İsrail lobisi Gazze’deki Yahudi yerleşimini yeniden canlandırmaya çalışıyor

Bir ABD lobisiyle ortaklaşa bir şekilde… İsrailli bir yetkili, Filistinlilerin sınır dışı edilmesini gerçekçi olmayan hayaller olarak görüyor.

Yerinden edilmiş Filistinliler Gazze’nin el-Mavasi bölgesindeki geçici çadır kampında yemek pişiriyor (AP)
Yerinden edilmiş Filistinliler Gazze’nin el-Mavasi bölgesindeki geçici çadır kampında yemek pişiriyor (AP)
TT

İsrail lobisi Gazze’deki Yahudi yerleşimini yeniden canlandırmaya çalışıyor

Yerinden edilmiş Filistinliler Gazze’nin el-Mavasi bölgesindeki geçici çadır kampında yemek pişiriyor (AP)
Yerinden edilmiş Filistinliler Gazze’nin el-Mavasi bölgesindeki geçici çadır kampında yemek pişiriyor (AP)

İsrail ve ABD’de faaliyet gösteren İsrail’in Zafer Projesi için Parlamento Lobisi, ABD yönetimine ve İsrail hükümetine ‘Filistinlilerin gönüllü yer değiştirmesi projesi üzerinde ciddi şekilde müzakere edilmesi’ talebinde bulundu. Lobi, bunun İsrail ve Filistinliler için en iyi insani çözüm olduğunu iddia etti. Ayrıca lobi, ABD’nin Filistin Otoritesi’nin Gazze’yi yeniden yönetmesini sağlama planı ve iki devletli çözüm konusunda uyarıda bulunarak, bunun Hamas’ın 7 Ekim’deki saldırısının birkaç kez tekrarlanması için bir ‘reçete’ olduğunu dile getirdi.

Bu tutum, Güvenlik ve Siyasi İşlerden Sorumlu Mini Bakanlar Konseyi’nin Gazze’deki savaşın ertesi günü konusunu tartışmak için dün gerçekleştirdiği toplantının arifesinde ortaya koyuldu. Lobi, Gazze halkının sınır dışı edilmesine yönelik resmi projenin yazarı olan İstihbarat Bakanı Gila Gamliel’in hazırladığı planı kabul ettiğini duyurdu. Bakan, lobi üyeleriyle yaptığı toplantıda, Gazze’de yaşamı neredeyse imkânsız hale getirecek tedbirlerle Gazze’ye geçişin önünü açmanın öneminden bahsetti.

4R5G
Gazze Şeridi’nin güneyinde bulunan Han Yunus’taki Nasır Hastanesi yakınındaki UNRWA kampında yerinden edilmiş bir kız (EPA)

Gamliel, “Savaştan sonra Gazze’de olması gereken; Hamas yönetiminin çökmesi, sitelerinin ve tünellerinin tamamen yok edilmesi, belediyelerin ve köy meclislerinin çökmesi ve yüzbinlerce evin yaşanmaz hale gelmesi, sakinlerinin yabancı insani yardıma bağımlı hale gelmesi, işyerlerinin yok olması, yaygın işsizliğin ortaya çıkması ve tarım arazilerinin yüzde 60’ını İsrail'in güvenlik kuşağı haline getirilmesidir. Ayrıca İsrail ordusunun, tüm sınır geçişlerini kontrol altında tutması ve operasyonel faaliyetlerine devam edebilmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.

UNRWA malzemelerinin aktarılması

“Yönetim yetkisinin Filistin Otoritesi’ne devredilmesi, İsrail için çok tehlikeli bir konudur” diyen Bakan, “Otorite’nin orada yönetici olduğunu ve Hamas tarafından zorla kovulduğunu unutmayalım. Otoritenin liderleri, pozisyonları açısından Hamas’tan farklı değil, hatta 7 Ekim katliamına desteklerini bile dile getirdiler” dedi.

