Suudi İçişleri Bakanı, yetkililerin Rahman'ın misafirlerine gösterdiği ilgiyi takdir etti

Güvenlik sektörünün hacılar, umreciler ve ziyaretçilerin güvenliğini sağlamadaki rolünü vurguladı

Suudi Arabistan İçişleri Bakanı, Cidde'deki Kral Abdülaziz Uluslararası Havalimanı'ndaki "Mekke Yolu" girişiminin salonunu ziyaret etti (SPA)
Suudi Arabistan İçişleri Bakanı, Cidde'deki Kral Abdülaziz Uluslararası Havalimanı'ndaki "Mekke Yolu" girişiminin salonunu ziyaret etti (SPA)
TT

Suudi İçişleri Bakanı, yetkililerin Rahman'ın misafirlerine gösterdiği ilgiyi takdir etti

Suudi Arabistan İçişleri Bakanı, Cidde'deki Kral Abdülaziz Uluslararası Havalimanı'ndaki "Mekke Yolu" girişiminin salonunu ziyaret etti (SPA)
Suudi Arabistan İçişleri Bakanı, Cidde'deki Kral Abdülaziz Uluslararası Havalimanı'ndaki "Mekke Yolu" girişiminin salonunu ziyaret etti (SPA)

Suudi Arabistan İçişleri Bakanı Prens Abdulaziz bin Nayif, Kral Selman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman'ın büyük desteği ve ilgisi ile misafirlerin rahat ve huzur içinde ibadetlerini yerine getirmeleri için gerekli her türlü imkânın sağlanması yönündeki talimatlarını takdirle karşıladı.

Bu açıklama, dün Cidde'deki Kral Abdulaziz Uluslararası Havalimanı'nda “Mekke Yolu” girişiminin salonunu ziyaretinde, Mekke Bölgesi Vali Yardımcısı Prens Suud bin Mishal bin Abdulaziz, Cidde Valisi Prens Suud bin Abdullah bin Jalawi ve bir dizi yetkilinin eşliğinde, girişimin en önemli başarılarını incelerken yapıldı.

Bakanlık tarafından 2017 yılında başlatılan girişim, hacıların seyahatlerinde en üst düzeyde hizmet ve konfor sunmak amacıyla, hacıların kendi ülkelerindeki havalimanlarında giriş işlemlerini tamamlayarak, varışları halinde doğrudan Mekke ve Medine'deki konaklama yerlerine ulaştırılmasını sağlıyor.

csdregty
Prens Abdulaziz bin Suud, İçişleri Bakanlığı tarafından hayata geçirilen "Mekke Yolu" girişiminin en önemli çalışmaları hakkında bilgilendirildi (SPA)

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre girişim, başlatılmasından bugüne kadar bir milyondan fazla hacıya fayda sağladı ve sekiz ülkede 12 havalimanını kapsayacak şekilde genişledi: Malezya, Endonezya, Pakistan, Bangladeş, Fas, Türkiye, Fildişi Sahili ve Maldivler.

"Mekke Yolu", Tanrı'nın Misafirlerine hizmet etmek için hükümet kurumları arasındaki entegrasyon ve iş birliğinin bir modelini temsil ediyor. İçişleri Bakanlığı tarafından Dışişleri, Hac ve Umre, Sağlık ve Bilgi Bakanlıkları ile Sivil Havacılık, Zekât, Vergi ve Gümrük, Veri ve Yapay Zekâ ve Vakıflar Genel Müdürlüğü, program ve Pasaportlar Müdürlüğü ile iş birliği içinde uygulanmaktadır.

Öte yandan, Prens Abdulaziz bin Suud, Mekke'deki güvenlik görevlilerinin çabalarını ve Rahman'ın misafirleri, vatandaşlar, sakinler ve ziyaretçilerin güvenliğini ve emniyetini sağlamadaki rollerine övgüde bulundu.

sadfrgthyu
Suudi Arabistan İçişleri Bakanı dün Mekke bölgesindeki güvenlik yetkilileri ile yaptığı toplantıda (SPA)

Cidde'deki polis merkezinde bölgenin güvenlik yetkilileriyle bir araya gelen Bakan, hacı ve umre ziyaretçilerinin sayısındaki artış ile Suudi Arabistan'a gelen ziyaretçi ve turist sayısındaki büyük artış göz önüne alındığında bu çabaların önemini vurguladı.

