PKK'nın askeri yapısı nasıl kırk yıl ayakta kaldı?

Kuzey Irak'ta Türkiye sınırı yakınlarında bir eğitim sırasında iki PKK üyesi, 20 Haziran 2007 (AFP)
Kuzey Irak'ta Türkiye sınırı yakınlarında bir eğitim sırasında iki PKK üyesi, 20 Haziran 2007 (AFP)
TT

PKK'nın askeri yapısı nasıl kırk yıl ayakta kaldı?

Kuzey Irak'ta Türkiye sınırı yakınlarında bir eğitim sırasında iki PKK üyesi, 20 Haziran 2007 (AFP)
Kuzey Irak'ta Türkiye sınırı yakınlarında bir eğitim sırasında iki PKK üyesi, 20 Haziran 2007 (AFP)

Rüstem Mahmud

PKK'nın kısa bir süre önce gerçekleştirdiği 12. Olağanüstü Kongresi’nde alınan kararlara uygun olarak askeri yapısını nasıl bir mekanizma ile lağvedeceğine dair analizler yapılmaya ve bilgiler aktarılmaya devam ediyor. Bu arada bölgedeki askeri ve güvenlik çevreleri, PKK’nın 1980’li yılların ortalarından bu yana Batılı askeri sistemlerden en üst düzeyde finansman ve silah desteği alan, bölgenin en modern ve en güçlü orduları arasında sınıflandırılan Türk ordusuna ve Türk güvenlik ve istihbarat servislerine karşı kırk yıl boyunca ‘direnmesini’ sağlayan sahip olduğu lojistik araçları, askeri örgütlenme biçimlerini ve silah türlerini merak ediyor.

Seri çatışmalara yönelik silahlar

Al Majalla geçtiğimiz birkaç hafta boyunca PKK'nın medya platformlarında yayınladığı ve son yıllardaki askeri faaliyetlerini anlatan bir dizi videoyu gözden geçirdi. Güvenlik konularında uzmanlaşmış Türk ve uluslararası kuruluşlar tarafından yayınlanan çok sayıdaki güvenlik raporunu inceledi. Bunun sonucunda PKK'nın askeri/silahlanma stratejisi hakkında çeşitli sonuçlara ulaştı.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre PKK, bu uzun yıllar boyunca hiçbir zaman Türk ordusuyla cephe şeklinde doğrudan çatışmaya girme ya da belirli bölgeleri sürekli kontrol etme eğiliminde olmadı. Bu savaş doktrini 1990'lı yılların başlarında askeri yükselişinin zirvesindeyken bile böyle devam etti. PKK'nın başlıca askeri seçeneği her zaman ya ‘sabit mevzilere hafif saldırılar’ ya da ‘araçlı ya da yaya askeri devriyelerin güzergahına bomba yerleştirmek ve pusu kurmak’ şeklinde olmuştur. Bunun yanında çok fazla kayıp vermemek için ve tüm çatışmalarda silah kalitesi, teknoloji ve lojistik kapsam arasındaki muazzam farkın bilincinde olarak her zaman her çatışmadan hızlı ve güvenli bir şekilde çekilmeyi tercih etmiştir.

Türk istihbarat servislerince hazırlanan raporlar, PKK'nın 2015 yılında ticari sınıf İHA’lar edinerek ve bunları modifiye ederek üyelerini İHA kullanımı konusunda eğitmeye başladığını ortaya koydu.

Rus yapımı Kalaşnikof tüfeği, özellikle de geleneksel tip, örgüt tarafından kullanılan en yaygın tüfekti. Hatta ilk ve en ünlü askeri liderlerinden Masum Korkmaz, ikonikleşen fotoğrafında bu tüfekle görülüyor. Tüfek, örgütün silahlı mücadeleye başladığı 1980'lerin başlarında Türkiye'nin güneydoğusundaki Kürt kırsalında bol miktarda bulunuyordu. Hafifliği, kalitesi ve Türkiye'nin engebeli dağ sıralarına sahip coğrafi komşuları Irak ve İran arasında on yıl süren savaş sırasında karaborsada bulunabilmesi bu tüfeği örgütün ilk tercihi haline getirdi.

