Irak’taki federalizm: Hibrit bir sistem ve bir zamanlar onu savunanlarla reddedenler bugün yer değiştirdi

Sünni bir bölge kurulması çağrısını yinelendi

Erbil yakınlarındaki Barzan bölgesinde Mele Mustafa Barzani anısına dikilen anıtın açılış törenine geleneksel kıyafetleriyle katılan Kürtler, 11 Mayıs 2023 (AFP)
Erbil yakınlarındaki Barzan bölgesinde Mele Mustafa Barzani anısına dikilen anıtın açılış törenine geleneksel kıyafetleriyle katılan Kürtler, 11 Mayıs 2023 (AFP)
TT

Irak’taki federalizm: Hibrit bir sistem ve bir zamanlar onu savunanlarla reddedenler bugün yer değiştirdi

Erbil yakınlarındaki Barzan bölgesinde Mele Mustafa Barzani anısına dikilen anıtın açılış törenine geleneksel kıyafetleriyle katılan Kürtler, 11 Mayıs 2023 (AFP)
Erbil yakınlarındaki Barzan bölgesinde Mele Mustafa Barzani anısına dikilen anıtın açılış törenine geleneksel kıyafetleriyle katılan Kürtler, 11 Mayıs 2023 (AFP)

İyad el-Anberi

Irak’taki federal sistem, iktidar sisteminin kırılganlığının en belirgin göstergelerinden ve 2005 yılında federal sistemin kabul edildiği anayasanın hazırlandığı dönemdeki yöneticilerin siyasi görüş ve ufuktan yoksunluğunun en önemli özelliklerinden biri. Irak'ta merkezi devletten federal devlete geçişin üzerinden yirmi yıl geçmesine rağmen ne istikrarlı bir hükümet sistemi olarak federalizm deneyimi kök salabildi, ne de Erbil ile Bağdat arasında net bir ilişki kurulabildi.

Tarihte bir rejimden diğerine geçiş ile ilgili deneyimlerde zaman dilimleri hataları düzeltmek için yeterli olsa da Irak'taki federal sistem için aynı şey geçerli değil. Aradan geçen yirmi yıla rağmen Erbil ile Bağdat arasındaki anlaşmazlıklar giderek daha karmaşık hale geldi ve gelmeye devam ediyor. Çözüme giden bir yol bulunamıyor. Daha çok krize geçici çözüm getiren siyasi uzlaşılara varılıyor. Uzlaşıların sona ermesinin ya da anlaşmaların zarar görmesinin ardından en başa dönülüyor.

Yetkililerin Bağdat’ta yoğunlaşmasını sağlamak, gelecekteki herhangi bir askeri darbenin karar alma merkezini kontrol etmesine olanak tanır.

Irak anayasasında federal sistemin kabul edilmesinden sonraki bu süre zarfında federal sistemi reddedenler onu benimsemeye, benimseyenler ise onu reddetmeye başladı. Bu durum, anayasanın yazıldığı dönemde federalizmi benimseyen ya da reddeden siyasi elitlerin ne kadar dar görüşlü olduklarını ortaya koyuyor. Federal sistemi benimseyen Şii siyasi güçler, iktidarın dizginleri ellerinde olmasına rağmen muhalefet zihniyetinden ve diktatörlüğün geri dönmesi korkusundan henüz kurtulamamış gibi görünüyorlar. Öte yandan bazı Şii siyasi güçler federal sistemi savunmanın yanı sıra Orta Irak ve Güney Irak Projesi’ni önerdiler. Çoğunluğu nüfuzu ve siyasi etkinliği azalan Irak İslam Partisi'nden gelen ve anayasanın hazırlanması sürecine katılan Sünni siyasi güçler ise federal sistemin en ateşli muhalifleri arasında yer alıyordu.

