Lübnan'ın artık bir cumhurbaşkanı var şimdi sıra cumhuriyetin inşasında

Avn’ın Lübnanlıların dayanışmasını ve Arap kardeşler ile uluslararası dostların Lübnan’a açılmasını sağlayabilmesi umuluyor

Bir reklam panosunda Joseph Avn'ın Lübnan Cumhurbaşkanı olarak seçilmesi kutlanıyor (AFP)
Bir reklam panosunda Joseph Avn'ın Lübnan Cumhurbaşkanı olarak seçilmesi kutlanıyor (AFP)
TT

Lübnan'ın artık bir cumhurbaşkanı var şimdi sıra cumhuriyetin inşasında

Bir reklam panosunda Joseph Avn'ın Lübnan Cumhurbaşkanı olarak seçilmesi kutlanıyor (AFP)
Bir reklam panosunda Joseph Avn'ın Lübnan Cumhurbaşkanı olarak seçilmesi kutlanıyor (AFP)

Refik Huri

Yarın yeni bir gün değil, Lübnan ve bölge için tehlikeli bir dönemden çıkış sürecinin başlangıcı. Lübnan'ın iki yıl iki ay sonra artık bir cumhurbaşkanı var ve şimdi cumhuriyetin inşa edilmesi umuluyor. General Joseph Avn, 1943'teki bağımsızlıktan bu yana göreve gelen 14. Cumhurbaşkanı, Lübnan'da kritik koşullar, bölgesel ve uluslararası alandaki baskıcı durumların yaşandığı bir dönemde cumhurbaşkanlığını üstlenen ordu komutanlarının ise beşincisi. Darbelerin ve askeri rejimlerin görüldüğü bir coğrafyada, askeri darbelere karşı korunaklı bir ülkede bu durum normal değil. Ancak bu durum üç hususa işaret ediyor; birincisi, Lübnan'da ordunun konumunun takdir edildiği ve fırtınalı zamanlarda komutanlarına ihtiyaç duyulduğu. İkincisi, yarım yüzyıldır yeni kuşaklardan siyasi lider üretme projelerine imkân tanımayan steril siyasal yapı içindeki çatışmaların yoğunluğu. Böylece savaş sırasında ve sonrasında aynı liderler veya onların çocukları zirvede kalmaya devam ettiler. Üçüncüsü, dini grupların liderleri ve dar çıkarları için rahat, halk için yorucu, özellikle bölgesel bir projeye bağlı ve “başka bir Lübnan” için çalışan, ülkeye hâkim olmak isteyen her güçlü taraf için ideal olan kusurlu bir demokraside yaşamayı kabullenmek.

Lübnan'a inananlar ile başka bir Lübnan isteyenler, Lübnan denkleminin özünü fiilen kavramış durumdalar; güçlü bir rejim, kırılgan devlet ve zayıf bir otorite. Rejim, Ortadoğu'daki herhangi bir rejimden daha güçlü; savaşlar, çatışmalar ve radikal ulusal, mezhepsel veya dinsel akımlar onu değiştirmeyi başaramadı. Taif Anlaşması bile aynı rejimin çerçevesi içinde kaldı, sadece siyasi oyunun koşullarını iyileştirdi. Kırılgan devlet, mali, ekonomik ve siyasal krizlerin ağırlığı ve küçük vatanı, bölgesel olarak Lübnanlı güçlerle yönetilen jeopolitik bir çatışmanın “arenası” olarak gören güçlerin yükleri altında çökmenin eşiğine geldi. Zayıf otorite ise her birinin kendisini otoriteden daha güçlü gördüğü liderler için bir gereklilik.  Yani rejim bütün taraflardan daha güçlü, her taraf da otoriteden daha güçlü.

İşte başlangıç noktası da budur. Cumhuriyetin yeni cumhurbaşkanı, yemin törenindeki konuşmasında açıkça “hükümet krizi” içinde olduğumuzu ilan etti. Krizin kökten çözümü zor veya zorluklarla karşılaşıyorsa, krizin çözümü irade gücüyle ve siyasi yapıyı, kriz kendi aleyhine dönmeden önce cumhuriyeti kurtarma yönünde zorlamakla mümkün. Max Weber'in “meşru şiddetin tekelleştirilmesi” olarak adlandırdığı ve Cumhurbaşkanı Joseph Avn'ın “devletin silah konusunda tekelleşme hakkı” şeklinde yaptığı çağrı uygulanmadan, herhangi bir çözüm yetersiz kalacaktır. Bir tarafın sanki Lübnan'ın sahibiymiş gibi davranıp, Gazze'de Hamas'a destek olmak için Lübnan'ı yıkıcı bir savaşa sürüklemesi, Arap stratejisine ve Lübnan anavatanındaki ortaklarının tutumuna aykırı olarak onu Filistin'in kurtuluşundan sorumlu tutması makul değildir.

