Ortadoğu ülkeleri neden Somali'ye gün geçtikçe daha fazla ilgi göstermeye başladı?

Etiyopya’nın Somaliland ile yaptığı anlaşma sonrası bölgede gerilimin tırmanma riski arttı

İllüstratör: Nash Weerasekera
İllüstratör: Nash Weerasekera
TT

Ortadoğu ülkeleri neden Somali'ye gün geçtikçe daha fazla ilgi göstermeye başladı?

İllüstratör: Nash Weerasekera
İllüstratör: Nash Weerasekera

Christopher Phillips

Dünyanın tüm dikkati halen Gazze Şeridi’ndeki savaş üzerindeyken, Kızıldeniz'in diğer yakasında medyanın gözünden kaçan bir kriz büyüyor. Bu kriz, yakında bölgeyi benzer şekilde istikrarsızlaştıracak.

Somali'den 1991 yılından bu yana fiili olarak bağımsızlığını sürdüren ayrılıkçı Somaliland Cumhuriyeti, henüz uluslararası toplum tarafından tanınmış değil. Ancak Somaliland ile komşusu Etiyopya arasında geçtiğimiz ocak ayı başlarında imzalanan mutabakat zaptı sonrasında bu durum değişecek gibi görünüyor. Herhangi bir deniz limanı olmayan Etiyopya, Berbera Limanı da dahil olmak üzere Somaliland’ın Kızıldeniz kıyılarına erişme ve askeri üs kurma karşılığında komşusunu tanıma sözü verdi.

İki ülke arasında yapılan anlaşmanın duyurulması, Etiyopya’yı ‘topraklarını resmi olarak parçalamaya yeşil ışık yakmakla’ suçlayan Somali’yi kızdırdı. Duyuru, Somali'nin toprak bütünlüğünü destekleyen ve aynı zamanda Etiyopya’nın Kızıldeniz’e erişme fırsatı yakalamasından endişe eden Mısır başta olmak üzere Ortadoğu'daki birçok ülkenin de tepkisini çekti.

Öte yandan Ortadoğu ülkelerinin bu tartışmaya ilgisi yeni değil. Bölgesel güçler, son on yıldır Somali siyasetine ve genel olarak Afrika Boynuzu bölgesine olan ilgilerini önemli ölçüde artırdı.

Somali ve Afrika Boynuzu'nda yalnızca Mısır'ın değil, Katar'ın, Türkiye'nin, Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) ve hatta söz konusu ülkelerden biraz daha az da olsa Suudi Arabistan'ın, İran'ın ve İsrail'in özel çıkarları var.

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, anlaşmanın imzalanmasından kısa bir süre sonra Kahire’ye ve Doha'ya gerçekleştirdiği ani ziyaretlerin yanı sıra anlaşmanın hayata geçirilmesini engellemek amacıyla Arap Birliği'ni (AL) acil toplantıya çağırması da bu özel çıkarların bir göstergesi. Ortadoğu ülkeleri, bir zamanlar Afrika Boynuzu bölgesinde yaşanan gerilimlerden ve çatışmalardan zarar gören ve Arapça konuşulan bir ülke olan Somali ile ilgilenmezken, ülke bugün Ortadoğu dış politikasının ve zaman zamanda rekabetin önemli bir sahası haline gelmiş durumda.

Körfez’deki birçok ülke, ABD’nin Somali'deki cihatçı militanlarla ilgili endişelerini paylaşıyordu.

Somali'de Ortadoğu

Somali, Ortadoğu'ya olan yakınlığına rağmen bölgesel güçler açısından geçmişte yüksek bir önceliğe hiç sahip olmadı. Somali, Ortadoğu bölgesiyle kültürel, dini ve dilsel bağları olduğundan 1974 yılında AL üyeliğine kabul edildi. Aynı bağlar, Katar'ın 1980'lerde Somali ile iş anlaşmaları geliştirmesine de katkıda bulundu. Öte yandan Somali’nin 1960 yılında bağımsızlığını kazanmasından bu yana ülke tarihinin büyük bölümünde onunla en fazla ilgilenen ve ülkede en fazla etkili olan dış güçler Ortadoğu ülkeleri değil, küresel güçler oldu.

