Ütopya ile distopya arasında yapay zekâ

Robotlar dünyanın sonunu getirir mi?

Fotoğraf: Shutterstock
Fotoğraf: Shutterstock
TT

Ütopya ile distopya arasında yapay zekâ

Fotoğraf: Shutterstock
Fotoğraf: Shutterstock

Mustafa Zikri

Yapay zekanın (AI) ahlaki planları ve gelecekle ilgili seçimleri şüphe uyandırıyor, ütopyadan uzak, distopyaya yakın bir tablo çiziyor. Google'dan 2023 yılında istifa eden ve yapay zekanın 'vaftiz babası' olarak görülen Geoffrey Hinton, yapay zekanın, yiyecek bulma, barınma ve hayatta kalma gibi derin ve özgün motivasyon kaynakları olan insanlığın bekasına yönelik yarattığı risklerle yüzleşmenin zamanının geldiğini söylüyor.  Yapay zekanın insanlığa özgü bu motivasyon kaynaklarına sahip olmaması Hinton’ı korkuturken robotlara kendilerine ait başka motivasyonlar sağlayabilmesi onu endişelendiriyor. İnsanlığın yapay zekanın gelişiminde geçici bir aşama olduğunu düşünmek akla aykırı değil. Önceleri biyolojik zekâ vardı, o da bayrağı doğrudan dünya deneyimine sahip olmaya başlayan dijital zekaya devretti.

Teknoloji ve özü

Alman filozof Martin Heidegger 1954 yılında verdiği ‘Teknik’ ya da ‘Teknoloji’ başlıklı ünlü konferansında teknik ile teknolojinin özünün aynı olmadığını vurguladı. Ağacın özünü araştırırken her ağaca hükmedenin ağacın kendisi olmadığını, buna diğer ağaçlarda da rastlayabileceğimizi ve aynı şekilde teknolojinin özü de kesinlikle teknik değil. Dolayısıyla yapay zekayı, onu taklit etmekle, onu hayata geçirmekle, ona uyum sağlamaya çalışmakla ya da ondan kaçmakla sınırladığımız sürece yapay zekayla gerçek bir bağ kuramayacağız.

Heidegger, yapay zekayı da içeren teknolojiye yönelik yaklaşımında kaynaklar ve rezervler için ormanlar, nehirler, madenler ve veri destekli anketler, oranlar, sıralamalar ve grupları değerlendirmek için bir gözlem rezervi olarak insanlar hakkında aritmetik, analojik ve karşılaştırmalı düşünüyor. Heidegger’a göre dünyanın yok edilmesinin ardından geriye beş grup kalıyor. Bunlar akıllılar, eğitimliler, barışçıllar, dürüstler ve cesurlar olarak sıralanıyor. Örneğin 2014 yapımı distopik temalı Divergent adlı filmde grup aileden daha önemli bir yere sahip. Dijital olarak desteklenen yeni bir distopik totaliter toplum tasarlanıyor.

Yapay zekayı, onu taklit etmekle, onu hayata geçirmekle, ona uyum sağlamaya çalışmakla ya da ondan kaçmakla sınırladığımız sürece yapay zekayla gerçek bir bağ kuramayacağız.

‘Superintelligence: Paths, Dangers, Strategies Reprint’ (Süper Zeka:Yapay Zeka Uygulamaları, Tehlikeler ve Stratejiler) kitabının yazarı olan Oxford Üniversitesi’nden bir diğer düşünür İsveçli Nick Bostrom, 2003 yılında karanlık kehanetini şöyle dile getirdi:

Akıllı bir makineden mümkün olduğu kadar çok ataç yapması istenir, ancak akıllı makine zamanla ve özveriyle gelişir ve insanları görevine engel olarak görmeye başlar. Çünkü birincisi insanlar makineyi kapatabilir, ikincisi insan vücudu ataç haline getirilebilecek elementler içerir.

Gelecekte çok fazla ataç olacağına ve insanların neredeyse yok olacağına dikkati çeken Bostrom, insanın iğne üretiminde kullanılmak üzere stratejik bir hammadde rezervi olacağını söylüyor. Nick Bostrom, ister çok iyi ister çok kötü olsun, en ekstrem yapay zeka senaryolarının en olası senaryolar olduğuna ve önümüzdeki yıllarda bunun giderek daha tuhaf bir hal alacağına inanıyor.

