Deyrizor: Ebu Havle’nin tutuklanmasının ötesinde bir çatışma mı?

Bölge SDG’ye paralel bir askeri bileşenin oluşumuna mı sahne oluyor?

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP
TT

Deyrizor: Ebu Havle’nin tutuklanmasının ötesinde bir çatışma mı?

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP

Şivan İbrahim

Deyrizor’da özellikle de Arap bileşenlerden biri olan ve Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) bağlı olan Deyrizor Askeri Konseyi’nin üyelerinin yoğun olduğu doğu kırsalında olaylar hızlanıyor. Bu, SDG'nin Ebu Havle olarak da bilinen eski konsey lideri Ahmed el-Hubeyl ve bazı yardımcılarını, ‘Vezir Konutu’ olarak da bilinen SDG'nin Rakka kırsalındaki ana karargahında tutuklamasının ardından gerçekleşti. Tutuklama bölgedeki Arap aşiretlerinin milisleri ile SDG arasında silahlı çatışmalara yol açtı.

Aşiretlerin krize dahil olması, bazılarının taraflar arasında devam eden savaşlara katılması ve SDG’ye ait birçok köy ve askeri kontrol noktasını ele geçirmesi, bölgedeki durumu daha da karmaşıklaştırdı. SDG belki de geniş bir aşiret katılımını beklemiyordu. Ancak el-Bekir ve el-İkidat aşiretleri SDG’ye karşı genel seferberlik ilan etti ve milisleri Deyrizor Askeri Konseyi’ni destekledi. Ayrıca, SDG’deki Arap milislerin serbest bırakılması için Uluslararası Koalisyon’dan müdahale istediler ve SDG’den ayrılmaları için çağrıda bulundular.

Kaynaklar Al-Majalla'ya aşiret milisleri, Hecin şehrindeki ‘Ceaabi’ kontrol noktası ve Susa kasabasındaki halk güvenliği merkezini ele geçirdiğini belirtti. Ayrıca, Huveyc köyü ve Tayyana, Şen ve Dibyan kasabaları, SDG'nin Cerzi kasabasındaki kontrol noktaları ve Guraynic kasabasındaki birçok merkezi de ele geçirdiler.

Washington Araştırma Enstitüsü'nden araştırmacı Baraa Sabri, Majalla’ya yaptığı açıklamada şunları söyledi: "Deyrizor'daki olaylar, on yılı aşkın süredir devam eden Suriye çatışmasının bir uzantısıdır. Bu olaylar, Suriye'nin genel bağlamı için benzersiz veya garip bir olgu değildir, ancak savaşan tarafların kimliği dikkat çekicidir."  Sabri, Deyrizor'da yaşananları dış etkenlerin yanı sıra birçok iç etkene de bağladı. Sabri’ye göre ‘Ebu Havle’ dosyasının ortaya çıkması, SDG’nin itaatten sapmayı reddetmesinin bir sonucudur. SDG bunun için ‘Ebu Havle’yi yolsuzluk ve güç kullanımıyla suçluyor.

SCDEF

"SDG", şahsın ve ekibinin, kendi oluşumunun "SDG"den ayrılmasının önünü açabilecek, kaynak açısından zengin geniş bir alanı kaybetmesine yol açabilecek bir yola girdiğini hissediyordu. Bu nedenle onu izole etmeye çalıştı ve bu da daha sonra bölgede savaşların çıkmasına neden oldu. Yani Sabri'ye göre Konsey ile "SDG" arasındaki çatışma, Deyrizor'u kontrol etme hakkıyla bağlantılı bir sorun. Mesele "İster Münbiç'in eteklerindeki Türkiye destekli muhalefet olsun, ister Fırat Nehri'nin batı yakasındaki Suriye hükümeti ve müttefiki İran oluşumları olsun,dış etkilerin varlığı da inkar edilemez."

