Irak’taki federalizm: Hibrit bir sistem ve bir zamanlar onu savunanlarla reddedenler bugün yer değiştirdi

Sünni bir bölge kurulması çağrısını yinelendi

Erbil yakınlarındaki Barzan bölgesinde Mele Mustafa Barzani anısına dikilen anıtın açılış törenine geleneksel kıyafetleriyle katılan Kürtler, 11 Mayıs 2023 (AFP)
Erbil yakınlarındaki Barzan bölgesinde Mele Mustafa Barzani anısına dikilen anıtın açılış törenine geleneksel kıyafetleriyle katılan Kürtler, 11 Mayıs 2023 (AFP)
TT

Irak’taki federalizm: Hibrit bir sistem ve bir zamanlar onu savunanlarla reddedenler bugün yer değiştirdi

Erbil yakınlarındaki Barzan bölgesinde Mele Mustafa Barzani anısına dikilen anıtın açılış törenine geleneksel kıyafetleriyle katılan Kürtler, 11 Mayıs 2023 (AFP)
Erbil yakınlarındaki Barzan bölgesinde Mele Mustafa Barzani anısına dikilen anıtın açılış törenine geleneksel kıyafetleriyle katılan Kürtler, 11 Mayıs 2023 (AFP)

İyad el-Anberi

Irak’taki federal sistem, iktidar sisteminin kırılganlığının en belirgin göstergelerinden ve 2005 yılında federal sistemin kabul edildiği anayasanın hazırlandığı dönemdeki yöneticilerin siyasi görüş ve ufuktan yoksunluğunun en önemli özelliklerinden biri. Irak'ta merkezi devletten federal devlete geçişin üzerinden yirmi yıl geçmesine rağmen ne istikrarlı bir hükümet sistemi olarak federalizm deneyimi kök salabildi, ne de Erbil ile Bağdat arasında net bir ilişki kurulabildi.

Tarihte bir rejimden diğerine geçiş ile ilgili deneyimlerde zaman dilimleri hataları düzeltmek için yeterli olsa da Irak'taki federal sistem için aynı şey geçerli değil. Aradan geçen yirmi yıla rağmen Erbil ile Bağdat arasındaki anlaşmazlıklar giderek daha karmaşık hale geldi ve gelmeye devam ediyor. Çözüme giden bir yol bulunamıyor. Daha çok krize geçici çözüm getiren siyasi uzlaşılara varılıyor. Uzlaşıların sona ermesinin ya da anlaşmaların zarar görmesinin ardından en başa dönülüyor.

Yetkililerin Bağdat’ta yoğunlaşmasını sağlamak, gelecekteki herhangi bir askeri darbenin karar alma merkezini kontrol etmesine olanak tanır.

Irak anayasasında federal sistemin kabul edilmesinden sonraki bu süre zarfında federal sistemi reddedenler onu benimsemeye, benimseyenler ise onu reddetmeye başladı. Bu durum, anayasanın yazıldığı dönemde federalizmi benimseyen ya da reddeden siyasi elitlerin ne kadar dar görüşlü olduklarını ortaya koyuyor. Federal sistemi benimseyen Şii siyasi güçler, iktidarın dizginleri ellerinde olmasına rağmen muhalefet zihniyetinden ve diktatörlüğün geri dönmesi korkusundan henüz kurtulamamış gibi görünüyorlar. Öte yandan bazı Şii siyasi güçler federal sistemi savunmanın yanı sıra Orta Irak ve Güney Irak Projesi’ni önerdiler. Çoğunluğu nüfuzu ve siyasi etkinliği azalan Irak İslam Partisi'nden gelen ve anayasanın hazırlanması sürecine katılan Sünni siyasi güçler ise federal sistemin en ateşli muhalifleri arasında yer alıyordu.

Federal sistemi reddedenlerle savunanlar yer değiştirdi

Irak’ta federal sisteme karşı çıkan Sünni siyasi güçlerle federal sistemi savunan ve Orta Irak ve Güney Irak Projesi’nin hayata geçirilmesi gerektiği çağrısında bulunan başta İslam Yüksek Konseyi olmak üzere Şii tarafların olduğu siyasi güçler 2014 yılında yer değiştirdiler. DEAŞ’ın Irak’a girip üç ilin kontrolünü ele geçirmesinin ardından Sünni siyasi liderler, Sünni bir bölge kurulması çağrıları yapmaya Şii siyasi güçler ise federal sistemi reddedip Orta Irak ve Güney Irak Projesi’ni terk etmeye başladılar.

