Gazze, Avrupa Birliği’nin rolündeki yalpalamayı gözler önüne serdi

Avrupa, üç kampa bölündü: İsrail’i destekleyenler, denge gözetenler ve kararsızlar.

AB’nin, Refah kapısı üzerinden Gazze Şeridi’ne gidecek insani yardımlarının yanından geçen bir görevli (Reuters)
AB’nin, Refah kapısı üzerinden Gazze Şeridi’ne gidecek insani yardımlarının yanından geçen bir görevli (Reuters)
TT

Gazze, Avrupa Birliği’nin rolündeki yalpalamayı gözler önüne serdi

AB’nin, Refah kapısı üzerinden Gazze Şeridi’ne gidecek insani yardımlarının yanından geçen bir görevli (Reuters)
AB’nin, Refah kapısı üzerinden Gazze Şeridi’ne gidecek insani yardımlarının yanından geçen bir görevli (Reuters)

Hattar Ebu Diyab

7 Ekim saldırısı ve ardından yaşanan gelişmeler, Ortadoğu’yu ve dünyayı sarsarken, Avrupa Birliği’nin (AB) jeopolitik etkisinin aşındığını gösteren işaretler de gözler önüne serildi. Avrupa önce, İsrail’e verilen ve ‘Beşinci Gazze Savaşı’nın ilk aşamasını karakterize eden Batı desteğine katıldı. Çok geçmeden Avrupa ülkelerinin çoğunluğunun tutumu, İsrail’e tartışmasız bir şekilde destek olmak ile ona çekingen bir şekilde karşı çıkmak arasında değişkenlik gösterdi. Ardından sivillerin hedef alınması sebebiyle İsrail kınandı, ancak daha sonra ülkelerin bazısı, İsrail’e destek tavrına geri döndü.  

Bu bocalama, Ukrayna savaşında olanın aksine birleşik bir Avrupa kararı ortaya koymanın ne kadar zor olduğunu teyit etti. İnsanlar, çifte standartların, ‘değerler sistemiyle’ bir kopuşu temsil ettiğini ve ‘stratejik kaos’ dönemi krizlerinde özel ve dengeli bir role darbe indirmeye meylettiğini açıkça gördü.

Bu bağlamda Avrupa, ‘İsrail’e indirilen darbeye’ bir tepki olarak neredeyse oy birliğiyle dikkate değer bir dayanışma ortaya koydu. Ancak Gazze’deki yıkıcı savaş karşısında Avrupalı tutum ayrışmaya başladı.  Nitekim Avrupa ülkelerinin tutumlarında farklılıklar görüldü ve nihayet üç kampa bölündü: İsrail’i destekleyenler, denge gözetenler ve kararsızlar.

Böylece İsrail-Filistin çatışması karşısında ve Ortadoğu ve Akdeniz ile ortak jeostratejik çıkarlara rağmen AB, üyelerinin İsrail’le dayanışma seviyesi veya Filistinli sivillerin nasıl korunacağı ve savaşın ertesi günü için istenen çözüme dair yaklaşımlar konusundaki anlaşmazlıklarının üstesinden gelemedi. 27 ülkenin görüş birliğine vardığı tek nokta, altı ay sonra iki devletli çözümü tartışmak üzere bir ‘uluslararası barış konferansı’ düzenlenmesi çağrısı oldu.

AB, üyelerinin İsrail’le dayanışma düzeyi veya Filistinli sivillerin nasıl korunacağı konusunda yaşadığı anlaşmazlıkların üstesinden gelemedi

30 yıl önce Oslo Anlaşması’na varıldığından bu yana süreci himaye eden tek tarafın ABD olduğunu, AB’ninse finansör ve bağışçı rolünü oynamakla yetindiğini hatırlatmakta fayda var. Gerçekten de AB, barış sürecinin pratik sonunun itirazsız izleyicisiydi.

Önceki başarısızlıktan ders çıkarılmadı ve bu kez onun yerini bölünme aldı. Almanya ve Avusturya koşulsuzca ve güçlü bir şekilde İsrail’in yanında durdu. Buna karşılık İspanya ve İrlanda, savaşın durmasını talep eden ve Filistin devletinin tanınmasını destekleyen tutumlarıyla öne çıktı. Fransa’nın tutumu ise önceki öncü rolünden uzak kaldı ve doğaçlamanın ve tutarsızlıkların esiri oldu.