SDG, geniş bir aşiret katılımını beklemiyordu. Ancak el-Bekir ve el-İkidat aşiretleri SDG’ye karşı genel seferberlik ilan etti ve milisleri Deyrizor Askeri Konseyi’ni destekledi.

Sabri'ye göre SDG, kendi bileşenleri arasında neler olup bittiğini anlamadaki ve  bölgedeki gerçekliğin Suriye'nin diğer bölgelerinden daha iyi olmasına rağmen yönetimdeki dengesizlikleri düzeltmedeki kısmi başarısızlığının bedelini ödüyor.

‘Ebu Havle’ neden tutuklandı?

Ebu Havle'nin tutuklanmasının nedenleri hakkında birbiriyle çelişen beş söylenti yayıldı. Birincisi, onun ve SDG arasındaki güvenin, geçtiğimiz Temmuz ayının sonlarında Deyrizor'un doğu kırsalında iki taraf arasında çıkan çatışmalardan sonra kaybolduğu yönünde. Bu çatışmalar, Ebu Havle ve SDG liderlerinin, ABD koalisyonu güçlerinin himayesi altında, el Omer petrol sahası üssünde toplantı ile sona erdi. O zaman, Ebu Havle’ye atfedilen ve SDG'ye  itaat etmeyi reddettiğini ilan eden bir ses kaydı yayıldı. Ebu Havle, SDG'yi Deyrizor'un kaderini kontrol etmek için yüksek bir komiser atamaya çalışmakla da suçladı.

İkinci söylenti ise SDG'nin medya kaynakları tarafından yayıldı. Bu söylentiye göre, Ebu Havle, "Devrim karşıtı dış güçlerle iletişim kurmak, halka karşı suç işlemek ve kendi çıkarlarını güvence altına almak için konumunu kötüye kullanmak" suçlamalarıyla, Kuzey ve Doğu Suriye Başsavcılığı tarafından tutuklandı.

Aktivist Medin Alyan tarafından dile getirilen üçüncü versiyona göre, "Bu olay, sadece bir tutuklama meselesi değil, İran ve Suriye hükümetinin krize dahil olması nedeniyle Suriye'nin genel durumuyla ilgili. Suveyda'dan Dera'ya, Şam kırsalına ve Suriye sahiline kadar uzanan protestolar; Rakka, Deyrizor ve Kamışlı'da da başladı, ancak çatışmalar nedeniyle bunlara son verildi.

Dördüncü söylenti SDG tarafından yayıldı. Buna göre, SDG, Deyrizor Askeri Konseyi ile İran milisleri arasında tehlikeli bir işbirliği keşfetti. İran'ın, Deyrizor ve el-Bukemal arasındaki bölgelerden silah nakletmeye çalıştığını ortaya çıkardı.  Demokratik Suriye Meclisi (DSM) Yürütme Kurulu Başkanı İlham Ahmed, X platformundaki (eski adı twitter) hesabından yaptığı açıklamada, çatışmaların münferit olaylar olmadığını söyleyerek bunu doğruladı. Ahmed’e göre devam eden huzursuzluğun, meseleyi Araplar ile Kürtler arasındaki etnik çatışma olarak göstermek ve dikkatleri Suriye'nin güneyindeki protesto hareketlerinden uzaklaştırmak amacıyla Suriye hükümeti ve İran tarafından desteklenen milisler tarafından yönlendirildiğini gösteren kanıtlar var.

Beşinci söylenti ise çatışmayı, Suriye'nin petrol ve gaz kaynaklarına sahip zengin bölgesi üzerindeki Rus-Amerikan mücadelesinin bir parçası olarak görüyor. Özellikle, Ebu Havle'nin koalisyon güçleriyle doğrudan iletişim kurma arzusu, ABD destekli SDG için bir tehdit olarak görülüyor. Ayrıca, Ebu Havle, Suriye hükümetinin 4. Tümeni ve İran güçleriyle iş birliği yapmakla suçlanıyor.