Cumhurbaşkanlığı makamında yaşanan boşluğun, her başkanlık döneminin sona ermesiyle birlikte tekrarlanması kabul edilemez. Bu gelenek, her başkanlık döneminin altıncı yılının son gece yarısında sona ermesi ile tekrarlanıyor. Bunun için Lübnanlıların ve onlarla birlikte Arapların ve dünyanın yıllardır talep ettiği mali ve ekonomik reformların yanı sıra anayasal reform da gerekiyor. Ne var ki, Lübnanlıların ve diğerlerinin mevduatlarıyla kumar oynayan bankalara hizmet eden bankacılık sisteminin yeniden yapılandırılması konusunda otorite herkesi oyalıyor. Asgari olarak yapılması gereken, siyasi hayata canlılık kazandırmaktır ki Lübnan, her şeyi bildiklerini iddia eden ama cumhurbaşkanının ne zaman seçileceğini bilmeyen hazır siyasi pozisyonlar seli ortasında belirsizliğin esiri olarak kalmasın.

Birçok Arap ülkesinde reformist kadın ve erkeklerin dile getirdiği “geçmişle bağları koparma” sloganının Lübnan’da geçerli olmadığını bilmeyen yoktur. Lübnan'ın asıl zenginliği ve Lübnanlıların yaratıcılığını inkâr etmeyen bölgenin gurur kaynağı olan, edebi ve sanatsal yaratıcılık dışında birçok konuda geçmişin tutsağıyız. Bizde eksik olan, Konstantinos Kavafis'in dediği gibi tarihin “geçmişle bugünün etkileşimi ve gelecek için çalışma” olduğu görüşüdür. Yeni Cumhurbaşkanının, yemin töreni konuşmasında bir bakanlık bildirisi tarzında tüm konuları ve ayrıntıları sunma zorunluluğu olmasa da dile getirdiği görüş de budur.

Önemli dönüşümler yaşanmasaydı General Avn cumhurbaşkanı seçilemezdi. Bölgedeki dönüşümler ve bölgesel dönüşümlerin bir parçası olan Lübnan'daki dönüşümler, Gazze savaşından Lübnan savaşına, Suriye rejiminin devrilmesinden İran nüfuzunun genişlemesinin gerileyişine kadar ki dönüşümler yaşanmasaydı, bu seçim yapılamazdı. Mollalar Cumhuriyeti’nin zayıf olmadığını, bölgeden çekilmediğini, bölgesel projesinden ve “arenalar birliği” stratejisinden vazgeçmediğini ısrarla ileri sürmesi durumu değiştirmiyor. Elbette Hizbullah'ın Güney Lübnan’ı, Beyrut’un Güney banliyösünü ve Beka'yı yeniden inşa etmek için Araplara ihtiyacı olduğunu kabul etmeden önce, savaşta aldığı darbelerden sonra kalibresini artırdığı, Lübnan'ın geri kalanına yönelik kibirli ve kendini beğenmiş söylemi de öyle. Şarku’l Avsat’ı Independent Arabia’dan aktardığı analize göre eğer bu dönüşümler olmasaydı, Lübnanlılar zorbalığın, cumhurbaşkanının yokluğunun, engellenen bir cumhuriyetin, rafa kaldırılmış bir anayasanın, hasarlı bir demokrasinin, kurbanları kendileri olan başkaları uğruna yürütülen bir savaşın esiri olarak kalacaklardı.

Hoover Enstitüsü'nden Profesör Larry Diamond'ın Foreign Affairs'de yakın zamanda yayınlanan makalesinde belirttiği gibi, demokrasi bile, “hükümetleri suç ve terörizmle mücadele, ulusal sınırları koruma, toplumsal bölünmeleri azaltma ve ekonomik fırsatları garanti altına alma konusunda etkili politikalar sağlamazsa” hiçbir işe yaramaz. Cumhurbaşkanı Avn'ın Lübnanlıların dayanışmasını, Arap kardeşler ile uluslararası dostların Lübnan’a açılmasını ve Lübnan’ın “Doğu ve Batı'ya açılmasını” sağlamada başarılı olması umut ediliyor.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir.



