Gazze Savaşı: Askeri çözümün yansımaları ve çıkış senaryoları

İsrail ordusunun 19 Aralık'ta dağıttığı fotoğrafta Gazze'de yükselen dumanların önünde bir İsrail askeri (AFP)
İsrail ordusunun 19 Aralık'ta dağıttığı fotoğrafta Gazze'de yükselen dumanların önünde bir İsrail askeri (AFP)
TT

Gazze Savaşı: Askeri çözümün yansımaları ve çıkış senaryoları

İsrail ordusunun 19 Aralık'ta dağıttığı fotoğrafta Gazze'de yükselen dumanların önünde bir İsrail askeri (AFP)
İsrail ordusunun 19 Aralık'ta dağıttığı fotoğrafta Gazze'de yükselen dumanların önünde bir İsrail askeri (AFP)

Hattar Ebu Diyab

Beşinci Gazze Savaşı ya da diğer adıyla İsrail’in Gazze’deki savaşı, kısa süreli ateşkesin ardından üçüncü ayına girdi. Olaylar ve yansımaları, ertesi gün ve siyasi çözüm ya da yıkıcı bir savaş ve toplu cezalandırmanın ortasında bir diplomasi fırsat yakalama hakkında konuşmak için henüz çok erken olduğunu gösterdi. Daha da kötüsü bu savaşın ne kadar süreceğini tahmin etmek oldukça güç. İsrail'in belirlediği yüksek ölçekli hedefler, Washington’ın kabul etmeye ve dayanmaya razı geldiğinden daha fazla zaman gerektireceğine şüphe yok.

Hamas Hareketi’nin askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları ve kardeş gruplar, Hamas’ın Gazze’deki lideri Yahya Sinvar’ın söylediği gibi yıpratma savaşına kararlılıkla sürdürmeye ve rehine kartını elinde tutmaya devam ediyor. Bu da savaşın şimdiki hızı ve kapsama alanıyla sınırlı kalması durumunda orta vadeli bir çatışma senaryosuyla ya da kartların yeniden karılıp yeni bir bölgesel tablonun önünün açıldığı geniş çaplı bir bölgesel savaş senaryosuyla karşı karşıya kalacağımız anlamına geliyor. Tüm bu olası senaryolar çerçevesinde ne Filistin halkı ve Filistin’in geleceği ne de bedelini savaşta da barışta da ödeyemeyecek halde olan Lübnan'ın durumu açısından ufukta net bir tablo beliriyor.

Askeri çözümün imkansızlığı

Bundan 75 yılı aşkın bir süre önce başlayan ve bölgedeki en uzun soluklu çatışmalardan biri olan Filistin-İsrail çatışması, özellikle İsrail'in 1967 yılında Golan Tepeleri’ni, Batı Şeria’yı ve Gazze Şeridi'ni işgal etmesinden sonra Ortadoğu'ya küresel bir boyutla damgasını vurdu. İsrail'in 2005 yılında Gazze Şeridi’nden tek taraflı çekilmesinden bu yana, 2021 yılına kadar kesin bir galibi olmayan dört savaş yaşandı.

Askeri düzeydeki kafa karışıklığının, belirsizliğin ve gaddarlığın yanında siyasi geleceğin bilinmezliğiyle birlikte İsrail’in Gazze Şeridi'ndeki yoğun bombardımanları ve kara harekâtı, daha önce eşi benzeri görülmemiş kayıplara yol açarak devam ediyor.

Gazze’de beşinci kez patlak veren savaşta, özellikle ‘sonsuz savaşların’ yaşandığı bir dönemde geleneksel savaş, hibrit savaş, asimetrik savaş ve İsrail’in Hamas'ın 7 Ekim'de siber duvarlarını etkisiz hale getirmesinden sonra ilk kez bu beşinci nesil savaşta yapay zekayı kullandığı modern savaşın birleştiği belirsizlik hakim.

