Rusya ile Türkiye arasında Karadeniz

Fransız Le Monde gazetesinin yayınladığı haber, iki ezeli komşu arasındaki dikenli Türkiye-Rusya ilişkilerine ışık tutuyor

Karadeniz, Türkiye’nin elinde bir koz (Reuters)
Karadeniz, Türkiye’nin elinde bir koz (Reuters)
TT

Rusya ile Türkiye arasında Karadeniz

Karadeniz, Türkiye’nin elinde bir koz (Reuters)
Karadeniz, Türkiye’nin elinde bir koz (Reuters)

Menal Nahas

Rusya Devlet Başkanı’nın 12 Şubat’ta Ankara’yı ziyaret etmesi bekleniyordu. Ertelenen ziyaret öncesi kaleme alınan bu yazı ziyaretin amacını ve iki ülkenin karşılıklı ilişki ve beklentilerini sorguluyor.

‘Boğaz’ın Bismarck’ı’ olarak da anılan Cumhurbaşkanı Erdoğan, savaşın ilk aylarında İstanbul’da başarısızlıkla sonuçlanan iki oturumdan sonra Vladimir Putin ile Volodimir Zelenskiy’i bir Türk zemininde aynı masada bir araya getirmenin hayalini kuruyor.

Ukrayna’nın Karadeniz’deki dengeleri değiştirmesinin ardından iki ezeli komşuyu bir araya getiren iç içe geçmiş Türkiye-Rusya ilişkileri hakkında Fransız Le Monde gazetesinin, Foreign Affairs dergisinin bir makalesine dayanarak 5 Şubat 2024’te yayınladığı uzun araştırmanın öne çıkan başlıkları şöyle:  

20’nci yüzyıldan kalma uluslararası bir anlaşma, Karadeniz’e kimin girip çıkabileceğine karar verme yetkisini yalnızca Türkiye’ye vermişti. Balkan, Slav ve Akdeniz dünyalarının kavşağında yer alan bu denizin tarihi, 24 Şubat 2024’te Vladimir Putin Ukrayna’yı işgal edene kadar sorunlardan ve çekişmelerden uzak kaldı. O zamandan sonra ise tekrarlayan çatışmaların sahnesine dönüştü ve Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin uyardığı üzere ‘savaşın yeni ekseni’ haline geldi. Moskova ile Kiev arasında yaşanan savaşın yanı sıra, aynı kıyıyı paylaşan iki ülke Türkiye ile Rusya da birbirlerini gözlüyor ve endişe verici bir ‘düşman iş birliğine’ benzeyen ortamda kontrol sahibi olmak için rekabet ediyor.

Barış zamanlarında dünya buğday ticaretinin dörtte biri bu deniz yolundan geçiyor. Ancak Rusya-Ukrayna savaşı, Moskova’nın Ukrayna’ya uyguladığı kuşatma ve Batı’nın da Rusya’ya uyguladığı yaptırımlar sebebiyle Rusya ile Ukrayna’nın ürettiği buğday, mısır, arpa ve ayçiçeği yağı ihracatını sekteye uğrattı.

Türk Donanması, 2022 yılında Boğaz’dan 35 bin 146 geçiş kaydetti. Bu sayı çatışma öncesinde 48 bindi. Kiev ve müttefikleri, Moskova’nın muhalefetine rağmen 2023 yazında Ukrayna’nın buğday ihracatı için bir deniz koridoru oluşturdu ve 15 milyon ton buğday ihraç edildi. Ukraynalı çiftçilerin geçimlerini temin etmek için ihracatlarının hacmini artırmaları gerekiyor.  

27 Aralık 2023’te Panama bayrağı taşıyan ve buğday yüklemek üzere Ukrayna’nın İzmail limanına giden bir gemi, Tuna Nehri’nde hedef alındı. Yüzen mayın patlamasında iki denizci yaralandı. Bu olaydan iki ay önce de Türkiye’deki Kastamonu ve Ereğli limanları girişinde iki mayın patlamış ancak herhangi bir can kaybı yaşanmamıştı.