Macron, Trump'ı NATO'yu özünden arındırmakla suçluyor... Hürmüz'ün askeri "özgürleştirilmesini" reddediyor

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Seul'deki Kore Savaşı Anıtı'nı ziyaretinde basın mensuplarına açıklamalarda bulundu (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Seul'deki Kore Savaşı Anıtı'nı ziyaretinde basın mensuplarına açıklamalarda bulundu (AFP)
TT

Macron, Trump'ı NATO'yu özünden arındırmakla suçluyor... Hürmüz'ün askeri "özgürleştirilmesini" reddediyor

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Seul'deki Kore Savaşı Anıtı'nı ziyaretinde basın mensuplarına açıklamalarda bulundu (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Seul'deki Kore Savaşı Anıtı'nı ziyaretinde basın mensuplarına açıklamalarda bulundu (AFP)

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron bugün Amerikalı mevkidaşı Donald Trump'ı, ittifak içindeki bağlılığı konusunda "her gün şüphe uyandırarak" NATO'yu özünden yoksun bırakmakla suçladı ve Hürmüz Boğazı'nı "özgürleştirmek" için yapılacak herhangi bir askeri operasyonun "gerçekçi olmayacağını" vurguladı.

Macron, Güney Kore’nin başkentine yaptığı ziyarette, "Eğer her gün bağlılığımız hakkında şüphe tohumları ekersek, onu içeriğinden arındırırız" diyerek, "Bu, her sabah şunu yapacağız, bunu yapmayacağız veya başka bir şey diyecek olan Amerikalı yetkililerin bugün taşıdığı bir sorumluluktur" ifadelerini kullandı.

Macron sözlerine şöyle devam etti: “Çok fazla konuşma, çok fazla kararsızlık var. Hepimizin istikrara, sakinliğe ve barışa dönüşe ihtiyacı var; bu bir gösteri değil.”

NATO ve Ortadoğu'daki çatışmaya ilişkin olarak Macron, Trump'ın pozisyonlarına atıfta bulunarak, “Ciddi olmalıyız ve ciddi olduğumuzda, bir önceki gün söylediğimizin tam tersini söylememeliyiz” dedi.

ABD Başkanı Donald Trump (DPA)ABD Başkanı Donald Trump (DPA)

Hürmüz Boğazı'nın Kurtarılması

Hormuz Boğazı ile ilgili olarak şunları söyledi: “Hürmüz Boğazı'nın askeri bir operasyon yoluyla zorla kurtarılmasını savunanlar var; bu görüşü bazen Amerika Birleşik Devletleri de dile getiriyor.”

“Bunun gerçekçi olmadığını, çünkü çok uzun zaman alacağını ve boğazı geçen herkesi, önemli yeteneklere sahip İran Devrim Muhafızları'nın yanı sıra balistik füzeler ve bir dizi başka tehlikeyle karşı karşıya bırakacağını” vurguladı.

İran Nükleer Programı

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Macron, ABD ve İsrail'in İran'a karşı yürüttüğü savaşın İran nükleer programı sorununu çözmediğini vurgulayarak, "derinlemesine müzakereler" çağrısında bulundu.

Macron, Seul'e yaptığı devlet ziyareti sırasında gazetecilere yaptığı açıklamada, "Hedefli bir nükleer saldırı, sadece birkaç hafta sürse bile, nükleer soruna kalıcı bir çözüm sağlamayacaktır" dedi.

"Diplomatik ve teknik müzakereler için bir çerçeve oluşturulmazsa, durum aylar veya yıllar içinde tekrar kötüleşebilir. Sadece derinlemesine müzakereler ve bir anlaşmaya varılmasıyla uzun vadeli takibi garanti altına alabilir ve herkes için barış ve istikrarı koruyabiliriz" şeklinde konuştu.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve eşi Brigitte Macron (AFP)Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve eşi Brigitte Macron (AFP)

Uygunsuz açıklamalar

Öte yandan Macron, Amerikalı mevkidaşı Donald Trump'ın eşi hakkında yaptığı açıklamaları "uygunsuz ve gerekli standartlara uymayan" olarak değerlendirdi ve bu açıklamaların "cevap vermeyi hak etmediğini" söyledi.

