Kral Selman Vakfı… Sürdürülebilirliği teşvik eden ve insani kalkınma sistemini destekleyen öncü bir kurum

Kral Selman Vakfı… Sürdürülebilirliği teşvik eden ve insani kalkınma sistemini destekleyen öncü bir kurum
TT

Kral Selman Vakfı… Sürdürülebilirliği teşvik eden ve insani kalkınma sistemini destekleyen öncü bir kurum

Kral Selman Vakfı… Sürdürülebilirliği teşvik eden ve insani kalkınma sistemini destekleyen öncü bir kurum

Dr. Faysal b. Abdurrahman Usra / Suudi Arabistan’ın Ankara Büyükelçiliği Kültür Ateşesi

İki Kutsal Caminin Hizmetkârı Kral Selman bin Abdulaziz hem Suudi Arabistan içinde hem de ötesinde hayır işlerinde seçkin ve dikkate değer bir yolculuğa sahip. O, çeşitli insani yardım alanlarında önemli katkılarda bulunmuş ve başarılar elde etmiş, hayırseverlik alanında güçlü ve istisnai bir miras bırakmıştır. Kral Selman, kapsamlı hayırseverlik çabalarıyla tanınır. Kral Selman Yardım ve İnsani Çalışmalar Merkezi’nin (KSRelief) kurulması ve Kral Selman Engellilik Araştırmaları Merkezi'nin başkanlığı da dahil olmak üzere çeşitli kuruluş ve girişimlere liderlik etmiştir. Ayrıca, Prens Fahd bin Selman Böbrek Yetmezliği Hastalarına Yardım Derneği ve Suudi Arabistan Organ Nakli Merkezi gibi kuruluşlarda onursal başkanlık görevlerini sürdürmektedir.

Uluslararası düzeyde Kral Selman, dünya çapında felaketten etkilenen bölgelere yardım ve destek sağlayan çok sayıda insani yardım ve hizmet komitesinin yönetim kurullarına başkanlık etmiştir. Bu çabalar savaşlardan ve doğal afetlerden etkilenen bölgelere kadar uzanır. 1956'dan beri bu taahhüdünü sürdürmektedir. Kral Selman, önemli ve saygın insani çabalarının takdiri olarak çeşitli ülke ve kuruluşlardan çok sayıda nişan ve madalya ile ödüllendirilmiştir. Bunlar arasında Birleşmiş Milletler (BM), Yemen, Filistin, Bahreyn, Senegal, Bosna Hersek, Fas, Fransa, Filipinler ve diğerlerinden aldığı ödüller bulunur.

Kral Selman, başkent Riyad'da Emir olarak görev yaptığı dönemden bu yana kendini hayır işlerine adadı. Kâr amacı gütmeyen bu faaliyetlere sürekli destek sağladı, faaliyetlerini denetledi, büyümesini ve gelişmesini sağladı, iş adamları ile çeşitli kamu ve özel sektör kuruluşlarını, çabalarını ve katkılarını yoğunlaştırmaya teşvik etti. Sayısız sorumluluklarına ve resmi görevlerine rağmen Kral Selman, hayırseverliğe olan bağlılığını sürdürdü. Liderlik yolculuğu Mart 1954'te Riyad Emir Vekili olarak atanmasıyla başladı. Bir yıl sonra, Nisan 1955'te Riyad Emiri olarak atandı. Elli yılı aşkın bir süre bu görevde kaldı ve bu süre zarfında etkili ve kalıcı bir miras bıraktı. Tarih onun hayırseverlik çabalarını altın harflerle yazdı, Suudi Arabistan'da ve ötesinde hayırseverlik alanındaki etkili rolünü kabul etti. Katkıları arasında yetimlere bakmak, camiler inşa etmek, yoksullar ve muhtaçlar için konutlar inşa etmek, hafızlık programlarını desteklemek ve hafızlıkta başarılı olanlar için prestijli mali ödüller oluşturmak yer alır.

