Gannuşi ailesi Afrika İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuruyor

Raşid Gannuşi'nin ailesi, tutukluluğun devamı nedeniyle Tunus'taki yetkililer hakkında Afrika İnsan ve Halkların Hakları Mahkemesi'ne şikayette bulunacak

Nahda hareketinin tutuklanan lideri Raşid Gannuşi (EPA)
Nahda hareketinin tutuklanan lideri Raşid Gannuşi (EPA)
TT

Gannuşi ailesi Afrika İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuruyor

Nahda hareketinin tutuklanan lideri Raşid Gannuşi (EPA)
Nahda hareketinin tutuklanan lideri Raşid Gannuşi (EPA)

İslamcı Nahda Hareketi lideri ve Tunus Parlamentosu’nun görevden alınan Başkanı Raşid Gannuşi'nin ailesi, Gannuşi’nin tutukluluğunun devam etmesi nedeniyle Tunus'taki yetkililer hakkında Afrika İnsan ve Halkların Hakları Mahkemesi'ne şikayette bulunacağını açıkladı.

Gannuşi'nin Basın Danışmanı Mahir el-Mezyub, DPA’ya verdiği demeçte Gannuşi ailesinin Tanzanya'nın Arusha kentindeki mahkeme merkezine sunmak üzere şikayetin usule ilişkin tüm yönlerini tamamladığını söyledi. DPA tarafından elde edilen bildiriye göre, dava ciddi suçlar ve Kays Said'in işlediği ciddi ihlaller, onunla ilişkisi olan herkesin Afrika İnsan Hakları Şartı'nı, Tunus Cumhuriyeti tarafından onaylanan tüm bölgesel ve uluslararası insan hakları sözleşmelerini ve anlaşmalarını ihlal etmesine karşı şikayet içeriyor.

Görsel kaldırıldı.
Cumhurbaşkanı tarafından muhaliflerin susturulmasını kınamak için düzenlenen önceki protestolardan bir kare (DPA)

Uluslararası Avukat Rodney Dixon, Gannuşi ailesinin talimatıyla davanın sunulmasından sorumlu olacak. Tunus, Afrika İnsan Hakları Mahkemesi üyesi. Cumhurbaşkanı Said'in 25 Temmuz 2021'deki olağanüstü tedbirlerini duyurmasının ardından Mahkeme bu tedbirleri iptal etmişti. Şarku’l Avsat’ın DPA’dan aktardığı habere göre Nahda lideri Raşid Gannuşi'nin kızı Sümeyye Gannuşi, ‘siyasi tutukluların’ ailelerinin serbest bırakılmalarını ve haklarının ihlal edilmesinin sonlandırılmasını talep ettiklerini belirtti. Ayrıca, Nahda Hareketi destekçilerinin, 2022 yılı Ocak ayında Cumhurbaşkanı Said'e karşı sokakta düzenlenen protestolar sırasında hayatını kaybeden aktivist Rida Bouziane'nin öldürülmesi hakkında bağımsız bir soruşturmayla ilgili talepleri olduğunu ifade etti. Yaklaşık 30 tutuklu, uydurma ve tuzak davalarla, insan hakları ve uluslararası hukukun temel prensiplerini ihlal eden prosedürlerle’ karşı karşıya olduklarını belirtti.

Gannuşi’nin kızı, Twitter hesabında Afrika Mahkemesi binası önünde çekilmiş bir fotoğrafını paylaşarak şu ifadelere yer verdi: “Bugün Kevser ve Avukat Rodney Dixon ile Tunus'ta siyasi tutukluların serbest bırakılması için acil geçici tedbir talebinde bulunmak üzere Arusha'dayım.” Aile, iki ayı aşkın süredir cezaevinde bulunan Gannuşi’nin sağlık sorunlarıyla karşı karşıya olduğunu söylüyor. 81 yaşındaki Gannuşi  ve diğer muhalif siyasetçiler, provokasyon, devlet güvenliğine karşı komplo, terör şüphesi ve şüpheli fon alma ile ilgili davalarda soruşturuluyor. Muhalefet suçlamaların ‘uydurma’ olduğunu söylüyor ve Başkan Said'i yargı yoluyla rakiplerini taciz etmekle suçluyor.

Görsel kaldırıldı.
Nahda destekçilerinin hükümet karşıtı eski bir gösterisinden (EPA)

Tunus'taki birçok siyasi taraf, Afrika Mahkemesi'nden lehlerine çıkacak herhangi bir kararın, özellikle ABD, Avrupa Birliği ve Birleşik Krallık gibi uluslararası aktörleri, özellikle Cumhurbaşkanı Said'i ve bazı bakanları ‘insan hakları ihlallerine karışmakla’ suçlayarak yaptırımlar uygulamaya teşvik edeceğine güveniyor. Bu, Tunus yetkililerinin, geçtiğimiz Şubat ayından bu yana siyasi aktivistlere yönelik verilen hükümlere siyasi nitelik kazandırmayı reddetmesi ve suçlamaları ‘genel kamu davaları’ kategorisi altında değerlendirmesinden sonra gerçekleşti.

Devlet güvenliğine karşı komplo suçlamasıyla verilen hükümler, aralarında eski bakanların da bulunduğu Eski Adalet Bakanı Nurredin Bhayr, Eski Başbakan ve İçişleri Bakanı Ali el-Arid, Eski Tarım Bakanı Muhammed bin Salim ve Eski Demokratik Akım Partisi Başkanı Gazi eş-Şavuşi gibi muhalif siyasi figürleri kapsıyor. Ayrıca, siyasi aktivistler ve Ulusal Kurtuluş Cephesi'ne bağlı muhalefet figürlerinden bir grup da bu davalar kapsamına giriyor.

Nahda Hareketi'nden kaynaklar, Tunus yargısının Gannuşi'yi çoğu terörizm, devlet güvenliğine karşı komplo ve iç savaşa kışkırtma ile ilgili dokuz davada soruşturduğunu belirtti.

Gannuşi ve diğer beş mahkumun avukatı Rodney Dixon AFP'ye yaptığı açıklamada, “Tunus'ta davalarını savunmaya çalışıyorlar ama bütün kapılar kapalı” dedi. Ailelerin cezaevi operasyonlarının Afrika İnsan Hakları Şartı'na aykırı olduğunu kanıtlamak için yargıya başvurmak ve yakınlarının tahliye edilmesini istediklerini sözlerine ekledi.

