İkinci Lübnan Savaşı’nın yıl dönümünde ufukta ‘üçüncü savaş’ görünüyor

İsrail ordusu, kara harekâtında eğitim aldığı Lübnan köyleri benzeri bir köy inşa etti.

İsrail askerleri pazartesi günü İsrail- Lübnan sınırı yakınlarındaki Celile’deki bir bölgede toplandı. (EPA)
İsrail askerleri pazartesi günü İsrail- Lübnan sınırı yakınlarındaki Celile’deki bir bölgede toplandı. (EPA)
TT

İkinci Lübnan Savaşı’nın yıl dönümünde ufukta ‘üçüncü savaş’ görünüyor

İsrail askerleri pazartesi günü İsrail- Lübnan sınırı yakınlarındaki Celile’deki bir bölgede toplandı. (EPA)
İsrail askerleri pazartesi günü İsrail- Lübnan sınırı yakınlarındaki Celile’deki bir bölgede toplandı. (EPA)

İkinci Lübnan Savaşı 12 Temmuz 2006 tarihinde patlak verdi. Her ne kadar İsrail bunu başarısız bir savaş olarak görse de bu durum kazanımlarından ağır basıyor. Muhalefet, dönemin Başbakanı Ehud Olmert ve Genelkurmay Başkanı Dan Halutz’a karşı kitlesel bir savaş yürüttü ancak yavaş yavaş fikri değişti. Onlara göre Lübnan Hizbullah’ı için ciddi bir caydırıcılık sağlandı ve Hizbullah, İsrail ile savaş korkusuyla artık tek bir füze atmaya cesaret edemiyor.

İsrailliler, “Hizbullah, İkinci Lübnan Savaşı’nın Üçüncü Lübnan Savaşı’na kıyasla çocuk oyunu gibi kalacağını biliyor” diyecek kadar ileri gitti. Bu savaş, kesinlikle gelecek gibi görünüyor ve her iki taraf da buna hazırlanıyor.

İsrail’de son olarak bu hafta başında gerçekleşen Hizbullah’a yönelik sürekli askeri tatbikatlar gerçekleştiriliyor. Bu tatbikatları iki hafta sonra paraşütçülerin eğitimi takip edecek.

Eşi benzeri görülmemiş savaş rüzgarları

İsrail ordusu, kara harekâtını tatbik edeceği Lübnan köyleri tarzında bir model köy inşa etti. Ordu, Hizbullah’ın genel olarak Lübnan’ın güneyindeki ve özel olarak da sınırlardaki hareketlerini izliyor. Bunları ‘ikisi de istemese bile her iki tarafı da savaşa sürükleyebilecek provokasyonlar’ olarak nitelendiriyor.

sd
9 Haziran 2023’te, Lübnan’ın Kafr Şuba kasabası bölgesindeki Mavi Hat yakınlarındaki bir gösteri sırasında sınırdan İsrail askerlerine göz yaşartıcı gaz bomba atan Lübnanlı bir protestocu. (AFP)

Son 16 yılda füze saldırılarıyla karşılık verme korkusuyla İsrail, Suriye’deki Hizbullah aktivistlerine saldırmaktan kaçındıysa da bundan geri adım atarak, Hizbullah’ın Doğu Akdeniz’deki mevzilerine hiçbir caydırıcılık olmaksızın doğrudan baskınlar düzenlemeye başladı. Bu da sorunun, artık Hizbullah ile bir savaş olup olmayacağı değil, daha çok ne zaman olacağına dönüşmesine yol açtı. Ayrıca bu baskınlar, Hizbullah için ‘sürprizler’ hazırladığını ve bu savaşın sadece Hizbullah ile değil tüm Lübnan ile olacağını gösteriyor. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre bazı İsrailli generaller, Lübnan’ı bir çöküş çağına döndürmekle, yani altyapıyı yıkmakla tehdit ediyor.

Hizbullah ise cephaneliğindeki füze sayısını 150 bine çıkarana kadar füze ithal ederek bu savaşa açık bir şekilde hazırlanıyor. Celile’deki İsrail kasabalarını işgal etme planları da dahil olmak üzere İsrail kameraları önünde sınırlarda açık tatbikatlar yürütüyor. Ayrıca Suriye’nin güneyinde İsrail’e karşı başka bir savaş cephesi kurmaya çalışıyor. Genel Sekreteri Hasan Nasrallah da ‘sürprizler’ hazırladıkları imasında bulundu.