Gila Gamliel, projesinin Gazze Şeridi’nde ABD, Mısır ve Ürdün liderliğinde geçici bir sivil yönetimin kurulmasını ve İsrail ordusunun güvenlik kontrolünü sürdürmesini öngördüğünü dile getirdi. Acil görevler arasında tamamen silahsızlanma süreci ve Filistinlilerin bilincini değiştirmeye yönelik bir planın uygulanması, Filistinli mülteci sorununun ve onu devam ettiren her şeyin ortadan kaldırılması ve mültecilerin ülke dışında yeni bir hayat kurabilmeleri için gönüllü göç projesini finanse etmek amacıyla UNRWA’ya kaynakların aktarılması yer alacak.

ERGR4
İsrail Hava Kuvvetleri’nin 669. Birimi üyeleri yaralı bir İsrail askerini Gazze’deki bir uçağa taşıyor (AFP)

Bu lobinin 2017 yılında hem koalisyon hem de muhalefet temsilcilerinden oluşan bir parlamento lobisi olan ‘İsrail Zafer Projesi’ adı altında kurulmuş olması dikkat çekicidir. Başkanlığını Likud’dan milletvekilleri Avraham Nagusa, (Yair Lapid’in başkanlığını yaptığı) Yeş Atid partisinden Elazar Stern ve Liberman’ın partisinden Oded Forer yaptı. Lobi, tüm Siyonist partilerden 20 temsilci içeriyor. 2019’da Knesset değişti ve lobinin başına, Likud’dan Yuval Steinitz, Gideon Saar’ın partisinden Zvi Hauser (daha sonra Benny Gantz liderliğindeki koalisyonun parçası oldu) ve Liberman’ın partisinden Yevgeni Suba geçti. Mevcut Knesset’te lobi, Dini Siyonizm’den Ohad Tal ve Lieberman'ın partisinden Yevgeni Suba tarafından yönetiliyor.

Gerçek dışı hayaller

Öte yandan İsrail Başbakanı, İsrail medyasına verdiği brifingde, aralarında Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ve Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir’in de bulunduğu İsrail hükümetindeki bakanlar tarafından Filistinlilerin Gazze Şeridi’nden sürülmesi yönünde yapılan çağrıları ‘gerçeklikle bağlantısı olmayan hayaller’ olarak nitelendirdi.

Netanyahu, “İsrail, Gazze halkını yerinden edip dünyanın başka yerlerine yerleştirmeye çalışmıyor. Biz istesek bile İsrail’in Gazzelileri başka bir ülkeye göç etmeye zorlama gücü yoktur” diyerek, yasal kısıtlamalara atıfta bulundu. İsrail’in Gazzelilerin göçü konusunda hiçbir ülke ile pazarlık yapmadığını belirten Netanyahu, “İsrail, bu yaklaşımdan vazgeçmeli. Bir kısır döngü içinde değiliz. İsrail’de Gazze’de gönüllü göç konusunda bir istek olabileceğine inanan çok sayıda kişi var. Kurulmuş hiçbir hayal olmamalıdır. Hiçbir ülke Filistinlilerin yeniden yurtlandırılmasını kabul etmeyecektir” dedi.

ER
Gazze Şeridi’nin güneyindeki yerinden edilmiş Filistinliler, su almak için sırada bekliyor (Reuters)

Netanyahu’nun bakanlarına bu konuyla ilgili özel bir ekip kuracağına dair söz verdiği biliniyor. Ancak aynı zamanda Başbakan, bugün bu adımın büyük bir siyasi ve hukuki ikilem oluşturacağını ve ABD Başkanı Joe Biden yönetimiyle çatışmaya yol açacağını da düşünüyor.

