Siyasi ütopya ile yeni distopya arasında İsrail

İsrail’in sağı ve merkezi arasında kesin bir ayrım yapabilir miyiz?

Görsel: Nash Weerasekera (Al Majalla)
Görsel: Nash Weerasekera (Al Majalla)
TT

Siyasi ütopya ile yeni distopya arasında İsrail

Görsel: Nash Weerasekera (Al Majalla)
Görsel: Nash Weerasekera (Al Majalla)

Ahmed Mahir

Gazze Şeridi’nde savaşın başlamasından yaklaşık bir yıl sonra, İsrail'in aşırılık yanlısı politikalarının, Filistinlilere, Lübnan'a ve ölmekte olan iki devletli çözüme yönelik kamuoyunu önemli ölçüde şekillendirdiği söylenebilir.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun lideri olduğu mevcut İsrail hükümeti tarafından benimsenen katı politikalar, İsrailli Yahudi vatandaşların siyasi tabloya bakışlarını ve mevcut siyasi seçenekleri birbirlerine kıyaslarken yaptıkları değerlendirmeleri değiştirdi.

Mevcut bakanlar tarafından benimsenen aşırı sağcı politikaların ve tutumların, sağcı politikaların merkezci olarak gösterilmesine katkıda bulunduğunu ve ortalama seçmenin gözünde daha cazip hale geldiğini savunuyorum. Eğer geçtiğimiz ay seçimler yapılsaydı, Başbakan Netanyahu ve Likud Partisi’nin diğer partilere karşı önde olacağını gösteren anketler bu dinamiği kanıtladı.

Netanyahu ve Likud Partisi başkanlığındaki mevcut hükümet koalisyonu, 2022 yılının aralık ayında yapılan genel seçimlerin ardından iktidara geldi. Bu koalisyon, İsrail parlamentosu Knesset'teki 120 sandalyenin 64'üne sahip. Koalisyon, başta 32 sandalye kazanan Likud Partisi ve 14 sandalye kazanan Dini Siyonizm Partisi olmak üzere altı partiden oluşuyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan  aktardığı anket değerlendirmesine göre Netanyahu’nun popülaritesi, Gazze Savaşı'nın patlak vermesinden bu yana ilk kez önemli ölçüde arttı. İsrail tarihinin en uzun savaşı, ülkenin Lübnan'da İran destekli Hizbullah ile yeni bir çatışmanın ve muhtemelen İran'ın kendisiyle doğrudan bir savaşın eşiğinde olduğu bir zamanda gerçekleşti.

Başbakanın popülaritesindeki bu artış, İsrail'in 1948 yılında kurulmasından bu yana en büyük hükümet karşıtı protesto dalgasına yol açan tartışmalı yargı reformlarına, görevdeyken yaşanan büyük güvenlik başarısızlıklarına, onlarca İsrailli rehinenin halen Hamas’ın elinde olmasına ve Gazze’nin bazı bölgelerini en azından şimdilik yeniden işgal etme konusundaki ısrarına rağmen gerçekleşti.

Bunun olası nedenlerinden birinin, İsrail'in ılımlı muhalefet partileri arasında artan kutuplaşma olduğunu düşünüyorum. Bu kutuplaşma, İsrail halkını ideolojik yelpazenin her iki tarafından, yani aşırı sol ve aşırı sağdan gelen aşırılık yanlısı söylemlere daha açık hale getirdi. Gazze'deki mevcut savaş sırasında milyonlarca İsrailli, Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir ve Maliye Bakanı Bezalel Smotrich tarafından desteklenen ve daha önce eşine rastlanmayan aşırılıkçı ve ırkçı siyasi fikirler dalgasına maruz kaldı. Ben-Gvir, daha önce de bir terör örgütünü desteklemek ve ırkçılığı körüklemek gibi çeşitli suçlardan hüküm giymişti.

Özellikle merkezci liderler son zamanlarda daha sağcı politikalar benimsiyor gibi görünürken aşırı politikalara maruz kalan insanların muhafazakârları ya da sağcıları ılımlı olarak sınıflandırmaları daha olası.

Özellikle merkezci liderler son zamanlarda daha sağcı politikalar benimsiyor gibi görünürken aşırı politikalara maruz kalan insanların muhafazakarları ya da aşırı sağcıları ılımlı yahut merkezci olarak sınıflandırmaları daha olası.

