Sudan’daki savaşın ateşinden kaçan ailenin hikayesi

Korkunç günler yaşayan baba, ailesinin ‘kör kurşunlar’ nedeniyle ölümün kıyısına geldiğini aktardı.

 Sudan semaları çatışmalar nedeniyle dumanla kaplandı. (AFP)
Sudan semaları çatışmalar nedeniyle dumanla kaplandı. (AFP)
TT

Sudan’daki savaşın ateşinden kaçan ailenin hikayesi

 Sudan semaları çatışmalar nedeniyle dumanla kaplandı. (AFP)
Sudan semaları çatışmalar nedeniyle dumanla kaplandı. (AFP)

Sudan ordusu ile Hızlı Destek Kuvvetleri arasında çatışma patlak verdiği sırada, genç bir kadın doktor, ilk çatışmaların yaşandığı Nil Caddesi’ndeki sağlık merkezlerinden birinde çalışıyordu. Doktor ve ekibi klinikte mahsur kalırken babası Ahmet Muhammed ve kardeşleri, Kuzey Hartum’un Kobar mahallesindeki, Harekat Karargahı olarak bilinen Hızlı Destek Kuvvetleri’nin en büyük kamplarından birinin yakınındaki evlerinde çapraz ateş altında kaldı. Anne ise Hartum Havaalanı’nın bombalanması ve Sudan hava sahasının askerler tarafından kapatılması nedeniyle, Umre için gittiği Suudi Arabistan’dan dönemedi.

İlk kurşunların ardından, ailenin kaderinin Sudan’da iki nokta ve bir yabancı ülke arasında bölüneceği belli oldu. Ailenin tüm üyeleri, birbirleriyle iletişiminin kesilmesi korkusu içerisinde, ayrılmaları mümkün olmayan yerlerde mahsur kaldı. Bu sırada ailenin evinin önünde çatışmalar yaşanıyordu ve evdekiler dışarıda olup bitenleri görebilmek için dışarı çıkamıyor, mahsur kalan kızlarının dönmesini bekleyerek evden ayrılamıyordu. Güvenli bir alana gitmek için evden çıkmaları, birbirleriyle iletişimin kaybolması riski oluşturuyordu.

Çare yok

Mermilerin, savaş uçaklarının ve top atışlarının sesi evin camlarını ve pencerelerini sallasa da, baba Ahmed Muhammed ve çocukları iş yerinde mahsur kalan genç kızın dönüşünü beklemekten başka çare bulamadı. Baba “Evden çıkamadık, başka bir yere gitsek kızım nereye gidecekti. O dönene kadar yataklarımızın altında kalmak zorundaydık” dedi. 

Geceleri bombardıman çok şiddetli oluyor ve duvarlar salıyordu. Dış binanın duvarına isabet eden mermilerin sesini duyan aile, kör mermilerin evin dış duvarını delip geçtiğini ve duvarın arkasında uyuyanları neredeyse öldürmek üzere olduğunu ancak şans eseri içerdekilere bir şey olmadığını anlattı.

Mermiler duvarı adeta bir ‘eleğe’ çevirmekle kalmadı, binadaki kanalizasyon ve içme suyu şebekelerinin de zarar görmesine neden oldu. Muhammed “Çocuklarımı alıp ayrılmak üzereydim, en küçüğü ‘Biz gidersek ablam nasıl yerimizi bulacak, o dönene kadar bekleyelim baba’ diye bağırıyordu” ifadelerini kullandı.

Su ve elektrik kesintisi

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre ailenin çilesi, etraflarında uçuşan ve dört bir yandan gelen mermi ve top mermileriyle sınırlı kalmadı. Çatışmanın çıktığı ilk andan itibaren elektrik ve su kesintisi de onların ızdırabını artırdı. Yaklaşık iki kilometre ötedeki bir kuyudan su getirmek için hayatlarını riske atmaları zorunlu hale geldi. Muhammed duruma ilişkin şunları söyledi:

“Buz fabrikalarından birindeki su kuyusuna gizlice girmek için çatışmanın dinmesini bekliyorduk. Su kaplarını doldurmak için sıralarını bekleyen mahalle sakinlerinin oluşturduğu uzun kuyruğa girdik. Tabii, savaşlarla alevlenen Hartum’un sıcağında elektrik ve klimalardan bahsetmek çok uzak bir hayaldi.”

