Uzmanlar verileri ve görüntüleri inceledi: 'Wagner lideri Prigojin'in jeti patlatıldı'

Prigojin'in 2011'de Putin'e yemek servisi yaparken çekilmiş bir fotoğrafı (AP)
Prigojin'in 2011'de Putin'e yemek servisi yaparken çekilmiş bir fotoğrafı (AP)
TT

Uzmanlar verileri ve görüntüleri inceledi: 'Wagner lideri Prigojin'in jeti patlatıldı'

Prigojin'in 2011'de Putin'e yemek servisi yaparken çekilmiş bir fotoğrafı (AP)
Prigojin'in 2011'de Putin'e yemek servisi yaparken çekilmiş bir fotoğrafı (AP)

Rus paralı asker şirketi Wagner'in lideri Yevgeni Prigojin'in öldüğü uçak kazasının yankıları sürüyor. Olayla ilgili görüntüleri ve uçuş verilerini inceleyen uzmanlarsa Prigojin'in bir patlama nedeniyle ölmüş olabileceğine dikkat çekti.

ABD'nin önde gelen medya kuruluşlarından CNN, gerçek zamanlı uçuş takip sitesi Flightradar 24'ün verilerini değerlendirdi. 

Buna göre Embraer Legacy 600 model jet, Rusya'nın başkenti Moskova'dan St. Petersburg'a doğru çarşamba günü yerel saatle 18.00 sularında yola çıktı. 

Prigojin'in sağ kolu ve Wagner'in kurucularından Dmitri Utkin'in de aralarında yer aldığı 10 kişiyi taşıyan uçak, 18.11'de saatte 950 kilometre civarında bir hızla yaklaşık 8,5 kilometre irtifaya çıkmıştı. 

St. Petersburg'daki eski grup merkezi yakınındaki bir anıtta Wagner logosunu taşıyan bayrağın üzerinde bir gül (Reuters)
St. Petersburg'daki eski grup merkezi yakınındaki bir anıtta Wagner logosunu taşıyan bayrağın üzerinde bir gül (Reuters)

Ancak jetin 18.19'da düzensiz iniş ve çıkışlar yapmaya başladığı gözlemlendi. Bir noktada 9 kilometre yüksekliğe çıkan uçak, daha sonra 30 saniye içinde neredeyse 2,5 kilometre irtifa kaybetti. Uçaktan son alınan verilerdeyse jetin 6 kilometrede seyrettiği görülüyor.

Açık kaynaklı verileri kullanarak gemilerin ve uçakların hareketlerini analiz eden araştırmacı Steffan Watkins, jetin sıradışı hareketlerinin, pilotun uçağın kontrolünü sağlamaya çalıştığını gösterdiğini belirtti.

Watkins, verilere dair şu değerlendirmeyi yaptı: 

Bu, bir patlama sonucunda kabin basıncının azalmasına benziyor. Kapı ya da iniş takımlarının olduğu bölgede bir patlama gibi. İrtifayı korumaları ve yere çakılmamaları için uçağın kontrolünü sağlamaları gerekiyordu.

CNN, Rusya ve Belarus'taki askeri hareketlilikleri paylaşan Belarusian Hajun Project adlı aktivist grubun Telegram kanalından yayımladığı videoyu da inceledi.

Uçağın enkazının yer aldığı videoda, jetin kuyruk numarası olan RA-02795'in bir kısmı görünüyor. Haberde, uçağın gövdesinin, kuyruğunun ve kanatlarının yaklaşık 1,6 kilometrelik alana dağıldığı da belirtildi.   

Prigojin bilinmeyen bir yerden konuşuyor (AP)
Prigojin bilinmeyen bir yerden konuşuyor (AP)

NATO ve Avrupa Birliği (AB) için füze analizleri yapan Markus Schiller, bunun güçlü bir patlama sonucu yaşanmış olabileceğini söyledi. Füze uzmanı, şu değerlendirmeyi yaptı: 

Uçağın kuyruğu ve kanadı ancak bir patlamayla ayrılmış olabilir. Bunun uçağa yerleştirilmiş bir bombadan mı yoksa ateşlenen bir füzeden mi kaynaklandığı henüz belli değil. Fakat kuyruk ve kanat başka şekilde parçalanmış olamaz.

Birleşmiş Milletler ve NATO'ya danışmanlık yapan roket uzmanı Robert Schmucker ise "Bunun gibi uçaklar gökyüzünden öylece düşmez. Eksik bakım yapılması ya da pilot hatası, kanadın bu şekilde gövdeden ayrılmasına ya da gökyüzünde patlama gibi bir görüntü oluşmasına yol açmaz. Bu uçak kesinlikle teknik arıza ya da hava koşulları nedeniyle parçalanmadı" dedi. 

Schmucker, uçağın nasıl düştüğünün tam olarak belirlenebilmesi için kara kutunun incelenmesi gerektiğine de dikkat çekti. Birleşik Krallık'ın (BK) kamu yayıncısı BBC, enkazda kara kutunun bulunduğunu ve incelemeye alındığını bildirdi.

Brezilyalı uçak firması Embraer de Rusya'ya uygulanan uluslararası yaptırımlar gereği ülkedeki uçaklara sağlanan teknik destek ve bakım hizmetlerini savaşın başında askıya aldıklarını belirtti.