Federal sistemi reddedenlerle savunanlar yer değiştirdi

Irak’ta federal sisteme karşı çıkan Sünni siyasi güçlerle federal sistemi savunan ve Orta Irak ve Güney Irak Projesi’nin hayata geçirilmesi gerektiği çağrısında bulunan başta İslam Yüksek Konseyi olmak üzere Şii tarafların olduğu siyasi güçler 2014 yılında yer değiştirdiler. DEAŞ’ın Irak’a girip üç ilin kontrolünü ele geçirmesinin ardından Sünni siyasi liderler, Sünni bir bölge kurulması çağrıları yapmaya Şii siyasi güçler ise federal sistemi reddedip Orta Irak ve Güney Irak Projesi’ni terk etmeye başladılar.

Federal sistemi benimseyen Şii siyasi güçler, Irak’ta 2003 yılından sonra yaşanan tüm şiddet olaylarının güç kaybının bir göstergesi olduğunu söyleyerek bu tutumlarını savunuyorlar. Bunun sorumlularının başkalarının da kendileriyle birlikte ülkenin yönetimine katılmalarına engel olduklarını, bunun da Irak'ı federasyonlara bölerek her birinin kendi kendini yönetmesine ve kendi modelini seçmesine neden olduğunu vurguluyorlar.

fdbfdr
Bağdat’ın merkezinde yer alan Tahrir Meydanı'nda Ekim 2019’da başlayan protesto gösterilerinin yıl dönümünde yapılan gösterilerden bir kare, 1 Ekim 2023'te (EPA)

Ayrıca Irak’ta yeniden diktatörlüğe hortlaması korkusuyla yetkililerin Bağdat'ta yoğunlaşmasının, gelecekte olası bir askeri darbeyle Bağdat'taki karar merkezlerinin kontrol altına alınmasının önünü açacağı ve Irak'ın tamamının darbe yönetimine tabi olacağına dair bir endişe de vardı. Kürtleri ve Şiileri merkezi zayıflatmanın yanı sıra daha sonraları diktatörlüklerin ortaya çıkmasını önlemek için yetkilerin federasyonlara ve bölgelere devredilmesi için çalışmaya iten de bu endişeydi.

Sünni siyasi güçlerin tutumlarının çoğu, 2005 tarihli Irak Anayasasının kendi iradeleri dışında kabul edildiğini gösteriyor.

Yine de federal sistemi savunan Kürtler ve Şiiler arasında korkular değişti, federal sisteme suçlamalar yapıldı. Kürtler, federal hükümeti diktatörlüğe doğru eğilim göstermekle, Kürtler üzerindeki baskıyı sıkılaştırmakla ve onları anayasal haklarından ve yetkilerinden mahrum bırakmakla suçlamaya başladı. Hatta Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) lideri Mesut Barzani, bile 2023 yılının Ocak ayında Federal Yüksek Mahkeme’nin Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ne (IKBY) para göndermenin anayasaya aykırı olduğu kararına 'Federal Yüksek Mahkeme şüpheli bir gündeme hizmet ediyor ve Devrim Mahkemesi’nin yerini alıyor” diyerek yanıt verdi.

2014 yılı, federal sistem modelinin Irak'ın parçalanmasına ve birliğinin bozulmasına karşı aşılmaz bir engel olduğunun göstergesiydi. Dönemin Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Mesut Barzani açıklamalarında, bağımsız bir Kürt devletinin kurulması ve kendi kaderini tayin etmesi gerektiğini vurgulamaya başladı. Aynı yıl verdiği bir röportajda, Musul ve batı bölgesindeki son gelişmelerin sahada gözle görülür bir değişikliğe neden olduğunu söyleyen Barzani, “Bu da yeni bir durumun oluşmasına ve bizi Irak'ın geri kalanından bin elli kilometrelik bir sınırın çizilmesine yol açtı. Böylece gerçekte Irak'ın bölünmesi anlamına gelen DEAŞ ile karşı karşıya kaldık” dedi. Barzani, 1 Temmuz 2014 tarihinde bir televizyon kanalına verdiği röportajda ise Irak'taki gelişmelerin artık bağımsızlığın Kürtler için doğal bir hak olduğunun göstergesi olduğunu vurgulayarak “Artık saklamayacağız, bu bizim bir numaralı hedefimiz” ifadelerini kullandı.