Örnek olarak İsrail’in merkezci siyasetçilerinin önde gelenlerinden Yair Lapid'i ele alalım.  Kendisiyle geçtiğimiz aralık ayında Kudüs'teki Knesset'te görüşmüştüm. Açıkça iki devletli bir çözümden yanaydı, ancak bunun önemli ölçüde gecikeceğini düşünüyordu.

Birkaç ay sonra tutumunu değiştirerek İrlanda, Norveç ve İspanya’nın Filistin Devletini tanıma kararını ‘bir siyasi başarısızlık’ ve ‘utanç’ olarak nitelendirdi.

Lapid'in siyasi duruşu değişti. Açıklamaları, seçim platformu popülist ve sağcı fikirlerin ön plana çıktığı Netanyahu'nun lideri olduğu Likud Partisi’nin söylemlerine çok benziyor.

Bu değişim kuşkusuz pek çok seçmenin, Filistin devleti ya da Güney Lübnan'ın yeniden işgali pahasına da olsa güvenlik odaklı hale gelen İsrail'deki ana akım siyaset algısını etkilemiştir.

Bu değişimin, pek çok seçmenin, Filistin topraklarının geriye kalanının ve Güney Lübnan'ın yeniden işgali pahasına da olsa güvenlik odaklı hale gelen İsrail'deki ana akım siyaset algısını etkilediğine şüphe yok.

Yair Lapid'in 7 Ekim öncesi eşsiz ve zorlayıcı avantajı, ne sola ne de sağa yaslanan ‘gerçek merkezi’ temsil ettiğine dair yeterli sayıda seçmeni ikna edebilmiş olmasıydı.

Merkezde yer alan muhalefet lideri, seçmen ağırlığının sağa kayması nedeniyle yaklaşan parlamento seçimlerinde oy kaybetmemek için şimdi sağa kayıyor gibi görünüyor.

Aslında mesele basit; Lapid'in merkezde kaybettiği her oy yüzdesi otomatik olarak ‘sağcı’ blok için bir kazanıma dönüşüyor.

Merkez sol ve merkez sağ arasındaki bölünme büyüdükçe, en sağcı fraksiyon otomatik olarak 'merkezci' görünmeye başladı ve sol neredeyse siyaset sahnesinden silindi.

Başka bir deyişle, İsrail'in aşırı sağcı ikilisi Itamar Ben-Gvir ve Bezalel Smotrich'in aşırı sağcı politikalarına maruz kalmaları İsraillilerin siyasi yelpazenin diğer tarafındaki ılımlı sağcı politikaları daha merkezci olarak değerlendirmelerine neden oldu.

Yair Lapid'in 7 Ekim öncesi elde ettiği avantaj, ne sola ne de sağa yaslanan ‘gerçek merkezi’ temsil ettiğine dair yeterli sayıda seçmeni ikna edebilmiş olmasıydı.

Bu, ideoloji ve konularla ilgili bir siyasi tercih meselesidir. Ya da belki de İsrailliler 7 Ekim'deki korkunç saldırıdan sonra ideolojiden ziyade güvenliğe odaklanmaya daha meyilli hale gelmişlerdir.

scdvfbrgnty
İşaret fişeklerinden çıkan dumanın etrafını sardığı İsrailli bir protestocu, 7 Ekim saldırısı sırasında rehin alınanlardan birinin posterini tutarken (Reuters)

Her ne olursa olsun, bu saldırılar, ordularının ahlaki sınırlarını test ettiği kadar çoğu İsraillinin temel inançlarını da test etti.

Bu siyasi analiz, İsrail'de yapılan son anketler tarafından da doğrulanıyor. İsrailli Yahudiler arasında İsrail'in yanında bir Filistin devleti fikrine verilen destek 2010 yılında yüzde 71'ken şu an yüzde 21'e kadar dramatik bir şekilde gerilemiş durumda.

2020 yılında yapılan bir anket, İsrail'in yanında bir Filistin devleti kurulması fikrine verilen desteğin halihazırda yüzde 20'nin altına düştüğünü gösterirken bir başka anket, eşit olmayan haklara sahip iki halklı tek devlet fikrine verilen desteğin ise iki katına çıkarak yüzde 42'ye yükseldiğini gösterdi.

