Yemen Ticaret ve Sanayi Odaları Federasyonu, Husileri ekonomiyi yok etmekle suçluyor

Yemen Ticaret ve Sanayi Odaları Federasyonu, malların tükenmesi ve sermaye sahiplerinin göçü ile ilgili uyarılarda bulundu

Husiler aylardır büyük tüketim malları şirketlerine ait mağazaları fiyat listesini ihlal etme suçlamasıyla kapatıyor. (Husi medyası)
Husiler aylardır büyük tüketim malları şirketlerine ait mağazaları fiyat listesini ihlal etme suçlamasıyla kapatıyor. (Husi medyası)
TT

Yemen Ticaret ve Sanayi Odaları Federasyonu, Husileri ekonomiyi yok etmekle suçluyor

Husiler aylardır büyük tüketim malları şirketlerine ait mağazaları fiyat listesini ihlal etme suçlamasıyla kapatıyor. (Husi medyası)
Husiler aylardır büyük tüketim malları şirketlerine ait mağazaları fiyat listesini ihlal etme suçlamasıyla kapatıyor. (Husi medyası)

Yemen’in başkenti Sana'da bulunan Yemen Ticaret ve Sanayi Odaları Federasyonu, Husi darbecilerin usul ve uygulamalarının, sermaye sahiplerinin ticari ve ekonomik güvenlik arayışıyla göç ve ülkeden çıkışlarına yol açacağını belirtti.

Federasyon tarafından yapılan açıklamada şu ifadeler yer aldı: “Yaptıklarıyla adeta Yemen ekonomisini yok etmeye çalışan Husi darbeciler tarafından yönetilen ticaret sektörü, ticari ve ekonomik güvenlik arayışıyla sermaye sahiplerinin göç etmesine ve yerlerinden edilmesine yol açacaktır. Önümüzdeki dönemde piyasada mal bulunamamasından özel sektör sorumlu değildir. Zira bunun müsebbibi Husiler’dir.”

Yemen Ticaret ve Sanayi Odaları Federasyonu tarafından yapılan açıklamada, Husi isyancılar yasal gerekçeler veya özel yargı kararları ve emirleri olmaksızın şirket ve ticari işletmeleri kapatarak özel sektöre karşı keyfi tedbirler almakla suçlandı. Ayrıca, tacirlerin mallarına el koymak ve bunları zorla elden çıkarmak, kanuna, piyasa düzenlemelerine ve rekabet koşullarına aykırı fiyatlar uygulamaktan sorumlu tutuldu.

Federasyon, Husi darbecilerin İç Ticaret Kanunu'nun 16. fıkrasının 2. maddesini ihlal ettiğini söyledi. Dünya ülkelerinin hükümetlerinin yürürlükteki hükümlerine ters düşen Husiler, kamu yararını göz önünde bulundurmadan, toplum çıkarlarını gözetmeden, adalet ve hakkaniyet ilkelerini sağlamadan kamu maliyetlerini dayatıyorlar.

asd

Federasyon, Yüksek Siyasi Konsey Başkanı Mehdi el-Maşat'ın federasyon ve tüccarlardan bir heyetle yaptığı görüşmeden sonra verdiği taahhütleri ihlal ederek geçen hafta tüccarlara karşı yeni bir haksız fiyat listesi çıkarmakta ısrar etmesiyle ilgili açıklamalarına şaşırdığını ifade etti.

İtiraz ve talepler

Geçtiğimiz haftalarda Husi darbecilerin kontrolündeki bölgelerde faaliyet gösteren tüccarlar, iş adamları ve ticaret şirketleri, darbecilerin kontrolündeki ticaret ve sanayi sektörünün çeşitli malzeme ve temel tüketim malları fiyat listelerine itiraz ettiler. Kendilerine verdiği zarar nedeniyle fiyat listelerinin tadil edilmesini talep eden tüccarlar, malların ithalatı, üretimi ve nakliyesi dikkate alınmadan oluşturulan fiyat listelerinin kendilerine kâr kazandıramayacağını belirttiler.