Dixon, "Orada (Tunus) sistemde adalet yok ve bu yüzden Afrika Mahkemesi'ne gitmek zorundalar. Tutuklular avukatlara düzenli erişime sahip değil ve yeterli tıbbi bakım almakta zorlanıyor. Bir tutukluya yönelik ‘işkence suçlamaları’ da mahkemede gündeme getirilecek” dedi.



Erkeklere yönelik doğum kontrol hapı farelerde işe yaradı

Doğum kontrol hapları, düzensiz veya sancılı regl için de kullanılıyor (Unsplash)
Doğum kontrol hapları, düzensiz veya sancılı regl için de kullanılıyor (Unsplash)
TT

Erkeklere yönelik doğum kontrol hapı farelerde işe yaradı

Doğum kontrol hapları, düzensiz veya sancılı regl için de kullanılıyor (Unsplash)
Doğum kontrol hapları, düzensiz veya sancılı regl için de kullanılıyor (Unsplash)

Erkeklere yönelik doğum kontrol hapına bir adım daha yaklaşan araştırmacılar, yeni bir yöntemle spermlerin hareketini geçici olarak sınırlamayı başardı. 

Halihazırda erkeklerin kullanabileceği doğum kontrol yöntemleri arasında prezervatif, ameliyatla sperm akışını kesen vazektomi ve spermleri öldüren spermisit yer alıyor. Son yıllarda erkeklere yönelik haplar üzerine yapılan çalışmalar hız kazandı. Hormonları etkilememeleri ve mümkün olduğunca az yan etki göstermeleri hedefleniyor. 

Kadınların kullandığı doğum kontrol haplarıysa yumurta üretimini engellediğinden etkili olmasına karşın çeşitli yan etkilere sahip. Haptan hapa ve kişiden kişiye değişen bu etkiler arasında genellikle akıntı, mide bulantısı, baş ağrısı ve ruh halindeki değişiklikler yer alıyor. 

Hakemli dergi Science'ta perşembe günü yayımlanan çalışma, erkeklere yönelik hormonal olmayan ilk hap denemesi değilse de yeni bir yöntemi içeriyor. Araştırmanın yazarlarından Dr. Martin Matzuk şöyle diyor:

Araştırmacılar erkek doğum kontrol yöntemleri geliştirmek için çeşitli stratejilerin peşine düşse de halen erkeklere yönelik bir hap yok.

Bu eksikliği gidermeye çalışan Dr. Matzuk ve ekip arkadaşları, STK33 adlı protein kodlayan bir geni hedef aldı. Bu gendeki mutasyonların erkekleri kısırlaştırdığı önceden biliniyordu. 

Araştırmacılar, farelerde de devre dışı bırakıldığında bu etkiyi yarattığı bilinen STK33'ü kısıtlayacak bir bileşik arayışına girdi. En iyi sonucu veren CDD-2807 adlı bileşik, farelerde denendiğinde spermlerin sayısını düşürdü ve hareketini kısıtladı. 

Düşük dozda bile bu etkiyi yaratan bileşiğin fareleri zehirlemediği, beyinde birikmediği ve testisleri küçültmediği kaydedildi. Çalışmanın ortak yazarı Courtney M. Sutton "Daha da önemlisi, doğum kontrol etkisi tersine çevrilebildi" diyerek şöyle ekliyor:

Bir süre CDD-2807 bileşiği kullanılmayınca, fareler sperm hareketliliği ve sayısını geri kazanarak tekrar doğurgan hale geldi.

Yeni çalışmanın sonuçları umut verici olmasına karşın, erkeklere yönelik doğum kontrol haplarının yakın bir zamanda kullanıma sunulması beklenmiyor. 

Araştırmacılar farelerin ardından bu bileşiği ve benzerlerini farklı primat türlerinde test etmeyi planlıyor.

Independent Türkçe, New Atlas, Newsweek, Science, Medical News Today


İsrail'in Gazze'nin kuzeyindeki bir okulu bombalaması sonucu 10 kişi öldü, 17 kişi yaralandı

Filistinliler, İsrail'in Gazze'de dün düzenlediği saldırının ardından hayatta kalanları arıyor (AFP)
Filistinliler, İsrail'in Gazze'de dün düzenlediği saldırının ardından hayatta kalanları arıyor (AFP)
TT

İsrail'in Gazze'nin kuzeyindeki bir okulu bombalaması sonucu 10 kişi öldü, 17 kişi yaralandı

Filistinliler, İsrail'in Gazze'de dün düzenlediği saldırının ardından hayatta kalanları arıyor (AFP)
Filistinliler, İsrail'in Gazze'de dün düzenlediği saldırının ardından hayatta kalanları arıyor (AFP)

Filistin El-Aksa televizyonu bugün, İsrail'in Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki bir okula düzenlediği bombardımanda 10 kişinin öldüğünü ve 17 kişinin de yaralandığını bildirdi.

Filistin televizyonu, İsrail ordusunun erken saatlerde Gazze'nin kuzeyindeki El Saftavi bölgesinde bulunan El Nuzla okulunu bombaladığını duyurdu.

El Aksa televizyonu, İsrail ordusunun Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nın kuzeyinde bir evi hedef alması sonucu dört (4) kişinin öldüğünü, birçok kişinin de yaralandığını belirtti.

Gazze'deki Sağlık Bakanlığı dün (Cuma) yaptığı açıklamada, İsrail'in 7 Ekim'den bu yana Gazze'ye yönelik savaşında ölen Filistinlilerin sayısının 35 bin 857'ye, yaralıların sayısının ise 80 bin 11'e yükseldiğini duyurdu.


"Dünyanın en çirkin hayvanının" burnunun sırrı anlaşıldı

 Hortumlu maymunların erkeklerinin, dişilerinden daha büyük burnu olması dikkat çekiyor (Pexels)
Hortumlu maymunların erkeklerinin, dişilerinden daha büyük burnu olması dikkat çekiyor (Pexels)
TT

"Dünyanın en çirkin hayvanının" burnunun sırrı anlaşıldı

 Hortumlu maymunların erkeklerinin, dişilerinden daha büyük burnu olması dikkat çekiyor (Pexels)
Hortumlu maymunların erkeklerinin, dişilerinden daha büyük burnu olması dikkat çekiyor (Pexels)

Hortumlu maymunlarının erkeklerinin, uzun burnunun dişileri çekmek için bu şekilde evrimleştiği ortaya çıktı. 

Uzun burunlu maymun (Nasalis larvatus) diye de bilinen bu primat türü, genellikle dünyanın en çirkin hayvanları arasında sayılıyor. Asya'nın güneydoğusundaki Borneo Adası'nda yaşayan hortumlu maymunların nesli tükenme tehlikesi altında. 