CNN, kazanın gerçekleştiği Tver Oblastı'ndaki Kuzkenkino kasabası yakınında oturanların olay sırasında patlama sesi duyduklarını söylediklerine de dikkat çekti. Rus haber ajansı RIA Novosti'ye konuşan kasaba sakinlerinden birinin "Sanki bir patlama, vurulma sesi duydum. Uçak yalpalamaya başladı. Sonra dumanlar yükseldi ve uçak hızla düşmeye başladı" dediği aktarıldı.

Ne olmuştu?

Rusya Federal Hava Taşımacılığı Ajansı (Rosaviatsiya), çarşamba akşamı jetin düşmesi sonucu Prigojin'le birlikte 10 kişinin yaşamını kaybettiğini açıklamıştı. 

Wagner'e yakınlığıyla bilinen ve 500 binden fazla takipçisi bulunan Telegram kanalı Grey Zone'dan yapılan paylaşımdaysa Rusya Savunma Bakanlığı'nın Prigojin'e suikast düzenlediği öne sürülmüştü. 

ABD istihbaratı, uçağın "kasti bir patlama" sonucu düşürüldüğünü iddia ederken, Pentagon da jete karadan havaya füze sistemiyle saldırı düzenlendiğine dair kanıt bulunmadığını bildirmişti. 

Enkaz alanında uçağın parçalarının farklı yerlere dağıldığı görüntülendi (Reuters)
Enkaz alanında uçağın parçalarının farklı yerlere dağıldığı görüntülendi (Reuters)

Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov, olayın ardında Moskova'nın olmadığını savunarak "Bu iddiaların hepsi yalan" demişti. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise Prigojin için "Yetenekli biriydi fakat ciddi hataları vardı" ifadelerini kullanmış, olayla ilgili soruşturma başlatıldığını belirtmişti. 

Wagner ayaklanması

Wagner askerlerinin 23 Haziran'da ayaklanarak Rusya'nın Güney Federal Bölgesi'nin idari merkezi Rostov-na-Donu'daki askeri karargahı ele geçirmesi ülkede şok etkisi yaratmıştı.

Prigojin, ilk etapta askerleriyle Rostov-na-Donu'dan Moskova'ya kadar gideceklerini açıklamıştı. Fakat daha sonra Belarus Devlet Başkanı Aleksandr Lukaşenko'nun 24 Haziran'da devreye girerek sunduğu gerilimi azaltma planını kabul eden Prigojin, birlikleri geri göndererek ayaklanmayı bitirmişti.

"Putin zaten Prigojin'in yerine başkasını geçirmeyi planlıyordu"

ABD'nin önde gelen gazetelerinden Washington Post (WP) ise isyanın ardından Putin'in Wagner'in başına Prigojin yerine Andrey Troşev'i geçirmek istediğine dikkat çekti.

Putin, isyan sona erdikten 5 gün sonra 29 Haziran'da Wagner'in yönetim kuruluyla düzenlediği toplantıda firmanın başına Troşev'i geçirmek istediğini söylemiş, Prigojin ise buna itiraz etmişti.

Emekli albay Troşev, AB ve BK'nin paralı asker şirketiyle ilgili belgelerinde Wagner'in icra direktörü olarak kayıtlı. WP, Wagner'e yakın Rus blogger'ların Troşev'in isyanda Savunma Bakanlığı'yla anlaşma yapmaya çalıştığı gerekçesiyle Prigojin tarafından şirketten atıldığını öne sürdüğünü de aktardı. 

Moskova merkezli düşünce kuruluşu Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi'nden Anton Mardasov, "Eski Wagner artık bittiğine ve bir daha da var olmayacağına göre, Troşev şirketin yenilenmiş halinin gelecekteki liderlerinden biri olabilir" dedi.

Putin'in eski metin yazarı Abbas Gallyamov ise ABD'nin tanımış gazetelerinden New York Times'a Rus liderin, ileride benzer isyanları engellemek için "bir caydırma mesajı olarak" Prigojin'e suikast düzenlediğini öne sürdü. 



Petrol endüstrisi Trump yönetimine uyarıda bulundu: Yakıt krizi daha da kötüleşebilir

Soldan sağa: Global Infrastructure Partners’ın (GIP) Başkanı ve Operasyon Direktörü Raj Rao, Chevron CEO’su Mike Wirth ve ABD İçişleri Bakanı Doug Burgum (AFP)
Soldan sağa: Global Infrastructure Partners’ın (GIP) Başkanı ve Operasyon Direktörü Raj Rao, Chevron CEO’su Mike Wirth ve ABD İçişleri Bakanı Doug Burgum (AFP)
TT

Petrol endüstrisi Trump yönetimine uyarıda bulundu: Yakıt krizi daha da kötüleşebilir

Soldan sağa: Global Infrastructure Partners’ın (GIP) Başkanı ve Operasyon Direktörü Raj Rao, Chevron CEO’su Mike Wirth ve ABD İçişleri Bakanı Doug Burgum (AFP)
Soldan sağa: Global Infrastructure Partners’ın (GIP) Başkanı ve Operasyon Direktörü Raj Rao, Chevron CEO’su Mike Wirth ve ABD İçişleri Bakanı Doug Burgum (AFP)

ABD’nin en büyük petrol şirketlerinin yöneticileri, Beyaz Saray’da düzenlenen bir dizi toplantıda Başkan Donald Trump yönetimi yetkililerine karamsar bir tablo sundu. Kaynakların The Wall Street Journal gazetesine verdiği bilgilere göre, Exxon Mobil, Chevron ve ConocoPhillips şirketlerinin üst yöneticileri, İran’la savaşın tetiklediği enerji krizinin daha da derinleşebileceğini belirtti. Yöneticiler, enerji akışının büyük ölçüde geçtiği Hürmüz Boğazı’ndaki aksamaların küresel enerji piyasalarında sert dalgalanmalara yol açmayı sürdüreceği uyarısında bulundu.