Ancak ticaret sektörünü denetleyen Husi liderler, tüccar ve şirketlerden tüketiciyi düşünerek Ramazan Ayı’nın sonuna kadar bu fiyat listelerini kabul etmelerini istedi.

Husi milislerin liderlerinin tüccarlara ve şirketlere zarar vermemek için fiyat listesini gözden geçirme ve değiştirme sözü vermesine rağmen, ticaret ve sanayi sektörünün geçen hafta yayınladığı bir başka yeni liste ise tüccar ve iş adamları tarafından daha adaletsiz olarak nitelendirildi. Zira söz konusu liste onların itiraz ve taleplerini dikkate almıyor.

sa

Yemen Ticaret ve Sanayi Odaları Federasyonu'nun Husi milisler tarafından yönetilen ticaret ve sanayi sektörüne yönelik açıklamasında, ‘özel sektör şirketlerine karşı adeta kılıç kuşanıldığı’ vurgulandı.

Açıklamada, Rusya-Ukrayna savaşının patlak vermesinin bir sonucu olarak, küresel piyasalarda hammadde fiyatlarının benzeri görülmemiş bir şekilde alevlendiğinin ve özel sektörün, fiyatların bu değişimlere ayak uyduracak şekilde ayarlanmasını talep ettiği belirtildi. Ancak Husi milisler, bu talepleri erteleme ve öteleme ile karşıladı ve fiyatlarda herhangi bir artışı reddetti.

Rusya-Ukrayna savaşının yarattığı krizin şiddeti hafiflediğinde Husi milisler, fiyatları düşürmek için yeni fiyat listeleri çıkarmaya başladı. Açıklamada belirtildiği gibi, özel sektör fiyatlarını küresel fiyat değişimlerine göre yukarı ve aşağı yönlü olarak gözden geçirse de bunu şirketlerin ve tüccarların bu zor dönemdeki kayıplarını ve yaşadıklarını hesaba katmadan yapıyor.

Federasyon yaptığı açıklamada para cezalarının hukuka aykırı olduğunu, mal yüklü tırların milislerce kurulan gümrük kapılarında günlerce ve hatta haftalarca durdurulmasının büyük kayıplara yol açmakta olduğunu söyledi. Zira nakliye ve konteynerlerin teslim ve boşaltılmasındaki gecikmeler nedeniyle ücretler yükseliyor.

as

Açıklamada ayrıca Husi milisler, yüzlerce tüccar ve şirketin işlemlerini durdurmak, ticari ruhsatlarını yenilemeyi reddetmek, yasal gerekçe gösterilmeden çıkarlarını ve işlerini bozmakla suçlandı. Açıklamaya göre, ticaret, vergi ve gümrük mevzuatının gerektirdiğinin aksine, ticari işlemlerin uygulanmasında özel sektörü sınırlandırma ve işlerini zorlaştırma politikası benimseniyor.

Husi milislerin uygulamalarının ulusal şirketlere büyük kayıplar verdiği belirtilen açıklamada, yaşananların ekonomik sektörü ve piyasa dengelerini etkileyen bir felaket olduğu belirtildi. Mal ithalatının durdurulmasına ve stratejik stokunun zarar görmesine yol açacağını kaydeden Federasyon, bu durumda alınması gereken önlemleri görüşmek üzere özel sektör çalışanlarının bir araya gelmesi için bir tarih belirleyecek.

Ticaret tekeli

Geçtiğimiz aylarda Husi milisler, yayınladıkları fiyat listelerini ihlal ettiği gerekçesiyle başkent Sana'da ve kontrolleri altında bulunan diğer şehirlerde çok sayıda şirket ve mağazayı kapattı.