Daha önce yapılan bir çalışmada bu maymunların erkeklerinin burun büyüklüğüyle, çiftleştikleri dişi sayısı arasında bir bağlantı olduğu bulunmuştu. Avustralya Ulusal Üniversitesi'nden bilim insanları yeni araştırmalarında bunun nedenini saptadı. 

Bilim insanları maymunların kafatası örneklerinden yararlanarak kemikli burun boşluklarını inceledi. Scientific Reports adlı hakemli dergide perşembe günü yayımlanan araştırmada erkeklerdeki boşluğun boyutu ve şeklinin daha yüksek sesler çıkarmalarını sağlayacak şekilde evrimleşmiş olabileceği bulundu.

Makalenin ortak yazarı Katharine Balolia "Erkek maymunların daha uzun ve daha büyük burun boşluğu sayesinde daha yüksek ve derin sesler çıkarabilmesi, sağlıklarını ve hakimiyetlerini göstermelerini sağlıyor" diyerek şöyle ekliyor: 

Bu, erkek maymunların dişileri çekmesine ve diğer erkekleri uzaklaştırmasına katkı sağlıyor.

Ancak erkeklerin bu büyük burunları sadece ses nedeniyle partner bulmalarını kolaylaştırmıyor. Araştırmacılar daha büyük burunların dişilere çekici geldiğini düşünüyor. 

Bilim insanları hortumlu maymunların erkekleri cinsel olgunluğa ulaştığında burun boşluğunun büyümesinin durduğunu fakat burnun ön ve etli kısmının büyümeye devam ettiğini saptadı. Ayrıca bu etli kısım, sesi kulağa hoş gelecek şekilde değiştiriyor gibi görünüyor.

Araştırmacılar muhtemelen burnun yüksek ses çıkarmak üzere evrimleştiğini fakat zaman içinde dişilere çekici gelmeye başladığını tahmin ediyor. Balolia "Dişiler sağlık ve hakimiyetin açık bir işareti olduğundan, eş seçiminde büyük burunları görsel açıdan çekici bulmaya başlamış olabilir" sözleriyle açıklıyor. 

Bilim insanları burunlarının büyümesinde, hortumlu maymunların yaşadığı ortamın da rol oynadığını düşünüyor. Genellikle sık ormanlarda yaşayan bu hayvanlar, her zaman birbirlerini göremediğinden yüksek sesler çıkarmaya ihtiyaç duyuyor. 

Independent Türkçe, Popular Science, IFL Science, Scientific Reports


Çin'in Tayvan tatbikatı: "İktidarı ele geçirme senaryoları üzerinde çalışılıyor"

Çin Halk Kurtuluş Ordusu, tatbikat görüntülerini başkent Pekin'deki ekranlarda yayımladı (Reuters)
Çin Halk Kurtuluş Ordusu, tatbikat görüntülerini başkent Pekin'deki ekranlarda yayımladı (Reuters)
TT

Çin'in Tayvan tatbikatı: "İktidarı ele geçirme senaryoları üzerinde çalışılıyor"

Çin Halk Kurtuluş Ordusu, tatbikat görüntülerini başkent Pekin'deki ekranlarda yayımladı (Reuters)
Çin Halk Kurtuluş Ordusu, tatbikat görüntülerini başkent Pekin'deki ekranlarda yayımladı (Reuters)

Çin'in Tayvan etrafında başlattığı kapsamlı askeri tatbikat ikinci gününde de devam ediyor. 

Çin Halk Kurtuluş Ordusu'nun Doğu Cephesi Komutanlığı Sözcüsü Li Şi, bugünkü açıklamasında tatbikatlarda "iktidarı koordineli şekilde ele geçirme, ortak saldırı düzenleme ve kilit bölgelerin kontrolünü sağlama kabiliyetlerinin" test edildiğini belirtti. 

Tayvan Savunma Bakanlığı'ndan bugün yapılan açıklamada, son 24 saatte 49 askeri hava aracının ada çevresinde uçtuğu bildirildi.

Bunlardan 35'inin, Tayvan ve Çin arasındaki fiili sınıra işaret eden "orta çizgiyi" geçtiği aktarıldı.  

Ayrıca ada çevresinde 19'u Çin donanmasına, 7'si de Çin sahil güvenliğine ait 26 geminin tespit edildiği belirtildi. 

Pekin yönetimine bağlı Çin Merkez Televizyonu'nun (CCTV) aktardığına göre bölgeye gönderilen bazı savaş uçaklarında gerçek bombalar yer aldı. 

Çin, dün başlattığı "Müşterek Kılıç-2024A" adlı tatbikat kapsamında birliklerini, Tayvan'a yakın konumdaki Kinmen, Matsu, Vuçiü ve Dongyin adalarının çevresini saracak şekilde konuşlandırmıştı. 

Tayvan Savunma Bakanlığı, dün yayımladığı açıklamada Pekin'in hamlesini kınayarak, "Çatışma aramıyoruz ama kaçacak da değiliz. Ulusal güvenliğimizi koruyacağımıza güvenimiz tam" ifadelerini kullanmıştı. 
Görsel kaldırıldı.

Tayvan Hava Kuvvetleri'ne ait F-16'ların görüntüleri paylaşıldı (Reuters)


Açıklamada bölgeye birliklerin gönderildiği de belirtmişti. Bakanlık, bugün Tayvan Hava Kuvvetleri'ne ait F-16'ların fotoğraflarını paylaşırken, görüntülerin ne zaman ve nerede çekildiğine dair bilgi vermedi.

Bugün sonlanması öngörülen askeri tatbikat, Tayvan'ın yeni lideri Lai Ching-te'nin 20 Mayıs'taki yemin töreninin ardından geldi. 

13 Ocak'taki başkanlık seçimini kazanan iktidardaki Demokrat İlerici Parti'nin (DPP) adayı Lai, törendeki konuşmasında Çin'den Tayvan'a yönelik tehditlerini sonlandırmasını istemişti. Lai, Tayvan ve Çin'in "birbirinin boyunduruğu altında olmadığını" söylemişti.

Lai'yi "ayrılıkçı" olarak gören Pekin yönetimiyse açıklamalara tepki göstermişti. Çin'in Tayvan İlişkiler Ofisi Sözcüsü Çın Binhua, Lai'nin "bağımsızlık için dış güçlere bel bağladığını ve kutuplaşma yarattığını" öne sürmüştü. 

Çin Dışişleri Bakanı Vang Yi de "Çin'in yeniden birleşmesine yönelik kaçınılmaz tarihsel eğilimini hiçbir şey değiştiremez" ifadelerini kullanmıştı. 