11 Aralık 2023’te Londra, bu tür olayların yaşanmaması için Kiev’e iki mayın avlama gemisi verdiğini açıkladı. Türkiye ise 1936 Montrö Sözleşmesi’nin kendisine verdiği yetkiye göre bu iki Britanya gemisinin Karadeniz’den geçişini reddederek ilgili ülkeleri şaşırttı. Türkiye Cumhurbaşkanlığı, yaptığı açıklamada bu tutumu, ‘gerilimden kaçınma’ arzusuyla gerekçelendirdi.

Türkiye daha önce de iç deniz limanlarından birine yanaşma izni olmayan gemilere ve NATO deniz güçlerine karşı benzer bir tedbire başvurmuştu.

Yasak, Rus filosu için de geçerli. 28 Şubat 2022’de Ankara Moskova’nın isteğine karşı çıkarak, Rus gemilerinin Akdeniz’den dönüşünü yasakladı ve Moskova bu karara uymak zorunda kaldı. Ukrayna’nın Karadeniz’deki limanı Odessa, bir amfibi saldırısından kurtuldu ve böylece aynı yılın bahar aylarında Mariupol’u harabeye ve küle dönüştüren akıbetten de kurtulmuş oldu.

Atlantik liderlerinin Britanya gemilerinin engellenmesine yönelik protestoları da Türkiye’nin tutumunu yumuşatmaya yardımcı olmadı. Türkiye, müttefiklerinin bu konudaki görüşleri ne olursa olsun yasal hak ve yetkilerine bağlı kalıyor ve coğrafi konumundan ötürü kapılarını açıp kapama yetkisine sahip olduğu deniz bölgesinin güvenliğini gözetiyor. Türk Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu, 18 Kasım 2023’te şu açıklamayı yaptı:

Karadeniz’de ne Atlantik güçlerini ne de Amerika’yı istiyoruz. Endişemiz, bu güçlerin Karadeniz’i Ortadoğu’ya, yani Batılı çekişmelerin ve müdahalelerin peşinden sürüklenen bir alana çevirmeleridir.

Mayınlı geçit

Öte yandan Türkiye, buğday ihracatı koridorundan mayınların temizlenmesine katkıda bulunmayı taahhüt etti ve bu doğrultuda 11 Ocak’ta Romanya ve Bulgaristan ile bir anlaşma imzaladı. Aslında Türklerin her şeyden önce istediği şey, Rusya’yla anlaşmazlıktan kaçınmaktır. Düşman gemilerin bu sulara gelmesinin Moskova’yı kızdıracağına şüphe yok. Araştırmacı Sinan Ülgen’e göre “Türkiye, NATO’nun bu bölgeye girişine karşı çıkıyor, çünkü bu hem Moskova’yla ilişkinin dengesini bozar hem de Ankara’nın taahhütlerine ve hukuka bağlı tutumuna aykırı bir davranış olur. Türkler, kendi deniz kuvvetlerinin tehditlerle yüzleşme yükünü kaldırabileceğini düşünüyor.”

1990’lı yıllardan ve Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana Türkler ve Ruslar, Batılıları uzak tutmak, Karadeniz’de beraber yaşamak ve iki tarafın çıkarlarını gözetmek istiyor. İki ülke arasında deniz iş birliğini gözetmekle görevlendirilen bir forum ile ortak deniz gücü kuruldu. Türkiye, (Sovyetler Birliği’nin çöküşünden bir yıl sonra 1992’de kurulan ve) merkezi İstanbul’da bulunan Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü’nün geliştirilmesini üstlendi. Thomas More Enstitüsü’nde araştırma direktörü Sylvestre Mongrenier’e göre bu örgütün kuruluş amacı, Türk denizcilik kentini merkeze alan bölgesel bir pazar kurmaktı. Türkiye, bu örgütün Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne (AB) üyelik adaylığını destekleyen bir faktör olacağını düşündü. AB de öngörülen iş birliğini ve bunun Avrupa’nın güneyinde ve doğusunda arzu edilen barışın ve refahın tesis edilmesi bakımından muhtemel sonuçlarını destekledi.