Yemen'in en büyük ticari grubu olan Hail Said Enam Şirketler Grubu, Husi önlemlerinin en önde gelen kurbanlarından biri. Zira milisler geçtiğimiz aylarda bazı şehirlerdeki şube, büro ve satış noktalarını kapatmış, onlara karşı iftira ve şantaj suçlamalarıyla medya kampanyaları başlatmıştı.

saa

Bertelsmann Vakfı tarafından geçen yıl yayınlanan ‘2022 Yılı Özel Dönüşüm Endeksi’ başlıklı bir rapor, Husi milislerin, kontrolü altındaki bölgelerde iş yapmayı zorlaştıran pazarı kontrol etmek amacıyla ithalat ve ihracat lisanslarını ve yabancı para birimlerini yalnızca üyeleri için tekelleştirme eğilimini ortaya çıkardı.

Rapora göre, milisler temel kamu hizmetlerine yapılan harcamaları durdurdu ve bu hizmetlerin çoğunu kendi özel sektörlerine devretti.

Bir yıl önce Husi milisler, yeni mağazalar ve ürünler için ticari marka tescili başvurusunda bulunurken yasa dışı talepler ve koşullarla tüccarlar üzerinde daha şiddetli baskı oluşturmaya başlamak amacıyla Muhammed Şeref el-Mutahhar'ı Sanayi ve Ticaret Bakanı olarak atadı.

Şarku’l Avsat’ın yerel kaynaklardan aktardığına göre milislerin kontrolü altındaki Vergi Dairesi ve Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, tüccarlardan ve şirketlerden yasadışı bazı vergiler topluyor.

Milisler ayrıca, dükkân ve şirket sahiplerini, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'na bağlı heyetler adı altında kendilerine bağlı saha heyetlerinin merkezlerini ziyaret ederek belgelerini ve mali döngülerini incelemesine izin vermeye zorluyor. Bununla birlikte ziyaretleri sırasında söz konusu komitelere ağırlanma masraflarını üstlenmelerini zorunlu kılıyor.



Büyük Kuzey Amerika: Washington küresel nüfuzunu nasıl yeniden şekillendiriyor?

Trump yönetimi, Büyük Kuzey Amerika kavramı altında Amerika Birleşik Devletleri'nin güvenlik alanını yeniden tanımlamaya çalışıyor (Reuters)
Trump yönetimi, Büyük Kuzey Amerika kavramı altında Amerika Birleşik Devletleri'nin güvenlik alanını yeniden tanımlamaya çalışıyor (Reuters)
TT

Büyük Kuzey Amerika: Washington küresel nüfuzunu nasıl yeniden şekillendiriyor?

Trump yönetimi, Büyük Kuzey Amerika kavramı altında Amerika Birleşik Devletleri'nin güvenlik alanını yeniden tanımlamaya çalışıyor (Reuters)
Trump yönetimi, Büyük Kuzey Amerika kavramı altında Amerika Birleşik Devletleri'nin güvenlik alanını yeniden tanımlamaya çalışıyor (Reuters)

İsa Nehari

Vestfalya Barışı'ndan bu yana coğrafi sınırlar, herhangi bir merkezi otorite tarafından yönetilmeyen uluslararası düzen içinde her devletin egemenliğini ve bağımsızlığını koruyan kutsal bölümler gibidir. Böylece, sınırlar devletlere kendi toprakları üzerinde manevi ve yasal otorite kazandırırken, aynı zamanda bu sınırları aşan herhangi bir otoriteden de mahrum bırakmıştır.

Ancak gerçeklik, yerel ve uluslararası arasındaki “aldatıcı” teorik ayrımdan daha karmaşıktır. İster kağıt üzerinde çizilmiş ister duvarlar ile somutlaşmış olsun, sınırlar devletleri dış etkilerden veya küresel güç dengesinden korumaz. Aksine bu siyasi faktörler, yalnızca coğrafya tarafından yönetilmeyen ittifakları devletlere dayatabilir.