Bakan, toplantı sırasında bu sektörlerin en önemli başarılarını ve güvenlik görevlerini profesyonel, verimli ve tüm hükümet ve hizmet kurumlarıyla tam bir uyum içinde yerine getirme çabalarını dinledi.



Hamaney'den sonra İran'ı kim yönetecek?

Cumhurbaşkanı, geniş halk desteğine sahip olsa bile, Dini Liderin iradesine aykırı bir dış politika izleyemez (AFP)
Cumhurbaşkanı, geniş halk desteğine sahip olsa bile, Dini Liderin iradesine aykırı bir dış politika izleyemez (AFP)
TT

Hamaney'den sonra İran'ı kim yönetecek?

Cumhurbaşkanı, geniş halk desteğine sahip olsa bile, Dini Liderin iradesine aykırı bir dış politika izleyemez (AFP)
Cumhurbaşkanı, geniş halk desteğine sahip olsa bile, Dini Liderin iradesine aykırı bir dış politika izleyemez (AFP)

Hüda Rauf

Ali Hamaney'in artık İran sahnesinde olmaması, Şah'a karşı gerçekleşen 1979 devriminden sonra kurulan Velayet-i Fakih sisteminin çöküşünü mü işaret ediyor? Şimdi İran'ı kim yönetiyor ve İran dış politikası değişecek mi?

 

İran Dini Lideri Ali Hamaney, 28 Şubat'ta ABD-İsrail ortak hava saldırısında öldürüldü. Ölümünün ardından, özellikle İsrail'in mevcut İran rejiminin siyasi, askeri ve güvenlik liderlerini öldürmeyi amaçlayan hedefli suikast politikası göz önüne alındığında, İran'ı kimin yöneteceği birçok kişi tarafından sorgulanmaya başlandı. İran'ın Velayet-i Fakih doktrinine bağlı din adamları tarafından yönetilen teokratik bir devlet olması, Dini Liderin konumunun önemini ortaya koyuyor.

Dış politika

Öncelikle, İran’ın dış politika karar alma elitleri, hem Dini Liderin kendisini hem de İran Devrim Muhafızları’nı içeren Dini Lider çevresinden oluşmaktadır. Dini Liderlik makamı, İslam Cumhuriyeti'nin kurucusu Ruhullah Humeyni'nin İslam hükümeti teorisine ve İmam'ın gaybet (gizlenmesi) döneminde ümmetin Veliyyi Fakih’e duyduğu ihtiyaca dayanarak ortaya çıkmıştır. Veliyyi Fakih hem siyasi hem de dini otoriteye sahip olmalıdır. Ruhullah Humeyni bu görevi 1979'dan 1989'daki ölümüne kadar sürdürdü, ardından Ayetullah Hamaney geçen ayın sonlarında suikasta uğrayana kadar bu görevi üstlendi.

Anayasaya göre, Dini Liderin yetkisi çok geniş kapsamlı olup, karar alma sürecinin ve kurumlarının neredeyse her seviyesine uzanmaktadır. Selefi Humeyni'nin karizmatik kişiliğine ve popülaritesine sahip olmadığı ve üst düzey din adamları arasında rütbesi nispeten düşük olduğu için de Ali Hamaney, kişisel ilişkiler ağı kurarak ülkenin lideri olarak konumunu ve otoritesini sağlamlaştırdı. Hükümetin her biriminde sadık takipçilerden ve temsilcilerden oluşan bir ağ kurmayı başardı. Kendisi ile ilişkili güç çevrelerini daha etkili hale getirdi ve bu da müdahale ettiği her konuda kontrol sahibi olmasını sağladı. Böylece, dini kurumlar ve ordu da dahil olmak üzere her önemli bakanlık ve hükümet kurumunda binlerce stratejik pozisyonda yerleşik bağımsız bir destek tabanı ve kişisel bir temsilci ağı oluşturdu. Bugün, Hamaney'in otoritesini uygulamaya adanmış bu çıkar ağı, neredeyse her konuda müdahale etme gücüne sahip olduğu için diğer hükümet yetkililerinden daha güçlüdür.