ABD’li iki isim

Lobinin çalışmalarının başlangıcından bu yana liderliğinde iki ABD’li isim yer aldı; Bunlardan ilki, Washington’daki Ortadoğu Enstitüsü Başkanı Prof. Daniel Weibas. Kendisi, ulusal güvenlik ve terörle mücadele konularındaki geniş nüfuzuyla biliniyor. Diğer isim ise söz konusu enstitünün Genel Müdürü Greg Roman. Kendisi, Yahudi kurumlarının eski bir lideridir ve İsrail Savunma Bakanlığı’nda görev almış ve İsrail Dışişleri Bakanı’nın danışmanı olarak çalışmıştır. Lobinin bu toplantıda açıklanan hedefi, Filistin’in reddetme politikasına son vermek ve Filistinlilerle çatışmayı sonlandırıp kan dökülmesini durduracak atmosferi hazırlamaktır. Bu da ancak Filistinliler ve destekçilerinin yenilgiyi kabul edip silahlarını bırakmalarından sonra müzakere yoluyla başarılabilir.

DEVRBT
İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki savaşının başlangıcında Gazze’den güneye göç eden Filistinliler (AFP)

Lobi, İsrail hükümeti ile ABD yönetiminin 30 yıllık müzakereler sırasında anlaşmazlığı çözmede başarısız olduğuna inanıyor. Lobiye göre ABD’li yetkililer, İsrail’e ‘acı verici tavizler’ dayatmaya odaklanırken, onlar Filistin’in reddetme politikasını da uygun şekilde ele almadılar. Ayrıca lobi, “Artık bir kez daha düşünmeli, Filistinlileri İsrail’i bir Yahudi devleti olarak tanımaya ve İsrail’i yok etme düşüncesinden vazgeçtiklerini ilan etmeye zorlamalı” açıklamasında bulundu.

ABD lobisine benzer

İsrail lobisi, 1988’den bu yana Kongre’de kurulan, ABD liderliğindeki siyasi isimler tarafından yönetilen ve işbirliği yapılan benzer bir Amerikan lobisinin ortağıdır. ABD desteğiyle finanse ediliyor.

İsrail sağının gönüllü sınır dışı etme projesini desteklemeye yönelik bu yaygın saldırısı, öyle görünüyor ki ABD yönetimini ve bunu İsrail’i siyasi ve hukuki olarak uluslararası forumlara dahil etmek olarak gören İsrail’deki birçok gücü rahatsız ediyor. Lobi toplantısının bitiminden sonra İsrailli üst düzey güvenlik yetkililerinin medya organlarına “Ordu, sınır dışı etme konusunu gerekli görmüyor. Aksine İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki savaşının bir sonraki aşamasının bir parçası olarak kuzey Gazze sakinlerinin evlerine dönmelerine izin verilmesini tavsiye ediyor’ yönünde açıklama yapması tesadüf değil. Ayrıca yetkililer, İsrail’in ‘yasal ve siyasi’ kısıtlamalarla sakinleri engelleyemeyeceğini vurguladı.

EDFR
Yerinden edilmiş Filistinliler, Gazze’nin el-Mavasi bölgesindeki geçici çadır kampında yemek pişiriyor (AP)

Muhalif bir siyasi kaynak, “Sınır dışı etme çağrısı artık yalnızca bazı aşırı sağcı bakanlar ve temsilcilerle sınırlı değil. İsrail ve ABD'deki siyasi, popüler ve akademik güçler de bu çağrının arkasında duruyor. Bu güçler bu projeye ivme kazandırmaya çalışıyor ve savaşın siyasi çözüm yoluyla sona erdirilmesini her türlü şekilde reddediyor” dedi.

“Savaşın ertesi günü”

Mevcut yerinden etme kampanyası da tesadüf değil. Aksine İsrail Güvenlik ve Siyasi İşler Bakanlar Konseyi’nin ABD yönetiminin baskısıyla ‘savaşın ertesi günü’ konusunu görüşmek üzere yürüteceği görüşmelerin arifesinde gerçekleşti.