Yetkililerin sorularını yanıtlayan Exxon Mobil CEO’su Darren Woods, spekülatörlerin fiyatları beklenmedik biçimde yükseltmesi durumunda petrol fiyatlarının mevcut yüksek seviyelerin de üzerine çıkabileceğini söyledi. Woods ayrıca, piyasaların rafine petrol ürünlerinde arz sıkıntısıyla karşılaşabileceğini ifade etti.

efrghy
Washington’daki bir Exxon benzin istasyonunun dışındaki tabelada gösterilen akaryakıt fiyatları (AFP)

Chevron CEO’su Mike Wirth ile ConocoPhillips CEO’su Ryan Lance ise yaşanan dalgalanmanın boyutuna ilişkin endişelerini dile getirdi.

ABD Başkanı Donald Trump çarşamba günü yapılan toplantılara katılmazken, ABD petrol fiyatları aynı gün varil başına 87 dolardan cuma günü 99 dolara yükseldi.

Beyaz Saray’ın seçenekleri

Beyaz Saray, petrol fiyatlarını düşürmeye katkı sağlayabileceğini umduğu bir dizi önlemi hayata geçirdi ya da değerlendirmeye aldı. Bu adımlar arasında Rus petrolüne uygulanan yaptırımların hafifletilmesi, acil enerji rezervlerinden büyük miktarlarda petrol piyasaya sürülmesi ve ABD limanları arasında ham petrol akışını kısıtlayan bir yasanın kaldırılması ihtimali yer alıyor. Bir Beyaz Saray yetkilisine göre, yönetim ayrıca petrol şirketlerinin yöneticilerine Venezuela ile ABD arasındaki petrol akışının artırılmasını umduklarını da iletti.

ABD İçişleri Bakanı Doug Burgum, yönetimin küresel enerji piyasalarını istikrara kavuşturmak için enerji şirketleriyle günün her saati çalıştığını söyledi. ABD Enerji Bakanlığı Sözcüsü Ben Dietderich ise Enerji Bakanı Chris Wright ve Trump yönetiminin enerji arzındaki aksaklıkları azaltmak için gerekli adımları atmayı sürdüreceğini belirtti.

Verimli toplantılar

Toplantıların verimli geçtiği ifade edilirken, şirket yöneticilerinin hiçbiri Başkan Donald Trump yönetimini krizin sorumlusu olarak göstermedi. Ancak petrol sektöründe birçok kişi, mevcut seçeneklerin krizi sınırlamada fazla etkili olmayacağından endişe ediyor. Uzmanlara göre tek gerçek çözüm, dünya günlük petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması. Aksi takdirde uzun süreli yüksek fiyat baskısının küresel ekonomi üzerinde ağır bir yük oluşturabileceği ve yakıt talebini azaltabileceği belirtiliyor.

Üst düzey bir yönetim yetkilisi, hükümetin fiyatların yükselmeye devam edeceğinin farkında olduğunu, ancak şu aşamada yapılabileceklerin sınırlı olduğunu söyledi. Kaynağa göre Pentagon, Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmaya yönelik seçeneklerin bulunduğunu yönetime iletti ve yönetim bunun aylar değil haftalar içinde gerçekleşmesini istiyor.

Petrol sektöründeki bazı üst düzey yöneticiler ise petrol fiyatlarının uzun süre yüksek kalacağı bir döneme hazırlık yaptıklarını belirtiyor. Bu durum kısa vadede şirket kârlarını artırabilecek olsa da, uzun vadede sektör ve küresel ekonomi için olumsuz sonuçlar doğuracak.

ergre
Washington eyaletinin Bellevue kentindeki Chevron benzin istasyonunda aracına yakıt dolduran bir müşteri (AP)

Başkan Donald Trump geçtiğimiz perşembe günü Truth Social platformunda yaptığı paylaşımda, yükselen enerji fiyatlarına ilişkin endişeleri küçümsedi. Trump, ABD’nin dünyanın en büyük petrol üreticisi olduğunu belirterek “Petrol fiyatları yükseldiğinde çok para kazanıyoruz” ifadesini kullandı.

Son on yılda ABD petrol sektörü, tarihinin büyük bölümünde yaşadığı ‘patlama ve durgunluk’ döngüsünü kırmaya çalıştı. Varil fiyatının 100 doların üzerine çıkması kısa vadede üreticilere fayda sağlasa da, uzun vadede tüketicilere zarar vererek yakıt tüketiminin azalmasına yol açabiliyor. Bu durum ise petrol fiyatlarında keskin düşüşleri tetikleyebiliyor. Böyle dönemlerde üreticiler üretimi kısmak, maliyetleri azaltmak ve çalışan sayısını düşürmek zorunda kalıyor. Yatırımcılar da şirketlere harcamaları kontrol altında tutmaları ve sadece yüksek fiyatların peşinden gitmemeleri yönünde baskı yapıyor.