Hizbullah’ın İsrail’le savaşa girmeyeceğine inanan ve 2012, 2014, 2021 ve 2023 yıllarında İsrail askeri operasyonlarında Gazze’yi desteklemekten kaçındığını gösteren kanıtlara sahip olduklarını iddia eden İsrailliler, artık Nasrallah’ın son üç konuşmasının ‘benzeri görülmemiş savaş rüzgarları’ estirdiğinin farkında.

gty
Eylül 2022’de Hizbullah tarafından bazı destekçilerine yönelik düzenlenen ziyaret sırasında, Mavi Hat yakınındaki UNIFIL unusurları. (EPA)

Ancak İsrail’in Hizbullah’ın üçüncü bir savaşa olan ilgisini sorgulaması için pek çok neden var. Lübnan’ın devlet kurumlarının çökmekte olduğu iflas etmiş bir ülke haline geldiğini söylüyorlar, zira Lübnanlılar 251 gündür cumhurbaşkansız yaşıyor. Lübnan hükümeti, yetkilerinden sıyrılmış geçici bir hükümettir. Lübnan lirası çöküyor ve dolar 2006’da 3.500 lira iken bugün 91 bin lira değerinde. Ülke ciddi bir yakıt krizi ve ülkeyi tamamen karanlığa sürükleyen bir elektrik krizi yaşıyor. Devletin bel kemiği sayılan Lübnan ordusu, ‘yok olmaktan mustarip’. Son iki yılda askerlerinin dörtte birinden fazlası orduyu terk etti.

Fakir Şiilerin siyasi oluşumu olarak ortaya çıkan Hizbullah ise bugün elit bir parti. Bünyesindeki askerler, her ayın başında 600 dolar kazanıyor. Binbaşı rütbesindeki Lübnanlı subay ise 160 dolar kazanırken, çöken Lübnan lirası ile ödeme yapılıyor ve ödemeler erteleniyor. Bu nedenle Lübnan’ı başka bir savaş döngüsüne sokması zor görünüyor.

Ancak İsrail de tüm hazırlıklarına ve eğitimlerine rağmen Lübnan’a yönelik savaş konusunda hevesli değil. İsrail ordusunun gücünün Hizbullah’ın askeri yetenekleriyle asla karşılaştırılamayacağı da doğru. Yine de Hizbullah’ın İsrail iç cephesini acı verici bir şekilde incitebileceğini kabul ediyor. Hizbullah’ın İsrail kasabalarını işgal etme planlarını çok ciddiye alıyor ve ihtiyaç anında birkaç sınır kasabasını boşaltmayı içeren ilgili planlar hazırlıyor.

yh
Pazartesi günü başlayacak askeri tatbikatlara hazırlık kapsamında Lübnan sınırına yakın konuşlanan İsrail tankları. (EPA)

Cevap, İkinci Lübnan Savaşı’nın patlak verme nedeninde yatıyor. O zamanlar ne İsrail ne de Hizbullah bu savaşı istiyordu. İran’ın Hizbullah’ın ‘İsrail askerlerini kaçırmasını’ bir hata olarak gördüğü de söyleniyor. Çünkü durum, hesabı olmayan bir savaşa neden oldu. Böylece İsrail karşılık verdi ve Hizbullah da yanıt verdi. Sonuç olarak kimsenin istemediği bir savaş patlak verdi.