Hamaney ayrıca, İran'daki kutsal yerler için ofisine yapılan hayırsever bağışlar ile gelen milyonlarca dolara ek olarak, milyarlarca dolar değerindeki varlıklara sahip hayır kurumları üzerinde de güç sahibiydi. Bu durum, Hamaney ile Devrim Muhafızları'nın ekonomik olarak etkili liderleri ve radikal din adamları arasındaki yakın ilişkiye ışık tutuyor ve bunun aşırılıkçılar ile ılımlılar arasındaki hizipsel rekabete etkisini ortaya koyuyor.

Yönetici elitler

Bu ilişkinin sonuçları, Hamaney'in ölümünden sonra İran İslam Cumhuriyeti'nin üçüncü Dini Lideri'nin seçimi sürecinde açıkça ortaya çıkıyor. Zira yönetici elitin ilk halkası, İran Dini Lideri Ali Hamaney ve İslam Devrim Muhafızları komutanından oluşuyor. İran anayasası Devrim Muhafızları’nın görevlerini devrimi ve kazanımlarını korumak olarak tanımlıyor. Bu madde, Devrim Muhafızları’nın yetkilerinin sınırlarını tanımlamadığı için belirsiz. Nitekim Devrim Muhafızları düzenli ordudan daha fazla siyasi etkiye sahip. Artan siyasi gücü, rejimin siyasi sistemin tesis edildiği ilk günlerden beri muhalefeti bastırmak için ona güvenmesinden kaynaklanıyor. Rolü, devrimci rejimin ideolojik koruyucusu olarak orijinal işlevinin ötesine geçerek evrildi. Nitekim Devrim Muhafızları genellikle sertlik yanlısı kanadı destekler ve bu kanadın birçok önemli ismi onun saflarından gelmektedir. Etkisi, bölge genelinde nüfuz sahibi olan Kudüs Gücü aracılığıyla dış politikaya kadar uzanmaktadır.

İkinci elit kesim ise cumhurbaşkanı ve dışişleri bakanı ile Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi'ni içeren yürütme organıdır. Bu organ, güvenlik ve dış politika konularında karar alma süreçlerini koordine etmek ve kolaylaştırmaktan sorumludur. Anayasaya göre, Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi'nin yetkileri arasında, Dini Lider tarafından belirlenen genel politikalar çerçevesinde ülkenin savunma ve güvenlik politikalarını belirlemek, politika ile ilgili alanlarda devlet programlarını koordine etmek ve istihbarat raporları toplamak, genel savunma ve güvenlik planlarıyla ilgili sosyal, kültürel ve ekonomik faaliyetler geliştirmek, tehditlere karşı koymak için İran'ın maddi ve fikri kaynaklarını kullanmak yer almaktadır.

Cumhurbaşkanı, üyeleri hükümetin üç kolunun başkanı, Genelkurmay Başkanı, Planlama ve Bütçe Bakanı, Dini Liderin iki temsilcisi, Dışişleri, Güvenlik ve İçişleri Bakanları, görüşülen konuda uzman bakan, ordu ile Devrim Muhafızlarının en üst düzey komutanlarından oluşan Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi'ne başkanlık eder.