İlk ateşkes ilan edildiğinde doktorun çalıştığı kurum işçileri dışarı çıkarmaya çalıştı ancak mermiler ve yoldan geçen herkesi izleyen keskin nişancılar onları tekrar geri dönmeye zorladı. İkinci ateşkeste kurum, karmaşık bir süreçle ve kurum logosunu taşıyan özel bir araçla onları çıkarmayı başardı. İş yeri ile evi arasındaki mesafe normal şartlarda atı kilometreyi geçmemesine rağmen araç yolundan yaklaşık 50 kilometre sapmak zorunda kaldı.

Bombardıman ortasında kutlama

Doktorun abisi ve kız kardeşi, eve sağ salim ulaşan kardeşlerini görünce sevinç çığlıkları attı ve gelişi, bombardıman ve gözyaşları arasında kutlamaya dönüştü. Muhammed o anları şöyle aktardı:

“Evden ayrılmayı planlamaya başladık. Ramazan Bayramı’nı beklemeyi tercih ettik, o zamana kadar Ramazan erzakından yiyecektik ancak elektrik kesintisi nedeniyle çoğu zarar gördü. Yiyebildiğimizi yemeye ve oruç tutmaya başladık. Bayram sabahı insanlar sevinç çığlıkları atıp ‘En büyük Allah’ diyerek namaz kıldı. Sonrasında eşyalarımızdan alabildiğimizi topladık, arabaya koyduk ve Hartum’dan gizlice çıkmak için hızlı davrandık. Suudi Arabistan’da olan eşim, o sırada Hızlı Destek Kuvvetleri üyeleri arabaları yağmalamaya başladığı için araçla yolculuk etmemize karşı çıktı. Ama araba ile girmeye karar verdim. Gerekirse onlara anahtarı verecektim. Evin önünde duran araba da vardı. Komşularla vedalaşıp kalan bozulabilir erzakları onlara dağıttık ve evin anahtarını verdik. Tamboul şehri yakınlarındaki Butana bölgesindeki bir köyde tanıdıklarımızın yanına yerleşmek için el-Cezire eyaletinin doğusuna doğru yol alarak ara mahallelere sızdık. Hartum doğusuna geçiş için ana giriş olarak kabul edilen bir köprü olan Hille Köprüsü’nde (Koko), Hızlı Destek Kuvvetleri’nden bir güçle karşılaştık. Bizi durdurmadılar ve doğuya doğru yolumuza devam ettik. Hillat Koko pazarının doğusunda başka bir Hızlı Destek Kuvvetleri grubuna rastladık. Kimliklerimizi kontrol ettiler ve gitmemize izin verdiler. Sonrasında, Hartum’un uzak güneydoğusundaki el-Aylafun bölgesine ulaşana kadar üçüncü bir denetim daha yapıldı. Daha ileride ise iki savaş gücünden hiçbirinin kontrol noktaları yoktu.”

Savaşın çirkin yüzü

Muhammed’in anlattığına göre çatışma seslerini duyduktan sonra yaptıkları yolculuk Hartum’dan ayrılmadan önce savaşın çirkin yüzünü görmelerini sağladı. Adam, yolun iki yanında yanmış zırhlı araçlar, yolun çevresinde bulunan silahlı araçlar ve çıkan yangınlardan geriye hiçbir şey kalmamış zırhlı personel taşıma araçları bulunduğunu, yollara dağılmış cesetler gördüklerini aktardı. Ailenin tanık oldukları sahneler, bölgeyi kontrol eden Hızlı Destek Kuvvetleri ile karşı karşıya kalan doğudan gelen ordu güçlerinin gelişinin öncesinde gerçekleşmişti.

