Derin devlet Joe Biden'a beyaz işkence uyguluyor

Başkanı partinin adayı olarak kalmaya ikna eden ya da zorlayan neydi?

 Biden 1972'de Senato'ya girdiğinde en genç senatördü (Reuters)
Biden 1972'de Senato'ya girdiğinde en genç senatördü (Reuters)
TT

Derin devlet Joe Biden'a beyaz işkence uyguluyor

 Biden 1972'de Senato'ya girdiğinde en genç senatördü (Reuters)
Biden 1972'de Senato'ya girdiğinde en genç senatördü (Reuters)

Camelia Entekhabifard

Dünyanın en büyük gücünün ve demokrasisinin yönetiminin başında bulunan Joe Biden (81 yaşında), aylardır medya ve halk tarafından alay konusu ediliyor. Bazen yolunu kaybetmiş, bazen var olmayan kişilerle el sıkışıp gülen, bazen de kameraların önünde olmayan bir sandalyeye oturmaya çalışan bir adam olarak karşımıza çıkıyor.

Ekim 2021'de İngiliz medyası, ABD Başkanı'nın İskoçya'nın Glasgow kentindeki iklim değişikliği konferansının oturum aralarında mevcut Kraliçe Camilla ile yaptığı görüşme sırasında gazı olduğunu söylemişti.

İtalya'daki G7 toplantısında yolunu kaybeden yaşlı Biden, İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ona yardım edene kadar hangi yöne bakması gerektiğini bilememişti. Geçtiğimiz ay Paris'te Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve eşinin katıldığı bir törende onlara sırtını dönüp bilinmeyen bir noktaya bakmıştı.

Biden 1972'de Senato'ya girdiğinde en genç senatördü ve ardından arka arkaya altı kez seçildi. Barack Obama onu 2009 yılında başkan yardımcısı olarak seçtiğinde Kongre'deki en yaşlı dört senatör arasında yer alıyordu.

Kendisi Senato'daki çalışmaları sırasında insan hakları konularında yoğun bir sicile sahip birisi ve aynı zamanda Başkanlık Özgürlük Madalyası almış ve ulusal saygıyı hak eden bir vatansever. Peki bu yönetim ve sistemde bu adam neden aşağılanmaya maruz kalıyor? O bir ömrü ülkesinin ve ailesinin kendisi ile gurur duyacağı şekilde geçirmiş bir adam ve emeklilik günlerini huzur içinde geçirmeyi hak ediyor.

Böyle başarılara imza atmış, bir dönem Amerikan yönetiminin başkanlığını yapmış bir adam neden bir dönem daha başkan olmakta ısrar ediyor?

Kaliforniya'dan sonra Demokratlara en bağlı eyalet olan New York ve New Jersey'de Donald Trump'ın Biden'a karşı kazanacağı söyleniyor. Bu demektir ki Amerikan halkı Biden'ın performansından memnun değil ve onun zayıflığına ve beceriksizliğine tanık olmak kendisini Cumhuriyetçi Parti’nin temsilcisine yöneltti.

Ancak tüm bu gelişmelerin ardından Beyaz Saray, çarşamba günü Biden'ın ailesiyle istişarede bulunduktan sonra önümüzdeki seçimlerde Demokrat Parti'nin adayı olarak kalacağını açıkladığını duyurmuştu.

Joe Biden'ı partinin adayı olarak kalmaya ikna eden veya zorlayan neydi?

Bu yaşlı adamın hafıza zayıflığı ve Trump ile yaptığı münazara sırasında anlaşılmaz şeyler söylemek dahil olmak üzere çeşitli güçsüzlüklerinin etkileri, çeşitli vesileler ile herkes tarafından görüldü.

Kamuoyu yoklamaları Amerikan halkının Joe Biden'ın yetersiz olduğuna inandığını ve onun fiziksel ve zihinsel sağlığı konusunda şüpheleri olduğunu doğruluyor.

