştığı fakültenin internet sitesindeki bir yayınına göre meclis, sivil unsurlardan daha fazla askeri unsur içeriyordu.

Bu yıl gerçekleşen müzakerelerde bile devam eden bir sorun olarak, önemli sivil şahsiyetler dışlanmıştı.

Ekim 2021’deki askeri darbenin ardından ABD, Sudan hükümetine yapılan 700 milyon dolarlık doğrudan yardımı dondurdu ve borçları erteleme eylemini askıya aldı. Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu da 50 milyarlık borcu iptal etme planları ile 6 milyar dolarlık acil yardımı dondurdu. Aynı şekilde Afrika Kalkınma Bankası da dahil olmak üzere diğer hükümetler ve kurumlar da benzer adımlar attı.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price, o dönemde ordu geçiş hükümetini yeniden kurmadığı takdirde Sudan hükümetiyle ‘tüm ilişkilerin’ yeniden değerlendirilebileceğini söyledi.

Engelsiz darbe

Eski bir üst düzey ABD yetkilisine göre Ekim ayında darbe söylentileri yayılırken bile ABD’li yetkililer, General Hamdan’ı iktidarı ele geçirmesi halinde ‘belirli sonuçlarla’ karşılaşacağı konusunda uyardı. Ancak darbeden sonra, Dışişleri Bakanlığı’nın Afrika siyasetiyle ilgili üst düzey yetkilisi Molly Phee, ABD’li diplomatları generallerle mücadele etmek yerine onlarla birlikte çalışmaya yönlendirdi.

ABD’li yetkili, General Hamdan’a karşı önerilen yaptırımları kısıtlamayı reddetti. Ancak, yaptırımların büyük ölçüde kişisel servetini hedef aldığını söyledi.

ABD, darbeden sonra ve hatta geçen yıl Rusya’nın Ukrayna’ya düzenlediği saldırının ilk gününde Kremlin’deki üst düzey yetkilileri memnun etmek için Moskova’yı ziyaret etmesinden sonra bile General Hamdan’a yaptırım uygulamadı.

Generallerin cezalandırılması yönündeki baskı Kongre'nin önde gelen üyelerinden geldi. Senato Dış İlişkiler Komitesi’nin Afrika İşleri Alt Komitesi üyesi Delaware eyaletinden Demokrat Senatör Chris Coons, Şubat 2022’de Foreign Policy dergisinde yayınlanan bir makaleye göre Biden yönetiminin ‘darbeci liderlere ve ağlarına karşı ‘pençelerini zayıflatmak için’ kapsamlı bir dizi yaptırım uygulanması gerektiğini belirtti.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile Kasım 2021’de Doğu Afrika’ya yaptıkları bir gezi sırasında gazetecilere konuşan üst düzey bir Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, generallerin iktidarı yeniden sivillerle paylaşmaya istekli olduklarını belirttiklerini söyledi. Müzakereler hakkında konuştuğu için isminin gizli kalmasını isteyen yetkili, yardımların kesilmesinin generaller üzerinde baskı kurmaya yetmeyebileceğini söylerken, “Bu nedenle yönetim, diğer şeylerin yanı sıra, onların onurlu kişisel miraslarıyla duygularına başvurdu” dedi.

Sudan’a ardı ardına gönderilen ABD başkanlık elçilerinin başkanı olarak görev yapan Cameron Hudson, bu yaklaşımı bir hata olarak nitelendirdi.

Hudson şu açıklamayı yaptı:

“Bu generallerin kendilerine anlattıklarına çok fazla inanıyorlar. Bu adamlar, Beşir devrildikten sonra sivil yönetimi kabul ettiklerinden beri bize duymak istediklerimizi söylüyorlar. Dışişleri Bakanlığı’nda çığır açan bir anlaşmanın eşiğinde olduğumuza dair büyük bir güven vardı.”

Generallerle pazarlık ve Hamduk’un hayal kırıklığı

Hudson, Washington’ın darbeden sonra generallerle pazarlık etme isteğinin onları meşrulaştırma etkisi yarattığını dile getirdi.