Trump, Mayıs 2025'te Brigitte Macron'un Vietnam gezisi sırasında Fransız cumhurbaşkanının yüzüne yumruk attığını gösteren bir videoya atıfta bulunarak, "Eşi tarafından çok kötü muamele gören Macron, hâlâ çenesine aldığı çok sert bir yumruğun etkisinden kurtulmaya çalışıyor" demişti. Macron daha sonra bu iddiayı yalanlayarak, videonun bir dezenformasyon kampanyasının parçası olduğunu belirtmişti.


İran savaşı yeni bir tetikleyici... Çin gizlice nükleer silahlanma yarışına giriyor

Çin, savunma stratejisi izlediğini ve nükleer silahları ilk kullanan taraf olmama ilkesine bağlı kaldığını ısrarla belirtiyor. (Arşiv – Reuters)
Çin, savunma stratejisi izlediğini ve nükleer silahları ilk kullanan taraf olmama ilkesine bağlı kaldığını ısrarla belirtiyor. (Arşiv – Reuters)
TT

İran savaşı yeni bir tetikleyici... Çin gizlice nükleer silahlanma yarışına giriyor

Çin, savunma stratejisi izlediğini ve nükleer silahları ilk kullanan taraf olmama ilkesine bağlı kaldığını ısrarla belirtiyor. (Arşiv – Reuters)
Çin, savunma stratejisi izlediğini ve nükleer silahları ilk kullanan taraf olmama ilkesine bağlı kaldığını ısrarla belirtiyor. (Arşiv – Reuters)

 

Çin’in Sichuan eyaletinde yaşayan üç köylü, 2022 yılında yerel yetkililere gönderdikleri mesajda, hükümetin arazilerine neden el koyduğunu ve kendilerini neden evlerinden çıkardığını sordu. Köylüler, sorularına “Bu bir devlet sırrıdır” şeklinde kısa bir yanıt aldı.

CNN tarafından yürütülen bir araştırma, söz konusu ‘sırrın’ Çin’in nükleer kapasitesini büyük ölçüde genişletmeye yönelik gizli planlarıyla bağlantılı olduğunu ortaya koydu.

Tahliyelerin üzerinden üç yıldan fazla süre geçmesinin ardından uydu görüntüleri, köyün tamamen yıkıldığını ve yerine Çin’in en önemli nükleer silah üretim tesislerinden bazılarını destekleyecek yeni yapıların inşa edildiğini gösterdi.

Şarku’l Avsat’ın CNN’den aktardığına göre, Sichuan eyaletindeki bu tesislerde uydu görüntüleri ve çok sayıda Çin hükümet belgesinin incelenmesiyle tespit edilen genişleme, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Pekin’in onlarca yılın en büyük nükleer silah modernizasyon programını yürüttüğü yönündeki son iddialarını doğruluyor.

Trump’ın gelecek ay ‘tarihi’ olarak nitelenen bir ziyaret kapsamında Pekin’e gitmesi bekleniyor. Ziyarette, Trump’ın Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in nükleer programına yönelik bir sınırlama anlaşması için diyalog başlatmaya çalışacağı öngörülüyor.

Sichuan eyaletindeki en önemli tesisler

Öne çıkan tesislerden biri, Tongjiang Nehri kıyısında beş yıldan kısa sürede inşa edilen büyük ve güçlendirilmiş bir kubbe olarak öne çıkıyor. Uydu görüntülerine göre kubbenin hâlâ ekipmanla donatılma aşamasında olduğu ve henüz faaliyete geçmemiş olabileceği değerlendiriliyor.

Yaklaşık 3 bin 344 metrekarelik bir alanı kaplayan kubbe, 13 tenis kortuna eşdeğer büyüklüğe sahip. Yapı, radyasyon izleme sistemleri ve patlamaya dayanıklı kapılarla donatılmış beton ve çelik bir iskeletle çevrili bulunuyor. Ayrıca tesisin boru hattı ağı, yüksek havalandırma bacasına sahip bir binaya uzanıyor.

Uzmanlara göre bu özellikler ve gelişmiş hava işleme sistemleri, uranyum ve plütonyum gibi yüksek derecede radyoaktif maddelerin kubbe içinde tutulmasını sağlamak üzere tasarlandı. Bu durumun, Çin’in nükleer programının üretim kapasitesini artırmaya yönelik bir genişlemeye işaret ettiği belirtiliyor. Tesisin çevresinin üç katmanlı güvenlik çitiyle korunduğu da aktarıldı.