Çok sayıda batılı askeri ve bilimsel araştırma merkezi, İsrail’in askeri saldırılarında son haftalardaki gelişmelere dayanarak, bu çatışmanın askeri bir çözümünün olmadığı ve İsrail'in şimdiye kadar elde ettiği taktik başarılarının henüz stratejik ilerlemeye dönüşmediği konusunda hemfikir. ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin'in, siviller arasındaki büyük can kaybının ve sivilleri, Hamas'ı desteklemek zorunda bırakmanın İsrail'in elde ettiği her taktiksel zaferi, stratejik bir yenilgiye dönüştürebileceği uyarısı da bu görüşü teyit ediyor.

Hamas, on hafta süren savaşın ardından kararlı ve güçlü olduğunu, İsrail işgalinin sona erdiğini belirtiyor. İsrail Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi ise İsrail ordusunun Gazze'nin kuzeyindeki kontrolünü güçlendirmeye, güneyine nüfuz etmeye ve yeraltı tünellerindeki faaliyetlerini artırmaya çalıştığını söylüyor. Ancak Hamas'ın tünel ağları, İsrail’in önündeki en büyük engeli oluştururken hem askeri çözümü zorlaştırıyor hem de savaşın süresini uzatıp maliyetini daha da artırıyor.

ABD ve Batı ülkeleri, İsrail’e ‘Gazze'deki Filistinli sivillerin korunmasını ahlaki bir sorumluluk ve stratejik bir gereklilik olarak görmesinin önemli olduğu’ ve ‘iki devletli çözümün bu trajik çatışmadan çıkış için açık olan tek yol olduğu’ yönünde çağrıda bulunmaya devam ediyor. Buna karşın İsrail tarihinin en katı hükümeti olan Binyamin Netanyahu hükümeti, bu tezlerle uğraşmayı reddederek ve çağrılara yüksek ölçekli ‘Hamas Hareketi’ni ortadan kaldırma’ hedefine odaklanarak yanıt veriyor.

Askeri düzeydeki kafa karışıklığının, belirsizliğin ve gaddarlığın yanında siyasi geleceğin bilinmezliğiyle birlikte İsrail’in Gazze Şeridi'ndeki yoğun bombardımanları ve kara harekâtı, daha önce eşi benzeri görülmemiş kayıplara yol açarak devam ediyor. Öyle ki Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Gazze'deki yıkımın boyutunun, İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanya şehirlerinde tanık olunan yıkımın ötesine geçtiğini söyledi.

erht4
Gazze semalarında uçan iki İsrail uçağı, 19 Aralık 2023 (AFP)

Filistinlilerin yerinden edilmesinin reddedildiğine dair yapılan tüm açıklamalara ve verilen tüm güvencelere rağmen, Gazze Şeridi'nin yaşanmaz bir yer haline gelme sürecinde olması ve yerinden edilen yüzbinlerce Filistinlinin Gazze'nin güneyine gitmeye devam etmesi nedeniyle ‘komşu ülkeler üzerinde feci sonuçlara yol açmak ve Filistin davasını tasfiye etmek’ gibi gizli hedeflerin olduğu şüpheleri güçleniyor. Bir Arap diplomatik kaynağa göre bu, 7 Ekim'den bu yana Batı Şeria'da dört bin kişinin tutuklanması ve onlarca Filistinlinin öldürülmesi de bu gizli hedeflerle bağlantılı.

İsrail'in 7 Ekim saldırısından sonra aldığı uluslararası destek zamanla aşınırken ABD, sivil can kayıplarındaki büyük artıştan ve insani felaketten dolayı daha fazla utanmaya başladı. Ayrıca savaş sonrası döneme ilişkin bir fikir birliği eksikliği de söz konusu. Askeri operasyonlar labirentini siyasi çözümün önündeki engeller takip edeceğinden tam da bu noktada bir çıkmaz kök salıyor.

