Ortadoğu liderlerine mesaj: Talih cesurlardan yanadır

Eski ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı, Trump'ın bölgedeki politikasını ve İsrail ve İran ile ilişkilerini şekillendirecek faktörleri yazıyor

Bolton, en belirgin belirsizliklerden birinin Trump'ın kendisi olabileceğini söylüyor (AP)
Bolton, en belirgin belirsizliklerden birinin Trump'ın kendisi olabileceğini söylüyor (AP)
TT

Ortadoğu liderlerine mesaj: Talih cesurlardan yanadır

Bolton, en belirgin belirsizliklerden birinin Trump'ın kendisi olabileceğini söylüyor (AP)
Bolton, en belirgin belirsizliklerden birinin Trump'ın kendisi olabileceğini söylüyor (AP)

John Bolton

Ortadoğu bölgesi bugünlerde hızlı ve benzeri görülmemiş dönüşümlere sahne oluyor ve Suriye'de uzun süredir beklenen Beşşar Esed rejiminin yıkılması bu büyük değişimlerin en son kanıtı olarak karşımıza çıkıyor. Aynı zamanda 20 Ocak'ta Donald Trump'ın ABD Başkanı olarak göreve başlamasının da bu gelişmelere ivme kazandırması bekleniyor. Ancak şu anda en önemli soru, bölgede kalıcı barış ve istikrarın sağlanması için ana aktörlerin şu anda mevcut olan fırsatları, bu fırsatlar boşa gitmeden değerlendirip değerlendiremeyecekleridir. Sahneyi çevreleyen karmaşık ve belirsiz meydan okumalara rağmen, liderlerin hâlâ “talih cesurlardan yanadır” diyen antik Roma bilgeliğinden ilham alması gerekiyor.

Belirsizliğin en belirgin yönlerinden birinin Trump'ın kendisi tarafından temsil ediliyor olması dikkat çekicidir. Bunun nedeni de kendisinin ilk döneminde yaygın olarak İsrail'in sarsılmaz bir destekçisi olarak görülmesidir. ABD Büyükelçiliğini Kudüs'e taşıma kararı ve İsrail'in Golan Tepeleri'ndeki tartışmalı bölgeler üzerindeki egemenliğini tanıması bunu açıkça ortaya koydu. Ancak bu yaklaşımın ikinci dönemde de mutlaka tekrarlanacağını varsaymak yanlış olur.

Mesela Trump'ın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'ya bakışı bazılarımızın beklediğinden çok daha fazla eleştiri taşıyor. Trump'ın, Başkan Joe Biden'ı 2020 başkanlık seçimlerindeki zaferinden dolayı tebrik eden Netanyahu'ya duyduğu öfkeyi dile getirmesiyle bu daha da netleşti. Netanyahu’nun Biden’ı tebrik etmesi, dünyanın büyük bir kısmı için normal ve önemsiz görünse de Trump'ın ABD seçimlerinin “Demokratlar” tarafından kendisinden çalındığı fikrini yayma konusundaki ısrarıyla çelişiyordu. Netanyahu böyle yaparak seçimlerin çalındığı anlatısını çürütmüştü. Dahası Trump daha önce bir röportajında, ​​Filistin Ulusal Otoritesi Başkanı Mahmud Abbas'ın barış için Netanyahu'dan daha büyük bir istek gösterdiğine inandığını belirtmişti; bu, İsrail liderine güven duyulduğunu yansıtmıyor. Ayrıca Trump'tan çok daha zeki olan İsrail Başbakanı'nın siyasi zekası da Amerikan Başkanı'nın egosunu kışkırtabilir ve aralarındaki gerilimi tırmandıracak ilave bir neden olabilir.

Aslına bakılırsa Trump'ın İran'daki Ayetullahlar ile bile olsa anlaşma yapma ve her konuyu müzakere etme takıntısı, Ortadoğu'ya yönelik politikasında en etkili unsur haline gelebilir. “The Room Where It Happened” adlı kitabımda da bahsettiğim gibi Trump, Ağustos 2019'da Fransa'nın Biarritz kentinde düzenlenen “G7” zirvesi sırasında dönemin İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif ile bir toplantı yapmak üzereydi. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Trump'a gelişinin ardından böyle bir toplantı düzenleme fikrini sunmuştu ve Trump başlangıçta bunu kabul etmeye meyilliydi. Jared Kushner ve Beyaz Saray Özel Kalem Müdürü Mick Mulvaney ile Trump’ın kaldığı otel odasında yapılan istişareler sırasında, bu toplantıya şiddetle karşı çıktım. Sonunda Trump Zarif ile görüşmemeye karar verdi, ancak toplantı - Wellington Dükü'nün Napolyon'un Waterloo'daki yenilgisini tanımladığı gibi – “inanılmaz bir şekilde gerçekleşmek üzere olan bir şeydi.”