Sonuç olarak bu açıklamalar, 2017 yılının Eylül ayında IKBY bağımsızlık referandumuna giden yolda atılan pratik adımlar oldu. Ancak Erbil ile Bağdat arasındaki ilişki, Federal Yüksek Mahkemenin taraflı kararlar aldığı ve kararlarının sık sık federal hükümet sisteminin IKBY’nin mali ve ekonomik bağımsızlık alanını daralttığı yeni bir krize yol açtığı iniş-çıkışlarla dolu.

Sünni bölgesi

Sünni siyasi güçlerin tutumlarının çoğu, 2005 tarihli Irak Anayasasının kendi iradeleri dışında kabul edildiğini ve halen de öyle olduğunu gösteriyor. Yeni anayasaya karşıydılar ve anayasa 15 Ekim 2005 tarihinde halk referandumuna sunulduğunda, nüfusun çoğunluğunu Sünnilerin oluşturduğu üç ilde referandumda ‘hayır’ oyu çıkması bu karşıtlığı açıkça ortaya koydu. Bu illerden biri olan Selahaddin’de ‘hayır’ oyu oranı yüzde 81, bir diğer il olan Enbar’da yüzde 97’ydi. Öte yandan Musul ilinde ‘evet’ oylarının oranı yüzde 54, Ninova’da yüzde 60'tı. O dönem yeni anayasaya karşı çıkılmasının temel gerekçesi, anayasanın, ülkeyi bölünmeye sürükleyecek emareler taşıdığı ve federal sistem kabul edilerek Irak'ın bölünmesi için zemin oluşturmasıydı.

derved
ABD tarafından düzenlenen hava saldırısında ölen Ketaib Hizbullah (Hizbullah Tugayları) üyesinin cenaze törenine katılan bir başka Ketaib Hizbullah üyesi, 8 Şubat 2024 (AFP)

Ancak Sünni siyasi liderler, 2014 yılından sonra anayasaya karşı olan tutumlarını değiştirerek Selahaddin, Musul ve Enbar illerini kapsayan bir Sünni bölgesinin kurulması yönünde çağrılarda bulunmaya başladılar. Rafi el-İsavi (eski Maliye Bakanı) ve Esil Nuceyfi’nin (eski Musul Valisi) 2014 Haziran’ında New York Times (NYT) gazetesinde kaleme aldıkları ‘Bırakın Irak Sünnileri militanları hezimete uğratsın’ başlıklı ortak makalede olduğu gibi o dönemde bölgeselleşmenin gerekçesi olarak ‘Sünnilerin ötekileştirmesi’ ifadesini kullanmaya başladılar ve halen kullanmaya devam ediyorlar.

Sünni bölgesi projesi, medya propagandası olarak kalmaya devam edecek.

O günden bu yana bazı Sünni siyasi güçlerin ve liderlerin, nüfusun çoğunluğunu Sünnilerin oluşturduğu illeri kapsayan bir Sünni bölgesi kurulması gerektiğiyle ilgili çağrıları artmaya başladı. İşin aslı bu çağrılar anayasal bir hak. Ancak sorunu Bağdat ile IKBY deneyimini tekrarlamaya çalışmak teşkil ediyor. Federal hükümetle servet ve iktidar paylaşımında ortaklık yapılması ve bölgelerindeki yerel halklardan askeri güçlerin oluşturulması talep edilerek federal otoriteler zayıflatılıyor ve siyasi nüfuzun paylaşıldığı ve egemenlik makamların dağıtıldığı bir kuruma dönüştürülüyor. Böylece bir yandan federal hükümetteki ortaklarıyla iktidara ortak olmak isterken, diğer yandan nüfuz alanlarının bağımsız yönteminin keyfi sürülüyor. Bu ikili durum, federal hükümet ile IKBY arasında, bir bölgenin federal bir otoriteyle olan ilişkisinden ziyade, devlet içinde devlet modeline daha yakın olan hibrit ilişkiyi oluşturdu.

