Gazzeliler katliamlarla Sina'ya gitmeye mi zorlanıyor?

Filistinlilerin Gazze’den ayrılmak ya da kalmak arasında karar verme lüksü yok

Gazze Şeridi'nin güneyine gitmek üzere Selahaddin Caddesi boyunca yürüyen Filistinliler, 11 Kasım 2023 (EPA)
Gazze Şeridi'nin güneyine gitmek üzere Selahaddin Caddesi boyunca yürüyen Filistinliler, 11 Kasım 2023 (EPA)
TT

Gazzeliler katliamlarla Sina'ya gitmeye mi zorlanıyor?

Gazze Şeridi'nin güneyine gitmek üzere Selahaddin Caddesi boyunca yürüyen Filistinliler, 11 Kasım 2023 (EPA)
Gazze Şeridi'nin güneyine gitmek üzere Selahaddin Caddesi boyunca yürüyen Filistinliler, 11 Kasım 2023 (EPA)

Salim er-Reyyis

İsrail'in Gazze Şeridi'ne karşı son savaşına başladığı 7 Ekim 2023 tarihinde, Gazze’nin doğusundaki ve kuzeyindeki İsrail ile sınır bölgelerinde yaşayan bazı Filistinliler, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki şehirlerin merkezlerine kaçtılar. İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik daha önceki başlattığı savaşlardan ve kara işgallerinden edindikleri tecrübelerle bölgelerinin ve evlerinin bombardımanların ilk hedefi olacağını düşünüyorlardı. Ancak İsrail ordusunun kara harekatı planları ve yöntemlerini alışılagelmişin dışına çıkarıp değiştirmesi nedeniyle bu konuda biraz yanılıyorlardı.

Gazzeliler, ilk olarak korkmalarından ve evlerinin uçaklar ve tanklarla hedef alınmasından dolayı evlerini terk ettiler. Ancak Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki bölgelerden, mahallelerden, şehirlerden yeni bir yerinden edilme sürecinin onları beklediğini bilmiyorlardı. Savaşın altıncı gününde bazı uluslararası kuruluşlar ve çalışanları, Gazze Şeridi'nin kuzeyini terk ederek güneye, özellikle Han Yunus’a gittiler. Bölge sakinlerinden bazıları da onları takip etti.

Hamas Hareketi’ni ve onun askeri kanadı Kassam Tugayları’nı ortadan kaldırmak amacıyla büyük bir kara saldırısına hazırlanan İsrail ordusu, savaşın yedinci gününün sabahında Gazze Şeridi’ni doğudan batıya ikiye ayıran Gazze’nin kuzeyinde yaşayanlardan güneyine gitmelerini istedi.

Kuzeydeki Gazzelilerin çoğu, İsrail ordusu Gazze’ye karadan girip kuzeyi güneyden ayırana kadar güvende olduklarını düşünerek güneye gitmeyi reddetti.

Onlarca insan, kendilerini bekleyen dehşetin çocuklarına dokunmasından endişe duyarak, güneyi kuzeye bağlayan doğuda Selahaddin Caddesi ve batıda er-Raşid el-Bahr Caddesi olmak üzere iki ana yoldan güneye gitmek üzere kuzeyden ayrıldılar. Onlarca yerleşim bölgesinin yoğun bombardımanlarla hedef alınmasından sonra yüzlerce insan da peşlerinden gitti. Geride kalanlar, bombardımanlar nedeniyle büyük bir yıkımla karşı karşıya kaldı. Ancak Gazzelilerin bir bölümü, İsrail ordusunun Gazze’ye karadan giriş anı gelip de Gazze Şeridi’ni dünyanın en gelişmiş silahlarıyla donatılmış askerleriyle dolu tanklarla ve askeri araçlarla ikiye bölmesine kadar güvende olduklarına inandıkları için evlerini terk etmeyi reddetti.

