Fas Cezayir ilişkileri nereye gidiyor? Fas Cezayir’e tek taraflı elini uzatıyor

Fas, Cezayir ile arasındaki soğukluğa bir son vermek için uzlaşı elini uzattı

Fas Kralı 6. Muhammed Rabat'taki Kraliyet Sarayı'nda düzenlenen toplantıya başkanlık yaparken (AFP)
Fas Kralı 6. Muhammed Rabat'taki Kraliyet Sarayı'nda düzenlenen toplantıya başkanlık yaparken (AFP)
TT

Fas Cezayir ilişkileri nereye gidiyor? Fas Cezayir’e tek taraflı elini uzatıyor

Fas Kralı 6. Muhammed Rabat'taki Kraliyet Sarayı'nda düzenlenen toplantıya başkanlık yaparken (AFP)
Fas Kralı 6. Muhammed Rabat'taki Kraliyet Sarayı'nda düzenlenen toplantıya başkanlık yaparken (AFP)

Muhammed eş-Şarki

Fas’ta hem devlet hem de halk, tarihin, coğrafyanın, dilin, ortak kaderin önemi ile bölgeyi tehdit eden güvenlik, ekonomik, jeostratejik ve iklimsel tehditler karşısında boşluğa, ihmale ve bölünmeye izin verilemeyeceği gerekçesiyle komşu ülke Cezayir ile ilişkilerin çeşitli bölgesel ve uluslararası konulardaki siyasi anlaşmazlıklara rağmen normalleşmesini ve hatta iyi komşuluk ilişkileri kurulmasını istiyor.

Fas Kralı 6. Muhammed, sonuncusu Taht’a Çıkış Yıldönümü'nde (30 Temmuz) olmak üzere daha önce üç kez ‘uzlaşı elini’ uzatmıştı. Fas Kralı, Taht’a Çıkış Yıldönümü vesilesiyle yaptığı konuşmada, “Fas, iki kardeş halk arasındaki sevgi, dostluk, ticaret ve iletişim bağlarından ötürü hiçbir zaman Cezayir için kötülüğün ve zararın kaynağı ve nedeni olmayacak” ifadelerini kullandı.

Fas Kralı, daha önceki bir konuşmasında ise 1994 yılından bu yana mantıklı nedenlere dayandırılmadan sınırları kapatmaya devam etmenin ve geçmişte yaşanan olayların sorumluluğunu şimdiki neslin omuzlarına yüklemenin hiçbir bahanesi olmadığını, bu yüzden halklar arasındaki sınırların açılması ve iletişimin kurulması çağrısında bulunarak “Biz iki ülke tek milletiz” demişti.

Tunuslu yazar Nizar Boulihia’ya göre Fas, muhatabını tüm uzlaşı çağrılarını kulaklarını tıkayan bir imaj çizerek utandırmak ve onun her türlü uzlaşı ve barış önerisini reddettiğini tüm dünyaya göstererek ona zarar vermek ve puan kazanmak istiyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla dergisinden aktardığı habere göre Faslı düşünür ve Kraliyet Sarayı'nın eski sözcüsü Hasan Ureyd ise "uzlaşı elinin uzatılması, gergin atmosferi sakinleştirmeye ve gerilimi azaltmaya katkıda bulunabilir, iyi ve normal ilişkiler çerçevesinde hem kendi halkalarına hem de bölge halklarına hizmet edecek, güvenliği ve barış ortamını güçlendirecek bir yakınlaşmanın ilk adımı olabilir" değerlendirmesinde bulundu.

Fas Kralı 6. Muhammed, sonuncusu Taht’a Çıkış Yıldönümü'nde (30 Temmuz) olmak üzere daha önce üç kez ‘uzlaşı elini’ uzatmış ve ‘Fas’ın, iki kardeş halk arasındaki sevgi, dostluk, ticaret ve iletişim bağlarından ötürü hiçbir zaman Cezayir için kötülüğün ve zararın kaynağı ve nedeni olmayacağını’ söylemişti.

Rabat, Hz. Ömer’den esinlenerek ‘zayıf olmadan yumuşak ve şiddet olmadan güç’ düsturuna dayanan bir duruş sergilerken uluslararası ilişkilerini hoşgörü, İslam ahlakı ve uluslararası hukuk ilkeleri çerçevesinde yürütüyor ve diğer ülkelerin iç işlerine karışmama ve egemenliklerine ve toprak bütünlüklerine saygı duymaya devam ediyor.

Cezayir ise 2019 yılında, merhum Cumhurbaşkanı Abdulaziz Buteflika'nın yerine geçen askeri ve sivil yönetimin iktidara gelişinin hemen ardından kara sınırlarını yeniden kapattı.

Sınırların kapatılmasını diplomatik ilişkilerin kesilmesi, Fas ile uçuşların yasaklanması ve Fas-Avrupa doğalgaz boru hattının kapatılması takip etti. Cezayir, Fas’ın, orman yangınlarından para birimindeki değer kaybına, Dünya Kupası'ndan elenmesine ve ordu komutanlarının telefonlarının dinlenmesine kadar her şeyle suçlandığı bir karalama kampanyası da başlattı.

ABD'nin Fas'ın Batı Sahra üzerinde egemenliğini tanıdığı 2020’nin aralık ayında iki ülke arasındaki tansiyon daha da yükseldi. Bunu Almanya'nın, Fas'ın daha önce 2007 yılında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne (BMGK) sunduğu özerklik planına verdiği destek izledi.

İspanya da Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı'nın (ICJ) 1975 yılında yayınladığı tavsiye niteliğindeki görüşe dayanarak, bölgenin sömürgeleştirilmesinden önce Sahra kabilelerinin Fas krallarına bağlılık sözü verdikleri ve bu yüzden sorunu Afrika’daki eski kolonisi olan Fas lehine çözmenin ‘daha gerçekçi ve uygulanabilir’ olduğu sonucuna varmıştı. Pedro Sanchez hükümeti döneminde İspanya, Batı Sahra’nın Fas’ın egemenliği altına alınmasını, uzlaşmacı bir çözüm olarak değerlendirerek destekledi. İspanya’ya göre bu çözüm, bir yandan Batı Sahralıların resmi işlerini yönetme hak ve özgürlüğünü garanti altına alırken diğer yandan Mağrip bölgesinin (Kuzey Afrika) ve tüm Batı Akdeniz bölgesinin istikrarını da garanti ediyordu.

