Ortadoğu liderlerine mesaj: Talih cesurlardan yanadır

Eski ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı, Trump'ın bölgedeki politikasını ve İsrail ve İran ile ilişkilerini şekillendirecek faktörleri yazıyor

Bolton, en belirgin belirsizliklerden birinin Trump'ın kendisi olabileceğini söylüyor (AP)
Bolton, en belirgin belirsizliklerden birinin Trump'ın kendisi olabileceğini söylüyor (AP)
TT

Ortadoğu liderlerine mesaj: Talih cesurlardan yanadır

Bolton, en belirgin belirsizliklerden birinin Trump'ın kendisi olabileceğini söylüyor (AP)
Bolton, en belirgin belirsizliklerden birinin Trump'ın kendisi olabileceğini söylüyor (AP)

John Bolton

Ortadoğu bölgesi bugünlerde hızlı ve benzeri görülmemiş dönüşümlere sahne oluyor ve Suriye'de uzun süredir beklenen Beşşar Esed rejiminin yıkılması bu büyük değişimlerin en son kanıtı olarak karşımıza çıkıyor. Aynı zamanda 20 Ocak'ta Donald Trump'ın ABD Başkanı olarak göreve başlamasının da bu gelişmelere ivme kazandırması bekleniyor. Ancak şu anda en önemli soru, bölgede kalıcı barış ve istikrarın sağlanması için ana aktörlerin şu anda mevcut olan fırsatları, bu fırsatlar boşa gitmeden değerlendirip değerlendiremeyecekleridir. Sahneyi çevreleyen karmaşık ve belirsiz meydan okumalara rağmen, liderlerin hâlâ “talih cesurlardan yanadır” diyen antik Roma bilgeliğinden ilham alması gerekiyor.

Belirsizliğin en belirgin yönlerinden birinin Trump'ın kendisi tarafından temsil ediliyor olması dikkat çekicidir. Bunun nedeni de kendisinin ilk döneminde yaygın olarak İsrail'in sarsılmaz bir destekçisi olarak görülmesidir. ABD Büyükelçiliğini Kudüs'e taşıma kararı ve İsrail'in Golan Tepeleri'ndeki tartışmalı bölgeler üzerindeki egemenliğini tanıması bunu açıkça ortaya koydu. Ancak bu yaklaşımın ikinci dönemde de mutlaka tekrarlanacağını varsaymak yanlış olur.

Mesela Trump'ın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'ya bakışı bazılarımızın beklediğinden çok daha fazla eleştiri taşıyor. Trump'ın, Başkan Joe Biden'ı 2020 başkanlık seçimlerindeki zaferinden dolayı tebrik eden Netanyahu'ya duyduğu öfkeyi dile getirmesiyle bu daha da netleşti. Netanyahu’nun Biden’ı tebrik etmesi, dünyanın büyük bir kısmı için normal ve önemsiz görünse de Trump'ın ABD seçimlerinin “Demokratlar” tarafından kendisinden çalındığı fikrini yayma konusundaki ısrarıyla çelişiyordu. Netanyahu böyle yaparak seçimlerin çalındığı anlatısını çürütmüştü. Dahası Trump daha önce bir röportajında, ​​Filistin Ulusal Otoritesi Başkanı Mahmud Abbas'ın barış için Netanyahu'dan daha büyük bir istek gösterdiğine inandığını belirtmişti; bu, İsrail liderine güven duyulduğunu yansıtmıyor. Ayrıca Trump'tan çok daha zeki olan İsrail Başbakanı'nın siyasi zekası da Amerikan Başkanı'nın egosunu kışkırtabilir ve aralarındaki gerilimi tırmandıracak ilave bir neden olabilir.

Aslına bakılırsa Trump'ın İran'daki Ayetullahlar ile bile olsa anlaşma yapma ve her konuyu müzakere etme takıntısı, Ortadoğu'ya yönelik politikasında en etkili unsur haline gelebilir. “The Room Where It Happened” adlı kitabımda da bahsettiğim gibi Trump, Ağustos 2019'da Fransa'nın Biarritz kentinde düzenlenen “G7” zirvesi sırasında dönemin İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif ile bir toplantı yapmak üzereydi. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Trump'a gelişinin ardından böyle bir toplantı düzenleme fikrini sunmuştu ve Trump başlangıçta bunu kabul etmeye meyilliydi. Jared Kushner ve Beyaz Saray Özel Kalem Müdürü Mick Mulvaney ile Trump’ın kaldığı otel odasında yapılan istişareler sırasında, bu toplantıya şiddetle karşı çıktım. Sonunda Trump Zarif ile görüşmemeye karar verdi, ancak toplantı - Wellington Dükü'nün Napolyon'un Waterloo'daki yenilgisini tanımladığı gibi – “inanılmaz bir şekilde gerçekleşmek üzere olan bir şeydi.”