Cameron Hudson, darbeden önce ABD’nin Hamduk’u yüzüstü bıraktığını ve kısmen sivil yönetimin faydalarını göstermek amacıyla bürokratik ataletin ekonomik yardımın dağıtımını yavaşlattığını dile getirdi.

Bu durum ise Hamduk’u fazlasıyla savunmasız bıraktı.

Darbe, Feltman’a ihanete uğramış gibi hissettirdi. Öyle ki generallerin, Hamduk’u tutuklamadan birkaç saat önce, iktidarı ele geçirmeyeceklerine dair kendisine bizzat güvence verdiklerini savundu.

Ancak ABD onlara yaptırım uygulamış olsa bile bunun pek bir fark yaratacağından emin olmadığını söyleyen Feltman, “İki general, bu savaşı bir varoluş savaşı olarak görüyor. Eğer bir varoluş savaşı içindeyseniz yaptırımlardan rahatsız olabilirsiniz. Ancak bu onların birbirlerinin peşine düşmesini engellemez” dedi.

Darbeden sonraki ilk atılım, Aralık 2022’de BM, Afrika Birliği ve bölgesel bir bloğun Sudan’ı birkaç ay içinde sivil yönetime geçirmek için bir anlaşmaya varmasıyla geldi. 

Ancak özellikle de ‘General Hamdan liderliğindeki Hızlı Destek Kuvvetleri’nin düzenli orduya ne kadar çabuk entegre edileceği ve kimin sivil devlet başkanına rapor vereceği’ hususlarında olmak üzere halen çözülmesi gereken çok büyük sorunlar vardı. Bu anlaşmazlıklar arasında köprü kurma işi büyük ölçüde Sudan’daki baskın yabancı güçler olan ABD, İngiltere, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) düştü.

Ancak müzakereler ilerledikçe iki general arasındaki uçurum büyüdü. Her iki kamptan askeri takviye Hartum’a girmeye başladı.

Amerikalı ve İngiliz diplomatlar mart ayı sonlarında, generallere aralarındaki en büyük anlaşmazlıkları daha geniş bir şekilde çözmeyi amaçlayan teklifler sundu. Ancak daha ziyade plan, gerginliği tırmandırıyormuş gibi görünüyordu.

Haftalar sonra 12 Nisan’da General Hamdan’ın kuvvetleri, yıllarca süren diplomasinin savaşla sonuçlandığının ilk alenen işareti olarak, Hartum’un 200 mil kuzeyindeki bir hava üssünün kontrolünü ele geçirdi. Üç gün sonra ise çatışmalar patlak verdi.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından The New York Times’tan çevrildi.



Trump’ın sinyalini beklerken savaş bulutları toplanıyor

ABD uçak gemisi Abraham Lincoln ve ona bağlı taarruz grubu Arap Denizi'nde (Reuters)
ABD uçak gemisi Abraham Lincoln ve ona bağlı taarruz grubu Arap Denizi'nde (Reuters)
TT

Trump’ın sinyalini beklerken savaş bulutları toplanıyor

ABD uçak gemisi Abraham Lincoln ve ona bağlı taarruz grubu Arap Denizi'nde (Reuters)
ABD uçak gemisi Abraham Lincoln ve ona bağlı taarruz grubu Arap Denizi'nde (Reuters)

Bölgede askeri yığılma devam ederken, ABD'nin İran'a karşı bir saldırı başlatıp başlatmayacağı beklentisiyle savaş havası hakim.

ABD Başkanı Donald Trump dün yaptığı açıklamada, Tahran ile ciddi bir anlaşmaya varılması gerektiğini belirterek, görüşmelerin iyi ilerlediğini kaydetti. Ancak "başarısızlık durumunda ciddi sonuçlar doğuracağı" uyarısında bulundu ve durumun önümüzdeki 10 gün içinde netleşmesini beklediğini ifade etti.

Şarku’l Avsat’ın sahadan aldığı bilgilere göre, ABD kaynakları ordunun cumartesi gününden itibaren olası saldırılara hazır olduğunu, ancak nihai kararın ABD medyasına göre "Beyaz Saray içinde siyasi ve askeri inceleme altında" olduğunu bildirdi.