Bugün, bir adam kaçırmadan çok daha küçük bir olay, her iki tarafı da savaşa sürükleyebilir. Bunun nedeni ise sadece her ikisinin de yüksek ‘egosu’ değil, aynı zamanda artan duyarlılıkları. Örneğin Şeba Çiftlikleri’nde iki çadırın kurulması savaşa yol açabilir. Hizbullah, toprağın Lübnan’a ait olduğunu iddia ederken, İsrail de bunu ‘yüzde 100 provokasyon’ olarak görüyor. Çünkü İsrail’e göre Hizbullah dahil her Lübnanlı yetkili, iki çadırın Mavi Hattın güneyinde kurulduğunu söylüyor.

asd
Lübnan- İsrail sınırında devriye gezen Uluslararası acil durum güçleri. 6 Temmuz (AFP)

Gerçekten de Hizbullah’tan bir gencin ateş açarak bir askeri öldürmesi, İsrail’in karşılık vermesi ve Hizbullah’ın da karşılık vermesi mümkün. Ya da tam tersi, bir İsrail askerinin Lübnan vatandaşına veya savaşçısına ateş açması, sonra yanıt gelmesi, ardından karşılık verilmesi ve iki tarafın da ayaklarının istemedikleri bir savaşa doğru kayması mümkün.

Bu nedenle tüm bunlara karşın ABD yönetimi, iki çadır üzerindeki anlaşmazlığı ve belki de diğer anlaşmazlıkları çözmek için her iki tarafın da güvendiği özel elçi Amos Hochstein’ı göndermekte aceleci davrandı.



Baskı ve caydırıcılık arasında: Tahran, Washington ile açık çatışmasını nasıl değerlendiriyor?

Haberler, İran'ın olası bir çatışmaya hazırlık olarak saha planları hazırladığına, hedef listeleri oluşturduğuna ve güçlerini yeniden konuşlandırdığına işaret ediyor (AFP)
Haberler, İran'ın olası bir çatışmaya hazırlık olarak saha planları hazırladığına, hedef listeleri oluşturduğuna ve güçlerini yeniden konuşlandırdığına işaret ediyor (AFP)
TT

Baskı ve caydırıcılık arasında: Tahran, Washington ile açık çatışmasını nasıl değerlendiriyor?

Haberler, İran'ın olası bir çatışmaya hazırlık olarak saha planları hazırladığına, hedef listeleri oluşturduğuna ve güçlerini yeniden konuşlandırdığına işaret ediyor (AFP)
Haberler, İran'ın olası bir çatışmaya hazırlık olarak saha planları hazırladığına, hedef listeleri oluşturduğuna ve güçlerini yeniden konuşlandırdığına işaret ediyor (AFP)

Hüda Rauf

Son derece karmaşık bir bölgesel dönemde, İran ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki ilişki ne topyekun bir savaşa meyleden ne de kalıcı bir çözüme ulaşmayı başaran; gri bir alanda sıkışmış görünüyor. Siyasi, askeri ve ekonomik göstergeler, iki tarafın karşılıklı baskı, dolaylı müzakereler ve hesaplı gerilimi artırma kombinasyonuna dayalı uzun süreli bir çatışmayı yönettiğini gösteriyor.

Eski ABD’li yetkililer ve uzmanların değerlendirmeleri bu gerçeği açıkça yansıtıyor; ne ufukta kapsamlı bir anlaşma görünüyor ne de yeni bir çatışma yaşanması olasılığı tamamen dışlanıyor. Bu iki uç nokta arasında en olası senaryo şekilleniyor; patlamayı erteleyen ancak çözmeyen kısmi ve geçici uzlaşılar.

Öte yandan, İran, sınırlı bir güvenle de olsa diplomasiyi sürdürüyor. İran Dışişleri Bakanı'nın Pakistan, Umman ve Rusya'ya yaptığı ziyaretleri içeren son diplomatik hareketlilik, İran'ın gerilimi azaltmakla ilgilendiğini göstermek için çok kanallı bir müzakere süreci oluşturmayı amaçlıyor. İran'ın bölgesel arabulucular ile kanallar açma gayretinde olduğunu vurguluyor. Ancak bu diplomasi, özellikle Amerikan temsilcilerinin ziyaretlerinin aniden iptal edilmesi ve askeri ve ekonomik baskının devam etmesinin ardından, Washington'un niyetlerine dair derin bir şüphenin gölgesi altında yürütülüyor.

Tahran'ın bakış açısına göre, baskı altında müzakere bir seçenek değil; aksine, özellikle ideolojik olarak kendisine bağlı destekçileri karşısında rejimin meşruiyetini tehdit eden siyasi bir teslimiyet olarak görülüyor. Bu nedenle, herhangi bir diplomatik girişim, deniz ablukasının kaldırılmasına bağlı ve bu koşul şimdiye kadar yerine getirilmemiş görünüyor.