Muhammed ve çocukları, el-Cezira eyaletindeki destinasyonlarına vardı. Karşılarında onları bekleyen, onlar için kurban kesen dostlar bulan aile, yakınları tarafından teselli edildi. Muhammed açıklamasını şöyle sürdürdü:

“Varır varmaz ilk işim uyumak oldu. Çünkü geç saatlere kadar ayakta kalmaktan ve panik içinde olmaktan yorulmuştum. Uzun zamandır mahrum kaldığımız lezzetli yemekleri hazırlayan cömert ev sahiplerine uyumak istediğimi söyledim. Panik ve mermi sesleriyle geçen günler sebebiyle mahrum kaldığım uykuya kavuştum. Göç günlerine ve Mısır’a gitme teşebbüsüne gelince; bu başka bir hikaye...”

Muhammed ve ailesinin ayrılmasından sonra yaşananlar hakkında komşuları, herkesin oradan ayrıldığını, binanın boşaldığı anda Hızlı Destek Kuvvetleri tarafından el konulduğunu askeri kışlaya dönüştürüldüğünü ve zemin katını sivil hastane haline getirildiğini anlattı. Kuvvetlerin binanın üst katlarına konuşlandığını, çatılarına uçaksavarlar yerleştirdiğini, kimsenin binaya yaklaşamadığını veya fotoğraf çekemediğini de aktaran komşuları, birkaç gün sonra geri dönmek umuduyla bıraktıkları ancak üç aydır ulaşamadıkları mülklerinin akıbetini kimsenin bilmediğini vurguladı.



İran’ın Körfez'deki sivil tesisleri ve konutları hedef alan saldırıları

BAE hava savunma güçleri dün İran'dan gelen 23 balistik füze ve 56 İHA’yı önledi (AFP)
BAE hava savunma güçleri dün İran'dan gelen 23 balistik füze ve 56 İHA’yı önledi (AFP)
TT

İran’ın Körfez'deki sivil tesisleri ve konutları hedef alan saldırıları

BAE hava savunma güçleri dün İran'dan gelen 23 balistik füze ve 56 İHA’yı önledi (AFP)
BAE hava savunma güçleri dün İran'dan gelen 23 balistik füze ve 56 İHA’yı önledi (AFP)

Körfez ülkeleri dün, hava savunma sistemlerinin İran'ın onlarca füze ve insansız hava aracı (İHA) ile düzenlediği saldırıları önlerken bu esnada bazı sivil tesisler ve konutlarda sınırlı hasar meydana geldiğini bildirirken can kaybının olmadığı belirtildi.

BAE

Birleşik Arap Emirlikleri'ndeki (BAE) yetkili makamlar, ABD merkezli Oracle şirketinin Dubai’daki veri merkezinin vurulduğu ve Marina bölgesine şarapnel parçalarının düştüğü iki olay hakkında inceleme başlattıklarını açıklarken herhangi bir can kaybı ya da yaralanma olmadığını belirttiler.

BAE hava savunma güçleri dün, İran'dan gelen 23 balistik füze ve 56 İHA’yı etkisiz hale getirdi. Böylece, İran'ın açık saldırılarının başlamasından bu yana toplam sayı 498 balistik füze, 23 seyir füzesi ve 2 bin 141 İHA önlenmiş oldu. BAE Savunma Bakanlığı, İran saldırılarının başlangıcından bu yana, görevlerini yerine getirirken iki silahlı kuvvetler mensubunun, silahlı kuvvetlerle sözleşmeli Faslı bir sivilin ve 10 kişinin hayatını kaybettiğini, ayrıca farklı uyruklardan 217 kişinin hafif, orta ve ağır yaralanmalar yaşadığını belirtti. Bakanlık, her türlü tehdide karşı hazır ve nazır olduğunu, devletin güvenliğini sarsmayı amaçlayan her şeye kararlılıkla karşı koyacağını, egemenliğini, güvenliğini ve istikrarını koruyacağını ve ulusal çıkarlarını ve kaynaklarını koruyacağını vurguladı.