Rabat, Hz. Ömer’den esinlenerek ‘zayıf olmadan yumuşak ve şiddet olmadan güç’ düsturuna dayanan bir duruş sergilerken uluslararası ilişkilerini hoşgörü, İslam ahlakı ve uluslararası hukuk ilkeleri çerçevesinde yürütüyor ve diğer ülkelerin iç işlerine karışmama ve egemenliklerine ve toprak bütünlüklerine saygı duymaya devam ediyor.

İspanya, 1888 yılında Batı Sahra’yı işgal etmişti. Fas, o dönemde Cezayir'i sömürgeleştiren ve Fas'ı yutmak isteyen Fransa'ya karşı doğu sınırlarını savunmaktan yorulmuş bir halde idi. Bununla birlikte İspanya’nın kuzeydeki Akdeniz kıyılarındaki emelleri karşısında da direniyordu.

Fas, bundan tam 99 yıl sonra anavatana dönmeyi isteyen 350 bin Faslının katıldığı yeşil yürüyüşün ardından, 17 Aralık 1975 tarihinde Madrid Antlaşması'nı imzalayarak Batı Sahra'yı İspanya'dan geri aldı.

Ancak Cezayir, Fas'ın zayıflatılmasına, bölünmesin,  ABD ile yakınlaşmasının, Avrupa ile ekonomik bir anlaşma yapmasının ve İsrail'e karşı askeri çözüm yerine müzakereyi tercih eden Arap Birliği (AL) zirvelerinin benimsenmesinin cezası olarak, merhum liderler Huari Bumedyen ve Muammer Kaddafi arasında yapılan eski ittifak çerçevesinde Kuzey Afrika'da yeni bir oluşumla silahlı bir ayrılıkçı grubun ve bölgede Fas topraklarından  çıkacak altıncı bir yapının kurulmasını öngörmeyen her türlü formüle karşı çıkıyor.

Cezayir hükümeti amaç doğrultusunda ayrılıkçı grup Polisario Cephesi’ni silahlandırırken ve tüm diplomatik çabalarını tek bir amaç uğruna, yani Fas'ı bölgesel ve kıtasal bir güç haline gelmemesi için bölmeye, siyasi, ekonomik ve toplumsal olarak gelişmesini sınırlamaya çalışıyor.

* Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



Dünya Sağlık Örgütü: Gazze'de 10 çocuğun açlıktan öldüğü kayıtlara geçti

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah'ta gıda sıkıntısı çeken Filistinliler, yardım mutfağından yiyecek almayı bekliyor (Reuters)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah'ta gıda sıkıntısı çeken Filistinliler, yardım mutfağından yiyecek almayı bekliyor (Reuters)
TT

Dünya Sağlık Örgütü: Gazze'de 10 çocuğun açlıktan öldüğü kayıtlara geçti

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah'ta gıda sıkıntısı çeken Filistinliler, yardım mutfağından yiyecek almayı bekliyor (Reuters)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah'ta gıda sıkıntısı çeken Filistinliler, yardım mutfağından yiyecek almayı bekliyor (Reuters)

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Sözcüsü Christian Lindmeier, Gazze'de 10 çocuğun "açlık" nedeniyle öldüğünün bir hastane tarafından kayıt altına alındığını bildirdi.

Lindmeier, Birleşmiş Milletler (BM) Cenevre Ofisi Sözcüsü Alessandra Vellucci ve BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA) Sözcüsü Jens Laerke, BM Cenevre Ofisinin haftalık basın toplantısında değerlendirmelerde bulundu.

Gazze'de 100'den fazla sivilin yardım beklerken İsrail tarafından öldürüldüğü saldırıya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Laerke, bu yardım tırlarının BM ile koordineli olmadığını belirtti.

Laerke, Gazze Şeridi'ndeki, özellikle de kuzeydeki gıda güvenliğiyle ilgili yaşanan olumsuz duruma dikkati çekerek "Şu anki gidişatta eğer bir şeyler değişmezse kıtlık neredeyse kaçınılmaz." dedi.

BM'nin, bu durumun değişmesi için bir şeyler yapabileceğini ve bu konuda istekli olduklarını söyleyen Laerke, bunun için koşulların uygun olması gerektiğinin altını çizdi.

- "Resmi olmayan rakamların ne yazık ki daha yüksek olması beklenebilir"

DSÖ Sözcüsü Lindmeier, Gazze'de yaşanan açlıkla ilgili "Resmi kayıtlar, bir hastanede 10'uncu çocuğun açlıktan öldüğünü söylüyor." dedi.

Bu durumun, Gazze'de 30 binden fazla kişinin ölmesi gibi çok üzücü bir durum olduğunu aktaran Lindmeier, "Bunlar, resmi kayıtlar. Resmi olmayan rakamların ne yazık ki daha yüksek olması beklenebilir." ifadesini kullandı.

Gazze'deki sağlık sisteminin çok zor durumda olduğuna işaret eden Lindmeier, neredeyse tüm yaşam hatlarının kesildiğini vurguladı.

Lindmeier, Gazze'deki bu durumun, dün yaşanan (İsrail'in yardım için toplanan sivilleri öldürmesi) yüzlerce kişinin öldürüldüğü talihsiz ve dehşet verici olaylara neden olduğunu vurguladı.

- "Gazze'de insani bir ateşkese ihtiyacımız var"

AA muhabirinin, "İsrail ordusu, gıda yardımı için bekleyen 100'den fazla Filistinliyi öldürdü. Uluslararası anlaşmalarla güvence altına alınan insani yardımlara erişim imkanının yeni bir katliamla engellendiğine şahit olduk. İsrail'in bu saldırılarına sadece söylemle karşılık veriliyor. Sizce bu katliamların örtbas edilmesine neden olmuyor mu?" sorusunu yanıtlayan Vellucci, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'in dün Gazze'de yaşanan olayı çok net ve güçlü şekilde kınadığını belirtti.

Vellucci, "BM olarak orada yaşananları konuşuyoruz. (Gazze'de) İnsani bir ateşkese ihtiyacımız var. Özellikle Gazze'deki kıtlık söz konusu olduğunda bu durumu değiştirmek için ihtiyacımız olan şey bu. Savaşın yaşandığı bir durumda hareket edemiyoruz." ifadesini kullandı.