Federal sistemi benimseyen Şii siyasi güçler, Irak’ta 2003 yılından sonra yaşanan tüm şiddet olaylarının güç kaybının bir göstergesi olduğunu söyleyerek bu tutumlarını savunuyorlar. Bunun sorumlularının başkalarının da kendileriyle birlikte ülkenin yönetimine katılmalarına engel olduklarını, bunun da Irak'ı federasyonlara bölerek her birinin kendi kendini yönetmesine ve kendi modelini seçmesine neden olduğunu vurguluyorlar.

fdbfdr
Bağdat’ın merkezinde yer alan Tahrir Meydanı'nda Ekim 2019’da başlayan protesto gösterilerinin yıl dönümünde yapılan gösterilerden bir kare, 1 Ekim 2023'te (EPA)

Ayrıca Irak’ta yeniden diktatörlüğe hortlaması korkusuyla yetkililerin Bağdat'ta yoğunlaşmasının, gelecekte olası bir askeri darbeyle Bağdat'taki karar merkezlerinin kontrol altına alınmasının önünü açacağı ve Irak'ın tamamının darbe yönetimine tabi olacağına dair bir endişe de vardı. Kürtleri ve Şiileri merkezi zayıflatmanın yanı sıra daha sonraları diktatörlüklerin ortaya çıkmasını önlemek için yetkilerin federasyonlara ve bölgelere devredilmesi için çalışmaya iten de bu endişeydi.

Sünni siyasi güçlerin tutumlarının çoğu, 2005 tarihli Irak Anayasasının kendi iradeleri dışında kabul edildiğini gösteriyor.

Yine de federal sistemi savunan Kürtler ve Şiiler arasında korkular değişti, federal sisteme suçlamalar yapıldı. Kürtler, federal hükümeti diktatörlüğe doğru eğilim göstermekle, Kürtler üzerindeki baskıyı sıkılaştırmakla ve onları anayasal haklarından ve yetkilerinden mahrum bırakmakla suçlamaya başladı. Hatta Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) lideri Mesut Barzani, bile 2023 yılının Ocak ayında Federal Yüksek Mahkeme’nin Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ne (IKBY) para göndermenin anayasaya aykırı olduğu kararına 'Federal Yüksek Mahkeme şüpheli bir gündeme hizmet ediyor ve Devrim Mahkemesi’nin yerini alıyor” diyerek yanıt verdi.

2014 yılı, federal sistem modelinin Irak'ın parçalanmasına ve birliğinin bozulmasına karşı aşılmaz bir engel olduğunun göstergesiydi. Dönemin Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Mesut Barzani açıklamalarında, bağımsız bir Kürt devletinin kurulması ve kendi kaderini tayin etmesi gerektiğini vurgulamaya başladı. Aynı yıl verdiği bir röportajda, Musul ve batı bölgesindeki son gelişmelerin sahada gözle görülür bir değişikliğe neden olduğunu söyleyen Barzani, “Bu da yeni bir durumun oluşmasına ve bizi Irak'ın geri kalanından bin elli kilometrelik bir sınırın çizilmesine yol açtı. Böylece gerçekte Irak'ın bölünmesi anlamına gelen DEAŞ ile karşı karşıya kaldık” dedi. Barzani, 1 Temmuz 2014 tarihinde bir televizyon kanalına verdiği röportajda ise Irak'taki gelişmelerin artık bağımsızlığın Kürtler için doğal bir hak olduğunun göstergesi olduğunu vurgulayarak “Artık saklamayacağız, bu bizim bir numaralı hedefimiz” ifadelerini kullandı.

Sonuç olarak bu açıklamalar, 2017 yılının Eylül ayında IKBY bağımsızlık referandumuna giden yolda atılan pratik adımlar oldu. Ancak Erbil ile Bağdat arasındaki ilişki, Federal Yüksek Mahkemenin taraflı kararlar aldığı ve kararlarının sık sık federal hükümet sisteminin IKBY’nin mali ve ekonomik bağımsızlık alanını daralttığı yeni bir krize yol açtığı iniş-çıkışlarla dolu.