Zorla yerinden etme

Gazze şehrinden İslam Abdulmuti (42), ticari bir şirkette muhasebeci olarak çalışıyordu. Kara harekatı başlamadan önce Gazze şehrinin merkezi yoğun şekilde bombalanmıştı. Bu yüzden kendisi ve ailesi, İsrail'e kaçmaya karar verdiler. Gazze Şeridi'nin merkezindeki Deyr el-Beleh’teki bir aile dostunun evinde iki gün kaldılar. Ancak sığındıkları evin yanındaki binanın doğrudan hedef alınması nedeniyle Gazze şehrindeki evlerine dönmeye karar verdiler. Abdulmuti, bu kararı nasıl aldıklarıyla ilgili olarak, “’Öleceksek kendi evimizde ölelim. Neden yerinden edilip başka insanların evlerinde ölelim ki?’ dedik” ifadelerini kullandı.

sdferg
Gazze Şeridi'nin kuzeyinden güneye doğru yerinden edilen Filistinli bir aile, 10 Kasım 2023 (AFP)

Gazzelilerin ilk gidişlerinde ve dönüşlerinde kuzey-güney yolu açıktı. Arabası olanlar arabalarıyla gidebilse de bu durum uzun sürmedi. İsrail’in zaman geçtikçe yoğunlaşan bombardımanlarının etkisiyle Gazze’deki evlerine geri döndüler. İsrail ordusu, önceden uyarmaksızın doğudan uçaklar ve tanklarla, batıdan ise denizden savaş gemileriyle düzenlediği bombardımanlarla çocuk, kadın ve yaşlı onlarca sivili evlerinde öldürdü.

Abdulmuti ve ailesi evlerinde kalmaya çalıştılar. Ancak gece gündüz hız kesmeden devam eden bombardımanın yoğunluğu ve çocuklarını saran terörün boyutuyla duyduğu endişe nedeniyle ve İsrail ordusunun geriye kalanların da güneye gitmeleri yönündeki uyarılarının artmasıyla, savaşın otuz dördüncü gününde bölgeyi terk etmek zorunda kaldılar. Selahaddin Caddesi boyunca yürümek zorunda kaldıklarını söyleyen Abdulmuti, “Üç kilometreden uzun bir yol boyunca tanklar ve işgalci İsrail askerleri arasında yürüdük” dedi.

Gazze Şeridi’nin güneyindeki yerinden edilmiş insanların çoğu, büyükannelerinin, büyükbabalarının, anne ve babalarının 1948 yılında yerlerinden edilmesinden 70 yılı aşkın bir süre geçtikten sonra yerinden edilmeyi reddediyorlar.

Ancak Abdulmuti’ye göre ailenin ikinci kez yerinden edilmesi, ilkinden farklıydı. Bu kez İsrail bombardımanlarının dehşetinden, bazı akrabalarını ve ailelerini gömemeden ya da yaralıları tedavi edilmeleri için hastaneye götüremeden öldürülmekten kaçan onlarca ailenin yerinden edilmesiydi. Ambulansların ve ilk yardım ekiplerinin yaralılara ulaşamadığını söyleyen Abdulmuti, “Hastaneler bombalanıyordu, bazı hastaneler ise İsrail ordusu tarafından kuşatılmıştı” şeklinde konuştu.

Bir daha yerinden edemeyecekler

Abdulmuti, İsrail, ABD ve diğer ülkelerin Gazze Şeridi’ndeki sayıları 100 binden fazla olan nüfusun tamamını yerinden etme niyetlerinin konuşulduğu bir dönemde, Gazze Şeridi dışına özellikle Mısır’ın Sina Yarımadası’na yerinden edilme fikrini reddediyor. Abdulmuti, “Bombalama, yıkım ve öldürülme korkusuyla kaçtığımız doğru, ama Gazze'nin dışına çıkmayacağız. Ben ve ailem, dünyanın herhangi bir yerine yerleşip sığınmaktansa burada ölmeyi tercih ederiz” şeklinde konuştu.