ABD, Gazze'ye havadan yardım göndermeyi planlıyor

Ürdün Hava Kuvvetleri'ne bağlı uçaklar, Gazze Şeridi'ne iki gün havadan yardım göndermişti (AFP)
Ürdün Hava Kuvvetleri'ne bağlı uçaklar, Gazze Şeridi'ne iki gün havadan yardım göndermişti (AFP)
TT

ABD, Gazze'ye havadan yardım göndermeyi planlıyor

Ürdün Hava Kuvvetleri'ne bağlı uçaklar, Gazze Şeridi'ne iki gün havadan yardım göndermişti (AFP)
Ürdün Hava Kuvvetleri'ne bağlı uçaklar, Gazze Şeridi'ne iki gün havadan yardım göndermişti (AFP)

Gazze Şeridi'nde insani yardım bekleyen kalabalığa düzenlenen saldırıda 112 kişinin öldürülmesinin ardından bölgeye havadan yardım planları yoğunlaştı. 

Kimliğinin paylaşılmasını istemeyen 4 Amerikalı yetkili, ABD merkezli haber sitesi Axios'a Washington'ın Gazze'ye havadan yardım göndermeyi planladığını söyledi.

28 Şubat'ta yayımlanan haberde yetkililerden biri, "Durum gerçekten çok kötü. Kamyonlarla yeterince yardım ulaştıramıyoruz, bu yüzden havadan sevkıyat gibi pek umut verici olmayan önlemler almamız gerekiyor" dedi.

Yetkili, ABD'nin Gazze savaşının başında böyle bir seçeneğe sıcak bakmadığını fakat mevcut durum nedeniyle havadan yardım alternatifinin değerlendirmeye alındığını söyledi.

Kaynak, Ürdün'ün 26-27 Şubat'ta Gazze'ye havadan yardım göndermesinin de ABD'nin böyle bir plana daha sıcak bakmasını sağladığını belirtti. Gazze Şeridi'ne insani yardım çalışmalarına Ürdün Kralı Abdullah da katılmıştı. 

Ayrıca 28 Şubat'ta Ürdün, Umman ve Bahreyn'in işbirliğiyle Gazze'ye yeniden havadan yardım gönderilmişti. Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri'ne ait uçaklar da dün benzer yardımlar yapmıştı. 

Diğer yandan ABD'li yetkililer, hava yardımlarının sorunu sadece geçici olarak çözebileceğini, Gazze'ye gereken ölçekte yardımın ancak karadan ulaştırılabileceğini belirtti. 

Axios, Beyaz Saray'ın havadan yardım planlarına ilişkin yorum talebini reddettiğini yazdı.

ABD'nin yanı sıra Kanada da Gazze Şeridi'ne havadan yardım sevkıyatı yapmayı planlıyor. Kanada Uluslararası Kalkınma Bakanı Ahmed Hussen, çarşamba günkü açıklamasında, yardımların en kısa sürede yola çıkacağını belirtmişti. 

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Reşid Caddesi'nde dün sabah saatlerinde yardım tırına ulaşmaya çalışan Filistinlilere ateş açılmıştı. Gazze yönetimi, 112 kişinin öldüğü ve 760 kişinin yaralandığı saldırının İsrail ordusu tarafından kasıtlı olarak düzenlendiğini bildirmişti. 

İsrail Savunma Kuvvetleri'yse (IDF) kalabalığın, İsrailli askerlere tehdit oluşturacak biçimde yaklaştığını, birliklerin bu nedenle havaya uyarı ateşi açtığını savunmuştu. Açıklamada, can kayıplarının "izdiham nedeniyle yaşandığı" ileri sürülmüştü.

Independent Türkçe, Axios, Times of Israel, New York Times


"Pentagon muhbiri" suçunu itiraf edecek

Teixeira'nın savcılarla nasıl bir anlaşma yapacağı henüz belli değil (Reuters)
Teixeira'nın savcılarla nasıl bir anlaşma yapacağı henüz belli değil (Reuters)
TT

"Pentagon muhbiri" suçunu itiraf edecek

Teixeira'nın savcılarla nasıl bir anlaşma yapacağı henüz belli değil (Reuters)
Teixeira'nın savcılarla nasıl bir anlaşma yapacağı henüz belli değil (Reuters)

Pentagon sızıntısından sorumlu tutulan Jack Teixeira'nın suçlu olduğunu kabul edeceği bildirildi. 

Massachusetts Bölge Savcılığı'na perşembe günü yapılan başvuruda, Teixeira'nın hakkındaki suçlamaları kabul edeceği belirtilerek, pazartesi günü yeni bir duruşma düzenlenmesi istendi. 

22 yaşındaki genç, Pentagon'a ait gizli belgeleri internette paylaştığı gerekçesiyle nisanda FBI tarafından yakalanmıştı. 

Massachusetts eyaletindeki Cod Burnu yarımadasında yer alan ABD Hava Ulusal Muhafızları Otis Üssü'nde görev yapan Teixeira, aynı ay katıldığı duruşmada suçsuz olduğunu savunmuştu. 

Ulusal Muhafızlar, ABD Hava Kuvvetleri'nin yedek bir askeri kuvveti olarak faaliyet gösteriyor. Teixeira, söz konusu üsteki 102. İstihbarat Birimi'nde çalışıyordu. 

New York Times'ın aktardığına göre, ulusal savunmaya ilişkin gizli bilgileri kasıtlı olarak saklamak ve sızdırmak suçlarından yargılanan Teixeira'nın 60 yıla yakın hapis cezası alması öngörülüyordu. Fakat nisandan beri cezaevinde tutulan gencin suçunu itiraf edip anlaşmaya varması halinde bu sürenin kısalabileceği aktarıldı. 

Massachusetts Bölge Savcılığı, başvuru detaylarına ilişkin açıklama yapmayı reddetti.

Belgeler nasıl sızdırıldı?

Araştırmacı gazetecilik platformu Bellingcat'in incelemesine göre ilk olarak "Thug Shaker Central" isimli sohbet odasında paylaşılan belgeler, daha sonra buradan Discord'daki "WowMao" isimli bir odaya taşındı. Belgeler, bu odada paylaşılmasının ardından hızlı şekilde diğer sosyal medya platformlarına da yayıldı.

Burada belgeleri "O.G" kullanıcı adına sahip bir kişinin sızdırdığı belirlendi. ABD istihbaratı, bu kişinin Teixeira olabileceği ihtimali üzerinde duruyor. 