Bu noktada, Joe Biden'ın Hamas ile İsrail arasında ateşkes anlaşmasına varılması ve rehinelerin serbest bırakılması amacıyla arabuluculuk yapma yönündeki uzun süreli çabalarına Trump'ın göreve başlamadan önce yaptığı ilginç müdahaleye dikkat çekmekte fayda var. Yedi ay süren başarısız müzakerelerin ardından Trump'ın İsrail'e uyguladığı baskı, Netanyahu'nun sonunda Biden'ın önerisini kabul etmesine ya da en azından ilk aşamasını kabul etmesine yol açtı. Trump’ın rehinelerin serbest bırakılması konusunda kendisine pay çıkarmak istemesi, İran'ın 1979 İslam Devrimi sırasında Tahran'daki Amerikan büyükelçiliğinde rehin tuttuğu Amerikalı diplomatları serbest bıraktığı Ronald Reagan'ın başkanlığının ilk günlerini hatırlattı. Hal böyle olunca Biden'ın başarısız olduğu bu çabada Trump'ın başarılı olduğu söylenebilir. Ancak Başkanın, Biden'ın planının başka belirsiz aşamalar ile sonraki durakların yanı sıra ilk aşamanın başarıyla tamamlanmasıyla ilgili olasılıkları da içerdiğinin farkında olup olmadığı henüz belirsizliğini koruyor.

Fakat beklenmedik bir şekilde, Trump'ın göreve başlamasından önce ve sonra, Gazze Şeridi'ndeki savaşın çoktan sona erdiğine inanıyor olabileceğine dair işaretler ortaya çıktı. Bu bağlamda, Başkanının ailesinin yakın dostu ve şu anda Ortadoğu'da Başkanın Özel Temsilcisi olarak görev yapan Steve Witkoff, Biden’ın anlaşmasının İsrail ile Hamas arasındaki müzakerelerin devamına odaklanan ikinci aşamasının derhal ve gecikmeden başlaması gerektiğini vurguladı. Bunun İsrail'in beklentileriyle uyumlu olması ise pek olası değil. Buna ek olarak Witkoff'un sınırlı deneyiminin yanı sıra Trump'ın “ne pahasına olursa olsun anlaşma” peşinde koşma yaklaşımını benimsemesi, kamuoyuna yaptığı naif ve basit görülebilecek açıklamaları, İsrail'in tutumunu daha kompleks hale getirecek ve kısa vadede olumsuz etkileyecektir. Şu ana kadar Witkoff'un çabalarından memnun görünen Trump, şu anda belirsizliğini korusa ya da doğrulanmamış olsa da İran ile ilgili dosyalarla ilgilenme görevini de ona vermeyi düşünebilir. Hem Trump hem de Witkoff, İran'ın nükleer programının oluşturduğu tehdit karşısında diplomatik seçenekleri takip etmeye destek verdiklerini ifade etti.

Eğer bu bilgiler doğruysa, İsrail Başbakanını büyük bir stratejik ikilemle karşı karşıya bırakıyor, zira bu anın, İran'ın nükleer silah ve balistik füze programlarını çökertmek için hem İsrail hem de ABD için en iyi fırsatı temsil ettiği vurgulanabilir. Nitekim İsrail daha önce İran'ın füze üretim tesislerine ciddi hasar vermiş ve silah alanında kullanılabilecek yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum ile bağlantılı en az bir tesisi yerle bir etmişti. Ayrıca İran'ın Rusya'dan temin ettiği gelişmiş S-300 hava savunma sistemlerini de etkisiz hale getirmeyi başarmıştı. Beşşar Esed'in devrilmesinin ardından Suriye'de devam eden saldırılar, İsrail'in İran'a doğrudan erişimini sağlayacak bir hava koridorunun açılmasına yol açtı.

Ancak bölgede hâlâ buna karşı engeller mevcut; bunlardan en önemlisi,hem İran hem de Hizbullah'ta İsrail'e karşı misilleme saldırıları düzenleme ve hatta Netanyahu'nun seçeneklerini sınırlamak için önleyici bir saldırı gerçekleştirme tehdidi oluşturan balistik füze stoklarının varlığıdır. Aynı zamanda İsrail, Ürdün ve komşu Arap ülkeleri, Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) terör örgütünün liderliğindeki Şam'daki mevcut rejime karşı dikkatli davranmalılar. Bu örgütün lideri Ahmed eş-Şara, askeri unvanından vazgeçme ve askeri üniformasını takım elbise ve kravatlarla değiştirme yoluna giderek, kendisini Suriye'de sorumlu ve istikrarlı bir hükümet kurmaya çalışan biri olarak sunmaya çalışıyor. Ancak bu dönüşümün ne kadar inandırıcı olduğu ve Türkiye'nin Suriye ve bölgedeki emelleri belirsizliğini koruyor. Raporlar, Biden yönetiminin HTŞ ile DEAŞ’a ilişkin istihbarat alışverişinde bulunacak kadar ileri gittiğini gösteriyor, ancak Trump'ın bu tehlikeli fiile devam edip etmeyeceği bilinmiyor.