Bu arada Tahran, uranyum zenginleştirme hakkının olduğunu vurgulayarak savaş istemediğini, ancak aşağılanmayı da kabul etmeyeceğini belirtti ve Hürmüz Boğazı'ndaki gücünü sergiledi.

İsrail ise İran destekli grupların, örneğin Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husi milislerinin, herhangi bir çatışmaya karışmaları durumunda, onlara karşı saldırılar düzenlemeyi planlıyor. Tel Aviv, bu grupları herhangi bir saldırıya karşı uyardı ve "büyük ve benzeri görülmemiş bir yanıt" vereceğini belirtti. İsrail Başbakanı Biyamin Netanyahu, ülkesinin "İran'a hayal edilemeyecek bir yanıt vereceğini" ifade etti.


Barış Konseyi, Gazze için milyarlarca dolarlık taahhütlerle kuruldu

ABD Başkanı Donald Trump'ın, dün Washington'da düzenlenen "Barış Konseyi"nin açılış toplantısına katılan ülkelerin liderleri ve temsilcileriyle birlikte, (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump'ın, dün Washington'da düzenlenen "Barış Konseyi"nin açılış toplantısına katılan ülkelerin liderleri ve temsilcileriyle birlikte, (AFP)
TT

Barış Konseyi, Gazze için milyarlarca dolarlık taahhütlerle kuruldu

ABD Başkanı Donald Trump'ın, dün Washington'da düzenlenen "Barış Konseyi"nin açılış toplantısına katılan ülkelerin liderleri ve temsilcileriyle birlikte, (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump'ın, dün Washington'da düzenlenen "Barış Konseyi"nin açılış toplantısına katılan ülkelerin liderleri ve temsilcileriyle birlikte, (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, dün Washington'da 40'tan fazla ülkenin temsilcileri ve 12 ülkenin gözlemcilerinin katılımıyla "Barış Konseyi"ni kurdu. Konseyin odak noktası, İsrail savaşıyla harap olan Gazze Şeridi'nin yeniden inşası ve orada uluslararası bir istikrar gücünün oluşturulmasıydı.

Trump, ABD'nin Konseye 10 milyar dolar bağışlayacağını açıkladı, ancak fonların nasıl harcanacağına dair bir açıklama yapmadı. Suudi Arabistan, Kazakistan, Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri, Fas, Bahreyn, Katar, Özbekistan ve Kuveyt gibi ülkelerin Gazze yardım paketine 7 milyar dolardan fazla katkıda bulunduğunu, bunun Gazze Şeridi'nin yeniden inşası için gereken tahmini 70 milyar doların küçük bir kısmı olduğunu ifade etti.

Trump, Hamas'ın silahsızlandırılmasının önemini vurgulayarak, hareketin söz verdiği gibi silahlarını teslim edeceğini, aksi takdirde "şiddetli bir karşılık" verileceği uyarısında bulundu. "Dünya şu anda Hamas'ı bekliyor ve şu anda önümüzdeki tek engel o" dedi.

Yeni kurulan Uluslararası İstikrar Gücü'nün komutanı General Jasper Jeffers ise Endonezya, Fas, Kazakistan, Kosova ve Arnavutluk'un bu çabaya katılmak üzere asker gönderme sözü verdiğini açıkladı. Ayrıca, Gazze Şeridi'ne komşu olan Mısır ve Ürdün de polis ve güvenlik güçlerini eğitmeyi kabul etti.


Filistin Sağlık Bakanlığı: İsrailli bir yerleşimci Batı Şeria’da ABD vatandaşı Filistinli genci öldürdü

İşgal altındaki Batı Şeria’nın Ramallah kenti yakınlarında bulunan Mihmas köyünde İsrailli bir yerleşimci tarafından öldürülen ABD vatandaşı Filistinli gencin yakınları (Reuters)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın Ramallah kenti yakınlarında bulunan Mihmas köyünde İsrailli bir yerleşimci tarafından öldürülen ABD vatandaşı Filistinli gencin yakınları (Reuters)
TT

