Ortadoğu liderlerine mesaj: Talih cesurlardan yanadır

Eski ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı, Trump'ın bölgedeki politikasını ve İsrail ve İran ile ilişkilerini şekillendirecek faktörleri yazıyor

Bolton, en belirgin belirsizliklerden birinin Trump'ın kendisi olabileceğini söylüyor (AP)
Bolton, en belirgin belirsizliklerden birinin Trump'ın kendisi olabileceğini söylüyor (AP)
TT

Ortadoğu liderlerine mesaj: Talih cesurlardan yanadır

Bolton, en belirgin belirsizliklerden birinin Trump'ın kendisi olabileceğini söylüyor (AP)
Bolton, en belirgin belirsizliklerden birinin Trump'ın kendisi olabileceğini söylüyor (AP)

John Bolton

Ortadoğu bölgesi bugünlerde hızlı ve benzeri görülmemiş dönüşümlere sahne oluyor ve Suriye'de uzun süredir beklenen Beşşar Esed rejiminin yıkılması bu büyük değişimlerin en son kanıtı olarak karşımıza çıkıyor. Aynı zamanda 20 Ocak'ta Donald Trump'ın ABD Başkanı olarak göreve başlamasının da bu gelişmelere ivme kazandırması bekleniyor. Ancak şu anda en önemli soru, bölgede kalıcı barış ve istikrarın sağlanması için ana aktörlerin şu anda mevcut olan fırsatları, bu fırsatlar boşa gitmeden değerlendirip değerlendiremeyecekleridir. Sahneyi çevreleyen karmaşık ve belirsiz meydan okumalara rağmen, liderlerin hâlâ “talih cesurlardan yanadır” diyen antik Roma bilgeliğinden ilham alması gerekiyor.

Belirsizliğin en belirgin yönlerinden birinin Trump'ın kendisi tarafından temsil ediliyor olması dikkat çekicidir. Bunun nedeni de kendisinin ilk döneminde yaygın olarak İsrail'in sarsılmaz bir destekçisi olarak görülmesidir. ABD Büyükelçiliğini Kudüs'e taşıma kararı ve İsrail'in Golan Tepeleri'ndeki tartışmalı bölgeler üzerindeki egemenliğini tanıması bunu açıkça ortaya koydu. Ancak bu yaklaşımın ikinci dönemde de mutlaka tekrarlanacağını varsaymak yanlış olur.

Mesela Trump'ın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'ya bakışı bazılarımızın beklediğinden çok daha fazla eleştiri taşıyor. Trump'ın, Başkan Joe Biden'ı 2020 başkanlık seçimlerindeki zaferinden dolayı tebrik eden Netanyahu'ya duyduğu öfkeyi dile getirmesiyle bu daha da netleşti. Netanyahu’nun Biden’ı tebrik etmesi, dünyanın büyük bir kısmı için normal ve önemsiz görünse de Trump'ın ABD seçimlerinin “Demokratlar” tarafından kendisinden çalındığı fikrini yayma konusundaki ısrarıyla çelişiyordu. Netanyahu böyle yaparak seçimlerin çalındığı anlatısını çürütmüştü. Dahası Trump daha önce bir röportajında, ​​Filistin Ulusal Otoritesi Başkanı Mahmud Abbas'ın barış için Netanyahu'dan daha büyük bir istek gösterdiğine inandığını belirtmişti; bu, İsrail liderine güven duyulduğunu yansıtmıyor. Ayrıca Trump'tan çok daha zeki olan İsrail Başbakanı'nın siyasi zekası da Amerikan Başkanı'nın egosunu kışkırtabilir ve aralarındaki gerilimi tırmandıracak ilave bir neden olabilir.