sadfe
Gazze şehrinden Gazze’nin güneyine kaçan Filistinliler, 22 Kasım 2023 (AP)

Gazze’de yerinden edilmeye karşı olan sadece Abdulmuti değil. Konuştuğumuz Filistinlilerin çoğu, Gazze Şeridi'nin güneyine doğru yerinden edilmiş durumda. Ancak, dedelerinin ve babalarının 1948 yılında yerinden edilmelerinin üzerinden geçen 70 yılı aşkın bir sürenin ardından bir kez daha yerinden edilmeyi, Filistin şehirlerine ve köylerine bir daha dönememe fikrini reddediyorlar.

Gazze şehrinin doğusundan Gazze’nin güneyine yerinden edilenlerden biri olan Mikail Mubarek (38), Gazze Şeridi'nde yaşayanların İsrail ve diğer ülkelerin Filistinlileri yerinden etme planı olduğuna dair basında yer alan haberleri yakından takip ettiğini belirtti. Mubarek, “Dedelerimizin ve babalarımızın sürgün edildiğini unutmadığımız bir dönemde Sina’ya yerinden edilmemizle ilgili pek çok haber ve analiz duyuyor ve okuyorum. Dedemin o günlere dair anlattıklarını, yaşananları ve sonrasında yaşananları unutmadım” ifadelerini kullandı.

Yerinden edilen insanlar karar verme özgürlüklerine sahip olmadıklarını ve İsrail’in bombardımanları nedeniyle Sina'ya göç etmek zorunda kalacaklarını düşünüyorlar.

Mubarek, komşu Arap ülkelerine, hatta Batı ülkelerine giden ilk Filistinli mültecilerin deneyimlerinin, onların torunlarının bugüne kadar eğitim, çalışma, sağlık ve hatta hareket özgürlüğü konularında ayrımcılığa maruz kaldıklarını gösterdiğine dikkati çekti. Bu yüzden bu deneyimi yaşamayı reddettiğini ve bunu yaşamasını gerektiren hiçbir gerekçenin olmadığını vurgulayan Mubarek, “Neden yerinden edilmeleri sürdürmek isteyeyim ki? Öleceğimizden mi korkuyoruz? Ya bugün ya yarın ya da 20 yıl sonra hepimiz öleceğiz. Kendi toprağımda, onurumla ölmem önemli” diye konuştu.

Karar onların değil

Ancak yerinden edilen bazı Gazzeliler, karar verme özgürlüklerine sahip olmadıklarını, İsrail’in bombardımanları nedeniyle Sina'ya göç etmek zorunda kalacakları ve bu yüzden Gazze Şeridi'nin güney sınırlarına ve ötesine itileceklerini düşündükleri için yerlerinden edilme ihtimaliyle ilgili farklı görüşlere sahipler.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı habere göre Havadan ve tanklardan düzenlenen bombardımanların ve İsrail ordusunun Gazze Şeridi’nin kuzeyinin iç kesimlerine başlattığı kara saldırısı nedeniyle ailesine yiyecek ve su temin edemeyen Ahmed Hüsnü, İsrail savaşının 40’ıncı gününde Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’ndan kaçmak zorunda kalanlardan biri.

dsvfe
İsrail'in Han Yunus'ta bir eve düzenlediği bombardıman sonrası enkazda arama kurtarma çalışmaları yürüten Filistinliler, 22 Kasım 2023 (Reuters)

İsrail'in Gazzelileri kolayca yerinden edemeyeceğine inanan Hüsnü, “İsrail, Gazze'deki Filistinlilere: ‘Hadi Sina'ya gidin!’ diyor. Ancak biz gitmek ya da kalmak arasında bir seçim yapacağız. Atalarımız, İsrail’in katliamları nedeniyle yerinden edildi. Bizler de birkaç gün önce İsrail katliamları nedeniyle yerimizden edildik. Belki bize yönelik katliamlar devam edecek ve Filistin topraklarının dışına, belki de Sina'ya göç etmek zorunda kalacağız” şeklinde konuştu.