Savaşın hedefleri sahadaki gerçeklikle çelişiyor

İsrail savaş hükümetinin, başta Hamas Hareketi’nin ve onun askeri yeteneklerinin yok edilmesi olmak üzere belirlediği savaş hedefleri, gerçekçilikten yoksun olmakla birlikte Gazze halkına ödediği yüksek insani bedelle tutarlı da değil. Savaşın sona erdirilmesi için bu aşamada önerilen seçeneklerin hiçbiri Gazze'de askeri bir çözüm olduğu yanılgısını çürütmeyi başaramadı. Burada Hamas'ı vurma ya da askeri yeteneklerini en aza indirme hedefinin rehineleri serbest bırakma hedefiyle çeliştiğini de belirtmekte fayda var. Hamas’ın Gazze’deki yönetimine son verilmesi hedefi ise yerine getirilebilecek alternatiflerin olmayışı, Filistinliler arasında bir düzenleme yapma sorunu ve Washington'ın ‘yenilenmiş ve güçlendirilmiş’ olmasını istediği yeni bir Filistin Yönetimi modeliyle çatışacak.

Hamas, İsrail savaşı durdurmak zorunda kalana kadar Gazze’de hem yer altında hem de yer üstünde kalarak İsrail’in planının başarısız olacağı iddiasıyla hareket etmeye devam ediyor.

Bu durum, İsrail’in ‘Hamas'ın resmi liderlik yapısının parçalanarak kontrol edilmesi’ şeklinde özetlenebilecek olan ve askeri kolu Kassam Tugayları’nın dağıtılması, üyelerinin yerel düzeyde bireyler olarak hizmet verecek şekilde azaltılmasının da dahil olduğu hedefine ulaşmasının büyük zorluklarla karşı karşıya olduğunu gösteriyor.

İsrail planının, bugünden 2024 ocak ayı sonlarına kadar Hamas'ın askeri yeteneklerinin büyük kısmını ortadan kaldırmaya yönelik stratejik hedefe odaklanmasını gerektirdiği ortada.

Öte yandan Hamas, İsrail'in uluslararası çevrelerden yapılan baskıyla ya da rehinelerin serbest bırakılmasına yönelik müzakereler kapsamında ateşkes anlaşması yapmaya zorlanıncaya kadar Gazze’de hem yer altında hem de yer üstünde kalarak İsrail’in planının başarısız olacağı iddiasıyla hareket etmeye devam ediyor.

dsfeb
İsrail'in Refah'ta düzenlediği bombardımanda öldürülen Filistinli gazeteci Adil Zarab’ın cenazesi, 19 Aralık 2023 (AFP)

Savaşın yıkıcı yansımaları, ABD Başkanı Joe Biden'ın 12 Aralık'ta düzenlediği basın toplantısının ardından ABD’nin İsrail’e askeri harekata koşulsuz desteğine yaktığı ışık sönmeye başladı. Washington, savaşın başka bölgelere de sıçramasını önleme stratejisinde şimdiye kadar başarılı olduysa da İran destekli Husiler, Kızıldeniz'de İsrail için ek bir zorluk ve stratejik sürpriz oluşturdu. Bu yüzden ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan, Netanyahu hükümetinden savaş için bir takvim belirlemesini istemek üzere İsrail’i ziyaret etti.

İsrailli generaller, Sullivan ile anlaşarak bu yılın sonunu, büyük ölçekli ya da yüksek tempolu savaş için geri sayımın başlamasının yanı sıra yoğun askeri operasyonlardan sınırlı askeri operasyonlara ve Hamas'a karşı savaşta daha hedefli bir aşamaya geçişin takvimi olarak kabul etmiş gibi görünüyor.

Biden yönetimine göre, bu yeni aşamada Gazze’de nüfusun yoğun olduğu bölgelerde ve bu bölgelerin dışında hareket edecek İsrail ordusunun seçkin güçlerinden oluşan daha küçük gruplar, Hamas liderlerini bulup öldürmek, rehineleri kurtarmak ve tünelleri yok etmek gibi daha hassas misyonları yerine getirecek.