Soğuk Savaş döneminde Somali'de iktidarı elinde bulunduran Marksist diktatörlük, Mogadişu'yu kapsamlı bir şekilde silahlandırdı ve 1977 yılında Etiyopya'ya yönelik talihsiz işgali başlatması için onu cesaretlendiren Sovyetler Birliği ile ittifak kurdu. Ancak savaş sırasında fırsatçı bir politika izleyen Moskova, tutum değiştirdi. Bu durum, Somali'nin yenilgisine ve sonunda da çöküşüne yol açtı. Ülke 1991 yılından sonra kaosa sürüklendi. Ülkede iç savaş çıkması, ABD’nin dikkatinin ona yönelmesini sağladı. ABD, eski Başkan George H.W. Bush'un ‘Yeni Dünya Düzeni’ planı çerçevesinde 1992 yılında Mogadişu'yu istikrara kavuşturmak için Birleşmiş Milletlere (BM) bağlı görev gücünün liderliğini üstlendi.

sd vdf
Somalili muhalif milisler, Mogadişu'daki üslerine doğru yola çıkmadan önce, 7 Mayıs 2021 (AFP)

Ancak ABD, ağır kayıplar vermesi ve Somali’ye olan ilgisini kaybetmesi sonrası askerlerini bir yıllık görev süresinin ardından geri çekse de Somali, Washington'ın radarında kalmaya devam etti. ABD’de yaşanan 11 Eylül saldırılarından sonra Somali'de faaliyet gösteren radikal İslamcı milisler, eski Başkan George W. Bush'un 2002 yılında Sonsuz Özgürlük Operasyonu - Afrika Boynuzu (Operation Enduring Freedom – Horn of Africa/OEF-HOA) adlı askeri operasyonun başlatılması ve Somalili cihatçı milislerle mücadele için komşusu Cibuti'de bir askeri üs kurulması talimatı vermesinde rol oynadı. Beyaz Saray ayrıca, Mogadişu'da iktidara gelen İslamcı çizgideki İslami Mahkemeler Birliği (ICU) örgütünü ortadan kaldırmak amacıyla müttefiki Etiyopya'nın 2006 yılında Somali'yi işgalini destekledi.

İşgal, Ortadoğu’daki güçlerin Somali'ye daha güçlü müdahale etmesinin önünü açtı. Katar, işgalden önce İslam Mahkemeleri Birliği ile ilişkiler kurmuştu. Bu yüzden Somali’nin işgaline karşı çıksa da 2006 yılından sonra Somali’de Etiyopya ve Afrika Birliği (AfB) tarafından kurulan başkanlık sisteminde yer alan siyasal İslamcılarla ilişkilerini sürdürdü. Körfez’deki birçok ülke, ABD’nin Somali'deki cihatçı militanlarla ilgili endişelerini paylaşıyordu. 2000'li yılların sonlarında Somali'nin orta kesimlerinin ve güneyinin büyük bir bölümünü ele geçiren El Kaide bağlantılı eş-Şebab Hareketi’nin İslami Mahkemeler Birliği'ni desteklemesiyle bu endişelerin yersiz olmadığı kısa sürede anlaşıldı.

BAE ve Katar, Somali’de 2012, 2017 ve 2022 yıllarında gerçekleşen cumhurbaşkanlığı seçimlerinde rakip adayları destekledi.

Ortadoğu’dan birçok ülke, uluslararası deniz taşımacılığı için stratejik öneme sahip bir bölge olan Kızıldeniz ve Hint Okyanusu'nun hassas kıyılarında cihatçı gruplarla mücadele etmek ve istikrarı sağlamak amacıyla bölgede ilk kez büyük bir müdahaleye girişti. Bölgesel rakipler arasında gerilim artarken, Somali siyaseti beklenmedik şekilde bir savaş arenasına dönüştü. BAE ve Katar, Somali’de 2012, 2017 ve 2022 yıllarında gerçekleşen cumhurbaşkanlığı seçimlerinde rakip adayları destekledi ve bu adayların seçim kampanyalarına kaynak aktardı. Hem BAE hem de Katar, özellikle Somali'nin 2011 yılında şiddetli bir kıtlık yaşamasının ardından ülkeye önemli miktarlarda yardım gönderdi, altyapı projelerine yatırım yaptı ve Somali ordusunun eğitimine yardım etti. Aynı rolü Türkiye de oynadı. Ankara, 2017 yılında Somali'ye ihracat yapan en büyük beşinci ülke haline geldi. Bunun yanında Türkiye, yardım programları aracılığıyla Somali’de yeni hastaneler, okullar ve yollar inşa etti. Türk şirketleri, Mogadişu Limanı’nın ve Uluslararası Havaalanı’nın geliştirilmesi için yapılan birçok ihaleyi kazandı.