Anketler Ramallah'taki Filistin Politika ve Anket Araştırmaları Merkezi ile Tel Aviv Üniversitesi'ndeki Uluslararası Çatışma Çözümü ve Arabuluculuk Programı tarafından gerçekleştirildi.

Bu anketlere katılanlardan bazıları, Netanyahu'nun kendisini sevmiyor olabilirler, ancak genel olarak onun sağcı güvenlik politikalarını destekliyorlar.

Netanyahu, aynı zamanda kendilerine “Gazze'deki savaş suçlarının soruşturulmaması, Filistin devletinin kurulmaması ve yakın gelecekte Gazze'den çekilmeme gibi aynı sloganları paylaşan merkez partilerden oluşan bir koalisyonu ya da muhalefet partisini neden desteklesinler ki? sorusunu sorabilecek birçok seçmenin gözünde güçlü bir lider haline geldi.



BM, İsrail’in Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ndeki eylemlerinin ‘etnik temizlik’ endişelerini artırdığı değerlendirmesinde bulundu

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin güneyinde yer alan Hagai yerleşim yeri yakınlarında İsrail buldozerleri tarafından yıkılan bir binanın enkazı üzerinde otururken göz yaşı döken Filistinli bir adam (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin güneyinde yer alan Hagai yerleşim yeri yakınlarında İsrail buldozerleri tarafından yıkılan bir binanın enkazı üzerinde otururken göz yaşı döken Filistinli bir adam (AFP)
TT

BM, İsrail’in Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ndeki eylemlerinin ‘etnik temizlik’ endişelerini artırdığı değerlendirmesinde bulundu

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin güneyinde yer alan Hagai yerleşim yeri yakınlarında İsrail buldozerleri tarafından yıkılan bir binanın enkazı üzerinde otururken göz yaşı döken Filistinli bir adam (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin güneyinde yer alan Hagai yerleşim yeri yakınlarında İsrail buldozerleri tarafından yıkılan bir binanın enkazı üzerinde otururken göz yaşı döken Filistinli bir adam (AFP)

Birleşmiş Milletler (BM) bugün yaptığı açıklamada, İsrail’in yoğun saldırıları ve Filistinli sivillerin zorla yerinden edilmesi nedeniyle Gazze Şeridi ve Batı Şeria’da ‘etnik temizlik’ yaşanabileceğine dair endişelerini dile getirdi.

BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği tarafından yayımlanan raporda, “Yoğun saldırılar, mahallelerin sistematik biçimde tamamen yıkılması ve insani yardımların engellenmesi, Gazze Şeridi’nde kalıcı bir demografik değişim yaratmayı amaçlıyor gibi görünmektedir” ifadesine yer verildi.

Raporda ayrıca, “Kalıcı bir yerinden etmeyi hedeflediği izlenimi veren zorla tahliye uygulamalarıyla birlikte değerlendirildiğinde, bu durum, Gazze Şeridi ve Batı Şeria’da etnik temizlik konusunda ciddi endişelere yol açmaktadır” denildi.

BM’de üst düzey bir yetkili dün yaptığı açıklamada, İsrail’in idari olarak Filistin yönetimine bağlı olması öngörülen Batı Şeria bölgeleri üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya yönelik adımlarının ‘fiili ve kademeli bir ilhaka’ vardığı uyarısında bulundu. BM Genel Sekreter Yardımcısı Rosemary DiCarlo, Filistin meselesine ilişkin BM Güvenlik Konseyi toplantısında yaptığı konuşmada, “Sahadaki durumu istikrarlı biçimde değiştiren tek taraflı İsrail adımları nedeniyle Batı Şeria’nın fiili ve kademeli bir ilhakına tanıklık ediyoruz” dedi. Geçen haftadan bu yana İsrail, Batı Şeria’daki kontrolünü pekiştirmeye yönelik bir dizi kararı onayladı. Filistinliler, Oslo Anlaşmaları kapsamında Batı Şeria’da sınırlı bir özerk yönetime sahip bulunuyor.