Gerileme belirtisi yok

Bu gelişme, uluslararası gerilimlerin arttığı bir döneme denk geliyor. Özellikle ABD ile Rusya arasında imzalanan ve ‘New START’ olarak bilinen nükleer silahların sınırlandırılmasına yönelik son anlaşmanın bu yılın başlarında sona ermesi ve ABD Başkanı Donald Trump’ın Moskova ile Çin’i de kapsayacak yeni ve daha kapsamlı bir anlaşma arayışı bu süreci öne çıkarıyor.

Buna karşın, CNN’in haberine göre Sichuan eyaletinde yaşanan köklü değişimler, Çin ordusunun nükleer silah geliştirme faaliyetlerinde herhangi bir yavaşlama işareti olmadığını ortaya koyuyor.

Çin ise kendisine yöneltilen suçlamaları reddediyor. Çin Savunma Bakanlığı Sözcüsü Jiang Bin, ülkesinin ‘savunma odaklı bir strateji izlediğini ve nükleer silahı ilk kullanan taraf olmama ilkesine bağlı kaldığını’ ifade etti.

Ancak bazı uzmanlar, sahadaki büyük ölçekli değişimlerin nükleer programda temel bir dönüşüme işaret ettiğini belirtiyor. Analist Decker Eveleth, “Bu kapsamlı modernizasyon, sistemin dayandığı teknolojide köklü bir yeniden yapılanmaya işaret ediyor” değerlendirmesinde bulundu.

All Source Analysis şirketinde analiz ve operasyonlardan sorumlu başkan yardımcısı olan Renny Babiarz da CNN için incelediği uydu görüntülerine dayanarak, bu tesislerde ‘yeni süreçler ve farklı ekipman türlerinin’ geliştirilmiş olabileceğini ifade etti.

Babiarz, “Sahada çok sayıda değişimin gerçekleştiği açık” dedi.

Bu genişlemenin, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in bölgesel gerilimlerin arttığı bir dönemde, özellikle Tayvan meselesi bağlamında stratejik caydırıcılık kapasitesinin hızlandırılması yönündeki talimatlarıyla da örtüştüğü belirtiliyor.

Gözlemciler, söz konusu adımların Çin’in de dahil olduğu, Soğuk Savaş döneminden daha karmaşık yeni bir nükleer silahlanma yarışına yol açabileceği uyarısında bulunuyor.

Öte yandan, ABD’nin Çin’in kapasitesini olduğundan fazla değerlendirme ihtimalinin nükleer silahların yayılmasını daha da hızlandırabileceği endişesi dile getiriliyor.

Middlebury Enstitüsü’nde küresel güvenlik alanında çalışan Jeffrey Lewis, “ABD’de bazıları Çin’e karşılık verebilmek için nükleer silah üretim kapasitemizi ciddi biçimde artırmamız gerektiğini savunacaktır. Ancak biz onların yaptığını değil, yaptığını düşündüğümüz şeyi yakalamaya çalışacağız. Kendi kâbusumuzu büyüteceğiz. Bu son derece tehlikeli” ifadelerini kullandı.

İran savaşının Çin nükleer programı üzerindeki etkisi

Uzmanlar, ABD ile İsrail’in İran’a yönelik süregelen saldırılarının, Çin’in nükleer programını genişletme kararlılığını güçlendirmiş olabileceğini belirtiyor.

Lewis, “Eğer Çinli olsaydınız ve yaşananlara baksaydınız, silahsızlanmanın ya da kendinizi zayıflatmanın mantıklı bir seçenek olmadığını görürdünüz” değerlendirmesinde bulundu.

Lewis, “Trump yönetiminin İran’da attığı adımların sonuçlarından biri, Çin’i caydırmak ya da geri adım attırmak olmayacak; aksine daha fazla nükleer silah geliştirmeye yöneltecek” şeklinde konuştu.

Mevcut koşullar altında silahların sınırlandırılmasına yönelik anlaşmalara varılmasının zor göründüğünü belirten Lewis, Çin’in gerilimi düşürmek amacıyla ‘şeklî’ diyaloglara katılabileceğini, ancak esaslı tavizler vermesinin beklenmediğini kaydetti.