Şarku’l Avsat’ın Reuters'tan aktardığı habere göre yakın zamanda yayınlanan son anketinin sonuçları, her üç Demokrattan birinin Biden'ın adaylıktan çekilmesi gerektiğine inanıyor.

ABD'de New York Times gibi solcu ve Joe Biden'ı destekleyen medya kuruluşları, Trump ile münazarasındaki performansını gördükten sonra Başkandan seçimlerden çekilmesini istediler.

Demokrat Parti içinden gelen taleplere, Biden'ın çekilmesinin gerekliliğini doğrulayan kamuoyu yoklamalarına ve Biden'ın Trump tarafından yenilgiye uğratılma olasılığından bahseden haberlerin yayınlanmasına rağmen, eşi ve ailesi onun yarışı sürdürmesi konusunda ısrar ediyor.

300 milyon Amerikalının, dünyanın en büyük ordusuna ve ekonomisine sahip, rakibi olmayan Amerika Birleşik Devletleri adlı bir ülkenin kaderi, kocasına çocuk gibi davranan ve her zaman onu cesaretlendirmeye gayret eden Jill Biden adlı bir kadına mı bağlı? Joe Biden ülkesinin ve partisinin çıkarlarını belirleme gücünden yoksun mu?

Üç yıl önce Trump, Biden'a karşı seçimi kaybettiğinde ve seçimde sahtekarlık yapıldığına dair yasal ve hukuki bir mücadeleye giriştiğinde, ABD'de eski başkanının, kendisiyle cinsel ilişkiye giren bir kadına rüşvet verme veya sessizliğini satın alma, ayrıca mal varlığıyla ilgili gerçekleri gizleyerek vergi yasasını ihlal etme dahil olmak üzere onlarca eski dosyası açıldı.

Trump, suçlu olmadığını, hırsız olmadığını veya yasaları ihlal etmediğini kanıtlamak için son üç yıl boyunca tüm zamanını ABD’nin çeşitli yerlerindeki mahkemelerde geçirdi. Farklı davalara katılımı, seçim kampanyası ile daha fazla ilgilenmesine engel oldu.

Amerika Birleşik Devletleri'nde yetişkinler arasındaki cinsel ilişkiler, her iki tarafın da rızası halinde ve bu tür ilişkiler para kazanmak amacıyla olmadığı sürece suç sayılmıyor. Birisinin sessizliğini satın almak için para vermek de artık ABD’de suç değil. Ancak sekiz yıl önce Trump'la ilişkisi olan ve sessiz kalması karşılığında para alan porno oyuncusu bu kez hukuka başvurma kararı aldı.

Stormy Daniels'ın mahkemede bulunması, Trump'ın kendisine cinsel saldırıda bulunduğuna ve mahkemede eski başkana karşı onun hakkının savunulmaya çalışıldığına dair şüpheleri artırmıştı.

Daniels'ı mahkemede izleyen gözlemciler olarak bizler, mahkemenin verdiği cezanın bu ilişkiden ya da onun sessizliğini satın alma meselesinden kaynaklandığını düşünebiliriz. Ama aslında her iki nedenden de kaynaklanmıyor. Daniels'ın Trump’a karşı duruşmaya katılması onu utandırmak ve zor durumda bırakmak amaçlıydı, medyada sunulan görüntünün aksine Daniels'ın katılımının mahkemede Trump aleyhine sunulan dosyanın konusuyla hiçbir ilgisi yoktu.

Trump'a ve Cumhuriyetçi Parti’nin adayı olmasını engellemeye yönelik girişimlerin başarısızlıkla sonuçlandığı 3 yılın ardından dikkatler Trump’tan Biden'ın sağlığı meselesine yöneldi. Trump'a odaklanmış ışıklar Biden'a, yetersizliğine ve ileri yaşına kayarken, medya da Biden'ın sağlık konusunu yakından takip ediyor.

En yüksek yargı merciinin eski başkana dokunulmazlık tanıyan kararıyla birlikte, zaferinin önündeki yol da açılmış oldu.