Aynı lojistik nedenlerden dolayı, PKK uzun süredir Rus yapımı RPG/RPG-7 tanksavarını kullanıyordu. Bu silah PKK tarafından her zaman Türk askeri araçlarına ve karargahlarına yakın mesafeden, özellikle de izole kırsal alanlarda saldırı için kullanıldı. 500 metre menzile sahip olan tanksavar, PKK üyelerine hızlı bir şekilde çatışmaya girme ve geri çekilme yeteneği kazandırdı.

PKK üyeleri, bu iki gelişmiş silahın yanında 1990'ların başlarından bu yana Dragunov keskin nişancı tüfeğini siper almak ve askeri noktaları uzaktan vurmak  için kullandı. PKK kaynakları, bu keskin nişancı tüfeğinin etkili menzilinin (bin 200 metre) PKK militanları tarafından iki katına çıkarılarak 2 bin metrenin üzerine çıkarıldığını ve bu tüfeğe “Zagros Tüfeği” adını verdiklerini birçok kez dile getirdi.

PKK her ne kadar bu silahları ona veren ülkelerin siyasi sorumluluğu nedeniyle Konkurs ve Metis tanksavarlarına sahip olduğunu teyit etmemiş olsa da bunların PKK’nın elinde olduğu biliniyor. Çok sayıdaki askeri rapora göre bu silahlar, 1993 yılından itibaren Türkiye ile Irak arasındaki sınır bölgelerinde yer alan engebeli dağlık alanlarda yaşanan sürekli çatışmalar sırasında PKK'nın başlıca silahı oldu. PKK’nın elinde bu silahlardan halen yüzlerce var. PKK, bu silahların yanında Türk lojistik destek helikopterlerini düşürmek için kullandığı omuzdan ateşlemeli füze sistemlerine de sahipti. Bu helikopterler ordunun mevzilenme noktalarına ulaşmak için alçaktan uçmak zorundaydılar ve böylece PKK’nın sahip olduğu bu sistemin hedef menziline giriyorlardı. PKK tarafından yayınlanan onlarca video, PKK'nın 1990'lardan bu yana söz konusu sistemlere sahip olduğunu kanıtlıyor.

Türk istihbarat servislerince hazırlanan aynı raporlar, PKK'nın 2015 yılında ticari sınıf İHA’lar edindiği ve bunları modifiye ederek militanlarını İHA kullanımı konusunda eğitmeye başladığını ortaya koydu. PKK'nın ayrıca, özellikle zorlu hava koşullarında, güçlü noktalarda saklanan üyelerine malzeme taşımak ve onlara lojistik destek vermek için İHA’lardan yararlandığı da görüldü.

swedfrgt
PKK lideri Abdullah Öcalan, 1992 tarihli bir dosya fotoğrafında Lübnan'ın Helva beldesinde bir eğitim kampında PKK üyeleriyle birlikte görülüyor (AFP)

PKK, ilk İHA’lı saldırısını 10 Kasım 2018 tarihinde gerçekleştirdi. Türk ordusu, bubi tuzaklı iki İHA’yı Türkiye'nin güneydoğusundaki Hakkari ilinde bulunan Türk ordusuna ait bir askeri karargâha ulaşamadan düşürdü. 2021 yılının mayıs ayı ortalarında ise bomba yüklü bir İHA, Türkiye'nin güneydoğusundaki Diyarbakır şehri yakınlarındaki bir askeri uçak üssüne ulaşmayı başardı. Başka İHA'lar da aynı gün Şırnak'taki 23. Piyade Tümeni karargâhını vurdu.

PKK ve Türk ordusu arasındaki askeri kabiliyet farkı 2020 yılından sonra, PKK'nın modern İHA’ları yoğun bir şekilde kullanmasının ardından açılmaya başladı. Türk ordusu, en zorlu coğrafyalarda bile yüzlerce PKK militanını etkisiz hale getirmeye odaklanmış hedefleme tekniklerini kullanıyordu. İlerleyen aşamalarda PKK, İHA'lar tarafından tespit edilemeyen koruyucu ‘kalkan’ türlerini elde etmeyi başardı.

Entegre askeri örgütlenme

Güvenlik araştırmacısı Pervin Muhammed, PKK'nın varlığını sürdürebilmesini elindeki silahların kalitesiyle ilgili olduğunu düşünmüyor. Muhammed, bu tür çatışmalarda en önemli faktörleri ‘örgütsel organizasyon, ideolojik bağlılık, engebeli dağlık ortamda lojistik bir yapı inşa etmek ve saldırılar sırasında çok küçük birimlere güvenmek’ şeklinde sıralıyor.