ABD İçişleri Bakanı Doug Burgum, CNBC kanalına verdiği son röportajda kısa süre önce Amerikan enerji şirketleriyle görüştüğünü ve artan fiyatlara yanıt olarak üretim artışı açıklamalarını beklediğini söyledi. Ancak sektör yetkilileri, yerel üretimde gerçekleşecek olası artışların büyük ihtimalle sınırlı olacağını ve mevcut üretimin yerini alacak ölçekte olmayacağını belirtiyor.


“İran Savaşı” Çin'i Körfez'den uzaklaştırır mı?

Kuala Lumpur'da düzenlenen 46. Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği (ASEAN) Zirvesi'nin ardından, ASEAN-KİK-Çin Zirvesi'nde çekilen aile fotoğrafı, 27 Mayıs 2025 (AFP)
Kuala Lumpur'da düzenlenen 46. Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği (ASEAN) Zirvesi'nin ardından, ASEAN-KİK-Çin Zirvesi'nde çekilen aile fotoğrafı, 27 Mayıs 2025 (AFP)
TT

“İran Savaşı” Çin'i Körfez'den uzaklaştırır mı?

Kuala Lumpur'da düzenlenen 46. Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği (ASEAN) Zirvesi'nin ardından, ASEAN-KİK-Çin Zirvesi'nde çekilen aile fotoğrafı, 27 Mayıs 2025 (AFP)
Kuala Lumpur'da düzenlenen 46. Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği (ASEAN) Zirvesi'nin ardından, ASEAN-KİK-Çin Zirvesi'nde çekilen aile fotoğrafı, 27 Mayıs 2025 (AFP)

Şerbil Berekat

ABD-İsrail’in geçtiğimiz şubat ayı sonlarında İran’a yönelik saldırısının başlamasıyla birlikte, özellikle Batı’daki birçok gözlemci, analist ve uzman arasında, Çin’in krize yaklaşımındaki soğukkanlı hesaplamaların niteliği konusunda geniş çaplı bir fikir birliği oluştu. Bu değerlendirme, yalnızca Çin dış politika geleneğindeki köklü ilkelere ve Pekin'in ideolojik, siyasi ve güvenlik konularındaki taahhütler olmaksızın ekonomik iş birliği ve pragmatik ortaklıkları ön plana çıkarma konusundaki kararlılığına değil, aynı zamanda Pekin'in (geçtiğimiz yıl İran ile İsrail arasında yaşanan) 12 Gün Savaşı'nda Tahran'a ve ABD'nin Venezuela'ya müdahalesine karşı tutumuna da dayanıyordu.

Bu fikir birliği, uzun süredir hakim olan, Çin'in davranışını ideolojik kriterlere göre yorumlama ve her uluslararası krizde onu bir tarafta yer almaya zorlama eğiliminden farklı olarak, Pekin'in düşünce tarzını daha derinlemesine anlamaya yönelik bir çabanın parçası olarak ortaya çıkmış görünüyor.

Bu bağlamda, “İran’ın Çin'e ihtiyacı var, ancak Çin’in İran’a ihtiyacı yok” gibi ifadeler, Çin’in tutumunu analiz etmede anahtar kavramlar haline geldi. Bu varsayım çerçevesinde, Pekin’in İran savaşıyla, ya da bazı gözlemcilerin tanımladığı şekliyle ‘Üçüncü Körfez Savaşı’ ile, Tahran'a sözlü destek vererek ve belki de en fazla ihtiyatlı siyasi ve diplomatik destek sunarak, çatışmaya doğrudan müdahil olmadan başa çıkacağına dair geniş çaplı sonuçlar çıkarıldı.

Çin, Körfez Arap ülkeleriyle olan ilişkilerine büyük önem veriyor. İran’ın bu ülkelere yönelik saldırgan tutumu, Pekin’deki bazı çevrelerin Washington’ı İran bataklığında boğulmaya terk etme düşüncesini frenlemede rol oynuyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Çin'in İran'a herhangi bir askeri destek sağlamayacağı neredeyse kesin olsa da ‘stratejik ihtiyat ilkesinden’ sapmayacak ya da ABD ve İsrail ile doğrudan diplomatik bir çatışmaya sürüklenmeyecek olsa da Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun, geleneksel Batılı müttefikleriyle bile istişare veya koordinasyon kurmadan İran İslam Cumhuriyeti'ne yönelik başlattığı geniş çaplı saldırıya ilişkin hesapları, durumun basit bir okumasından değil, aksine çok katmanlı bir değerlendirmeye dayanıyordu. Öte yandan Pekin, iki güç arasındaki stratejik rekabetin ana sahnesi olan Hint-Pasifik bölgesinden ABD'nin dikkatini başka yöne çekilmesine itiraz etmiyor ve Washington'ın Ortadoğu'da sonuçları belirsiz ve karmaşık başka bir savaşa girmesini mutlaka kötü bir şey olarak görmüyor. Birçok analist de Venezuela'da yaşananların ardından İran'a karşı bir savaşın, Washington'un Pekin ile jeopolitik rekabette konumunu iyileştirme çabası kapsamında, Çin için ekonomik ve siyasi çıkar kaynağı olan ülkeleri hedef alan daha geniş bir ABD stratejisinin sadece bir halkası olduğunu düşünüyor.