Aslına bakılırsa Trump'ın İran'daki Ayetullahlar ile bile olsa anlaşma yapma ve her konuyu müzakere etme takıntısı, Ortadoğu'ya yönelik politikasında en etkili unsur haline gelebilir. “The Room Where It Happened” adlı kitabımda da bahsettiğim gibi Trump, Ağustos 2019'da Fransa'nın Biarritz kentinde düzenlenen “G7” zirvesi sırasında dönemin İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif ile bir toplantı yapmak üzereydi. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Trump'a gelişinin ardından böyle bir toplantı düzenleme fikrini sunmuştu ve Trump başlangıçta bunu kabul etmeye meyilliydi. Jared Kushner ve Beyaz Saray Özel Kalem Müdürü Mick Mulvaney ile Trump’ın kaldığı otel odasında yapılan istişareler sırasında, bu toplantıya şiddetle karşı çıktım. Sonunda Trump Zarif ile görüşmemeye karar verdi, ancak toplantı - Wellington Dükü'nün Napolyon'un Waterloo'daki yenilgisini tanımladığı gibi – “inanılmaz bir şekilde gerçekleşmek üzere olan bir şeydi.”

Bu noktada, Joe Biden'ın Hamas ile İsrail arasında ateşkes anlaşmasına varılması ve rehinelerin serbest bırakılması amacıyla arabuluculuk yapma yönündeki uzun süreli çabalarına Trump'ın göreve başlamadan önce yaptığı ilginç müdahaleye dikkat çekmekte fayda var. Yedi ay süren başarısız müzakerelerin ardından Trump'ın İsrail'e uyguladığı baskı, Netanyahu'nun sonunda Biden'ın önerisini kabul etmesine ya da en azından ilk aşamasını kabul etmesine yol açtı. Trump’ın rehinelerin serbest bırakılması konusunda kendisine pay çıkarmak istemesi, İran'ın 1979 İslam Devrimi sırasında Tahran'daki Amerikan büyükelçiliğinde rehin tuttuğu Amerikalı diplomatları serbest bıraktığı Ronald Reagan'ın başkanlığının ilk günlerini hatırlattı. Hal böyle olunca Biden'ın başarısız olduğu bu çabada Trump'ın başarılı olduğu söylenebilir. Ancak Başkanın, Biden'ın planının başka belirsiz aşamalar ile sonraki durakların yanı sıra ilk aşamanın başarıyla tamamlanmasıyla ilgili olasılıkları da içerdiğinin farkında olup olmadığı henüz belirsizliğini koruyor.

Fakat beklenmedik bir şekilde, Trump'ın göreve başlamasından önce ve sonra, Gazze Şeridi'ndeki savaşın çoktan sona erdiğine inanıyor olabileceğine dair işaretler ortaya çıktı. Bu bağlamda, Başkanının ailesinin yakın dostu ve şu anda Ortadoğu'da Başkanın Özel Temsilcisi olarak görev yapan Steve Witkoff, Biden’ın anlaşmasının İsrail ile Hamas arasındaki müzakerelerin devamına odaklanan ikinci aşamasının derhal ve gecikmeden başlaması gerektiğini vurguladı. Bunun İsrail'in beklentileriyle uyumlu olması ise pek olası değil. Buna ek olarak Witkoff'un sınırlı deneyiminin yanı sıra Trump'ın “ne pahasına olursa olsun anlaşma” peşinde koşma yaklaşımını benimsemesi, kamuoyuna yaptığı naif ve basit görülebilecek açıklamaları, İsrail'in tutumunu daha kompleks hale getirecek ve kısa vadede olumsuz etkileyecektir. Şu ana kadar Witkoff'un çabalarından memnun görünen Trump, şu anda belirsizliğini korusa ya da doğrulanmamış olsa da İran ile ilgili dosyalarla ilgilenme görevini de ona vermeyi düşünebilir. Hem Trump hem de Witkoff, İran'ın nükleer programının oluşturduğu tehdit karşısında diplomatik seçenekleri takip etmeye destek verdiklerini ifade etti.

Eğer bu bilgiler doğruysa, İsrail Başbakanını büyük bir stratejik ikilemle karşı karşıya bırakıyor, zira bu anın, İran'ın nükleer silah ve balistik füze programlarını çökertmek için hem İsrail hem de ABD için en iyi fırsatı temsil ettiği vurgulanabilir. Nitekim İsrail daha önce İran'ın füze üretim tesislerine ciddi hasar vermiş ve silah alanında kullanılabilecek yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum ile bağlantılı en az bir tesisi yerle bir etmişti. Ayrıca İran'ın Rusya'dan temin ettiği gelişmiş S-300 hava savunma sistemlerini de etkisiz hale getirmeyi başarmıştı. Beşşar Esed'in devrilmesinin ardından Suriye'de devam eden saldırılar, İsrail'in İran'a doğrudan erişimini sağlayacak bir hava koridorunun açılmasına yol açtı.