II. Dünya Savaşı sonrasında Çin'de KMT ve Komünist Parti arasındaki iç savaş Komünist Parti'nin zaferiyle sonuçlanmıştı. Mağlubiyetin ardından KMT liderleri Tayvan'a sığınmıştı.

Soğuk Savaş nedeniyle Batı'yla ilişkilerini koparan Çin'i 1970'lerin başına kadar Birleşmiş Milletler'de (BM) Tayvan ya da resmi adıyla Çin Cumhuriyeti temsil ediyordu.

BM'nin 1971'de aldığı Çin Halk Cumhuriyeti'ni tanıma kararı gerginliği yeni bir boyuta taşımıştı. Kararın ardından Tayvan, BM'den çıkarılmıştı.

Pekin yönetimi, "tek Çin" ilkesini benimseyerek Tayvan'ın kendi topraklarının parçası olduğunu savunuyor. Buna göre Çin, boğaz ve çevresindeki askeri varlığının yanı sıra Tayvan'ın ülkelerle diplomatik ilişkiler kurmasına, BM'de ve diğer uluslararası kuruluşlarda temsil edilmesine karşı çıkıyor.

Tayvan ise o günden bu yana bağımsızlık arayışını farklı biçimlerde sürdürüyor.


Independent Türkçe, AFP, Guardian, Reuters, CNN


Yemen'de darbeciler muhalif medyaya yönelik kısıtlamaları sıkılaştırıyor

Husilerin kontrolündeki bölgelerde birçok gazete yayın hayatını sonlandırırken sadece Husilere sadık olanlar kaldı. (X)
Husilerin kontrolündeki bölgelerde birçok gazete yayın hayatını sonlandırırken sadece Husilere sadık olanlar kaldı. (X)
TT

Yemen'de darbeciler muhalif medyaya yönelik kısıtlamaları sıkılaştırıyor

Husilerin kontrolündeki bölgelerde birçok gazete yayın hayatını sonlandırırken sadece Husilere sadık olanlar kaldı. (X)
Husilerin kontrolündeki bölgelerde birçok gazete yayın hayatını sonlandırırken sadece Husilere sadık olanlar kaldı. (X)

Husiler, kontrolü altındaki bölgelerde faaliyet gösteren medya kuruluşları üzerindeki hakimiyetini sıkılaştırma çabalarının bir parçası olarak, muhalif medya kuruluşlarına lisans alma, para ödeme ve bu kuruluşların gelir kaynakları, finansmanı ve çalışanları hakkında bilgi verme gibi yeni kısıtlamalar getirdi.

Sana'daki bilgi sahibi kaynaklara göre medya sektörünü kontrol eden darbe liderleri, daha önce kapatılmamış, el konulmamış ve yasaklanmamış çeşitli medya kuruluşlarının yönetimini, yayın hayatlarına devam etmek için lisans almak üzere 45 günlük bir süre içinde, tanınmayan hükümetteki Enformasyon Bakanlığı'na çağırdı.

Sana sakinleriyle konuşan güvenlik personeli (Reuters) Sana sakinleriyle konuşan güvenlik personeli (Reuters)

Sana'daki üç medya kaynağı Şarku’l Avsat'a, örgütün kontrolü altındaki şehirlerde bir medya kuruluşuna verilen her lisans için ‘harç’ adı altında Husi liderlerinin cebine giren çeşitli miktarlarda para alındığını açıkladı.

Husi darbeciler, sahipleri ve yöneticileri, büyüklüğü ve gelir kaynakları hakkında ayrıntılı bilgilerin yanı sıra, her bir çalışanın isimleri, nitelikleri ve telefon numaraları, doğum yerleri, yaşadıkları evlerin ayrıntıları, arabaları ve eşyaları da dahil olmak üzere çalışanları hakkında bilgileri içeren listeler sunmadıkça, hiçbir medya kuruluşuna lisans verilmeyeceğini bildirdi.

Husiler söz konusu yaklaşımın medya ve siyasi söylemi birleştirmek için olduğunu iddia etti. Kaynakların aktardığına göre Husiler, belirtilen sürenin sona ermesinden sonra, bağımsız kanallar, gazeteler, internet siteleri ve daha önce Husilerle ittifaklarını ilan eden siyasi partiler ve örgütlerle bağlantılı olanlar da dahil olmak üzere, talimatlara uymayan tüm medya kuruluşlarını kapatmak, el koymak ve yasaklamak için geniş bir kampanya başlatmakla tehdit etti.

Şarku’l Avsat'a konuşan Sana'daki medya profesyonelleri, uluslararası toplum tarafından tanınmayan Husi yönetimine bağlı Enformasyon Bakanı Dayfullah eş-Şami önderliğindeki Husi liderlerinin, açıklamalarında ve konuşmalarında sık sık örgütün kontrolü altındaki bölgelerde faaliyet gösteren medya kuruluşlarının, örgüt tarafından dayatılan politika ve talimatlarla çelişen haber, rapor ve bilgiler yayınladığını iddia ettiklerini vurguladı.

Artan acılar

Husilerin medya kuruluşlarına yönelik eğilimi, örgütün kontrol ettiği bölgelerde kalan Yemenli gazetecilerin devam eden açlık politikaları nedeniyle son derece kötü maddi ve geçim sıkıntılarıyla paralellik gösteriyor.

Sana'da Husi liderlerinin çağrısıyla düzenlenen miting sırasında silahlı Husi militanları (AFP)

Sana'da Husi liderlerinin çağrısıyla düzenlenen miting sırasında silahlı Husi militanları (AFP)

Husilerin Yemen'in başkenti Sana'yı ve diğer şehirleri silah zoruyla işgal etmesinden bu yana en büyük bedeli gazeteciler ve medya kuruluşları ödedi. Yüzlercesi saldırıya uğradı, tehdit edildi, takibe maruz kaldı, taciz edildi, kaçırıldı, işkence gördü, dışlandı ve haksız yere yargılandı.

Yemen Gazeteciler Sendikası yakın zamanda yayınladığı bir raporda, Yemen'de dokuz yıl önce savaşın başlamasından bu yana yaklaşık 45 gazetecinin öldürüldüğünü, savaşın başlangıcından beri 165'ten fazla Yemenli medya kuruluşunun çalışmayı durdurduğunu ve 200 yerel ve Arap internet sitesine erişim engeli konulduğunu belirtti.

Yemen Gazeteciler Sendikası, bu yılın ilk üç ayında Yemen'de basın özgürlüğünün ihlal edildiği yaklaşık 17 vakayı belgeledi.