Bir yandan Katar ile Türkiye, diğer yandan BAE arasında 2000'li yılların ortalarında giderek artan rekabet, 2017’de Katar'ın desteklediği cumhurbaşkanı adayının seçimleri kazanmasıyla BAE'nin Somali'den geçici olarak önemli ölçüde geri çekmesine neden oldu. Böylece Abu Dabi'nin Somaliland'a olan ilgisi arttı. Bölge, 1980'li yılların sonunda Somali devletine karşı isyan bayrağı çekmiş, ancak Mogadişu demir yumrukla isyanı bastırmıştı.

sdvfsv
Etiyopya ile ayrılıkçı Somaliland bölgesi arasında imzalanan liman anlaşmasının ardından Mogadişu’daki Eng. Yariisow Stadyumu’nda düzenlenen Somali hükümetine destek gösterisi sırasında Somali bayrağını dalgalandıran kız öğrenciler, 3 Ocak 2024 (AFP)

Mogadişu, 1991 yılında kaosa sürüklenince (Somaliland'ın başkenti) Hargeisa, neredeyse eski İngiliz kolonisi dönemdeki sınırlar içinde bağımsızlığını ilan etme fırsatı yakaladı. Uluslararası toplumdan hiçbir taraf, Somaliland’ın Somali’den ayrılmasını kabul etmese de Somali, bölgeyi geri alamayacak kadar zayıftı. Çeşitli dış güçlerle sahip olduğu gayrı resmi ilişkilerden yararlanan Hargeysa, demokratik bir hükümet kurmayı başardı.

Bahsi geçen dış güçlerden biri, Mogadişu ile arasında çok eskilere dayanan bir düşmanlığa sahip olan ve Somali'nin ‘Balkanlaştırılmasını’ memnuniyetle karşılayan Etiyopya'ydı. Addis Ababa, 2016 yılında Somaliland bölgesindeki Berbera Limanı’nı geliştirmesi için BAE’ye baskı yaptı ve bunda başarılı oldu. Aynı zamanda Hargeysa ile Abu Dabi arasında daha yakın ilişkiler kurulmasına yardım etti. Anlaşma sonucunda Dubai merkezli Dubai Port World Şirketi otuz yıllığına limanı kiraladı. Anlaşmada BAE’nin Yemen'deki savaşın en yoğun olduğu dönemde inşa etmeye başladığı bir askeri ve deniz üssünün kurulmasını içerse de savaş sona erince BAE, üslerin inşasını iptal etme kararı aldı. 2017 yılında Somali'ye yönelik müdahalelerinden geri adım atan BAE, Somaliland ile askeri işbirliğini güçlendirdi ve sahil güvenlik, polis kuvvetleri ve güvenlik servislerinin eğitilmesi alanlarında Hargeysa’ya yardımcı oldu.

Addis Ababa uzun süredir halkın ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla denize erişim yolları arıyordu.

2024 krizi

Somaliland ile Etiyopya arasında bu yılın başlarında yapılan anlaşma, ilişkilerinin daha uzun yıllar devam edeceğine ve hem diplomatik hem de stratejik angajmanlarında büyük bir değişimin olacağına işaret ediyor. Esasında Etiyopya, 1991 yılında Somali'den bağımsızlığını ilan etmesinden bu yana Somaliland’ın yakın bir müttefiki olmaya devam etti. Etiyopya, Somali'nin parçalanması karşısında memnuniyetini gizlemezken, Somaliland'ın ona sağladığı Kızıldeniz'e erişim imkanına da büyük değer veriyor. Çünkü Etiyopya, Eritre'nin 1991 yılında bağımsızlığını kazanmasıyla denize erişimini kaybetti.

Etiyopya, o tarihten bu yana ticaretinin büyük kısmını, dar bir geçiş noktası olan Cibuti Limanı üzerinden gerçekleştiriyordu. Addis Ababa, 120 milyonluk nüfusunun ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla uzun süredir denize erişim yolları arıyordu. Aslında Berbera Limanı’nın geliştirilmesini istemesinin arkasında Cibuti'ye alternatif bir liman bulmak yatıyordu. BAE, Berbera Limanı’nı Etiyopya sınırına bağlayan 400 milyon dolarlık bir yolun inşasını finanse etmeye yardımcı olarak Addis Ababa’nın işini oldukça kolaylaştırdı. Fakat Etiyopya, ticaret amaçlı isteklerinin ötesine geçip Somaliland kıyısında bir askeri üs inşa etmeyi içeren bir anlaşma imzalaması ve bunun karşılığında komşusunun bağımsızlığını tanıma sözü vermesi yeni bir durum. Bu durum da Somali’nin ve Ortadoğu'daki müttefiklerinin öfkeli tepkisine neden oldu.