Ancak bölgede hâlâ buna karşı engeller mevcut; bunlardan en önemlisi,hem İran hem de Hizbullah'ta İsrail'e karşı misilleme saldırıları düzenleme ve hatta Netanyahu'nun seçeneklerini sınırlamak için önleyici bir saldırı gerçekleştirme tehdidi oluşturan balistik füze stoklarının varlığıdır. Aynı zamanda İsrail, Ürdün ve komşu Arap ülkeleri, Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) terör örgütünün liderliğindeki Şam'daki mevcut rejime karşı dikkatli davranmalılar. Bu örgütün lideri Ahmed eş-Şara, askeri unvanından vazgeçme ve askeri üniformasını takım elbise ve kravatlarla değiştirme yoluna giderek, kendisini Suriye'de sorumlu ve istikrarlı bir hükümet kurmaya çalışan biri olarak sunmaya çalışıyor. Ancak bu dönüşümün ne kadar inandırıcı olduğu ve Türkiye'nin Suriye ve bölgedeki emelleri belirsizliğini koruyor. Raporlar, Biden yönetiminin HTŞ ile DEAŞ’a ilişkin istihbarat alışverişinde bulunacak kadar ileri gittiğini gösteriyor, ancak Trump'ın bu tehlikeli fiile devam edip etmeyeceği bilinmiyor.

Ancak inkar edilemeyecek bir husus var ki, o da İran'ın nükleer ve füze kapasitesi en zayıf seviyedeyken ve her zamankinden daha fazla tehdit altındayken, yeni Trump yönetimi gelecekteki yönelimleri konusunda kararsız görünüyor. İlk dönemi de ikinci döneminin neler getirebileceğine dair çok az fikir sunuyor. Şu ana kadar bu konuda kapsamlı bir Trump stratejisi yok, çünkü büyük stratejiler formüle etmek onun mutat tarzının bir parçası değil. Onun yaklaşımı temel ve kapsamlı olarak anlaşmalara ve büyük ölçüde doğaçlamaya dayanır. Trump kararlarını sıklıkla gördüğü son danışmanın veya dikkatini çeken bir kişinin görüşüne dayanarak alır. Bu faktörler hep birlikte muhtemelen ABD'nin Ortadoğu'daki politikasının gelecekteki gerçek seyrini belirleyecektir.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.

                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                       



Hamas’ın silahsızlanması için son tarih... Baskı taktiği Gazze anlaşmasını zorlaştırıyor

Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları arasında oyun oynayan çocuklar (AFP)
Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları arasında oyun oynayan çocuklar (AFP)
TT

Hamas’ın silahsızlanması için son tarih... Baskı taktiği Gazze anlaşmasını zorlaştırıyor

Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları arasında oyun oynayan çocuklar (AFP)
Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları arasında oyun oynayan çocuklar (AFP)

İsrail basınına yansıyan sızıntılar, yarın (19 Şubat Perşembe) Washington’da Gazze Şeridi’ne ilişkin başlıkları ele almak üzere yapılması planlanan Barış Konseyi toplantısı öncesinde gündeme geldi. Söz konusu sızıntılarda, Hamas’ın silahsızlanması için 60 günlük süre tanınacağı, aksi halde ABD’nin ‘yeşil ışığıyla’ savaşın yeniden başlayabileceği ifade edildi.

Sızıntıların, ABD Başkanı Donald Trump’ın Hamas’ın derhal ve tamamen silahsızlanması yönündeki açıklamalarıyla büyük ölçüde örtüştüğü belirtiliyor. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, bu adımı ABD ile İsrail’in, söz konusu dosyayı toplantı gündemine dayatmak amacıyla kullandığı ortak bir baskı aracı olarak değerlendirdi. Uzmanlar, bu baskının ‘Gazze anlaşmasının seyrini sekteye uğratabileceği’ uyarısında bulundu.