Öte yandan The Sharq News'in editörü Firas Alavi, Majalla’ya yaptığı açıklamada “Gerginliğin nedenleri arasında, bölgenin mali yolsuzluğun, toplumsal eşitsizliliği artırmasının yanı sıra, halkın güvenlik ve askeri meselelerde söz sahibi olmaması ve her muhalifin DEAŞ'la bağlantılı olduğu suçlamaları yer alıyor. Ebu Havle'nin tutuklanması ise sadece bölgeyi alevlendiren bir kıvılcımdı” değerlendirmesinde bulundu.

Aşiretlerin konumu

Ayrıca Deyrizor’daki Arap aşiretlerinin tutumları çelişkili. ‘SDG'nin egemenliği karşısında halkın hakkı’ isimli oluşumun lideri Musab el-Hifl liderliğindeki ‘İkidat’ aşiretinin çoğunluğu bu oluşumla birlikte hareket ederken, Ebu Havle'nin aşireti olan Bekir aşireti hem kendi aşireti hem de İkidat aşireti adına bir açıklama yayınladı. Şarku'l Avsat'ın Majalla'dan aktardığına göre bu açıklamada, SDG ve koalisyon güçlerine, tutukluları serbest bırakıp güvenli bir şekilde evlerine dönmelerine izin vermeleri ya da SDG ile savaşmak için genel seferberlik ilan etmeleri seçeneği sunuldu. Şuheyl şehrinde bulunan el-Bucamal aşireti de bir açıklama yayınlayarak, askeri konseye desteğini duyurdu.

SDG kendisine sadık bir aşiret seferberliği oluşturmadaki başarısına rağmen, kendisinden uzak kalan kilit aşiret figürleri kadar güçlü değildi.

Aşiretlerin tutumundaki büyük dönüm noktasının, Musab el-Hifl'in SDG'ye karşı olan açıklamasında olduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca, Bekkara aşiretinin lideri Hacim el-Beşir de Hifl'in yanında yer aldı. Eş-Şeitat aşireti ise çatışmaya katılmadı, ancak Ebu Hammam, el-Keşkiye ve diğer bölgelerini kapattı.

Araştırmacı Baraa Sabri, çatışmaların sadece aşiretlere dayandırılmasının mümkün olmadığını düşünüyor. Suriye çatışmasında saf aşiretler yoktur; tüm aşiretler bölünmüş ve her aşiretin liderleri ve üyeleri Suriye çatışmasının her iki tarafında da yer alıyor.

DEF
Bazı aşiretler çatışmaya katılmadı ve bölgelerini kapatmakla yetindi (Getty Images)

Şunu da belirtmek gerekir ki, Deyrizor aşiretlerinin Suriye ve Irak'taki Arap aşiretleriyle tarihi bağları vardır. SDG, kendisine bağlı bir aşiret grubu oluşturmayı başardı, ancak bu grup, ondan uzak duran önemli aşiret liderlerinin gücüyle denk tutulamaz.

Bazı aşiret şeyhleri ​​ve ileri gelenlerinin Ebu Havle’ye karşı SDG ile dayanışma amacıyla bir bildiri yayınlayarak, SDG’den kendisini sorumlu tutmasını talep ettiklerini doğruladıklarını da belirtmekte fayda var.

Şeitat aşireti aktivisti Ahmed el-Hamad, Majalla’ya verdiği röportajda, "Ebu Havle'nin eleştirilecek birçok yönü olsa da tutuklanma şekli halkın öfkesini daha da körükledi. Ebu Havle, bir toplantıya davet edildi. Daha sonra istifasını sunması ve konsey liderliğini SDG tarafından belirlenen liderlere devretmesi için kandırıldığı ve baskı yapıldığı ortaya çıktı” dedi. Ancak, aşiretlerin, özellikle de Bekir aşiretinin, SDG'ye karşı saf tutması, Ebu Havle’nin davranışlarına rağmen, birbiriyle bağlantılı üç nedene dayanıyor. Birincisi, Ebu Havle, Bekir aşiretinin bir üyesi ve hatta ‘amiri’ olarak kabul edilir. İkincisi, askeri konseyin kontrol ettiği bölgelerin çoğu ‘Bekir’ aşiretinin topraklarında yer alıyor. Üçüncüsü, bu aşiretler, özellikle de Bekir, bölgenin önemli siyasi ve ekonomik konumuna sahiptir, çünkü çocukları konseyin üst kademelerinde görev alıyor.