Söz konusu belgelerde, Ukrayna'nın hava savunmasındaki güvenlik açıklarına, İsrail'in ulusal istihbarat servisi Mossad'ın faaliyetlerine, Çin-Nikaragua ilişkilerine ve Rusya'nın Arktika'daki askeri çalışmalarına ilişkin bilgiler yer alıyordu.

Independent Türkçe, New York Times, Guardian, Reuters


DEAŞ-Horasan Pakistan’da yeniden ortaya çıkar mı?

Pakistanlı güvenlik görevlileri Karaçi’de Muharrem yas alayı güzergahı boyunca duruyor (EPA)
Pakistanlı güvenlik görevlileri Karaçi’de Muharrem yas alayı güzergahı boyunca duruyor (EPA)
TT

DEAŞ-Horasan Pakistan’da yeniden ortaya çıkar mı?

Pakistanlı güvenlik görevlileri Karaçi’de Muharrem yas alayı güzergahı boyunca duruyor (EPA)
Pakistanlı güvenlik görevlileri Karaçi’de Muharrem yas alayı güzergahı boyunca duruyor (EPA)

Pakistan’daki güvenlik ortamı her geçen gün daha karmaşık hale geliyor.

Ülkenin kuzeybatısında Pakistan Talibanı (Tehrik-i Taliban Pakistan) ve DEAŞ-Horasan arasındaki rekabet, Pakistan güvenlik kurumları için ciddi bir ikilem oluşturuyor.

Bu ikilem, bazı Batılı uzmanların, Pakistan Talibanı ve Afganistan Talibanı’nın her iki ülkede de DEAŞ-Horasan’ın zayıflamasında büyük rol oynadığı yönündeki değerlendirmeleri ışığında, karmaşık bir güvenlik sorunu haline geliyor.

tt5hyt
Afganistan sınırındaki Pakistan kontrol noktası (Pakistan medyası)

ABD güçlerinin Afganistan’dan çekilmesinden bu yana, hem Afganistan Talibanı, hem de onun müttefiki olan Pakistan Talibanı, Afganistan’da DEAŞ-Horasan’a karşı kontrgerilla operasyonları başlattı.

Pakistan Talibanı, Pakistan-Afganistan sınır bölgelerinde DEAŞ-Horasan’ın faaliyet alanını daraltmayı başardı.

Bu durum, Pakistanlı güvenlik kurumları için ciddi bir güvenlik ikilemi oluşturuyor.

Çünkü eğer Pakistan Taliban hareketini ezmeyi (şu ana kadar göründüğü gibi) başarırlarsa, bu otomatik olarak Afganistan ve Pakistan’daki DEAŞ-Horasan’ı güçlendirecektir.

vgbtr
Pakistan askerleri, Peşaver’deki Polis Camisi’nin önünde meydana gelen terör saldırısının ardından alarma geçti (EPA)

Aynı şekilde Afganistan’daki Taliban hükümeti de, Pakistan Talibanı ve DEAŞ-Horasan’a yönelik politikası konusunda bir ikilemle karşı karşıya.

Taliban hükümeti, Pakistan’ın baskısı altında, Pakistan Talibanı’na karşı harekete geçti ve liderlerinin çoğunu tutukladı.

hy6j
Kandahar’da motosiklet sürücüleri ve insanlar denetleniyor (EPA)

Pakistan Talibanı, en büyük müttefiki Afganistan Talibanı’na, Afganistan’da baskıya maruz kalmaları halinde DEAŞ-Horasan ile ittifak yapmak zorunda kalacaklarını bildirdi.

DEAŞ-Horasan’ın Pakistan’da yeteneklerinin güçlendiğine dair ilk işaret, parlamento seçimlerinden bir gün önce, 7 Şubat'ta DEAŞ-Horasan’ın en yoğun olduğu bölge olan Belucistan’da gerçekleştirdiği iki terör saldırısıyla ortaya çıktı.

Pakistanlı uzmanlar, DEAŞ-Horasan’ın Pakistan topraklarına yönelik büyük bir terör tehdidi olarak yeniden ortaya çıktığına dikkat çekti.

Uzmanlara göre Pakistan’ın operasyonel ivmesi bu saldırılardan önce zayıflamıştı.

DEAŞ-Horasan, 2022’de düzenlediği saldırılara kıyasla, 2023’te Pakistan’da daha az sayıda terör saldırısı gerçekleştirdi.

Saldırılardaki düşüş en son, 2016 yılında Afganistan’da bulunan ABD ordusunun ve onun gözetimi altındaki Afganistan Ulusal Ordusu’nun, DEAŞ-Horasan’a güçlü baskı uyguladığı dönemde yaşandı.

ABD Hava Kuvvetleri ve Afgan Ulusal Ordusu’nun yoğun bombardıman operasyonları, DEAŞ-Horasan’ın, Afganistan’ın doğusundaki üssünden tahliye edilmesine yol açtı.

Bu, DEAŞ-Horasan unsurlarının Pakistan topraklarına doğru ilerlemeye başladığı dönemdi.

defvgre
Taliban unsurları, 11 Haziran 2023’te Kandahar şehrinin eteklerinde nöbet tutuyor (AP)

DEAŞ-Horasan, Pakistan Talibanı, El Kaide ve Afganistan Talibanı’nın üyeleri tarafından, 2014 yılında ana örgütlerinin bir kolu olarak kuruldu.

Grup öncelikle Taliban’a karşı şiddetli bir isyana karıştığı Afganistan’da, Hayber-Pahtunhva ve Belucistan eyaletlerinde ve daha az ölçüde Pakistan Pencap’ta faaliyet gösteriyor.

Pakistan’da, Pakistanlı DEAŞ-Horasan üyelerinin ‘Pakistan’daki DEAŞ Vilayeti’ adı altında ayrı ayrı faaliyet göstermeye başlamasıyla bir başka bölünme daha yaşandı.

Bu grup, DEAŞ’ın Pakistan’da örgütsel varlığının olduğu 2016 yılından bu yana Ketta kenti ve çevresi ile Peşaver’de Şii ve Müslümanlara karşı saldırılar düzenliyor.

Ancak Taliban rejiminin Afganistan’da DEAŞ’a karşı başlattığı şiddetli operasyonun ardından, birçok örgüt üyesi Pakistan-Afganistan sınır bölgelerine ve Belucistan’a gitmeye başladı.