Cumhurbaşkanı, geniş halk desteğine sahip olsa bile, Dini Liderin iradesine aykırı bir dış politika izleyemez. Liderin veya rejim içindeki diğer etkili unsurların karşı çıktığı politikaları benimseyemez. Cumhurbaşkanının yetkileri, başta Devrim Muhafızları olmak üzere rejimin güçlü unsurlarının desteğini almadığı sürece, bir yürütme sekreterinin yetkilerine indirgenmiştir. Otoriter rejimleri karakterize eden yönetici elit dinamiklerine gelince, iki tür kapalı elit çemberi vardır. Birincisi, aynı elitin sürekli olarak bir pozisyondan diğerine geçmesini içerir. İkincisi ise, aynı elit kesimin üyelerinin aynı pozisyonlarda tutulmasını, böylece önemli dış politika kararlarının Lider veya baskın kurum tarafından alınmasını içerir. İslam Devrimi'nin zaferinden bu yana siyasi pozisyonların bir dizi etkili figür arasında yoğunlaştığı İran rejimi de bu iki çemberi içermektedir ve aynı elit kesim, yürütme, yasama ve yargı görevlerinde dönüşümlü olarak yer almıştır.

Yukarıdakiler göz önüne alındığında ve İran rejiminin siyasi ve anayasal gerçekleri dikkate alındığında, Dini Lider artık sahnede olmasa da, rejim hâlâ Genel Sekreteri Ali Laricani başkanlığındaki Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi’ne sahip. Ayrıca, İran Devrim Muhafızları Ordusu, Washington ve İsrail ile olan çatışmayı yöneterek askeri ve ekonomik etkisini sürdürüyor. Ek olarak, anayasaya göre, yeni bir Dini Lider seçilene kadar ülkeyi yönetmek üzere Cumhurbaşkanı, Yargı Erki Başkanı ve Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi’nden bir din adamından oluşan Geçici Liderlik Konseyi kurulmuştur. İran rejiminin çöktüğü söylenemez, çünkü Dini Lider tarafından kurulan ve havzalar ile dini okullardaki din adamlarına ve Tahran'daki Cuma imamlarına dayanan kişisel çıkarlar ağı devam ediyor. Ayrıca, ideolojik sisteme inanan sertlik yanlılarından oluşan bir halk tabanı da mevcut.

Aday isimler

İran ve İsrail arasındaki 12 günlük savaştan bu yana ve ABD Başkanı Donald Trump'ın o dönemde Hamaney'in nerede olduğunu bildiklerine dair imaları göz önüne alındığında, Hamaney'in üçüncü Dini Lideri seçmeye çalıştığı dikkate alınmalıdır. O dönemde üç ismin adı geçtiği ancak kimliklerinin İsrail tarafından hedef alınmamaları için açıklanmadığı söylenmişti. Nitekim İsrail şu anda rejimin ve liderlerini seçen kurumların tüm sembollerini ortadan kaldırmaya çalışıyor, tıpkı Uzmanlar Meclisi'nin 88 üyesini suikast ile hedef alması gibi. Bu nedenle, bir sonraki Dini Lider büyük olasılıkla zaten biliniyor ve Devrim Muhafızları ile güçlü bağları ve ekonomik, siyasi ve askeri nüfuz ağı olan Hamaney'in oğlu Mücteba Hamaney gibi adı medyada paylaşılanlardan biri. Medyada bahsedilen diğer isimler arasında eski cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, Ali Rıza Arafi, Muhsin Kumi, Muhsin Raki, Sadık Laricani, Golam Ejei ve Haşim Buşehri yer alıyor.

Olası senaryolar

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Hameney, geçen yılki 12 günlük savaşın sona ermesinden sonra, sahneden çekilmesi durumunda kendisine üç olası halef belirledi. Bu nedenle, yeni liderliğin, siyasi, ekonomik ve askeri kontrolü elinde bulunduran Devrim Muhafızları, ailesiyle birlikte rejimin tüm hayati kurumlarında önemli bir etkiye sahip olan Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Laricani, Parlamento Başkanı Muhammed Bakır Galibaf arasında bir uzlaşı yoluyla seçilmesi bekleniyor. Yeni liderliğin yapısı, İran dış politikasının hatlarını belirleyecek.