Diğer  kabile ve aşiretler ise "SDG" ve "Özerk Yönetim"in askeri konseyi ortadan kaldırma yönündeki yöneliminden duydukları kaygı nedeniyle Bekir aşiretini desteklediler.  Bu aşiretlere göre bu, onları "SDG'nin hakimiyetinden" korumayı başardı.

Arap-Kürt çatışması mı?

Diğer taraftan, ‘Deyrizor Askeri Konseyi’ne bağlı aktivistler ve Ebu Havle’ye yakın isimler, sosyal medya platformlarında videolar yayınlayarak, yaşananların Kürt-Arap çatışması olarak görülmesini talep ediyorlar. Bu videolarda, aktivistler ve isimler, SDG'nin zulmüne ve Kürtlerin Arap Deyrizor'a hakimiyetine karşı Arap aşiretlerinin ayaklanması çağrısında bulunuyorlar.

Bu çağrılar, üç tür tepkiyle karşılandı. İlki, bunları tümüyle reddeden tepkiler oldu. Bu çerçevede, Kürt Konseyi tarafından yayınlanan açıklamalarda, Suriye hükümetine bağlı çevrelerin Araplar ve Kürtler arasında fitne tohumu ektiği iddia edildi. Öte yandan, Haseke ve çevresindeki Arap entelektüeller yayınladıkları bildiride, ‘son çatışmaların etnik veya ırksal bir boyutu olmadığını’ söylediler.

Deyrizor Askeri Konseyi’ne bağlı aktivistler ve Ebu Havle’ye yakın isimler, sosyal medya platformlarında videolar yayınlayarak, yaşananların Kürt-Arap çatışması olarak görülmesi çağrısında bulundular.

Öte yandan gazeteci Medin Alyan, SDG'nin aşiret mensuplarıyla çatışan milislerden çoğunun, Deyrizor, Haseke ve Rakka'dan gelenler olduğunu ve Kürt unsurlar olmadığını belirtiyor. Alyan ayrıca "Çözümün gecikmesi, özellikle de kaynakların zengin olduğu bölgelerin hala SDG'nin kontrolünde olması nedeniyle aşiret liderlerini, kendi üyeleri önünde zor durumda bırakacak” şeklinde konuştu..

Öte yandan, Deyrizor'un doğu kırsalından aktivist Emin Emin Majalla’ya yaptığı açıklamada, "Ebu Havle'nin görevden alınması, özellikle de petrol zenginliklerinden yararlanma açısından bölgedeki birçok kişinin çıkarlarına zarar verdi mi?" diye sorarak, "Aşiretlerin, uzun bir süredir SDG ile ilişkisinden sonra, Suriye hükümetine sadakatine geri dönmesi muhtemel" dedi.

Alyan ise, İran Devrim Muhafızları Ordusu liderleri ile Arap aşiret silahlıları arasında bir toplantı gerçekleştiğini, İran tarafının aşiretlere silah ve mühimmat verdiğini, ayrıca nehrin karşı yakasında yaralı aşiret üyelerini tedavi etmek için ambulanslar yerleştirdiğini ve gerekirse onları Şam hastanelerine naklettiğini belirtti. İran ve ABD, Suriye-Irak sınırı boyunca gerginlik yaşıyor. ABD, İran'ın Suriye ve Lübnan'a silah akışını engellemek için Suriye-Irak sınırını kapatmaya çalışıyor.

Peki ya Washington'un tutumu?