Gazze’de 10 Ekim’den bu yana, Trump’ın sunduğu öneriye dayanan bir ateşkes anlaşması yürürlükte bulunuyor. Hamas’ın silahsızlandırılması, ABD’nin ocak ayı ortasında ikinci aşamasına geçildiğini duyurduğu planın temel unsurlarından biri olarak öne çıkıyor. Bu aşamanın, İsrail ordusunun Gazze Şeridi’nden kademeli çekilmesi ve bölgede istikrarın sağlanması için uluslararası bir gücün konuşlandırılmasıyla eş zamanlı ilerlemesi öngörülüyordu.

İsrail tarafı ise Trump yönetiminin talebi doğrultusunda Hamas’a silah bırakması için 60 günlük süre tanınacağını, sürenin yarınki Barış Konseyi toplantısının ardından başlayabileceğini belirtiyor. İsrail hükümet sekreteri Yossi Fuchs’un pazartesi akşamı yaptığı açıklamaya dayandırılan ve The Times of Israel tarafından aktarılan haberde, Hamas’ın talebe yanıt vermemesi halinde savaşın yeniden başlatılacağı tehdidinde bulunulduğu kaydedildi.

Bu gelişme, Trump’ın pazar günü sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı paylaşımdan sonra geldi. Trump mesajında, “Hamas silahsızlanma taahhüdüne tamamen ve derhal uymalıdır” ifadesini kullandı.

Son sızıntı, aralık ayında gündeme gelen benzer bir iddiayı da hatırlattı. Israel Hayom gazetesi, ABD ile İsrail’in, Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında Florida’da gerçekleşen görüşmenin ardından Hamas’ın silahsızlandırılması için iki aylık bir takvim üzerinde uzlaştığını öne sürmüştü.

Trump söz konusu dönemde Netanyahu ile düzenlediği ortak basın toplantısında, “Hamas ve silahsızlanma konusunu ele aldık. Silah bırakmaları için çok kısa bir süre verilecek, sürecin nasıl ilerleyeceğini göreceğiz” demişti. Netanyahu ise o tarihte Fox News kanalına verdiği mülakatta, Hamas’ın yaklaşık 20 bin silahlı unsurunun bulunduğunu ve bunların yaklaşık 60 bin Kalaşnikof tüfeği bulundurduğunu savunmuş, savaşın hedeflerinin -başta Hamas’ın tamamen ortadan kaldırılması olmak üzere- henüz tam anlamıyla gerçekleşmediğini belirtmişti.

frrftgtr
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında, yerinden edilmiş insanların çadırlarının yanından geçen Filistinliler (AFP)

Askeri strateji uzmanı Muhammed el-Umde, söz konusu sızıntının ‘İsrail’in anlaşma sürecini yalnızca sekteye uğratmayı değil, tamamen başarısızlığa sürüklemeyi amaçlayan doktriniyle örtüştüğünü’ belirtti. El-Umde, özellikle bu yıl yapılacak seçimlerle bağlantılı çıkarlarının, Başbakan Binyamin Netanyahu’yu müzakereleri uzatmaya, süreci yavaşlatacak engeller ve savaşa dönüşü meşrulaştıracak gerekçeler üretmeye ittiğini savundu.

Filistinli siyasi analist Nizar Nazzal ise sızıntının birden fazla hedef taşıdığını ifade etti. Nazzal’a göre bunlar arasında beklenti çıtasını yükseltmek, ikinci aşama resmen sabitlenmeden önce ‘oyunun kurallarının’ değişebileceği mesajını vermek ve daha önce gündeme gelen kademeli silahsızlanma önerisinden farklı fikirler ortaya atarak Hamas üzerinde baskı kurmak yer alıyor.

Nazzal, bu gelişmeyi Washington yönetiminin Gazze anlaşmasını ilerletme konusundaki ciddiyetini test eden bir adım olarak nitelendirdi. Netanyahu hükümetinin ise süreci karmaşıklaştırmak ve Barış Konseyi’nde ortaya çıkabilecek muhtemel uzlaşıların önünü kesmek istediğini dile getirdi.