Diğer Gazzeliler, İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki Filistinlileri yerlerinden etmeye ve göç etmeye zorladığı konusunda Hüsnü ile aynı fikirde. Öte yandan katliamlarına devam eden İsrail, yarısından fazlası kadın ve çocuk olmak üzere 7 Ekim’den bu yana Gazze’de 14 binin üzerinde Filistinliyi öldürdü. Yaklaşık 6 bin 500 kişi kayıp. Çok sayıda yaralı var. Bu durum Gazzelilere nereye gidecekleri ya da nerede kalacakları konusunda karar verme hakkı tanımıyor.

asdefwr
Gazze Şeridi'nin güneyinde Mısır sınırı yakınlarında devriye gezen Hamas güvenlik güçleri, 2019 (Reuters)

Mahmud Nasır (39), özellikle dört çocuk babası olması nedeniyle göç edip etmemekte kararsız olan yerinden edilen insanlardan biri. Çocuklarını ölüm riskinden ve İsrail’in bombardımanlarından korumak zorunda olan Nasır, “Göç etmek istemiyorum, ama işgalci İsrail bizi buna zorlayabilir. Karar verme lüksümüz yok. Büyük ihtimalle kefenimi ve çocuklarımın kefenini taşıyıp Mısır sınırında oturacağım. Ya bizi içeri alacaklar ya da orada ölüme terk edileceğiz” ifadelerini kullandı.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla’dan dergisinden çevrilmiştir.



Güney Lübnan: Büyük anlaşmaların beklendiği istikrarsız bir arena

Lübnan'ın güneyindeki Meys el-Cebel kasabasında devriye gezen UNIFIL personeli (EPA)
Lübnan'ın güneyindeki Meys el-Cebel kasabasında devriye gezen UNIFIL personeli (EPA)
TT

Güney Lübnan: Büyük anlaşmaların beklendiği istikrarsız bir arena

Lübnan'ın güneyindeki Meys el-Cebel kasabasında devriye gezen UNIFIL personeli (EPA)
Lübnan'ın güneyindeki Meys el-Cebel kasabasında devriye gezen UNIFIL personeli (EPA)

Güney Lübnan, Temmuz 2006 savaşının sona ermesinden bu yana çatışma ortamının dışında olmaktan ziyade savaşın zamanlamasının dışında kaldı. Bölgede hâkim olan ateşkes kalıcı bir barışı değil, nedenleri ortadan kaldırılmadan ve yapısal koşulları ele alınmadan ertelenmiş bir çatışmayı ifade ediyordu. Ekim 2023’te savaşın yeniden başlamasıyla birlikte Güney Lübnan, bölgesel ve uluslararası siyasi uzlaşıları bekleyen istikrarsız bir cephe haline geldi.

Yaklaşık 19 yıl boyunca bu tablo ‘istikrar’ olarak sunuldu. Oysa gerçekte, caydırıcılık hesaplarına dayanan ve bölgesel siyaset tarafından yönetilen kırılgan bir dengeden ibaretti. Güney cephesindeki gelişmeleri yakından izleyen Lübnanlı kaynaklara göre, 2025’in sonuna gelindiğinde ortaya çıkan durum, istikrarın çöküşünden ziyade, bu istikrar algısının bir yanılsama olduğunun anlaşılması oldu.

Savaştan önce siyaset

Eski Lübnan Sosyal İşler Bakanı Raşid Derbas, 2006’dan sonra Güney Lübnan’da ‘istikrar’ olarak adlandırılan durumun gerçekte ‘sahte ve zehirli bir sükûnetten’ ibaret olduğunu belirterek, bunun başından itibaren kalıcı bir istikrar yolu değil, geçici bir uzlaşma olarak ele alındığını söyledi. Derbas, bu yanlış yaklaşımın sonraki dönemde yaşanan patlamanın temel nedenlerinden biri olduğunu vurguladı.