Katar

Katar Emiri Şeyh Tamim bin Hamad Al Sani ve İtalya Başbakanı Giorgia Meloni dün, gerginliği azaltmak ve siyasi diyalog ile diplomatik yolu ön plana çıkarmak gerektiğini vurguladılar. İki lider bunun, Ortadoğu'daki mevcut krizi ve bunun enerji ve tedarik zincirleri üzerindeki etkilerini kontrol altına almak ve bölgedeki enerji güvenliğini korumak için en uygun yol olduğunu belirttiler.

Katar Emiri dün Lusail Sarayı'nda İtalya Başbakanı ile yaptığı görüşmede bölgesel ve uluslararası gelişmeleri ele aldı. Ayrıca, iki ülke arasındaki iş birliği ilişkilerini ve özellikle ekonomi ve enerji alanlarında bu ilişkileri destekleme ve geliştirme yollarını da değerlendirdiler.

Kuveyt

Kuveyt Silahlı Kuvvetleri, son 24 saat içinde Kuveyt hava sahasında tespit ettiği 8 balistik füze ve 19 İHA’yı etkisiz hale getirdi. Bu olaylarda herhangi bir can kaybı veya maddi hasar meydana gelmedi. Kuveyt Savunma Bakanlığı Sözcüsü Albay Suud el-Atvan, Kara Kuvvetleri Mühendisliği'ne bağlı Patlayıcı Madde İmha ve Teftiş Birimi'nin 4 ihbarla ilgilendiğini, vatandaşları ve ülkede ikamet edenleri, şarapnel parçası düşebilecek bölgelerde bulunan herhangi bir İHA enkazına, parçalara ve kalıntılara yaklaşmamaları ve dokunmamaları konusunda uyardı. Çünkü bunların son derece tehlikeli olduğunu vurgulaya Albay, Atvan, kamu güvenliğini korumak için acil durum numarasını arayarak bildirilmesi gerektiğinin altını çizdi.

Kuveyt Silahlı Kuvvetleri’nin sağlam bir hazırlık çerçevesinde, çeşitli güvenlik birimleri ve devlet kurumlarıyla iş birliği ve koordinasyon içinde, tüm sorumluluk ve disiplinle ulusal görevlerini yerine getirmeye devam ettiğini vurgulayan Albay Atvan’a göre bu, çeşitli tehditlerle ve zorluklarla mücadele etme kapasitesini pekiştiriyor.

Kuveyt Ulusal Muhafız Kuvvetleri, son 24 saat içinde sorumluluk alanlarında iki insansız hava aracını düşürdü.

Kuvvetlerin resmi sözcüsü Tuğgeneral Dr. Cedan Fadıl, bunun güvenliği artırma, hayati öneme sahip tesisleri koruma ve olası tehditlere karşı koyma yönündeki sürekli çabaların bir parçası olduğunu açıkladı.

Öte yandan Kuveyt Elektrik Bakanlığı Sözcüsü Mühendis Fatima Hayat, İran'ın mücrim saldırılarının devam etmesine rağmen ‘elektrik ve su’ sistemlerinin istikrarlı ve kontrol altında olduğunu doğruladı.

Mühendis Hayat, düzenlediği basın toplantısında, geçtiğimiz günlerde iki elektrik santrali ve su arıtma tesisinin saldırıya uğradığını ve bunun maddi hasara yol açtığını doğruladı.

Bahreyn

Bahreyn'de ise savunma sistemleri son 24 saat içinde 8 İHA’yı etkisiz hale getirdi. Bahreyn Ulusal İletişim Merkezi, İran'ın mücrim saldırılarının başlamasından bu yana toplam 188 füze ve 453 İHA’nın önlendiğini ve imha edildiğini açıkladı.

Bahreyn Savunma Gücü Genel Komutanlığı tarafından yapılan açıklamada, ‘ordudaki ileri düzeyde savaş hazırlığı ve yüksek alarm durumu halinden ve Bahreyn'i korumak için sergilenen bu kesintisiz operasyonel yetkinlikten duyulan gurur’ dile getirildi. Açıklamada, “Bu askerlerin sergilediği onurlu performans, Krallığın göklerinin korunduğuna dair sağlam bir güven ve huzur veriyor” denildi.