Reuters, konu hakkında bilgili yetkililere dayanarak Temsilciler Meclisi'nin 25 Demokrat üyesinin Biden'dan başkanlık seçimlerinde adayları olmaktan çekilmesini isteyen bir bildiri üzerinde çalıştığını aktardı.

Demokratların adaylarını resmi olarak duyurmak için önlerinde sadece iki ay var ancak Beyaz Saray, Başkanın seçimlere katılmaktan vazgeçmeyeceğini duyurdu.

Biden’ın konuşamadığı ve yürümekte zorlandığı görülürken, ABD'de "derin devlet" müdahalesi konusu bir kez daha gündeme geldi. ABD’de derin devlet ile ana bağışçılar, mali ve güvenlik nüfuzu, ülke tarafından onaylanan politikalara temel bir destek oluşturan askeri ve güvenlik sektörü kastedilmektedir.

Trump'ın önceki seçimlerde yeniden seçilememesi ve üç yıldır boğuştuğu yasal ve hukuki sorunlar derin devletten kaynaklanıyor olabilir. Bu derin devlet, ülkedeki yönetim ve iktidar bağlamı dışından gelen Trump'ın zaferini engellemek için yaşlı bir adamı iktidarda tutmaya çalışıyor.

Böyle bir durumda iki parti ve aday birçok vaatlerde bulunur ancak seçimden sonra bunları uygulama zorunlulukları yok. Ülkenin başkanı seçilen Barack Obama bu konuda bir örnek. Karşı tarafta ise Batılı müttefikleriyle Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) karşıtı zorlu bir tartışmaya giren ve neredeyse ittifakın çökmesine neden olan Trump örneği duruyor.

ABD'nin büyük stratejik ve askeri hedefleri, Trump'ın Amerikan yönetiminde geçirdiği süreden daha uzun süre görevde kalmasına izin vermiyordu. Biden eski başkana karşı kritik eyaletler sayesinde küçük bir oran ile zafer kazandı. Bu da bu politikaların bir parçasıydı.

Derin devlet çerçevesinde gizli ve karmaşık bir şekilde faaliyet gösteren güçlü finans ve sol yapılanma, Trump'ın zaferinin tehlikeli olacağını düşünürse, iki ay içinde Biden'ın seçimlerden çekilmesini ve Demokrat Parti’nin adayının açıklanmasını talep edebilir. Ancak Demokratlar başka bir endişeyle karşı karşıyalar, o da 4 yıl içinde dikkat çekici bir performans sergilemeyen Başkan Yardımcısı Kamala Harris'in varlığı.

Demokrat Parti Trump'a rakip olacak alternatif bir adayın adını masaya koymazsa derin devlet yaşlı adam Joe Biden'a "beyaz işkence" uygulamaya devam edecek.



Bugün Suudi Arabistan ve bazı Arap ülkelerinde Ramazan ayının ilk günü

Ramazan ayı hilalinin, Majmaah Üniversitesi bünyesindeki Hawtat Sudair Astronomi Gözlemevi'nde görüldüğü an
Ramazan ayı hilalinin, Majmaah Üniversitesi bünyesindeki Hawtat Sudair Astronomi Gözlemevi'nde görüldüğü an
TT

Bugün Suudi Arabistan ve bazı Arap ülkelerinde Ramazan ayının ilk günü

Ramazan ayı hilalinin, Majmaah Üniversitesi bünyesindeki Hawtat Sudair Astronomi Gözlemevi'nde görüldüğü an
Ramazan ayı hilalinin, Majmaah Üniversitesi bünyesindeki Hawtat Sudair Astronomi Gözlemevi'nde görüldüğü an

Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Yemen, Filistin, Bahreyn, Kuveyt, Irak, Lübnan, Somali ve Sudan, dün akşamı hilalin görülmesinin teyit edilmesinin ardından bugünün Ramazan ayının ilk günü olduğunu resmen duyurdu.