Kral Selman Vakfı özel bir kuruluş olup, İki Kutsal Caminin Hizmetkârı Kral Selman'ın olağanüstü hayırseverlik başarılarının ön saflarında yer alır. Onun insani yardım çabalarını genişletir, bu alandaki seçkin mirasını sağlamlaştırır ve kâr amacı gütmeyen bu alanda elde ettiği başarıların korunmasını sağlar. Vakıf, hayır işlerinde liderliğin parlak ve onurlu bir imajını yansıtmakta, toplumsal kalkınmayı teşvik eden, bireyleri güçlendiren, sürdürülebilir geçim kaynaklarını geliştiren ve topluluklara özen gösteren kâr amacı gütmeyen kuruluşları desteklemektir. Ayrıca, Kral Selman'ın yaşamı boyunca bilgi, tarih ve kültüre olan tutkusuyla uyumlu olarak kentsel genişleme ve sürdürülebilirliği de teşvik eder. Bu vizyonun bir parçası olarak Vakıf, kültürel kolu olarak hizmet veren Kral Selman Kültür Merkezleri’ni bünyesinde barındırır. Bu merkezler arasında her ikisi de Diriye Projesi'nde yer alan Kral Selman Kütüphanesi ve Kral Selman Müzesi'nin yanı sıra Kral Selman Parkı'ndaki Suudi Arabistan Toplum Müzesi de bulunur. Tüm bu kurumlar, kültürü teşvik etmeye ve desteklemeye, Suudi gençlerin entelektüel gelişimine katkıda bulunmaya ve kültürel deneyimlerini zenginleştirip çeşitlendirmeye adanmıştır.

Bu makalede Kral Selman bin Abdulaziz'in bu öncü kuruma olan derin bağlılığını göstermek için X platformundaki kendi sözlerinden alıntı yapmaktan daha iyi bir yol bulamıyorum: “İnsana yatırım yapmak, kültürünü geliştirmek ve kimlik duygularını güçlendirmek, Allah'ın izniyle her zaman sürdüreceğimiz kalıcı bir yaklaşımdır. İnsani zorlukları ele almak ve toplumların refahını sürdürmek istediğimiz için, birey ve toplum üzerinde kalıcı bir etki yaratma arzusuyla kâr amacı gütmeyen bir kuruluş olan Kral Selman Vakfı'nı kuruyoruz.” Kral Selman’ın Hicri 1442 Ramazan’da (Mayıs 2021) yayınladığı ve Prens Sultan bin Selman bin Abdulaziz’i Kral Salman Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı olarak atayan kraliyet kararnamesi bu adanmışlığın en önemli örneğidir. Ayrıca, Rebiu'l Evvel 1446'da (Eylül 2024) vakfın kuruluş tüzüğünü onaylayan bir başka kraliyet kararnamesi daha çıkarılmıştır. Bu kraliyet direktifleri, bu öncü kurum için güçlü bir temel oluşturmuş, önemli kilometre taşlarına işaret etmiş ve operasyonel mekanizmalarını iyileştirmek, geliştirmek ve ilerletmek için güçlü bir ivme sağlamıştır.

Kral Selman Vakfı, İki Kutsal Caminin Hizmetkârı Kral Selman bin Abdulaziz’in rehberliğinde ve baş mimarı Veliaht Prens ve Başbakan Muhammed bin Selman’ın önderliğinde geliştirilen Vizyon 2030'un hedefleriyle uyumludur. Vizyon 2030, sağlıklı ve sürdürülebilir bir yaşam tarzını teşvik ederek ve etkili sağlık ve sosyal refah sistemleri kurarak ulusal kimliği güçlendirmeyi amaçlamaktadır. Söz konusu vizyon üç temel sütun üzerine inşa edilmiştir: Canlı bir toplum, gelişen bir ekonomi ve iddialı bir ulus. Bu sütunlar toplu olarak Suudi vatandaşlarının güçlendirilmesine katkıda bulunmakta ve ülkenin kalkınmasına aktif katılımlarını teşvik etmektedir. Vakfın girişimleri bu hedeflerle sorunsuz bir şekilde uyumludur.

Hiç şüphe yok ki Kral Selman Vakfı, kurucusu İki Kutsal Caminin Hizmetkârı Kral Selman bin Abdulaziz'in en yüksek önceliğidir. Bu alandaki çalışmaları ilerletmeye ve kâr amacı gütmeyen alanda gerçekleştirdiği başarıları sürdürmeye kendini adayan Vakıf, Kral Selman’ın bu alanda oluşturduğu kayda değer başarı mirasını korumayı ve geliştirmeyi amaçlamaktadır. Bu öncü kurum, Kral Selman'ın vizyonundan ve kişisel değerlerinden ilham alan bir yaklaşım izleyerek yol gösterici ilkeyi benimsemektedir: ‘Nerede olursa olsun önce insan.’