Küresel Güney

Bu tür bloklara bir örnek, artık “Küresel Güney” olarak bilinen yapıdır. Bu terim, 1990'larda yalnızca tarihsel marjinalleşme ve sömürgecilik deneyimleri ile uluslararası sistemdeki rollerini bağımsız aktörler olarak yeniden tanımlama çabasının birleştirdiği farklı kıtalardan ülkeleri içeren, kapsamlı bir jeopolitik çerçeve olarak ortaya çıkmıştır.

Küresel Güney, Afrika, Latin Amerika ve Asya'dan ülkeler içerir, bu da terimi sadece coğrafi bir tanımlamadan daha fazlası haline getiriyor. Bu, öncelikle Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa ülkeleri tarafından temsil edilen “Küresel Kuzey”in geleneksel hegemonyasına direnmeyi amaçlayan farklı bir bloğu tanımlamaktadır.

Küresel Güney bloğunun meydan okuyan doğası, Batı dünyasında farklı tepkilere neden oldu. Bazıları bunu geçmişteki sömürücü politikalardan kopuşun bir ifadesi ve “üçüncü dünya” gibi aşağılayıcı terimlerin yerine geçen bir kavram olarak desteklemektedir. Buna karşılık, bazıları da bu bloğu üye devletlerinin siyasi ve ekonomik sistemlerindeki farklılıklar nedeniyle tanımamaktadır.

Ancak Küresel Güney terimini görmezden gelen en yaygın açıklama güçle ilgilidir. Zira Küresel Güney, statükodan fayda sağlayanların çıkarlarına hizmet etmeyecek şekilde güç dengesini bozabilecek önemli bir güç oluşturabilir. Nitekim örneğin, Küresel Güney ülkelerinin daha fazla özerklik arayışı, ABD liderliğindeki uluslararası düzene bir tehdit oluşturuyor. Bu tehdit, Çin ve Rusya'nın bu bölgelerdeki artan nüfuzuyla daha da güçleniyor.

Büyük Kuzey Amerika

Nüfuz alanlarının bölünmesine dayanan Monroe Doktrini, 1823'te ortaya çıkmış ve Washington'un Avrupa'ya müdahale etmeme taahhüdü karşılığında Amerika kıtasına yönelik yabancı müdahalelerin engellenmesini öngörmüştür. İki yüzyıl sonra, ABD bu doktrini terk etmemiş; aksine, bölgede her bir bağımsızlık hareketi baş gösterdiğinde bunu yeniden teyit etmiştir. Böylece doktrin, sömürgeci projelere karşı caydırıcı olmaktan, Batı Yarımküre'de ABD nüfuzunu pekiştirme ve “arka bahçesini” koruma aracına dönüşmüştür.

Bu bağlamda, Başkan Donald Trump, Washington'un daha uzak ve güvenliği üzerinde daha az etkili bölgelere odaklanırken, bu hayati alanı ihmal ettiğine inanıyor. Böylece, Latin Amerika ve Karayipler'i yeniden Amerikan nüfuz alanı olarak belirleyen ve hiçbir yabancı gücün bu alanda faaliyet göstermesine izin verilmeyen “Trump Eki” veya “Donroe Doktrini” doğdu. Dünya, ocak ayında Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'nun tutuklanmasının ardından bu yeni doktrinin etkisini hissetmeye başladı.

Ancak Monroe Doktrini geleneksel olarak Batı Yarımküre'yi korumaya odaklanırken, Trump yönetimi daha da ileri giderek, Savunma Bakanı Pete Hegseth tarafından Büyük Kuzey Amerika olarak adlandırılan ve hâlâ şekillenmekte olan bir kavram altında ABD'ni nüfuz alanını yeniden tanımladı.

Bu proje, ABD'nin savunmaktan sorumlu olduğunu düşündüğü “güvenlik çemberini” Ekvador'dan Grönland ile Karayipler, Orta Amerika, Meksika, Kolombiya, Venezuela ve Guyana'yı kapsayacak şekilde genişletmeyi, bu ülkeleri Washington liderliğindeki tek bir güvenlik alanına yeniden entegre etmeyi amaçlıyor.