Sünni bölgesi

Sünni siyasi güçlerin tutumlarının çoğu, 2005 tarihli Irak Anayasasının kendi iradeleri dışında kabul edildiğini ve halen de öyle olduğunu gösteriyor. Yeni anayasaya karşıydılar ve anayasa 15 Ekim 2005 tarihinde halk referandumuna sunulduğunda, nüfusun çoğunluğunu Sünnilerin oluşturduğu üç ilde referandumda ‘hayır’ oyu çıkması bu karşıtlığı açıkça ortaya koydu. Bu illerden biri olan Selahaddin’de ‘hayır’ oyu oranı yüzde 81, bir diğer il olan Enbar’da yüzde 97’ydi. Öte yandan Musul ilinde ‘evet’ oylarının oranı yüzde 54, Ninova’da yüzde 60'tı. O dönem yeni anayasaya karşı çıkılmasının temel gerekçesi, anayasanın, ülkeyi bölünmeye sürükleyecek emareler taşıdığı ve federal sistem kabul edilerek Irak'ın bölünmesi için zemin oluşturmasıydı.

derved
ABD tarafından düzenlenen hava saldırısında ölen Ketaib Hizbullah (Hizbullah Tugayları) üyesinin cenaze törenine katılan bir başka Ketaib Hizbullah üyesi, 8 Şubat 2024 (AFP)

Ancak Sünni siyasi liderler, 2014 yılından sonra anayasaya karşı olan tutumlarını değiştirerek Selahaddin, Musul ve Enbar illerini kapsayan bir Sünni bölgesinin kurulması yönünde çağrılarda bulunmaya başladılar. Rafi el-İsavi (eski Maliye Bakanı) ve Esil Nuceyfi’nin (eski Musul Valisi) 2014 Haziran’ında New York Times (NYT) gazetesinde kaleme aldıkları ‘Bırakın Irak Sünnileri militanları hezimete uğratsın’ başlıklı ortak makalede olduğu gibi o dönemde bölgeselleşmenin gerekçesi olarak ‘Sünnilerin ötekileştirmesi’ ifadesini kullanmaya başladılar ve halen kullanmaya devam ediyorlar.

Sünni bölgesi projesi, medya propagandası olarak kalmaya devam edecek.

O günden bu yana bazı Sünni siyasi güçlerin ve liderlerin, nüfusun çoğunluğunu Sünnilerin oluşturduğu illeri kapsayan bir Sünni bölgesi kurulması gerektiğiyle ilgili çağrıları artmaya başladı. İşin aslı bu çağrılar anayasal bir hak. Ancak sorunu Bağdat ile IKBY deneyimini tekrarlamaya çalışmak teşkil ediyor. Federal hükümetle servet ve iktidar paylaşımında ortaklık yapılması ve bölgelerindeki yerel halklardan askeri güçlerin oluşturulması talep edilerek federal otoriteler zayıflatılıyor ve siyasi nüfuzun paylaşıldığı ve egemenlik makamların dağıtıldığı bir kuruma dönüştürülüyor. Böylece bir yandan federal hükümetteki ortaklarıyla iktidara ortak olmak isterken, diğer yandan nüfuz alanlarının bağımsız yönteminin keyfi sürülüyor. Bu ikili durum, federal hükümet ile IKBY arasında, bir bölgenin federal bir otoriteyle olan ilişkisinden ziyade, devlet içinde devlet modeline daha yakın olan hibrit ilişkiyi oluşturdu.

frtgbrtg
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani (AFP)

Sünni bölgesi önerisi yapıldı, ancak bu kez de başkenti Enbar mı yoksa başka bir il mi olacağı tartışılıyor. Öneri, eski Temsilciler Meclisi Başkanı ve Tekaddum Partisi lideri Muhammed el-Halbusi'nin artan nüfuzuyla yeniden gündeme gelmeye başladı. Halbusi’nin yine Sünnilerden olan muhalifleri onu, nüfuzunu ve otoritesini Enbar'da ve Tekaddum Partisi'nin ağırlığının olduğu Sünni bölgelerinde yoğunlaştırmak amacıyla Sünni bölgesi kurmaya çalışmakla suçlarken Halbusi’nin gücünün ve siyasi şöhretinin artmasından çekinen Şii siyasetçiler de Sünni bölgesi projesi ile Halbusi'nin hedeflerinin ilişkilendirilmesi trendine destek oldular.