Pakistan ordusunun, geçtiğimiz on yılda, Kuzey Veziristan’da başlattığı askeri operasyon, aşiret bölgelerindeki Pakistan Talibanı’nın terör ağlarını ortadan kaldırmayı başardı.

Operasyon Pakistan hükümetinin belirttiği hedeflere ulaştı, ancak aynı zamanda bu terör grupları eylemlerini sürdürmek için başka ilham ve kaynak aramaya itti.

erfer
Kabil’de bir sokakta bulunan Taliban üyesi (AP)

Askeri yetkililere göre, yüzlerce Pakistanlı Talibanı üyesi, kaçıp DEAŞ’a katıldı.

Eylül 2014’ün sonlarında, Pakistan’daki Afgan mültecilerden DEAŞ’a bağlılık sözü vermeleri istendi.

Pakistan hükümeti, DEAŞ’ın Pakistan’daki varlığını her zaman reddetti.

Ancak DEAŞ, Karaçi’de 43 yolcunun ölümüne yol açan otobüs saldırısının sorumluluğunu üstlendiğinde Pakistan’daki varlığı doğrulandı.

Öte yandan DEAŞ-Horasan, Şii hedeflerin yanı sıra Afgan Talibanı ve Pakistan Talibanı’na sempati duyan dini gruplarla bağlantılı tarafları da hedef alıyor.

DEAŞ-Horasan, 30 Temmuz’da İslam Alimler Derneği'nin seçim mitingine intihar saldırısı düzenledi.

Saldırıda, aralarında derneğin bölge liderinin de bulunduğu en az 54 kişi öldü.

Pakistanlı uzmanlara göre, örgütün Pakistan’daki en önemli hedefi, hükümeti devirip yerine hilafet kurmak, ardından Avrupa ve ABD’de terör saldırıları gerçekleştirmek.

Askeri uzmanlar, DEAŞ-Horasan’ım Pakistan devletine ciddi bir askeri tehdit oluşturmadığına inansa da, örgütün eylemleri ülkede sivil yaşamını ciddi şekilde bozabilir.


Uluslararası 630 şirketin bölge ofislerinin merkezi olarak Suudi Arabistan’ı seçme nedeni nedir?

Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’ın havadan görünümü (AFP)
Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’ın havadan görünümü (AFP)
TT

Uluslararası 630 şirketin bölge ofislerinin merkezi olarak Suudi Arabistan’ı seçme nedeni nedir?

Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’ın havadan görünümü (AFP)
Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’ın havadan görünümü (AFP)

Suudi Arabistan son dönemde 180 uluslararası şirkete ülkede bölgesel merkez kurma lisansı verirken, 450 kadar şirket de bölgesel merkezlerini Suudi Arabistan’da kurmak için hazırlanıyor.

Şarku’l Avsat, uzmanlara bu şirketlerin, bölgesel merkez yeri olarak Suudi Arabistan’ı seçme nedenlerini sordu.

Yatırım Bakanı Mühendis Halid el-Falih dün (Perşembe), İnsan Kapasitesi Girişimi Konferansı’nda yaptığı konuşmada, çoğu başkent Riyad olmak üzere, ülkede bölgesel merkezlerini kurmaları için kendilerine lisans verilmesi amacıyla 450 yabancı yatırımcıyla anlaşmaya varıldığını duyurdu.

Mega projeler

Uzmanlar, Suudi Arabistan’ın şu anda uluslararası şirketler için cazip olan dev yatırım fırsatlarına ve projelere sahip olduğunu ve şirketlerin bu avantajla işlerini hedeflerine göre genişletmeye çalıştığını bildirdi.

Şirketlerin, aynı zamanda Suudi Arabistan’ın üç kıtayı birbirine bağlayan stratejik konumundan ve hızla büyüyen 40 pazara uçakla dört saatte ulaşabilme yeteneğinden yararlandığına da dikkat çektiler.

Suudi Arabistan’ın çok uluslu şirketlerin bölgesel merkezlerini kurmaları için ideal bir yer olduğuna vurgu yapan uzmanlara göre ülke ekonomik dönüşümlere tanık oluyor.

Suudi Arabistan ayrıca, hükümetin yabancı şirketlerin Suudi pazarına girişini kolaylaştıran düzenleyici ve yasal reformlar üzerinde çalışması nedeniyle cazip bir yatırım ortamına sahip.

Coğrafi konum

Şarku’l Avsat’a konuşan Suudi Yönetim Merkezi Başkanı Nasser es-Sahli, ülkenin Ortadoğu ve Kuzey Afrika’nın en büyük ekonomisi olduğunu ve dünyanın en büyük ekonomileri sıralamasında 18. sırada yer aldığını vurguladı.

Sahli, tüm bunların yanı sıra seçkin coğrafi konumu nedeniyle, Suudi Arabistan’ın bölge ofislerinin merkezi olarak büyük uluslararası şirketlerin ilgi odağı haline geldiğini söyledi.

Suudi Arabistan’ın halihazırda çok sayıda dev proje üzerinde çalıştığını, özel sektörü cezbeden tüm yetenek ve teşviklere sahip olduğunu ve bunun karşılığında birçok yabancı şirketin işlerini büyüterek bu projelere girmek için fırsat kolladığını dile getiren Sahli, sözlerine şöyle devam etti;

“Hükümet yasal ve düzenleyici reformlar gerçekleştirdi ve yabancı şirketlerin Suudi pazarına girişini kolaylaştırmak için birçok teşvik sağladı. Riyad, başkentte periyodik olarak düzenlenen dev ekonomik sergi ve konferansların yanı sıra tanık olduğu kültürel, sportif ve sanatsal etkinlikler nedeniyle günümüzün iş merkezi konumundadır.”

Uluslararası göstergeler

Şarku’l Avsat’a konuşan bir diğer uzman olan ekonomist Ahmed eş-Şehri ise konuya ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı;

“Uluslararası şirketler, ülkenin ekonomik refahını ve tüm uluslararası göstergelerde somut ilerlemesini göz önünde bulundurarak, bölge ofislerinin merkezi olarak Suudi Arabistan'ı seçiyor. Bu durum, yabancı şirketlerin önemli hedefi olan mega projelerdeki yatırım fırsatlarının yanı sıra, ülkeyi özel sektör için de her alanda cazip bir lokasyon haline getiriyor.”