İsrail merkezli Kanal 13’ün haberine göre güvenlik yetkilileri, güvenlik hizmetlerinin de vizyonlarını sunmaya hazırlandığını açıkladı. Güvenlik teşkilatındaki üst düzey yetkililer tarafından formüle edilen pozisyon, “(Uluslararası toplumu İsrail’i desteklemek üzere harekete geçirmeyi amaçlayan) Uluslararası hukuki ve siyasi koşullara bağlı olarak İsrail, kuzey Gazze sakinlerinin kendi bölgelerine dönmesini engelleyemeyecektir” ifadeleriyle açıklandı.

Habere göre güvenlik servisleri, yerlerinden edilmiş Filistinlilerin kuzey Gazze Şeridi’nden kendi bölgelerine dönüşlerine izin verilmesine başlamak için belirli bir tarih önermedi. Ancak güvenlik servislerindeki üst düzey yetkililer, İsrail siyasi liderleriyle yaptıkları görüşmelerde, “Bu, Gazze’deki savaşın üçüncü aşamasının başlamasıyla gerçekleşmelidir” dedi.

Kanal 13 bir haberinde, “Güvenlik hizmetlerindeki yetkililer, bu tutumlarına diğer hususların yanı sıra, uluslararası hukuka göre bölge sakinlerinin süresiz olarak evlerinden tahliye edilemeyeceği gerçeğini gerekçe sunuyor” değerlendirmesinde bulundu. Kanala göre bu değerlendirmeler, aynı zamanda Güney Afrika’nın ‘savaş kurallarının ihlali ve Gazze Şeridi’ndeki Filistinlilere soykırım yapılmasıyla’ ilgili olarak İsrail’e açtığı dava çerçevesinde Uluslararası Adalet Divanı’nın gelecek hafta Lahey’de yapacağı oturumda da gündeme getirilecek.



Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
TT

Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)

The Telegraph gazetesinin haberine göre Buckingham Sarayı, eski İngiliz prensi Andrew -kamuoyunda kullanılan adıyla Andrew Mountbatten-Windsor- için doğabilecek hukuki masrafların vergi mükelleflerine yüklenmemesini güvence altına alacak.

Konuya yakın bir kaynak, eski prensin avukatlık ücretlerini karşılayamaması halinde mali yükün ‘kamu hazinesine yansıtılmayacağını’ belirtti. Ancak sarayın söz konusu giderleri hangi kaynaktan karşılayabileceği henüz netlik kazanmadı. Kaynaklar, Kral Charles’ın kardeşinin faturalarını kişisel olarak ödemeyeceğini ifade etti.

Mountbatten-Windsor dün Sandringham House’taki evinde, kamu görevine ilişkin usulsüzlük şüphesiyle gözaltına alındı. Polis, ticari temsilci olarak görev yaptığı dönemde hassas bilgileri Jeffrey Epstein ile paylaştığı iddialarını soruşturuyor.

dfvgthy6yjy6
Andrew Mountbatten-Windsor, kamu görevinde suistimal şüphesiyle gözaltına alındığı gün polis karakolundan ayrılırken (Reuters)

Olası hukuki savunma sürecinde ise Andrew’in yakın çevresinde kalmayı sürdüren tek isim olarak ceza avukatı Gary Bloxsome öne çıkıyor. Bir kaynak dün, “Hâlâ yanında olan tek kişi o” ifadesini kullandı.

The Telegraph’ın haberine göre, Andrew’in gözaltına alınmasının ardından Bloxsome’un hizmetlerine duyulan ihtiyaç daha da artacak. Eski York Dükü, 2020 yılında ABD Federal Soruşturma Bürosu’nun (FBI), çocuklara yönelik cinsel istismar suçlamalarıyla anılan finansör Jeffrey Epstein ile ilişkisine dair yürüttüğü soruşturma sırasında da aynı avukatla çalışmıştı.