İsrail’in hedeflerini belirlemesi meselesi, gerçeklere uyum sağlayamaması ve önceki deneyimlerden ders çıkaramaması nedeniyle bu hedeflere ulaşmasının zorluğu bir ikilem yaratıyor. Her hâlükârda odak noktası siyasi hasat olacak.

Savaştan çıkış ile siyasi ufuk arasındaki bağlantı

Savaştan çıkış için ortaya koyulan tüm senaryolar çerçevesinde kronik çatışmadan çıkış yolu olarak iki devletli çözümün pazarlanmasının teorik odak noktası olacağı kesin. Ancak Gazze'deki yeni durum ve Batı Şeria'daki İsrailli yerleşimciler gerçeği, uzun vadede bu hedefe her iki tarafta da siyasi irade ve uygun ortamın oluşması halinde ulaşılabilir. Fakat böyle bir irade ve ortamın oluşmasının hiçbir garantisi yok.

Washington, İsrail'in ‘Gazze Nekbesi’ kapsamında ‘Hamas'ı ortadan kaldırma’ çabalarına destek olmak amacıyla ‘bağımsız bir Filistin devleti kurularak daha geniş kapsamlı bir çatışmaya karşı nihai bir çözüm yolunda ilerleme’ başlığı altında hareket ediyor.

Bu başlık her ne kadar şu an için bir serap gibi görülse de ABD’li yetkililerle İsrail savaş kabinesi arasında gelecekte öncelik verilmesi gereken seçenekler konusunda hem üstü kapalı olarak hem de açıktan bir güç testi yapılıyor. Washington, Gazze Şeridi'nin ‘yenilenmiş’ bir Filistin Yönetimi tarafından yönetilmesi gerektiği konusunda ısrar ederken, İsrail hükümeti bu seçeneği şimdiye kadar reddetti.

Biden yönetiminin Filistin meselesini aşıp, bölgesel normalleşmeye doğru ilerlemenin mümkün olmadığını anlamaya başladığı görülüyor. Suudi Arabistan’ın ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve Arap Birliği Ortak Zirvesi sonuç bildirgesinde yer alan bu yöndeki taleplerin dikkate alınması gerekiyor. Dolayısıyla ‘Gazze’yi yeniden işgal etme ve Gazze’nin bölünmesi fikri reddedilirken, Gazze ve Batı Şeria’yı tek bir yönetim altında yeniden birleştirmenin gerekliliğine’ odaklanılıyor. Ancak İsrail’in Gazze’deki geçiş dönemi ve takvim konusundaki belirsizliği sürdürme konusundaki ısrarı, eski Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac’ın da söylediği gibi ABD’nin vaatlerinin yalnızca bunları yapanları bağlayabileceği anlamına geliyor.

Siyasi ufuk çerçevesinde, uzun vadede güvenliği garanti altına almanın tek yolunun iki devletli çözüm olduğu defalarca kez dile getirildi. Ancak Başkan Biden da bu geleceğin artık her zamankinden daha uzakta olabileceğini, ancak bu krizin söz konusu çözümü daha acil hale getirdiğini kabul ediyor.

87l9
Filistinliler 25 Kasım'da Salah al-Din Caddesi üzerinden güney Gazze Şeridi'ne doğru yola çıkıyor (AFP)

Washington, İsrail'in ‘Gazze Nekbesi’ kapsamında ‘Hamas'ı ortadan kaldırma’ çabalarına destek olmak amacıyla ‘bağımsız bir Filistin devleti kurularak daha geniş kapsamlı bir çatışmaya karşı nihai bir çözüm yolunda ilerleme’ başlığı altında hareket ediyor.