Mongrenier’ye göre o dönemde Ankara, Karadeniz üzerinde ortak bir Türk-Rus kontrolü geliştirmeye yönelik müzakerelerde AB’ye ve NATO’ya dayanmaya çalışıyordu. İki yıl süren savaş, bu stratejik suları ‘tıkayan’ iki güç arasında ticari iş birliğinin güçlenmesine yol açtı: Moskova, deniz kuşatmasından ve Ankara da iki boğaz üzerindeki kontrolünden fayda sağladı. İki otokrat Putin ile Erdoğan, birbirlerini komşu olarak görüyor. Putin’in Karadeniz’deki tatil beldesi olan Soçi’de iki lider, 2022 yazında ülkelerinin ticaret dengesini ve alışverişlerini artırmaya karar verdi.

Ukrayna’yı işgalinden ve işgalin ardından Avrupa’da yaşanan çatlaktan sonra Rusya, Türk komşusuyla iş birliği sayesinde ekonomisinin çarklarının dönüşünü nispeten koruyabildi. Türkiye; Rus gazını Orta Avrupa’ya taşıyan TürkAkım boru hattı ve Karadeniz aracılığıyla Rusya’dan gaz, ham petrol, mazot, kömür, maden ve gübre satın alıyor. Mavi Akım (Blue Stream) sualtı boru hattı da Rus devi Gazprom’a, 20 yıldır Türk evlerinin gaz ihtiyacını karşılama imkânı veriyor.

Türkiye, Rusya’ya yönelik Batılı yaptırımları uygulamayan tek NATO üyesi. Geniş kıyısı, yetkin lojistik yapıları ve tecrübeli küçük ve orta ölçekli şirketleri, onun, ideal bir geçiş kavşağı rolü üstlenmesini sağladı. Nitekim Türkiye’nin Rusya’ya ihracatının değeri, 2002 yılında yüzde 62 arttı. Aynı oran, sonraki yılda da korundu. Alanı açık kaldı ve limanları hayati önem taşıyan malları Moskova’nın askerî ve endüstriyel kompleksine yeniden ihraç etti. Türkiyeli iş adamları da Rus şirketlere hizmete aracılık ediyor.

Uluslararası dev konteynır taşımacılığı şirketleri, yaptırımlardan ve yüksek sigorta ücretlerinden kaçınmak için Karadeniz’deki faaliyetlerini durdurmak zorunda kaldı. Uluslararası şirketlerin bıraktığı işleri ise Türk şirketler devraldı. Buna göre bugün Asya ve Avrupa’dan gelen binlerce konteynır gemisi İstanbul, Mersin ve İzmir kıyılarına yanaşıyor, sonra da Rusya’nın Novorossiysk limanına doğru yeniden yola çıkıyor. Bu faydacı değerlendirmeler Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı, Kiev’in kendi buğdayını ihraç etmeyi sürdürmesini sağlamak için çaba sarfetmekten alıkoymadı: Rusya’nın işgal ettiği Ukrayna bölgelerinden çalıp Türk limanlarında Lübnan’a ve Suriye’ye sattığı binlerce tonun geçişine göz yumdu.

Türkiye’nin dolambaçlı yolu bazı açılardan daha sorunlu. Mesela elektronik bağdaştırıcılar, iletişim cihazları, çift kullanımlı ürünler (cep telefonları, çamaşır makineleri…) gibi ürünlerin ihracat hacminde şüpheli bir artış yaşandı. Türk limanları bu ürünleri Rusya’ya ve Sovyet sonrası beş ülke olan Gürcistan’a, Ermenistan’a, Kazakistan’a, Kırgızistan’a ve Özbekistan’a ihraç ediyor ve Rusya’nın çıkarlarına hizmet ettiği şüphesini doğuruyor. Ukraynalılar, patladıktan sonra kalıntılarını dikkatle inceledikleri Rus füzelerinin ABD’de, Avusturya’da, Güney Kore’de veya Tayvan’da üretilen elektronik bileşenler içerdiğini ve bunların bir kısmının Türkiye’den geçtiğini kaydetti.