Ancak inkar edilemeyecek bir husus var ki, o da İran'ın nükleer ve füze kapasitesi en zayıf seviyedeyken ve her zamankinden daha fazla tehdit altındayken, yeni Trump yönetimi gelecekteki yönelimleri konusunda kararsız görünüyor. İlk dönemi de ikinci döneminin neler getirebileceğine dair çok az fikir sunuyor. Şu ana kadar bu konuda kapsamlı bir Trump stratejisi yok, çünkü büyük stratejiler formüle etmek onun mutat tarzının bir parçası değil. Onun yaklaşımı temel ve kapsamlı olarak anlaşmalara ve büyük ölçüde doğaçlamaya dayanır. Trump kararlarını sıklıkla gördüğü son danışmanın veya dikkatini çeken bir kişinin görüşüne dayanarak alır. Bu faktörler hep birlikte muhtemelen ABD'nin Ortadoğu'daki politikasının gelecekteki gerçek seyrini belirleyecektir.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.

                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                       



Somali’de “Cumhurbaşkanlığı Diyaloğu” girişiminin çıkmaza girmesiyle ortaya çıkan karmaşık senaryolar

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (SONNA)
TT

Somali’de “Cumhurbaşkanlığı Diyaloğu” girişiminin çıkmaza girmesiyle ortaya çıkan karmaşık senaryolar

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (SONNA)

Somali'nin siyasi tablosu, Cumhurbaşkanlığı Diyaloğu çağrılarının sonuçsuz kalması ve muhalif hareketlerin Mogadişu'daki protesto gösterileriyle giderek daha karmaşık bir hal alıyor. Tüm bunlar, hükümetin ısrarla savunduğu, ancak muhalefetin kesinlikle reddettiği doğrudan seçim yöntemiyle bazı ilçelerde gerçekleştirilen yerel seçimlerle eş zamanlı yaşanıyor.

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, muhalefet hareketlerine halka hitap ederek karşılık verdi. Şeyh Mahmud, ‘iktidar hevesindeki kesimleri’ ülkeyi kaosa sürüklemek yerine siyasi bir vizyon ortaya koymaya çağırdı. Somali ve Afrika uzmanları bu tabloyu, en iyi ihtimalle uzlaşı ve siyasi çözüme, en kötü ihtimalle ise çatışmaya ve güvenlik istikrarsızlığına kapı aralayan karmaşık senaryolara zemin hazırlayan bir süreç olarak değerlendiriyor.

Pazar günü 13 ilçenin sandığa giderek yerel yönetimleri, ilçe meclislerini ve eyalet temsilcilerini seçtiğini belirten Şeyh Mahmud, yaşlılar, engelliler ve gençler dahil olmak üzere tüm vatandaşların oy kullanmak için uzun kuyruklar oluşturduğuna da dikkat çekti.

Cumhurbaşkanı, pazar günü yaptığı konuşmada ‘bazı siyasetçilerin gösteriler aracılığıyla vatandaşları kargaşaya sürüklemeye çalıştığını’ vurguladı. Şarku’l Avsat’ın Somali resmi haber ajansı SONNA'dan aktardığına göre Şeyh Mahmud, ‘ülkenin bazı bölgelerinde doğrudan seçimlerin yapıldığı ve federal hükümetin diyalog ile istişare için hazırlık toplantısına davet çıkardığı, bu kritik dönemde söz konusu gösterinin neden bu zamana denk getirildiğini’ sorguladı.

Şeyh Mahmud, 3 Mayıs'ta muhalefetteki ‘Müstakbel Konseyi’ni 10 Mayıs'ta resmi olarak düzenlenecek diyaloga davet ederek ‘ülkenin kaderini belirleyen meseleleri olumlu bir ruhla, şeffaflık ve sorumluluk anlayışıyla müzakereye’ çağırmıştı.

Mogadişu’daki yetkililer, söz konusu diyaloğun neden gerçekleşmediğini açıklamadı, ancak yerel basın muhalefetin katılmayı reddettiğini belirtti.