Yüce Allah, İki Kutsal Cami’nin Hizmetkârı Kral Selman bin Abdulaziz'i ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman'ı korusun. Allah onlara, sağlık, sıhhat, uzun ömür ve güç versin. Allah onlara sevdiği ve hoşnut olduğu her şeyde başarı versin, adımlarına rehberlik etsin. Allah, bu aziz ve sevgili milletin şanını, şerefini, birliğini, güvenlik, istikrar, refah ve yücelme nimetlerini muhafaza etsin.

Allah bize yeter, O ne güzel vekildir…



İttifakların hüküm sürdüğü dünyada ABD ile Çin arasında büyük bir çatışma yaşanacak mı?

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping (Reuters)
TT

İttifakların hüküm sürdüğü dünyada ABD ile Çin arasında büyük bir çatışma yaşanacak mı?

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping (Reuters)

Antoine el-Hac

Dünya, Ortadoğu’da devam eden savaşın sonuçlarından ve çatışmanın genişleyerek başka tarafların da dahil olmasıyla Üçüncü Dünya Savaşı’na dönüşme ihtimalinden endişe duyuyor. Ancak bazı çevreler, bu savaşın aslında yıllar önce başladığını, fakat henüz klasik askeri ve coğrafi biçimde doğrudan bir çatışma niteliği kazanmadığını savunuyor.

Bu çerçevede Washington’da birçok kişi, İran’a yönelik saldırının Çin açısından ne anlama geldiğini tartışıyor. Bu değerlendirmeleri yapanlar arasında, Rusya, Çin, Kuzey Kore ve İran’ı ABD’nin gücünü zayıflatmayı ve uluslararası sistemi yeniden şekillendirmeyi amaçlayan tek bir eksen içinde gören sertlik yanlısı siyaset çevreleri bulunuyor.

Dolayısıyla Washington’daki bazı sertlik yanlısı çevreler, mevcut savaşın daha derin düzeyde Çin’e karşı stratejik bir adım olduğunu düşünüyor. ABD dış politika çevrelerinde ise Çin’in, ülkenin küresel konumunu; ekonomi, siyaset ve askeri güç alanlarındaki liderliğini, kısacası dünya çapındaki nüfuzunu tehdit eden birinci rakip olduğu konusunda geniş bir mutabakat bulunduğu ifade ediliyor.

ABD ile Çin arasında olası bir çatışmanın nedenleri neler ve böyle bir çatışmanın gerçekleşme olasılığı ne?

ABD’ye ait iki F/A-18 Hornet savaş uçağı, Ortadoğu’daki USS Abraham Lincoln uçak gemisinden kalkış yapıyor. (Reuters)ABD’ye ait iki F/A-18 Hornet savaş uçağı, Ortadoğu’daki USS Abraham Lincoln uçak gemisinden kalkış yapıyor. (Reuters)

Ekonomik rekabet

ABD ile Çin arasındaki ekonomik rekabet, 2025 yılı ve 2026’nın başlarında belirleyici bir aşamaya girdi. Taraflar arasında yüksek gümrük tarifelerinin uygulanmasıyla tırmanan gerilim, Cenevre’de yapılan görüşmelerin ardından geçici olarak yumuşadı. 2018’de başlayan ticaret savaşının şiddeti ise Donald Trump’ın 2025 başında yeniden başkanlığa dönmesiyle birlikte daha da arttı.

Rakamlarla ifade edildiğinde Çin’in gayrisafi yurt içi hasılası (GSYİH) 20,6 trilyon dolar seviyesinde bulunuyor ve 2026 için yüzde 5 büyüme öngörülüyor. ABD ekonomisinin büyüklüğü ise 31,4 trilyon dolar olarak hesaplanırken, 2026 için yüzde 2,2 büyüme bekleniyor. Citi Group analistleri, iki ülkenin büyüme hızları dikkate alındığında Çin ekonomisinin 2030’lu yılların ortalarında ABD ekonomisini geride bırakabileceğini öngörüyor. Ancak bazı analistler, ABD’nin sahip olduğu büyük ekonomik güç ve jeopolitik avantajlar nedeniyle Çin ekonomisinin en azından öngörülebilir gelecekte ABD’yi geçemeyebileceğini savunuyor.