ABD, bu kaçakçılık döngüsüne dahil olan yaklaşık 10 Türk şirketini cezalandırmak için girişimde bulundu. ABD Hazine Bakanlığı Müsteşarı Brian Nelson’ın Türkiye’yi ziyaret edip, Batı ambargosunu delmeye yönelik faaliyetlerini kınamasından birkaç hafta sonra Türk bankaları, ABD dolarının dolaşımını ve çek piyasasını denetleyen uluslararası SWIFT sisteminden çıkarılmaktan korkarak, Rusya ile mali işlemlerini kısıtladı.  

Endişe verici komşuluk

Rusya-Türkiye ilişkileri, Karadeniz’le sınırlı değil. Bu ilişkiler; Suriye’yi, Libya’yı, Güney Kafkasya’yı ve dahi Ukrayna’yı da kapsıyor.

Bu ülkelerden bazısında çıkarlar kesişiyor. Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kiev’e olan desteğinden hiç vazgeçmedi. Türk ordusu da uçaklarının Karadeniz semalarındayken elde ettiği askerî bilgileri aktarmaya devam ediyor. Ankara, Karadeniz’in bir ‘Rus gölüne’ dönüşmesinden korkarak 2019 yılında Kiev’le savunma ortaklığı imzaladı ve Kiev’i silahlı insansız hava araçları, uçak motorları ve kruvazör üretimine ortak etti. 

Recep Tayyip Erdoğan, Rusya’nın Ukrayna topraklarını ilhakını her zaman kınadı. Kırım Yarımadası’nın Türk tarihî hafızasında özel bir yeri var. Türkler, Kırım’ı dilde kardeşleri olan Tatarların beşiği olarak görüyor. Kırım, 1475’ten 1783’e kadar üç yüzyıl boyunca Babıali’nin himayesi altında kalmış ve Kırım üzerinde kontrol kurmaya çalışan Çarlık Rusya’sı ile Osmanlı Türkiye’si arasındaki savaşlara konu olmuştur.

Kremlin’in Efendisi ile iyi ilişkilere sahip olsa da Türkiye Cumhurbaşkanı, Rusya’nın yayılmacı eğiliminden ve Karadeniz’in güvenliği için oluşturduğu stratejik tehditten çekiniyor. Rusya’nın 2008’de Abhazya’da, 2014’te Kırım’da deniz kıyılarını ve 2018 yılında da Azak Denizi’nin tüm kıyılarını kemirmesi, hiç kuşkusuz Ankara’yı epeyce tedirgin etti.

Zonguldak yakınlarındaki sularda Türkiye’nin Rus gazına olan ihtiyacının dörtte birini karşılayabilecek bir gaz kuyusunun keşfedilmesi, Türkiye hükümetini deniz ulaşım yollarını korumaya sevk ediyor. İki lider arasındaki ilişki, Türkiye’nin Rus ordusunun Mariupol’de esir aldığı beş Ukraynalı subayın serbest bırakılıp Kiev’e gönderilmesi yönündeki girişimi nedeniyle karmaşık hale geldi. Bu girişim, Putin’le yapılan ve bu subayların savaş bitene kadar Türkiye’de kalmalarını gerektiren bir anlaşmaya aykırıydı.

Erdoğan’ın rüyası

Türkiye Cumhurbaşkanı’nın sözünü çiğnemesinden sonra iki lider, 2023 yazında Soçi’de bir araya geldiğinde Erdoğan’ın, ticaret koridorunun dokunulmazlığının yenilenmesine ilişkin arabuluculuğu meyve vermedi. Rus Donanması, 14 Ağustos’ta Odessa yakınlarında Şükrü-Okan adlı bir Türk gemisine ateş açtı ve deniz uçağıyla gelen Rus askerler, gemiyi aradıkları sırada Türk denizcileri başları eğik bir şekilde beklemeye zorladı.