Protesto gösterilerinin ‘iyi niyetle düzenlenmediğini, aksine Somali'yi felce uğratmayı hedeflediğini’ söyleyen Somali Cumhurbaşkanı, ülkeyi yönetmek isteyen siyasetçileri, halkın kabul göreceği vizyonlar ortaya koymaya davet ederek ‘vatandaşlar arasında hassasiyetleri ve duyguları kaşımaktan’ kaçınmaları uyarısında bulundu.

“Beka sınavı”

Somali ve Afrika uzmanı Ali Mahmud Kilni, Somali'deki siyasi arenaya dair değerlendirmesinde, ‘federal hükümet ile muhalefet güçleri arasındaki anlaşmazlığın giderek derinleşmesi, siyasi diyalog turlarının geçiş döneminin geleceği, seçimlerin şekli ve tartışmalı anayasa değişiklikleri konularında somut bir mutabakata ulaşamaması nedeniyle ülkenin yıllardır en hassas dönemlerinden birini yaşadığı’ değerlendirmesinde bulundu.

Hükümet, değiştirilmiş anayasayı ve doğrudan seçimleri hayata geçirme yolunda kararlı bir tutum sergilerken, Kilni’ye göre muhalefet, ‘iktidarın, ülkeyi açık uçlu bir anayasal ve güvenlik krizine sürükleyebilecek siyasi bir oldu-bitti dayatmaya yöneldiği’ görüşünde.

Kilni, anlaşmazlıkların Somali devletini önümüzdeki yıllarda siyasi sistemin şeklini ve istikrarın geleceğini belirleyecek varoluşsal bir sınavla karşı karşıya bıraktığını vurguladı.

Kilni'ye göre mevcut krizin özü yalnızca seçimler üzerindeki anlaşmazlıkla sınırlı değil, siyasi sistemin niteliği, merkezi hükümetin yetki sınırları ve ülkedeki federalizmin geleceğiyle de doğrudan bağlantılı. ‘Geçiş yılı’ olarak bilinen düzenleme kapsamında cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği görev sürelerini beş yıla uzatan son anayasa değişikliklerinin muhalefet güçleri ve bazı bölgesel eyaletler arasında geniş çaplı itirazlara yol açtığına dikkati çeken Kilni, bu adımın ulusal uzlaşının çiğnenmesi ve iktidarın merkezi hükümette yeniden yoğunlaştırılmaya çalışılması olarak değerlendirildiğini belirtti.

Hükümet ise değişikliklerin kabile paylaşım sistemini sona erdirmeyi ve doğrudan seçimlere geçişi hedefleyen siyasi reform sürecinin bir parçası olduğunu savunuyor. Mevcut aşamanın yeni sistemin hayata geçirilmesi için geçiş düzenlemeleri gerektirdiğini öne sürüyor. Kilni, muhalefetin iktidarın ‘demokratik dönüşüm’ söylemini, uzlaşı olmaksızın siyasi süreci uzatmanın meşrulaştırılması için araçsallaştırdığına inandığını vurguladı.

rvervf
Somali Cumhurbaşkanı, Müstakbel Konseyi yetkilileriyle bir araya geldi (SONNA)

Gerilimin nedenine gelince Kilni’ye göre muhalefet, ‘hükümetin diyaloğu iç ve dış baskıları savmak için zaman kazanma aracı olarak kullandığına ikna olduğunu’ düşünüyor. Hükümet ise rakiplerini doğrudan seçimler projesini engellemeye ve geleneksel kabile paylaşım düzenini korumaya çalışmakla suçluyor.

Anayasa değişikliği

Yeni değiştirilmiş Somali anayasası, cumhurbaşkanlığı ve parlamento görev sürelerini bir yıl daha uzatan bir "geçiş yılı" öngörüyor. Muhalefet ise Şeyh Mahmud'un görev süresinin bu ayın ortasında sona ereceğine ilişkin önceki takvimin aşılmasına izin vermeyeceği tehdidini sürdürüyor.

Temsilciler Meclisi Başkanı Adem Muhammed Nur Madubi, tüm anayasal kurumların Cumhurbaşkanı tarafından imzalanan ve cumhurbaşkanlığı ile parlamento görev sürelerini dört yıl yerine beş yıla çıkaran değiştirilmiş anayasaya göre çalışmaya devam edeceğini teyit etti. Söz konusu görev sürelerinin bu ayın ortasından önce sona ermesi öngörülmüştü.