sdvfdsv
Fotoğraf: Shutterstock

Öte yandan Somali, söz konusu anlaşmanın imzalanmasından sonra yalnızca Ortadoğu'daki müttefiklerinden yardım istemedi. Avrupa Birliği (AB) anlaşmayı kınarken, ABD endişelerini dile getirdi. Doğu Afrika (Afrika Boynuzu) Bloku Hükümetler Arası Kalkınma Otoritesi (IGAD) ise gerilimin tırmanmasının önlenmesi çağrısında bulunmak üzere Uganda'da acil bir zirve düzenledi. Ancak yine de Ortadoğulu aktörler, Somali'nin anlaşmaya karşı mücadele planlarında önemli bir rol oynadı. Somali ayrıca anlaşmanın duyulmasından iki hafta sonra acil olarak AL Dışişleri Bakanları Toplantısı düzenlenmesi çağrısında bulundu. AL Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt, toplantıda Arap Birliği’nin Somali'nin egemenliğini desteklediğini vurguladı. Uzun süredir müttefik olan Türkiye ve Katar da vakit kaybetmeden Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud'a desteklerini açıkladı.

Ancak Katar, BAE ve Türkiye'nin aksine Somali’yi en çok destekleyenlerden biri Mısır oldu.

İsrail şu an Gazze Şeridi’ndeki savaşla meşgul olduğundan Etiyopya ile Somali arasındaki gerilime müdahale edemiyor.

Mısır, önce kendi iç sorunlarına, ardından da Afrika Boynuzu'ndaki komşusu Sudan'a odaklandığından 2010 yılına kadar Somali'yle fazla ilgilenmedi. Ancak son yıllarda askeri destek verilmesi de dahil olmak üzere Somali’ye yönelik müdahalelerini yoğunlaştırdı.

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Etiyopya ile Somaliland arasındaki anlaşmanın duyurulmasından bir gün sonra Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud'la yaptığı telefon görüşmesinde desteğini ifade etmiş, beş gün sonra da Mısır'dan bir heyeti Mogadişu'ya göndermişti. Sisi, daha sonra Somali’nin egemenliğinin Mısır için ‘kırmızı çizgi’ olduğunu söyledi. Ancak Mısır'ın Somali’nin egemenliğinden daha büyük endişeleri var.

Prensipte uzun süredir Afrika'daki her türlü ayrılıkçı harekete karşı çıkan Mısır, kendi devletlerini zayıflatabilecek bir emsal oluşturacağından korkan diğer birçok sömürge sonrası devletin paylaştığı endişelere sahip. Mısır, daha spesifik olarak Somali konusunda ise Süveyş Kanalı tarafından güvence altına alınan hayati kazanımlarını tehdit eden Kızıldeniz'deki istikrarsızlıktan zaten endişeli. Ayrıca, Etiyopya'nın halihazırda güvenlik durumu kırılgan olan denizlerde daha fazla deniz gücüne erişmesini istemiyor. Bunun yanında Kahire ile Addis Ababa arasında, Etiyopya’nın Mavi Nil Nehri üzerinde inşa ettiği Büyük Rönesans Barajı (Hedasi) konusunda da fiili bir anlaşmazlık söz konusu. Kahire, tüm çabalarına rağmen Addis Ababa'yı, Mısır'ın su güvenliğine büyük bir tehdit oluşturan projeden vazgeçiremedi.

dcfvdf
İsrail'e ait bir F-16 savaş uçağı, İsrail'in Gazze Şeridi sınırı yakınlarında gökyüzüne işaret fişekleri fırlatırken, 24 Şubat 2024 (Reuters)

Öte yandan BAE, Somaliland ile Etiyopya arasında yapılan anlaşma karşısında nispeten sessiz kaldı. Son yıllarda, Addis Ababa ile onun baş düşmanı Asmara arasında 2018 yılında imzalanan barış anlaşmasına arabuluculuk yapan BAE, Etiyopya ile daha da yakınlaştı. Aynı zamanda Somaliland ile yakın ticari ilişkilere sahip olan BAE, daha önce de belirtildiği gibi, Berbera Limanı ile ilgili çeşitli anlaşmalar imzalayarak Hargeysa’yı gayri resmi olarak tanıdı. Ancak bu, müttefiki Etiyopya’nın eylemlerinin güçlü bir şekilde savunulması ya da AL üyesi olan Somali’nin güçlü bir şekilde desteklenmesi anlamına gelmedi.

Bu göreceli tarafsızlık, BAE'nin değişen jeopolitik koşullarını yansıtıyor olabilir. BAE’nin Somaliland'a yönelik ilk müdahalesi, adayı kısa bir süre önce Somali’deki cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanan Katar'la bölgesel rekabetinin doruğa çıktığı bir dönemde de olsa Abu Dabi'nin Doha ile ilişkilerinde artık tansiyon daha düşük. Esasında BAE, 2022 yılında Somali'de Hasan Şeyh Mahmud'u desteklemişti. Hal böyle olunca ve BAE'nin her iki tarafta da çıkarları varken karşı tarafı tutması stratejik açıdan akıllıca olmayabilir.