frtgbrtg
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani (AFP)

Sünni bölgesi önerisi yapıldı, ancak bu kez de başkenti Enbar mı yoksa başka bir il mi olacağı tartışılıyor. Öneri, eski Temsilciler Meclisi Başkanı ve Tekaddum Partisi lideri Muhammed el-Halbusi'nin artan nüfuzuyla yeniden gündeme gelmeye başladı. Halbusi’nin yine Sünnilerden olan muhalifleri onu, nüfuzunu ve otoritesini Enbar'da ve Tekaddum Partisi'nin ağırlığının olduğu Sünni bölgelerinde yoğunlaştırmak amacıyla Sünni bölgesi kurmaya çalışmakla suçlarken Halbusi’nin gücünün ve siyasi şöhretinin artmasından çekinen Şii siyasetçiler de Sünni bölgesi projesi ile Halbusi'nin hedeflerinin ilişkilendirilmesi trendine destek oldular.

Ancak Sünni liderlerin birbirlerinden kopuk ve uzak olmaları, Şii siyasi güçlerin direnişi ve belki de bölgesel direniş sebebiyle Sünni bölgesi projesi medya propagandası olarak kalmaya devam edecek ve hiçbir zaman gerçekleşmeyecek.

Irak'ta federal sistemi bekleyen gelecek

Aristoteles ‘Politika’ adlı kitabında şu ifadeleri kullanıyor:

O halde, kamu yararına olan tüm anayasaların geçerli olduğu apaçık ortada… Yöneticilerin kişisel çıkarlarına hizmet eden ve maddeleri bozulan tüm anayasalar ise bozulmuş anayasalardan ibarettir.

Anayasanın yazımı sırasında tutulan tutanaklar, ilgili tartışmalarda federal sistemin uygulanmasında ve bölgesel hükümetler ile federal hükümet arasındaki ilişkinin niteliğinin belirlenmesinde ortaya çıkan anlaşmazlıkların sosyal ve kültürel yapıya uygunluğuna ya da servet ve çıkarların topluma istikrarını ve adil dağılımını sağlayabilecek bir sistem modeli arayışı çerçevesinde olmadığını ortaya koyuyor. Hatta, muhalefette oldukları günlerde baskı ittifakıyla bir araya gelen ve anayasanın ilk ​​bölümünde eski rejimin yol açtığı adaletsizliklere atıf yapılmasında ısrarcı olan iktidar partilerinin çıkarlarını güvence altına alacak hibrit bir federal sistem modeli arayışı temelinde olduğunu belgeliyor.

Dolayısıyla yanlış yapılanmanın doğru sonuçları olamaz. Irak'taki federal hükümet sistemi, geçmiş rejimlerin toplumla ilişkilerinde yaptığı hataları aşmak amacıyla geçmişteki endişeler hatırlatılmadan kurulmuştur. Kurulurken de anayasayı yazanlar ve ilkelerini belirleyenler, bu sistemin, bölgesel hükümetler ile federal hükümet arasında sağlıklı ilişkiler kuran bir sistemden ziyade, ülkedeki bileşenlerin liderleri arasında iktidar paylaşımına yönelik bir proje olduğunu düşünüyordu.

Erbil ile Bağdat arasındaki ilişkinin geleceği siyasi anlaşmalara ve uzlaşılara bağlı olmaya devam edecek.

Bu sorunlar, Erbil ile Bağdat arasındaki ilişkinin doğasına da yansımaya başlamış ve Federal Yüksek Mahkeme’nin kararlarıyla sorunlar daha da karmaşık bir hal almıştır.