Sonrasında Bloxsome’un görevlendirilmesinin isabetli bir karar olduğu değerlendirildi. Prensi çevreleyen utanç verici kriz sürecinde dost ve tanıdıkların zamanla uzaklaştığı belirtilirken, avukatın Andrew’in yanında kalmayı sürdürdüğü aktarıldı. Zaman içinde en yakın isimlerinden biri haline gelen Bloxsome, ‘her an ulaşılabilen avukatı’ olarak tanımlandı; hukuk dosyalarını değerlendirdiği kadar golf sahasında da müvekkiliyle vakit geçirdiği ifade edildi.

Bloxsome’un, yakın zamana kadar Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge adlı konutuna giderek yüksek profilli müvekkiliyle çay içmeyi sürdürdüğü kaydedildi.

dvfgthy
Kraliçe II. Elizabeth, 2013 yılında Buckingham Sarayı’nın balkonundan, oğulları Prens Charles (solda) ve Prens Andrew ile birlikte el sallıyor. (AFP)

Ceza avukatı Gary Bloxsome’un, Andrew Mountbatten-Windsor’ı kamu görevinde suistimal suçlamalarına karşı temsil etmesi en güçlü ihtimal olarak görülüyor. Konuya yakın bir kaynak, “Başka kime başvurabilir? O bir ceza avukatı ve bu Gary’nin uzmanlık alanı. Bu görev için ondan daha iyisi yok” dedi. Aynı kaynak, Mountbatten-Windsor’ın başka bir hukukçuya yönelmesinin mantıklı olmayacağını, zira Bloxsome’un geçmiş sürece hâkim olduğunu ve aralarında güçlü bir ilişki bulunduğunu belirtti.

Polisin, prensin Sandringham Kraliyet Arazisi’ndeki geçici konutu Wood Farm’a baskın düzenlediği sırada, Bloxsome The Telegraph gazetesine yaptığı açıklamada gelişmelerden ‘hiçbir şekilde haberdar olmadığını’ söyledi. Avukatın, Andrew’in sorgulandığı polis merkezine gidip gitmediği ise henüz bilinmiyor.

Gözaltı işlemi, Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge’dan ayrılarak Norfolk’ta yeni bir hayata başlamasından yalnızca iki hafta sonra gerçekleşti. Bloxsome dışında yakın çevresinin giderek daralması, prensin ruh sağlığına ilişkin endişeleri artırdı.

Taşınmadan önce her gün ata bindiği belirtilen Andrew’in, Windsor’daki geniş konutunda neredeyse tamamen izole bir yaşam sürdüğü ifade edildi. Haberlerde, birkaç ay önce haber takibini bıraktığı öne sürülürken, baskıların artmasıyla birlikte ağır bir depresyon sürecine girdiği de kaynaklar tarafından dile getirildi.

vfgthy
Andrew Mountbatten-Windsor, Royal Lodge yakınlarında ata binerken (Reuters)

Aralık ayında, Londra Metropolitan Polisi’nin ziyareti sonrasında Andrew silah ruhsatlarını ve av tüfeği sertifikalarını teslim etmek zorunda kaldı. Bu adımla ilgili resmi bir gerekçe açıklanmadı. Ancak kaynaklar, kişisel güvenliğinin aile için öncelik olmaya devam ettiğini belirterek, tüm aile üyelerinin emniyetini sağlamak amacıyla ‘özen yükümlülüğünün sürdüğünü’ vurguladı.


Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
TT

Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün İran'a karşı sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi, ancak daha fazla ayrıntı vermedi.

ABD ordusu, İran'a karşı birkaç hafta sürebilecek ve güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da bombalamayı içerebilecek bir operasyona hazırlanıyor.

İran'ı nükleer programı konusunda anlaşmaya varmaya zorlamak için sınırlı bir saldırıyı düşünüp düşünmediği sorulduğunda, Beyaz Saray'da gazetecilere, "Sanırım bunu düşündüğümü söyleyebilirim" dedi.