Tek bir hendek

Ancak diğer yandan Çin, Körfez Arap ülkeleriyle olan ilişkilerine büyük önem veriyor ve İran’ın bu ülkelere yönelik saldırgan tutumu, Pekin’deki bazı çevrelerin Washington’ı İran bataklığında boğulmaya terk etme düşüncesini frenlemede rol oynuyor. Bu açıdan, Çin'in kademeli diplomatik tepkisi anlaşılabilir. Çin, savaşın başında ABD-İsrail saldırısını kınamakla yetinmekten, İran'ın Körfez ülkelerine yönelik saldırısının kapsamının, ABD-İsrail saldırısına İran'ın ana yanıtı olduğu netleştiğinde, İran'ı isim vermeden kınayarak ‘dolaylı standart kınamaya’ geçti. Çin, savaşın on ikinci gününde, İran saldırılarının kapsamı Körfez'deki hayati, sivil ve ekonomik tesisleri de kapsayacak şekilde genişledikçe, İran'ın Körfez ülkelerini hedef almasını onaylamadığını açıkça ilan etti. Bu da Pekin'in, İran saldırısını açıkça kınayan bir Körfez kararının Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde BMGK) kabul edilmesi için yapılan oylamada çekimser kalmasıyla pratikte somutlaştı. Aynı çerçevede Çin'in söylemi, ABD ve İsrail'i saldırılarını derhal durdurmaya çağırmaktan, tüm tarafları çatışmayı durdurmaya çağırmaya doğru kaydı. Bu süre boyunca Pekin, diyalog ve müzakerelere geri dönülmesi çağrısında bulundu ve savaşın başlarında, özellikle Suudi Arabistan-İran uzlaşma anlaşmasının garantörü sıfatıyla, İran ile Körfez ülkeleri arasında arabuluculuk yapmayı teklif etti.

Çin ve Arap Körfez ülkeleri, enerji krizi konusunda fiilen aynı safta yer alıyor ve bu durum, iki taraf arasındaki ekonomik ortaklığı güçlendiriyor.

Çinli siyasi analist ve yazar Zhao Qijun, Al Majalla’ya yaptığı açıklamada, Çin'in Batı ülkeleri tarafından tamamen yitirilmiş olan İran'a erişim hakkına sahip olması nedeniyle vazgeçilmez bir aracı olarak görüldüğünü belirtiyor. Uluslararası yaptırımlar nedeniyle İran'ın ekonomik olarak Pekin'e bağımlı olması nedeniyle, Tahran'daki liderlik, Çin'in desteği olmadan askeri ve diplomatik baskılar karşısında tamamen yalnız kalacağını çok iyi biliyor. Bu da Çin'e benzersiz bir konum kazandırıyor. Çünkü Çin, İran yönetimine bir tehdit olarak algılanmadan itidal sinyalleri gönderebilen tek süper güç.

efrvbghty
Çin'in BM Daimi Temsilcisi Fu Kong, New York'taki BM Genel Merkezi'nde düzenlenen BMGK toplantısında, İran ve Ortadoğu'daki durumla ilgili yaptırımların uygulanmasına yönelik karara karşı oy kullandı, 12 Mart 2026 (Reuters)

Pekin ile stratejik rekabet ortamında bile Washington’ın, çatışmanın nükleer bir krize veya kontrolsüz bir bölgesel savaşa dönüşmesini önlemek için Çin’i bir emniyet valfi ve iletişim kanalı olarak kullanması gerektiğini düşünen Zhao, bu çerçevede, ABD Başkanı Trump’ın Pekin’e yapması planlanan ziyaretin, daha geniş ticari ve ekonomik şartlarla bölgesel istikrarı güvence altına alma girişimlerini de içerebileceğini dışlamıyor.

Başka bir bakış açısıyla, İran'ın saldırılarının ABD üslerini hedef aldığı bahanesiyle Körfez ülkelerinin topraklarına yayılmasının ardından, savaş Körfez'deki güvenlik düzenlemelerinin geleceği konusundaki tartışmayı yeniden gündeme getirebilir. Bu ülkeler, ABD ile savunma ortaklığına ve güvenlik şemsiyesine bağlı kalmaya devam etseler de savaş deneyimi onları, karmaşık krizlerde daha geniş seçeneklere sahip olmak amacıyla, Çin ile bazı askeri veya güvenlik iş birliği biçimlerini genişletmek de dahil olmak üzere, güvenlik seçeneklerini eskisinden daha geniş bir şekilde çeşitlendirmeye itebilir.

dgthy7
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Çin-Arap İşbirliği Forumu'nun 10. Bakanlar Toplantısı'nın açılış töreninde, Çin'in Pekin kentindeki Diaoyutai Devlet Konukevi'nde bir konuşma yapıyor, 30 Mayıs 2024 (Reuters)

İran'ın savaşını Çin'i Körfez bölgesinden uzaklaştırmanın bir yolu olarak göstermeyi amaçlayan bazı ABD'li anlatıların aksine, gerçekte bu savaş Pekin'in bölgedeki konumunu sağlamlaştırdı. İran, Çin tankerlerinin Hürmüz Boğazı'ndan geçişine prensipte izin vermiş olsa da rejimin geleceğinin belirsizliği nedeniyle İran petrolü daha az sürdürülebilir hale gelirken, Çin'in ithalatının yaklaşık yüzde 35'ini oluşturan Körfez ülkelerinin petrolü daha güvenilir ve istikrarlı olmaya devam ediyor. Sonuç olarak, Çin ve Körfez ülkeleri enerji krizi konusunda fiilen aynı safta yer almakta ve bu da ekonomik ortaklıklarını güçlendiriyor.