Suudi Arabistan Yüksek Mahkemesi yaptığı açıklamada, Hilal Gözlem Dairesi'nin salı akşamı bir oturum düzenlediğini ve bu oturumda mahkemelerden Ramazan hilalinin görülmesiyle ilgili aldığı tüm raporları incelediğini belirtti. İnceleme ve değerlendirme sonrasında, hilali gören bir dizi güvenilir şahidin ifadesine dayanarak, bu yılki Ramazan ayının ilk gününün, Ummul Kura takvimine göre 1 Ramazan 1447 Hicri Çarşamba günü (18 Şubat 2026) olduğuna karar verildiğini açıkladı.

Mahkeme, İki Kutsal Caminin Koruyucusu Kral Selman bin Abdulaziz'i, Veliaht Prens Muhammed bin Selman'ı ve vatandaşları, yerleşik halkı ve Müslümanları mübarek Ramazan ayı vesilesiyle tebrik ederek, Allah'tan herkese bu ay boyunca oruç tutma ve dua etme, iyi amellerini kabul etme, anlaşmazlıklarını giderme, dinini destekleme ve kelamını yüceltme, ülkenin güvenliğini, istikrarını ve refahını koruma konusunda yardımcı olmasını diledi.

Bu arada Suriye, Ürdün, Mısır, Tunus, Cezayir, Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Singapur, Malezya, Brunei Darussalam ve Endonezya, salı günü ülkelerinde hilal görünmemesi nedeniyle perşembe gününün (yarın) Ramazan ayının ilk günü olduğunu açıkladı.


Washington, uyuşturucu kaçakçılığı şüphesiyle teknelere düzenlenen saldırılarda 11 kişinin öldüğünü açıkladı

ABD savaş gemisi USS Sampson, Latin Amerika ve Karayip sularındaki ABD deniz kuvvetleri varlığında Panama City'de demirlemiş durumda (Arşiv- AFP)
ABD savaş gemisi USS Sampson, Latin Amerika ve Karayip sularındaki ABD deniz kuvvetleri varlığında Panama City'de demirlemiş durumda (Arşiv- AFP)
TT

Washington, uyuşturucu kaçakçılığı şüphesiyle teknelere düzenlenen saldırılarda 11 kişinin öldüğünü açıkladı

ABD savaş gemisi USS Sampson, Latin Amerika ve Karayip sularındaki ABD deniz kuvvetleri varlığında Panama City'de demirlemiş durumda (Arşiv- AFP)
ABD savaş gemisi USS Sampson, Latin Amerika ve Karayip sularındaki ABD deniz kuvvetleri varlığında Panama City'de demirlemiş durumda (Arşiv- AFP)

ABD ordusu dün yaptığı açıklamada, Doğu Pasifik ve Karayip denizlerinde uyuşturucu kaçakçılığı için kullanıldığı belirtilen üç teknede bulunan 11 kişinin öldürüldüğü saldırılar düzenlediğini duyurdu.

ABD Güney Komutanlığı, X platformunda yaptığı açıklamada, pazartesi akşamı gerçekleştirilen saldırılarda "Doğu Pasifik'teki ilk teknede dört, Doğu Pasifik'teki ikinci teknede dört ve Karayip'teki üçüncü teknede üç kişinin" öldürüldüğünü belirtti.

Paylaşımda, saldırılar sırasında ikisi hareketsiz halde bulunan, üçüncüsü ise yüksek hızda seyreden üç tekneye yapılan saldırıları gösteren bir video yer aldı. Saldırılardan önce iki teknenin hareket ettirildiği görülebiliyordu.

ABD, eylül ayı başlarında kaçakçılık şüphesiyle tekneleri hedef almaya başladı ve bu saldırılar sonucunda şu ana kadar 140'tan fazla kişi öldü, onlarca tekne imha edildi. Trump yönetimi, Latin Amerika'da faaliyet gösteren "uyuşturucu teröristleri" olarak adlandırdığı gruplarla savaş halinde olduğunu ısrarla belirtiyor. Ancak, hedef alınan teknelerin uyuşturucu kaçakçılığıyla ilgili olduğuna dair kesin bir kanıt sunmadığı için saldırıların yasallığı konusunda hararetli tartışmalar yaşanıyor.