New York merkezli Dış İlişkiler Konseyi’nin (CFR) yayımladığı bir raporda araştırmacı Yanzhong Huang, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in yıllar önce ‘Doğu’nun yükselişi ve Batı’nın gerilemesi’ ifadesini kullandığını hatırlatarak, bu söylemin Çin’in yükselişinin Batı uygarlığının ve özellikle ABD’nin yerini alacağı yönündeki bir beklentiyi yansıttığını belirtti. Ancak özellikle Kovid-19 salgını sonrasında dengelerin kısmen değiştiği ifade ediliyor. ABD ekonomisi güçlü bir toparlanma gösterirken Çin ekonomisinin büyüme hızı yavaşladı ve yıllarca yüzde 7’nin üzerinde seyreden büyüme oranlarının gerisinde kaldı.

Buna rağmen iki ülke arasındaki ekonomik rekabetin devam etmesi bekleniyor. Her iki taraf da kendi araçlarına dayanıyor: Çin yenilikçilik kapasitesini güçlendirirken, ABD küresel ölçekteki nüfuzunu ve gücünü kullanıyor. Washington ve Pekin’in birbirlerine temkin ve kuşkuyla yaklaştığı, bu nedenle ABD’nin Çin üzerindeki baskıyı artırma politikasını sürdürdüğü; Çin’in ise ekonomik ilerlemesini güvence altına almak için askeri kapasitesini güçlendirmeye devam ettiği belirtiliyor.

Etkileşim noktaları

Ekonomik ve ticari rekabetin (gümrük tarifeleri, nadir metaller, Kuşak ve Yol Girişimi vb.) yanı sıra, daha büyük bir çatışmayı tetikleyebilecek bazı hassas gerilim noktaları da bulunuyor. Bunlar kısaca şöyle sıralanabilir:

1- Doğu Çin Denizi: Çin ile Japonya arasında Doğu Çin Denizi’nde uzun süredir ciddi bir gerilim yaşanıyor. ABD’nin, Japonya’nın yönettiği Senkaku Adaları’nın (Çin’in Diaoyu adını verdiği adalar) Japon yönetiminde kalması gerektiğini ve ABD-Japonya güvenlik ittifakının koruması altında olduğunu vurgulaması, Pekin ile Washington arasında olası bir çatışma ihtimalini canlı tutuyor. Hatta Çin ile Japonya arasında çıkabilecek bir askeri çatışma, ABD’yi Tokyo’ya destek vermeye ve doğrudan Pekin’le karşı karşıya gelmeye zorlayabilir.

2- Güney Çin Denizi: Amerikalı siyasi yazar Robert Kaplan, Güney Çin Denizi’ni ‘Asya’nın kaynayan kazanı’ olarak nitelendiriyor. Bölge, Çin ile kıyıdaş ülkeler arasında sürekli bir gerilim alanı olmaya devam ediyor. Özellikle Tayvan, Filipinler, Malezya, Brunei, Endonezya ve Vietnam ile çeşitli anlaşmazlıklar bulunuyor. Pekin’in ‘dokuz çizgili hat’ olarak bilinen iddiasını ilan etmesi, fiilen bu denizin büyük bölümünü Çin’e ait geniş bir ‘Çin gölü’ gibi gördüğü anlamına geliyor. Bu nedenle küçük bir sürtüşmenin bile daha büyük bir krize dönüşme ihtimali bulunuyor. ABD de böyle bir durumda müdahale etmek zorunda kalabileceğini düşünüyor. Çünkü bu denizden trilyonlarca dolar değerinde ticari mal geçişi yapılıyor ve deniz tabanında petrol, doğal gaz ve değerli madenler gibi yine trilyonlarca dolar değerinde kaynak bulunduğu tahmin ediliyor.