Körfez'de ortaya çıkan senaryo, Çin askeri düşüncesinde, ABD askeri üsleriyle çevrili olan ve yoğun füze ve İHA saldırılarıyla bu üsleri etkisiz hale getirmeye çalışan bir ülke şeklindeki tanıdık bir denkleme dayanıyor.

Çin de İran konusunda kendini rahatsız hissetimiyor. Pekin Üniversitesi'nden misafir öğretim üyesi Ren Hangun'un da aralarında bulunduğu Çinli uzmanlar, ‘WeChat’ platformunda büyük ilgi gören bir videoda, İran savaşının sonucu ne olursa olsun Çin'in bir kazan-kazan konumunda olduğunu güvenle dile getirdiler. Aynı uzmanlar, İran rejiminin ayakta kalması durumunda Tahran'ın Pekin'e olan bağımlılığının artacağını, rejimin kısmen veya tamamen çökmesi durumunda ise Tahran'da kurulacak herhangi bir rejimin, Washington’ın dayatabileceği sert koşullara karşı denge sağlamak için Çin’e ihtiyaç duyacağını söylüyorlar. Zhao, Çin'in rekabet avantajının, savaş sonrası yeniden inşa aşamasında acil bir ihtiyaç olan altyapıyı koşulsuz olarak inşa etme kabiliyetinde yattığını belirtiyor.

Daha geniş bir perspektiften bakıldığında, İran-Çin savaşı, Çin’e yıllardır uluslararası sistemin doğası ve ABD’nin bu sistemdeki rolü hakkında savunduğu söylemi pekiştirme fırsatı sunabilir. Washington’ın, yalnızca İsrail ile koordineli olarak ve bölgesel güçlerle, özellikle de savaşa karşı çıkan Körfez ülkeleriyle fiili bir istişare yapmadan İran'a düzenlediği saldırı, özellikle de savaşa karşı çıkan Körfez ülkeleriyle, Pekin'e, kriz yönetiminde ABD'nin tek taraflı karar alma sürecini tanımladığı şeyin pratik bir örneğini ve savaş ve barış kararlarının tek bir güç tarafından dayatılmadığı, daha dengeli ve çok kutuplu bir uluslararası sistem çağrısını sürdürmek için değerli bir argüman sunuyor. Bu anlatı, diğer süper güçlerin doğrudan savaşlara karıştığı bir dönemde daha da önem kazanıyor. Rusya, Ukrayna'da, ABD İran'da savaşırken, Pekin kendini sorumlu davranan tek süper güç olarak göstermeye çalışıyor.

Tamamen ücretsiz üç değerli ders

Bir diğer açıdan İran Savaşı, Pekin’deki askeri planlamacılara, Çin’in Batı Pasifik’te yaşanabilecek herhangi bir çatışmada karşılaşabileceği stratejik ortama çok yakın bir operasyonel model sundu. Körfez'de ortaya çıkan senaryo, Çin askeri düşüncesinde, ABD askeri üsleriyle çevrili olan ve yoğun füze ve İHA saldırılarıyla bu üsleri etkisiz hale getirmeye çalışan bir ülke şeklindeki tanıdık bir denkleme dayanıyor. Bu model, Japonya'dan Tayvan'a ve oradan da Filipinler'e uzanan coğrafi zincir olan ve ‘Birinci Ada Zinciri’ olarak bilinen, Çin'i çevreleyen ortama büyük ölçüde benziyor. Bu bölgede, ABD'nin caydırıcılık stratejisinin temel bir parçasını oluşturan ve geçtiğimiz ocak ayında yayınlanan ABD Ulusal Savunma Stratejisi'nde yeniden vurgulanan ABD üsleri ve kuvvetleri konuşlandırılmış durumda.

Savaş, Washington’ın müttefiki olan ülkelerdeki altyapıyı ve hayati öneme sahip tesisleri hedef almanın, ABD üslerini barındırmanın maliyetini artırmak için etkili bir yol olabileceğini gösterdi.

Bu derslerin ilki, sabit askeri üslerin hedef alınabilirliğiyle ilgili. Savaş, dünya çapında yayılmış olan ABD askeri üslerinin, geleneksel askeri söylemde bazen varsayıldığı gibi dokunulmaz olmadığını gösterdi. Tekrarlanan füze ve İHA saldırıları, bu üslerin yoğun çatışmalarda hızla açık hedef haline gelebileceğini ortaya koydu. İkinci ders ise askeri yıpratma ekonomisi olarak adlandırılabilecek bir konuyla ilgili. İHA'lar ve taktik füzeler gibi nispeten düşük maliyetli silahlar, karşı tarafa bunları durdurmak için pahalı savunma sistemlerini kullanmaya zorlayabilir. Dünyanın en büyük füze stoklarından birine sahip olan Çin için bu denklem, herhangi bir çatışmada önemli bir faktör olabilir.

fvghyju
Dubai kıyılarında demirlemiş yük gemilerinin yanında jet ski süren tatilciler, 2 Mart 2026 (AFP)

Savaş, Washington’ın müttefiki olan ülkelerdeki altyapıyı ve hayati öneme sahip tesisleri hedef almanın, ABD üslerini barındırmanın maliyetini artırmak ve bu ülkeleri, özellikle de Tayvan gibi üçüncü bir tarafla bağlantılı olduğunda, kendilerini doğrudan etkilemeyen bir çatışmanın sonuçlarını üstlenmeye daha az istekli hale getirecek ekonomik ve siyasi baskı yaratmak için etkili bir yol olabileceğini gösterdi.