NASA, yarım asır sonra Ay’a ilk insanlı görevi başlattı

TT

NASA, yarım asır sonra Ay’a ilk insanlı görevi başlattı

NASA, yarım asır sonra Ay’a ilk insanlı görevi başlattı

“Artemis 2” adı verilen görev kapsamında, Apollo Programı’nın sona ermesinden ve Ay’a yapılan son insanlı yolculuktan 50 yılı aşkın süre sonra üç erkek ve bir kadın astronot, çarşamba akşamı Ay yörüngesine doğru 10 gün sürecek bir yolculuğa çıktı. Görevin, ABD’nin uzay keşfi tarihinde yeni bir sayfa açması bekleniyor.

Kalkıştan yaklaşık 10 dakika önce konuşan Kanadalı astronot Jeremy Hansen, “Tüm insanlık adına yola çıkıyoruz” dedi.

ABD Başkanı Donald Trump ise “Truth Social” platformunda yaptığı paylaşımda, “Amerika Ay’a geri dönüyor! Kimse bizimle rekabet edemez. Amerika sadece rekabet etmez, domine eder. Tüm dünya bizi izliyor” ifadelerini kullandı.

Florida’daki Kennedy Uzay Merkezi’nden fırlatılan görevde, Amerikalı astronotlar Reid Wiseman, Victor Glover ve Christina Koch ile Kanadalı Jeremy Hansen yer alıyor.

fev
NASA astronotları, Kennedy Uzay Merkezi’nde fırlatma öncesi hazırlıklar kapsamında Operasyon ve Kontrol Binası’ndan ayrılıyor (DPA)

Trump’ın ilk başkanlık döneminde duyurulan Artemis programı, uzun vadede Ay’da kalıcı insan varlığı oluşturmayı ve Mars’a yapılacak görevlerin önünü açmayı hedefliyor. Ancak program son yıllarda çeşitli gecikmelerle karşılaştı.

Görev, bilim dünyasının yanı sıra kamuoyunda da büyük ilgi uyandırdı. Çok sayıda kişi fırlatmayı yerinde izlemek için bölgeye akın etti.

Yaklaşık 10 gün sürecek yolculukta astronotlar Ay yörüngesine ulaşacak, ancak bu görevde Ay yüzeyine iniş yapılmayacak. İnsanlı inişin 2028 yılında gerçekleştirilmesi planlanıyor.

Bu görev, 1968 yılında astronotların ilk kez Ay yörüngesine ulaştığı Apollo 8’i hatırlatıyor. İnsanlığın Ay yüzeyine ilk inişi ise 1969’daki Apollo 11 göreviyle gerçekleşmiş, son iniş ise 1972’de Apollo 17 ile yapılmıştı.

NASA, Ay yüzeyinde bir üs kurmayı ve ardından Mars keşiflerine geçmeyi planlıyor.

Ay’a dönüş yarışı

Görev, adını Yunan mitolojisinde Apollo’nun kız kardeşi olan Artemis’ten alıyor. Program, özellikle 2030 yılına kadar Ay’a insan göndermeyi hedefleyen Çin ile artan rekabet baskısı altında yürütülüyor.

sdv
İnsanlar, Artemis 2 görevinin fırlatılışını A. Max Brewer Köprüsü üzerinden izliyor (AFP)

Görev aynı zamanda riskler de barındırıyor. Çünkü kullanılan uzay aracı daha önce Dünya yörüngesi dışına insan taşımadı. Astronotların, Dünya’dan 384 bin kilometreden daha uzak bir mesafeye ulaşması gerekiyor. Bu mesafe, yaklaşık 400 kilometre yükseklikteki Uluslararası Uzay İstasyonu’nun bin katı uzaklık anlamına geliyor.

NASA’nın eski baş astronotlarından Peggy Whitson, “Herkes görevini kusursuz yerine getirmeli, aksi halde sonuçlar ölümcül olabilir” uyarısında bulundu.

Bazı uzmanlar ise 2028’de Ay’a iniş hedefinin oldukça iddialı olduğuna dikkat çekiyor. Çünkü bunun için gerekli iniş aracının geliştirilmesi hâlâ sürüyor.

bgrfb
Charles M. Duke Jr., 1972 yılında Apollo 16 sırasında Ay yüzeyinden örnek toplarken (AP)

NASA, tüm bu süreçte 1968 Noel arifesinde gerçekleşen ve yaklaşık bir milyar kişi tarafından izlenen tarihi Apollo 8 görevi benzeri bir başarıya ulaşmayı umuyor.

NASA Başkanı Jared Isaacman ise “Bu yıl Cadılar Bayramı’nda uzun zamandır görülmediği kadar çok çocuğun astronot kostümü giydiğini göreceksiniz” dedi.