Geçtiğimiz mart ayında anayasa değişikliğinin kabul edilmesinin ardından ‘Müstakbel Konseyi’ olarak bilinen muhalefet koalisyonu bir açıklama yayımladı. Açıklamada 2012 geçici anayasasına göre federal parlamentonun görev süresinin 14 Nisan 2026 yılında, cumhurbaşkanlığı görev süresinin ise 15 Mayıs 2026'da sona erdiği vurgulandı. Koalisyon, 2012 geçici anayasasında belirlenen tarihlerin ötesinde herhangi bir görev süresi uzatma girişimini açık ve kesin bir dille reddettiğini de belirtti.

Bu tehditlerin en sonuncusu, federal hükümetle anlaşmazlık içindeki Puntland Cumhurbaşkanı Said Abdullahi Deni'den geldi. Deni, geçtiğimiz nisan ayı sonlarında ‘cumhurbaşkanlığı görev süresi bitmeden kapsamlı bir çözüme ulaşılmazsa siyasi anlaşmazlıkların devletin varlığını tehdit edebileceği’ uyarısında bulundu.

Olası senaryolar

Kilni’ye göre mevcut tablo, birkaç olası senaryoya kapıyı araladı. Birinci senaryoda iç ve uluslararası arabuluculuk girişimleri, ‘gerginliği yatıştıracak ve patlama noktasını erteleyecek’ geçici bir siyasi uzlaşıyı dayatmayı başarıyor. İkinci senaryoda ise karşılıklı çıkmaz ve gerilim süreci devlet kurumlarını felç eden uzun soluklu bir anayasal krize dönüşüyor.

Kilni, en tehlikeli senaryoya göre siyasi anlaşmazlığın güvenlik çatışmalarına ya da hükümet ile bazı yerel ve bölgesel güçler arasında doğrudan yüzleşmeye dönüşmesinin ülkeyi yeniden kaos ve istikrarsızlık sarmalına sürükleyebileceğini belirtti.

Kilni, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

“Mevcut koşullar çerçevesinde Somali krizi, geçici bir seçim anlaşmazlığının çok ötesine geçerek, devletin şekli ve siyasi sistemin geleceği üzerinde bir iktidar mücadelesine dönüşmüş gibi görünüyor. Oysa ülke, şu an her zamankinden çok geniş tabanlı bir ulusal uzlaşıya ihtiyaç duyuyor.”

Kilni, sözlerini şöyle tamamladı:

“Herhangi bir çatışma senaryosunun önüne geçmek için başta Birleşmiş Milletler (BM), Afrika Birliği (AfB)ve Batılı ülkeler olmak üzere uluslararası ortaklar, ülkenin açık uçlu bir siyasi yüzleşmeye sürüklenmesini önleyecek kapsamlı bir diyaloğu hayata geçirme yönünde baskı uygulamaya çalışacaktır.”


Seçici öfke: Rusya ordusundaki Afrikalı askerler ve küresel insan imha sistemi

Orta Afrika Cumhuriyeti'nde Wagner grubuna bağlı bir Rus paralı asker, 2022 sonbaharı (Telegram)
Orta Afrika Cumhuriyeti'nde Wagner grubuna bağlı bir Rus paralı asker, 2022 sonbaharı (Telegram)
TT

Seçici öfke: Rusya ordusundaki Afrikalı askerler ve küresel insan imha sistemi

Orta Afrika Cumhuriyeti'nde Wagner grubuna bağlı bir Rus paralı asker, 2022 sonbaharı (Telegram)
Orta Afrika Cumhuriyeti'nde Wagner grubuna bağlı bir Rus paralı asker, 2022 sonbaharı (Telegram)

Sergey Eledinov

Ukrayna ordusunun esir aldığı Kuzey Afrika ve Sahra altı bölgelerden Afrikalı askerlerin fotoğrafları medyada sıkça yer bulur oldu. Ukraynalı yetkililer, açık kaynak araştırmacıları ve bağımsız soruşturmaların bulgularına göre 2023-2025 yılları arasında 35 ülkeden bin 400'den fazla Afrikalının Rus ordusu bünyesinde savaştığı tespit edildi. Bunlardan 300'ünün hayatını kaybettiği doğrulandı.

Bunun hızlı ve tutarlı açıklaması, arkasında kandırma, zorlama ve silah altına alma ağlarının olduğuydu. Onların savaş bölgesinde bulunduğu gerçeği tartışma konusu değilse de bu anlatının olguyu kavrayıp kavramadığı ve farklı boyutlarını kapsayıp kapsamadığı tartışmalı. Aldatmaca anlatısı elverişli görünüyor, rolleri belirliyor, can sıkıcı sorulardan kaçınmayı sağlıyor ve bir anlama yanılsaması yaratıyor. Tam da bu nedenle siyasi değil, metodolojik ve eleştirel bir incelemeye muhtaç.