Bazıları Husiler tarafından işlenen ihlaller, saldırı, tehdit, kışkırtma, el koyma, engelleme, askıya alma, yargılama ve zorla alıkoyma suçları arasında değişiyor.

Yemen'deki tüm taraflara basına yönelik savaşı durdurma talebinde bulunan sendika, Husileri uzlaşmaz tutumundan ve kaçırdığı Vahid es-Sufi, Nebil es-Sedavi ve Abdullah en-Nebhani isimli üç gazeteciyi serbest bırakmayı reddetmesinden sorumlu tutarak, gazetecilerin bir an önce serbest bırakılması çağrısında bulundu.

 Husilerin Askeri Sözcüsü Yahya Seri (Reuters) Husilerin Askeri Sözcüsü Yahya Seri (Reuters)

Yerel insan hakları örgütlerinin raporları, belgeledikleri verilerin, Yemen'de gazeteciliğin halen kritik bir aşamada olduğunu gösterdiğini ve Yemenli gazetecilerin çoğunun son derece tehlikeli ve karmaşık koşullarda çalışmaya devam ettiğini, benzeri görülmemiş zorluklarla karşılaştığını, durumlarının her geçen yıl çeşitli düzeylerde kötüleştiğini doğruluyor.

Basın özgürlüğüne ilişkin bu kötüleşen tablo karşısında Yemen, 2024 yılı Arap ve küresel basın özgürlüğü endeksinde en alt sıralarda yer aldı. Sınır Tanımayan Gazeteciler'in raporunda, Yemen'in basın özgürlüğü endeksinde 154’üncü sırada yer aldığı belirtilirken, Yemen'i Somali, Sudan, Filistin... ve diğer ülkeler takip ediyor.

Yemen hükümeti daha önce, Husiler tarafından Yemen'de basının sistematik ve benzeri görülmemiş bir şekilde hedef alındığından söz etmişti. Ayrıca, Husilerin kontrolü altındaki bölgelerin gazetecilere yönelik sürekli ihlallere tanık olmaya devam ettiğine dikkat çekmişti.

Hükümet, uluslararası topluma, Birleşmiş Milletler’e (BM) ve tüm kuruluşlara, zorla kaybedilen tüm gazetecilerin serbest bırakılması ve gazetecilerin korunması için harekete geçilmesi yönünde Husi milislerine baskı yapmaları çağrısında bulundu.


İsrail-Hamas müzakerelerinin birkaç gün içinde yeniden başlaması bekleniyor

Yeni teklifler doğrultusunda müzakerelerin bu hafta başlatılmasına karar verildi (Reuters)
Yeni teklifler doğrultusunda müzakerelerin bu hafta başlatılmasına karar verildi (Reuters)
TT

İsrail-Hamas müzakerelerinin birkaç gün içinde yeniden başlaması bekleniyor

Yeni teklifler doğrultusunda müzakerelerin bu hafta başlatılmasına karar verildi (Reuters)
Yeni teklifler doğrultusunda müzakerelerin bu hafta başlatılmasına karar verildi (Reuters)

euters'in haberine göre bir yetkili bugün yaptığı açıklamada, Gazze Şeridi'nde tutulan İsrailli rehinelerin serbest bırakılması için bir anlaşmaya varılması amacıyla, İsrail ve Hamas arasında yürütülen arabuluculuk müzakerelerinin birkaç gün içinde yeniden başlayacağını söyledi.

Konunun hassasiyeti nedeniyle isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan kaynak, görüşmeleri yeniden başlatma kararının İsrail istihbarat servisi (Mossad) başkanının CIA direktörü ve arabuluculuk yapan Katar başbakanı ile görüşmesinin ardından alındığını belirtti.

Kaynak , "Toplantının sonunda müzakerelerin, arabulucular Mısır ve Katar'ın öncülüğünde ve ABD'nin aktif katılımıyla yeni öneriler temelinde bu hafta başlaması kararlaştırıldı" ifadelerini kullandı.


Şili: Bir itfaiyeci ve bir çalışan 137 kişinin ölümüne neden olan orman yangınlarını başlatmakla suçlanıyor

Şili'nin Viña del Mar kentinde çıkan yangında araçlar ve evler yandı (Arşiv- AFP)
Şili'nin Viña del Mar kentinde çıkan yangında araçlar ve evler yandı (Arşiv- AFP)
TT

Şili: Bir itfaiyeci ve bir çalışan 137 kişinin ölümüne neden olan orman yangınlarını başlatmakla suçlanıyor

Şili'nin Viña del Mar kentinde çıkan yangında araçlar ve evler yandı (Arşiv- AFP)
Şili'nin Viña del Mar kentinde çıkan yangında araçlar ve evler yandı (Arşiv- AFP)

Şili'de yetkililer, şubat ayında turistik Viña del Mar kasabasında 137 kişinin ölümüne neden olan ve ülkeyi sarsan yangınları başlattıkları şüphesiyle bir itfaiyeci ve bir orman işçisi olmak üzere iki kişiyi tutukladı.

Polis şefi Eduardo Serna düzenlediği basın toplantısı sırasında, "Ülkenin merkezindeki Valparaiso bölgesinde şubat ayında çıkan yangınları başlatan kişi için (Cuma günü) gözaltına alma emri çıkarıldığını" belirtti.

Bu açıklamadan kısa bir süre önce Valparaiso savcılığı, yangınlarla mücadele ve milli parkların yönetiminden sorumlu Ulusal Ormancılık Kurumu çalışanı bir kişinin daha itfaiyeciye yardım ettiği şüphesiyle gözaltına alındığını açıkladı.

Şüphelilerin bugün ölüme sebebiyet veren kundaklama suçlamasıyla tutuklanmaları bekleniyor.

Görsel kaldırıldı. Şili,Viña del Mar'da süren orman yangınından kaçan bir bölge sakini (Arşiv - AP)

Savcılığa göre olaylar 2 Şubat'ta Şili'nin orta kesimindeki Viña del Mar ve Valparaiso turistik kasabalarına yakın Peñuelas Gölü yakınlarında eş zamanlı olarak çıkan küçük yangınlarla başladı ve sıcak hava ve güçlü rüzgarların etkisiyle yangınlar hızla yayıldı.

Bu yangın dalgası 137 kişinin ölümüne yol açtı ve 16.000 kişiyi etkiledi.

Yerel basına göre, 22 yaşındaki itfaiyeci Şili'nin tamamı gönüllülerden oluşan itfaiye teşkilatına bir buçuk yıl önce katıldı.

Görsel kaldırıldı.