Belki Irak Federal Yüksek Mahkemesi Yargıcı Abdurrahman Zebari’nin mahkeme üyeliğinden istifa etmesi ve özellikle istifa dilekçesinde “Yaptığım araştırmalar ve takipler sonucunda Federal Yüksek Mahkeme kararlarında kademeli olarak merkezi yönetim sisteminin temellerine dönüşe ve federal sistemin temellerinden ve ilkelerinden yavaş yavaş uzaklaşmaya doğru bir eğilim olduğunu gördüm” ifadelerini kullanması, Erbil ile Bağdat arasındaki krizin derinliğini ortaya koydu.

Irak'ta federal sistemin geleceğiyle ilgili senaryolara değinmeden, Erbil ile Bağdat arasındaki ilişkinin geleceği, anayasaya bağlı olmaktan çok, siyasi anlaşmalara ve uzlaşılara bağlı olmaya devam edecek. Dolayısıyla hükümetin oluşturulması meselesi, siyasi uzlaşıya bağlı olduğu sürece siyasi gerginlikler devam edecek ve asla çözülmeyecek.

Petrol ve Doğal Gaz Yasası ve Federal Mahkeme Yasası gün ışığına çıkmadıkça anayasa, anlaşmazlıklarda hakem olamayacak.

*Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
TT

ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)

Ömer Önhon (Türkiye'nin Suriye eski büyükelçisi)

2026 Münih Güvenlik Konferansı, “Trump dönemi” olarak adlandırılan dönemde kurallara dayalı uluslararası düzenin yeniden çizildiği, tarihi açıdan çok önemli bir anda toplandı. Münih salonlarında, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun yanı sıra diğer üst düzey yetkililer tarafından, hızlı dönüşümlere ilişkin analizlerini ve bir sonraki aşamanın gidişatına dair öngörülerini sunan son derece önemli konuşmalar yapıldı.

Bu bağlamda, Suriye Kürt sorunu özel bir ilgi gördü. Konferansa Suriye'den katılanlar arasında Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Lideri Mazlum Abdi ve Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ahmed yer aldı. Toplantıya Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani de katıldı.

Suriye iç savaşı yıllarında Kürtler, Amerikan desteğinden yararlanarak ve DEAŞ'a karşı savaşta Washington ve müttefikleriyle iş birliği yaparak askeri ve siyasi olarak yeniden örgütlendiler. Birkaç yıl içinde SDG, Deyrizor ve Rakka gibi Arap nüfusun ağırlıklı olduğu bölgeler de dahil olmak üzere Suriye topraklarının neredeyse üçte birini kontrol altına aldı. Buna stratejik petrol sahaları, sınır kapıları, barajlar ve su yolları ile geniş tarım arazileri de dahildi.

Fakat bu durum, Suriye ordusunun geçen ocak ayında SDG'yi geri çekilmeye zorlayan ve ülkedeki siyasi ve askeri dengeyi yeniden kuran büyük ölçekli saldırı başlatmasıyla dramatik bir şekilde değişti. Bunun sonucunda SDG kontrol ettiği toprakların en az yüzde 80'ini, petrol sahalarından oluşan ana gelir kaynağını ve saflarındaki Arap aşiret unsurlarının desteğini kaybetti, ayrıca uzun süredir sahip olduğu koşulsuz Amerikan desteğinde de bir gerileme yaşandı.

Washington'da, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, ABD savunma kurumlarında halen eski müttefiklerine güvenen önemli bir nüfuza sahip

 Bu atılım, esasında Başkan Donald Trump'ın Şam, SDG ve Türkiye'ye yönelik politikasındaki değişimin sonucuydu; birçok gözlemci bunu Washington'un yeni bir Kürtleri terk etme bölümü olarak görüyor. Diplomatik çevrelerde dolaşan anlatılara göre ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, 30 Ocak anlaşmasıyla sonuçlanan Erbil görüşmeleri sırasında SDG Lideri Mazlum Abdi'ye, ABD'nin onlar adına askeri müdahalede bulunmayacağını ve SDG'nin yeni gerçekliğe uyum sağlaması gerektiğini bildirdi.