Proje, bu ülkelerin güvenliğini doğrudan Amerikan güvenliğine bağlayarak egemenliği yeniden tanımlama girişimi olarak yorumlanabilir. Ayrıca, özellikle göç, uyuşturucu kaçakçılığı ve hayati kaynakların ve koridorların güvenliğinin sağlanması gibi alanlarda güvenlik yükünü yeniden dağıtma çabasını da temsil ediyor. Dilbilimsel olarak ise bu terim Amerika Birleşik Devletleri'ni merkeze, diğer her şeyi ise çevreye yerleştiriyor.

Yeni stratejik harita, uluslararası öncelikleri veya “ajandayı” yeniden düzenleme çabasıyla küresel bir boyut kazanıyor; zira bu harita, ekvatorun kuzeyindeki tüm ülkelerin artık Küresel Güney’in bir parçası olmadığı, aksine Amerika Birleşik Devletleri'nin doğrudan savunma alanı içinde yer aldığı temel önermesine dayanıyor.

Hiegseth şöyle diyor; “Bu stratejik haritaya Büyük Kuzey Amerika diyoruz. Neden? Çünkü Grönland'dan Ekvador’a, Alaska'dan Guyana'ya kadar ekvatorun kuzeyindeki her egemen devlet veya bölge Küresel Güney’in parçası değildir. Aksine hepimizin yaşadığı bu büyük komşuluk bölgesindeki doğrudan güvenlik çevremizin bir parçasıdır. Bu ülkelerin tamamı ya Kuzey Atlantik'e ya da Kuzey Pasifik'e kıyısı olan ülkelerdir.”

Küresel Güney öncelikle siyasi bir kavram olduğundan, Latin Amerika ülkelerini bu çerçeveden dışlamak, Hegseth'in açıkça belirttiği gibi siyasi bir tercihtir. Buna göre, Washington Latin Amerika ve Karayipler'deki 10'dan fazla ülkeyi Küresel Güney bloğundan dışladı. ABD Savunma Bakanı, “Düşmanlarımız ortak mirasımızı ve ortak coğrafyamızı tehdit ediyor. Bizi her zaman birleştiren tarihi Kuzey-Güney ilişkisini, ABD ve Batı ülkelerini dışlayan ve Batı dışı güçler ile diğer düşmanları içeren sözde Küresel Güney’in yeni bir modeliyle değiştirmeye çalışıyorlar” diyor.

Gelgelelim Meksika, Kolombiya ve Venezuela gibi hükümetler stratejik sessizliği tercih ederek, bu kararı ne onayladılar ne de reddettiler; bu da kendilerine danışılmadan alınmış bir kararı dolaylı olarak reddettikleri anlamına geliyor. Brezilya Cumhurbaşkanı Luiz Inácio Lula da Silva da bölgedeki ABD politikalarına yönelik bilinen eleştirilerine rağmen benzer bir tavır sergiledi.

Güvenlik alanının genişletilmesi

Yeni stratejik harita, ABD'nin hayati güvenlik alanını genişletiyor; böylece bu alanda, Alaska, Grönland veya Karayipler yakınlarında herhangi bir düşmanca eylem, ABD topraklarına doğrudan bir tehdit oluşturur hale geliyor. Ayrıca, Çin'in Panama Kanalı gibi geçiş noktalarındaki limanları veya altyapıyı kontrol etmesi veya kartellerin ve düzensiz göçün yayılması, tüm bunlar, birleşik bir güvenlik yanıtı gerektiren tek bir tehdidin uzantıları sayılıyor.