Ancak Sünni liderlerin birbirlerinden kopuk ve uzak olmaları, Şii siyasi güçlerin direnişi ve belki de bölgesel direniş sebebiyle Sünni bölgesi projesi medya propagandası olarak kalmaya devam edecek ve hiçbir zaman gerçekleşmeyecek.

Irak'ta federal sistemi bekleyen gelecek

Aristoteles ‘Politika’ adlı kitabında şu ifadeleri kullanıyor:

O halde, kamu yararına olan tüm anayasaların geçerli olduğu apaçık ortada… Yöneticilerin kişisel çıkarlarına hizmet eden ve maddeleri bozulan tüm anayasalar ise bozulmuş anayasalardan ibarettir.

Anayasanın yazımı sırasında tutulan tutanaklar, ilgili tartışmalarda federal sistemin uygulanmasında ve bölgesel hükümetler ile federal hükümet arasındaki ilişkinin niteliğinin belirlenmesinde ortaya çıkan anlaşmazlıkların sosyal ve kültürel yapıya uygunluğuna ya da servet ve çıkarların topluma istikrarını ve adil dağılımını sağlayabilecek bir sistem modeli arayışı çerçevesinde olmadığını ortaya koyuyor. Hatta, muhalefette oldukları günlerde baskı ittifakıyla bir araya gelen ve anayasanın ilk ​​bölümünde eski rejimin yol açtığı adaletsizliklere atıf yapılmasında ısrarcı olan iktidar partilerinin çıkarlarını güvence altına alacak hibrit bir federal sistem modeli arayışı temelinde olduğunu belgeliyor.

Dolayısıyla yanlış yapılanmanın doğru sonuçları olamaz. Irak'taki federal hükümet sistemi, geçmiş rejimlerin toplumla ilişkilerinde yaptığı hataları aşmak amacıyla geçmişteki endişeler hatırlatılmadan kurulmuştur. Kurulurken de anayasayı yazanlar ve ilkelerini belirleyenler, bu sistemin, bölgesel hükümetler ile federal hükümet arasında sağlıklı ilişkiler kuran bir sistemden ziyade, ülkedeki bileşenlerin liderleri arasında iktidar paylaşımına yönelik bir proje olduğunu düşünüyordu.

Erbil ile Bağdat arasındaki ilişkinin geleceği siyasi anlaşmalara ve uzlaşılara bağlı olmaya devam edecek.

Bu sorunlar, Erbil ile Bağdat arasındaki ilişkinin doğasına da yansımaya başlamış ve Federal Yüksek Mahkeme’nin kararlarıyla sorunlar daha da karmaşık bir hal almıştır.

Belki Irak Federal Yüksek Mahkemesi Yargıcı Abdurrahman Zebari’nin mahkeme üyeliğinden istifa etmesi ve özellikle istifa dilekçesinde “Yaptığım araştırmalar ve takipler sonucunda Federal Yüksek Mahkeme kararlarında kademeli olarak merkezi yönetim sisteminin temellerine dönüşe ve federal sistemin temellerinden ve ilkelerinden yavaş yavaş uzaklaşmaya doğru bir eğilim olduğunu gördüm” ifadelerini kullanması, Erbil ile Bağdat arasındaki krizin derinliğini ortaya koydu.

Irak'ta federal sistemin geleceğiyle ilgili senaryolara değinmeden, Erbil ile Bağdat arasındaki ilişkinin geleceği, anayasaya bağlı olmaktan çok, siyasi anlaşmalara ve uzlaşılara bağlı olmaya devam edecek. Dolayısıyla hükümetin oluşturulması meselesi, siyasi uzlaşıya bağlı olduğu sürece siyasi gerginlikler devam edecek ve asla çözülmeyecek.

Petrol ve Doğal Gaz Yasası ve Federal Mahkeme Yasası gün ışığına çıkmadıkça anayasa, anlaşmazlıklarda hakem olamayacak.

*Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
TT

Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)

Amr İmam

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim sağlama çabasının, Afrika Boynuzu sınırlarını aşıp çok ötesine uzanan yansımaları var. Bu büyük ölçüde, Kızıldeniz’e kıyısı olan devletlerin, küresel ticarette hayati öneme sahip bu damarda Etiyopya'nın herhangi bir dayanak noktasına sahip olmasına karşı kararlı muhalefetinden kaynaklanıyor.