Uluslararası hukuk uzmanları ve insan hakları örgütleri, saldırıların ABD'ye doğrudan bir tehdit oluşturmayan sivilleri hedef aldığı düşünüldüğünden, yargısız infaz anlamına gelebileceğini söylüyor. Washington, son aylarda uyuşturucu kaçakçılığından şüphelenilen tekneleri hedef aldığı, petrol tankerlerine el koyduğu ve Venezuela'nın solcu Devlet Başkanı Nicolás Maduro'nun yakalanmasıyla sonuçlanan Karakas baskınını gerçekleştirdiği Karayipler'e büyük bir deniz gücü konuşlandırdı.

Ancak ABD yönetimi, filonun amiral gemisi olan USS Gerald R. Ford uçak gemisini ve saldırı grubunu, Trump'ın anlaşmaya varılmaması halinde İran'a karşı askeri harekât tehdidinde bulunduğu Ortadoğu'ya da konuşlandırdı.


İran Dışişleri Bakanı: Cenevre’de ABD ile nükleer görüşmelerde ilerleme sağlandı

Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
TT

İran Dışişleri Bakanı: Cenevre’de ABD ile nükleer görüşmelerde ilerleme sağlandı

Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)

İran ile ABD, uzun süredir devam eden nükleer anlaşmazlığı çözmeyi amaçlayan görüşmelerde salı günü temel “yol gösterici ilkeler” üzerinde bir anlayışa vardı. Ancak İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bunun yakın zamanda bir anlaşmaya varılacağı anlamına gelmediğini belirtti.

Arakçi’nin açıklamalarının ardından petrol vadeli işlemleri gerilerken, gösterge Brent ham petrol yüzde 1’den fazla düştü. Açıklamalar, ABD’nin Tahran’ı taviz vermeye zorlamak amacıyla askeri güç konuşlandırdığı bölgede çatışma endişelerini bir miktar azalttı.

Cenevre’deki temasların ardından İran medyasına konuşan Arakçi, “Farklı fikirler ortaya kondu ve bu fikirler ciddi şekilde tartışıldı. Sonuçta bazı yol gösterici ilkeler üzerinde genel bir mutabakata varmayı başardık” dedi.

Her iki tarafın da “net sonraki adımları” var

ABD’nin Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner’in, Arakçi ile birlikte yürüttüğü dolaylı görüşmelere Umman arabuluculuk etti. Beyaz Saray, toplantıya ilişkin e-posta yoluyla yöneltilen sorulara yanıt vermedi.

Umman Dışişleri Bakanı Badr bin Hamad Al Busaidi, X platformunda yaptığı paylaşımda “yapılacak çok iş olduğunu”, ancak İran ile ABD’nin “net sonraki adımlarla” masadan ayrıldığını ifade etti.

Görüşmelerin başladığı sırada İran devlet medyası, İran Devrim Muhafızları’nın bölgede askeri tatbikat gerçekleştirmesi nedeniyle, küresel petrol arzı açısından hayati öneme sahip Hürmüz Boğazı’nın bir bölümünün “güvenlik tedbirleri” kapsamında geçici olarak kapatılacağını duyurdu.

Tahran daha önce, saldırıya uğraması halinde ticari gemilere boğazı kapatma tehdidinde bulunmuştu. Böyle bir adım, küresel petrol akışının beşte birini kesintiye uğratabilir ve ham petrol fiyatlarını yukarı çekebilir.

Trump’ın İran’da “rejim değişikliğinin” en iyi seçenek olabileceğine yönelik sözlerine yanıt veren İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney (86), ABD’nin yönetimini devirmeye yönelik herhangi bir girişimin başarısız olacağı uyarısında bulundu.

İran medyasına yansıyan açıklamalarında Hamaney, “ABD Başkanı ordularının dünyanın en güçlüsü olduğunu söylüyor; ancak dünyanın en güçlü ordusu bile bazen öyle bir tokat yer ki ayağa kalkamaz” dedi.