Bu nedenle Washington, ABD'nin kaynaklarını Büyük Kuzey Amerika projesine odaklayabilmesi için Brezilya, Arjantin ve Şili gibi ekvatorun güneyindeki ülkelerden kendi savunmalarında ve bölgesel çevrelerinin güvenliğini sağlamada daha büyük bir rol üstlenmelerini talep ediyor. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre böylece, bu ülkeler, Amerika Birleşik Devletleri'nin tüm bölgeyi savunma yükünü doğrudan üstlenmediği, “Amerika Kalkanı” gibi daha geniş bir çerçeve içinde arka cephede güvenlik ortaklarına dönüşecekler.

Uygulamada, bu vizyon coğrafi bir rol dağılımına dayanıyor. ABD Savunma Bakanı'nın belirttiği gibi, “Kuzeyde, Amerika Birleşik Devletleri, bu ortak acil güvenlik çevresini savunmak için sizinle ve egemen ortaklarımızla iş birliği içinde varlığını ve pozisyonlarını güçlendirmelidir. Güneyde yani ekvatorun güneyindeyse, bu büyük komşuluk bölgesinin diğer tarafında, artan yük paylaşımı yoluyla ortaklıkları güçlendireceğiz. Bu, Güney Atlantik ve Güney Pasifik'i savunmada ve hayati altyapı ve kaynakları güvence altına almada daha büyük bir rol oynamanızı sağlayacaktır.”

Hegseth, bu yaklaşımı “Monroe Doktrini”nin yeniden canlandırılmasıyla ilişkilendirerek, Florida'daki kartel karşıtı konferansta Washington'un artık ekvatorun kuzeyindeki bölgeyi Büyük Kuzey Amerika olarak gördüğünü ilan etti. Bu sözler sadece nüfuzu korumaktan stratejik alanı yeniden tanımlamaya yönelik kavramsal bir kaymaya işaret ediyor.

Washington'un bu hassas bölgelerde, Çin'in nüfuzundan giderek daha fazla endişe duyduğu bir dönemde bu değişim, özellikle ABD'nin hayati önem taşıyan su yollarını, en önemlisi de ABD konteyner trafiğinin yaklaşık yüzde 40'ının ve küresel ticaretin yüzde 5-6'sının geçtiği Panama Kanalı'nı korumaya odaklanması göz önüne alındığında oldukça önemli.

Genel olarak, Büyük Kuzey Amerika stratejisi, coğrafya ve siyaset arasındaki ilişkiyi yeniden tanımlama girişimini yansıtmakta ve sınırları bölücü çizgiler olarak değil, nüfuz alanları ve güvenlik bölgeleri olarak görmektedir. Hegseth'in belirttiği gibi, “Bu zorluğun çözümü, evrensel değerler adına coğrafyayı görmezden gelmekte değil, ortak coğrafyayı ulusal çıkarlara hizmet etmek için kullanmakta yatmaktadır.” Bu yeni strateji, güvenlik, egemenlik ve nüfuzu eş zamanlı olarak yeniden tanımlamak için bir çerçeve oluşturmaktadır.

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.


Pentagon’da yapılan bir dua sırasında Hegseth, Ucuz Roman filminden bir bölümü Kitab-ı Mukaddes’ten alıntıymış gibi aktardı

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, Pentagon’da düzenlediği basın toplantısı sırasında (Reuters)
ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, Pentagon’da düzenlediği basın toplantısı sırasında (Reuters)
TT

Pentagon’da yapılan bir dua sırasında Hegseth, Ucuz Roman filminden bir bölümü Kitab-ı Mukaddes’ten alıntıymış gibi aktardı

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, Pentagon’da düzenlediği basın toplantısı sırasında (Reuters)
ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, Pentagon’da düzenlediği basın toplantısı sırasında (Reuters)

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in, Pentagon’da yapılan bir dua programı sırasında 1994 yapımı Pulp Fiction (Ucuz Roman) filminden bir bölümü Kitab-ı Mukaddes’ten alıntıymış gibi aktardığı bildirildi.