DEAŞ'a karşı Uluslararası Koalisyon, çatışmaların başlamasının ardından bir açıklama yayınlayarak, DEAŞ'a karşı müttefiklerine desteğini sürdüreceğini ve bölgedeki istikrarsızlığın DEAŞ'ın geri dönme riskini artırdığını belirtti. Koalisyon ayrıca herkesi şiddeti sona erdirmeye çağırdı.

ABD Dışişleri Bakanlığı da Deyrizor'daki şiddet olaylarından derin endişe duyulduğunun ifade edildiği bir açıklama yayınlayarak, DEAŞ'ı yenmenin öncelikli olduğunu ve bu konuda SDG ile ortaklık yaptıklarını vurguladı. Her iki açıklama da DEAŞ'ı yenmeye odaklanıldığı açıkça belirtiliyor. Aktivistler, açıklamalarda SDG’ye karşı açık bir destek verilmemesini, bu güçlerin, DEAŞ’a karşı koalisyon güçlerinin İran destekli milislerle savaşmasına katılmayı reddetmesinden dolayı bir tür kınama olarak yorumluyor.

Gözlemciler, Washington'un SDG’ye karşı bir isyanın çıkmasına izin vermiş olabileceğini düşünüyorlar. Bu isyanın amacı, SDG'yi tamamen kontrol altına almak veya SDG'nin ABD'nin emirlerine uymaması durumunda kullanılabilecek bir paralel silahlı oluşumun ortaya çıkmasına zemin hazırlamak olabilir.

Baraa Sabri, Washington'un olaylara sakince yaklaşmasının şüphe uyandırdığını düşünüyor. Sabri, Washington'un Suriye'deki hedefleri dışında bir konu olup olmadığını sorguluyor. Sabri ayrıca “Washington, Suriye'deki terörle mücadelede SDG'nin en önemli ortağıdır. SDG, DEAŞ'ı yenilgiye uğratmada kilit bir rol oynadı. Ancak Washington, SDG'nin İran destekli milislerle savaşmaya katılmayı reddetmesinden sonra, SDG'ye olan desteğini azalttı. Bu, SDG'nin tabanında Washington'a olan güvensizliği artırdı” dedi.

Washington'un SDG'ye karşı tavrının başka bir olasılığı daha var. Gözlemciler, Washington'un SDG'ye karşı bir isyanın çıkmasına izin vermiş olabileceğini düşünüyorlar. Bu isyanın amacı, SDG'yi tamamen kontrol altına almak veya SDG'nin ABD'nin emirlerine uymaması durumunda kullanılabilecek bir paralel silahlı oluşumun ortaya çıkmasına zemin hazırlamak olabilir.

Ancak, ABD’nin Şam Büyükelçiliği geçtiğimiz pazar günü Suriye'nin kuzeydoğusunda bir toplantı yapıldığını duyurdu. Toplantıya, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Orta Doğu İşleri Bürosu'nda Suriye dosyasından sorumlu yardımcı Bakan Yardımcısı Ethan Goldrich, DEAŞ'a karşı Uluslararası Koalisyon Komutanı General Joel B. Vowell katıldı. Toplantıda ayrıca SDG ve Deyrizor'dan aşiret liderleri de hazır bulundu.

Toplantıya katılanlar, ‘Deyrizor sakinlerinin şikayetlerini çözmenin zorunluluğu’, ilçede dış güçlerin müdahalesinin riskleri, sivil kayıpların ve kurbanların önlenmesi ihtiyacı ve şiddeti mümkün olan en kısa sürede azaltmanın gerekliliği konusunda anlaştılar.

Büyükelçiliğin sosyal medya platformu X’teki hesabından yapılan açıklamaya göre Goldrich ve Vowell, DEAŞ'la mücadele çabalarında ABD ile SDG arasında güçlü bir ortaklığın önemini vurguladı.

SDG ile Arap aşiretlerine mensup milisler arasında yaklaşık bir haftadır devam eden ve Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’ne göre her iki taraftan 49 milis ve 8 sivilin ölümüyle sonuçlanan çatışmalar duracak mı? Yoksa çok karmaşık jeopolitik örtüşmelere sahne olan bölgede çatışmanın nedenleri hâlâ gizli mi?