Arakçi, görüşmelerin ardından Cenevre’de düzenlenen bir silahsızlanma konferansında yaptığı konuşmada ise “yeni bir fırsat penceresinin” açıldığını belirterek, müzakerelerin İran’ın meşru haklarının tam olarak tanınmasını sağlayacak “sürdürülebilir” bir çözüme ulaşmasını umduğunu ifade etti.

Trump daha önce yaptığı açıklamada, Cenevre’deki görüşmelere “dolaylı olarak” kendisinin de dahil olacağını söylemiş ve Tahran’ın anlaşma yapmak istediğine inandığını belirtmişti.

Trump, pazartesi günü Air Force One uçağında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Anlaşma yapmamanın sonuçlarını istemediklerini düşünüyorum. Nükleer kapasitelerini ortadan kaldırmak için B-2’leri göndermek yerine bir anlaşma yapabilirdik. Ama B-2’leri göndermek zorunda kaldık” demişti.

ABD, geçen haziran ayında İsrail ile birlikte İran’ın nükleer tesislerini bombalamıştı. Washington ve Tel Aviv, İran’ın İsrail’in varlığını tehdit edebilecek bir nükleer silah geliştirmeyi hedeflediğine inanıyor. Tahran ise nükleer programının tamamen barışçıl olduğunu savunuyor. Ancak İran, elektrik üretimi için gereken saflığın çok ötesinde ve silah yapımı için gerekli seviyeye yakın oranda uranyum zenginleştirmiş durumda.

İran: Sadece nükleer program konuşulur

Söz konusu saldırıların ardından İran’daki İslami yönetim, kısmen uluslararası yaptırımların petrol gelirlerini kısıtlamasının tetiklediği hayat pahalılığı krizine karşı düzenlenen ve binlerce kişinin hayatını kaybettiği sokak protestolarıyla zayıfladı.

Washington, görüşmelerin kapsamını İran’ın füze stokları gibi nükleer dışı konuları da içerecek şekilde genişletmek istiyor. Tahran ise yalnızca nükleer programına yönelik kısıtlamaları — yaptırımların kaldırılması karşılığında — müzakere etmeye hazır olduğunu, uranyum zenginleştirmeden tamamen vazgeçmeyeceğini ve füze programını masaya getirmeyeceğini belirtiyor.

Hamaney, İran’ın geniş füze stokunun müzakereye açık olmadığını yineleyerek, füze türü ve menzilinin ABD ile hiçbir ilgisi bulunmadığını söyledi.

Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, Cenevre görüşmelerinin başarısının ABD’nin gerçekçi olmayan talepler ileri sürmemesine ve İran’a yönelik ağır yaptırımları kaldırma konusunda ciddi davranmasına bağlı olduğunu ifade etti.

ABD B-2 bombardıman uçakları nükleer hedefleri vurdu

Tahran ile Washington’un, geçen yıl haziran ayında altıncı tur görüşmeleri yapması planlanıyordu. Ancak Washington’un müttefiki İsrail’in İran’a yönelik bombardıman kampanyası başlatması ve ardından ABD’ye ait B-2 bombardıman uçaklarının nükleer hedefleri vurması üzerine süreç kesintiye uğradı. Tahran, o tarihten bu yana uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdurduğunu açıkladı.

İran, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’na (NPT) taraf bulunuyor. Anlaşma, ülkelere sivil nükleer enerji geliştirme hakkı tanırken, atom silahından vazgeçmelerini ve Birleşmiş Milletler’in nükleer denetim kurumu olan Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ile iş birliği yapmalarını şart koşuyor.

İsrail ise NPT’yi imzalamadı. Tel Aviv, çevresindeki düşmanları caydırmayı amaçlayan onlarca yıllık “belirsizlik politikası” çerçevesinde nükleer silaha sahip olduğunu ne doğruluyor ne de yalanlıyor. Ancak akademisyenler İsrail’in nükleer silaha sahip olduğuna inanıyor.