Şarku’l Avsat’ın Los Angeles Times’tan aktardığına göre Hegseth, bu ifadeyi İran’a yönelik askeri operasyonları ‘ilahi adaletin uygulanması’ olarak gerekçelendirmek için kullandı. Söz konusu anlatımın, filmde Samuel L. Jackson’ın silahsız bir kişiyi öldürmeden önce dile getirdiği sahneyle örtüştüğü belirtildi.

Hegseth, Pentagon’daki haftalık dua programı sırasında yaptığı konuşmada, ifadeyi ‘Sandy 1 görev ekibinin baş planlayıcısından’ öğrendiğini söyledi. Bu ekibin, kısa süre önce İran’da düşen ABD Hava Kuvvetleri personelini kurtardığı iddia edildi.

Bakan, bu cümlenin arama-kurtarma birlikleri tarafından sıkça tekrarlandığını ve ‘CSAR 25:17’ olarak adlandırıldığını, bunun da İncil’deki Hezekiel kitabının 25. bölüm 17. ayetine atıf olduğunu düşündüğünü ifade etti.

Hegseth’in aktardığı ifade şu şekildeydi: “Ve kardeşimi esir alıp yok etmeye çalışanlara karşı sizden büyük bir intikam ve şiddetli bir öfkeyle intikam alacağım. Ve adımın ‘Sandy 1’ olduğunu bileceksiniz. İntikamımı üzerinize indireceğim.”

Quentin Tarantino’nun yönettiği filmde ise bu repliğin, 1976 yapımı Japon dövüş filmi The Bodyguard’dan esinlendiği belirtildi.

Haberde, Hegseth’in bir dakikayı aşmayan dua konuşmasında İncil’e büyük ölçüde bağlı kaldığı, ancak son iki satırın bunun dışında olduğu ifade edildi.

Pentagon Sözcüsü Sean Parnell, bazı medya kuruluşlarının Hegseth’i, Oscar ödüllü aktör Samuel L. Jackson’ın performansı ile İncil metnini karıştırmakla suçladığını ve bu iddiaları ‘sahte haber’ olarak nitelendirdiğini açıkladı.

Parnell, X hesabından yaptığı paylaşımda, Hegseth’in çarşamba günü özel bir dua okuduğunu, bunun ‘combat search and rescue (CSAR) duaları’ olarak bilindiğini ve İran’dan bir askerin kurtarılması sırasında görev yapan askerler tarafından kullanıldığını belirtti. Açıklamada, bu duanın açık şekilde Ucuz Roman filmindeki bir diyalogdan esinlendiği ifade edildi. Parnell ayrıca hem CSAR duasının hem de filmdeki diyalogların, İncil’deki Hezekiel 25:17 ayetine dayandığını ve bunun Hegseth tarafından konuşmasında açıklandığını söyledi. Sözcü, “Bakanın Hezekiel 25:17 ayetini yanlış aktardığını iddia eden herkes sahte haber yayıyor ve gerçekleri bilmiyor” ifadesini kullandı.

Öte yandan, Ucuz Roman filminin senaristi Oscar ödüllü Roger Avary, X üzerinden yaptığı açıklamada, “Askerlerimizi kurşunlardan koruyacaksa, Savunma Bakanı’nın Jules karakterinden alıntı yapmasına hiç itirazım yok” dedi.

sdcvdv
ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth (AP)

Los Angeles Times, Pete Hegseth’in Pentagon’daki dua programlarını sık sık İran’a yönelik savaşta şiddeti savunmak için kullandığını ve geçen ayki bir konuşmasında Tanrı’dan ‘bu güce şiddet için açık ve adil hedefler vermesini’ istediğini yazdı.

Savunma analizleri konusunda üst düzey bir yetkili, Pentagon içindeki operasyonlara ilişkin olarak gazeteye yaptığı açıklamada, bu dua programlarına katılımın zorunlu olmadığını ancak Pete Hegseth’e yakın bazı isimlerin ‘dolaylı bir baskı’ hissederek katılmaya ve ‘koltukları doldurmaya’ yönlendirildiğini söyledi.