Derbas, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ilgili tarafların 2006 sonrası ateşkesi, güneyi korumaya ya da devleti güçlendirmeye yönelik bir adım olarak değil, nüfuzu pekiştirme ve yeni güç dengeleri inşa etme fırsatı olarak gördüğünü ifade etti. Öte yandan İsrail’in de bu sakinlik dönemini ‘sessiz bir hazırlık ve yıpratma süreci’ olarak kullandığını belirten Derbas, Tel Aviv’in gelecekteki çatışmalara hazırlandığını söyledi. Hizbullah’ın ise bu dönemi, askeri kontrolünü güçlendirmek ve devlet ile Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü’nün (UNIFIL) rolünü aşmak için bir fırsat olarak değerlendirdiğini dile getirdi.

cdf
İsrail'in 2024'te Lübnan'ın güneyindeki el-Hıyam kasabasında düzenlediği bombardıman sonucu bir kilisede meydana gelen hasar (EPA)

Bu çerçevede Derbas, Lübnan’ın ‘uluslararası meşruiyet şemsiyesi altına tam anlamıyla yerleşme yönünde önemli bir fırsatı kaçırdığını’ ifade ederek, bu şemsiyeye sıkı biçimde bağlı kalınmasının, İsrail’den gelebilecek her türlü saldırı karşısında devlete Arap ve uluslararası düzeyde siyasi ve hukuki güç kazandıracağını söyledi. Derbas’a göre uluslararası meşruiyet zemininden kademeli olarak uzaklaşılması, UNIFIL’in rolünü de doğrudan zayıflattı.

Derbas ayrıca, sükûnetin bozulmasının yalnızca bir güvenlik ihlali ya da askeri bir aşım olarak ele alınamayacağını belirtti. “Güvenlik ihlali, çatışmanın nedeni değil, araçlarından biridir” diyen Derbas, asıl sorunun, güç dengelerinin göz ardı edilmesinden ve bazı kesimlerde Lübnan’ın gerçekleriyle örtüşmeyen askeri ya da siyasi denklemler dayatılabileceği yönünde oluşan yanılsamadan kaynaklanan açık bir siyasi hata olduğunu savundu. Derbas, bu tür hesapların asgari düzeyde siyasi öngörüden dahi yoksun olduğunu bildirdi.

Caydırıcılık kavramı

Konuya askeri-siyasi açıdan yaklaşan emekli Tümgeneral Abdurrahman Şuhaytli, Güney Lübnan’da 2006–2024 yılları arasında ‘istikrar’ olarak nitelenen dönemin gerçekte kalıcı bir istikrar değil, İsrail ile Hizbullah arasında ertelenmiş bir savaşa yönelik karşılıklı hazırlıkları gizleyen ‘sahte bir sükûnet’ olduğunu söyledi. Şuhaytli, 2024 sonrasında yaşananların mevcut durumun gerçek niteliğinin açığa çıkması olduğunu vurguladı.

dfgth
İsrailli bir subay, Lübnan'ın güneyinde, Gazze Şeridi'nde ve Suriye'de ordu tarafından ele geçirilen silahları sergiliyor. (EPA)

Şuhaytli, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, 2006 savaşının taraflardan hiçbiri açısından nihai hedeflere ulaşmadığını belirterek, İsrail’in Hizbullah’ın kapasitesini ortadan kaldıramadığını, Hizbullah’ın da savaşın sonuçlarını iç ya da bölgesel düzeyde siyasi kazanımlara dönüştüremediğini ifade etti. Bu sonucun, iki tarafı da uzun vadeli bir sonraki çatışmaya hazırlık sürecine soktuğunu dile getiren Şuhaytli, Hizbullah’ın güneyde kurduğu kapsamlı tahkimatlar ile İsrail’in yıllar öncesinden oluşturduğu ayrıntılı hedef bankası, mühimmat birikimi ve operasyon planlarını buna örnek gösterdi. Şuhaytli’ye göre Güney Lübnan, ‘savaşın dışında değil, onu bekleyen bir zaman diliminin içindeydi’.

Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin 1701 sayılı kararının uygulanmasının görece sakin yıllar boyunca sahada ve güvenlik alanında bazı kazanımlar sağladığını belirten Şuhaytli, bu kazanımların son savaşın patlak vermesiyle fiilen ortadan kalktığını söyledi. Şuhaytli ayrıca, ABD ve Batılı ülkelerin hızlı şekilde devreye girmesinin, çatışmanın yalnızca yerel bir mesele olmadığını, Lübnan cephesinin daha geniş bir bölgesel bağlamda ve Lübnan iç dinamiklerini aşan dengeler çerçevesinde yönetildiğini ortaya koyduğunu kaydetti.

2006 ile 2025 yılları arasında neler değişti?

Şuhaytli, 2006 savaşı ile son çatışma turu arasında doğrudan bir karşılaştırma yaparak, bu kez temel farkın İsrail’in önleyici saldırısının başarısında ortaya çıktığını söyledi. Şuhaytli’ye göre İsrail bu defa çatışmanın ilk aşamalarında Hizbullah’ın komuta kademesini, ikmal hatlarını ve hedef bankasını vurmayı başardı. 2006’da İsrail’in komuta ve kontrol sistemini devre dışı bırakamadığını, ikmal hatlarının işlerliğini koruduğunu ve bunun da savaşın uzamasına yol açtığını hatırlatan Şuhaytli, son gelişmelerin çatışmanın yönetilme anlayışında bir değişime işaret ettiğini belirtti. Şuhaytli, bu dönüşümün, uzun süreli yıpratma stratejisinden çatışmayı erken aşamada sonuçlandırmayı hedefleyen bir yaklaşıma geçiş anlamına geldiğini ifade ederek, bunun olası her yeni çatışmanın maliyetini artırdığını ve yönetilebilir sükûnet alanlarını daralttığını ifade etti.

Garanti yok

2026 yılının başı itibarıyla Güney Lübnan’ın gerçek bir istikrara kavuştuğu yönünde bir tablo ortaya çıkmıyor; aksine bölgenin önceki dönemlere kıyasla daha kırılgan bir dengeye sürüklendiği görülüyor. 2006 sonrası istikrarı belirleyen unsurların değiştiğine dikkat çekilirken, savaş araçlarının geliştiği, bölgesel ortamın daha karmaşık hale geldiği ve Lübnan devletinin ekonomik ve kurumsal açıdan daha da zayıfladığı vurgulanıyor. Bu çerçevede Şuhaytli, kalıcı güvenlik istikrarının artık geniş çaplı bölgesel ve uluslararası bir siyasi karara bağlı olduğunu belirterek, bunun başta Filistin meselesinin seyri ve İran’ın bölgesel rolünün niteliği olmak üzere kapsamlı uzlaşılarla bağlantılı olduğuna işaret etti. Aksi halde Güney Lübnan’ın, istikrardan ziyade ‘sürekli bir istikrarsızlık alanı’ olarak kalacağı uyarısında bulundu.


ABD Adalet Bakanı'na çak yapan Trump'ın eli kanamış

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

ABD Adalet Bakanı'na çak yapan Trump'ın eli kanamış

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

ABD Başkanı Donald Trump'ın yaşlılık nedeniyle cildinin epey hassaslaştığı, Adalet Bakanı Pam Bondi'ye beşlik çakınca elinin kanadığı bildirildi.