Balistik füzelerin ve İHA’ların sivil hedefleri ve özel mülkleri hedef almak için kullanılmasını uluslararası insani hukuk ve Birleşmiş Milletler (BM) Şartı'na açık bir ihlal olarak nitelendiren Bahreyn Ulusal İletişim Merkezi, bu suç niteliğindeki rastgele saldırıların bölgesel barış ve güvenliğe doğrudan bir tehdit oluşturduğunu vurguladı.

Merkez ayrıca yetkili makamlar tarafından yayınlanan talimatlara uyulmasının önemini ve ulusal farkındalığı ve sorumluluğu güçlendirmek amacıyla bilgilerin aktarılmasında titiz davranılması ve haberlerin resmi kaynaklardan alınması gerektiğinin altını bir kez daha çizdi.


Yüzüklerin Efendisi hayranlarını üzecek haber: Yeni Aragorn aranıyor

Yüzüklerin Efendisi serisinde Aragorn'u canlandıran Danimarka asıllı 67 yaşındaki Viggo Mortensen, proje seçerken bütçeden çok filmin iyi yazılmasına öncelik verdiğini söylüyor (New Line Cinema)
Yüzüklerin Efendisi serisinde Aragorn'u canlandıran Danimarka asıllı 67 yaşındaki Viggo Mortensen, proje seçerken bütçeden çok filmin iyi yazılmasına öncelik verdiğini söylüyor (New Line Cinema)
TT

Yüzüklerin Efendisi hayranlarını üzecek haber: Yeni Aragorn aranıyor

Yüzüklerin Efendisi serisinde Aragorn'u canlandıran Danimarka asıllı 67 yaşındaki Viggo Mortensen, proje seçerken bütçeden çok filmin iyi yazılmasına öncelik verdiğini söylüyor (New Line Cinema)
Yüzüklerin Efendisi serisinde Aragorn'u canlandıran Danimarka asıllı 67 yaşındaki Viggo Mortensen, proje seçerken bütçeden çok filmin iyi yazılmasına öncelik verdiğini söylüyor (New Line Cinema)

Yüzüklerin Efendisi (The Lord of the Rings) evreninin yeni filmi The Hunt for Gollum için hazırlıklar sürerken, en çok merak edilen sorulardan biri de yanıtlandı. 

Andy Serkis'in hem yöneteceği hem de Gollum rolüyle bir kez daha kamera karşısına geçeceği filmde, ikonik Aragorn karakterini Viggo Mortensen'in canlandırmayacağı resmen açıklandı.

Serkis, ScreenRant'e verdiği röportajda, Aragorn karakteri için Viggo Mortensen yerine yeni bir oyuncu arayışında olduklarını doğruladı. 61 yaşındaki sinemacı, "Şu anda çok fazla spekülasyon olduğunu biliyorum ama dürüst olmak gerekirse rol için yeni bir isim arıyoruz" diyerek tartışmalara nokta koydu.

Kadroda kimler var?

Filmde Serkis'e eşlik edeceği kesinleşen tek isim şu an için Oscar ödüllü Kate Winslet. Winslet'ın kadroya dahil olduğu geçen ay duyurulsa da canlandıracağı karakterin detayları gizemini koruyor. 

Öte yandan, serinin emektar isimleri Elijah Wood (Frodo Baggins) ve Ian McKellen'ın (Gandalf) rolleriyle geri döneceklerine dair söylentiler ise güçlenmeye devam ediyor.

Filmin zaman çizelgesine de değinen Serkis, hikayenin Hobbit'le Yüzüklerin Efendisi arasındaki dönemde geçeceğini belirtti. 

Yapımı, "Gollum'un hem fiziksel hem de içsel yolculuğunu anlatan büyük bir macera" diye tanımlayan yönetmen, projenin artık başlangıç aşamasına geldiğini söyledi.