Londra başta olmak üzere pek çok Avrupa şehri, birçok Avrupa ülkesinin kamuoyunda bir dönüşüme işaret eden Filistin yanlısı gösterilere sahne oldu. Bunun yanı sıra İsrail’i sıkıntıya sokan yeni Avrupalı tutumlar da ortaya çıktı. İspanya Başbakanı Pedro Sanchez (AB’nin mevcut dönem başkanı) ve Belçikalı mevkidaşı Alexander De Croo (AB’nin gelecek dönem başkanı), Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafını ziyaret etti. Bu iki lider, Gazze’de tam ateşkes çağrısı yaptı ve Hamas hareketinin ‘insanlığa karşı suç işlemekten’ sorumlu tutulmasına itiraz etti. Bu tutumlar, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu kızdırarak, Madrid ile Tel Aviv arasında daha önce görülmemiş bir diplomatik krize sebep oldu.

sed
18 Ekim’de Gazze’de ateşkes talebiyle Londra’daki Birleşik Krallık Başbakanlığı konutu önünde protesto gösterisi yapan göstericiler (AFP)

Avrupa’nın İsrail taraftarlığı yönündeki fikir birliğinin dağılmasının, AB’nin eski konumuna geri döneceği anlamına gelmediğini belirtmek gerek. Zira bir sonraki duyuruya kadar uluslararası sistemin yeniden yapılandırılmasında kaybeden taraf olarak kalacak. Uluslararası sistemin kurallarının, uluslararası insani hukukun ve Gazze’deki savaş kurallarının çökmesi karşısında AB, çaresiz ve herhangi bir girişimde bulunamaz gibi görünüyor.

İki savaş arasında AB

Ortadoğu’da çatışmaların patlak vermesiyle birlikte Avrupa aynı anda iki savaşla yüzleşmek zorunda kaldı: Ukrayna ve Gazze. Her iki durumda da bu, AB üyeleri arasında yaklaşım ve tutum ayrışmasına yol açabilecek muhtemel bir etki barındırmaktadır.

Ukrayna vakasındaki bazı ihtilaflara rağmen AB, Rusya’dan gelecek tehlikelere karşı ilk savunma hattı olarak gördüğü tarafla dayanışma göstermeyi sürdürecek. Şubat 2022’den beri devam eden bu savaş karşısında Avrupa, birlik olduğunu gösterdi ve vakit kaybetmeden Ukrayna’yı askerî ve ekonomik olarak destekleme konusundaki sorumluluklarını yerine getirme aşamasına geçti.

Hiç kuşkusuz Doğu Avrupa’daki ve Doğu Akdeniz’deki iki çatışma, sebepleri ve etkin tarafları itibarıyla çok farklı. Ama aynı zamanda birbirleriyle bağlantılı da.

Avrupa’nın tepkisinin boyutu ve ahlaki ölçüt

Gazze trajedisi, AB’nin güvenilirliği ve ‘yumuşak güce’ ve uluslararası hukukla insani hukuka saygıda kararlı duruşa dayanan nüfuzu için bir sınav mahiyetinde. Zira bu hukukun en büyük koruyucularından ve değerlerinin en büyük savunucularından biri olduğunu iddia ediyor!

Etkin bölgesel ve uluslararası odaklar gibi AB de Filistin meselesini ihmal etti ve es geçme ve İsrail’e ‘müsamaha gösterme’ adımlarıyla bu meseleyi gölgede bıraktı

AB’nin başkenti Brüksel’deki çevreler, Ukrayna haricinde AB’nin kendi komşularını doğrudan etkileyen ‘kriz dizisine’ karşılık verme yeteneğinin oldukça sınırlı olduğu ve AB’nin küresel bir jeopolitik oyuncu haline gelmesinin şu an pek mümkün gözükmediği konusunda hemfikir.

Ortadoğu’daki gerilimi durdurmaya katkı sağlayacağı yerde daha da kötüsü oldu ve İsrail-Filistin çatışmasının yeniden başlaması, ‘Avrupa’nın dünyadaki rolünün dağılmasında ek bir dönüm noktası’ teşkil etti. 