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



The Big Bang Theory'nin yıldızı, rasgele insanların hastane borçlarını ödüyormuş

Kunal Nayyar (sağda) paranın kendisine "başkalaına yardım etme" özgürlüğü verdiğini söylüyor (CBS)
Kunal Nayyar (sağda) paranın kendisine "başkalaına yardım etme" özgürlüğü verdiğini söylüyor (CBS)
TT

The Big Bang Theory'nin yıldızı, rasgele insanların hastane borçlarını ödüyormuş

Kunal Nayyar (sağda) paranın kendisine "başkalaına yardım etme" özgürlüğü verdiğini söylüyor (CBS)
Kunal Nayyar (sağda) paranın kendisine "başkalaına yardım etme" özgürlüğü verdiğini söylüyor (CBS)

The Big Bang Theory'nin eski oyuncusu Kunal Nayyar, finansal başarısından dolayı duyduğu minnettarlığı dile getirerek yabancıların GoFundMe sayfalarına bağış yapmaktan ve onların hayatlarını değiştirmeye katkı sağlamaktan keyif aldığını söyledi.

The i Paper'a verdiği röportajda 44 yaşındaki aktör, CBS'in popüler komedi dizisinin 12 sezonunun tamamında astrofizikçi Rajesh Koothrappali'yi canlandırdıktan sonra finansal istikrara ulaştığını açıkladı.

Yayın kuruluşuna konuşan aktör "Para bana daha fazla özgürlük verdi ve en büyük hediye, başkalarına yardım etme, insanların hayatlarını değiştirme imkanı" dedi.

Ayrıca kendisi ve moda tasarımcısı eşi Neha Kapur'un, dezavantajlı kesimdeki gençler için üniversite bursları fonlamak gibi, başkalarına yardım ettikleri bazı nazik davranışları da paylaştı.

Oyuncu "Köpekleri sevdiğimiz için hayvanlara yönelik hayır kurumlarını da destekliyoruz. Ama asıl sevdiğim şey, geceleri GoFundMe'ye girip rasgele ailelerin sağlık masraflarını ödemek" diye ekledi. 

Bu benim maskeli adalet savaşçısı tarafım.

Servetinin kendisine "ağır gelmediğini" ve "yük gibi hissettirmediğini" belirten Nayyar, bunun "evrenin bir lütfu" olduğunu vurguladı. Ayrıca herkes GoFundMe sayfalarına kendisi gibi katkı sunamasa da başkalarını desteklemenin bir yolunu bulmanın mümkün olduğunu savundu.

Aktör "Şu anda insanlar mutlu değil çünkü hepimiz başkalarının düşünceli davranmasını bekliyoruz. Bir başkanın, bir politikacının, bir liderin gelip bize dünya barışını getirmesini bekliyoruz" dedikten sonra başını iki yana salladı. 

Ama komşunuz çayına şeker istemek için kapınıza geldiğinde kapıyı kilitleyip 'Git buradan' derseniz dünya barışı olmaz.

Nayyar 26 yaşındayken Jim Parsons, Kaley Cuoco, Simon Helberg ve Johnny Galecki'yle birlikte The Big Bang Theory'nin kadrosuna alındığında üne kavuştu. Dizinin muazzam bir başarıya ulaşmasıyla Nayyar, sonraki sezonlarda bölüm başına 1 milyon dolar kazanmaya başladı.

Nayyar'ın servet hakkındaki yorumlarının yayımlanmasından sadece bir ay önce Fortune, aktörün net değerinin 45 milyon dolar olduğunu bildirmişti. Yine de Nayyar, yaşam tarzının çoğu insandan epey farklı olduğunu kabul ediyor.

Ocak ayında dergiye verdiği röportajda Nayyar "Benim düzenli bir 9-5 işim yok, bu yüzden durum farklı. Çekim yaparken, programımın kölesi oluyorum" demişti. 