Bu noktada, Joe Biden'ın Hamas ile İsrail arasında ateşkes anlaşmasına varılması ve rehinelerin serbest bırakılması amacıyla arabuluculuk yapma yönündeki uzun süreli çabalarına Trump'ın göreve başlamadan önce yaptığı ilginç müdahaleye dikkat çekmekte fayda var. Yedi ay süren başarısız müzakerelerin ardından Trump'ın İsrail'e uyguladığı baskı, Netanyahu'nun sonunda Biden'ın önerisini kabul etmesine ya da en azından ilk aşamasını kabul etmesine yol açtı. Trump’ın rehinelerin serbest bırakılması konusunda kendisine pay çıkarmak istemesi, İran'ın 1979 İslam Devrimi sırasında Tahran'daki Amerikan büyükelçiliğinde rehin tuttuğu Amerikalı diplomatları serbest bıraktığı Ronald Reagan'ın başkanlığının ilk günlerini hatırlattı. Hal böyle olunca Biden'ın başarısız olduğu bu çabada Trump'ın başarılı olduğu söylenebilir. Ancak Başkanın, Biden'ın planının başka belirsiz aşamalar ile sonraki durakların yanı sıra ilk aşamanın başarıyla tamamlanmasıyla ilgili olasılıkları da içerdiğinin farkında olup olmadığı henüz belirsizliğini koruyor.

Fakat beklenmedik bir şekilde, Trump'ın göreve başlamasından önce ve sonra, Gazze Şeridi'ndeki savaşın çoktan sona erdiğine inanıyor olabileceğine dair işaretler ortaya çıktı. Bu bağlamda, Başkanının ailesinin yakın dostu ve şu anda Ortadoğu'da Başkanın Özel Temsilcisi olarak görev yapan Steve Witkoff, Biden’ın anlaşmasının İsrail ile Hamas arasındaki müzakerelerin devamına odaklanan ikinci aşamasının derhal ve gecikmeden başlaması gerektiğini vurguladı. Bunun İsrail'in beklentileriyle uyumlu olması ise pek olası değil. Buna ek olarak Witkoff'un sınırlı deneyiminin yanı sıra Trump'ın “ne pahasına olursa olsun anlaşma” peşinde koşma yaklaşımını benimsemesi, kamuoyuna yaptığı naif ve basit görülebilecek açıklamaları, İsrail'in tutumunu daha kompleks hale getirecek ve kısa vadede olumsuz etkileyecektir. Şu ana kadar Witkoff'un çabalarından memnun görünen Trump, şu anda belirsizliğini korusa ya da doğrulanmamış olsa da İran ile ilgili dosyalarla ilgilenme görevini de ona vermeyi düşünebilir. Hem Trump hem de Witkoff, İran'ın nükleer programının oluşturduğu tehdit karşısında diplomatik seçenekleri takip etmeye destek verdiklerini ifade etti.

Eğer bu bilgiler doğruysa, İsrail Başbakanını büyük bir stratejik ikilemle karşı karşıya bırakıyor, zira bu anın, İran'ın nükleer silah ve balistik füze programlarını çökertmek için hem İsrail hem de ABD için en iyi fırsatı temsil ettiği vurgulanabilir. Nitekim İsrail daha önce İran'ın füze üretim tesislerine ciddi hasar vermiş ve silah alanında kullanılabilecek yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum ile bağlantılı en az bir tesisi yerle bir etmişti. Ayrıca İran'ın Rusya'dan temin ettiği gelişmiş S-300 hava savunma sistemlerini de etkisiz hale getirmeyi başarmıştı. Beşşar Esed'in devrilmesinin ardından Suriye'de devam eden saldırılar, İsrail'in İran'a doğrudan erişimini sağlayacak bir hava koridorunun açılmasına yol açtı.