Rusların Beşşar Esed rejimini desteklemeye başlamasının ardından 24 Kasım 2015’te Türk Hava Kuvvetleri’nin Suriye-Türkiye sınırında uçan bir Rus uçağını düşürmesi üzerine iki ülke, silahlı çatışmaya girdi. Sonra Türkiye Cumhurbaşkanı, olaylı ilgili bir özür mektubu yazmak zorunda kaldı. Haziran 2020’de de lazer güdümlü bir Rus bombası, İdlib vilayetindeki barınaklarında 34 Türk askerini öldürdü. İki lider, bir kez daha anlaşmazlığı giderdi.

Ancak bu iki olayda da Rusya Devlet Başkanı’nın eli baskın ve güçlüydü. Ama bugün özellikle Karadeniz’de durum böyle değil. Zira filosu, Ukrayna’ya ait topçuların, insansız hava araçlarının, füzelerin ve bombardıman uçaklarının menzilinde. Bunlar son aylarda aralarında komuta gemisi Moskova’nın da bulunduğu 30 büyük donanma gemisini yok etti veya hasara uğrattı. Ukrayna’nın saldırıları, İran’ın Hazar Denizi kıyısındaki deniz yolunu da tehdit ederek, Şahid İHA’larını Volga-Don Kanalı’na, ardından Azak Denizi’ne ve Karadeniz’e götürüyor.



İsrail’den yeni hamle... Smotrich, ‘Filistinlilerin göçünü teşvik etme’ sözü verdi

Ağır iş makineleri, Batı Şeria’daki El Halil yakınlarında Filistinlilere ait bir binayı yıkıyor. (Reuters)
Ağır iş makineleri, Batı Şeria’daki El Halil yakınlarında Filistinlilere ait bir binayı yıkıyor. (Reuters)
TT

İsrail’den yeni hamle... Smotrich, ‘Filistinlilerin göçünü teşvik etme’ sözü verdi

Ağır iş makineleri, Batı Şeria’daki El Halil yakınlarında Filistinlilere ait bir binayı yıkıyor. (Reuters)
Ağır iş makineleri, Batı Şeria’daki El Halil yakınlarında Filistinlilere ait bir binayı yıkıyor. (Reuters)

İsrail medyasında bugün yer alan habere göre, İsrail’in aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, işgal altındaki Batı Şeria ve Gazze Şeridi’nden ‘Filistinlilerin göçünü teşvik etmeyi’ planladığını açıkladı.

Smotrich, dün akşam kendi partisi olan Dini Siyonizm Partisi tarafından düzenlenen etkinlikte, “Bir Arap terör devleti kurma fikrini ortadan kaldıracağız” ifadesini kullandı.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Smotrich, “Nihayet Oslo anlaşmalarını hem resmi hem de fiilen iptal edeceğiz. Egemenliğe doğru ilerlerken Gazze Şeridi ve Batı Şeria’dan göçü teşvik edeceğiz” dedi.

Smotrich ayrıca, “Başka uzun vadeli bir çözüm yok” vurgusunda da bulundu.

İsrail güvenlik kabinesi, geçen haftadan itibaren Batı Şeria üzerindeki kontrolü sıkılaştırmayı hedefleyen bir dizi önlemi onayladı. Bu önlemler, aşırı sağcı bakanlar tarafından destekleniyor ve Oslo anlaşmaları çerçevesinde Filistin Yönetimi’nin yetki sahibi olduğu bölgeleri de kapsıyor.

85 ülkenin Birleşmiş Milletler (BM) nezdindeki misyonları dün bu adımları kınadı. Eleştirmenler, alınan önlemleri Filistin topraklarının fiili ilhakı olarak nitelendiriyor.


İranlılar, protesto kurbanları için düzenlenen 40. gün anma töreninde liderlik karşıtı sloganlar attı

İran karşıtı protestocular, 17 Şubat 2026'da Cenevre'de ABD ve İran arasında başlayacak dolaylı nükleer görüşmeler öncesinde Birleşmiş Milletler ofisi önünde pankartlar ve resimler taşıdı (AFP)
İran karşıtı protestocular, 17 Şubat 2026'da Cenevre'de ABD ve İran arasında başlayacak dolaylı nükleer görüşmeler öncesinde Birleşmiş Milletler ofisi önünde pankartlar ve resimler taşıdı (AFP)
TT