Süresi uzayan ve ABD’nin hedef listesinin büyümesiyle devam eden savaşın gölgesinde, bir sonraki Dini Liderin kim olacağı sorusunu ele alıyoruz. Bu soru, özellikle Hamaney'in daha önce rejimin sürekliliğini sağlamak için devrimci bir figürün seçilmesinin gerekliliğini vurguladığı göz önüne alındığında önemli. Amerikan saldırıları ve İsrail'in rejimi istikrarsızlaştırma ve devirme girişimleri gölgesinde, özellikle Hamaney'in dünya görüşünü ve kendi öz algısını paylaşan devrimci bir figür seçmek artık mümkün mü? İsrail devlet kontrolünü zayıflatmak ve böylece vatandaşların sokağa çıkmasını teşvik etmek için güvenlik kurumlarını ortadan kaldırma veya bazı iddialara göre İran sınırlarındaki silahlı ayrılıkçı gruplar yoluyla rejimi devirmeyi amaçlıyor. Bu nedenle saldırılar İran'ın batısına odaklanıyor.

İkinci senaryo, Washington'un, gerilimi tırmandırmama şartıyla rejimin hayatta kalma olasılığını görüşmek üzere İran'da halihazırda iktidarda olanlar ile temasa geçmesini içeriyor. Washington, Hasan Ruhani gibi rejim içinden reformist bir figürü desteklemeye bile çalışabilir. Ancak, savaş devam ederse ve hem İran hem de Washington birbirini yıpratmaya çalışırsa, bu senaryo zayıf olmayı sürdürüyor. Böyle bir senaryoda, İran'ın devrimci rejimin direncini göstermek için daha sert bir figüre ihtiyacı olabilir.

Üçüncü senaryo, Washington'un, Amerikan taleplerine uyulması karşılığında, Devrim Muhafızları'nın ekonomik çıkarlarını (ki bu çıkarlar İran ekonomisinin yüzde 40'ını oluşturmaktadır) koruması konusunda bir Devrim Muhafızları komutanıyla anlaşmaya varmaya çalışmasıdır. Son olasılık ise, 40 yılı aşkın süredir marjinalleştirilmiş olan İran ordusunun, Devrim Muhafızları'nın politikalarının devletin ve rejimin varlığını tehdit ettiğini öne sürerek, iktidarı yeniden ele geçirmek için askeri bir darbe düzenlemesidir. Bu noktada, mevcut aktörlerin, devam eden savaşın arka planında bir sonraki Dini Lider ve başkanının seçimini koordine edecek taraflar olacağının altını çizmek gerekir. Dahası İran liderliği, savaşın değişkenlerine ve rejimin Amerikan ve İsrail saldırılarına dayanma gücüne bağlıdır. Yine İran'ın bölgesel politikasının siyasi gidişatı, hem bölgeyle hem de vekil güçler ağı ve 40 yıldır yatırım yaptığı ve kaderi şu anda belirsiz olan bölgesel rolüyle ilişkisine de bağlıdır. Buna ek olarak, sertlik yanlıları ve reformistler arasındaki bilinen siyasi rekabet azalacak ve rejimin tek odak noktasının hayatta kalmak olduğu bir dönemde artık mevcut olmayacaktır. Dolayısıyla hayatta kalmak için en önemli şey uzlaşmadır.

Yeni liderliğin özellikleri

Hamaney ile aynı güce sahip, böylece dış politikayı şekillendirmede birincil aktör olacak bir Dini Lider mi göreve gelecek? Yoksa atama, Devrim Muhafızları'nın baskın rol oynadığı ve Velayet-i Fakih sistemini korumak için yapılmış bir formaliteden ibaret mi olacak?

Şüphesiz, yeni liderliğin özellikleri, İran'ın Hamaney'in nükleer silaha sahip olmayı yasaklayan fetvasına uymaya devam mı edeceğini yoksa nükleer doktrini değiştiren ve gelecekte caydırıcılığa sahip olmak için nükleer silah geliştirme sürecini hızlandırmaya yönelen daha sert bir liderliğe mi tanık olacağımızı belirleyecektir.