Şili'nin Valparaiso bölgesinde çıkan orman yangını sonrasında çocuğuyla birlikte yanan araçların yanında yürüyen kadın, 4 Şubat 2024 (Arşiv- AFP)

Çevre ihlallerini soruşturmakla görevli birimin komutanı Ivan Navarro'ya göre, müfettişler açığa alınan itfaiyecinin yangınlardan önce, yangınlar sırasında ve sonrasında neler yaptığına dair tam bir resim çizebildiler.

Navarro ,"Yangınların başladığı yeri tam olarak tespit ettik ve yangınlara neden olan cihazı bulduk" dedi ve gözaltına alınan çalışanın itfaiyeciye "bu ekipmanı yapmak için gereken bilgiyi sağladığını, ayrıca mümkün olduğunca fazla hasar vermek için tam olarak ne zaman harekete geçmesi gerektiğini söylediğini" belirtti.

Yetkililer başlangıçta planlı bir suç eyleminden söz etti. Belediye Başkanı Macarena Ripamonti şunları söyledi: "Viña del Mar'ın tüm sakinleri bunun kasıtlı bir eylem olduğunu biliyordu. Artık bundan emin olabiliriz.

Görsel kaldırıldı.

Yangınlar nedeniyle yok olan evlerin yukarıdan görünümü (AFP)

İtfaiye ekipleri, yangınların yol bağlantısı olmayan yerlerde çıkması veya kent içinde dar geçiş alanlarında sıkışıp kalmaları nedeniyle söndüremedi.

Savcı Osvaldo Osandon, " Yangının birbirinden eşit uzaklıkta yaklaşık dört noktada çıktığını” açıkladı.

Şüphelinin evinde yangını başlatmak için kullanılan malzemeler bulundu ve daha önceki yangınlara karışıp karışmadığını belirlemek için soruşturma başlatıldı.

İçişleri Bakanı Karolina Toha, şüphelilerin tutuklanmasının " Yangında hayatını kaybedenler için, aileleri için ve sahip oldukları her şeyi, işlerini kaybeden ve bugün hala acı çekenler için adaletin yerini bulması " olduğunu belirtti.

Valparaiso'nun 13. İtfaiye Birim Komutanı Vicente Maggiolo yaşadığı şoku dile getirerek; “Bu tamamen münferit bir olay. Valparaiso’ya 170 yıldır hizmet ediyoruz, böyle şeylere izin veremeyiz" dedi.


İran'da iki halef seçimi krizi: Ilımlılık ve aşırılık oyunu

Devrim Muhafızları, Reisi'nin halefinin seçiminde önemli, Hamaney'in halefinin seçiminde ise daha büyük bir rol oynuyor (Reuters)
Devrim Muhafızları, Reisi'nin halefinin seçiminde önemli, Hamaney'in halefinin seçiminde ise daha büyük bir rol oynuyor (Reuters)
TT

İran'da iki halef seçimi krizi: Ilımlılık ve aşırılık oyunu

Devrim Muhafızları, Reisi'nin halefinin seçiminde önemli, Hamaney'in halefinin seçiminde ise daha büyük bir rol oynuyor (Reuters)
Devrim Muhafızları, Reisi'nin halefinin seçiminde önemli, Hamaney'in halefinin seçiminde ise daha büyük bir rol oynuyor (Reuters)

Refik Huri

Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi'nin helikopter kazasında ölmesi, İran'ı kritik bir dönemde iki halef kriziyle karşı karşıya bıraktı; birincisi zamanından önce gelen cumhurbaşkanının halefi krizi. İkincisi,1979'da İslam Devrimi'nin fitilini ateşleyen İmam Humeyni’den çok daha uzun süre hüküm süren Dini Lider Ali Hamaney'in sağlık durumu sebebiyle zamanı yaklaşan halefini seçme krizi. Hamaney'in halefinin radikal bir din adamı olacağı kesin ve Reisi öne çıkan bir adaydı. Hem Dini Lider hem de Dini Lider’in istediği seçeneğe oy veren Uzmanlar Konseyi çevresinde önemli bir seçenekti. Reisi'nin halefi konusu ise görünürde Reisi, Ahmedinejad ve Hatemi gibi aşırı muhafazakâr veya Rafsancani ve Ruhani gibi reformcu ve ılımlı bir figür olacak din adamı ya da eski Devrim Muhafızları subayı seçeneklerine açık görünüyor.

Sistemin gerçek hesapları arasında hiçbir fark yok. Zira gerçek güç, “ilahi meşruiyete” sahip olan, kayıp ve beklenen “zamanın sahibinin” vekili olan Dini Liderin elinde. Herhangi bir dini rejim gibi, gittikçe daha da aşırılaşma yönünde ilerlemeye mahkûm bir rejimde, Dini Liderin aşırı muhafazakâr olması doğal. Teorik olarak “halk meşruiyetini” temsil eden cumhurbaşkanlığı makamı için muhafazakâr ya da ılımlı adayları seçen de odur. Seçimler, ister iç koşullar isterse dış ilişkilerin görünen yönü olsun, rejimin her aşamadaki ihtiyaçlarına bağlıdır. Dünyada İran’daki “reformcu akımın” başarısı üzerine oynanan bahisler bağlamında yapılan eski ve yeni tartışmalar ise bir nevi kendini kandırmadır. Dini Liderin iradesi olmadan hiçbir reformcu iktidara ulaşamaz. Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, Hasan Ruhani ve onlardan önce İmam Humeyni'nin ölümünden sonra arkadaşı Ali Hamaney'in Dini Lider konumuna gelmesinde önemli rol oynayan Haşimi Rafsancani'de olduğu gibi, iktidara gelip çizilen kırmızı çizgileri aşmaya çalışan herhangi bir reformcu figür izolasyona mahkumdur.