Çin’in inşa ettiği ilk uçak gemisi ‘Liaoning’… Çin’in şu anda 3 uçak gemisi bulunuyor. (Arşiv – Reuters)Çin’in inşa ettiği ilk uçak gemisi ‘Liaoning’… Çin’in şu anda 3 uçak gemisi bulunuyor. (Arşiv – Reuters)

3- Tayvan: Çin, Tayvan’ın kendi topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu vurgulayan ‘Tek Çin’ politikasından vazgeçmiş değil. Pekin yönetimi, Tayvan’ı er ya da geç ‘barışçıl yeniden birleşme’ yoluyla yeniden kendi yönetimine katmayı hedeflediğini söylüyor. Ancak Tayvan’ın bağımsızlık ilan etmesi ya da dış güçlerin anlaşmazlığa müdahale etmesi durumunda askeri güç kullanma ihtimalini de dışlamıyor.

Öte yandan ABD de ‘Tek Çin’ politikasını benimsediğini ifade ederek Çin Halk Cumhuriyeti’ni resmen tanıyor. Bununla birlikte Washington, Tayvan ile güçlü fakat resmî olmayan ilişkiler sürdürüyor. Amaç, mevcut statükoyu korumak ve taraflardan herhangi birinin tek taraflı adımlar atmasına karşı çıkmak. ABD ayrıca Tayvan’a savunma amaçlı askeri destek sağlıyor ve onu bir devlet olarak tanımadan uluslararası kuruluşlara katılımını destekliyor.

4- Kazara yaşanabilecek bir olay: ABD ile Çin arasında denizlerde veya hava sahasında meydana gelebilecek herhangi bir kazara olay, askeri bir sürtüşmeye ve çatışmaya, hatta daha geniş bir krize dönüşebilir. Bu bağlamda en hassas bölge dünyanın en büyük okyanusu olan Pasifik’tir. Pasifik, Çin ekonomisi için hayati bir geçiş yolu, adeta bir yaşam damarıdır. Çünkü bu bölgede seyrüsefer özgürlüğünün kısıtlanması, Çin’in ihracatını ve dolayısıyla genel ekonomik faaliyetlerini ciddi şekilde sekteye uğratabilir. Ayrıca 15 Eylül 2021’de kurulan Avustralya, Birleşik Krallık ve ABD arasındaki üçlü güvenlik ittifakı AUKUS’un da bu bağlamda önemli olduğu belirtiliyor. Bu ittifakın açık hedefi Hint-Pasifik bölgesini ‘açık ve serbest’ bir alan olarak korumak olsa da, bazı değerlendirmelere göre örtük hedeflerinden biri de Çin’in deniz yollarındaki hareket alanını mümkün olduğunca sınırlamak ve Pekin’in bölgesel nüfuzunu dengelemek.

Dünya izliyor

Açık olan şu ki Çin, geleneksel, nükleer ve elbette siber askerî kapasitesini güçlendirmek için yoğun çaba sarf etmesine rağmen, süren çatışmalar karşısında genellikle keskin ve doğrudan çatışmacı tutumlar almaktan kaçınmaya çalışıyor. Buna karşın Çin ile ABD arasındaki sert ekonomik rekabet devam ediyor ve giderek daha da yoğunlaşıyor. Bu durum doğal olarak şu soruyu gündeme getiriyor: Dünyanın birinci ve ikinci büyük ekonomileri gerçekten hiç karşı karşıya gelmeden yoluna devam edebilir mi?

 ABD destroyeri USS Delbert D. Black, Epic Fury Operasyonu kapsamında bir Tomahawk füzesi fırlatıyor. (Reuters)ABD destroyeri USS Delbert D. Black, Epic Fury Operasyonu kapsamında bir Tomahawk füzesi fırlatıyor. (Reuters)

Her ne kadar böyle bir çatışma ihtimali şu an için uzak görünse de iki ülke arasında gerilimi tetikleyebilecek noktaların sayısı oldukça fazla. Bu nedenle böyle bir senaryoyu tamamen dışlamak da mümkün görünmüyor. Özellikle Çin’in ABD’ye benzer bir jeopolitik strateji izlemeye karar vermesi durumunda risk daha da artabilir.

Bu noktada asıl soru şu: Nükleer güce sahip bu iki devlet, doğrudan askerî bir çatışmaya yol açabilecek gerilimleri azaltacak yollar bulabilecek mi? Çünkü böyle bir çatışma, yalnızca iki ülkeyi değil, açık veya örtülü biçimde taraf tutmuş başka ülkeleri de içine çekebilir. Üstelik dünya hâlâ bloklaşma ve kutuplaşma siyasetinden çıkabilmiş değil.