Afrikalı savaşçılar, Çeçenistan'dan Afganistan'a, oradan Suriye'ye uzanan çatışmalara katıldı. Bu ne yeni bir olgu ne de Rusya'ya özgü. Yabancıların askeri yapılarda istihdam edilmesi tarihsel olarak köklü ve küresel bir uygulama.

Fransa ordusuna bağlı Fransız Yabancı Lejyonu, üyelerin hangi ülkeden olduğuna bakılmaksızın gönüllüleri kabul ediyor, geçmişlerine ya da belgelerine çok az önem veriyor. ABD ordusu da askerlik hizmeti karşılığında vatandaşlık verme imkânı sunuyor. İngiltere ordusu geçmişten bugüne tüm birliklerini Nepal'den devşirilen askerlerle donattı. İki asrı aşkın bir süredir var olan Gurkha Tugayı (Nepal'in Gurkha bölgesinden gelenlerden oluşan seçkin bir birlik) hesap sorulması gereken mesele olarak değil, kurumsal bir gurur kaynağı olarak görülüyor. Özel güvenlik şirketleri ise dünya genelinde açık ve kurumsal bir biçimde, fazla medya denetimine tabi kalmaksızın personel alımı yapıyor.

Dolayısıyla “Rusya vakası neden istisna olarak sunuluyor?” şeklindeki mantıklı bir soru kendiliğinden ortaya çıkıyor.

Rusya ordusunda sonuçlanan bu süreçte Afrikalılar Rusya'ya öğrenci ve çalışma vizesiyle yasal olarak giriş yaptı. Paralı askerlik ilanları sosyal medyada ve mesajlaşma platformlarında ilgi çekici ifadelerle yayıldı. Rusya'ya yasal giriş resmi vize mekanizmaları aracılığıyla gerçekleşiyor. Bireyler, ülke içinde herhangi bir paralı askerlik sürecine dahil olmadan önce kendi iradeleriyle ülkeye geliyor. Paralı asker olma süreci nadiren dürüstçe yapılsa da çoğunluğu kandırma, baskı, zor koşulların ve insani zayıflıkların istismarına dayanıyor.

Paralı askerlik sürecindeki aldatmacanın boyutu, ayrı ve ciddi bir mesele olmayı sürdürüyor. Ancak aldatmaca, katılım mekanizmalarını açıklıyor. Bu mekanizmaları mümkün kılan yapısal koşulları değil, birbirinden farklı analiz düzeyleridir ve aralarındaki ayrımı göz ardı etmek her ikisini de kavrayamamak anlamına gelir.

vfrgfb
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kremlin'de Mali Askeri Konseyi Başkanı Assimi Goïta ile bir araya geldi, 23 Haziran 2025 (AFP)

Burada asıl önemli olan başka diğer nokta, bu kişilerin Rusya vatandaşlarına uygulananlarla aynı resmi prosedürler çerçevesinde sözleşme imzalıyor ve onlarla aynı birliklerde omuz omuza görev yapıyor olmaları. Yerli halk ile yabancı ikamet izni sahiplerinin aynı resmi prosedürlere tabi tutulması, iki taraf arasındaki kırılganlık düzeyindeki eşitsizliği ya da yabancı uyruklu kişinin karşılaştığı güçlükleri hiçbir şekilde ortadan kaldırmıyor. Bununla birlikte bu uygulama, ayrı bir ‘sarf edilebilir’ kesimi hedef almıyor. Bu da tüm resmi riskleri ve haklarıyla birlikte ortak bir askeri yapıya entegrasyon anlamına geliyor.

Yasal olarak istikrarlıe bir ikamet statüsüne sahip olmayan yabancı uyruklulara sınır dışı edilme ile askerlik hizmeti arasında seçenek sunan Rusya mevzuatı, askerlik hizmetini göçün kontrolünde bir araç olarak kullanan daha geniş bir küresel örüntüyle örtüşüyor. Pek çoğu için eğitime ya da çalışmaya devam etmek veya herhangi bir cezai yaptırımla karşılaşmaksızın ülkelerine dönmek gibi başka seçenekler de mevcuttu. Dolayısıyla askerlik hizmetini seçmek, kaçınılamayan bir durum değil, başlı başına bir karardı. Bu kararın mantığını anlamak için yapısal bağlamı göz önünde bulundurmak gerekiyor. Çünkü yapısal bağlam, unsurların o ortamda nasıl işlediğini belirleyen ‘görünmez bir iskelet’ oluşturuyor.

Toplumsal hareketliliğe erişimin kısıtlı olması pek çok Afrika toplumunda yaşanan somut bir gerçek. Yükselme yollarının dar olduğu bir ülkeden gelen biri için askeri sözleşme demek; gelir, statü ve başka bir ülkenin vatandaşlığına açılan bir kapı demektir. Bu, düzensiz göçü harekete geçiren mantığın aynısı. Zira insanlar yapısal kısıtlamaları aşmak için riski göze alıyor. Fark biçimde, mekanizmada değil.