Çin, savaşın hem ekonomik hem de siyasi sonuçlarıyla mücadele ederken -bu sonuçlar arasında petrol ve gaz fiyatlarındaki dalgalanma krizi ve tedarik kesintisi olasılığı da yer alıyor (ki Çin, nükleer reaktörler ve diğer temiz enerji kaynakları sayesinde yıllardır bu senaryoya hazırlanıyor)- ya da sınırlı etki gücü ile karmaşık diplomatik durumun birleşiminden doğabilecek siyasi sonuçlarla uğraşırken, Çin'in Körfez'den çıkarılacağına dair söylemler gerçekçi görünmüyor. Zira İran savaşı, Çin'in son derece değerli ve tamamen ücretsiz dersler çıkarmasına ve deneyimler sunmasına olanak sağlamış durumda.


Arap ve Ortadoğu güvenlik sistemine doğru

İran’ın yeni bir füze yağmurunun ardından İsrail'in merkezindeki sahil şehri Netanya semalarında füzelerin etkileri açıkça görülüyor, 15 Mart 2026 (AFP)
İran’ın yeni bir füze yağmurunun ardından İsrail'in merkezindeki sahil şehri Netanya semalarında füzelerin etkileri açıkça görülüyor, 15 Mart 2026 (AFP)
TT

Arap ve Ortadoğu güvenlik sistemine doğru

İran’ın yeni bir füze yağmurunun ardından İsrail'in merkezindeki sahil şehri Netanya semalarında füzelerin etkileri açıkça görülüyor, 15 Mart 2026 (AFP)
İran’ın yeni bir füze yağmurunun ardından İsrail'in merkezindeki sahil şehri Netanya semalarında füzelerin etkileri açıkça görülüyor, 15 Mart 2026 (AFP)

Nebil Fehmi

Makalede yer alan düşünceleri, İran ile ilgili son olaylardan önce yazmıştım, olaylar başlayınca bu makale yerine mevcut krizi ele alan başka bir makale yayınlamıştım. Ancak, şimdi orijinal makaleyi değiştirmeden yayınlamanın önemli olduğunu düşünüyorum, çünkü bu makale belirli bir krizi aşan bir konuyu gündeme getiriyor; anlık olarak meydana gelen gelişmelere sadece tepki vermek yerine, bölgesel güvenliği sistematik ve kapsamlı bir şekilde ele alma gerekliliği. Bununla birlikte, gelecekteki gelişmeler doğal olarak sunduğumuz bazı önerileri değiştirmeyi veya geliştirmeyi de gerektirebilir.

 

Ortadoğu, uzun süreli çatışmaların çeşitli ve önemli dış etkenle iç içe geçtiği, dünyanın en çalkantılı ve karmaşık bölgelerinden biri olmaya devam ediyor. Son yıllarda bölgedeki gerilimler ve çatışmalar yoğunlaşırken, etkili bir bölgesel kolektif güvenlik mekanizmasının yokluğu, bölgesel sistemin en belirgin eksikliklerinden biri olmaya devam ediyor. Bu bağlamda, Ortadoğu için bölgesel bir güvenlik örgütü kurulması fikrini gündeme getirmiştim.

Bu öneri prensipte çekici olmasına rağmen, mevcut koşullar pratikte uygulanmasına izin vermeyebilir. Bölge, sınır ötesi de dahil olmak üzere, güç kullanımında bir artışa sahne oluyor. Dahası, bazı taraflar, bölgedeki baskın Arap kimliğini sınırlayabilecek veya marjinalleştirebilecek şekilde bölgesel dengeleri yeniden şekillendirmeye çalışıyor.

Ortadoğu'daki güvenlik durumu son derece karmaşık, göz ardı edilemez veya ardı ardına gelen krizlere yalnızca ara sıra verilen yanıtlar ile yetinilemez. Ancak, seçim, Arap çıkarlarına uygun olmayabilecek koşullar altında tüm bölge için kapsamlı bir güvenlik sistemi kurmak için acele etmek ile bunu ihmal etmek arasında değildir. Daha ihtiyatlı yaklaşım, izole güvenlik hesaplarına veya değişen güç dengelerine güvenmek yerine, hukukun üstünlüğüne ve meşruiyetine dayalı bir güvenliği ve istikrarı sağlamak için bilgece hareket etmek ve kademeli bir şekilde ilerlemektir.

Bu perspektiften bakıldığında, mevcut aşamada en gerçekçi yaklaşım, öncelikle bir Arap kolektif güvenlik kavramı formüle etmek ve ardından bu kavramın kademeli olarak Ortadoğu'yu kapsayan daha geniş bir bölgesel çerçeveye dönüşmesini sağlamaktır. Bu yaklaşım, mevcut Arap kurum ve mekanizmalarını değiştirmek yerine, bunları temel olarak ele almayı ve etkinliklerini geliştirerek ilerlemeyi esas alır. Bu, kriz önleme ve yönetimi mekanizmalarını güçlendirmek, anlaşmazlıkların barışçıl çözümünü teşvik etmek, bölgesel güvenlik ve silahsızlanma alanlarında iş birliğini geliştirmek, ayrıca afetler, insani krizler, su güvenliği sorunları ve deniz güvenliği konularındaki çabaları koordine etmek gibi Arap düzeyinde bir dizi pratik önlemi gündeme getirmeyi içerir.