Filistin meselesinin yeniden uluslararası gündeme taşınması, 7 Ekim’in doğrudan sonuçlarından biriydi. Ancak tarihi süreç, dini, ideolojik ve bölgesel atmosfer ile Ortadoğu'daki uluslararası çatışma, Filistin-İsrail çatışmasının yeni bir turunu beklerken diğer turun bitmesini beklemeye itiyor.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
TT

Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, ülkesinin ABD ile nükleer görüşmeler sürerken dünya güçlerinin baskısına "boyun eğmeyeceğini" söyledi.

Reuters'ın haberine göre Pezeşkiyan televizyonda yayınlanan konuşmasında, "Dünya güçleri bizi boyun eğmeye zorlamak için sıraya giriyor... ama bize yarattıkları tüm sorunlara rağmen başımızı eğmeyeceğiz" ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü, İran'a iki taraf arasındaki devam eden müzakerelerde "anlamlı bir anlaşmaya" varması için 15 günlük bir ültimatom verdi, aksi takdirde "kötü sonuçlarla" karşılaşacakları uyarısında bulundu. Tahran ise uranyum zenginleştirme hakkını yineledi.

ABD'nin bölgedeki askeri yığılması devam ederken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD müttefiki olan ülkesinin Tahran'ın herhangi bir saldırısına güçlü bir şekilde karşılık vereceği konusunda uyardı.

ABD ve İran, Umman'ın arabuluculuğuyla 6 Şubat'ta dolaylı görüşmelere yeniden başladı. Salı günü Cenevre'de ikinci tur görüşmeleri gerçekleştirdikten sonra müzakerelere devam etme niyetlerini açıkladılar.

İran çarşamba günü bu müzakereleri ilerletmek için bir taslak çerçeve hazırladığını açıklarken, ABD, Tahran'a saldırmak için "birden fazla neden" olduğunu belirterek uyarı tonunu korudu.

Trump, “Yıllar içinde İran'la uygulanabilir bir anlaşmaya varmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Uygulanabilir bir anlaşmaya varmalıyız, yoksa kötü şeyler olacak” dedi.

Şöyle devam etti: “Bir adım daha ileri gitmemiz gerekebilir, gitmeyebiliriz veya bir anlaşmaya varabiliriz. Bunu muhtemelen önümüzdeki 10 gün içinde öğreneceksiniz.” Daha sonra Trump, gazetecilere sürenin “10-15 gün” olduğunu söyledi.


Trump küresel gümrük vergilerini %10'dan %15'e çıkardı

ABD Başkanı Donald Trump dün, Yüksek Mahkeme'nin gümrük vergilerini askıya alma kararıyla ilgili olarak medyaya açıklamalarda bulundu, (DPA)
ABD Başkanı Donald Trump dün, Yüksek Mahkeme'nin gümrük vergilerini askıya alma kararıyla ilgili olarak medyaya açıklamalarda bulundu, (DPA)
TT

Trump küresel gümrük vergilerini %10'dan %15'e çıkardı

ABD Başkanı Donald Trump dün, Yüksek Mahkeme'nin gümrük vergilerini askıya alma kararıyla ilgili olarak medyaya açıklamalarda bulundu, (DPA)
ABD Başkanı Donald Trump dün, Yüksek Mahkeme'nin gümrük vergilerini askıya alma kararıyla ilgili olarak medyaya açıklamalarda bulundu, (DPA)

ABD Başkanı Donald Trump bugün, ithalata uygulanan geçici küresel gümrük vergilerini yüzde 15'e çıkardığını duyurdu.

Bu karar, ABD Yüksek Mahkemesi'nin Trump'ın Uluslararası Acil Ekonomik Güçler Yasası kapsamında uyguladığı gümrük vergilerini reddetmesinin ardından geldi.


ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
TT

ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)

Ömer Önhon (Türkiye'nin Suriye eski büyükelçisi)

2026 Münih Güvenlik Konferansı, “Trump dönemi” olarak adlandırılan dönemde kurallara dayalı uluslararası düzenin yeniden çizildiği, tarihi açıdan çok önemli bir anda toplandı. Münih salonlarında, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun yanı sıra diğer üst düzey yetkililer tarafından, hızlı dönüşümlere ilişkin analizlerini ve bir sonraki aşamanın gidişatına dair öngörülerini sunan son derece önemli konuşmalar yapıldı.

Bu bağlamda, Suriye Kürt sorunu özel bir ilgi gördü. Konferansa Suriye'den katılanlar arasında Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Lideri Mazlum Abdi ve Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ahmed yer aldı. Toplantıya Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani de katıldı.

Suriye iç savaşı yıllarında Kürtler, Amerikan desteğinden yararlanarak ve DEAŞ'a karşı savaşta Washington ve müttefikleriyle iş birliği yaparak askeri ve siyasi olarak yeniden örgütlendiler. Birkaç yıl içinde SDG, Deyrizor ve Rakka gibi Arap nüfusun ağırlıklı olduğu bölgeler de dahil olmak üzere Suriye topraklarının neredeyse üçte birini kontrol altına aldı. Buna stratejik petrol sahaları, sınır kapıları, barajlar ve su yolları ile geniş tarım arazileri de dahildi.

Fakat bu durum, Suriye ordusunun geçen ocak ayında SDG'yi geri çekilmeye zorlayan ve ülkedeki siyasi ve askeri dengeyi yeniden kuran büyük ölçekli saldırı başlatmasıyla dramatik bir şekilde değişti. Bunun sonucunda SDG kontrol ettiği toprakların en az yüzde 80'ini, petrol sahalarından oluşan ana gelir kaynağını ve saflarındaki Arap aşiret unsurlarının desteğini kaybetti, ayrıca uzun süredir sahip olduğu koşulsuz Amerikan desteğinde de bir gerileme yaşandı.

Washington'da, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, ABD savunma kurumlarında halen eski müttefiklerine güvenen önemli bir nüfuza sahip

 Bu atılım, esasında Başkan Donald Trump'ın Şam, SDG ve Türkiye'ye yönelik politikasındaki değişimin sonucuydu; birçok gözlemci bunu Washington'un yeni bir Kürtleri terk etme bölümü olarak görüyor. Diplomatik çevrelerde dolaşan anlatılara göre ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, 30 Ocak anlaşmasıyla sonuçlanan Erbil görüşmeleri sırasında SDG Lideri Mazlum Abdi'ye, ABD'nin onlar adına askeri müdahalede bulunmayacağını ve SDG'nin yeni gerçekliğe uyum sağlaması gerektiğini bildirdi.

Bununla birlikte, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, Washington'da hâlâ önemli bir nüfuza sahip. ABD savunma kurumları içindeki eski müttefiklerine, Senatör Lindsey Graham da dahil olmak üzere kendilerine sempati duyan Kongre üyelerine ve İsrail yanlısı lobi gruplarına güveniyorlar. Bu taraflar, yönetimin yaklaşımını yeniden şekillendirmeye çalışarak, endişelerini önce Başkan Yardımcısı J.D. Vance'e, ardından da Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yakın bir çalışma ilişkisi bulunan Başkan Trump'a iletmeyi başardılar.

10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)

Bu adımlar, Suriye meselelerini takip edenlerin uzlaşma olarak nitelendirdiği bir çözümün formüle edilmesine katkıda bulundu. 30 Ocak tarihli anlaşma, SDG'ye 4 Ocak tarihli taslakta yer alanlardan daha az, ancak 18 Ocak tarihli teklifte sunulanlardan daha fazla taviz verdi.