Ana makine

IBM, 2011 yılında milyonlarca kişi tarafından izlenen bir televizyon yarışma programında iki profesyonel rakibi mağlup eden Watson adında bir bilgisayar tasarladı. Muazzam bilgi işlem gücüyle Watson, verileri saniyede 500 gigabayta varan yüksek hızlarda işleyebiliyordu. Bu hız, saniyede bir milyon kitabı taramasını sağlıyordu. Watson ayrıca Wikipedia'daki bilgi deposunun tamamı da dahil olmak üzere hafızasındaki 200 milyon sayfalık materyale erişebiliyordu. Watson adlı bilgisayar, bu kadar veriyi televizyonda canlı olarak analiz edebildi. Watson'ın yarışmayı kazanmasının ardından mağlup yarışmacılardan biri olan Ken “Kendi adıma yeni robot ustalarımıza ‘hoş geldiniz’ diyorum” ifadelerini kullandı.

Sicim teorisi ve teorik fizik alanında uzman Japon asıllı ABD’li bilim insanı Michio Kaku, bir anda ortaya çıkıp “Watson'a gidip onu zaferinden dolayı tebrik etmek mümkün mü?” diye sordu. Kaku, burada Watson’ın kazandığının asla farkında olmadığını kast ediyordu. Watson, insan aklından milyonlarca kat daha hızlı, gelişmiş bir bilgi toplama makinesi olabilir, ancak öz farkındalığı yoktur. Alman filozof Hegel, ‘Tinin Görüngübilimi’ (Ruhun Fenomenolojisi) adlı kitabında öz farkındalığı; ‘benlik duygusu, bilincin kendine dönmesi ve daha sonra kendi bilgisinin parçalanmış farkındalığına yükselmesi’ olarak tanımlar. O halde robot Watson bildiğini biliyor muydu?

Robotların hissetmesi ve öz farkındalığı halen kurgusal ve sinemasal hayal gücünden ibarettir ve robotların mevcut gerçekliğinden çok uzaktır.

Stanley Kubrick'in yönettiği 1968 yapımı ‘2001: A Space Odyssey’ (2001: Bir Uzay Macerası) filminde HAL 9000 adlı bilgisayar hata yaptığını kabul etmeyi reddeder, hatayı hisseder, ama bunu inkar eder. Ardından uzay gemisindeki dört astronotu öldürür. Son astronot Dave, onu sökmeyi başarır. Robotların hissetmesi ve öz farkındalığı halen kurgusal ve sinemasal hayal gücünden ibarettir ve robotların mevcut gerçekliğinden çok uzaktır.

Michio Kaku, ‘The Future of the Mind’ (Zihnin Geleceği) adlı kitabında yapay zekanın insan zihnini taklit ederken örüntü tanıma ve sağduyu (ortak anlayış) ikilemleriyle karşı karşıya kaldığını söylüyor. Bir robot bir odaya girdiğinde, gördüğü nesneleri piksellere, çizgilere, dairelere, karelere ve üçgenlere indirgeyerek milyonlarca matematik işlemi gerçekleştirmek zorunda kalır. Daha sonra bunları hafızasında kayıtlı binlerce görüntüyle eşleştirmeye çalışır. Sandalye için bir dizi çizgi ve nokta görür, ancak sandalyenin ne olduğunu ve ne işe yaradığını kolayca ayırt edemez. Sandalyenin konumu değişirse robot bu durum karşısında çaresiz kalır. İnsan beyni ise farklı bakış açılarından gelen yeni değişiklikleri otomatik olarak algılar ve hiçbir görünür çaba harcamadan, bilinçaltında milyonlarca hesaplamayı gerçekleştirir.

Fiziksel dünyanın belirteçleri

Sağduyunun ya da diğer bir deyişle ortak anlayışın ikilemi, yapay zekanın fiziksel ve biyolojik dünyaya ilişkin ‘kötü hava rahatsız eder’ ya da ‘anneler kızlarından daha büyüktür’ gibi sezgileri algılayamamasında yatar. Bir robotun, dört yaşındaki bir çocuğun sağduyusunu sınıflandırması için yüz milyonlarca satırlık matematik kodunu işlemesi gerekir. Michio Kaku, nerede hata yaptığımızı soruyor. Bu sorunun yanıtı, zihnin dijital bir bilgisayar değil, her yeni görevden sonra kendisini sürekli olarak yeniden bağlayan bir nöronlar ağı olduğudur.

Yapay zekanın yolu distopyanın yolu ile aynı, sefil, çirkin, kabus gibi bir şehrin yolu

Japonya'nın Meiji Üniversitesi'ndeki bazı bilim insanları, bilinçli bir robotun ilk adımlarını attılar. İşe iki robot yaparak başladılar. İlk robot belirli hareketleri gerçekleştirecek şekilde, ikinci robot ise ilk robotu izleyip kopyalayacak şekilde programlandı. Böylece ikinci robot, birinci robotun hareketlerini izlemeye ve onu taklit etmeye başladı. Bu çalışma, tarihte bir miktar öz farkındalık duygusuna sahip bir robot icat etmeye yönelik ilk girişim olarak kabul edildi.