Bu muhalefet, böyle bir gelişmenin istikrarsızlık dalgasına yol açacağına dair derin bir kanaatte dayanıyor. Son aylarda Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’in bu konudaki söylemlerinin tonu gittikçe sertleşiyor. Abiy Ahmed, 14 Şubat'ta Addis Ababa'da düzenlenen 39. Afrika Birliği Zirvesi'nde yaptığı konuşmada, ülkesinin Kızıldeniz'e erişiminin Afrika Boynuzu'nun istikrarı için hayati önem taşıdığını savundu. Üç gün sonra, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmede de bu duruşunu yineledi.

Abiy Ahmed, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişiminin engellenmesinin 130 milyonluk bir devlete haksızlık olduğuna inanıyor. Etiyopyalı yetkililer, ülkelerinin karayla çevrili coğrafyasının kendisini hayati ekonomik fırsatlardan mahrum bıraktığını ve kalkınmasını engellediğini vurguluyor.

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor

Ancak Etiyopya'nın anlatısı, bir deniz ticaret yolu arayışının ötesine geçip, Etiyopya'nın mevcut sınırları içinde Kızıldeniz’e kıyısı olmamasına rağmen, kıyılarında egemen bir varlığa sahip olmasına odaklanıyor. İşte artan endişe de bundan kaynaklanıyor.

fedvgf
Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, Addis Ababa'daki Afrika Birliği genel merkezinde Sudan ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti ile ilgili düzenlenen Afrika Birliği Barış ve Güvenlik Konseyi toplantısında, 14 Şubat 2025 (AFP)

Böylesine bir varlık, bölgesel haritayı yeniden çizecek ve komşu ülkelerin toprak bütünlüğünü tehdit edecektir. Ayrıca, zaten köklü tarihi çekişmelerle dolu ve yeni bir patlamanın eşiğinde olan bir bölgede uzun süreli çatışmalara kapı açacaktır.

Eski yaralar

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor. Kahire ve Addis Ababa arasındaki anlaşmazlık, derin bir düğümü ve çok katmanlı bir iç içe geçişi yansıtıyor.

Mısır, Etiyopya'da doğan ve yaklaşık yüzde 85'i Etiyopya sınırları içinde yer alan Nil Nehri'nin denize döküldüğü yerdir. Bu hayati su yoluna yönelik herhangi bir tehdit, özellikle Etiyopya'nın Afrika'nın en uzun nehri üzerinde barajlar inşa etme çabaları göz önüne alındığında, Kahire'de derin endişeler uyandırıyor. Nehrin ana kolu olan Mavi Nil üzerinde Etiyopya’nın inşa ettiği Büyük Rönesans (Hedasi) Barajı devasa rezervuarında halihazırda zaten muazzam miktarda suyu tutuyor. Mısırlı yetkililer, bunun ülkeyi birincil tatlı su kaynağından mahrum ve şiddetli kuraklık riskine maruz bırakabileceğinden endişe ediyor.

Kahire, on yıldan fazla süredir Nil sularından yıllık payını garanti altına alacak bağlayıcı bir anlaşmaya varmak için çabaladı, ancak bu çabalar sonuçsuz kaldı ve 110 milyon Mısırlıyı memba ülkelerinin insafına bıraktı. Addis Ababa'nın pozisyonu, her zaman Nil'in diğer devletlerin yaşamlarının bağlı olduğu ortak bir gereklilik değil, egemen bir ulusal kaynak olduğu önermesine dayanıyor; bu duruş, müzakereleri defalarca çıkmaza soktu.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor

Yıllar boyunca Mısır, Afrika Birliği, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler de dahil olmak üzere çok çeşitli arabuluculara başvurdu. Daha yakın zamanlarda, ABD Başkanı Donald Trump, çıkmazı aşmak için diplomatik arabuluculuk hattına dahil oldu. Başkalarının başarısız olduğu bir konuda onun başarılı olması, önümüzdeki aylardaki gelişmelere bağlı olmayı sürdürüyor.

Sonuç ne olursa olsun, Etiyopya'nın Nil'in akışını kontrol etme girişimleri, Mısır'ın stratejik düşüncesini derinden etkiledi. Kahire için Nil, ulusal olarak hayatta kalmanın can damarı olmaya devam ediyor ve ona yönelik herhangi bir tehdidin uzun vadeli sonuçları vardır.