Aynı kaynak, bu durumun bazı çevrelerde askerî operasyonlardan ziyade siyasi mesajlara odaklanılmasına yol açtığını, bunun da savaşla ilgili operasyonel karar süreçlerini yavaşlattığını ifade etti.

Kaynak, “Önemli işlerden sorumlu yöneticiler ve komutanlar, Ucuz Roman filminden alıntılar dinlemek için toplantılardan uzak kalıyor. Bu, savaşla ilgili operasyonel karar alma kapasitemizi geciktiriyor” dedi.

Dua programlarının, ABD Başkanı Donald Trump yönetimi ile Vatikan lideri Papa 14. Leo arasında süregelen gerilim ortamında gerçekleştiği belirtildi. Son haftalarda Papa’nın ABD-İsrail’in İran’a yönelik askeri operasyonlarını sert şekilde eleştirdiği aktarıldı.

Vatikan açıklamalarının ardından Trump’ın Papa’ya yönelik eleştirilerde bulunduğu ve ‘ABD başkanını eleştiren bir Papa istemediğini’ söylediği bildirildi. Papa’nın ise dün yaptığı açıklamada, dini ve askeri alanların karıştırılmasına karşı çıkarak, “Dini ve Tanrı’nın adını askerî, ekonomik ve siyasi çıkarlar için kullananlara yazıklar olsun; kutsal olanı kirletiyorlar” dediği aktarıldı.


ABD’li nükleer bilim insanlarının ‘kaybolduğuna’ dair haberler... Trump: Bu son derece ciddi bir durum

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’da basın mensuplarına açıklamalarda bulunuyor. (DPA)
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’da basın mensuplarına açıklamalarda bulunuyor. (DPA)
TT

ABD’li nükleer bilim insanlarının ‘kaybolduğuna’ dair haberler... Trump: Bu son derece ciddi bir durum

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’da basın mensuplarına açıklamalarda bulunuyor. (DPA)
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’da basın mensuplarına açıklamalarda bulunuyor. (DPA)

ABD medyası, son dönemde uzay, savunma ve nükleer alanlarda görev yapan bazı bilim insanlarının kaybolması veya hayatını kaybetmesiyle ilgili olaylara dikkat çekti.

Bilim çevrelerinde bu vakalara ilişkin soru işaretlerinin arttığı belirtilirken, söz konusu olaylar arasında herhangi bir bağlantı bulunduğu ise henüz doğrulanmadı.

Newsweek dergisi, NASA’ya bağlı bir laboratuvarda çalışan kıdemli bilim insanı Michael David Hicks’in 2023 yılında hayatını kaybettiğini ve ölüm nedeninin açıklanmadığını bildirdi. Hicks’in bu liste kapsamında dokuzuncu vaka olduğu ifade edildi.

The Hill ise ABD Başkanı Donald Trump’ın dün gazetecilere yaptığı açıklamada, nükleer bilim insanlarının kaybolduğuna dair doğrulanmamış raporlar hakkında bir toplantı yaptığını söylediğini aktardı. Trump, “Az önce bu konuda bir toplantıdan çıktım” diyerek durumu ‘son derece ciddi’ olarak nitelendirdi.

F
ABD polisi (Arşiv – DPA)

Trump, “Bunun rastlantısal olmasını umuyorum, ancak gerçeği önümüzdeki bir buçuk hafta içinde öğreneceğiz” dedi ve bazı isimlerin ‘son derece önemli kişiler’ olduğunu belirtti.

Trump’ın açıklamaları, Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt’in çarşamba günü Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısında konuyla ilgili olası bir soruşturma yürütülebileceğini söylemesinin ardından geldi. Leavitt, “Bu konuda ilgili makamlarla henüz konuşmadım. Bunu mutlaka yapacağım ve size yanıt vereceğiz. Eğer doğruysa, bu yönetimin ve hükümetin konuyu ciddiyetle ele alacağını düşünüyorum” ifadelerini kullandı.