Tecrübe ayna gibidir. Sahte olan ilk robot, gerçek olan ise ikinci robottur. Kişisel farkındalığın edinilmesine bağlı olarak ilk robot gerçek robotken, ikincisi taklit robottur. Orijinalin yaratıcı olmayan kopyasına dayanır.

Yapay zekanın insanlığın bekasına yönelik tehlikesi Matrix ve Terminatör gibi filmlerde değil, milyonlarca kişinin işini kaybetmesinde, ayrımcılığın, önyargının ve adaletsizliğin yayılmasında ve banka verilerinin, ulaşım ağlarının, elektrik santrallerinin, yakıt stoklarının, akıllı bombaların, insansız hava araçlarının (İHA) ve virüslerin yaratılmasında ve atıkların birikmesinde karşımıza çıkıyor. Yapay zekanın yolu distopyanın yolu ile aynı, sefil, çirkin, kabus gibi şehrin yolu.

Hollywood filmlerinde izlediğimiz yapay zekanın geleceği için beklenen senaryolardan biri de distopik bir kozada yaşama senaryosudur. Zayıf yaratıcı hayal gücünden, bir zamanlar futbol stadyumu olan toplu barınma merkezlerinde yiyecek dağıtımına kadar her şeyin sefil bir şekilde yaşandığı bir hayat tasvir edilir.

* Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



Ukrayna barışına ilişkin kritik müzakereler

Cenevre görüşmelerindeki Amerikan ekibi (AP)
Cenevre görüşmelerindeki Amerikan ekibi (AP)
TT

Ukrayna barışına ilişkin kritik müzakereler

Cenevre görüşmelerindeki Amerikan ekibi (AP)
Cenevre görüşmelerindeki Amerikan ekibi (AP)

Ukrayna barış görüşmeleri dün Cenevre'de başladı ve gözlemciler bu görüşmelerin, ABD Başkanı Donald Trump tarafından başlatılan ve son dönemde üzerinde değişiklikler yapılan plana dayalı siyasi çözüm için temel bir çerçeve oluşturulması açısından çok önemli olacağını öngörüyor.

Bu, Rusya, Ukrayna ve Amerika Birleşik Devletleri'ni bir araya getiren üçüncü doğrudan müzakere turu. Daha önce Birleşik Arap Emirlikleri'nin başkenti Abu Dabi'de düzenlenen iki tur müzakere, çözümsüz kalan konularda görüşleri uzlaştırmada başarısız olmuştu.

Kremlin, erken tahminlerden kaçınılması gerektiğini belirterek, "Taraflar çarşamba günü (bugün) çalışmalarına devam edecekler" dedi.

Başkan Trump ise Kiev'i müzakereye ve "hızlı bir şekilde" anlaşmaya varmaya çağırdı.


85 ülke, İsrail'in Batı Şeria'da "genişleme" girişimlerini kınadı

İşgal altındaki Batı Şeria'da bulunan Hebron'da yerleşimcilere düzenlenen bir tur sırasında İsrail askerleri nöbet tutuyor (Reuters)
İşgal altındaki Batı Şeria'da bulunan Hebron'da yerleşimcilere düzenlenen bir tur sırasında İsrail askerleri nöbet tutuyor (Reuters)
TT

85 ülke, İsrail'in Batı Şeria'da "genişleme" girişimlerini kınadı

İşgal altındaki Batı Şeria'da bulunan Hebron'da yerleşimcilere düzenlenen bir tur sırasında İsrail askerleri nöbet tutuyor (Reuters)
İşgal altındaki Batı Şeria'da bulunan Hebron'da yerleşimcilere düzenlenen bir tur sırasında İsrail askerleri nöbet tutuyor (Reuters)

Birleşmiş Milletler'de 85 ülke, işgal altındaki Batı Şeria'da "yasadışı varlığını genişletmeyi" amaçlayan yeni önlemler aldığı gerekçesiyle dün İsrail'i ortak bir bildiriyle kınadı ve Filistin topraklarının ilhakının "demografik değişikliklere" yol açabileceği endişesini dile getirdi.

İsrail'in yerleşimcilerin arazi satın almasını kolaylaştıran önlemleri onaylamasından bir hafta sonra, İsrail hükümeti pazar günü, 1967'den beri işgal altında tuttuğu Batı Şeria'da arazi kayıt sürecini hızlandırmaya karar verdi.

Fransa, Çin, Suudi Arabistan ve Rusya da dahil olmak üzere Birleşmiş Milletler'in 85 üye ülkesi ve Avrupa Birliği ve Arap Birliği gibi çok sayıda kuruluş, "İsrail'in Batı Şeria'daki yasadışı varlığını genişletmeyi amaçlayan tek taraflı karar ve eylemlerini" kınadı.