Dahası talepler arasında var olan uçurum, her iki tarafın pozisyonlarının öncelikleri arasında derin bir farklılığı ortaya koyması nedeniyle kapsamlı bir anlaşmanın imkansızlığını gösteriyor. Nitekim İran, yaptırımların kaldırılmasını, deniz ablukasının sona erdirilmesini ve uranyum zenginleştirme hakkının korunmasını talep ediyor. Buna karşılık Washington, nükleer programın kilit unsurlarının ortadan kaldırılmasını, füze geliştirme programının kısıtlanmasını ve İran'ın bölgesel etkisinin sınırlandırılmasını şart koşuyor.

Bu uçurum, asgari taleplerle sınırlı olmayıp, karşılıklı koşulların daha geniş bir listesini de kapsıyor ve kapsamlı bir anlaşmaya varmayı imkansız kılıyor. Bunun yerine, en fazla, krizi çözmekten ziyade yönetmeye odaklanan sınırlı ve belirsiz bir anlaşmaya varılabilir görünüyor.

Buna rağmen İran, Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer özgürlüğüne karşılık, ablukanın kaldırılmasını ve savaşın sona erdirilmesini (ve belki de gelecekteki saldırılara karşı garantiler) talep eden revize edilmiş, aşamalı bir teklif sundu. Buna göre nükleer mesele daha sonraki bir aşamada ele alınacak. İran'ın revize edilmiş teklifine bakıldığında çelişkili ve mantıksız görünüyor. Zira Tahran, Boğaz'da seyrüsefer özgürlüğü karşılığında ateşkes ve ablukanın kaldırılması garantisi alarak üzerindeki güvenlik, askeri ve ekonomik baskıyı hafifletmek istiyor. Ama burada seyrüsefer özgürlüğünden ne kastedildiği belirsiz; Boğaz'ın savaş öncesi durumuna geri dönmesi mi, yoksa İran'ın ücret karşılığında geçiş izni verdiği mevcut düzenlemenin artık Amerikan gemilerinin de geçmesine izin vererek sürdürülmesi mi kastediliyor? Bu çelişki, Tahran'ın Boğaz'ın mevcut durumunu yasallaştırmayı ve meşrulaştırmayı amaçlayan mevcut iç icraatları ile daha da öne çıkıyor. Zira İran parlamentosu ve Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi, Boğaz'dan mevcut koşullar altında geçişi düzenleyen bir yasa taslağını görüşüyor. Ayrıca İran Merkez Bankası, Boğaz'dan geçiş ücretleri için dört özel hesap açtı. Dolayısıyla Tahran, karşılığında hiçbir şey sunmadan Washington'dan tavizler istiyor. Bu teklif, İranlı karar vericilerin aşırı özgüvenini yansıtıyor gibi görünüyor; ama bu özgüven, her iki taraf için de çıkmaza girmiş durumun yanlış değerlendirilmesiyle gölgeleniyor. İran, Hürmüz Boğazı'nı en önemli pazarlık kozu, Donald Trump ve dünya üzerinde baskı kurma aracı olarak görüyor.

İran, Hürmüz Boğazı'nı sadece bir enerji koridoru olarak değil, bu denklemin merkezinde yer alan ve en önemli stratejik varlığı olarak öne çıkan bir etki aracı olarak görüyor. Boğaz artık sadece petrol geçişi için bir su yolu değil; ekonomik, güvenlik ve siyasi boyutları kapsayan çok boyutlu bir baskı aracına dönüştü.

İran, boğazı kapatarak değil, etki edebilme ve geçiş trafiğini düzenleyebilme gücüyle rolünü yeniden tanımlamaya çalışıyor. Bu yaklaşımın, doğrudan çatışmaya girmeden küresel tedarik zincirlerini tehdit etmeye dayalı alışılmadık bir caydırıcı güç sağladığını düşünüyor.

Tahran ayrıca Hürmüz Boğazı'nı herhangi bir anlaşmada kendi şartlarını dayatmasını ve büyük enerji ithal eden güçlerle diyalog kanalları açabilmesini sağlayacak bir pazarlık kozu olarak kullanmaya çalışıyor.