İran savaşı ‘yeni bir aşamaya’ giriyor... Uzmanlar Meclisi Hamaney’in halefini seçiyor

İran savaşı ‘yeni bir aşamaya’ giriyor... Uzmanlar Meclisi Hamaney’in halefini seçiyor
TT

İran savaşı ‘yeni bir aşamaya’ giriyor... Uzmanlar Meclisi Hamaney’in halefini seçiyor

İran savaşı ‘yeni bir aşamaya’ giriyor... Uzmanlar Meclisi Hamaney’in halefini seçiyor

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, savaşın yeni bir aşamaya girdiğini duyurdu. Zamir, “Sürpriz saldırı aşamasını başarıyla tamamladık. Bu süreçte hava üstünlüğünü sağladık ve balistik füze ağını etkisiz hale getirdik. Şimdi operasyonun yeni aşamasına geçiyoruz” ifadelerini kullandı.

İran devlet televizyonunun bugün aktardığı bilgilere göre söz konusu açıklama, ülkedeki Liderlik Konseyi’nin yeni Dini Lider’in seçimini yapacak Uzmanlar Meclisi toplantısının nasıl gerçekleştirileceğini tartışmak üzere bir araya geldiğini bildirmesiyle aynı zamana denk geldi. Liderlik Konseyi tarafından yapılan açıklamada, Dini Lider seçim takvimi veya Uzmanlar Meclisi’nin oylamayı yüz yüze mi yoksa uzaktan mı yapacağına dair bir bilgi verilmedi.

Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump dün akşam telefonla katıldığı NBC News mülakatında, İran’a kara kuvveti gönderilmesini ‘zaman kaybı’ olarak nitelendirdi. Trump, “Her şeyi kaybettiler. Deniz filolarını kaybettiler. Kaybedebilecekleri her şeyi kaybettiler” şeklinde konuştu.


İran savaşının dumanı Gazze Şeridi’nin yolunu kaplıyor

İran’dan fırlatılan bir füze, Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki el-Bureyc Mülteci Kampı’nın üzerinden geçerken görüldü. (AFP)
İran’dan fırlatılan bir füze, Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki el-Bureyc Mülteci Kampı’nın üzerinden geçerken görüldü. (AFP)
TT

İran savaşının dumanı Gazze Şeridi’nin yolunu kaplıyor

İran’dan fırlatılan bir füze, Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki el-Bureyc Mülteci Kampı’nın üzerinden geçerken görüldü. (AFP)
İran’dan fırlatılan bir füze, Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki el-Bureyc Mülteci Kampı’nın üzerinden geçerken görüldü. (AFP)

ABD-İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaş gündemdeyken, Gazze Şeridi karmaşık bir süreçle karşı karşıya. Ekim ayında varılan ateşkes anlaşmasının uygulanmasına yönelik siyasi adımlar şu ana kadar duraklamış durumda.

Hamas ve diğer Filistinli gruplar, Donald Trump’ın planının ikinci aşamasına daha hızlı geçmeyi hedefliyordu. Ancak İran’a yönelik savaş, bu süreci belirsizliğe sürükledi.

Ateşkes anlaşmasının ardından İsrail, Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’nin bölgeye girerek hükümet görevlerini devralmasını engelledi. Ayrıca, grupların silahsızlandırılmasına yönelik baskıyı sürdürdü. İran’a karşı yürütülen savaş, tüm bu sürecin daha da aksamasına yol açtı.

Arabulucularla sınırlı iletişim

Hamas’ın yetkililerine dayandırılan haberlere göre, Gazze Şeridi’ndeki durumla ilgili arabulucularla sınırlı ve kısmi bir iletişim sürüyor. Yetkililerden biri, özellikle Katar ve Türkiye’nin savaş krizine yoğunlaştığını ve bu nedenle sürece daha fazla dahil olduklarını, Mısır aracılığıyla iletişimin ise hâlâ takip edildiğini, ancak Mısır’ın da bölgesel durumla ilgilenmekte olduğunu belirtti.

sxcdfgt
Gazze şehrinde yerinden edilmiş Filistinlilerin çadırları (Reuters)

Hamas kaynakları, İran’a yönelik savaşın başlamasından bu yana hareketin liderliği ile ABD yönetimi arasında doğrudan veya arabulucular üzerinden herhangi bir yeni iletişim kurulmadığını ifade etti. Ayrıca, silah meselesiyle ilgili olarak da harekete resmi bir öneri sunulmadığı vurgulandı.