Münih'te, SDG temsilcileri, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Senatör Lindsey Graham ve Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul da dahil olmak üzere etkili isimlerle bir dizi üst düzey görüşme gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Macron, Mazlum Abdi ve güçlerini “özgürlük savaşçıları” olarak nitelendirdi ve onlara sürekli destek çağrısında bulundu. Macron'un sözleri, Suriyeli Kürtlerin sivil ve eğitim haklarının korunması ve tam olarak tanınmasına yönelik desteğini yeniden teyit eden Avrupa Parlamentosu'nun 12 Şubat tarihli kararında da yankı buldu. Buna ek olarak Fransa, ABD ile birlikte, diplomatik sürecin önemli bir kolaylaştırıcısı olarak konumlanarak, Kürt haklarını garanti altına alırken, aynı zamanda devlet yapılarına entegrasyon ile sonuçlanacak düzenlemelerin formüle edilmesine katkıda bulundu.

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu. Görüşmelerin içeriğine ilişkin gizliliğe rağmen, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack X platformundan yaptığı paylaşımda, toplantının önemini vurgulayarak, bunu “bir resim bin kelimeye bedeldir... yeni bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

SDG yetkilisi İlham Ahmed ve Mazlum Abdi'nin, birleşik bir Suriye heyetinin parçası olarak değil de bağımsız olarak orada bulunmaları da dikkat çekti. Buna rağmen, Rubio, Senato üyeleri ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ile ortak toplantılara katıldılar. Abdi, uluslararası topluma kendisini pragmatik ve sorumlu bir ortak olarak sunmaya çalışarak, mutedil ve uzlaşmacı bir tavır sergiledi.

Ankara resmi bir yanıt vermese de Türk medyası Abdi'nin Münih'e gitmesine ve konferansa katılmasına izin verilmesi kararını sert bir şekilde hedef aldı. Zira Türkiye, kendisi ile devam eden temaslara rağmen, SDG'yi terör örgütü ve Kürdistan İşçi Partisi'nin (PKK) bir uzantısı olarak sınıflandırmaya devam ediyor. MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın Münih'te bulunması da Abdi ile olası bir özel görüşme hakkında spekülasyonlara neden oldu; ancak somut kanıtların yokluğunda bu haberleri doğrulamak zor.

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor. Ancak yakından bakıldığında daha karmaşık bir tablo ortaya çıkıyor. Kürtler, siyasi ve askeri bir güç olarak resmi olarak tanındı ve “Kürt bölgeleri” kavramı resmi çerçevelere dahil edildi. Haseke şu anda Kürt bir yetkili tarafından yönetiliyor ve bu da Kürt bölgesi statüsünü pekiştiriyor. Suriye Ordusu içinde, komuta yapılarını ve silahlarını koruyan eski SDG savaşçılarından dört tugay oluşturuldu ve Derik, Kamışlı, Haseke ve Kobani dahil olmak üzere ağırlıklı olarak Kürt bölgelerinde konuşlandırıldı.

Kurumsal düzeyde, Kürtçe ulusal dil olarak tanındı ve Kürt toplumu eğitim alanında ayrıcalıklar elde etti. Bu düzenleme, etnik bütünlük ve birleşik ve coğrafi olarak bitişik bir Kürt bölgesinin yokluğu açısından Suriye'nin koşullarındaki temel farklılıkla birlikte Irak'taki modele benziyor.

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bir bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor

Suriye çatışmasında kilit bir oyuncu olan Türkiye, savaş sırasında Suriye'deki uzun süreli güç boşluğunun sonuçlarını deneyimledikten sonra, sınırlarını ve topraklarını terör örgütlerinden ve yetkisiz yabancı aktörlerden koruyabilecek merkezi bir hükümete dayalı istikrarlı ve güvenli bir Suriye devleti istiyor.

Gerçekten de Türkiye'nin Şam üzerindeki etkisi olmasaydı, SDG nihayetinde üzerinde anlaşılanlardan çok daha elverişli şartlar elde ederdi. Ankara, başından beri bu güçlerin tamamen dağıtılması ve silahsızlandırılması konusunda ısrar etti ve Türk yetkililer, saflarındaki Suriyeli olmayan savaşçıların ayrılmalarını talep etti. SDG üyelerinin Suriye ordusuna entegre edilmesi ilkesini, bunun birleşik askeri birlikler şeklinde değil, bireysel olması şartıyla kabul etti.

 Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP) Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP)

Bu koşullar arasında, yaklaşık 1000 Suriyeli olmayan savaşçının Suriye topraklarından Kuzey Irak'a çekilmesi, şimdiye kadar uygulanan tek somut adım olarak öne çıkıyor. Buna rağmen Ankara, bu aşamada bu konu ile ilgili açıkça gerilimi artırmaktan veya önemli bir baskı uygulamaktan kaçındı. Zira Türk yönetimi, Türkiye içindeki Kürt taraflarla devam eden barış süreci ışığında, Suriye'deki politikalarını, özellikle SDG ve genel olarak Kürt meselesini ele alma şeklinin iç siyasi sonuçlarıyla dengelemeye çalışıyor.

Buna binaen, Suriye dosyası, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve özellikle 2027 seçimlerinin yaklaşmasıyla birlikte iç politikada önemli bir faktör haline geldi. Zira iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), barış sürecinde ilerleme kaydederek Kürt seçmen tabanını genişletmeyi hedefliyor.

Sonraki adımlar büyük ölçüde Şam ile SDG arasındaki anlaşmaların nasıl uygulanacağına bağlı olacak; ancak anlaşmaların şartlarına dair yorumlarda devam eden farklılıklar var ve SDG Lideri Mazlum Abdi bu farklılıkları, özde değil, terminolojide bir anlaşmazlık olarak nitelendirdi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre cevap bulmamış bir diğer soru ise bu düzenlemelerin beklenen Suriye anayasasına dahil edilip edilemeyeceği ve eğer edilecekse hangi biçimde olacağıdır. Mazlum Abdi ve İlham Ahmed, Kürtlerin eğitim ve kültür haklarıyla ilgili 13 sayılı kararnamenin anayasaya dahil edilmesi çağrısında bulundular. Abdi ayrıca özerk yönetimin Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesi gerektiğini vurguladı.

Suriye sorunu, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve iç politikasında önemli bir faktör haline geldi

 Ancak Abdi'nin son zamanlarda Suriye, Türkiye, Irak ve İran’daki “Kürdistan'ın dört parçası” ifadesine yaptığı atıflar ve Kürtlerin ortak bir siyasi otorite altında birleşmesi çağrısı, Ankara'da ve başka yerlerde mevcut endişeleri derinleştiriyor.

Suriye içinde, Sünni Arap çoğunluğun ve diğer grupların -Dürziler, Aleviler, Türkmenler ve Hristiyanlar- Kürtlere verilen ayrıcalıklara verdiği tepki, potansiyel gerilimlere işaret ediyor. Güneyde, geniş çaplı çatışmaların yerini kırılgan bir sakinliğin aldığı Dürziler arasında temkinli bir huzursuzluk hakimken, liderleri Şam'ın Kürt meselesini nasıl ele alacağını yakından takip ediyor. Kuzey ve güney Suriye arasında komşu ülkelerin pozisyonlarında temel bir farklılık bulunuyor. Kuzeyde Türkiye, Şam'ı SDG’ye karşı desteklerken, güneyde İsrail, Şam'a karşı olan Dürzi gruplara destek verdi.

Şam'ın karşı karşıya olduğu en büyük meydan okuma, savaşın harap ettiği bir ülkenin yeniden inşası ve zor durumdaki bir ekonominin canlandırılmasıdır; ne var ki azınlıkların şikayetleri ele alınmadan ve çözülmemiş siyasi anlaşmazlıklar giderilmeden bu yolda ilerlenemez. Bu hassas denklem, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara için önemli bir sınav teşkil edecek; zira kendisi iç güçler, azınlıklarla ilişkiler ve dış güçlerin çatışan çıkarları arasında dengeyi aynı anda yönetme göreviyle karşı karşıyadır.