 Muhammed değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

“PKK, kuruluşundan bu yana örgüt liderliğini devirebilecek herhangi bir istihbarat sızmasına karşı korunmak için saflarına, özellikle de genç kadrolarına yeterli ideolojik aktarımla sıkı bir örgüt oluşturmaya önem verdi. PKK’nın kurucusu Abdullah Öcalan'ın sembolik ve liderlik konumu, örgütü çeşitli Kürt siyasi partilerinin yaşadığı ve Kürt hastalığı olarak bilinen iç bölünme ve hizipleşme ihtimalinden korumada önemli bir rol oynadı. Yürütme Konseyi (Kürdistan Toplulukları Konseyi) örgütün iç meclisiydi. Propaganda, siyasi, mali ve hatta istihbarat ve askeri faaliyetlerini denetliyordu. Örgütün kurucu kadrolarının yanı sıra üst düzey yeni liderlerinden oluşuyordu.”

PKK üyeleri, 1980'lerin ortalarından 1993 yılına kadar Küba gibi dünyadaki başka deneyimlerden ilham alarak ve kendi lehlerine halk ayaklanmalarını öngörerek geniş çaplı bir kırsal gerilla savaşı yürüttü.

Araştırmacı Pervin Muhammed, sözlerini şöyle devam etti:

“(PKK’nın uzantılarından biri olan) Halk Savunma Güçleri (HPG) örgüt tarafından benimsenen ana askeri yapılardan biriydi. Çünkü her ikisi de en zor koşullar altında kapsamlı saha eğitimine dayanan askeri organizasyonlar olan özel (saldırgan gerilla savaşı) güçleri ve özgür kadın birliklerini içeriyordu. Ancak, özellikle 1990'ların ortalarından sonra PKK, tüm büyük askeri üslerini ve çok sayıda üyesi olan grupları dağıtarak. PKK çevrelerinde ‘Çelik’ adıyla bilinen hem Türkiye içinde hem de dışında engebeli dağlık bölgelerde seyahat eden 10'dan az militandan oluşan küçük mobil birimlere yöneldi. Buna paralel olarak, şehir ve kasabalarda ve bunların yakınlarında konuşlu ve görevleri örgütün şehirlerdeki istihbarat faaliyetlerini örtbas etmek, özellikle silah, finans ve sağlık alanlarında mobilize unsurlara lojistik destek sağlamak ve son üç yılda birçok kez olduğu gibi gerektiğinde askeri operasyonlar gerçekleştirmek olan şehir birimleri vardı.

PKK hayatta kalmasını değişime borçlu

PKK, özellikle Türkiye-Irak-Türkiye sınır üçgeninde, Hakkari, Mitni, Kari, Xwakurk, Afşin ve Kandil dağlarındaki engebeli arazilerde çok sayıda askeri üs kurdu.

Bu askeri üsler kırk yıldır PKK militanlarının sabit karargahları olurken Türk ordusu, karmaşık coğrafi konumları nedeniyle buraları bombalayamıyor ya da buralara ulaşamıyordu. Bu da Türk ordusunun hiçbir zaman kalkışmadığı bir kara saldırısının düzenlenmesini gerektiriyordu. İçeriden alınan bilgilere göre bu bölgelerde 500 metreden daha derin dağ mağaraları vardı. Buralara ulaşmak için PKK’nın keskin nişancıları tarafından kontrol edilen çok dar geçitlerden yürümek gerekiyordu.

Askeri ve güvenlik gözlemcileri, PKK'nın Türk ordusuyla çatışmasını üç aşamaya ayırıyor. Bu aşamaların her biri, PKK'nın her seferinde benimsediği çatışma ve konumlanma biçimine göre diğerinden farklılık gösteriyor.

jukıo9
Suriye'nin Kamışlı kentinde PKK lideri Abdullah Öcalan'ın serbest bırakılmasını talep eden bir gösteri sırasında bir protestocu üzerinde Öcalan'ın resmi bulunan bir bayrağı sallarken, 15 Şubat 2025 (AFP)

PKK unsurları,1980'lerin ortalarından 1993 yılına kadar Küba gibi dünyadaki başka deneyimlerden ilham alarak ve kendi lehlerine halk ayaklanmalarını öngörerek geniş çaplı bir kırsal gerilla savaşı yürüttü. Bu savaş nispeten başarılı oldu ve 1993 yılında eski Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın barış girişimiyle sonuçlandı.