Ancak bölgede hâlâ buna karşı engeller mevcut; bunlardan en önemlisi,hem İran hem de Hizbullah'ta İsrail'e karşı misilleme saldırıları düzenleme ve hatta Netanyahu'nun seçeneklerini sınırlamak için önleyici bir saldırı gerçekleştirme tehdidi oluşturan balistik füze stoklarının varlığıdır. Aynı zamanda İsrail, Ürdün ve komşu Arap ülkeleri, Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) terör örgütünün liderliğindeki Şam'daki mevcut rejime karşı dikkatli davranmalılar. Bu örgütün lideri Ahmed eş-Şara, askeri unvanından vazgeçme ve askeri üniformasını takım elbise ve kravatlarla değiştirme yoluna giderek, kendisini Suriye'de sorumlu ve istikrarlı bir hükümet kurmaya çalışan biri olarak sunmaya çalışıyor. Ancak bu dönüşümün ne kadar inandırıcı olduğu ve Türkiye'nin Suriye ve bölgedeki emelleri belirsizliğini koruyor. Raporlar, Biden yönetiminin HTŞ ile DEAŞ’a ilişkin istihbarat alışverişinde bulunacak kadar ileri gittiğini gösteriyor, ancak Trump'ın bu tehlikeli fiile devam edip etmeyeceği bilinmiyor.

Ancak inkar edilemeyecek bir husus var ki, o da İran'ın nükleer ve füze kapasitesi en zayıf seviyedeyken ve her zamankinden daha fazla tehdit altındayken, yeni Trump yönetimi gelecekteki yönelimleri konusunda kararsız görünüyor. İlk dönemi de ikinci döneminin neler getirebileceğine dair çok az fikir sunuyor. Şu ana kadar bu konuda kapsamlı bir Trump stratejisi yok, çünkü büyük stratejiler formüle etmek onun mutat tarzının bir parçası değil. Onun yaklaşımı temel ve kapsamlı olarak anlaşmalara ve büyük ölçüde doğaçlamaya dayanır. Trump kararlarını sıklıkla gördüğü son danışmanın veya dikkatini çeken bir kişinin görüşüne dayanarak alır. Bu faktörler hep birlikte muhtemelen ABD'nin Ortadoğu'daki politikasının gelecekteki gerçek seyrini belirleyecektir.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.

                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                       



İsrail’den yeni hamle... Smotrich, ‘Filistinlilerin göçünü teşvik etme’ sözü verdi

Ağır iş makineleri, Batı Şeria’daki El Halil yakınlarında Filistinlilere ait bir binayı yıkıyor. (Reuters)
Ağır iş makineleri, Batı Şeria’daki El Halil yakınlarında Filistinlilere ait bir binayı yıkıyor. (Reuters)
TT

İsrail’den yeni hamle... Smotrich, ‘Filistinlilerin göçünü teşvik etme’ sözü verdi

Ağır iş makineleri, Batı Şeria’daki El Halil yakınlarında Filistinlilere ait bir binayı yıkıyor. (Reuters)
Ağır iş makineleri, Batı Şeria’daki El Halil yakınlarında Filistinlilere ait bir binayı yıkıyor. (Reuters)

İsrail medyasında bugün yer alan habere göre, İsrail’in aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, işgal altındaki Batı Şeria ve Gazze Şeridi’nden ‘Filistinlilerin göçünü teşvik etmeyi’ planladığını açıkladı.

Smotrich, dün akşam kendi partisi olan Dini Siyonizm Partisi tarafından düzenlenen etkinlikte, “Bir Arap terör devleti kurma fikrini ortadan kaldıracağız” ifadesini kullandı.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Smotrich, “Nihayet Oslo anlaşmalarını hem resmi hem de fiilen iptal edeceğiz. Egemenliğe doğru ilerlerken Gazze Şeridi ve Batı Şeria’dan göçü teşvik edeceğiz” dedi.

Smotrich ayrıca, “Başka uzun vadeli bir çözüm yok” vurgusunda da bulundu.

İsrail güvenlik kabinesi, geçen haftadan itibaren Batı Şeria üzerindeki kontrolü sıkılaştırmayı hedefleyen bir dizi önlemi onayladı. Bu önlemler, aşırı sağcı bakanlar tarafından destekleniyor ve Oslo anlaşmaları çerçevesinde Filistin Yönetimi’nin yetki sahibi olduğu bölgeleri de kapsıyor.