Son sızıntılar, bir hafta önce gündeme gelen farklı bir iddiayla çelişiyor. New York Times gazetesi, kaynaklara dayandırdığı haberinde Washington’un Hamas’a yönelik yeni bir teklif hazırladığını yazmıştı. Haberde, İsrail’i vurma kapasitesine sahip ağır silahların teslim edilmesini öngören teklifin, ilk aşamada Hamas’ın bazı hafif silahları elinde tutmasına izin verebileceği ve önerinin önümüzdeki haftalarda sunulmasının planlandığı belirtilmişti.

fygfy
Geçtiğimiz pazar günü Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta yıkılmış binaların enkazı üzerine Ramazan süsleri asan Filistinliler (EPA)

Hamas ise silah konusunda tutumunu koruyor. Hareketin önde gelen isimlerinden Halid Meşal, bir hafta önce Doha’da düzenlenen bir forumda silahların tamamen bırakılması çağrılarını reddetti. “Halkımız hâlâ işgal altında. Bu nedenle silahsızlanma çağrısı, halkımızı kolayca ortadan kaldırılabilecek bir kurban haline getirme girişimidir. İsrail ise uluslararası düzeyde her türlü silahla donatılmış durumda” diyen Meşal, Barış Konseyi’ne ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu.

Askeri uzman Muhammed el-Umde, tartışmaların kademeli silahsızlanma önerisi etrafında şekillenebileceğini ancak iki aylık sürenin Hamas ya da başka bir yapının silah bırakması için yeterli olmayacağını savundu. El-Umde, “Hareket zaten böyle bir adım atmayacak ve bu yolu kabul etmeyecektir” dedi.

El-Umde’ye göre Hamas gibi bir yapının silahsızlandırılması, taraflar arasında bir mutabakat sağlansa dahi en az bir yıl sürecek bir süreç gerektirir.

Nizar Nazzal da çelişkili sızıntıların ‘müzakere sürecinde kullanılan bir baskı kartı’ olabileceğini ifade etti. Nazzal’a göre 60 günlük süre iki olası senaryoya işaret ediyor: Hamas’ı kısmi tavizlere zorlayarak Gazze anlaşmasının yavaş da olsa sürmesini sağlamak ya da anlaşmayı uzun süreli olarak dondurmanın ve İsrail’e daha geniş çaplı ihlaller için alan açmanın zeminini hazırlamak.


Dürzi ileri gelenlerinden Emir Hasan el-Atraş'ın Suveyda'dan ani ayrılışı dengeleri değiştirebilir

Emir Hasan el-Atraş, Suveyda Valisi Mustafa Bakur ile tokalaşırken, Şubat 2025 (İnternet siteleri)
Emir Hasan el-Atraş, Suveyda Valisi Mustafa Bakur ile tokalaşırken, Şubat 2025 (İnternet siteleri)
TT

Dürzi ileri gelenlerinden Emir Hasan el-Atraş'ın Suveyda'dan ani ayrılışı dengeleri değiştirebilir

Emir Hasan el-Atraş, Suveyda Valisi Mustafa Bakur ile tokalaşırken, Şubat 2025 (İnternet siteleri)
Emir Hasan el-Atraş, Suveyda Valisi Mustafa Bakur ile tokalaşırken, Şubat 2025 (İnternet siteleri)

Suriye’nin Suveyda ilindeki Dar 'Arra Emiri Hasan el-Atraş’ın (Ebu Yahya) pazartesi gecesi aniden ayrılıp Dera iline doğru yola çıkmasının ardından, Suriyeli resmi bir kaynak, bu ayrılmanın ardından Cebel el-Arab'da Şeyh el-Akil Hikmet el-Hicri'nin kontrolündeki bölgelerden kaçanların olacağı tahminini açıkladı.

Şarku’l Avsat’a konuşan Suveyda Medya Müdürlüğü Medya İlişkileri Birimi'nden Kuteybe Azzam, Emir Hasan el-Atraş'ın şu anda Şam'da olduğunu ve önde gelen bir figür olarak ‘birçok gerçeği açıklığa kavuşturabileceğini ve Cebel el-Arab'da dengeleri değiştirebileceğini’ söyledi.