Bununla birlikte, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, Washington'da hâlâ önemli bir nüfuza sahip. ABD savunma kurumları içindeki eski müttefiklerine, Senatör Lindsey Graham da dahil olmak üzere kendilerine sempati duyan Kongre üyelerine ve İsrail yanlısı lobi gruplarına güveniyorlar. Bu taraflar, yönetimin yaklaşımını yeniden şekillendirmeye çalışarak, endişelerini önce Başkan Yardımcısı J.D. Vance'e, ardından da Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yakın bir çalışma ilişkisi bulunan Başkan Trump'a iletmeyi başardılar.

10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)

Bu adımlar, Suriye meselelerini takip edenlerin uzlaşma olarak nitelendirdiği bir çözümün formüle edilmesine katkıda bulundu. 30 Ocak tarihli anlaşma, SDG'ye 4 Ocak tarihli taslakta yer alanlardan daha az, ancak 18 Ocak tarihli teklifte sunulanlardan daha fazla taviz verdi.

Münih'te, SDG temsilcileri, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Senatör Lindsey Graham ve Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul da dahil olmak üzere etkili isimlerle bir dizi üst düzey görüşme gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Macron, Mazlum Abdi ve güçlerini “özgürlük savaşçıları” olarak nitelendirdi ve onlara sürekli destek çağrısında bulundu. Macron'un sözleri, Suriyeli Kürtlerin sivil ve eğitim haklarının korunması ve tam olarak tanınmasına yönelik desteğini yeniden teyit eden Avrupa Parlamentosu'nun 12 Şubat tarihli kararında da yankı buldu. Buna ek olarak Fransa, ABD ile birlikte, diplomatik sürecin önemli bir kolaylaştırıcısı olarak konumlanarak, Kürt haklarını garanti altına alırken, aynı zamanda devlet yapılarına entegrasyon ile sonuçlanacak düzenlemelerin formüle edilmesine katkıda bulundu.

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu. Görüşmelerin içeriğine ilişkin gizliliğe rağmen, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack X platformundan yaptığı paylaşımda, toplantının önemini vurgulayarak, bunu “bir resim bin kelimeye bedeldir... yeni bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

SDG yetkilisi İlham Ahmed ve Mazlum Abdi'nin, birleşik bir Suriye heyetinin parçası olarak değil de bağımsız olarak orada bulunmaları da dikkat çekti. Buna rağmen, Rubio, Senato üyeleri ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ile ortak toplantılara katıldılar. Abdi, uluslararası topluma kendisini pragmatik ve sorumlu bir ortak olarak sunmaya çalışarak, mutedil ve uzlaşmacı bir tavır sergiledi.

Ankara resmi bir yanıt vermese de Türk medyası Abdi'nin Münih'e gitmesine ve konferansa katılmasına izin verilmesi kararını sert bir şekilde hedef aldı. Zira Türkiye, kendisi ile devam eden temaslara rağmen, SDG'yi terör örgütü ve Kürdistan İşçi Partisi'nin (PKK) bir uzantısı olarak sınıflandırmaya devam ediyor. MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın Münih'te bulunması da Abdi ile olası bir özel görüşme hakkında spekülasyonlara neden oldu; ancak somut kanıtların yokluğunda bu haberleri doğrulamak zor.

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor. Ancak yakından bakıldığında daha karmaşık bir tablo ortaya çıkıyor. Kürtler, siyasi ve askeri bir güç olarak resmi olarak tanındı ve “Kürt bölgeleri” kavramı resmi çerçevelere dahil edildi. Haseke şu anda Kürt bir yetkili tarafından yönetiliyor ve bu da Kürt bölgesi statüsünü pekiştiriyor. Suriye Ordusu içinde, komuta yapılarını ve silahlarını koruyan eski SDG savaşçılarından dört tugay oluşturuldu ve Derik, Kamışlı, Haseke ve Kobani dahil olmak üzere ağırlıklı olarak Kürt bölgelerinde konuşlandırıldı.