O günler, 6 saatlik molalarla 16 saatlik günlere dönüşebiliyor.

Bu stresli günlerde sakinleşmek için kendi kendine tek bir sözü tekrarlıyormuş:

Teslim ol.

Oyuncu "Bazen kendimi gerçekten bir şeye kafamı vururken bulursam ve her şeyin ters gittiği günlerden biriyse, kendime teslim olmam gerektiğini söylüyorum" diye açıklamıştı. 

Nefes al. Bir ara ver. Ne olacağını görelim.

Independent Türkçe


Camda veri depolama icat edildi: İnsanlık için dönüm noktası mı?

Üzerinde Microsoft Flight Simulator harita verilerinin kopyası bulunan, yazılı bir cam parçası (Microsoft Research)
Üzerinde Microsoft Flight Simulator harita verilerinin kopyası bulunan, yazılı bir cam parçası (Microsoft Research)
TT

Camda veri depolama icat edildi: İnsanlık için dönüm noktası mı?

Üzerinde Microsoft Flight Simulator harita verilerinin kopyası bulunan, yazılı bir cam parçası (Microsoft Research)
Üzerinde Microsoft Flight Simulator harita verilerinin kopyası bulunan, yazılı bir cam parçası (Microsoft Research)

Yeni bir depolama türü icat eden bilim insanları, bunun insanlık tarihinin seyrini değiştirebileceğini öne sürüyor.

Bu sistem, bilgiyi kodlamak için lazerle modifiye edilmiş cam kullanıyor. Bilim insanları bu bilginin 10 bin yıldan fazla süreyle saklanabileceğini söylüyor.

Dünya, hiç olmadığı kadar çok bilgi üretiyor. Ancak bu bilgiyi depolamak zor: Örneğin, bilgisayarlarımızın içindeki sabit diskler nispeten hızlı bir şekilde bozuluyor ve bu da ürettiğimiz çok büyük miktardaki bilginin yakında kaybolabileceği korkusuna yol açıyor.

Araştırmacılar geçmişte, bu bilgiyi camda depolamanın gelecekteki medeniyet için onu korumanın faydalı bir yolu olabileceğini öne sürmüştü. Ancak şimdiye kadar bu verileri gerçekten yazmak veya geri getirmek imkansızdı.

Şimdiyse Microsoft'tan Project Silica adlı ekipte çalışan bilim insanları, özel bir lazer kullanarak bunu yapmanın yolunu bulduklarını söylüyor. Lazer, voksel adı verilen üç boyutlu pikselleri cama kodlayabiliyor ve bunu bilgiyi depolamak için kullanabiliyor.

12 santimetre karelik, 2 milimetre derinliğindeki tek bir cam parçasında 4,84 terabayt veri depolanabiliyor. Bu, yaklaşık iki milyon kitaba veya 4K çözünürlükte 5 bin filme eşdeğer.

Deneyler, 290 derece Celsius'ta saklandığında 10 bin yıla kadar dayanabileceğini gösteriyor. Bilim insanları bunun oda sıcaklığında daha da uzun süre dayanabileceği anlamına geldiğini söylüyor.

Ancak mekanik stres veya kimyasallarla aşındırılma nedeniyle hasar görebileceğini, bunun da malzemeyi ve üzerinde depolanan verileri bozacağını belirtiyorlar.

Araştırmaya dahil olmayan bilim insanları bu keşfin, önceki depolama tekniklerine benzer şekilde insanlığın gidişatını değiştirebileceğini öne sürdü.

Araştırmacılar Feng Chen ve Bo Wu, çalışmaya eşlik eden bir makalede, "[Silika] büyük ölçekte uygulandığında, kehanet kemikleri, ortaçağ parşömenleri veya modern sabit disk gibi bilgi depolama tarihinde dönüm noktası olabilir" diye yazdı.

Bir gün tek bir cam parçası, insan kültürünün ve bilgisinin meşalesini binlerce yıl boyunca taşıyabilir.