Öte yandan bölge İsrail’in de radarında. İsrail, geçmişte Kızıldeniz'e kıyısı olan tek Arap olmayan ülke olarak mevcut statüsünü korumak istiyordu. İsrail, İran'ın geçmişte Hamas'a malzeme tedariki için Eritre ve Sudan üzerinden deniz yolunu kullanması nedeniyle endişeliydi. Bu yüzden 1960'lı ve 1970'li yıllardan beri yakın işbirliği içinde olduğu Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişme ihtimalini memnuniyetle karşılamış, ancak sessizliğini korumuş olabilir. Ancak İsrail şu an Gazze Şeridi’ndeki savaşla bölgeye müdahale edemeyecek kadar meşgul ve muhtemelen ya kısmen ya da tamamen bölgede gözlerden uzak olacak.

Somali, 2000'li yıllardan itibaren Ortadoğu ülkelerinin müdahaleleriyle daha istikrarlı bir ülke haline geldi.

Tırmanış faktörleri mi yoksa sakinlik faktörleri mi?

Somaliland-Etiyopya anlaşmasının yarattığı krize dahil olan ülke sayısı göz önüne alındığında Ortadoğu ülkelerinin Somali'ye müdahalesinin şiddet olaylarının tırmanma riskini artırdığı sonucuna varılabilir. Son olarak Mısır Cumhurbaşkanı Sisi'nin Somali’nin egemenliğini Mısır’ın ‘kırmızı çizgi’ olarak nitelendirmesiyle, dış aktörlerin krizi nasıl militarize edebileceğini görmek kolay. Fakat yine de mesele tam olarak bu da değil. Somali'nin 2000'li yıllardan itibaren Ortadoğu ülkelerinin müdahaleleriyle daha istikrarlı bir ülke haline geldiği söylenebilir. Somali, her ne kadar eş-Şebab Hareketi henüz yenilgiye uğratılmamış ve halen istikrara kavuşmamış olsa da son on yılda, önceki otuz yıla kıyasla çok daha fazla yabancı yatırım çekti. Bu da en azından başkent Mogadişu'da bir dereceye kadar istikrarın sağlanmasına katkıda bulundu. BAE, Katar, Türkiye ve diğer ülkeler, seçimlerde farklı adayları desteklemiş olsa da bu ülkelerin hiçbiri, başka bazı ülkelerde olduğu gibi rakip silahlı grupları desteklemeye başvurmadı.

BAE, Etiyopya ile Eritre arasındaki arabuluculukta hayati bir rol oynadı. Bu da Ortadoğu ülkelerinin işlevsiz olmak şöyle dursun, istikrarı teşvik etme potansiyeline sahip olduğunu gösteriyor. Mevcut krizde de aynısı olabilir. Çağımızın aktörleri üzerinde giderek artan Ortadoğu ülkelerinin müdahaleleri, gerilimleri artırabildiği kadar bu gerilimleri kolayca yatıştırmaya da yardımcı olabilir.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Aksiyon klasiğinin devamında rota değişti: Yönetmen koltuğu boşaldı

Oscar ödüllü Nicolas Cage, John Woo imzalı Yüz Yüze'de (Face/Off) sadist terörist Castor Troy'u canlandırmıştı (Paramount Pictures)
Oscar ödüllü Nicolas Cage, John Woo imzalı Yüz Yüze'de (Face/Off) sadist terörist Castor Troy'u canlandırmıştı (Paramount Pictures)
TT

Aksiyon klasiğinin devamında rota değişti: Yönetmen koltuğu boşaldı

Oscar ödüllü Nicolas Cage, John Woo imzalı Yüz Yüze'de (Face/Off) sadist terörist Castor Troy'u canlandırmıştı (Paramount Pictures)
Oscar ödüllü Nicolas Cage, John Woo imzalı Yüz Yüze'de (Face/Off) sadist terörist Castor Troy'u canlandırmıştı (Paramount Pictures)

1990'ların aksiyon klasiği Yüz Yüze'nin (Face/Off) devam filmi için yönetmen koltuğu boş kaldı. 

Collider'ın haberine göre, daha önce hem senaristliği hem de yönetmenliği üstleneceği açıklanan Adam Wingard, Paramount Pictures'ın devam projesinden ayrıldı.

Hollywood Reporter ayrılığın iki tarafın karşılıklı anlaşmasıyla gerçekleştiğini yazıyor. Böylece Face/Off 2, yönetmensiz kaldı ve stüdyo, John Travolta ve Nicolas Cage'li kült filmin devamı için farklı isimlerden yeni fikirler dinlemeye başladı.