Öte yandan Trump, İran'ın teklifini reddetti ve İran'a yönelik ablukayı uzatacağını açıkladı. Trump, ablukanın askeri güçten daha az maliyetli olduğuna ve rejimin uzlaşmaz tavrını sürdürme gücünü zayıflatacağına inanıyor.

Son zamanlarda, ablukanın İran petrol kuyuları ve rezervleri üzerindeki etkisine ilişkin birçok analiz yapıldı. İran'ın söylemine göre abluka petrol kuyularını etkiliyor, ancak kayıplar yönetilebilir durumda.

İranlı petrol uzmanları, petrol ambargosunun Amerikan ekonomik baskısının en önemli araçlarından biri olduğunu belirtiyor. Ancak Tahran, yüksek iç tüketim, sınırlı ulaşım alternatifleri ve petrol sahalarının işletilmesi için esnek politikalar yoluyla bu baskıyı kısa vadede yönetebileceğini söylüyor.

Bazı İran ekonomik raporları, mali kayıpların önemli olduğunu ve yıllık on milyarlarca dolara ulaşabileceğini, ancak petrol sektörünün teknik altyapısının, kısıtlamaların kaldırılmasının ardından üretimin kademeli olarak yeniden başlamasına olanak tanıyarak, tam bir çöküş olasılığını azalttığını belirtiyorlar.

Diplomatik süreç devam etmesine rağmen, askeri hazırlıklar da sürüyor. Haberler, İran'ın olası bir çatışmaya hazırlık olarak saha planları hazırladığına, hedef listeleri oluşturduğuna ve güçlerini yeniden konuşlandırdığına işaret ediyor.

Tahran, herhangi bir gerilimin karşılıksız bırakılmayacağını ve ABD güçleri ile bölge devletlerine ağır bir bedel ödetmeye hazır olduğunu iletmek istiyor. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre ancak bu hazırlık, savaşmak arzusunda olduğunu değil, savaşı tamamen önlemeyi amaçlayan caydırıcı bir stratejiyi ifade ediyor.

Buna karşılık, ABD, müzakerelerdeki pozisyonunu güçlendirmek için bir askeri ve ekonomik baskı kombinasyonunu benimsiyor. Ancak bu yaklaşım, özellikle kamuoyundaki yeni bir savaşa karşı muhalefet ve yönetimin uzun süreli bir çatışmaya girmesini kısıtlayan yasal sınırlamalar gibi iç kısıtlamalarla karşı karşıya bulunuyor.

Dahası, baskının İran'ı taviz vermeye zorlayacağı varsayımı, rejimin doğasına dair yanlış bir okumaya dayanıyor olabilir; zira İran, kırılmaktan ziyade baskıya direnmeye meyillidir.

Çatışan tarafların birbirine tamamen zıt iki vizyonuyla karşı karşıyayız. Diplomatik düzeyde, her iki tarafın talepleri tamamen zıt olup, bir orta yol görünmüyor. Baskı düzeyine gelince, Trump deniz ablukasını uzatmayı savaştan daha az maliyetli görürken, İran altı ay içinde kendisine zarar verecek bir deniz ablukasından ziyade savaşı daha az maliyetli bulabilir.

En olası senaryo, statükonun yani yaptırımların, sınırlı askeri gerilimlerin, aralıklı müzakerelerin ve gerektiğinde kısmi anlaşmaların devam edeceğidir. Bu, “ne savaş ne de anlaşma yok” denklemi olup, dengeyi kırılgan, gerilimde tırmanmaları olası ve barışı ertelenmiş bir halde bırakmaktadır.

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.


Japonya, Ukrayna’ya silah satabilir mi?

Tokyo'nun silah ihracatı kısıtlamalarını gevşetmesiyle Japon firmalar, Ukraynalı şirketlerle işbirliğini hızlandırdı (AFP)
Tokyo'nun silah ihracatı kısıtlamalarını gevşetmesiyle Japon firmalar, Ukraynalı şirketlerle işbirliğini hızlandırdı (AFP)
TT

Japonya, Ukrayna’ya silah satabilir mi?