Kurumsal düzeyde, Kürtçe ulusal dil olarak tanındı ve Kürt toplumu eğitim alanında ayrıcalıklar elde etti. Bu düzenleme, etnik bütünlük ve birleşik ve coğrafi olarak bitişik bir Kürt bölgesinin yokluğu açısından Suriye'nin koşullarındaki temel farklılıkla birlikte Irak'taki modele benziyor.

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bir bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor

Suriye çatışmasında kilit bir oyuncu olan Türkiye, savaş sırasında Suriye'deki uzun süreli güç boşluğunun sonuçlarını deneyimledikten sonra, sınırlarını ve topraklarını terör örgütlerinden ve yetkisiz yabancı aktörlerden koruyabilecek merkezi bir hükümete dayalı istikrarlı ve güvenli bir Suriye devleti istiyor.

Gerçekten de Türkiye'nin Şam üzerindeki etkisi olmasaydı, SDG nihayetinde üzerinde anlaşılanlardan çok daha elverişli şartlar elde ederdi. Ankara, başından beri bu güçlerin tamamen dağıtılması ve silahsızlandırılması konusunda ısrar etti ve Türk yetkililer, saflarındaki Suriyeli olmayan savaşçıların ayrılmalarını talep etti. SDG üyelerinin Suriye ordusuna entegre edilmesi ilkesini, bunun birleşik askeri birlikler şeklinde değil, bireysel olması şartıyla kabul etti.

 Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP) Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP)

Bu koşullar arasında, yaklaşık 1000 Suriyeli olmayan savaşçının Suriye topraklarından Kuzey Irak'a çekilmesi, şimdiye kadar uygulanan tek somut adım olarak öne çıkıyor. Buna rağmen Ankara, bu aşamada bu konu ile ilgili açıkça gerilimi artırmaktan veya önemli bir baskı uygulamaktan kaçındı. Zira Türk yönetimi, Türkiye içindeki Kürt taraflarla devam eden barış süreci ışığında, Suriye'deki politikalarını, özellikle SDG ve genel olarak Kürt meselesini ele alma şeklinin iç siyasi sonuçlarıyla dengelemeye çalışıyor.

Buna binaen, Suriye dosyası, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve özellikle 2027 seçimlerinin yaklaşmasıyla birlikte iç politikada önemli bir faktör haline geldi. Zira iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), barış sürecinde ilerleme kaydederek Kürt seçmen tabanını genişletmeyi hedefliyor.

Sonraki adımlar büyük ölçüde Şam ile SDG arasındaki anlaşmaların nasıl uygulanacağına bağlı olacak; ancak anlaşmaların şartlarına dair yorumlarda devam eden farklılıklar var ve SDG Lideri Mazlum Abdi bu farklılıkları, özde değil, terminolojide bir anlaşmazlık olarak nitelendirdi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre cevap bulmamış bir diğer soru ise bu düzenlemelerin beklenen Suriye anayasasına dahil edilip edilemeyeceği ve eğer edilecekse hangi biçimde olacağıdır. Mazlum Abdi ve İlham Ahmed, Kürtlerin eğitim ve kültür haklarıyla ilgili 13 sayılı kararnamenin anayasaya dahil edilmesi çağrısında bulundular. Abdi ayrıca özerk yönetimin Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesi gerektiğini vurguladı.

Suriye sorunu, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve iç politikasında önemli bir faktör haline geldi

 Ancak Abdi'nin son zamanlarda Suriye, Türkiye, Irak ve İran’daki “Kürdistan'ın dört parçası” ifadesine yaptığı atıflar ve Kürtlerin ortak bir siyasi otorite altında birleşmesi çağrısı, Ankara'da ve başka yerlerde mevcut endişeleri derinleştiriyor.