Gerek 2008'de gerekse 2013'te birçok girişim başlatıldı. Ancak, Türkiye'nin iç siyasi ortamındaki anlaşmazlıklar ya da Türkiye'yi engelleyen dış faktörlerin ortaya çıkması nedeniyle başarısız oldular.

Bu aşama, Cumhurbaşkanı Özal'ın ölümünün ardından barış girişiminin başarısızlığa uğraması ve Özal’ın ölümünün ‘derin devlet’ tarafından gerçekleştirilen bir suikast olabileceği iddiaları sonrası sona erdi. Türkiye, PKK’yı engellemek için modern ölümcül silahlar edindi ve ‘Korucu’ adlı Türk ordusunu destekleyen Kürtlerden oluşan köy birimleri kurmaya başladı.

İkinci aşama, barış girişiminin başarısızlığa uğramasından PKK lideri Abdullah Öcalan'ın tutuklanmasına kadar geçen 1993-1999 yılları arasındaki dönemdir. Bu aşamada PKK, eski Irak rejimine karşı 1991 yılındaki ayaklanmanın başarıya ulaşmasının ardından Iraklı Kürt grupların tahkim edilmiş sınır karargahlarından tahliye edilmesinden faydalanarak bu karargahları lojistik destek merkezi olarak kullandı ve sınır ötesi saldırılar düzenledi. Böylece Türk ordusuna önceki yıllara kıyasla büyük kayıplar verdirdi.

Türkiye bu değişimi üç mekanizma ile kontrol edebildi. Bunlardan birincisi, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) topraklarına kara saldırıları düzenlemek, ikincisi, PKK lideri Abdullah Öcalan'ın teslim edilmesi için Suriye'ye askeri baskı yapmak ve üçüncüsü, Türkiye'nin PKK'yı askeri olarak desteklemekle suçladığı İran, Rusya ve eski Irak rejimi üzerinde baskı kurmak için uluslararası nüfuzunu kullanmaktı.

Son aşama, Öcalan'ın tutuklanıp yargılanmasının ardından, PKK militanlarının Türkiye topraklarından çekilmesini talep ettiği ve siyasi çözümler için geniş bir marj alanı bıraktığı aşamadır.

Bu süreç boyunca, 2000 yılından günümüze kadar, özellikle de AK Parti'nin Türkiye'de iktidara geldiği ve kendisini geleneksel siyasi sınıftan farklı, askeri elitin ve derin devletin şartlarına ve koşullarına tabi bir siyasi hareket olarak sunduğu 2002 yılından sonra, ülkedeki Kürt sorununun varlığını hatırlatmak ve siyasi güçleri ve derin devleti, PKK’nın hapisteki lideri Abdullah Öcalan ile müzakere ederek siyasi çözümler bulmayı düşünmeye itmek için yılda beşten fazla olmamak üzere çok sınırlı askeri harekatlara izin verdi.

Biri 2008 yılında, diğeri 2013 yılında olmak üzere birçok girişim başlatıldı. Ancak bunlar ya Türkiye'nin iç siyasi ortamındaki anlaşmazlıklar ya da Türk yetkililerin bu kez her şekilde üstesinden geleceklerini söyledikleri dış engellerin ortaya çıkması nedeniyle başarısız oldu.



Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
TT

Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)

The Telegraph gazetesinin haberine göre Buckingham Sarayı, eski İngiliz prensi Andrew -kamuoyunda kullanılan adıyla Andrew Mountbatten-Windsor- için doğabilecek hukuki masrafların vergi mükelleflerine yüklenmemesini güvence altına alacak.

Konuya yakın bir kaynak, eski prensin avukatlık ücretlerini karşılayamaması halinde mali yükün ‘kamu hazinesine yansıtılmayacağını’ belirtti. Ancak sarayın söz konusu giderleri hangi kaynaktan karşılayabileceği henüz netlik kazanmadı. Kaynaklar, Kral Charles’ın kardeşinin faturalarını kişisel olarak ödemeyeceğini ifade etti.