2019'da yapımcı Neal Moritz'in bir yeniden çevrim üzerinde çalıştığı haberi gündeme gelmiş, Paramount da senaryoyu yazması için Oren Uziel'i görevlendirmişti. 2021'deyse stüdyo, Wingard'ı yönetmen olarak projeye dahil etmişti. Ayrıca Wingard'ın senaryoyu Simon Barrett'la birlikte kaleme aldığı duyurulmuştu.

Wingard'ın sıradaki filmi, A24 imzalı gerilim Onslaught. Yapımın oyuncu kadrosunda Adria Arjona, Dan Stevens, Drew Starkey ve Rebecca Hall yer alıyor. 43 yaşındaki Wingard, Misafir (The Guest), Katliam Gecesi (You're Next) ve Godzilla ve Kong: Yeni İmparatorluk'la (Godzilla x Kong: The New Empire) tanınıyor.

John Woo'nun yönettiği 1997 yapımı Yüz Yüze, deneysel bir prosedürle yüzlerini ve kimliklerini değiştiren bir FBI ajanıyla bir teröristin hikayesini anlatıyordu. Paramount'un Haziran 1997'de vizyona soktuğu film, dünya genelinde 240 milyon doların üzerinde hasılat elde etmiş ve ses efektleri kurgusu dalında Oscar adaylığı kazanmıştı.

Wingard, 2024'te Hollywood Reporter'a verdiği röportajda, Face/Off 2 için geldiği noktadan duyduğu heyecanı dile getirmişti.

"Face/Off meselesine çok girmek istemiyorum ama evet, bence senaryo gerçekten acayip iyi" demişti: 

Okuduğunuzda 'Vay anasını!' diyorsunuz. Bu, hayal bile edemeyeceğim kadar sahici bir devam filmi.

Independent Türkçe, Collider, Hollywood Reporter


Yeni seri katil filmi "sıfır" puanla sınıfta kaldı

Psycho Killer, eşini öldüren satanist katilin peşine düşen bir polise odaklanıyor (20th Century Studios)
Psycho Killer, eşini öldüren satanist katilin peşine düşen bir polise odaklanıyor (20th Century Studios)
TT

Yeni seri katil filmi "sıfır" puanla sınıfta kaldı

Psycho Killer, eşini öldüren satanist katilin peşine düşen bir polise odaklanıyor (20th Century Studios)
Psycho Killer, eşini öldüren satanist katilin peşine düşen bir polise odaklanıyor (20th Century Studios)

Yeni korku filmi Psycho Killer, Rotten Tomatoes'da adeta yerden yere vuruluyor.

Yedi (Seven), The Killer ve Hayalet Süvari'yle (Sleepy Hollow) tanınan Andrew Kevin Walker'ın yazdığı yeni seri katil filmi, ABD'de 20 Şubat'ta sinemalarda gösterime girdi. Barbarian yıldızı Georgina Campbell'ın başrolünde yer aldığı filmin oyuncu kadrosunda Grace Dove, Malcolm McDowell ve Logan Miller da var. 

Gavin Polone'un yönettiği Psycho Killer, eşinin vahşice öldürülmesinin ardından bir polis memurunun failin peşine düşmesini anlatıyor.

Eleştirmenlerin yorumları şu ana kadar istisnasız biçimde olumsuz: Film, Rotten Tomatoes'da nadir görülen şekilde yüzde sıfır puanda kaldı.

Rotten Tomatoes, Psycho Killer için yeterli sayıda doğrulanmış kullanıcı yorumu toplayınca izleyici puanı da açıklandı. Sinemaseverler eleştirmenlere kıyasla biraz daha yumuşak davranmış olsa da genel hava hâlâ olumsuz. Yeni yorumlar geldikçe tablo değişebilir ancak filmin izleyici skoru şimdilik yüzde 33'te kalmış görünüyor.

Olumsuz yorumlarda öne çıkan eleştiriler benzer: Oyunculuk ve senaryo en çok yerilen noktalar olurken, bazı izleyiciler özel efektlerden duydukları hayal kırıklığını da dile getirdi. Ayrıca film çoğu kişi tarafından "sıkıcı" bulundu.

Epic Film Guys, X'te "Psycho Killer sıkıcı, yavan bir keşmekeş" diye yazdı: 

Zayıf performanslar, sıradan karakterler ve dağınık hikaye, etkisiz ölüm sahneleriyle birleşince insanı tatmin etmiyor. En büyük kozunuz Malcolm McDowell'sa, ortada bir sorun vardır.