Bazıları, Çin ile Hindistan’ın yükselişine, Rusya’nın saldırgan geri dönüşüne ve Türkiye, Brezilya ve diğer Küresel Güney ülkelerinin emellerine paralel olarak ‘jeopolitik Avrupa’yı belirginleştirmek için ‘Ukrayna dönemine’ bel bağlamıştı. Ancak son aylardaki genel gelişmeler gösterdi ki güvenlik yardımını, kalkınma yardımını ve demokratik iyileştirmeleri bir araya getiren ‘bütünleşik yaklaşım’; Sahel bölgesinden Mağrib (Arap Batısı) bölgesine kadarki alanda yaşanan sert gerçekler (askerî varlık ve yasa dışı göç) nedeniyle başarısız oldu. AB’nin (Ermenistan-Azerbaycan ve Sırbistan-Kosova arasındaki) çatışmalarda gösterdiği arabuluculuk çabaları ise çoğunlukla başarılı olamadı. Tüm bunlar, nüfuzu yoğunlaştırmada ‘yumuşak güç’ yöntemlerinin sınırlılığını kanıtlıyor.

dsvfgrth
AB Dışişleri Yüksek Temsilcisi Josep Borrell (soldan ikinci) Gazze yakınlarında bir İsrailli askerle konuşuyor (AFP)

Gazze’de yeniden başlayan şiddet ve çatışmanın yayılma riski, Avrupa’nın jeopolitik arzularının kenarda bırakıldığının somut bir örneği. Avrupa Komisyonu’nun performansı ile Filistinlilerin haklarını tanıma kararının alındığı 1980 yılındaki Avrupa Topluluğu’nun birliği arasında bir karşılaştırma yapınca fark ne kadar da büyük görünüyor. Etkin bölgesel ve uluslararası odaklar gibi AB de Filistin meselesini ihmal etti ve es geçme ve İsrail’e ‘müsamaha gösterme’ adımlarıyla bu meseleyi gölgede bıraktı.

Avrupa, Yahudi meselesiyle bağlantılı ‘tarihî düğümü’ çözemiyor ve İsrail’e verilen desteği İkinci Dünya Savaşı tarihiyle ilişkilendiremiyor. Onun sorunu bu. Ama tüm bunlar, Gazze’den Batı Şeria’ya kadar Filistinlilerin haykırışlarına aldırmayarak İsrail’e mutlak destek veren Almanya’nın tutumunu siyasi ve ahlaki açıdan haklı çıkarmaz. Pek çok Avrupa ülkesi, İsrail devletinin kurulmasına destek olma ve bu desteğin daha sonra sebep oldukları konusundaki sorumluluğunu da unutuyor.

Pratikte Avrupa’nın ayrışması, AB’nin kafa karışıklığını artırdı ve Komisyon Başkanı ile Dışişleri Bakanı arasında durumu değerlendirme bakımından bir rekabet ortaya çıktı. İlginç olan, AB’nin kendi güç unsurlarını iyi kullanamamasıdır. Öyle ya AB, İsrail’in ana ticaret ortağı ve Filistin Yönetimi’nin ana bağışçısı. Günümüz dünyasında her zamankinden daha etkili araçları da elinde bulunduruyor.

Demokratik ilkeler taşıyan çok taraflı AB’nin, bazıları tarafından Avrupalı vatandaşlar ve dünyadaki pek çok kişi için bir örnek olarak görülmesi ironik. Bu düşünceyi ironik kılan birçok sebep var, ama bunlardan en önemlisi, (bizzat Josep Borrell’in ifadesiyle) AB’nin ahlaki başarısızlığıdır. Zira Ukrayna’da ve Ortadoğu’da aynı standartları benimsemedi.

AB, açık bir yol haritası sunmaksızın ve dengeli bir yaklaşım ortaya koymaksızın tekrar ‘iki devletli çözümden’ bahsetmeye başladı. Filistin meselesi, en azından AB için ortak bir dış politika belirlenmesi konusunda bir ölçüt olacak. Aksi takdirde jeopolitik rolün aşınması, daha fazla saf dışı kalmanın ve ‘tarih sahnesinden ayrılışın’ bir işareti olarak kabul edilecek.

Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



Mazlum Abdi: Suriye'deki ateşkesi korumak için yoğun çaba sarf ediyoruz

ABD'nin Suriye Büyükelçisi Tom Barrack ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi (Mazlum Abdi'nin X hesabı)
ABD'nin Suriye Büyükelçisi Tom Barrack ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi (Mazlum Abdi'nin X hesabı)
TT

Mazlum Abdi: Suriye'deki ateşkesi korumak için yoğun çaba sarf ediyoruz

ABD'nin Suriye Büyükelçisi Tom Barrack ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi (Mazlum Abdi'nin X hesabı)
ABD'nin Suriye Büyükelçisi Tom Barrack ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi (Mazlum Abdi'nin X hesabı)

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi dün yaptığı açıklamada, "gerçek bir entegrasyonu sağlamak ve mevcut ateşkesi korumak için tüm mevcut araçlarla ve ciddiyetle çalışacağını" söyledi.

Abdi, X platformunda yaptığı açıklamada, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'dan bir telefon aldığını ve Macron'un "bizim ve Suriye'de ateşkesin sağlanması ile diyalog ve müzakerelere geri dönülmesi için çalışan tarafların çabalarına destek verdiğini, bunun amacının tüm bölgenin çıkarlarına hizmet eden kalıcı bir çözüm bulmak olduğunu" ifade ettiğini belirtti.

Abdi, "X" platformundaki bir başka paylaşımında, Irak Kürdistan'ında ABD'nin Suriye Büyükelçisi Tom Barrack ve ABD Merkez Komutanlığı Komutanı Amiral Brad Cooper ile görüştüğünü ifade etti.

“ABD’nin ve Başkan Trump’ın ateşkes sürecine yönelik politikasının yanı sıra Büyükelçi Barrack’ın Suriye hükümeti ile aramızdaki diyaloğu ve müzakereleri yeniden başlatma çabaları da ciddi, önemli ve memnuniyet vericidir” ifadelerini kullandı.

Suriye Savunma Bakanlığı salı günü, devlet tarafından açıklanan mutabakatlar doğrultusunda ve “yapılan ulusal çabaların başarısına duyulan endişe nedeniyle” SDG ile dört günlük bir ateşkes ilan etti.

Suriye Devlet Başkanı Ahmed el-Şara, pazar günü SDG ile ateşkesi ve hükümet ile SDG arasında tam entegrasyonu öngören yeni bir anlaşma imzaladı.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre anlaşma, "gerekli güvenlik incelemelerinin ardından, SDG'nin tüm askeri ve güvenlik unsurlarının Suriye Savunma ve İçişleri Bakanlıklarının yapısına bireysel olarak entegre edilmesini, askeri rütbelerin verilmesini, mali hakların ve gerektiği gibi lojistik desteğin sağlanmasını ve Kürt bölgelerinin özerkliğinin korunmasını" öngörüyor.


Suriye Demokratik Güçleri (SDG), Halep'in doğusundaki Ayn el-Arab'a doğru el-Aktan hapishanesinden çekiliyor

Suriye güçleri, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Rakka şehrinin dışında bulunan el-Aktan hapishanesinin yakınındaki bir bölgeyi koruyor (AFP)
Suriye güçleri, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Rakka şehrinin dışında bulunan el-Aktan hapishanesinin yakınındaki bir bölgeyi koruyor (AFP)
TT

Suriye Demokratik Güçleri (SDG), Halep'in doğusundaki Ayn el-Arab'a doğru el-Aktan hapishanesinden çekiliyor

Suriye güçleri, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Rakka şehrinin dışında bulunan el-Aktan hapishanesinin yakınındaki bir bölgeyi koruyor (AFP)
Suriye güçleri, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Rakka şehrinin dışında bulunan el-Aktan hapishanesinin yakınındaki bir bölgeyi koruyor (AFP)

Suriye Ordusu dün akşam, birliklerinin Suriye Demokratik Güçleri (SDG) üyelerini Rakka vilayetindeki el-Aktan cezaevinden ve çevresinden, Halep'in doğusundaki Ayn el Arab (Kobani) şehrine nakletmeye başladığını duyurdu.

Suriye Ordusu Operasyon Komutanlığı yaptığı açıklamada, "Bu adım, İçişleri Bakanlığı'nın cezaevinin yönetimini devralacağı 18 Ocak anlaşmasının uygulanmasında atılan ilk adımdır" dedi. Açıklamada, ordu güçlerinin SDG mensuplarına Ayn el-Arab civarına kadar eşlik edeceği de belirtildi.