Mountbatten-Windsor dün Sandringham House’taki evinde, kamu görevine ilişkin usulsüzlük şüphesiyle gözaltına alındı. Polis, ticari temsilci olarak görev yaptığı dönemde hassas bilgileri Jeffrey Epstein ile paylaştığı iddialarını soruşturuyor.

dfvgthy6yjy6
Andrew Mountbatten-Windsor, kamu görevinde suistimal şüphesiyle gözaltına alındığı gün polis karakolundan ayrılırken (Reuters)

Olası hukuki savunma sürecinde ise Andrew’in yakın çevresinde kalmayı sürdüren tek isim olarak ceza avukatı Gary Bloxsome öne çıkıyor. Bir kaynak dün, “Hâlâ yanında olan tek kişi o” ifadesini kullandı.

The Telegraph’ın haberine göre, Andrew’in gözaltına alınmasının ardından Bloxsome’un hizmetlerine duyulan ihtiyaç daha da artacak. Eski York Dükü, 2020 yılında ABD Federal Soruşturma Bürosu’nun (FBI), çocuklara yönelik cinsel istismar suçlamalarıyla anılan finansör Jeffrey Epstein ile ilişkisine dair yürüttüğü soruşturma sırasında da aynı avukatla çalışmıştı.

Sonrasında Bloxsome’un görevlendirilmesinin isabetli bir karar olduğu değerlendirildi. Prensi çevreleyen utanç verici kriz sürecinde dost ve tanıdıkların zamanla uzaklaştığı belirtilirken, avukatın Andrew’in yanında kalmayı sürdürdüğü aktarıldı. Zaman içinde en yakın isimlerinden biri haline gelen Bloxsome, ‘her an ulaşılabilen avukatı’ olarak tanımlandı; hukuk dosyalarını değerlendirdiği kadar golf sahasında da müvekkiliyle vakit geçirdiği ifade edildi.

Bloxsome’un, yakın zamana kadar Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge adlı konutuna giderek yüksek profilli müvekkiliyle çay içmeyi sürdürdüğü kaydedildi.

dvfgthy
Kraliçe II. Elizabeth, 2013 yılında Buckingham Sarayı’nın balkonundan, oğulları Prens Charles (solda) ve Prens Andrew ile birlikte el sallıyor. (AFP)

Ceza avukatı Gary Bloxsome’un, Andrew Mountbatten-Windsor’ı kamu görevinde suistimal suçlamalarına karşı temsil etmesi en güçlü ihtimal olarak görülüyor. Konuya yakın bir kaynak, “Başka kime başvurabilir? O bir ceza avukatı ve bu Gary’nin uzmanlık alanı. Bu görev için ondan daha iyisi yok” dedi. Aynı kaynak, Mountbatten-Windsor’ın başka bir hukukçuya yönelmesinin mantıklı olmayacağını, zira Bloxsome’un geçmiş sürece hâkim olduğunu ve aralarında güçlü bir ilişki bulunduğunu belirtti.

Polisin, prensin Sandringham Kraliyet Arazisi’ndeki geçici konutu Wood Farm’a baskın düzenlediği sırada, Bloxsome The Telegraph gazetesine yaptığı açıklamada gelişmelerden ‘hiçbir şekilde haberdar olmadığını’ söyledi. Avukatın, Andrew’in sorgulandığı polis merkezine gidip gitmediği ise henüz bilinmiyor.

Gözaltı işlemi, Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge’dan ayrılarak Norfolk’ta yeni bir hayata başlamasından yalnızca iki hafta sonra gerçekleşti. Bloxsome dışında yakın çevresinin giderek daralması, prensin ruh sağlığına ilişkin endişeleri artırdı.

Taşınmadan önce her gün ata bindiği belirtilen Andrew’in, Windsor’daki geniş konutunda neredeyse tamamen izole bir yaşam sürdüğü ifade edildi. Haberlerde, birkaç ay önce haber takibini bıraktığı öne sürülürken, baskıların artmasıyla birlikte ağır bir depresyon sürecine girdiği de kaynaklar tarafından dile getirildi.

vfgthy
Andrew Mountbatten-Windsor, Royal Lodge yakınlarında ata binerken (Reuters)

Aralık ayında, Londra Metropolitan Polisi’nin ziyareti sonrasında Andrew silah ruhsatlarını ve av tüfeği sertifikalarını teslim etmek zorunda kaldı. Bu adımla ilgili resmi bir gerekçe açıklanmadı. Ancak kaynaklar, kişisel güvenliğinin aile için öncelik olmaya devam ettiğini belirterek, tüm aile üyelerinin emniyetini sağlamak amacıyla ‘özen yükümlülüğünün sürdüğünü’ vurguladı.


Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
TT

Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün İran'a karşı sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi, ancak daha fazla ayrıntı vermedi.

ABD ordusu, İran'a karşı birkaç hafta sürebilecek ve güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da bombalamayı içerebilecek bir operasyona hazırlanıyor.

İran'ı nükleer programı konusunda anlaşmaya varmaya zorlamak için sınırlı bir saldırıyı düşünüp düşünmediği sorulduğunda, Beyaz Saray'da gazetecilere, "Sanırım bunu düşündüğümü söyleyebilirim" dedi.

Trump dün, İran'ın bir anlaşmaya varması için 10 ila 15 günlük bir sürenin "yeterli" olacağına inandığını söyledi. Ancak görüşmeler yıllardır tıkanmış durumda ve İran, füze programını kısıtlama ve silahlı gruplarla bağlarını koparma yönündeki daha geniş ABD ve İsrail taleplerini görüşmeyi reddediyor.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre iki ABD yetkilisi, İran'la ilgili ABD askeri planlamasının ileri bir aşamaya ulaştığını ve seçenekler arasında bireyleri hedef alan bir saldırı, hatta Trump'ın emriyle Tahran'da rejim değişikliğinin de yer aldığını söyledi. Bu askeri seçenekler, diplomatik çabaların başarısız olması durumunda ABD'nin İran'la ciddi bir çatışmaya hazırlandığının son göstergesi.

Son haftalarda yapılan dolaylı görüşmelerde çok az ilerleme kaydedildi ve taraflardan biri veya her ikisi bunu savaşa hazırlıkta geciktirme taktiği olarak kullanıyor olabilir.

İran, geçen yıl İsrail ve ABD'nin nükleer ve askeri tesislerini hedef alan 12 günlük saldırılarının yanı sıra ocak ayındaki kitlesel protestoların şiddetle bastırılmasının ardından, hiç olmadığı kadar savunmasız bir konumda bulunuyor.

 İran'ın BM Güvenlik Konseyi'ne dün yazdığı mektupta, BM Büyükelçisi Emir Said İrevani, ülkesinin "gerilim veya savaş aramadığını ve savaş başlatmayacağını", ancak herhangi bir ABD saldırganlığına "kararlı ve orantılı bir şekilde" karşılık vereceğini belirtti.

Şöyle devam etti: “Bu koşullar altında, bölgedeki tüm düşman üsleri, tesisleri ve varlıkları, İran'ın savunma yanıtı çerçevesinde meşru hedefler olarak kabul edilecektir.”

Bu haftanın başlarında İran, dünyanın ticareti yapılan petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği Körfez'in dar su yolu olan Hürmüz Boğazı'nda gerçek mühimmatlı tatbikatlar gerçekleştirdi. Ülke içinde de gerilim artıyor; yas tutanlar, 40 gün önce güvenlik güçleri tarafından öldürülen protestocuları anmak için törenler düzenliyor ve bazı gösterilerde yetkililerin tehditlerine rağmen hükümet karşıtı sloganlar atılıyor.


İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
TT

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)

İsrail güçleri bu sabah erken saatlerde Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında bir bombalama operasyonu gerçekleştirdi.

Lübnan'ın resmi Ulusal Haber Ajansı'na göre, büyük patlama saat 02:20'de meydana geldi.

İsrail ile Lübnan Hizbullahı arasında, bir yıldan fazla süren ve partinin askeri ve liderlik altyapısına darbeler aldığı çatışmanın ardından, 27 Kasım'dan beri yürürlükte olan bir anlaşma bulunuyor.

Anlaşma, Lübnan ordusunun ve Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nün (UNIFIL) konuşlandırılmasının güçlendirilmesi karşılığında, Hizbullah savaşçılarının Litani Nehri'nin güneyindeki bölgeden (sınırdan yaklaşık 30 km uzaklıkta) çekilmesini ve askeri altyapısının tasfiye edilmesini öngörüyordu.

Anlaşma ayrıca İsrail'in savaş sırasında girdiği tüm bölgelerden çekilmesini de öngörüyordu. Bununla birlikte, İsrail sınırın her iki tarafını da izleyebilmek için beş yüksek noktada askeri varlığını sürdürdü. Ayrıca, askeri hedefler veya Hizbullah unsurları olduğunu iddia ettiği yerlere neredeyse her gün saldırılar düzenliyor ve güçleri buldozerle yıkım ve tahribat operasyonlarına devam ediyor.