Bu çalışma, Nature adlı akademik dergide yayımlanan "Laser writing in glass for dense, fast and efficient archival data storage" (Yoğun, hızlı ve verimli arşiv verisi depolama için cama lazerle yazma) başlıklı makalede anlatıldı.

Independent Türkçe


Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
TT

Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)

Yeni bir ankete göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci First Lady'si seçildi ancak en sevilmeyen First Lady unvanını Trump'ın rakibi Hillary Clinton aldı.

YouGov'a göre bu ay 2 bin 255 ABD vatandaşından son 11 First Lady'yi "Mükemmel"den "Kötü"ye uzanan bir ölçekte sıralamaları istendi.

Yüzde 36'sı Melania'yı "kötü", yüzde 10'u da "ortalama altı" olarak değerlendirdi. Ankete katılanların yaklaşık yüzde 18'i Melania'yı "mükemmel", yüzde 12'si de "ortalama üstü" notu verdi. Böylece net onay oranı -16 çıktı.

Melania'dan daha düşük sırada yer alan tek First Lady, 2016 başkanlık seçimini Donald Trump'a kaybeden Hillary Clinton'dı. Ankete katılanların yüzde 33'ü onu "kötü", yüzde 11'i de "ortalama altı" diye değerlendirdi ve net onay oranı -17 oldu.

Öte yandan en popüler First Lady'ler sırasıyla +56, +32 ve +25 net puanla Jackie Kennedy, Rosalynn Carter ve Nancy Reagan'dı.

Michelle Obama da katılımcılar arasında favori olarak öne çıktı; yüzde 33'ü onu "mükemmel", yüzde 12'si ise "ortalama üstü" olarak değerlendirdi ve bu da ona +21 net onay puanı kazandırdı. Yaklaşık yüzde 22'si onu "kötü" buldu.

Ortalama olarak son 11 First Lady'nin çoğu, eşlerinden daha yüksek net puanlar aldı.

Hillary Clinton, -3 net puanlı eşinden önemli ölçüde daha düşük olan tek First Lady'ydi.

Birçok başkan ve First Lady benzer puanlar aldı; Jacqueline Kennedy Onassis ve John F. Kennedy (+56'ya karşı +61), Nancy ve Ronald Reagan (+25'e karşı +22), Michelle ve Barack Obama (+21'e karşı +15) bunlardan bazıları.

Melania ve Donald Trump da benzer ancak olumsuz puanlar aldı (-16'ya karşı -20).

Anket ayrıca, katılımcıların yüzde 48'inin Donald Trump'ı "kötü" bulduğunu, yüzde 6'sının ise "ortalama altı" olarak değerlendirdiğini ortaya koydu. Trump, YouGov'un katılımcılara sorduğu 20 başkan arasında en düşük puanı aldı. Katılımcıların yaklaşık yüzde 19'u 45 ve 47. başkanı "olağanüstü" olarak değerlendirdi.

Trump'tan sonra, selefi Joe Biden, katılımcıların yüzde 38'inin "kötü", yüzde 12'sinin ise "ortalama altı" şeklinde değerlendirdiği en az popüler eski başkan oldu. Sadece yüzde 7'si Biden'ı "mükemmel" olarak değerlendirdi.

Ankete göre, "First Lady'ler hakkındaki genel görüşler, eşleri hakkındaki görüşlere benzer şekilde siyasi olarak kutuplaşmış durumda".

Anket, tartışmalı belgeseli Melania'nın gösterime girmesiyle birlikte Melania Trump hakkında kamuoyunun ne düşündüğüne dair fikir veriyor. Belgeselin ilk hafta sonu 7 milyon dolar kazandığı bildirilse de bilet satışları ikinci haftada düşerek sadece 2,4 milyon dolar getirdi.

Amazon, belgeselin haklarını satın almak için 40 milyon, tanıtımı içinse 35 milyon dolar daha harcamıştı.

Independent Türkçe