Suriye devlet televizyonu bugün erken saatlerde Dışişleri Bakanlığı'ndan alıntı yaparak, hükümetin, salı günü başlayan dört günlük sürenin dolmasının ardından SDG’nin 18 Ocak'ta varılan anlaşmayı uygulamayı reddetmesi halinde askeri seçeneğe başvuracağını bildirdi.

Suriye ordusu, pazartesi günü Rakka'nın dışındaki el-Aktan hapishanesini koruma altına aldı. Bu sırada SDG ile hapishaneden çekilme konusunda görüşmeler devam ediyordu (AP)Suriye ordusu, pazartesi günü Rakka'nın dışındaki el-Aktan hapishanesini koruma altına aldı. Bu sırada SDG ile hapishaneden çekilme konusunda görüşmeler devam ediyordu (AP)

Şarku’l Avsat’ın Suriye televizyonundan aktardığına göre Savunma Bakanlığı, Rakka vilayetindeki gerginliği azaltmayı ve kontrol noktalarını istikrara kavuşturmayı amaçlayan uluslararası destekli bir anlaşmaya varıldığını duyurdu.

Suriye televizyonu, adı açıklanmayan bir hükümet kaynağına atıfta bulunarak, Suriye ordusunun ilgili güvenlik yetkilileriyle birlikte, DEAŞ tutuklularının bulunduğu bölüm de dahil olmak üzere el-Aktan hapishanesinin tüm tesislerini devralacağını ve bu hamlenin "Rakka vilayeti üzerindeki kontrolü genişletme ve güvenliğini sağlama gibi en yüce ulusal amaca hizmet ettiğini" belirtti.


Trump "Barış Konseyi"ni kurdu... ve Gazze öncelikli konular arasında yer alıyor

 ABD Başkanı ve katılımcı ülkelerin liderleri ve temsilcileri, dün Davos'ta "Barış Konseyi"nin kurucu tüzüğünün imzalanması sırasında (AFP)
ABD Başkanı ve katılımcı ülkelerin liderleri ve temsilcileri, dün Davos'ta "Barış Konseyi"nin kurucu tüzüğünün imzalanması sırasında (AFP)
TT

Trump "Barış Konseyi"ni kurdu... ve Gazze öncelikli konular arasında yer alıyor

 ABD Başkanı ve katılımcı ülkelerin liderleri ve temsilcileri, dün Davos'ta "Barış Konseyi"nin kurucu tüzüğünün imzalanması sırasında (AFP)
ABD Başkanı ve katılımcı ülkelerin liderleri ve temsilcileri, dün Davos'ta "Barış Konseyi"nin kurucu tüzüğünün imzalanması sırasında (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, dün Davos'ta uluslararası, Arap ve bölgesel temsilcilerin katılımıyla, Gazze Şeridi meselesine öncelik vererek "Barış Konseyi"ni kurdu.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Trump ve konseyin kurulmasını memnuniyetle karşılayan ve katılan çeşitli ülkelerin liderleri ve temsilcilerinin huzurunda konseyin kuruluş tüzüğünün imzalanmasına katıldı.

Trump, İsrail ile Hamas arasındaki savaşın "sona çok yaklaştığını" söyleyerek, "Geriye sadece küçük çatışmalar kaldı ve bunları çok kolay bir şekilde söndürebiliriz" dedi. "Gazze'yi güzel bir şekilde yeniden inşa etme" taahhüdünden bahsettikten sonra, Hamas'a doğrudan bir uyarıda bulunarak, üyelerinin "ellerinde silahlarla doğmuş olmalarına" rağmen, silahsızlanmaları çağrısında bulundu.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Gazze meselesinin önceliğini vurgulayarak, "Konseyin en öncelikli görevi Gazze'deki barış anlaşmasının kalıcı hale gelmesini sağlamaktır" dedi ve diğer konuların daha sonra ele alınacağını ifade etti.

Dünya genelindeki müttefiklerini rahatlatmak amacıyla Trump, konseyin Birleşmiş Milletler ile iş birliği içinde çalışacağını vurguladı. "İstediğimiz hemen her şeyi yapabileceğiz ve bunu Birleşmiş Milletler ile iş birliği içinde yapacağız" dedi.