İranlılar, protesto kurbanları için düzenlenen 40. gün anma töreninde liderlik karşıtı sloganlar attı

İran karşıtı protestocular, 17 Şubat 2026'da Cenevre'de ABD ve İran arasında başlayacak dolaylı nükleer görüşmeler öncesinde Birleşmiş Milletler ofisi önünde pankartlar ve resimler taşıdı (AFP)
İran karşıtı protestocular, 17 Şubat 2026'da Cenevre'de ABD ve İran arasında başlayacak dolaylı nükleer görüşmeler öncesinde Birleşmiş Milletler ofisi önünde pankartlar ve resimler taşıdı (AFP)

AFP’nin doğruladığı videolara göre İranlılar dün, binlerce kişinin ölümüne yol açan protestoların başlamasının 40. gününde hükümet karşıtı sloganlar attılar.

Tahran'daki yetkililer ayrıca, 8 ve 9 Ocak'taki protestoların zirve noktasında hayatını kaybeden "şehitler" için anma töreni düzenledi.

İranlı yetkililer, aralık ayı sonlarında başlayan karışıklıklar sırasında 3 binden fazla kişinin öldüğünü açıkladı. Ölenlerin çoğunun güvenlik güçleri mensupları ve yoldan geçenler olduğu, ayrıca ABD ve İsrail'den destek aldıkları iddia edilen "terörist eylemlerin" faillerinin de bulunduğu belirtildi.

Başlangıçta artan hayat pahalılığına karşı ortaya çıkan protestolar, rejimi, özellikle de Yüksek Lider Ali Hamaney'i hedef alan sloganlara dönüşüp büyümeden önce bir süre hafiflemişti. Ancak son günlerde, İranlıların geceleri evlerinden ve çatılarından sloganlar attığını gösteren videolar ortaya çıktı.

Bazı videolarda ise birkaç kurbanın ölümünün 40. gününü anmak için düzenlenen anma töreninde toplanan kalabalıkların hükümet karşıtı sloganlar atıldığı görülüyor.

vffdv
Tahran'da bir kadın, İran'daki önceki hükümet karşıtı protestolarda hayatını kaybedenlerin 40. yıldönümünde öldürülen bir kişinin fotoğrafını gösteriyor (AFP)

Görüntülerde, Abadan'da (güneybatı) insanların ellerinde çiçekler ve bir gencin resmini taşıyarak, "Hamaney'e ölüm" ve "Şah çok yaşasın" diye slogan attıkları görülüyor.

Aynı şehirden bir başka videoda ise silah seslerine benzeyen sesler duyduktan sonra panik içinde koşuşturan insanlar görülüyor; ancak seslerin gerçek mermi olup olmadığı net değil.

İnsan hakları örgütleri tarafından yayınlanan videolarda ayrıca, kuzeydoğudaki Meşhed ve merkezdeki Necefebad şehirlerinde düzenlenen anma törenlerinde, kalabalıkların yönetim karşıtı sloganlar attığı da görüldü.

Tahran'daki Büyük Camii'de yetkililer tarafından düzenlenen 40. gün anma töreninde, kalabalıklar İran bayrakları ve "şehitlerin" resimlerini taşıdı; büyük kompleksin her yerinde millî marşlar ile "Amerika'ya ölüm" ve "İsrail'e ölüm" sloganları yankılandı.

Yetkililer, protestoların barışçıl bir şekilde başladığını, ancak daha sonra cinayet ve vandalizm içeren "ayaklanmalara" dönüştüğünü söylüyor ve şiddetten ABD ile İsrail'i sorumlu tuttuyor.

Törene, aralarında Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı Muhammed Rıza Arif ve Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani'nin de bulunduğu üst düzey yetkililer katıldı.

Tesnim haber ajansına göre Kaani, “Göstericileri ve teröristleri destekleyenler suçludur ve sonuçlarına katlanacaklardır” dedi.

Dünkü tören, İran ve ABD arasında Cenevre'de yapılan ikinci tur müzakerelerle eş zamanlı gerçekleşti. Bu müzakereler, Washington'un ölümcül protestoların ardından Ortadoğu'ya bir uçak gemisi ve saldırı gurubu konuşlandırması ve Başkan Donald Trump'ın Tahran'a karşı askeri harekât tehdidinde bulunmasının ardından artan gerilimler arasında gerçekleşti.