85 ülkenin Birleşmiş Milletler (BM) nezdindeki misyonları dün bu adımları kınadı. Eleştirmenler, alınan önlemleri Filistin topraklarının fiili ilhakı olarak nitelendiriyor.


İranlılar, protesto kurbanları için düzenlenen 40. gün anma töreninde liderlik karşıtı sloganlar attı

İran karşıtı protestocular, 17 Şubat 2026'da Cenevre'de ABD ve İran arasında başlayacak dolaylı nükleer görüşmeler öncesinde Birleşmiş Milletler ofisi önünde pankartlar ve resimler taşıdı (AFP)
İran karşıtı protestocular, 17 Şubat 2026'da Cenevre'de ABD ve İran arasında başlayacak dolaylı nükleer görüşmeler öncesinde Birleşmiş Milletler ofisi önünde pankartlar ve resimler taşıdı (AFP)
TT

İranlılar, protesto kurbanları için düzenlenen 40. gün anma töreninde liderlik karşıtı sloganlar attı

İran karşıtı protestocular, 17 Şubat 2026'da Cenevre'de ABD ve İran arasında başlayacak dolaylı nükleer görüşmeler öncesinde Birleşmiş Milletler ofisi önünde pankartlar ve resimler taşıdı (AFP)
İran karşıtı protestocular, 17 Şubat 2026'da Cenevre'de ABD ve İran arasında başlayacak dolaylı nükleer görüşmeler öncesinde Birleşmiş Milletler ofisi önünde pankartlar ve resimler taşıdı (AFP)

AFP’nin doğruladığı videolara göre İranlılar dün, binlerce kişinin ölümüne yol açan protestoların başlamasının 40. gününde hükümet karşıtı sloganlar attılar.

Tahran'daki yetkililer ayrıca, 8 ve 9 Ocak'taki protestoların zirve noktasında hayatını kaybeden "şehitler" için anma töreni düzenledi.

İranlı yetkililer, aralık ayı sonlarında başlayan karışıklıklar sırasında 3 binden fazla kişinin öldüğünü açıkladı. Ölenlerin çoğunun güvenlik güçleri mensupları ve yoldan geçenler olduğu, ayrıca ABD ve İsrail'den destek aldıkları iddia edilen "terörist eylemlerin" faillerinin de bulunduğu belirtildi.

Başlangıçta artan hayat pahalılığına karşı ortaya çıkan protestolar, rejimi, özellikle de Yüksek Lider Ali Hamaney'i hedef alan sloganlara dönüşüp büyümeden önce bir süre hafiflemişti. Ancak son günlerde, İranlıların geceleri evlerinden ve çatılarından sloganlar attığını gösteren videolar ortaya çıktı.

Bazı videolarda ise birkaç kurbanın ölümünün 40. gününü anmak için düzenlenen anma töreninde toplanan kalabalıkların hükümet karşıtı sloganlar atıldığı görülüyor.

vffdv
Tahran'da bir kadın, İran'daki önceki hükümet karşıtı protestolarda hayatını kaybedenlerin 40. yıldönümünde öldürülen bir kişinin fotoğrafını gösteriyor (AFP)

Görüntülerde, Abadan'da (güneybatı) insanların ellerinde çiçekler ve bir gencin resmini taşıyarak, "Hamaney'e ölüm" ve "Şah çok yaşasın" diye slogan attıkları görülüyor.

Aynı şehirden bir başka videoda ise silah seslerine benzeyen sesler duyduktan sonra panik içinde koşuşturan insanlar görülüyor; ancak seslerin gerçek mermi olup olmadığı net değil.

İnsan hakları örgütleri tarafından yayınlanan videolarda ayrıca, kuzeydoğudaki Meşhed ve merkezdeki Necefebad şehirlerinde düzenlenen anma törenlerinde, kalabalıkların yönetim karşıtı sloganlar attığı da görüldü.

Tahran'daki Büyük Camii'de yetkililer tarafından düzenlenen 40. gün anma töreninde, kalabalıklar İran bayrakları ve "şehitlerin" resimlerini taşıdı; büyük kompleksin her yerinde millî marşlar ile "Amerika'ya ölüm" ve "İsrail'e ölüm" sloganları yankılandı.

Yetkililer, protestoların barışçıl bir şekilde başladığını, ancak daha sonra cinayet ve vandalizm içeren "ayaklanmalara" dönüştüğünü söylüyor ve şiddetten ABD ile İsrail'i sorumlu tuttuyor.