Midnight Movie Talk'tan Erick Weber ise daha sert konuştu: 

Akıl almaz derecede berbat. Gördüğüm en aptal senaryolardan biri. Fragmanla film arasındaki fark yüzünden izleyici 20th Century Studios'u dava etmeli.

AllAboutMovies de filmi "ortalamanın altında" ve "sebepsiz yere yavaş" diye niteledi; Campbell içinse "iyi olan tek şey oydu" yorumunu yaptı.

Fresh Fiction TV'den Courtney Howard da benzer bir çizgideydi: 

Son derece sıkıcı, dağınık bir film. Tembel, ilkel ve akıl karıştıran yaratıcı tercihlerle dolu. Georgina Campbell'a gerçekten yazık etmişler.

Filmin bütçesinin 10 milyon doların altında olduğu belirtiliyor. Bu nedenle gişede zamanla makul bir hasılata ulaşıp az da olsa kâra geçmesi ihtimal dahilinde. Kısacası düşük bütçe umut verse de gelen tepkiler filmin işinin kolay olmayacağını söylüyor.

Psycho Killer'ın Türkiye'deki vizyon tarihi şimdilik belirsiz.

Independent Türkçe, ScreenRant, GamesRadar


Politik tartışmadan kaçan Berlinale'de ödül gecesi taşları yerinden oynattı

Chronicles from the Siege'in yönetmeni Abdallah Alkhatib (solda), bir Filistinli olarak Filistin hakkında konuşmak zorunda olduğunu belirtti (AP)
Chronicles from the Siege'in yönetmeni Abdallah Alkhatib (solda), bir Filistinli olarak Filistin hakkında konuşmak zorunda olduğunu belirtti (AP)
TT

Politik tartışmadan kaçan Berlinale'de ödül gecesi taşları yerinden oynattı

Chronicles from the Siege'in yönetmeni Abdallah Alkhatib (solda), bir Filistinli olarak Filistin hakkında konuşmak zorunda olduğunu belirtti (AP)
Chronicles from the Siege'in yönetmeni Abdallah Alkhatib (solda), bir Filistinli olarak Filistin hakkında konuşmak zorunda olduğunu belirtti (AP)

76. Berlin Uluslararası Film Festivali (Berlinale) etkinlik boyunca siyasi tartışmalardan kaçındığı gerekçesiyle art arda eleştiriler alsa da jürinin tercihleri ve kazananların konuşmaları bu eksikliği önemli ölçüde telafi etti.

Festivalin büyük ödülü Altın Ayı, hükümetin hedefi haline gelen bir Türk ailesini izleyen, İlker Çatak imzalı Sarı Zarflar'a gitti. Hollywood Reporter'ın aktardığına göre ödülü takdim eden Jüri Başkanı Wim Wenders, filmi "totalitarizmin siyasal diliyle sinemanın empatik dili arasındaki karşıtlığı" anlatan bir yapım diye niteledi.

Ödülünü alırken Çatak, siyasi bir konuşma hazırladığını ancak bunu paylaşmamayı seçtiğini söyledi: 

Çok sayıda zeki insan çok sayıda akıllıca şey söyledi ve ben sahneyi bu filmi birlikte yaptığım harika insanlara bırakmak istiyorum. Bu ödülün asıl kahramanları onlar.

Yine de filmindeki bir sahnenin "Berlin'de geçen son birkaç günü hatırlattığını" belirterek şunu ekledi: 

Sinemacılar sinemacılara karşı, sanatçılar yaratıcı insanlara karşı... Ama biz düşman değiliz. Biz müttefikiz. Asıl tehdit aramızda değil. Asıl tehdit otokratlar. Aşırı sağ partiler. Zamanımızın nihilistleri; iktidara gelip yaşam biçimimizi yok etmeye çalışanlar.

İkincilik ödülü olan Gümüş Ayı Büyük Jüri Ödülü ise Emin Alper'in Kurtuluş filmine gitti. Alper konuşmasında, hapisteki İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu da dahil olmak üzere cezaevindeki bazı muhalif isimlerle dayanışma içinde olduğunu belirtti.

Alper ayrıca "zorbalık altında acı çeken İran halkı" ve "en korkunç koşullar altında yaşayan ve ölen Gazze'deki Filistinliler" için de sesini yükseltti.

Chronicles from the Siege'le GWFF En İyi İlk Uzun Metraj Film Ödülü'nü kazanan yönetmen Abdallah Alkhatib, sahneye kefiyeyle çıktı. Yapımcı Taqiyeddine Issaad ise Filistin bayrağı taşıyordu.

Alkhatib, "Berlinale'ye katılmak konusunda tek bir nedenle çok büyük baskı altındaydım" dedi: 

Burada durup 'Filistin özgür olacak' demek için.