Tokyo'nun silah ihracatı kısıtlamalarını gevşetmesiyle Japon firmalar, Ukraynalı şirketlerle işbirliğini hızlandırdı (AFP)
Tokyo'nun silah ihracatı kısıtlamalarını gevşetmesiyle Japon firmalar, Ukraynalı şirketlerle işbirliğini hızlandırdı (AFP)

Ukrayna, silah ihracatı kısıtlamalarını gevşeten Japonya'yla anlaşma yapmak istiyor.

Kiev'in Japonya Büyükelçisi Yuriy Lutovinov, Reuters'a açıklamasında Tokyo yönetiminin silah ihracatı kısıtlamalarını büyük ölçüde kaldırmasını memnuniyetle karşıladıklarını söylüyor. Rus işgaline karşı direnişte Japonya yönetimiyle işbirliği yapmak istediklerini yeni yayımlanan röportajda belirtiyor:

Bu gelişme ileride yapılabilecek görüşmelerin önünü açtı. Teorik olarak bu çok büyük bir adım.

Sanae Takaiçi hükümeti, ölümcül silah ve savunma ekipmanlarının yabancı ülkelere satışı üzerindeki kısıtlamaları 21 Nisan'da gevşetmişti.

Yeni düzenleme kapsamında savunma teçhizatı "silah" ve "silah dışı" şeklinde sınıflandırılmıştı. Radar sistemleri gibi "silah dışı" ekipmanın ihracatına yönelik sınırlama kaldırılırken, füze gibi "silah" kategorisindeki ekipmanın sadece Japonya'yla savunma anlaşması yapan ülkelere satışına izin verilmişti.

Öte yandan çatışma halindeki ülkelere silah ihracatı yasağının devam edeceği bildirilmişti. Fakat yönetimin ulusal güvenliğin tehlikede olduğunu düşündüğü "istisnai durumlarda" bu satışların gerçekleştirilmesinin de önü açılmıştı.

Rusya'nın 2022'deki saldırılarıyla başlayan Ukrayna savaşında dönemin Japonya Başbakanı Fumio Kişida, "Bugünün Ukrayna'sı, yarının Doğu Asya'sı olabilir" uyarısı yaparak Kiev'in işgalinin Tokyo'nun ulusal güvenliğini de riske attığını vurgulamıştı.

Lutovinov, bu riskin hâlâ geçerli olduğunu savunuyor:

Ukrayna düşerse bu, büyük bir domino etkisi yaratacaktır. Bu yüzden Hint-Pasifik ve Avrupa kıtası güvenlik açısından birbirinden ayrı düşünülemez.

Sanae Takaiçi, Ukrayna'ya silah satışını destekleyeceğine dair herhangi bir işaret vermedi. Ancak kasımda Ukrayna lideri Volodimir Zelenski'yle yaptığı telefon görüşmesinde Moskova'ya karşı Kiev'i desteklediklerini söylemiş, en kısa zamanda savaşın sonlandırılmasını istediklerini belirtmişti.

Japonya, ulusal güvenliğinin tehdit altında olduğunu söyleyerek "istisnai durum" kapsamında Ukrayna'ya silah gönderebilir. Ya da Kiev yönetimi, silah tedariki için Tokyo'yla savunma paktı imzalayabilir. Japon yönetimi, Almanya, Avustralya, Filipinler ve Vietnam dahil 18 ülkeyle böyle bir anlaşmaya sahip.

Ukrayna'nın ABD menşeli Patriot füzelerine bağımlılığını azaltmak için kendi hava savunma sistemini geliştirmeye çalıştığını belirten Lutovinov, Tokyo'nun bu programa finansal destek sağlayabileceğini de söylüyor.

Japon drone üreticisi Terra Drone'dan 28 Nisan'da yapılan açıklamada, Ukraynalı WinnyLab şirketiyle uzun menzilli insansız hava aracı üretimi için işbirliği yapılacağı duyurulmuştu. Terra Drone CEO'su Toru Tokuşige, Japonya'nın silah ihracatı düzenlemesinin süreci kolaylaştırdığını belirtmişti.

Diğer yandan Pekin yönetimi, Tokyo'nun hamlesine tepki göstermişti. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Guo Jiakun, Japonya'nın II. Dünya Savaşı sonrasında oluşturduğu barışçıl Anayasa'yı terk etmeye başlayarak "somut adımlarla yeniden silahlanma sürecini hızlandırdığını" söylemişti.