Törene, aralarında Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı Muhammed Rıza Arif ve Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani'nin de bulunduğu üst düzey yetkililer katıldı.

Tesnim haber ajansına göre Kaani, “Göstericileri ve teröristleri destekleyenler suçludur ve sonuçlarına katlanacaklardır” dedi.

Dünkü tören, İran ve ABD arasında Cenevre'de yapılan ikinci tur müzakerelerle eş zamanlı gerçekleşti. Bu müzakereler, Washington'un ölümcül protestoların ardından Ortadoğu'ya bir uçak gemisi ve saldırı gurubu konuşlandırması ve Başkan Donald Trump'ın Tahran'a karşı askeri harekât tehdidinde bulunmasının ardından artan gerilimler arasında gerçekleşti.


Hamas’ın silahsızlanması için son tarih... Baskı taktiği Gazze anlaşmasını zorlaştırıyor

Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları arasında oyun oynayan çocuklar (AFP)
Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları arasında oyun oynayan çocuklar (AFP)
TT

Hamas’ın silahsızlanması için son tarih... Baskı taktiği Gazze anlaşmasını zorlaştırıyor

Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları arasında oyun oynayan çocuklar (AFP)
Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları arasında oyun oynayan çocuklar (AFP)

İsrail basınına yansıyan sızıntılar, yarın (19 Şubat Perşembe) Washington’da Gazze Şeridi’ne ilişkin başlıkları ele almak üzere yapılması planlanan Barış Konseyi toplantısı öncesinde gündeme geldi. Söz konusu sızıntılarda, Hamas’ın silahsızlanması için 60 günlük süre tanınacağı, aksi halde ABD’nin ‘yeşil ışığıyla’ savaşın yeniden başlayabileceği ifade edildi.

Sızıntıların, ABD Başkanı Donald Trump’ın Hamas’ın derhal ve tamamen silahsızlanması yönündeki açıklamalarıyla büyük ölçüde örtüştüğü belirtiliyor. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, bu adımı ABD ile İsrail’in, söz konusu dosyayı toplantı gündemine dayatmak amacıyla kullandığı ortak bir baskı aracı olarak değerlendirdi. Uzmanlar, bu baskının ‘Gazze anlaşmasının seyrini sekteye uğratabileceği’ uyarısında bulundu.

Gazze’de 10 Ekim’den bu yana, Trump’ın sunduğu öneriye dayanan bir ateşkes anlaşması yürürlükte bulunuyor. Hamas’ın silahsızlandırılması, ABD’nin ocak ayı ortasında ikinci aşamasına geçildiğini duyurduğu planın temel unsurlarından biri olarak öne çıkıyor. Bu aşamanın, İsrail ordusunun Gazze Şeridi’nden kademeli çekilmesi ve bölgede istikrarın sağlanması için uluslararası bir gücün konuşlandırılmasıyla eş zamanlı ilerlemesi öngörülüyordu.

İsrail tarafı ise Trump yönetiminin talebi doğrultusunda Hamas’a silah bırakması için 60 günlük süre tanınacağını, sürenin yarınki Barış Konseyi toplantısının ardından başlayabileceğini belirtiyor. İsrail hükümet sekreteri Yossi Fuchs’un pazartesi akşamı yaptığı açıklamaya dayandırılan ve The Times of Israel tarafından aktarılan haberde, Hamas’ın talebe yanıt vermemesi halinde savaşın yeniden başlatılacağı tehdidinde bulunulduğu kaydedildi.

Bu gelişme, Trump’ın pazar günü sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı paylaşımdan sonra geldi. Trump mesajında, “Hamas silahsızlanma taahhüdüne tamamen ve derhal uymalıdır” ifadesini kullandı.

Son sızıntı, aralık ayında gündeme gelen benzer bir iddiayı da hatırlattı. Israel Hayom gazetesi, ABD ile İsrail’in, Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında Florida’da gerçekleşen görüşmenin ardından Hamas’ın silahsızlandırılması için iki aylık bir takvim üzerinde uzlaştığını öne sürmüştü.