Parçalama stratejisi

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim arayışı, Mısır ile zaten gergin olan ilişkisine yeni bir boyut katıyor. Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz’de egemen bir varlığa sahip olmasını reddeden tek Kızıldeniz’e kıyısı olan devlet olmasa da Etiyopya'nın Büyük Rönesans Barajı nedeniyle bu konuya en duyarlı ülke olmaya devam ediyor. Bu baraj, ilişkilerde önemli şüpheler yaratmış ve Mısır'ın, Etiyopya'nın gelecek nesillere uzanan emellerine ilişkin algısını şekillendirmiştir.

Mısırlı yetkililer, barajın büyüklüğünün elektrik üretimi için gereken boyutu aştığına ve Mısır'ın birincil su kaynağını kontrol ederek Mısır üzerinde baskı kurmayı amaçlayan daha geniş stratejik hedefleri yansıttığına inanmaya devam ediyor.

Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz'de var olma çabalarına da aynı şüpheyle bakıyor. Mısırlı karar alıcılar, böyle bir hamlenin emsal teşkil edebileceğine ve Mısır'ın ekonomik güvenliği için hayati dayanak temsil eden bir bölgeye rakip güçleri çekebileceğine inanıyor.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor.

Bu açıdan bakıldığında, Etiyopya'nın Kızıldeniz'deki emelleri, son yıllarda hatları belirginleşen jeopolitik parçalanmaya yönelik daha geniş bir eğilimi yansıtıyor. Bu dinamik, bölgenin iki karşıt kampa ayrılmasına katkıda bulundu; bunlardan ilki mevcut devletleri zayıflatmayı ve parçalamayı hedeflerine ulaşmanın bir yolu olarak görüyor. Mısır ve Suudi Arabistan'ı birbirine yakınlaştıran diğer kamp ise devletlerin bütünlüğünü korumaya ve bölgesel yapının bütünlüğünü muhafaza etmeye odaklanıyor.

Çekişme noktası

Daha geniş bir perspektiften bakıldığında, Sudan'daki savaşın, İsrail'in ayrılıkçı Somaliland bölgesini tanımasının, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişme çabalarının, Etiyopya ile Eritre arasındaki yenilenen gerilimlerin ve Güney Yemen'deki ayrılıkçı emellerin, tüm bunların birbirine bağlı, ipleri iç içe geçmiş ve çıkarların kesiştiği bir sahnenin özelliklerini oluşturduğu açıkça görülmektedir.

Bu gelişmeler, kapsamlı hegemonya kurmayı amaçlayan bölgesel aktörlerin hırslarına hizmet eden ve şekillenmekte olan bir parçalama dinamiğinin ardışık tezahürlerini yansıtıyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu bakış açısına göre, bu hegemonyayı gerçekleştirmek, mevcut devletleri zayıflatmayı ve gerektiğinde onların bütünlüğünü bozmayı ve dirençlerini ortadan kaldırmayı gerektiriyor.

Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor

Bu denklem, birliği ve toprak bütünlüğünü koruma kampı ile Etiyopya ve diğer bölgesel aktörlerin yanı sıra İsrail'i de içeren parçalama kampı arasındaki mücadelenin varoluşsal doğasını vurguluyor.

Medyada yer alan son haberler, Etiyopya'nın Sudan ordusuyla çatışma halinde olan paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri’ne ait eğitim kamplarına ev sahipliği yaptığını açığa çıkardı. Bu haberler, Addis Ababa'nın Sudan iç çatışmasındaki rolüne de daha fazla ışık tutuyor.

sdcdv
21 Şubat 2022'de çekilen bu fotoğraf, Yemen'in batısında savaşın harap ettiği Hudeyde şehrindeki Hoha bölgesinde, Kızıldeniz kıyısındaki bir plajın açıklarındaki balıkçı teknelerini gösteriyor (AFP)

Bu çatışmanın ciddiyeti, Mısır ve ortaklarının Somali, Sudan ve Eritre'ye güçlü siyasi ve stratejik destek sağlamasının nedenini açıklıyor. Onlar için Afrika Boynuzu, parçalama projesinin kök salıp salmayacağının veya sınırlandırılıp sınırlandırılmayacağının belirleneceği kritik bir arena haline geldi.

Aynı mantık, bölgedeki artan diplomatik ve askeri faaliyetleri de açıklıyor. Mısır asker gönderdi ve askeri teçhizat sağladı, ancak yalnız hareket etmiyor. Afrika Boynuzu'nun geleceğini yıllarca şekillendirebilecek potansiyel bir çatışmaya hazırlandığı bir dönemde, uçuş takip verileri, İsrail de dahil olmak üzere diğer bölgesel güçlerin de askeri hareketlerini yoğunlaştırdığını gösteriyor.