İşte asıl mesele de tam olarak bu…


Sonsuz kimyasal uyarısı: "Arıların geleceği tehlikede"

Balarıları (Pixabay/Phys.org)
Balarıları (Pixabay/Phys.org)
TT

Sonsuz kimyasal uyarısı: "Arıların geleceği tehlikede"

Balarıları (Pixabay/Phys.org)
Balarıları (Pixabay/Phys.org)

Vishwam Sankaran Bilim ve Teknoloji Muhabiri 

Yeni bir çalışmada Avustralyalı bilim insanları, balarısı kolonilerinde birikip ballarına geçebilecek zehirli "sonsuz kimyasalların" gıda güvenliğini ve insan sağlığını tehdit etme potansiyeli taşıdığı uyarısında bulundu.

Perflorooktansülfonat (PFOS) diye de bilinen bu kimyasallar leke tutmayan kumaşlarda, yapışmaz pişirme kaplarında, yangın söndürme köpüklerinde ve elektronikte yaygın kullanılıyor ve kolayca ayrışmadığı için çevrede kalıyor.

Çalışmalar, PFOS'un yüksek kolesterol ve karaciğer enzimi değişikliklerinin de aralarında bulunduğu sağlık riskleriyle ilişkili olduğunu gösteriyor.

Şimdiyse araştırmacılar PFOS'un Avustralya'daki Avrupa balarısı (Apis mellifera) kolonileri üzerindeki etkilerini izledi ve ona uzun süre boyunca maruz kalmanın balarılarında hücre fonksiyonundan sorumlu bazı anahtar proteinlerin ekspresyonunu değiştirebileceğini buldu.

Environmental Science & Technology adlı bilimsel dergide yayımlanan çalışmanın yazarlarından Carolyn Sonter, "Yeni nesil yavru arıların vücut dokusunda PFOS tespit edildi ve bunların vücut ağırlığının, PFOS'a maruz kalmayan kontrol grubundaki arılara göre daha düşük olduğu saptandı" ifadesini kullandı.

Bilim insanları, PFOS'un arıların larvaları beslemek için kullandıkları besin yoğunluğu yüksek bir sıvı olan arısütünü de etkilemesinden şüpheleniyor.

Arısütünün kalitesinin düşmesi, gelecek nesilleri olumsuz etkileyerek tüm arı kolonisinin sağlığına ve yaşam süresine zarar verebilir.

Dr. Sonter, "Düşük vücut ağırlığı, daha küçük bezlere sahip daha küçük bir arının göstergesi ki bunlara yeni nesil arıları beslemek için arısütü üreten yutak bezi de dahil" dedi.

Araştırmacılar, PFOS'a daha büyük ölçekte uzun süreli maruz kalmanın balarısı popülasyonlarının gitgide azalmasına ve mahsullerin tozlaşmasını olumsuz yönde etkilemesine yol açabileceği uyarısında bulunuyor.

Dr. Sonter, "Arılara yönelik herhangi bir tehdit gıda güvenliğini tehdit ediyor" ifadesini kullandı.

Çoğu tarımsal ürün tozlaşma için arılara bel bağlar ve onların yokluğunda orman meyveleri olsun, diğer meyveler olsun, sebzelerin çoğu olsun, gıda üretimi ciddi şekilde sekteye uğrar.

PFOS dünyanın birçok yerinde yasaklanmış olsa da geçmişten gelen kontaminasyon arılara hâlâ zarar verebilir.

Araştırmacılar, arıların bu zehirli kimyasallara kirlenmiş toz, su, arı kovanlarındaki boya, mahsul koruma ürünleri ve kirlenmiş topraklarla sularda yetişen bitkilerden gelen polenler yoluyla maruz kalabileceğini söylüyor.

Dr. Sonter, "PFOS'un mirası en azından bizim yaşam süremizde kalıcı" dedi.

Yuvamızdaki arılar için PFAS (perflorlu ve poliflorlu alkil maddeler) risklerini azaltmanın bir yolu, bahçelerde PFAS içeren mahsul koruma ürünlerini kullanmaktan kaçınmaktır ki pek çoğu içeriyor!