The Wall Street Journal'a (WSJ) verdiği röportajda başkan, Milwaukee'de düzenlenen 2024 Cumhuriyetçi Ulusal Kongresi'nde Bondi'nin, yüzüğüyle kazara elini çizdiğini itiraf etti.

"Yüzük elimin arkasına çarptı ve evet, küçük bir kesik oluştu" diyen Trump, ellerine "birisi tekrar vurunca" morlukları gizlemek için makyaj kullandığını ekledi.

ABD Başkanı "Bilirsiniz, kolayca uygulanan, yaklaşık 10 saniye süren bir makyajım var" dedi.

İçeriden kaynaklar WSJ'ye yaptıkları açıklamada olayın bazı tanıkları endişelendirdiğini ve son yıllarda Trump'ın elinin yaralandığı birkaç vakadan sadece biri olduğunu söyledi.

Bu itiraf, 79 yaşındaki abur cubur meraklısı Trump'ın sağlığı hakkında geniş kapsamlı bir haberde yer aldı. Sağlığıyla ilgili endişeleri reddeden Trump, "mükemmel" durumda olduğunu ısrarla vurguladı.

cdvfgh
Beyaz Saray, Trump'ın el rahatsızlığının aspirin kullanımı ve sık sık el sıkışmasından kaynaklandığını söylüyor (Saul Loeb/AFP)

Haberde Trump'ın bazen bacak şişkinliğini gidermek için varis çorabı giydiği, doktorlarının tavsiye ettiğinden daha fazla aspirin aldığı ve çalışanlarından toplantı programını hafifletmelerini istediği de ortaya çıktı.

Ancak başkan, ona yakın kişilerin aksini savunan ifadelerine rağmen işitme problemi olduğunu ve Beyaz Saray'daki kamuya açık etkinlikler sırasında uyukladığını inkar etti.

Trump "Sadece [gözlerimi] kapatıyorum. Bu beni çok rahatlatıyor" dedi. 

Bazen göz kırptığım anın fotoğrafını çekiyorlar ve beni gözüm kapalı yakalıyorlar.

Trump'ın morarmış elleri ve bunları kapatmak için kullanılan ağır makyaj, fotoğraf ve videolarda sıklıkla görüldüğü için geçen yıl boyunca kamuoyunda sürekli tartışılan bir konu oldu.

Beyaz Saray Kongre Balosu'nda aralık ayında yaptığı konuşma sırasında elindeki makyaj izleri açıkça görülüyordu ve bir kabine toplantısında sağ elinin arkasında iki büyük yara bandı vardı.

Trump röportajında ​​bunun, aldığı yüksek miktarda aspirinden kaynaklandığını ve bu nedenle cildinin morarmaya yatkın hale geldiğini ısrarla belirtti.

Bu, Beyaz Saray'ın sorunu "sık sık el sıkışma ve aspirin kullanımından kaynaklanan hafif yumuşak doku tahrişi"ne bağlayan geçen temmuzdaki açıklamasıyla örtüşüyor.

Yetkililer, Trump'a kronik venöz yetmezlik teşhisi konduğunu söylüyor. Yaygın görülen ve hayati tehlike arz etmeyen bu hastalıkta, bacaklardan yukarı doğru kan pompalayan kapakçıkların işlevini kaybetmeye başlamasıyla kanın bir kısmı geri akarak alt bacaklarda birikiyor. 

Independent Türkçe


Maduro, Trump’a karşı koz peşinde: ABD’liler yakalanıyor

Maduro, CIA'in Venezuela'da saldırı düzenlediğinin ortaya çıkmasına rağmen ABD'yle diyaloğa açık olduklarını söylemişti (Reuters)
Maduro, CIA'in Venezuela'da saldırı düzenlediğinin ortaya çıkmasına rağmen ABD'yle diyaloğa açık olduklarını söylemişti (Reuters)
TT

Maduro, Trump’a karşı koz peşinde: ABD’liler yakalanıyor

Maduro, CIA'in Venezuela'da saldırı düzenlediğinin ortaya çıkmasına rağmen ABD'yle diyaloğa açık olduklarını söylemişti (Reuters)
Maduro, CIA'in Venezuela'da saldırı düzenlediğinin ortaya çıkmasına rağmen ABD'yle diyaloğa açık olduklarını söylemişti (Reuters)

Karayipler'de gerginlik tırmanırken Venezuela güvenlik güçleri, son aylarda en az 5 ABD'liyi yakaladı.