"Onun yerini doldurmak çok zor"

Serinin efsaneleşmiş kadrosundan Elijah Wood, geçen haftalarda katıldığı bir podcast'te yeni bir Aragorn bulmanın kolay olmayacağını söylemişti. Sunday Times'a konuştuğunda ise "Onun yerini doldurmak gerçekten çok zor olacak" diyen oyuncu, Mortensen'in bıraktığı etkiye dikkat çekmişti.

Frodo'nun başka bir oyuncu tarafından canlandırılmasını istemediğini de belirten Wood, "Nefes aldığım sürece Frodo'yu başkasının oynamasını istemem. Orta Dünya gibi bir evrende yeni filmlerden bahsetmek her zaman biraz sinir bozucudur, herkes bu dünyanın bütünlüğünün korunmasını ister. Ancak 'ekibin yeniden toplanması' hissi gerçekten heyecan verici" demişti.

Warner Bros. ve New Line, şu an iki farklı Yüzüklerin Efendisi projesi üzerinde çalışıyor. Bu yıl çekimlerine başlanacak olan The Hunt for Gollum'un yapımcılığını Peter Jackson, Fran Walsh ve Philippa Boyens üstleniyor. 

Diğer projede ise ünlü sunucu Stephen Colbert, oğlu Peter McGee ve Philippa Boyens'la birlikte senaryo aşamasında yer alıyor.

The Lord of the Rings: The Hunt for Gollum, 17 Aralık 2027'de sinemaseverlerle buluşacak.

Independent Türkçe, ScreenRant, Variety, Sunday Times


Viagra, ölümcül çocuk hastalığına umut oldu

Viagra'ya uyarıcı etkisini veren bileşen, nadir görülen ve ölüme yol açabilen bir çocuk genetik hastalığı olan Leigh hastalığının semptomlarını hafifletmede de umut vaat ediyor. Alman araştırmacılar, ilacın hastaların daha iyi yürümesine ve düşünmesine katkı sağladığını söylüyor (AFP)
Viagra'ya uyarıcı etkisini veren bileşen, nadir görülen ve ölüme yol açabilen bir çocuk genetik hastalığı olan Leigh hastalığının semptomlarını hafifletmede de umut vaat ediyor. Alman araştırmacılar, ilacın hastaların daha iyi yürümesine ve düşünmesine katkı sağladığını söylüyor (AFP)
TT

Viagra, ölümcül çocuk hastalığına umut oldu

Viagra'ya uyarıcı etkisini veren bileşen, nadir görülen ve ölüme yol açabilen bir çocuk genetik hastalığı olan Leigh hastalığının semptomlarını hafifletmede de umut vaat ediyor. Alman araştırmacılar, ilacın hastaların daha iyi yürümesine ve düşünmesine katkı sağladığını söylüyor (AFP)
Viagra'ya uyarıcı etkisini veren bileşen, nadir görülen ve ölüme yol açabilen bir çocuk genetik hastalığı olan Leigh hastalığının semptomlarını hafifletmede de umut vaat ediyor. Alman araştırmacılar, ilacın hastaların daha iyi yürümesine ve düşünmesine katkı sağladığını söylüyor (AFP)

Alman araştırmacılar, popüler ereksiyon bozukluğu ilacı Viagra'ya uyarıcı etkisini veren bileşenin, nadir görülen ölümcül bir çocuk genetik hastalığına da çözüm olabileceğini söylüyor.

Sildenafil adlı bileşik, Leigh hastalığıyla yaşayan 6 hastanın sadece birkaç ay içinde kas gücünün artmasını, nörolojik ve metabolik semptomlarının iyileşmesini sağladı.

Bulgular, motor becerilerin kaybına, kusmaya, nöbetlere, kas güçsüzlüğüne, sinir hasarına, solunum, kalp ve böbrek fonksiyonlarında bozulmaya yol açabilen bu dejeneratif hastalıktan muzdarip hastalara umut ışığı sunuyor.

ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri'ne göre halihazırda Leigh hastalığı için onaylanmış bir tedavi yok ve bu hastalıkla doğan çocukların yarısı üç yaşına gelmeden hayatını kaybediyor.

Yeni bir ilaç, hastaların daha uzun ve daha kaliteli bir yaşam sürmesine katkı sağlayabilir. Leigh hastalığı, dünya çapında her 36 bin çocuktan birini etkiliyor.

Berlin'deki tıp araştırmaları üniversitesi Charité's Universitätsmedizin'den bilim insanı Dr. Markus Schuelke yaptığı açıklamada, "Bu ilk gözlemleri daha kapsamlı bir çalışmada doğrulamamız gerekse de bu ciddi kalıtsal hastalığın tedavisinde umut vaat eden bir ilaç adayı bulmaktan çok memnunuz" diyor.

Çalışmanın başyazarı Schuelke ve diğer araştırmacılar, Avrupa çapında bir klinik deneyle ilacı test etmeyi planlıyor.

"500'den 5 bine"

Science'a konuşan Schuelke, pilot çalışmada 9 ila 38 yaşlarındaki hastaların ilacı 7 yıla kadar her gün kullandığını söylüyor.

Katılımcılar, en az 0,66 miligram ve en çok 3 miligram olmak üzere düşük veya orta dozda sildenafil aldı.

Bu, 25 miligramla 100 miligram arasında değişen dozlarda satılan Viagra'nın çok küçük bir kısmı.

Viagra, penise kan akışını artırarak etki ediyor.

Artan kan akışı, akciğer atardamarlarındaki yüksek tansiyonu tedavi etmeye yardımcı oluyor; Leigh hastalığında görülen bu komplikasyon, akciğerleri, kalbi ve böbrekleri etkileyebiliyor.

fbfrbfr
Araştırmacılar, laboratuvarda yetiştirilen ve gelişme aşamasındaki insan beyninin bazı yönlerini taklit eden doku üzerinde sildenafilin etkisini test etti. Görseldeki doku, bir hastanın kök hücrelerinden üretildi. Sinir hücreleri mavi, sinir kök hücreleri de kırmızı renkte gösteriliyor (HHU / Stephanie Le / AG Prigione)

Araştırmacılar kan dolaşımının iyileşmesinin, yürüme yeteneğini, dili anlama becerisini ve sinir hücrelerinin işlevini artırdığını belirtiyor.

Schuelke, "Örneğin sildenafil tedavisi gören bir çocukta yürüme mesafesi 500 metreden 5 bin metreye çıkarak 10 kat arttı" diyor.

Tedavi, başka bir çocuğun neredeyse her ay yaşadığı metabolik krizleri tamamen ortadan kaldırırken, bir başka hasta da artık epileptik nöbetler geçirmiyordu.

Araştırmacılar sildenafili laboratuvarda yetiştirilen doku ve hayvanlar üzerinde test edince de benzer faydalar saptadı.

İlaç, Leigh hastalığından muzdarip kemirgen ve domuzların daha uzun yaşamasını sağladı.

Ölümcül Leigh hastalığına yakalanan 7 domuzdan ikisi sildenafil aldıktan sonra iki aydan uzun süre hayatta kaldı. Birinin de durumu 6 ay boyunca stabil kaldı.

Tanı keşfi 

ABD'de bu hastalıktan etkilenen çocukların sayısı bilinmiyor.

Hastalık, MR taramaları ve kan testleriyle teşhis ediliyor.

Belirtiler genellikle bebeklik ve erken çocukluk döneminde ortaya çıkıyor.

Çocuk Nöroloji Vakfı, "Bazı kişilerde hastalık, daha hafif semptomlarla nispeten stabil bir seyir izliyor. Diğerlerindeyse hızlı bir nörolojik gerileme görülüyor ve yaşam süresi kısalıyor" ifadelerini kullanıyor.

Virginia Tech Üniversitesi'nden araştırmacılar, hastalığı daha erken teşhis etmeye yarayabilecek bir beyin sinyalini ocak ayında keşfetmişti.

Independent Türkçe