Azzam, Emir Hasan'ın ayrılmasını sağlayan taraftan bahsetmedi. Ancak Suveyda'nın Suriye devletinin kontrolü dışındaki bölgelerde izlenen politika nedeniyle geniş çaplı bir kaosa tanık olduğunu belirten Azzam, “Silahlar, suikastlar ve kaçırmalar yoluyla ulusal sesleri sindirme, şantaj ve susturma politikası izleniyor” diye ekledi.

dfvbdf
Suveyda ilindeki Dar 'Arra Emiri Hasan el-Atraş (İnternet siteleri)

Öte yandan, Suveyda şehrinde ikamet eden Dürzi kaynaklar, Şarku’l Avsat’a, ‘Emir Hasan'ın akrabalarının kendileriyle yaptıkları görüşmede, onun pazartesi günü evinden ayrıldığını, beraberindekilerin kendisine eşlik ettiğini ve daha sonra eve dönmediğini’ söylediklerini aktardı.

Edinilen bilgilere göre Dera kırsalından biri Emir Hasan’ı ağırladı ve Şam'a ulaşmasını sağladı.

Dürzi kaynaklar, Suriye hükümetiyle temas halinde olan isimsiz bir kişiden söz ederek, ‘Emir Hasan'ın ayrılmasının, Suveyda'daki krizi çözmek için yeni bir planın parçası olduğunu’ söylediler.

Suriye'nin güneyindeki Dürzi nüfusun çoğunlukta olduğu Suveyda ilinden haberler yayınlayan internet siteleri, ‘Suveyda’nın önde gelen isimlerinden Emir Hasan el-Atraş’ın, ilin güneybatı kırsalından güvenli bir şekilde beraberindekilerin eşliğinde Dera’ya ulaştığını’ bildirdi.

sdcds
Dar 'Arra Emiri Hasan el-Atraş ve Şeyh el-Akil Hikmet el-Hicri’nin Suveyda’da birlikte çekilmiş bir arşiv fotoğrafı

Aynı haber siteleri, Emir Hasan’ın Suveyda’dan çıkışını sağlayan taraf hakkında herhangi bir bilgi vermedi. Aynı zamanda, olanları “Suveyda'da bu kadar önemli bir sosyal figürün dahil olduğu bir emsal” olarak nitelendirdiler. Emir Hasan, Atraş ailesinin geleneksel liderlerinden biri olarak kabul ediliyor ve yerel sosyal ve siyasi sahnede önemli bir rol oynuyor. Emir Hasan el-Atraş’ın Suveyda'dan, Şeyh Hicri ve ona bağlı Dürzi bir paramiliter grup Ulusal Muhafızlar, Dar 'Arra’nın bulunduğu Arra köyü de dahil olmak üzere Suveyda'nın büyük bir bölümünü kontrol ettiği bir dönemde ayrıldı. Bu gelişme, İsrail'in desteğiyle, Suveyda’da sözde ‘Başan Devleti’nin kurulması çabaları çerçevesinde Şeyh Hicri’nin, Şam'ın geçtiğimiz eylül ayında Suveyda krizini çözmek için ABD ve Ürdün’ün desteğiyle açıkladığı ‘yol haritasını’ ve Suveyda Valisi Mustafa Bakur tarafından daha sonra başlatılan çözüm girişimlerini reddetmesinin ardından yaşandı.

vcdv
Emir Hasan el-Atraş ile Suveyda Valisi Mustafa Bakur görüşmesinden bir kare, Şubat 2025 (İnternet siteleri)

Suveyda’dan Dürzi kaynaklar, görüşmeleri sırasında Emir Hasan'ın ayrılmasının, Dar ’Arra’nın tarihi olarak Cebel el-Arab'da karar alma merkezi olması nedeniyle Şeyn Hicri'nin kontrolündeki bölgelerdeki statükoyu etkileyebileceğini belirttiler. Ayrıca tarihi olarak Suveyda'da siyasi liderliği temsil ederken, Şeyh Hicri Dürzilerin dini liderliğini temsil ediyor. Ancak bu, siyasi liderlikten daha düşük bir rütbe.