Filistinli sinemacı sözlerini şöyle sürdürdü: 

Ve bir gün Gazze'nin tam ortasında, Filistin'in diğer şehirlerinin tam ortasında büyük bir film festivali düzenleyeceğiz. Festivalimiz kuşatma altında yaşayanlarla, işgal altında yaşayanlarla ve dünyanın dört bir yanında diktatörlükler altında yaşayanlarla dayanışma içinde olacak. Sinemadan önce siyasetten konuşacağız. Sanattan önce direnişten, görevden önce özgürlükten, kültürden önce insandan söz edeceğiz. O uzun zamandır beklenen gün geliyor.

Alkhatib sözlerine "Uzun zamandır beklenen gün geliyor ve insanlar ne olduğunu sorduğunda onlara, 'Filistin hatırlıyor' deyin. Bizimle birlikte duran herkesi hatırlayacağız ve bize, onurlu bir yaşam sürme hakkımıza karşı çıkan ve sessiz kalmayı seçen herkesi hatırlayacağız" diyerek devam etti. 

37 yaşındaki yönetmen sözlerini şöyle sürdürdü:

Bazı insanlar bana, şimdi söylemek üzere olduklarımı söylemeden önce dikkatli olmam gerektiğini söyleyerek Almanya'da bir mülteci olduğumu hatırlattı. Çok fazla kırmızı çizgi var ama umurumda değil. Benim umurumda olan halkım, Filistin. O yüzden son sözüm Alman hükümetine: İsrail'in Gazze'deki soykırımında ortaksınız. Bu gerçeği anlayacak kadar zeki olduğunuza inanıyorum ama umursamamayı seçiyorsunuz. Filistin özgür olsun; şimdi, dünyanın sonuna kadar.

Kısa Film Altın Ayı ödülü Marie-Rose Osta'nın Someday, a Child'a (Yawman ma walad) verildi. Osta'nın konuşması seyirciden alkış ve tezahüratlarla bölündü.

Osta, "Burada ikiye bölünmüş halde duruyorum" dedi: 

Bir yanımda yönetmen olan tarafım var; hayatımı değiştirecek bu sevimli, güzel ayıyı alıyor olmaktan inanılmaz etkilenmiş durumdayım. Öte yandan içimdeki insan. Lübnanlı bir kadın, bir tanık... Ve hikayemi sizinle paylaşmak zorundayım.

Osta, konuşmasını şöyle sürdürdü:

Bir çocuk hakkında film yaptım. Süper güçleri var; uykusundan onu uyandıran rahatsız edici sesleri yüzünden iki İsrail savaş uçağını düşürüyor. Bu sinema. Ama gerçek hayatta Filistin'in her yerindeki ve benim Lübnan'ımdaki çocukların, onları İsrail bombalarından koruyacak süper güçleri yok. Ateşkes, hem Gazze'de hem Lübnan'da İsrail tarafından ihlal ediliyor. Hiçbir çocuğun bir soykırımdan sağ çıkmak için süper güçlere ihtiyacı olmamalı. Bu ödülün bir anlamı varsa o da Lübnanlı ve Filistinli çocukların pazarlık konusu olmayacağıdır.

Berlinale'nin yeni başkanı Tricia Tuttle, hem festivalde ifade özgürlüğünün yerini savunan hem de basın toplantılarında siyasi soru sorulmasına mesafeli duran uzun bir açıklama kaleme almıştı. Buna karşılık, 80'den fazla sinemacı festivalin Gazze'deki soykırıma karşı sessizliğini kınayan bir açık mektuba imza atmıştı.

Wim Wenders, Altın Ayı'yı Çatak'a takdim etmeden önce Tuttle'ı överek "Bir fırtınayı birlikte atlattık" dedi. Tuttle ise töreni şu sözlerle kapattı: 

Bu akşam bu sahne, Berlinale'nin kendisi gibiydi. Burası hiçbir zaman sessizliğin yeri olmadı. Burası sanatçıların konuştuğu bir yer; bazen rahatsız eden ya da tartışmalı bulunan biçimlerde konuşurlar ama o alanı açık tutmamız önemli. Konuşmazsak ne olur, kim bilebilir?

12-22 Şubat'ta Berlin'de düzenlenen festival, açılış gecesinde jüri başkanı Wim Wenders'in Gazze'yle ilgili verdiği yanıtın ardından siyasi tartışmaların gölgesinde kalmıştı.

Wenders, "Sinemacılar olarak siyasetin dışında kalmalıyız" sözleriyle eleştirilerin hedefi haline gelmişti.

Independent Türkçe, IndieWire, Hollywood Reporter, Variety