Hamaney, "bugün ülkenin asıl meselesinin ekonomi ve temel zayıf noktasının da ekonomik mesele" olduğunu düşünüyorsa, Reisi'nin halefi ekonomiye odaklanacak, insanları ekonomik durumdan ve uygulanan sosyal kısıtlamaların sertliğinden kaynaklanan toplumsal memnuniyetsizliklerini azaltmaya ikna edecek ılımlı bir şahsiyet olabilir. Ama bunun aksini düşünenler de var. Bunlara göre Reisi'nin Türkiye, Mısır, Suudi Arabistan, BAE, Katar ve diğerlerine açılma konusunda yaptıkları, ancak ılımlı bir cumhurbaşkanının aksine sorgulanmadan esneklik gösterebilecek katı görüşlü bir cumhurbaşkanı tarafından yapılabilirdi. Pratik olarak Hamaney'in elinde olan anahtar, adayları eleyen ve Reisi'nin aday gösterilmesi sırasında kazanacağı korkusuyla Ali Laricani’nin yarış dışı bırakılmasında olduğu gibi, seçilen adaya tehdit oluşturanların adaylığını önleyen Anayasa Koruma Konseyi'ne ödünç olarak veriliyor. Konsey, eski cumhurbaşkanı Ruhani’nin bile, uzun süredir üyesi olmasına rağmen Uzmanlar Konseyi'ne aday olmaya uygun olmadığına karar vermişti. Bunun nedeni, İmam Humeyni'nin en başından beri İslam Cumhuriyeti'nin en yüksek önceliklerini belirlemiş olmasıdır ve bunlardan en öne çıkanları iki tanedir. Birincisi, "İslam hükümeti velayet ile imanın ikizidir ve düzeni sağlamak bir görev borcudur." İkincisi ise "devrimi ihraç etmek, çünkü rejim kapalı bir ortamda kalırsa kesinlikle yenilgi ile yüzleşecektir." Arap ülkelerindeki Şii milis gruplara “yatırım” yapılması ve Filistin kartına sahip olunmaya çalışılması da bundandır. Bunun hiçbir bölgesel güçte daha önce görülmemiş pratik uygulaması ise Lübnan'da Hizbullah, Irak’ta Haşdi Şabi, özellikle de Hizbullah Tugayları, Seyyid el-Şuhada Tugayı, Kays el-Hazali hareketi, Suriye'de Afganlardan oluşan Fatimiyyun Tugayı ile Pakistanlılardan oluşan Zeynebiyyun Tugayı gibi silahlı mezhepçi ideolojik grupların kurulması, Yemen’de Ensarullah (Husiler), Gazze’de Hamas ve İslami Cihat’ın desteklenmesidir. İran'ın hiçbir şey yapmadan kazanmasını sağlayan da budur. Vekalet ile kazanıyor, vekalet ile savaşıyor ve vekalet ile anlaşıyor. Brookings Enstitüsü Başkan Yardımcısı ve Dış Politika Programı Direktörü Susan Maloney'nin söylediği gibi, Tahran'ın bölgede bahse girdiği şey bir kaos sistemidir. Maloney İran'ın stratejisini "güçlü düşmanlarına, özellikle de ABD'ye karşı avantaj elde etmenin ekonomik açıdan ucuz bir yolu olarak, asimetrik savaşa yatırım yapmak" olarak tanımlıyor. Sahne çok çelişkili ve Sovyetler Birliği'nde yaşanan ve onun çöküşüne yol açan duruma benziyor; içeride ekonomik zayıflık, dışarıda güçlü nüfuz ve büyük harcamaların yapıldığı askeri güç. Hamaney'in 2003'te İran penceresinden gördüğü kadarıyla bölgedeki sahne şöyleydi; “Washington yeni bir Ortadoğu yaratma konusunda tamamen başarısız oldu. Bölgenin jeopolitik haritasının köklü bir değişim içinde olduğu doğru ama bu ABD'nin değil, direniş cephesinin yararına bir değişim. Evet, Batı Asya'nın jeopolitik haritası değişti ama direnişin lehine olacak şekilde değişti.” Dahili sahneye gelince, zorlu ekonomik durumdan duyulan memnuniyetsizlik nedeniyle halk seçimlere katılma konusunda isteksiz. Kadınlara başörtüsünün dayatılmasına, sosyal davranışlar ve giyim üzerindeki kısıtlamaların sıkılaştırılmasına karşı gösteriler düzenleniyor. Son parlamento seçimlerine seçmenlerin ancak yüzde 41'i katıldı. Başkent Tahran'da bu oran yüzde 19'du.Türk analist Murat Yetkin, "İran rejimi uzun menzilli füzeler üretebiliyor ama Cumhurbaşkanı Reisi'nin uçağının yerini tam olarak belirleyemiyor" derken abartmıyordu. Aslında İran'ın uçağın düşüşüne ilişkin hikayesi hâlâ eksik. Dahası kazanın gerçek nedenleri, teknik neden veya sisten mi kaynaklandığı, yoksa sabotaj sonucu mu olduğu gibi sorular cevapsız kalacak kadar boşluklarla dolu. Resim net değil; cumhurbaşkanının uçağı düşerken kendisine eşlik eden iki uçak Tebriz'e dönüş yolculuğuna nasıl devam edebildi? Reisi'nin dini lider konumuna gelmesini engellemek için biri bir komplo mu kurdu? Cenaze törenlerinde Şiiliğin abartılı tezahürleri, soruları gülünç hale getirmeye yönelik bir çaba mıydı?

Totaliter rejimlerde gerçeği bilmek zordur. Ancak içeride baskı ve disipline, bölgede ise kaosa bel bağlayan İslami rejim, din adamları ve Devrim Muhafızları arasında karma bir rejim haline geldi. Devrim Muhafızları, Reisi'nin halefinin seçiminde önemli, Hamaney'in halefinin seçiminde ise daha büyük bir rol oynuyor.


UNRWA’ya fon sağlamaya devam eden İtalya Filistinliler için 35 milyon euro taahhüt etti

Han Yunus'ta hasar görmüş UNRWA okulundaki Filistinli çocuklar ve yerinden edilmiş kişiler (EPA)
Han Yunus'ta hasar görmüş UNRWA okulundaki Filistinli çocuklar ve yerinden edilmiş kişiler (EPA)
TT

UNRWA’ya fon sağlamaya devam eden İtalya Filistinliler için 35 milyon euro taahhüt etti

Han Yunus'ta hasar görmüş UNRWA okulundaki Filistinli çocuklar ve yerinden edilmiş kişiler (EPA)
Han Yunus'ta hasar görmüş UNRWA okulundaki Filistinli çocuklar ve yerinden edilmiş kişiler (EPA)

İtalya Dışişleri Bakanı Antonio Tajani, bugün Filistin Başbakanı Muhammed Mustafa'ya Roma'nın Birleşmiş Milletler Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı'na (UNRWA) yeniden fon sağlayacağını bildirdi.

Tajani, “Sayın Mustafa'ya İtalya hükümetinin Filistin halkı için toplam 35 milyon euroluk yeni bir fon hazırladığını bildirdim. Bunun 5 milyonu UNRWA'ya tahsis edilecek” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat’ın İtalya Dışişleri Bakanlığı’ndan aktardığına göre Tajani, “İtalya, Filistinli mültecilere yardım etmeyi amaçlayan belirli projeleri yeniden finanse etmeye karar verdi. Ancak öncelikle tek bir kuruşun bile terörizmi desteklemek için kullanılmamasını sağlayan sıkı kontroller gerçekleştirecek” dedi.