Hamas’ın silahsızlanması için son tarih... Baskı taktiği Gazze anlaşmasını zorlaştırıyor

Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları arasında oyun oynayan çocuklar (AFP)
Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları arasında oyun oynayan çocuklar (AFP)
TT

Hamas’ın silahsızlanması için son tarih... Baskı taktiği Gazze anlaşmasını zorlaştırıyor

Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları arasında oyun oynayan çocuklar (AFP)
Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları arasında oyun oynayan çocuklar (AFP)

İsrail basınına yansıyan sızıntılar, yarın (19 Şubat Perşembe) Washington’da Gazze Şeridi’ne ilişkin başlıkları ele almak üzere yapılması planlanan Barış Konseyi toplantısı öncesinde gündeme geldi. Söz konusu sızıntılarda, Hamas’ın silahsızlanması için 60 günlük süre tanınacağı, aksi halde ABD’nin ‘yeşil ışığıyla’ savaşın yeniden başlayabileceği ifade edildi.

Sızıntıların, ABD Başkanı Donald Trump’ın Hamas’ın derhal ve tamamen silahsızlanması yönündeki açıklamalarıyla büyük ölçüde örtüştüğü belirtiliyor. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, bu adımı ABD ile İsrail’in, söz konusu dosyayı toplantı gündemine dayatmak amacıyla kullandığı ortak bir baskı aracı olarak değerlendirdi. Uzmanlar, bu baskının ‘Gazze anlaşmasının seyrini sekteye uğratabileceği’ uyarısında bulundu.

Gazze’de 10 Ekim’den bu yana, Trump’ın sunduğu öneriye dayanan bir ateşkes anlaşması yürürlükte bulunuyor. Hamas’ın silahsızlandırılması, ABD’nin ocak ayı ortasında ikinci aşamasına geçildiğini duyurduğu planın temel unsurlarından biri olarak öne çıkıyor. Bu aşamanın, İsrail ordusunun Gazze Şeridi’nden kademeli çekilmesi ve bölgede istikrarın sağlanması için uluslararası bir gücün konuşlandırılmasıyla eş zamanlı ilerlemesi öngörülüyordu.

İsrail tarafı ise Trump yönetiminin talebi doğrultusunda Hamas’a silah bırakması için 60 günlük süre tanınacağını, sürenin yarınki Barış Konseyi toplantısının ardından başlayabileceğini belirtiyor. İsrail hükümet sekreteri Yossi Fuchs’un pazartesi akşamı yaptığı açıklamaya dayandırılan ve The Times of Israel tarafından aktarılan haberde, Hamas’ın talebe yanıt vermemesi halinde savaşın yeniden başlatılacağı tehdidinde bulunulduğu kaydedildi.

Bu gelişme, Trump’ın pazar günü sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı paylaşımdan sonra geldi. Trump mesajında, “Hamas silahsızlanma taahhüdüne tamamen ve derhal uymalıdır” ifadesini kullandı.

Son sızıntı, aralık ayında gündeme gelen benzer bir iddiayı da hatırlattı. Israel Hayom gazetesi, ABD ile İsrail’in, Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında Florida’da gerçekleşen görüşmenin ardından Hamas’ın silahsızlandırılması için iki aylık bir takvim üzerinde uzlaştığını öne sürmüştü.