Trump dün, İran'ın bir anlaşmaya varması için 10 ila 15 günlük bir sürenin "yeterli" olacağına inandığını söyledi. Ancak görüşmeler yıllardır tıkanmış durumda ve İran, füze programını kısıtlama ve silahlı gruplarla bağlarını koparma yönündeki daha geniş ABD ve İsrail taleplerini görüşmeyi reddediyor.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre iki ABD yetkilisi, İran'la ilgili ABD askeri planlamasının ileri bir aşamaya ulaştığını ve seçenekler arasında bireyleri hedef alan bir saldırı, hatta Trump'ın emriyle Tahran'da rejim değişikliğinin de yer aldığını söyledi. Bu askeri seçenekler, diplomatik çabaların başarısız olması durumunda ABD'nin İran'la ciddi bir çatışmaya hazırlandığının son göstergesi.

Son haftalarda yapılan dolaylı görüşmelerde çok az ilerleme kaydedildi ve taraflardan biri veya her ikisi bunu savaşa hazırlıkta geciktirme taktiği olarak kullanıyor olabilir.

İran, geçen yıl İsrail ve ABD'nin nükleer ve askeri tesislerini hedef alan 12 günlük saldırılarının yanı sıra ocak ayındaki kitlesel protestoların şiddetle bastırılmasının ardından, hiç olmadığı kadar savunmasız bir konumda bulunuyor.

 İran'ın BM Güvenlik Konseyi'ne dün yazdığı mektupta, BM Büyükelçisi Emir Said İrevani, ülkesinin "gerilim veya savaş aramadığını ve savaş başlatmayacağını", ancak herhangi bir ABD saldırganlığına "kararlı ve orantılı bir şekilde" karşılık vereceğini belirtti.

Şöyle devam etti: “Bu koşullar altında, bölgedeki tüm düşman üsleri, tesisleri ve varlıkları, İran'ın savunma yanıtı çerçevesinde meşru hedefler olarak kabul edilecektir.”

Bu haftanın başlarında İran, dünyanın ticareti yapılan petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği Körfez'in dar su yolu olan Hürmüz Boğazı'nda gerçek mühimmatlı tatbikatlar gerçekleştirdi. Ülke içinde de gerilim artıyor; yas tutanlar, 40 gün önce güvenlik güçleri tarafından öldürülen protestocuları anmak için törenler düzenliyor ve bazı gösterilerde yetkililerin tehditlerine rağmen hükümet karşıtı sloganlar atılıyor.


İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
TT

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)

İsrail güçleri bu sabah erken saatlerde Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında bir bombalama operasyonu gerçekleştirdi.

Lübnan'ın resmi Ulusal Haber Ajansı'na göre, büyük patlama saat 02:20'de meydana geldi.

İsrail ile Lübnan Hizbullahı arasında, bir yıldan fazla süren ve partinin askeri ve liderlik altyapısına darbeler aldığı çatışmanın ardından, 27 Kasım'dan beri yürürlükte olan bir anlaşma bulunuyor.

Anlaşma, Lübnan ordusunun ve Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nün (UNIFIL) konuşlandırılmasının güçlendirilmesi karşılığında, Hizbullah savaşçılarının Litani Nehri'nin güneyindeki bölgeden (sınırdan yaklaşık 30 km uzaklıkta) çekilmesini ve askeri altyapısının tasfiye edilmesini öngörüyordu.

Anlaşma ayrıca İsrail'in savaş sırasında girdiği tüm bölgelerden çekilmesini de öngörüyordu. Bununla birlikte, İsrail sınırın her iki tarafını da izleyebilmek için beş yüksek noktada askeri varlığını sürdürdü. Ayrıca, askeri hedefler veya Hizbullah unsurları olduğunu iddia ettiği yerlere neredeyse her gün saldırılar düzenliyor ve güçleri buldozerle yıkım ve tahribat operasyonlarına devam ediyor.