Şehri, Suudi Arabistan’ın üç kıtayı birbirine bağlayan coğrafi konumu nedeniyle şu anda cazip bir yatırım merkezi olduğunun altını çizerek, şu ifadelerle devam etti;

“Bu da ülkeyi çok uluslu şirketlerin bölgesel merkezlerini kurmaları için ideal bir yer haline getiriyor. Aynı zamanda dev projelerde mevcut olan fırsatlar ülkeyi, belirledikleri hedeflere ulaşmak için işlerini büyütmek isteyen şirketler için önemli bir destinasyon konumuna getirdi.”

Suudi Arabistan Şubat 2021’de yaptığı açıklamada, kamu bütçesinden harcama yapan kurumların, bölgesel yönetim merkezi Suudi Arabistan’da olmayan yabancı şirketler ve ticari kuruluşlarla olan sözleşmelerinin 1 Ocak 2024 tarihinden itibaren durdurulmasına karar verildiğini duyurdu.

Açıklamada bu kararın, 2030 Vizyonu hedefleri doğrultusunda istihdam sağlama, ekonomik kaybı azaltma ve çeşitli devlet kurumları tarafından satın alınan ürün ve hizmetlerin ülkede uygun yerel içerikle  yapılmasını sağlama stratejisi çerçevesinde olduğu da ifade edildi.


İsrail Gazze’de sadece Filistinlileri değil tarihi de yok ediyor

Filistinli bir adam, İsrail’in Han Yunus yakınlarındaki Zahra şehrine düzenlediği saldırının ardından yıkıntıların arasında oturuyor (DPA)
Filistinli bir adam, İsrail’in Han Yunus yakınlarındaki Zahra şehrine düzenlediği saldırının ardından yıkıntıların arasında oturuyor (DPA)
TT

İsrail Gazze’de sadece Filistinlileri değil tarihi de yok ediyor

Filistinli bir adam, İsrail’in Han Yunus yakınlarındaki Zahra şehrine düzenlediği saldırının ardından yıkıntıların arasında oturuyor (DPA)
Filistinli bir adam, İsrail’in Han Yunus yakınlarındaki Zahra şehrine düzenlediği saldırının ardından yıkıntıların arasında oturuyor (DPA)

İsrail, Gazze Şeridi’nde beş aydır süren yıkıcı savaşında sadece insanlara değil, tarihi yapılara da ‘merhamet etmedi’.

ABD Başkanı Joe Biden, Hamas ile İsrail arasında önümüzdeki hafta başında ateşkese varılacağını beklese de, İsrail’in yürüttüğü asıl savaş ‘hafıza ve kimlik’ savaşı olarak görülüyor.

İsrail, savaşta çoğu çocuk ve kadın olmak üzere 30 binden fazla Filistinlinin hayatına mal olan, tüm bir halka karşı katliam gerçekleştirmenin yanı sıra, aynı zamanda Filistin hafızasını ve kimliğini silmeye yönelik eski bir plan çerçevesinde bölgedeki tarihi de silmeyi başardı.

İsrail’in her türlü silahla hedef aldığı Gazze Şeridi, yüzyıllar boyunca Bizans, Roma, Yunan ve Mısır hakimiyetinde önemli bir kültür ve ticaret merkezi oldu ve her medeniyet burada tarihin derinliğini gösteren izler bıraktı.

İsrail merkezli, arkeolojik konularda uzmanlaşmış sol örgüt Emek Shaveh’in X üzerinden yaptığı açıklamaya göre İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ndeki yüzlerce arkeolojik, tarihi ve dinler açısından kutsal alanı hedef aldı.

Şarku’l Avsat’ın İsrail medyasından aktardığı habere göre Gazze Şeridi’nde savaş nedeniyle tamamen veya kısmen yok edilen bazı arkeolojik ve kültürel miras anıtları şunlar;

Büyük Ömer Camii 

Filistin’in en önemli, en eski ve en büyük tarihi camilerinden biri olarak kabul edilen Büyük Ömer Camii tamamen yıkıldı.

Gazze’nin Eski Şehir kısmında Daraj mahallesinde yer alan, MS 12. yüzyıla ait bazilika tarzı mimariye sahip cami, 4 bin 100 metrekarelik bir alanı kaplıyordu.

bngtyn
Büyük Ömer Camii (AFP)

Tarihi kayıtlar, güçlü yapısı, mermer sütunları, Memluk ve Osmanlı dönemlerinden kalma kitabe ve süslemeleriyle ünlü olan caminin kademeli olarak inşa edildiğini ve tarihi boyunca farklı kullanımlara sahip olduğunu gösteriyor.

Cami başlangıçta tapınak iken daha sonra kiliseye, İslam fethinden sonra ise camiye çevrildi.

dfvdefv
Büyük Ömer Camii (X)

Seyyid Haşim Camii

Gazze şehrinin kısmen tahrip olmuş önemli tarihi camilerinden biri olan Seyydi Haşim Camii Gazze’nin Eski Şehir kısmında Daraj mahallesinde yer alıyor.

Gazze’nin büyük ve en eski camilerden biri olan cami, 2 bin 400 metrekarelik bir alana sahip.

Seyyid Haşim Camii’nin kubbesinin altında, Gazze’ye yaptığı bir ticaret seferinde ölen, Hz. Muhammed’in büyük dedesi Haşim bin Abdimenaf’ın mezarı olduğuna inanılan bir türbe bulunuyor.

Cami Osmanlı döneminde Memluk mimari tarzında inşa edildi.

rvfr
Seyyid Haşim Camii (X)

Camide kıbleye bakan bir mihrap ve MS 1850 yılında Osmanlı Sultanı Abdülmecid’in himayesinde yenilenen bir minber bulunuyor.

Aziz Porphyrius Rum Ortodoks Kilisesi

Aziz Porphyrius Kilisesi, Eski Gazze şehrinin en eski antik kiliselerinden biri ve en eski mahallelerden biri olan Zeytun mahallesinde yer alıyor.

MS 425 yılında adını aldığı Aziz Porphyrius tarafından yaptırılan kilise, onun mezarını da içeriyor.

sdfdfsr
Aziz Porphyrius Rum Ortodoks Kilisesi (AFP)

Doğrudan hedef alınması sonucu kilise neredeyse tamamen yıkıldı.