New York'ta yayınlanan açıklamada ülkeler, "bu kararların İsrail'in uluslararası hukuk kapsamındaki yükümlülükleriyle bağdaşmadığını ve derhal geri alınması gerektiğini" belirterek, her türlü ilhak biçimine kesin olarak karşı olduklarını ifade ettiler.

 Ayrıca, "her türlü ilhak biçimine şiddetle karşı olduklarını" yinelediler.

Açıklama şöyle devam etti: “1967’den beri işgal altında olan Filistin topraklarının, Doğu Kudüs de dahil olmak üzere, demografik yapısını, karakterini ve yasal statüsünü değiştirmeyi amaçlayan tüm önlemleri reddettiğimizi yineliyoruz.”

“Bu politikalar uluslararası hukukun ihlalini teşkil etmekte, bölgede barış ve istikrarı sağlamaya yönelik devam eden çabaları baltalamakta ve çatışmayı sona erdirecek bir barış anlaşmasına ulaşma olasılığını tehdit etmektedir” uyarısında bulundu.

BM Genel Sekreteri António Guterres pazartesi günü İsrail'i "sadece istikrarsızlaştırıcı olmakla kalmayıp, Uluslararası Adalet Divanı'nın da teyit ettiği gibi yasadışı olan yeni önlemlerini derhal geri çekmeye" çağırdı.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre yerleşim faaliyetleri 1967'den bu yana tüm İsrail hükümetleri altında devam etti, ancak özellikle 7 Ekim 2023'te başlayan Gazze savaşından bu yana, İsrail tarihinin en sağcı hükümetlerinden biri olan Binyamin Netanyahu'nun mevcut hükümeti altında hızı önemli ölçüde arttı.

İsrail'in işgal edip ilhak ettiği Doğu Kudüs dışında, Batı Şeria'da yaklaşık üç milyon Filistinlinin arasında 500 binden fazla İsrailli yaşıyor ve bu yerleşim yerleri Birleşmiş Milletler tarafından uluslararası hukuka göre yasadışı kabul ediliyor.


İran ve Rusya yarın Umman Denizi ve Hint Okyanusu’nun kuzeyinde askeri tatbikat gerçekleştirecek

İran ve Rusya yarın Umman Denizi ve Hint Okyanusu’nun kuzeyinde askeri tatbikat gerçekleştirecek
TT

İran ve Rusya yarın Umman Denizi ve Hint Okyanusu’nun kuzeyinde askeri tatbikat gerçekleştirecek

İran ve Rusya yarın Umman Denizi ve Hint Okyanusu’nun kuzeyinde askeri tatbikat gerçekleştirecek

 

İran yarın müttefiki Rusya ile birlikte Umman Denizi’nde ortak deniz tatbikatı düzenleyecek. Bu bilgi, İranlı Öğrenciler Haber Ajansı’nın (ISNA) bugün aktardığı askeri yetkili beyanıyla duyuruldu. Tatbikat, ABD ile İran arasında gerçekleştirilen görüşme oturumunun hemen ardından geliyor.

Askeri Sözcü Hasan Maksudlu, ortak deniz tatbikatının Umman Denizi ve Hint Okyanusu’nun kuzeyinde yapılacağını ve ‘bölgedeki deniz güvenliğini ve iki ülkenin donanma birlikleri arasındaki ilişkileri güçlendirmeyi’ amaçladığını açıkladı. Sözcü, tatbikatın süresine dair bir bilgi vermedi.

İran, iki gün önce (pazartesi), stratejik Hürmüz Boğazı’nda Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) denetiminde başlayan tatbikatları duyurmuştu.

İranlı yetkililer, özellikle Tahran ile Washington arasındaki gerilimin yükseldiği dönemlerde, dünyanın önemli petrol ve gaz nakil güzergâhlarından biri olan bu boğazı kapatmakla tehdit etmişti. İran televizyonu, askeri tatbikatlar sırasında boğazın dün birkaç saatliğine ‘güvenlik’ gerekçesiyle kapatıldığını bildirdi.

ABD, İran ile devam eden görüşmeler sırasında iki ülke arasında anlaşmaya varılamaması durumunda askeri müdahale tehdidi çerçevesinde, Arap Körfezi sularına büyük bir donanma gücü yerleştirdi.

Görüşmeler, şubat ayı başında Umman himayesinde yeniden başladı. Bu, haziran ayında Israil’in İran’a yönelik yürüttüğü savaşın ardından yapılan ilk oturumdu. O dönemde Washington, İran’ın nükleer tesislerini bombalamış; Tahran ise karşılık olarak İsrail ve bölgedeki Amerikan üslerini hedef almıştı.

İran, görüşmelerin yalnızca nükleer programla sınırlı olduğunu vurgularken, Washington, görüşmelere İran’ın balistik füze programı ve Ortadoğu’daki silahlı gruplara -özellikle Hizbullah- desteğinin de dahil edilmesini talep ediyor.