DiCarlo, söz konusu adımların işgal altındaki Batı Şeria’da, El Halil gibi hassas bölgeler de dahil olmak üzere İsrail sivil otoritesinin tehlikeli biçimde genişlemesi anlamına geleceğini belirtti. DiCarlo, bu adımların bürokratik engellerin kaldırılması, arazi alımının kolaylaştırılması ve İsraillilere inşaat ruhsatı verilmesinin önünün açılması yoluyla yerleşimlerin genişlemesine zemin hazırlayabileceğini ifade etti.

Yeni düzenlemelerin, hâlihazırda Filistin yönetiminin idari yetki kullandığı Batı Şeria’nın bazı bölümleri üzerindeki İsrail kontrolünü daha da pekiştirmesi bekleniyor. Oslo Anlaşmaları uyarınca Batı Şeria, Filistin Yönetimi, karma yönetim ve İsrail yönetimi altındaki A, B ve C bölgelerine ayrılmıştı. Batı Şeria’nın, gelecekte kurulacak bir Filistin devletinin büyük bölümünü oluşturması öngörülürken, İsrail’deki aşırı sağ çevreler bölgeyi İsrail topraklarının bir parçası olarak görüyor.

Oslo Anlaşmaları’nın ilan edilen amacı, bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasının önünü açmaktı. BM nezdindeki 85 ülkenin misyonu ise salı günü yayımladıkları ortak açıklamada, İsrail’in Batı Şeria üzerindeki kontrolünü genişletmesini kınadı. Açıklamada, ‘İsrail’in Batı Şeria’daki yasa dışı varlığını genişletmeyi amaçlayan tek taraflı karar ve uygulamalar’ kınandı.


Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün (Perşembe) kendi çağrısıyla oluşturulan Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek. Toplantıya 45’ten fazla ülkeden temsilcinin katılması beklenirken, Gazze’nin geleceğine ilişkin çözümsüz başlıkların gündeme damga vurması bekleniyor.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması, yeniden imar fonunun büyüklüğü ve savaş nedeniyle ağır yıkıma uğrayan Gazze halkına insani yardım akışının sağlanması gibi konuların, Konsey’in önümüzdeki haftalar ve aylardaki etkinliğinin sınanacağı temel dosyalar olması bekleniyor.

Trump’ın Washington’da kısa süre önce adını verdiği “Donald J. Trump Barış Enstitüsü” binasında katılımcılara hitap etmesi ve katılımcı ülkelerin yeniden imar fonu için 5 milyar dolar topladığını açıklaması planlanıyor. Söz konusu tutarın, ilerleyen dönemde milyarlarca dolarlık ek kaynağa ihtiyaç duyulması beklenen fon için ilk katkı niteliğinde olacağı belirtiliyor.

Trump’ın çağrısıyla kurulan Barış Konseyi geniş tartışmalara yol açtı. Konsey’de İsrail yer alırken Filistinli temsilcilerin bulunmaması dikkat çekiyor. Trump’ın Konsey’in ilerleyen aşamada Gazze’nin ötesindeki küresel meydan okumaları da ele alabileceğini önermesi, bunun Birleşmiş Milletler’in küresel diplomasi ve ihtilaf çözümündeki merkezi rolünü zayıflatabileceği yönündeki kaygıları artırdı.

Üst düzey ABD’li yetkililer, Trump’ın ayrıca bazı ülkelerin Gazze’de barışın korunmasına yardımcı olmak amacıyla kurulacak uluslararası bir istikrar gücüne binlerce asker göndermeyi planladığını açıklayacağını bildirdi.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması ve böylece barış gücü birliklerinin göreve başlayabilmesi konusu ise temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Hamas, İsrail’in olası misilleme adımlarına ilişkin endişeler nedeniyle silah bırakmaya yanaşmıyor. Silahsızlandırma, Trump’ın iki yıl süren Gazze savaşının ardından Ekim ayında başlayan kırılgan ateşkese zemin hazırlayan planının maddeleri arasında yer alıyor.

Üst düzey bir yönetim yetkilisi, “Silahsızlanmaya ilişkin zorlukların tamamen farkındayız, ancak arabuluculardan gelen mesajlar bizi cesaretlendiriyor” dedi.

Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğu yok

ABD’li yetkililer, etkinliğe 47 ülkeden heyetlerin ve Avrupa Birliği’nin katılımının beklendiğini belirtti. Listede İsrail’in yanı sıra Arnavutluk’tan Vietnam’a kadar geniş bir ülke yelpazesi yer alıyor.

Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan Fransa, Birleşik Krallık, Rusya ve Çin listede bulunmuyor.

Etkinlikte Trump’ın yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in konuşma yapması bekleniyor. Konsey’de önemli bir rol üstlenmesi öngörülen Blair’in yanı sıra, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz ve Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov’un da etkinlikte yer alacağı ifade ediliyor.

İsmini açıklamak istemeyen bir Konsey üyesi, Gazze planının ciddi engellerle karşı karşıya olduğunu belirtti. Yetkili, diğer alanlarda ilerleme sağlanabilmesi için Gazze’de güvenliğin tesis edilmesinin temel şart olduğunu, ancak polis güçlerinin henüz yeterince hazır ve eğitimli olmadığını kaydetti.

Açıklamaya göre henüz karara bağlanmamış temel soru, Hamas’la görüşmeleri kimin yürüteceği. Konsey temsilcilerinin, örgüt üzerinde nüfuz sahibi aktörler — özellikle Katar ve Türkiye — aracılığıyla süreci ilerletebileceği değerlendiriliyor. Ancak İsrail’in bu iki ülkeye mesafeli yaklaşımı sürecin önündeki başlıca engellerden biri olarak görülüyor.

İnsani yardımın ulaştırılması da çözüm bekleyen başlıklar arasında yer alıyor. Yetkili, mevcut durumu “katastrofik” olarak nitelendirirken, yardım akışının süratle genişletilmesi çağrısında bulundu. Buna karşın, dağıtımın sahada hangi yapı tarafından koordine edileceğinin netleşmediğini belirtti.


İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrailli yetkililerin, Tahran'ın Cenevre'de yapılan son müzakerelerde ABD'nin taleplerini karşılamaması üzerine, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘yakında’ İran'a karşı büyük çaplı bir askeri saldırı başlatabileceğini öngördüklerini aktardı. Gazeteye göre Trump yönetiminin yetkilileri, İranlıların zaman kazanmaya ve ABD'yi yanıltmaya çalıştığını düşünüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başkanlığında kısa bir süre önce gerçekleşen istişarelerde, İran'ın İsrail ordusu olası bir ABD saldırısına katılmasa bile İsrail'e füze saldırısı düzenleyebileceği yönünde bir değerlendirme yapıldı. Buna göre acil durum hizmetleri ve sivil savunmadan sorumlu askeri kurum olan İç Cephe Komutanlığı'ndan savaşa hazırlık yapması istendi. Çeşitli güvenlik kurumları da en yüksek savunma hazırlık seviyesine geçtiklerini açıklarken, güvenlik kurumları da yüksek alarm durumuna geçti.

Ne zaman olacağı bilinmiyor

ABD, Trump'ın ‘güzel filo’ olarak nitelendirdiği, İran ile kısa süreli bir çatışma yerine uzun süreli bir savaş yürütebilecek güçleri bölgeye çoktan konuşlandırdı. Ancak İsrailli yetkililer, ABD'nin saldırısının kesin zamanlamasının bilinmediğini ve nihai olarak Trump'ın kararına bağlı olduğunu belirtiyor. Karar verildikten sonra bile planlar değişebilir. İsrail'de karar anının yaklaştığı ve zamanın daraldığı yönünde bir izlenim hakim. Yetkililer birkaç gün önce iki haftalık bir süreden, ondan önce de yaklaşık bir aydan bahsetmişlerdi, ancak şimdi birkaç gün içinde harekete geçilebileceğine dair işaretler var.

Öte yandan saldırıyı geciktirebilecek birkaç faktör de söz konusu. Gazze Barış Kurulu, perşembe günü Washington'da toplanacak ve İtalya'daki Kış Olimpiyatları 22 Şubat'ta sona erecek. Trump'ın bu faktörlere ne kadar ağırlık vereceği belirsiz.

Her ne kadar kesin bir tarih belirlenmemiş olsa da ABD'nin İran ile uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığına dair işaretler giderek artıyor. Geçtiğimiz yıl haziran ayında yaşanan 12 günlük savaştan bu yana yüksek seviyede olan gerginlik, İran rejiminin son zamanlarda protestoculara yönelik sert müdahalelerinin ardından daha da tırmandı. ABD'li yetkililer, büyük çaplı bir operasyonun hızlı bir saldırı olmayacağını, aksine haftalarca sürebilecek bir kampanya olacağını tahmin ediyorlar. Bu da Ortadoğu'daki askeri yığınağı açıklıyor.