Açıklamaya göre Roma'dan gelen yeni fonun büyük bir kısmı, İtalya'nın bir dizi Birleşmiş Milletler (BM) kuruluşuyla iş birliği içinde başlattığı ‘Gazze için Gıda’ girişimini desteklemek üzere tahsis edilecek.

İsrail geçtiğimiz ocak ayında birçok UNRWA çalışanını, Hamas'ın 7 Ekim'de İsrail’in güneyine yaptığı saldırıya karışmakla suçladı.

Söz konusu suçlamalar, başta ABD olmak üzere bazı ülkelerin UNRWA’ya verdikleri desteği askıya almalarına yol açarak, ajansın kuşatma altındaki Gazze Şeridi'ne yardım ulaştırma kabiliyetini zayıflattı. Ancak bu ülkelerden bazıları daha sonra fon sağlamaya devam etti.

Nisan ayı sonunda bağımsız bir değerlendirme grubu, İsrail'in, iddia edilen suçlamalarla ilgili ‘kanıt’ sunmadığı sonucuna vararak UNRWA'nın Gazze Şeridi'nde ‘tarafsızlığını’ korumakla ilgili sorunlarla karşı karşıya olduğunu vurguladı.

İsrail'in suçlamaları, 1949 yılında kurulan ve Filistin toprakları, Ürdün, Lübnan ve Suriye'de yaklaşık 30 bin kişiye istihdam sağlayan ajansın 13 bin çalışanından yalnızca 12'sini kapsıyor.

Roma'yı ziyaret eden Filistin Başbakanı'nın bugün İtalyan mevkidaşı Georgia Meloni ile bir araya gelmesi bekleniyor.


Aniden ortadan kaybolan yıldızların gizemi çözüldü

Araştırmacılar VFTS 243'ün "olağanüstü bir sistem" olduğunu söylüyor (ESO/L. Calçada) 
Araştırmacılar VFTS 243'ün "olağanüstü bir sistem" olduğunu söylüyor (ESO/L. Calçada) 
TT

Aniden ortadan kaybolan yıldızların gizemi çözüldü

Araştırmacılar VFTS 243'ün "olağanüstü bir sistem" olduğunu söylüyor (ESO/L. Calçada) 
Araştırmacılar VFTS 243'ün "olağanüstü bir sistem" olduğunu söylüyor (ESO/L. Calçada) 

Bilim insanları bazı yıldızların bir anda ortadan kaybolmasının sırrını çözmüş olabilir. 

Güneş'in en az 8 katı kadar kütleye sahip yıldızlar ömürlerinin sonuna geldiğinde, çekirdekleri çökmeye başlıyor. Bu durum süpernova patlamasına yol açarken yıldızın dış katmanları uzaya saçılıyor. Bu şekilde ortaya çıkan gaz ve toz bulutu yüzbinlerce yıl boyunca uzayda kalıyor. 

Bir galaksinin tamamından daha parlak olabilen süpernova patlamasının ardından yıldızın çekirdeği nötron yıldızına veya kara deliğe dönüşüyor. 

Fakat bazı büyük kütleli yıldızların ardında bir patlamaya dair iz bırakmadan ortadan kaybolduğu görülüyor. Bilim insanları son 70 yılda en az 800 yıldızın bir anda yok olduğunu kaydetti.

Bir yıldız ve kara deliği içeren ikili bir sistemi inceleyen bilim insanları, bazı büyük kütleli yıldızların patlama geçirmeden kara deliğe dönüştüğünü söylüyor. Physical Review Letters adlı hakemli dergide yayımlanan araştırma, bu teoriye dair şimdiye kadarki en güçlü kanıtlardan birini sunuyor.

2022'de keşfedilen VFTS 243 adlı sistem, Tarantula Bulutsusu'nda yer alıyor. Sistem, Güneş'in 25 katı kütleye sahip bir yıldız ve 10 katı kütleye sahip bir kara deliği içeriyor. Fakat bu kara deliğin, kozmik açıdan yakın bir zamanda ölen bir yıldızdan kaldığı düşünülse de süpernova patlamasına dair bir iz bulunamıyor. 

Örneğin süpernova patlamaları, yıldızın çekirdeğinin dönüştüğü nötron yıldızı veya kara deliğin hızlanmasına yol açıyor. Bu etki, nötron yıldızlarını saniyede 100 ila 1000 kilometre, kara delikleriyse daha düşük ama yine de kayda değer bir seviyede hızlandırıyor.

Öte yandan VFTS 243'teki kara deliğin saniyede 4 kilometre hızlandığı gözlemlendi. Bunun yanı sıra patlama şiddetinin sistemdeki cisimlerin yörüngesini de etkilemesi beklenirken, hem yıldızın hem de kara deliğin yörüngesinin neredeyse tam bir daire olduğu görüldü. Araştırmanın başyazarı Alejandro Vigna-Gómez şöyle diyor:

Sistemin yörüngesi, yıldızın bir kara deliğe dönüşmesinden bu yana neredeyse hiç değişmemiş.

Araştırmacılar bu bulgulara dayanarak büyük kütleli yıldızların, tam çöküş denen bir süreçle kara deliklere dönüştüğünü düşünüyor. Vigna-Gómez "Yaşamlarının son evresindeki büyük kütleli yıldızlardaki gibi, bir yıldızın çekirdeğinin kendi ağırlığı altında çökebileceğine inanıyoruz" diyerek şöyle ekliyor:

Ancak Güneş'in en az 8 katı kütleye sahip yıldızlardan beklenen ve kendi galaksisini gölgede bırakacak kadar parlak bir süpernova patlamasıyla sonuçlanan büzülme yerine, yıldız bir kara deliğe dönüşene kadar bu çökme süreci devam ediyor. 

Bu teorinin doğrulanması için daha fazla araştırmaya ihtiyaç var. Eğer doğruysa pek çok büyük kütleli yıldız sessizce ömrünü tamamlıyor olabilir ve VFTS 243'teki yıldızın sonu da bu şekilde gelebilir.

Yine de yeni araştırma, yıldızlara dair çalışmalar açısından önemli bir adıma işaret ediyor. Makalenin ortak yazarı Irene Tamborra "Bu sistemin, yıldız evrimi ve çöküşüyle ilgili gelecekteki araştırmalarda çok önemli bir ölçüt olmasını kesinlikle bekliyoruz" diyor.

Independent Türkçe, Space.com, Science Daily, Futurism, Physical Review Letters