Başka bir deyişle burada gördüğümüz, birbirinden yalıtılmış askere alma planlarından ziyade ekonomik kırılganlık, hukuki belirsizlik ve toplumsal statü vaadinin kesiştiği alternatif hareketlilik mekanizmalarının ve alanlarının belirginleşmesidir.

Askerlik hizmeti, düzensiz sınır geçişi ve gayri resmi güvenlik sözleşmeleri; hepsi aynı temel hesaba dayanıyor. Bu mantığı Rusya icat etmedi, sadece ona genel bir çerçeve sağladı.

İnsanların silahlı çatışmalarda kullanılması evrensel bir uygulama ve uluslararası güvenlik sistemine o denli kök salmıştır ki artık kimseyi şaşırtmıyor.

Bununla birlikte yalnızca maddi boyutlara odaklanırsak tablo eksik kalır. Sömürgeci ve neo-sömürgeci pratiklerin tarihi belleğine dayanan Batı'ya duyulan kırgınlık, ilave bir motivasyon kaynağı oluşturabilir. Rusya, bazı Afrika kültürlerinde mevcut uluslararası hiyerarşinin dışında hareket edebilen bir aktör olarak görülüyor. Bu bağlamda ‘Afrika Kolordusu’, Rusya'nın yalnızca söylemde kalmadığının Afrika'da fiilen var olduğunun somut kanıtı olan canlı bir gövde gösterisi olarak karşımıza çıkıyor. Ancak bu yapı bir alternatifin simgesi olmayı sürdürüyor; bir işe alım mekanizması değil.

Bu bireylerin tümüne ‘paralı asker’ damgası vurmak bu karmaşıklığı kavramaktan uzak. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre paralı asker nitelendirmesi yasal ikamet statüsünün yokluğunu varsayar ve meseleyi yalnızca maddi güdüye indirger. Oysa bir ülkede yasal olarak ikamet eden ve resmi hukuki prosedürler çerçevesinde sözleşme imzalayan biri bu kategoriye girmiyor.

dfvfdvfd
Niamey'deki General Seyni Kountché Stadyumu'nda toplanan Nijer Ulusal Konseyi destekçilerinden biri Mali, Burkina Faso, Cezayir, Nijer ve Rusya bayraklarını taşırken, 26 Ağustos 2023 (AFP)

Rusya, kendisinin yaratmadığı önceden var olan kırılganlıkları istismar ederek yabancı ikamet sahiplerini çeken ve onları işe alan etkili bir mekanizma inşa etti. Rusya'yı özgün yapan bu, onu benzersiz kılan değil. Daha kapsamlı bir soru olarak ‘İster yabancı bir devletin ordusuna katılmak, ister düzensiz göç, isterse toplumsal durağanlığın yapısal çıkmazından çıkış sunan her türlü yapı aracılığıyla olsun vatandaşları neden yurt dışında, binlerce kilometre ötede alternatif hareketlilik mekanizmaları arıyor?’ sorusu da bu kişilerin geldiği ülkelere yöneltilmeli. Daha geniş bir boyut da söz konusu. Öyle ki, insanların silahlı çatışmalarda kullanılması evrensel bir uygulama ve uluslararası güvenlik sistemine o denli kök salmıştır ki artık kimseyi şaşırtmıyor. İnsanları savaşlarda tüketilebilir malzemeye dönüştürmek sıradanlaştı. Bu uygulamayı ironik yapan ise var olmasında değil, yalnızca jeopolitik açıdan elverişli hale geldiğinde görünür kılınmasında yatıyor. İnsanlıktan çıkarma, paralı asker yapmaktan çok önce başlıyor. Yapısal eşitsizlik bazı canları feda edilebilir nesnelere dönüştürdü ama görünür hale gelmesi, seçici öfkenin doruğa çıktığı ana kadar erteleniyor.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Yapay zekayı sadece 10 dakika kullanmak bile zihinsel performansı zayıflatır

Yapay zekayı sadece 10 dakika kullanmak bile zihinsel performansı zayıflatır
TT

Yapay zekayı sadece 10 dakika kullanmak bile zihinsel performansı zayıflatır

Yapay zekayı sadece 10 dakika kullanmak bile zihinsel performansı zayıflatır

Yapay zekânın insan beyni üzerindeki uzun vadeli etkilerinin henüz bilinmediği yönündeki uyarılar sürerken, yeni bir araştırma kısa vadeli kullanımın bile bilişsel performansı olumsuz etkileyebileceğini ortaya koydu. Araştırmaya göre yalnızca 10 dakikalık yapay zekâ kullanımı, bireylerin problem çözme performansında düşüşe yol açabiliyor.