Kaynaklar, mevcut savaşın Gazze Şeridi’ndeki durumu etkileyebileceğine dair endişelerini gizlemiyor. İsrail, arabulucuların müdahalesiyle ABD talebi üzerine yeniden açılan sınır kapılarını kapatarak durumu kendi lehine kullanmaya çalıştı. Uzun sürecek bir savaşın Gazze dosyasını daha da olumsuz etkileyebileceği, özellikle de İran’la yapılacak müzakereler sırasında Filistin meselesinin daha uzun süre göz ardı edilebileceği kaydedildi.

Tek taraflı kınama

İran’a yönelik savaşın başlamasından bu yana, Hamas ve diğer Filistinli gruplar, Tahran’a düzenlenen saldırıları ve Ali Hamaney suikastını kınadı. Ancak Körfez ülkelerine yönelik saldırılar konusunda hareket, ne resmi açıklama ne de bireysel yorumlar aracılığıyla bir tutum sergilemedi.

Hamas liderlerinin, bazı gazetecilerin bu saldırılara ilişkin sorularına yanıt vermekten kaçındığı gözlendi.

Hamas kaynakları, hem Gazze içinden hem de dışından, hareketin şu anda ‘yaşananlara karşı sessiz kalmayı’ tercih ettiğini belirtiyor. Liderler, herhangi bir pozisyon almanın ileride kendileri aleyhine yorumlanabileceğini düşündükleri için, yalnızca İran’a yönelik saldırıları kınamayı uygun gördü.

Bir kaynak, Hamas liderliğinin Körfez ülkelerine karşı İran’ın saldırılarını kınayamayacağını kabul ediyor. Bunun nedeni, İran’ın bu saldırıların yalnızca bölgedeki ABD üslerini hedef aldığını öne sürmesi ve Körfez ülkelerinin de bu saldırıları kendi güvenlikleri açısından değerlendirmesi.

Kaynak, Hamas’ın ‘tüm taraflarla ilişkilerini korumaya önem verdiğini’ ve bölgedeki devam eden askeri savaş ortamında kendini siyasi çatışmaların içine çekmek istemediğini belirtti.

Bu tutum, Hamas içinde sahadaki ve tabandaki kesimlerde farklı yansımalar oluşturdu; saldırılara ilişkin görüşler bölünmüş durumda.

Ancak Filistinli grupların medya alanında, ‘yönlendirmeler sürekli olarak İran’ın savaş anlatısına güçlü destek verilmesini’ öngörüyor.

Hamas’ın çeşitli platformlarında, merhum Yahya Sinvar’ın konuşmaları düzenli olarak paylaşılıyor. Sinvar, 7 Ekim 2023 öncesi yaptığı bir konuşmada ‘bölgesel bir savaşın olacağını’ belirtmişti.

Gazze Şeridi’nde Hamas ve diğer Filistinli grupların kontrolünde bulunan bölgelerdeki camilerde, İran’a destek için duaların yoğunlaştığı gözlemleniyor.

Hamas liderliğinin, bölgedeki saldırılar nedeniyle güvenlik önlemlerini sıkılaştırdığı öğrenildi. İsrail’in liderliğe yönelik ani bir saldırı yapabileceği korkusu hâkim. Bu endişe, dün sabah, Lübnan’daki Kassam Tugayları üyelerinden biri olan Vesim el-Ali’nin el-Bedavi Mülteci Kampı’ndaki bir konut saldırısında öldürülmesiyle pekişti. El-Ali’nin kardeşi de yaklaşık bir yıl önce benzer bir saldırıda hayatını kaybetmişti.