Bilim insanları gelecekteki çalışmalarda arazilerdeki arıların PFOS'a hangi yollarla maruz kaldığını daha iyi anlamayı umuyor.

Dr. Sonter, "Arılar çok önemli bir böcek çeşidi olsa da onlara yönelik çevresel kirleticiler kaynaklı tehditler yeterince araştırılmıyor ve anlaşılmıyor" ifadesini kullandı.

Independent Türkçe, independent.co.uk/news/science


Astronotlar yakında Ay humusu yiyebilir

(NASA)
(NASA)
TT

Astronotlar yakında Ay humusu yiyebilir

(NASA)
(NASA)

Ay toprağı taklidinde başarıyla nohut yetiştiren bilim insanları, yakında astronotların Ay'da bu mahsulü yetiştirip yiyebileceğini söylüyor.

Teksas A&M Üniversitesi'ndeki araştırmacılar, Ay yüzeyinin yüzde 75'ini kaplasa da besin açısından zayıf tozlar olan Ay regolitinin taklidinde bu baklagillerden bir parti üretmeyi başardı.

Bilim insanları, araştırmalarına göre astronotların Dünya kaynaklı pahalı tedarik görevlerine bel bağlamak yerine uzayda kendi nohutlarını yetiştirip yiyebileceğini söyledi. Ancak bu mahsul hâlâ test aşamasında zira güvenle yenebileceğinden emin olunmak isteniyor.

ABD'nin Artemis göreviyle 50 yılı aşkın süredir ilk kez Ay yüzeyine astronot göndermeyi planladığı sırada bu gelişme yaşandı.

Çalışmanın baş araştırmacısı Sara Santos, "Araştırma, Ay'da mahsul yetiştirmenin uygulanabilirliğini anlamakla ilgili" dedi.

Bu regoliti toprağa nasıl dönüştüreceğiz? Ne tür doğal mekanizmalar bu dönüşümü sağlayabilir?

Görsel kaldırıldı.Araştırmacılar, nohutların kök bölgesine doğrudan su sağlayan pamuk fitili bazlı bir sulama sistemi geliştirdi (Jessica Atkin)

Araştırmacılar, Apollo astronotlarının geri getirdiği Ay örneklerinin bileşiminden yola çıkarak oluşturulan Ay tozu taklidini çalışmalarında kullandı.

Ekip daha sonra kırmızı Kaliforniya solucanlarının bir yan ürünü olan ve temel bitki besinleri ve mineralleri açısından zengin ve çeşitliliğe sahip bir mikrobiyomu bulunan solucan gübresini buna ekledi.

Desi tipi nohutun Myles çeşidini, yararlı bir mikroorganizma türü olan arbusküler mikoriza mantarıyla ekimden önce kapladılar. Nohutlarla simbiyotik çalışan mantarlar ağır metallerin emilimini azaltırken büyüme için gerekli bazı temel besinleri alır.

Araştırmacılar, Ay tozu miktarı yüzde 75'e kadar olan karışımların hasat edilebilir nohut ürettiğini buldu. Bununla birlikte Ay tozunun daha yüksek oranlarda kullanımı, sorunlara neden olarak bitkilerin stres belirtileri göstermesine ve erken ölmesine yol açtı.

Görsel kaldırıldı.Bir nohut kökü, keskin ve cama benzeyen Ay regoliti taklidinde oluşurken gözlemlendi (Jessica Atkin)

Ancak başarılı bir hasatla mahsul alınsa da bunların insan tüketimi için güvenli olup olmadığını bilim insanlarının hâlâ belirlemesi gerekiyor.

Texas A&M Üniversitesi Toprak ve Mahsul Bilimleri Bölümü'nde doktora çalışmalarını sürdüren Jessica Atkin ilk yazarı olduğu makalenin yayımlanmasının ardından "Bir gıda kaynağı olarak fizibilitelerini anlamak istiyoruz" dedi.

Ne kadar sağlıklılar? Astronotların ihtiyaç duyduğu besinlere sahipler mi? Eğer bunları yemek güvenli değilse kaç nesil içinde bu mümkün kılınabilir?

Independent Türkçe, independent.co.uk/news/science