Trump söz konusu dönemde Netanyahu ile düzenlediği ortak basın toplantısında, “Hamas ve silahsızlanma konusunu ele aldık. Silah bırakmaları için çok kısa bir süre verilecek, sürecin nasıl ilerleyeceğini göreceğiz” demişti. Netanyahu ise o tarihte Fox News kanalına verdiği mülakatta, Hamas’ın yaklaşık 20 bin silahlı unsurunun bulunduğunu ve bunların yaklaşık 60 bin Kalaşnikof tüfeği bulundurduğunu savunmuş, savaşın hedeflerinin -başta Hamas’ın tamamen ortadan kaldırılması olmak üzere- henüz tam anlamıyla gerçekleşmediğini belirtmişti.

frrftgtr
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında, yerinden edilmiş insanların çadırlarının yanından geçen Filistinliler (AFP)

Askeri strateji uzmanı Muhammed el-Umde, söz konusu sızıntının ‘İsrail’in anlaşma sürecini yalnızca sekteye uğratmayı değil, tamamen başarısızlığa sürüklemeyi amaçlayan doktriniyle örtüştüğünü’ belirtti. El-Umde, özellikle bu yıl yapılacak seçimlerle bağlantılı çıkarlarının, Başbakan Binyamin Netanyahu’yu müzakereleri uzatmaya, süreci yavaşlatacak engeller ve savaşa dönüşü meşrulaştıracak gerekçeler üretmeye ittiğini savundu.

Filistinli siyasi analist Nizar Nazzal ise sızıntının birden fazla hedef taşıdığını ifade etti. Nazzal’a göre bunlar arasında beklenti çıtasını yükseltmek, ikinci aşama resmen sabitlenmeden önce ‘oyunun kurallarının’ değişebileceği mesajını vermek ve daha önce gündeme gelen kademeli silahsızlanma önerisinden farklı fikirler ortaya atarak Hamas üzerinde baskı kurmak yer alıyor.

Nazzal, bu gelişmeyi Washington yönetiminin Gazze anlaşmasını ilerletme konusundaki ciddiyetini test eden bir adım olarak nitelendirdi. Netanyahu hükümetinin ise süreci karmaşıklaştırmak ve Barış Konseyi’nde ortaya çıkabilecek muhtemel uzlaşıların önünü kesmek istediğini dile getirdi.

Son sızıntılar, bir hafta önce gündeme gelen farklı bir iddiayla çelişiyor. New York Times gazetesi, kaynaklara dayandırdığı haberinde Washington’un Hamas’a yönelik yeni bir teklif hazırladığını yazmıştı. Haberde, İsrail’i vurma kapasitesine sahip ağır silahların teslim edilmesini öngören teklifin, ilk aşamada Hamas’ın bazı hafif silahları elinde tutmasına izin verebileceği ve önerinin önümüzdeki haftalarda sunulmasının planlandığı belirtilmişti.

fygfy
Geçtiğimiz pazar günü Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta yıkılmış binaların enkazı üzerine Ramazan süsleri asan Filistinliler (EPA)

Hamas ise silah konusunda tutumunu koruyor. Hareketin önde gelen isimlerinden Halid Meşal, bir hafta önce Doha’da düzenlenen bir forumda silahların tamamen bırakılması çağrılarını reddetti. “Halkımız hâlâ işgal altında. Bu nedenle silahsızlanma çağrısı, halkımızı kolayca ortadan kaldırılabilecek bir kurban haline getirme girişimidir. İsrail ise uluslararası düzeyde her türlü silahla donatılmış durumda” diyen Meşal, Barış Konseyi’ne ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu.

Askeri uzman Muhammed el-Umde, tartışmaların kademeli silahsızlanma önerisi etrafında şekillenebileceğini ancak iki aylık sürenin Hamas ya da başka bir yapının silah bırakması için yeterli olmayacağını savundu. El-Umde, “Hareket zaten böyle bir adım atmayacak ve bu yolu kabul etmeyecektir” dedi.

El-Umde’ye göre Hamas gibi bir yapının silahsızlandırılması, taraflar arasında bir mutabakat sağlansa dahi en az bir yıl sürecek bir süreç gerektirir.

Nizar Nazzal da çelişkili sızıntıların ‘müzakere sürecinde kullanılan bir baskı kartı’ olabileceğini ifade etti. Nazzal’a göre 60 günlük süre iki olası senaryoya işaret ediyor: Hamas’ı kısmi tavizlere zorlayarak Gazze anlaşmasının yavaş da olsa sürmesini sağlamak ya da anlaşmayı uzun süreli olarak dondurmanın ve İsrail’e daha geniş çaplı ihlaller için alan açmanın zeminini hazırlamak.