Es-Sammara Hamamı 

Tarihi Gazze şehrinin kalbi olan Zeytun mahallesinde yer alan bu hamam, Büyük Ömer Camii’nden sonra en eski ikinci simge yapı olarak kabul ediliyor.

Hamam, Osmanlı döneminde 500 metrekarelik alan üzerine kuruldu, daha sonra Memluk döneminde, Kral Sencer bin Abdullah El-Muaydi döneminde restore edilerek yenilendi.

Adını bir dönem orada çalışan Samiriyelilerden alan hamam, halen çalışır durumda olan tek tarihi hamamdı.

erfgr
Tarihi Sammara Hamamı (Facebook hesabı)

Paşa Sarayı

Eski Şehrin doğu tarafındaki Daraj semtinde yer alan Paşa Sarayı İsrail’in saldırılarında yıkıldı.

İslam mimarisinin simge yapılarından biri olarak kabul saray, ana girişindeki aslan ambleminin varlığından anlaşılacağı üzere, Memluk İslam mimarisine dayandığı söyleniyor.

yhnbytn
Paşa Sarayı (Facebook)

Deyr el-Balah Mezarlığı

Tamamen tahrip olan Deyr el-Balah Mezarlığı, Filistin halkının çeşitli dönemlere ait tarihini yansıtması nedeniyle Gazze’deki en önemli tarihi ve arkeolojik mezarlıklardan biri.

1972-1982 yılları arasında Deyr al-Balah kıyısında çok sayıda arkeolojik kazı yapıldı ve Geç Tunç Çağı’na (M.Ö. 1550-1200) uzanan mezarlık ortaya çıkarıldı.

Bizans Kilisesi

Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye beldesindeki Bizans Kilisesi’nin tarihi MS 444 yılına kadar uzanıyor.

Kilise, İsrail bombardımanında tamamen yerle bir edildi.

yunu7n
Bizans Kilisesi (X)

Zafer ed-Demri Camii

Gazze’nin Şucaiyye bölgesinde yer alan Zafer ed-Demri Camii, en önde gelen tarihi yapılardan biriydi.

Caminin tarihi, Memluk dönemine kadar uzanıyor. İçerisinde içinde Şahab Zafer ed-Demri’nin türbesi bulunuyor.

vrtbtg
Aziz Hilarius Manastırı (Hızır’ın Türbesi)

Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Deyr el-Balah kentinde yer alan tarihi yapı, Bizans döneminde Aziz Hilarius’un (miladi 278-372) Filistin’de yaptırdığı ve ölümüne kadar ikamet ettiği ilk Hristiyan manastırıdır. 

rrb
Hızır’ın Türbesi’nin içi (Facebook)

İsrail ordusu ayrıca, Gazze Şehri'ndeki İngiliz mezarlığını, Deyr el-Balah Müzesi’ni ve Beni Süheyle’deki Hz. Yusuf Türbesi’ni de hedef aldı.


İsrail heyeti takas anlaşmasını görüşmek üzere birkaç gün içinde Kahire’ye dönecek

7 Ekim saldırısından bu yana Gazze’de tutulan İsrailli rehinelerin fotoğrafları Tel Aviv’deki bir duvarda asılı (AFP)
7 Ekim saldırısından bu yana Gazze’de tutulan İsrailli rehinelerin fotoğrafları Tel Aviv’deki bir duvarda asılı (AFP)
TT

İsrail heyeti takas anlaşmasını görüşmek üzere birkaç gün içinde Kahire’ye dönecek

7 Ekim saldırısından bu yana Gazze’de tutulan İsrailli rehinelerin fotoğrafları Tel Aviv’deki bir duvarda asılı (AFP)
7 Ekim saldırısından bu yana Gazze’de tutulan İsrailli rehinelerin fotoğrafları Tel Aviv’deki bir duvarda asılı (AFP)

İsrail ile Hamas arasında rehine ve tutuklu takasına ilişkin olası bir anlaşmanın ayrıntılarını görüşmek üzere bu hafta Mısır’ı ziyaret eden İsrail heyeti, önümüzdeki hafta daha ayrıntılı görüşmeler için Kahire’ye dönecek.

Şarku’l Avsat’ın Times of Israel gazetesinden aktardığı habere göre İsrail merkezli Kanal 12, heyetin Mısır’a, Hamas’la anlaşmaya varılması halinde, İsrail’in serbest bırakmaya ‘istekli olmadığı’ Filistinli tutukluların isimlerinden oluşan bir liste sundu.

Hamas ile İsrail arasındaki müzakerelerin ayrıntılarını bilen bir Arap kaynak, Alemu’l Arabi haber ajansına (AWP) yaptığı açıklamada, önünde bazı engeller olmasına rağmen, anlaşmanın önümüzdeki günlerde tamamlanmasına yönelik ayrıntıları görüşmek üzere Katar’da müzakerelerin sürdüğü bilgisini verdi.

Kaynak, şu anda tartışılan konuların, serbest bırakılacak Filistinli tutuklular ve İsrailli rehinelerin isimlerinin belirlenmesiyle ilgili olduğunu sözlerine ekledi.


Yön duygusu zayıf olanların Alzheimer riski daha mı fazla?

Araştırmacılar erkeklerde mekansal beceriler ile Alzheimer hastalığı riski arasında bir ilişki buldu (Reuters)
Araştırmacılar erkeklerde mekansal beceriler ile Alzheimer hastalığı riski arasında bir ilişki buldu (Reuters)
TT

Yön duygusu zayıf olanların Alzheimer riski daha mı fazla?

Araştırmacılar erkeklerde mekansal beceriler ile Alzheimer hastalığı riski arasında bir ilişki buldu (Reuters)
Araştırmacılar erkeklerde mekansal beceriler ile Alzheimer hastalığı riski arasında bir ilişki buldu (Reuters)

İngiltere’de yürütülen yeni bir çalışma, zayıf yön duygusunun, Alzheimer hastalığının erken uyarı işareti olabileceğini ortaya çıkardı.

Şarku’l Avsat’ın The Telegraph gazetesinden aktardığı habere göre University College London (UCL) tarafından devam eden bir denemeden elde edilen veriler, hastalık riski taşıyan kişilerde, hafıza sorunları gibi diğer erken sorunlar ortaya çıkmadan önce ‘mekansal navigasyonun’ zayıf olduğunu gösterdi.