Filistin Sağlık Bakanlığı: İsrailli bir yerleşimci Batı Şeria’da ABD vatandaşı Filistinli genci öldürdü

İşgal altındaki Batı Şeria’nın Ramallah kenti yakınlarında bulunan Mihmas köyünde İsrailli bir yerleşimci tarafından öldürülen ABD vatandaşı Filistinli gencin yakınları (Reuters)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın Ramallah kenti yakınlarında bulunan Mihmas köyünde İsrailli bir yerleşimci tarafından öldürülen ABD vatandaşı Filistinli gencin yakınları (Reuters)

Filistin Sağlık Bakanlığı, 19 yaşındaki ABD vatandaşı Filistinli Nasrallah Muhammed Cemal Ebu Siyam’ın, çarşamba gecesi Batı Şeria’da bir İsrailli yerleşimcinin açtığı ateş sonucu ağır yaralandıktan sonra hayatını kaybettiğini açıkladı.

Bakanlık, Ebu Siyam’ın çarşamba günü işgal altındaki Batı Şeria’da, Ramallah yakınlarında bulunan Mihmas köyünde vurulduğunu bildirdi.

Reuters’a konuşan ABD Büyükelçiliği’nden bir yetkili ise şiddeti kınayarak, “ABD Dışişleri Bakanlığı için yurt dışındaki Amerikan vatandaşlarının güvenliği ve emniyetinden daha yüksek bir öncelik yoktur” ifadesini kullandı.

rgtbrgt
İşgal altındaki Batı Şeria’nın Ramallah kenti yakınlarında bulunan Mihmas köyünde İsrailli bir yerleşimci tarafından öldürülen ABD vatandaşı Filistinli gencin yakınları, cenaze töreninde gözyaşlarına boğuldu. (AFP)

İsrail güvenlik güçlerinin olası misillemesinden çekindiği için isminin açıklanmasını istemeyen Ebu Siyam’ın bir yakını, yerleşimcilerin köye koyun çalmak amacıyla baskın düzenlediğini öne sürdü.

Aralarında Ebu Siyam’ın da bulunduğu köylülerin hırsızlığı engellemeye çalıştığını, bunun üzerine yerleşimcilerin ateş açtığını ve Ebu Siyam ile birlikte bazı kişilerin yaralandığını söyledi.

Filistin resmi haber ajansı WAFA ise saldırılarda 5 kişinin yaralandığını, bunlardan 3’ünün -Ebu Siyam dahil- kurşunla yaralandığını bildirdi. Ajans, diğer yaralılara ilişkin ayrıntı paylaşmadı. Reuters’ın olayla ilgili yorum talebine İsrail ordusu tarafından henüz yanıt verilmedi.

dcfgt
İşgal altındaki Batı Şeria’nın Ramallah kenti yakınlarında bulunan Mihmas köyünde İsrailli bir yerleşimci tarafından öldürülen ABD vatandaşı Filistinli gencin yakınları, cenaze töreninin ardından yas tutuyor. (Reuters)

Gazze Şeridi’nde Ekim 2023’te başlayan savaşın ardından Batı Şeria’da İsrailli yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik şiddet eylemleri belirgin biçimde arttı. Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre, 2026 yılında yerleşimci saldırıları nedeniyle yaklaşık 700 kişi yerinden edildi.

Uluslararası kuruluş, 2026’da Batı Şeria’da 9 Filistinlinin öldürüldüğünü, 2025 yılında ise bu sayının 240’ı aştığını bildirdi. Verilere göre 2025 yılında Batı Şeria’da iki İsrailli öldü.

İsrail, yerleşimci şiddetiyle ilgili nadiren iddianame düzenliyor. İsrailli izleme kuruluşu Yesh Din, 2025 yılı sonunda yaptığı açıklamada, 7 Ekim 2023’ten bu yana belgeledikleri yüzlerce yerleşimci şiddeti vakasının yalnızca yüzde 2’sinde dava açıldığını duyurdu.

Son iki yılda Batı Şeria’da, aralarında aktivist Ayşenur Ezgi Eygi’nin de bulunduğu bazı ABD vatandaşları, İsrail güçleri ya da yerleşimciler tarafından öldürüldü.