Kaynaklar, Dar ‘Arra’nın son derece sembolik bir yer ve Emir Hasan’ın da yerel sosyal ve siyasi sahnede önemli bir figür olduğunu, ancak Suveyda’yı terk ettiğini, eğer bir açıklama yaparsa, kamuoyunda tanınan bir kişi olduğu için birçok gerçeği ortaya çıkarabileceğini ve dengeleri değiştirebileceğini söylediler. Suveyda'da büyük bir sosyal konuma sahip olan Emir Hasan, 1920'lerde Fransız sömürgeciliğine karşı Büyük Suriye Devrimi'nin lideri Sultan Paşa el-Atraş’ın torunu olduğundan Suveyda’nın yerel sosyal ve siyasi sahnesinde önemli bir rol oynuyor. Emir Hasan, 8 Aralık 2024 tarihinde Beşşar Esed rejiminin devrilmesinin ardından Suriye liderliğine ve hükümetine açıkça destek verdi.

vcfv df
Emir Hasan el-Atraş'ın, en önde gelen Dürzi siyasi figürlerden biri olan dedesi Sultan Paşa el-Atraş'ın tablosunun yanında çektiği bir fotoğraf (İnternet siteleri)

Emir Hasan el-Atraş, Suveyda’da geçtiğimiz yıl temmuz ayı ortalarında krizin patlak vermesiyle, çatışmaların sona ermesi ve insanların çatışmaya sürüklenmemesi çağrısında bulunarak, herkesi tatmin edecek bir çözüme ulaşmak için devlet, dini liderler ve bölgedeki önde gelen şahsiyetlerle iletişim kurulması gerektiğini vurguladı.

Şeyh Hicri ise Suriye'deki yeni rejime karşı çıkan bir lider olarak ortaya çıkıp Suveyda'daki bölgelerin kontrolünü ele geçirdiğinden beri, nüfuz alanındaki karar alma sürecini tekelleştirmeye çalışarak diğer Dürzi dini otoriteler (Şeyh Yusuf Cerbu ve Hamud el-Hanavi) ile kültürel ve entelektüel seçkin isimleri ötekileştirdi.

Dürzi kaynaklar, Dar ‘Arra'nın sembolik ve tarihi olarak Şeyh Hicri'nin ikamet ettiği ve Dürzi topluluğunun manevi merkezi olarak kabul edilen Dar Kanavat'tan daha yüksek bir otorite ve statüye sahip olduğunu belirtti.

Öte yandan Şeyh Hicri'nin destekçileri, Emir Hasan el-Atraş'ın Cebel el-Arab’tan ayrılışının ve Şam'a sığınmasının önemini küçümsedi. Gelişmeleri yakından takip eden gözlemcilere göre Emir Hasan’a yönelik saldırı, bu konunun proje için ne kadar ciddi olduğunu gösteriyor.

Emir Hasan'ın Cebel el-Arab'dan ayrılırken, Suveyda İç Güvenlik Şefi Suleyman Abdulbaki Facebook hesabında, Suriye iç güvenlik güçlerinin ‘yakında’ Suveyda'ya gireceğini duyurdu ve operasyonun amacının ‘yok etmek değil, hukukun üstünlüğünü yeniden tesis etmek ve şehri korumak’ olduğunu açıkladı.


JD Vance: İranlılar Trump'ın bazı kırmızı çizgilerini kabul etmeye henüz hazır değil

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance (DPA)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance (DPA)
TT

JD Vance: İranlılar Trump'ın bazı kırmızı çizgilerini kabul etmeye henüz hazır değil

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance (DPA)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance (DPA)

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, dün Cenevre'de ABD ile İran arasında yapılan ikinci tur müzakerelerin ardından yaptığı açıklamada, İran'ın ABD Başkanı Donald Trump'ın belirlediği bazı ‘kırmızı çizgileri’ kabul etmeye hala isteksiz olduğunu söyledi.

Bazı konularda görüşmelerin iyi gittiğini ve İranlıların daha sonra tekrar bir araya gelmeyi kabul ettiğini belirten JD Vance’e göre diğer konularda ise Başkan Trump’ın İranlıların hala kabul etmek ve ele almak istemediği bazı kırmızı çizgiler belirlediği aşikâr.