Çalışma bulgularının, Ulusal Sağlık Servisi (NHS) için bir teşhis destek aracının geliştirilmesine yol açabileceği umuluyor.

Araştırmada, yaşları 43 ila 66 arasında değişen 100 yetişkinin bir yerden diğerine rota belirleme ve sürdürme yeteneğini test etmek için sanal gerçeklik kullanıldı.

Katılımcılar, APOE-4 genine, hastalıkta aile geçmişine veya kötü bir yaşam tarzına sahip olmak gibi Alzheimer açısından yüksek risk taşıyan kişilerdi.

Araştırmacılar erkeklerde uzamsal beceriler ile Alzheimer riski arasındaki ilişkiyi buldu, ancak kadınlarda bu ilişki bulunamadı.

Uzmanlar bulgulara göre, mekansal yön bulmadaki bozuklukların, diğer semptomların ortaya çıkmasından yıllar, hatta on yıllar önce gelişmeye başlayabileceğine dikkat çekti.

UCL’den çalışmanın yazarı Dr. Coco Newton araştırmaya ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı;

Elde ettiğimiz sonuçlar, bu tür yön bulma davranışı değişikliğinin Alzheimer hastalığı sürecindeki en erken teşhis sinyalini temsil edebileceğini gösterdi.

Çalışmada, insanlardan Sanal Gerçeklik (VR) kulaklık takarken sanal bir ortamda gezinmelerinin istendiği bir test kullanıldı.

Dr. Newton, “Biz bu bulguları, önümüzdeki yıllarda NHS için teşhise yaklaşmanın tamamen yeni bir yolu olan, insanların zamanında ve doğru teşhis almasına yardımcı olacağını umduğumuz bir teşhise yönelik klinik karar destek aracı geliştirmek üzere ileriye taşıyoruz” diye konuştu.

Doktor, bu çalışmanın, hastalığın en erken evrelerinde en etkili olduğu düşünülen Alzheimer için anti-amiloid tedavilerin ortaya çıkması açısında özellikle önemli olduğunun altını çizdi.

Dr. Newton, “Ayrıca kadın ve erkeklerin Alzheimer hastalığına karşı farklı hassasiyetleri konusunda daha fazla çalışma yapılmasının gerekliliğini ve hem tanı, hem de gelecekteki tedavi için cinsiyetin dikkate alınmasının önemini vurguluyor” diye ekledi.


İsrailli aşırı sağcı Bakan Ben-Gvir, Filistinli tutukluların serbest bırakılmasına karşı çıktı

İsrail'in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir (Reuters)
İsrail'in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir (Reuters)
TT

İsrailli aşırı sağcı Bakan Ben-Gvir, Filistinli tutukluların serbest bırakılmasına karşı çıktı

İsrail'in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir (Reuters)
İsrail'in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir (Reuters)

İsrail'in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, işgal altındaki Batı Şeria'daki Filistinli tutukluların ordu ve İç Güvenlik Teşkilatı Şin-Bet (Şabak) talimatıyla serbest bırakılması kararına tepki gösterdi.

Ben-Gvir, X sosyal medya platformundan dün gece yaptığı paylaşımda, "Bu akşam serbest bırakılan idari tutuklular, aşırı kalabalık nedeniyle değil, Ramazan öncesinde bir 'jest' olarak Şin-Bet Başkanının doğrudan talimatıyla serbest bırakıldı." ifadesini kullandı.

İsrail Cezaevi Servisi’nin bu konuda "söz hakkı olmadığını" belirten Ben-Gvir, "Şin-Bet Başkanının, 2 Yahudi’nin öldürüldüğü gün jest yapmayı seçmesi kaygı verici" sözleriyle kararı eleştirdi.

Ordu ve Şin-Bet’ten yapılan açıklamada, İsrail hapishanelerinde yer kalmadığı için işgal altındaki Batı Şeria'da gelecek ay serbest bırakılacak bir dizi tutuklu Filistinlinin "daha yüksek tehdit oluşturanlara yer açmak amacıyla" serbest bırakılmasına karar verildiği belirtilmişti.

Filistin Esirler Cemiyeti’nden dün yapılan açıklamada, işgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs'te 7 Ekim 2023'ten bu yana gözaltına alınan Filistinlilerin sayısının 7 bin 325'e çıktığı kaydedilmişti.

Gözaltına alındıktan sonra serbest kalanların da bu rakama dahil olduğuna işaret edilen açıklamada, İsrail güçlerinin baskınlar sırasında Filistinlilere ait evlere zarar verdiği ve aileleri korkuttuğu belirtilmişti.

İsrail ordusunun, Gazze Şeridi'ne saldırı başlattığı 7 Ekim'den bu yana işgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs'te de Filistinlilere yönelik gözaltı, baskın ve saldırılarında artış yaşanıyor.


AB, Gazze'de insani yardıma erişimin sağlanması çağrısı yaptı

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

AB, Gazze'de insani yardıma erişimin sağlanması çağrısı yaptı

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, dün İsrail'in Gazze'de yardım bekleyen Filistinlilere saldırısıyla ilgili, olayın araştırılması çağrısında bulunurken, insani yardıma erişimin sağlanması gerektiğini bildirdi.Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, X hesabından dün İsrail'in Gazze'de yardım bekleyen Filistinlileri hedef almasıyla ilgili açıklama yaptı.

"Gazze'den gelen görüntüler derinden rahatsız etti." ifadesini kullanan von der Leyen, olayın araştırılmasını ve şeffaflığın sağlanmasını istedi.

Von der Leyen, sivillerin uluslararası hukuka uygun şekilde korunması ve insani yardıma erişimin sağlanması çağrısında bulundu.

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell de dün gece geç saatte yaptığı paylaşımda, şu ifadeleri kullanmıştı:

Gazze'de insani yardıma muhtaç sivillere yeni bir katliam haberi beni dehşete düşürdü. Bu ölümler kesinlikle kabul edilemez. İnsanları gıda yardımından mahrum bırakmak ciddi bir uluslararası insancıl hukuk ihlali teşkil etmektedir. Gazze'ye engelsiz insani erişime izin verilmelidir.

AB yetkililerinin, dün meydana gelen olaya tepki vermekte geç kalması dikkati çekti.

İsrail'in dün sabah erken saatlerde insani yardım bekleyen Filistinlilere yönelik düzenlediği saldırıda ölü sayısı 112'ye çıkmıştı.