Trump söz konusu dönemde Netanyahu ile düzenlediği ortak basın toplantısında, “Hamas ve silahsızlanma konusunu ele aldık. Silah bırakmaları için çok kısa bir süre verilecek, sürecin nasıl ilerleyeceğini göreceğiz” demişti. Netanyahu ise o tarihte Fox News kanalına verdiği mülakatta, Hamas’ın yaklaşık 20 bin silahlı unsurunun bulunduğunu ve bunların yaklaşık 60 bin Kalaşnikof tüfeği bulundurduğunu savunmuş, savaşın hedeflerinin -başta Hamas’ın tamamen ortadan kaldırılması olmak üzere- henüz tam anlamıyla gerçekleşmediğini belirtmişti.

frrftgtr
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında, yerinden edilmiş insanların çadırlarının yanından geçen Filistinliler (AFP)

Askeri strateji uzmanı Muhammed el-Umde, söz konusu sızıntının ‘İsrail’in anlaşma sürecini yalnızca sekteye uğratmayı değil, tamamen başarısızlığa sürüklemeyi amaçlayan doktriniyle örtüştüğünü’ belirtti. El-Umde, özellikle bu yıl yapılacak seçimlerle bağlantılı çıkarlarının, Başbakan Binyamin Netanyahu’yu müzakereleri uzatmaya, süreci yavaşlatacak engeller ve savaşa dönüşü meşrulaştıracak gerekçeler üretmeye ittiğini savundu.

Filistinli siyasi analist Nizar Nazzal ise sızıntının birden fazla hedef taşıdığını ifade etti. Nazzal’a göre bunlar arasında beklenti çıtasını yükseltmek, ikinci aşama resmen sabitlenmeden önce ‘oyunun kurallarının’ değişebileceği mesajını vermek ve daha önce gündeme gelen kademeli silahsızlanma önerisinden farklı fikirler ortaya atarak Hamas üzerinde baskı kurmak yer alıyor.

Nazzal, bu gelişmeyi Washington yönetiminin Gazze anlaşmasını ilerletme konusundaki ciddiyetini test eden bir adım olarak nitelendirdi. Netanyahu hükümetinin ise süreci karmaşıklaştırmak ve Barış Konseyi’nde ortaya çıkabilecek muhtemel uzlaşıların önünü kesmek istediğini dile getirdi.

Son sızıntılar, bir hafta önce gündeme gelen farklı bir iddiayla çelişiyor. New York Times gazetesi, kaynaklara dayandırdığı haberinde Washington’un Hamas’a yönelik yeni bir teklif hazırladığını yazmıştı. Haberde, İsrail’i vurma kapasitesine sahip ağır silahların teslim edilmesini öngören teklifin, ilk aşamada Hamas’ın bazı hafif silahları elinde tutmasına izin verebileceği ve önerinin önümüzdeki haftalarda sunulmasının planlandığı belirtilmişti.

fygfy
Geçtiğimiz pazar günü Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta yıkılmış binaların enkazı üzerine Ramazan süsleri asan Filistinliler (EPA)

Hamas ise silah konusunda tutumunu koruyor. Hareketin önde gelen isimlerinden Halid Meşal, bir hafta önce Doha’da düzenlenen bir forumda silahların tamamen bırakılması çağrılarını reddetti. “Halkımız hâlâ işgal altında. Bu nedenle silahsızlanma çağrısı, halkımızı kolayca ortadan kaldırılabilecek bir kurban haline getirme girişimidir. İsrail ise uluslararası düzeyde her türlü silahla donatılmış durumda” diyen Meşal, Barış Konseyi’ne ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu.

Askeri uzman Muhammed el-Umde, tartışmaların kademeli silahsızlanma önerisi etrafında şekillenebileceğini ancak iki aylık sürenin Hamas ya da başka bir yapının silah bırakması için yeterli olmayacağını savundu. El-Umde, “Hareket zaten böyle bir adım atmayacak ve bu yolu kabul etmeyecektir” dedi.

El-Umde’ye göre Hamas gibi bir yapının silahsızlandırılması, taraflar arasında bir mutabakat sağlansa dahi en az bir yıl sürecek bir süreç gerektirir.

Nizar Nazzal da çelişkili sızıntıların ‘müzakere sürecinde kullanılan bir baskı kartı’ olabileceğini ifade etti. Nazzal’a göre 60 günlük süre iki olası senaryoya işaret ediyor: Hamas’ı kısmi tavizlere zorlayarak Gazze anlaşmasının yavaş da olsa sürmesini sağlamak ya da anlaşmayı uzun süreli olarak dondurmanın ve İsrail’e daha geniş çaplı ihlaller için alan açmanın zeminini hazırlamak.