ABD televizyonu Fox News'ün “The Briefing” programında açıklamalarda bulunan Vance, “ABD Başkanı, İranlıların nükleer silah elde edememesi için diplomatik veya diğer yollarla bir çözüm bulmak için yoğun bir şekilde çalışıyor. Başkan elbette diplomasi yolunun doğal sonuca ulaştığına karar verme hakkını saklı tutuyor. Bu noktaya gelmememizi umuyoruz, ancak gelirse, karar başkana ait olacak” ifadelerini kullandı.

Vance, açıklamalarını şöyle sürdürdü:

“Buradaki temel çıkarımız, İran'ın nükleer silah elde etmesini önlemektir. Nükleer silahların yayılmasını istemiyoruz. İran nükleer silaha sahip olursa, diğer birçok ülke de bu silahlara sahip olacak, bazıları dost, bazıları düşman olacak ve bu, Amerikan halkı için bir felaket olacak, çünkü dünyanın her yerinde en tehlikeli silahlara sahip aşırıcı rejimler ortaya çıkacak.”

Trump'ın geçtiğimiz cuma günü İran'da rejim değişikliğini desteklediğini belirten açıklamasıyla ilgili olarak ‘Başkan’ın Amerikan halkının çıkarlarına en uygun olduğunu düşündüğü ne varsa onu yapacağını’ söyleyen Vance, “Bence o, Barack Obama olmadığını açıkça ortaya koydu. Amerikan ulusal güvenliğine çok farklı bir yaklaşımı var ve onu savunmak için daha güçlü adımlar atmaya daha istekli” şeklinde konuştu.

dfvgbhy
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi Cenevre'de (AP)

Amerikan halkının ‘İran'ın dünyadaki en düşmanca ve irrasyonel rejimlerden biri olduğunu anlamasının çok önemli olduğuna’ inandığını ifade eden ABD Başkan Yardımcısı, “Bu tür insanların, insanlık tarihinin en tehlikeli silahına sahip olmasına izin verilemez. Bu, güvenliğimiz ve çocuklarımızın geleceği için felaket olur. ABD Başkanı bunu hedefliyor. Bunun gerçekleşmemesi için elinde birçok seçenek ve araç bulunuyor” dedi.

Nükleer silahlar kırmızı çizgidir

Vance, kendisine yöneltilen “Görüşmeler balistik füze programı ve vekillere verilen desteği de içeriyor mu?” şeklindeki soruya, “Her şey masada. İran'ın terörizmi desteklemeyi kesinlikle durdurmasını istiyoruz. İran, dünyanın en büyük terörizm destekçisi devletlerden biridir. İran, ABD'nin ulusal güvenliğini birçok yönden tehdit ediyor, ancak en ciddi tehdit nükleer silaha sahip olmasıdır. Bu kırmızı çizgidir” cevabını verdi.

Vance, yanıtını şöyle sürdürdü:

“İranlılar nükleer silah peşinde olmadıklarını söylüyorlar. Ama biz bunun doğru olmadığını biliyoruz. Nükleer silaha sahip olma isteklerini doğrulayan birçok şey yaptılar. Amacımız bunun gerçekleşmemesini sağlamak. Tekrar söylüyorum; Başkan’ın bunun gerçekleşmemesini sağlamak için birçok aracı var.”

ABD Başkanı Trump’ın Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner ile Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi başkanlığındaki İran heyeti arasında Umman'ın arabuluculuğunda Cenevre'de yapılan görüşmeler, nihai bir anlaşma veya ortak bildiri olmadan sona erdi. Üçüncü tur için henüz bir tarih belirlenmedi, ancak her iki taraf da müzakereleri sürdürmeyi istediğini açıkladı.

Umman Dışişleri Bakanı Bedir bin Hamad el-Busaidi, görüşmelerin İran'ın nükleer programı, yaptırımların kaldırılması ve uranyum zenginleştirmesinin sınırlandırılması konularına odaklandığını belirterek, görüşmeleri ‘çok ciddi’ olarak nitelendirdi ve ortak hedeflerin belirlenmesi konusunda iyi ilerleme kaydedildiğini söyledi.