Arap güvenlik iş birliği için pratik mekanizmalar da geliştirilebilir; bunlar arasında potansiyel krizlerin proaktif bir şekilde değerlendirilmesi, askeri manevralar ve hareketlilikler hakkında bilgi paylaşımı ve krizler sırasında yanlış hesapları önlemek için acil iletişim hatlarının kurulması da dahil olmak üzere askeri ve siyasi liderler arasında doğrudan iletişim kanallarının etkinleştirilmesi yer alabilir.

Ayrıca, mevcut araştırma ve stratejik kurumlar arasında bölgesel ve ulusal güvenlik konularında ortak Arap çalışmalarını teşvik etmek veya güvenlik sorunlarına ilişkin ortak bir anlayış geliştirmeye katkıda bulunacak bir Arap güvenlik ve savunma çalışmaları akademisi kurmayı düşünmek de faydalıdır. Bu bağlamda, özellikle güven artırıcı mekanizmalar ve kriz yönetimi konusunda dünyanın diğer bölgelerindeki mevcut güvenlik düzenlemelerinin deneyimlerinden yararlanılabilir.

Bu çabaların ikili olarak veya hızlı hareket edebilecek ve istekli sınırlı sayıda Arap devleti arasında başlaması ve kademeli olarak daha geniş bir Arap çerçevesini kapsayacak şekilde genişlemesi daha pratik olabilir. Bu çerçevede, Arap Birliği, Ortadoğu boyutunu da içerecek şekilde kademeli olarak genişletilecek kapsamlı bir Arap güvenlik anlayışının geliştirilmesinde merkezi referans noktası olarak kalmalıdır. Bu güvenlik anlayışı, nihayetinde Arap dünyası ve Ortadoğu için bölgedeki Arap kimliğinin merkeziliğini korurken, diğer tarafları dengeli bir çerçeve içinde entegre edebilen bir güvenlik örgütünün kurulmasıyla sonuçlanabilir.

Bu yaklaşım, Arap boyutunu göz ardı eden veya marjinalleştiren bir Ortadoğu güvenlik sisteminin kurulmasını savunan önceki bazı girişimlerden farklıdır. Arap Birliği, 1945 yılında üye devletleri arasında bir siyasi koordinasyon çerçevesi olması için kuruldu. Herhangi bir saldırıya karşı kolektif bir yanıt verilmesini öngören Ortak Arap Savunma Antlaşması'nı onayladı. Ancak, üye devletler arasındaki farklı ulusal ve dış politika öncelikleri nedeniyle bu antlaşma uygulamada beklentilerin altında kaldı. Körfez İşbirliği Konseyi (KİK), Yarımada Kalkanı Gücü, ortak askeri tatbikatlar ve bilgi paylaşımı gibi girişimler aracılığıyla üyeleri arasında bir dereceye kadar güvenlik entegrasyonu sağlamayı başardı. Dahası bu kurumların korunması ve geliştirilmesi, bölgesel güvenlik için gelecekteki herhangi bir vizyonun temel bir unsuru olmaya devam ediyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre kademeli ilerleme ilkesine bağlı kalarak, Arap çerçevesinden Ortadoğu çerçevesine geçişte, Arap olmayan taraflarla diyaloğa hazırlanmak hayati önem taşıyor. Bu, bölgesel güvenlik sisteminin inşasına katılmak isteyen her devletin bağlı kalması gereken bir dizi temel bölgesel güvenlik ve iş birliği ilkesinin formüle edilmesini gerektiriyor. Bu ilkelerin en önemlileri arasında uluslararası hukuka bağlılık, devletlerin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı, güç kullanarak toprak edinmenin kabul edilemezliği ve devletlerin iç işlerine müdahale etmeme yer almaktadır. Ayrıca, tüm devletler için eşit güvenlik ilkesinin sağlanması da şarttır. Taraflar arasında güven inşa etmek, gelecekteki herhangi bir güvenlik sisteminin temel bir unsurudur. Bu, sürpriz saldırılardan kaçınmak, kitle imha silahlarının yayılmasını sınırlamak, uluslararası insancıl hukuk kurallarına saygı göstermek ve çatışmalar sırasında sivilleri hedef almaktan kaçınmak gibi pratik önlemlerle sağlanabilir.

Ortadoğu'da güvenlik ve istikrarın sağlanması, bölgedeki hızlı dönüşümlere ayak uyduran ciddi ve sürekli bir çalışma ve çaba gerektirir. Son yıllar, bölgesel tehditlerin temel zorluk olmaya devam ettiğini ve güvenlik konularında dış güçlere aşırı bağımlılığın istenen güvenlik ve istikrarı her zaman sağlamadığını açıkça gösterdi. Bu nedenle, ulusal düzeyden başlayarak, Arap düzeyine ve nihayetinde bölgesel Ortadoğu düzeyine kadar kademeli bir güvenlik anlayışı geliştirmek, bölgenin güvenliğini ve halkının çıkarlarını korumak için stratejik bir gereklilik olmaya devam ediyor.