Bu arada, Addis Ababa, bölge için çok önemli an olabilecek bir gelişme öncesinde acil istişareler için ardı ardına gelen yabancı heyetlerle birlikte yoğun bir diplomatik faaliyet merkezi haline geldi.

Afrika Boynuzu üzerindeki artan rekabet ister açık bir çatışmaya dönüşsün isterse kontrol altında kalsın, Mısır'ın tutumu artık açık ve net. Kahire, seyirci kalmaya niyetli değil.

Mısır'ın Somali'deki artan askeri varlığı, bir sonraki aşamayı şekillendirmeye katılmaya devam ettiğini yansıtıyor. Kahire, Somaliland'ın tanınması da dahil olmak üzere, Somali'nin toprak bütünlüğünü bozan her türlü adımı reddetti ve Kızıldeniz'deki çıkarlarını koruma, Etiyopya'nın emellerine karşı denge oluşturma konusundaki stratejik kararlılığını defalarca dile getirdi.

Bugün, Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati önem taşıyan deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor. Önümüzdeki gün ve haftalarda, diplomasinin istikrarı koruyup koruyamayacağı veya bölgenin daha geniş çaplı bir çatışmaya yönelip yönelmeyeceği ortaya çıkacaktır. Her halükarda, Nil'in hayaleti Kızıldeniz'in geleceği üzerindeki ağırlığını korumaya devam edecektir.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
TT

Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)

Irak’ta yeni bir hükümet kurmak için aday olan eski Başbakan Nuri el-Maliki, dün Bağdat'ta ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile yaptığı görüşmeyle ilgili olarak, Washington'ın muhalefetine rağmen adaylıktan çekilmeyeceğini açıkladı.

Dün Fransız Haber Ajansı AFP'ye konuşan Maliki, “Geri çekilmeye niyetim yok, çünkü ait olduğum ülkeyi, onun egemenliğini ve iradesini saygı duyuyorum” ifadelerini kullandı.

Çoğunluğu İran'a yakınlığıyla bilinen Şii partilerden oluşan Koordinasyon Çerçevesi ittifakının kendisinin adaylığı üzerinde anlaşmaya vardığını belirten Maliki, “Dolayısıyla bu makama saygı duyduğum için geri çekilmeyeceğim. Birçok açıklamada geri çekilme olmayacağını söyledim. Sonuna kadar gideceğim” şeklinde konuştu.

Öte yandan ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack, Bağdat'ta birkaç toplantı düzenledi ve geçici Başbakan Muhammed Şia es-Sudani ile görüştü. Görüşmenin ardından yaptığı açıklamada Barrack, “Başkan (Donald) Trump'ın bölgede barış planına uygun bir gelecek inşa etme hedeflerini tartıştım. Irak ve halkının istikrarını teşvik edecek politikalar benimseyen etkili bir liderliğin varlığı, ortak hedeflere ulaşmak için çok önemli” ifadelerini kullandı.


Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
TT

Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)

Çad, Darfur bölgesinde ordu yanlısı “Ortak Güç”ün kontrolündeki Tine şehri çevresinde çatışmaların artması üzerine, çoğu insani yardımın geçtiği ünlü Adré geçişi de dahil olmak üzere Sudan ile sınırlarını kapattığını duyurdu ve topraklarına yönelik her türlü saldırıya karşılık vereceğini açıkladı.

Dün gerçekleşen sınır kapatma kararı, ülkenin batısındaki son ordu yanlısı kale olarak kabul edilen bu sınır bölgesini kontrol altına almak için Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ve Müşterek Kuvvetler arasında şiddetli çatışmaların yaşandığı bir dönemde gerçekleşti.

Çad Enformasyon Bakanlığı yaptığı açıklamada, dünden (Pazartesi) itibaren ikinci bir duyuruya kadar sınır ötesi insan ve mal geçişlerinin kısıtlandığını bildirdi.

Bu sırada HDK, orduyla iş birliği yapan ve Sudan'da Cancavid güçleri olarak bilinen birlikleri yöneten Mahamid kabilesinin lideri Musa Hilal'in kontrolündeki Kuzey Darfur'daki Mustariha kasabasının kontrolünü ele geçirdi.