Kimliğinin paylaşılmaması şartıyla CNN'e konuşan ABD'li bir yetkili, Washington'un Karayipler'deki askeri yığınağını artırmasının ardından Venezuela güvenlik güçlerinin gizli operasyonlar düzenleyerek 5 Amerikan vatandaşını yakaladığını belirtiyor.

Yetkili, yakalanan kişilerle ilgili hâlâ bilgi toplandığını, bunlardan bazılarının uyuşturucu kaçakçılığına karışmış olabileceğini söylüyor.  

Donald Trump yönetimi, Venezuela lideri Nicolas Maduro'nun ABD'ye karşı koz olarak kullanmak için Amerikalıları gözaltına aldığını düşünüyor.

New York Times'ın haberinde de Trump'ın eylülde Karayipler'e askeri yığınağı başlatmasıyla Venezuela yönetiminin ABD'lileri hedef aldığı yazılıyor.

Adlarının gizli tutulmasını isteyen yetkililer, yakalanan bazı kişilerin cezai işlemle karşı karşıya kalabileceğini belirtiyor.

Yakalananlar arasında üç kişi Venezuela ve ABD pasaportuna sahip, diğer iki kişiyse Venezuela'yla herhangi bir bağı bulunmayan ABD yurttaşları.

Trump, iki başkanlık döneminde de yurtdışında yakalanan Amerikalıların serbest bırakılmasını öncelik haline getirdi.

Cumhuriyetçi lider, ikinci döneminin başlamasından birkaç gün sonra rehine takası anlaşması için özel temsilcisi Richard Grenell'i Venezuela'ya göndermişti.

Grenell ve Maduro arasında şubatta yapılan görüşmenin ardından, Venezuela'da “terörist eylemler gerçekleştirmeyi planladıkları” gerekçesiyle yakalanan 6 ABD vatandaşı serbest bırakılmıştı.

Venezuela'da gözaltına alınan 10 Amerikan vatandaşı da, Trump yönetiminin El Salvador'daki hapishaneye gönderdiği 250'den fazla Venezuelalı göçmenin serbest bırakılması karşılığında temmuzda ABD'ye gönderilmişti.

Analizde, Venezuela'da Amerikalıların gözaltına alınmasının Washington'ın Latin Amerika ülkesindeki askeri operasyonlarını zorlaştırabileceğine dikkat çekiliyor.

ABD Güney Komutanlığı'nın (SOUTHCOM) eski direktörü James Stavridis şu yorumları paylaşıyor:

Maduro, Trump yönetimine karşı bu yaklaşımı benimseyerek ateşle oynuyor. Bu, Trump'ın geri adım atmasını sağlamayacağı gibi, onu gerginliği daha da tırmandırmaya teşvik edecektir.

"Uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele" gerekçesiyle Güney Mızrağı Operasyonu'nu geçen ay başlattığını duyuran ABD'nin Venezuela'ya askeri hareket düzenlemesi ihtimali haftalardır dünya gündeminde.

Amerikan ordusu, dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald R. Ford'un da aralarında bulunduğu çok sayıda savaş gemisiyle birlikte 15 bin askerini bölgeye sevk etmişti.

Uyuşturucu taşıdığı iddia edilen gemilere Amerikan ordusu tarafından şimdiye dek 30 saldırı düzenlendi; en az 107 kişi öldürüldü.

Independent Türkçe, CNN, New York Times