Independent Türkçe, Reuters, Kyiv Independent, Global Times


İsrail ordusu, Hizbullah’ın drone saldırılarını durduramıyor

İsrail ordusu, ateşkese rağmen Lübnan'ın güneyindeki işgalini sürdürüyor (Reuters)
İsrail ordusu, ateşkese rağmen Lübnan'ın güneyindeki işgalini sürdürüyor (Reuters)
TT

İsrail ordusu, Hizbullah’ın drone saldırılarını durduramıyor

İsrail ordusu, ateşkese rağmen Lübnan'ın güneyindeki işgalini sürdürüyor (Reuters)
İsrail ordusu, ateşkese rağmen Lübnan'ın güneyindeki işgalini sürdürüyor (Reuters)

Lübnan'da Hizbullah, İsrail birliklerine karşı FVP (First person view/birinci şahıs görüşlü) drone'ları gittikçe daha yoğun şekilde kullanıyor.

Wall Street Journal'ın (WSJ) haberinde Hizbullah militanlarının, pilotun insansız hava aracı (İHA) üzerindeki kameradan gelen görüntüyü anlık olarak izleyebildiği bu drone'larla etkili saldırılar düzenlediği belirtiliyor.

Hizbullah, Haziran 2024'te FPV'leri denemeye başlamış ancak İsrail'in Şii örgüte ait çağrı cihazlarını patlatması üzerine bu operasyonlar askıya alınmıştı.

Örgütün son dönemde düzenlediği saldırılarla FPV drone'lar yeniden gündeme geldi.

Düşük maliyetli drone'larla düzenlenen bu saldırıların, "İsrail ordusu için Gazze ve Lübnan'daki önceki çatışmalarda karşılaşmadığı ciddi bir tehdit oluşturduğu" vurgulanıyor.

Rusya-Ukrayna savaşında sıkça kullanılan yüksek manevra kabiliyetine sahip FPV drone'lar, son dönemde Irak'taki İran destekli Şii milislerin ABD varlıklarına yönelik saldırılarında da görülmüştü.  

Hizbullah, İHA'larla İsrail birliklerine düzenlediği operasyonların propaganda videolarını da yayımlıyor. Uzmanlara göre görüntüler, drone'ların yetenekli pilotlar tarafından kullanıldığını ve örgütün İHA operatörlerinin özel eğitim aldığını ortaya koyuyor.

Analizde, Lübnanlı Şii örgütün fiber optik sisteme sahip FPV'leri kullandığına dikkat çekiliyor. Bunların elektronik saldırılara karşı dayanıklı olduğu ve İsrail ordusunun İHA'lara uzaktan müdahale etmesini zorlaştırdığı vurgulanıyor.

İsrail hükümeti ve ordusu, Ukrayna'daki emsale rağmen FPV drone saldırılarına karşı gerekli önlemleri almadığı için giderek artan eleştirilerle karşı karşıya.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu da salı günkü açıklamasında bu tehlikeyle ilgili adım attıklarını duyurmuştu:

İHA tehdidini ortadan kaldırmaya yönelik özel bir proje için birkaç hafta önce talimat verdim. Zaman alacak ama bunları da havaya uçuracağız.

Lübnan'ın güneyinde görev yapan İsrailli bir asker, günde en az 10 drone uyarısı aldıklarını ve Hizbullah'ın bölgede sürekli İHA uçurduğunu söylüyor.

Analist Yigal Levin ise "İsrail, bu operatörleri ortadan kaldırmazsa daha da gelişecekler. Deneyim kazanıyorlar. İHA'ları arızalansa bile bu da bir deneyimdir" diyor.

ABD Başkanı Donald Trump, Lübnan'la İsrail arasında 17 Nisan'da yürürlüğe giren 10 günlük geçici ateşkesin 3 hafta daha uzatıldığını 23 Nisan'da duyurmuştu.

Ateşkese rağmen İsrail ordusu Lübnan'ın güneyindeki operasyonlarını sürdürürken, Hizbullah ise anlaşmayı ihlal ettiği gerekçesiyle İsrail birliklerine saldırılar düzenliyor.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Ynet