Dört üniversiteden ortak araştırma

Carnegie Mellon University, University of Oxford, Massachusetts Institute of Technology ve University of California, Los Angeles araştırmacıları tarafından yürütülen çalışmada, katılımcılardan kesirli işlemlere dayalı matematik sorularını çözmeleri istendi.

Katılımcıların bir kısmı soruları kendi başına çözerken, diğer gruba “GPT-5” tabanlı bir yapay zekâ asistanı kullanma imkânı tanındı. Ancak deneyin son üç sorusunda bu yapay zekâ desteği aniden kesildi.

Yapay zekâ desteği ilk etapta başarıyı artırdı

Deneyin büyük bölümünde yapay zekâ kullanan grubun doğru çözüm oranı kontrol grubundan daha yüksek çıktı. Ancak destek kesildiğinde bu grubun performansı sert şekilde geriledi.

Araştırmaya göre yapay zekâ desteği kaldırıldıktan sonra, destek alan grubun soru çözme başarısı kontrol grubuna kıyasla yaklaşık yüzde 20 düştü.

Ayrıca yapay zekâ kullanan katılımcıların, destek kesildikten sonra soruları boş bırakma oranının da belirgin biçimde arttığı görüldü. Bu grubun soruları atlama oranı kontrol grubunun yaklaşık iki katına ulaştı.

10 dakikalık kullanım bile etkili olabilir

Araştırmacılar, katılımcıların yapay zekâya yalnızca yaklaşık 10 dakika erişebildiğine dikkat çekerek, kısa süreli kullanımın bile bireylerin kendi problem çözme becerilerine duyduğu güveni azaltabileceğini ifade etti.

Benzer yöntemle gerçekleştirilen ikinci deneyde ise bu kez matematik yerine okuduğunu anlama becerileri test edildi. Sonuçların büyük ölçüde benzer olduğu, ancak yapay zekâ kullanımının deneyin ilk bölümünde belirgin bir avantaj sağlamadığı kaydedildi.

Kullanım biçimi belirleyici oldu

Araştırmada dikkat çeken bir diğer unsur ise kullanıcıların yapay zekâyı hangi amaçla kullandığının sonuçları doğrudan etkilemesi oldu.

Doğrudan cevap isteyen katılımcıların performans kaybı ve soru atlama oranı daha yüksek çıktı. Katılımcıların yüzde 61’i yapay zekâdan doğrudan çözüm talep ettiğini belirtti.

Buna karşılık yalnızca ipucu veya açıklama isteyen katılımcılarda benzer bir performans düşüşü gözlenmedi. Bu grubun sonuçları kontrol grubuyla benzer seviyede kaldı.

Araştırmacılar, bu bulgunun tüm yapay zekâ kullanım biçimlerinin bilişsel açıdan zararlı olmadığını gösterdiğini vurguladı. Çalışmaya göre asıl risk, bireyin düşünme sürecini tamamen yapay zekâya devretmesi.

Önceki çalışmalarla benzer sonuçlar

Araştırma, yapay zekâ kullanımının bilişsel gerilemeyle ilişkili olabileceğini öne süren önceki çalışmalarla da paralellik gösteriyor.

Daha önce Massachusetts Institute of Technology tarafından yürütülen ve makale yazımı sırasında beyin aktivitesini inceleyen bir araştırmada, bağımsız çalışan yazarların beyin bağlantılarının, büyük dil modellerini kullanan yazarlara göre daha güçlü olduğu tespit edilmişti.

Ayrıca bilişsel emek ve tıp gibi alanlarda yapılan başka çalışmalarda da görevlerini yapay zekâ desteğiyle yerine getiren kişilerin, destek olmadan aynı görevleri gerçekleştirmekte daha fazla zorlandığı belirtilmişti.

Araştırmanın sonuç bölümünde bilim insanları şu değerlendirmeye yer verdi:

“Bulgularımız, günlük yapay zekâ kullanımının insanın azmi ve mantıksal düşünme becerileri üzerindeki birikimli etkilerine dair acil sorular doğuruyor.”

Araştırmacılar ayrıca şu uyarıda bulundu:

“Bu etkiler sürekli yapay zekâ kullanımıyla zaman içinde birikirse, kısa vadeli yardım sağlamak üzere tasarlanan mevcut yapay zekâ sistemleri, desteklemeyi amaçladıkları insan becerilerini zayıflatma riski taşıyabilir.”

Kaynak: Fast Company dergisi.