Herhangi bir saldırının olası hedeflerinden biri İran'da rejim değişikliği olacak. Ancak ABD yetkilileri, bu hedefin tek bir saldırıyla değil, haftalarca sürecek bir dizi saldırıyla gerçekleştirilebileceğini kabul ediyor.

Bu da İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yanı sıra, bazıları toplu katliamlardan sorumlu tutulan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kurumlarını da hedef alabilir. Washington ayrıca İranlıların sokaklara dökülmesini istiyor, ancak bunun için rejim muhaliflerini ABD'nin onları desteklemeye hazır olduğuna ikna etmek gerekiyor.

CNN'in haberine göre iki İsrailli yetkili, önümüzdeki günlerde ABD ve İsrail'in İran'a ortak bir saldırı düzenleyeceğine dair ‘artan işaretler’ üzerine İsrail'in askeri alarm ve hazırlık seviyesini yükselttiğini söyledi.

Haberin kaynaklarından biri olan bir askeri yetkiliye göre İsrail operasyonel ve savunma planlamasını hızlandırdı. Bir kaynak, Trump tarafından onaylanması halinde beklenen saldırının önceki 12 gün süren savaşın ötesine geçeceğini ve ABD ile İsrail arasında koordineli saldırılar içereceğini ekledi.

Diğer taraftan bugün yapılması planlanan İsrail Savaş Kabinesi toplantısı pazar gününe ertelendi. Bu ertelemenin nedeni, ABD ve İsrail'in herhangi bir karar vermeden önce İran'ın yanlış bir hesap yapıp önleyici bir saldırı düzenlemesini önlemek olabilir.

Hizbullah ve Husiler hesapların merkezinde

Son iki gün içinde, Ortadoğu'ya doğru takviye savaş uçakları, yakıt ikmal uçakları, keşif ve istihbarat uçakları ile komuta ve kontrol uçaklarının yola çıktığı görüldü. Bu hareketlilik, bölgede uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir ABD askeri gücü oluşturuyor. Bu devasa bir savaş makinesi ve bölgede sadece ‘pozisyon almak’ için konuşlandırılmış olması pek olası değil. Amaç sadece müzakerelerde baskı uygulamaksa, bu olağanüstü bir baskı olur, çünkü ABD İran'a çok daha az güçle saldırabilir.

Bu büyük ölçekli tehdit ve caydırıcı etkisinin, İran'ı son dakikada ABD'nin taleplerini kabul etmeye zorlayabileceği ihtimali göz ardı edilemez. Trump daha önce tehditlerinin boş olmadığını göstermişti ve müzakereler sırasında Washington’ın Tahran'a ilettiği mesaj açıktı: “Sabrımı sınama!”

Ancak, en azından kamuoyu önünde İran bu tür sonuçlara varmış gibi görünmüyor. Hatta Hamaney, Amerikan uçak gemilerini vurmakla tehdit etti. İsrail'de bu durum, iktidar sahibine pahalıya mal olabilecek aşırı bir kibir olarak görülüyor.

Çoğu gösterge, İsrail'in bu tür bir saldırıya katılacağını ve kenara çekilmesinin istenmeyeceğini işaret ediyor. ABD’li yetkililerin İsrail'in yeteneklerine, özellikle de İsrail ordusunun uzmanlığına ihtiyaç duyduğu söyleniyor. İsrail'in başlıca hedefi, İran'ın balistik füze sistemini yok etmek ya da ona ciddi şekilde hasar vermek olacak. Aynı zamanda, İsrail ordusundan iki cephede daha mücadele etmesi istenebilir. Bunlar Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler.

Husilerin hemen savaşa katılıp İsrail'e füze ve insansız hava araçları (İHA) ile saldıracağı tahmin ediliyor. Ayrıca, daha önce 12 gün süren savaşta olduğu gibi Hizbullah'ın bu kez tarafsız kalmayıp savaşa katılma ihtimali de var. Bu durumda İsrail, bunu hesaplaşmak için bir fırsat olarak görebilir.