Suriye içinde, Sünni Arap çoğunluğun ve diğer grupların -Dürziler, Aleviler, Türkmenler ve Hristiyanlar- Kürtlere verilen ayrıcalıklara verdiği tepki, potansiyel gerilimlere işaret ediyor. Güneyde, geniş çaplı çatışmaların yerini kırılgan bir sakinliğin aldığı Dürziler arasında temkinli bir huzursuzluk hakimken, liderleri Şam'ın Kürt meselesini nasıl ele alacağını yakından takip ediyor. Kuzey ve güney Suriye arasında komşu ülkelerin pozisyonlarında temel bir farklılık bulunuyor. Kuzeyde Türkiye, Şam'ı SDG’ye karşı desteklerken, güneyde İsrail, Şam'a karşı olan Dürzi gruplara destek verdi.

Şam'ın karşı karşıya olduğu en büyük meydan okuma, savaşın harap ettiği bir ülkenin yeniden inşası ve zor durumdaki bir ekonominin canlandırılmasıdır; ne var ki azınlıkların şikayetleri ele alınmadan ve çözülmemiş siyasi anlaşmazlıklar giderilmeden bu yolda ilerlenemez. Bu hassas denklem, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara için önemli bir sınav teşkil edecek; zira kendisi iç güçler, azınlıklarla ilişkiler ve dış güçlerin çatışan çıkarları arasında dengeyi aynı anda yönetme göreviyle karşı karşıyadır.


Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
TT

Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, İsrail'in dün gece karadan ve denizden Sayda (Sidon) bölgesini ve Bekaa Vadisi'ndeki kasabaları hedef alan saldırılarını şiddetle kınayarak, "Bu saldırıların devam etmesi, Lübnan'ın başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere dost ülkelerle istikrarı sağlamak ve İsrail'in Lübnan'a yönelik düşmanlıklarını durdurmak için yürüttüğü diplomatik çabaları ve girişimleri engellemeyi amaçlayan açık bir saldırganlık eylemidir" dedi.

Ulusal Haber Ajansı, Avn'un şu sözlerini aktardı: "Bu baskınlar, Lübnan'ın egemenliğinin yeni bir ihlalini ve uluslararası yükümlülüklerin açık bir şekilde çiğnenmesini temsil ediyor ve uluslararası toplumun iradesine, özellikle de Birleşmiş Milletler'in 1701 sayılı Kararına tam uyulmasını ve tüm hükümlerinin uygulanmasını öngören kararlarına karşı bir saygısızlığı yansıtıyor."

Bölgede istikrarı destekleyen ülkelere, "Lübnan'ın egemenliğini, güvenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak ve bölgeyi daha fazla gerilim ve gerginlikten kurtarmak için saldırıları derhal durdurma ve uluslararası kararlara saygı gösterilmesi yönündeki sorumluluklarını üstlenmeleri" çağrısını yineledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İsrail ordusunun Lübnan'ın doğusundaki Hizbullah komuta merkezlerini hedef aldığını söylediği baskınlarda en az 6 kişi öldü ve 25 kişi de yaralandı.


"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
TT

"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)

Washington, önceki gün Barış Konseyi'nin resmi açılışına tanık oldu. Bu hamleyi ABD Başkanı Donald Trump, kendisini bir barış başkanı olarak tanıtarak ve mesajını öncelikle Amerikan kamuoyuna yönelterek siyasi söyleminin merkezine yerleştirdi. Amerika Birleşik Devletleri artık dış politika dosyalarının iç mücadelenin bir parçası haline geldiği ve her diplomatik hamlenin seçmenler önünde Amerikan rolünün imajının yeni bir sınavı olduğu bir seçim yılına giriyor.

İran ile gerginliğin artmasıyla birlikte bölgedeki büyük askeri yığılma göz önüne alındığında şu soru gündeme geliyor: "İran'a önümüzdeki iki hafta içinde askeri bir saldırı düzenlenmesi durumunda Gazze ile ilgili müzakere edilen iyimser planlar nasıl gerçekçi olabilir?"

Öte yandan, "Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi"nin geçen akşam Geçici Polis Gücü'nde iş başvurularının alınmaya başlanacağını duyurmasının hemen ardından, Gazze'deki gençler başvurularını yapmak için yarışa girdiler.