Kağıttan TikTok'a modern propaganda tarihi

Propaganda savaşları, gürültülü araçlardan sessiz algoritmalara, afişlerden beğenilere dönüştü

Son yıllarda TikTok'un hızla gelişen bir görsel platform olarak yükselişine tanık olduk (CNN)
Son yıllarda TikTok'un hızla gelişen bir görsel platform olarak yükselişine tanık olduk (CNN)
TT

Kağıttan TikTok'a modern propaganda tarihi

Son yıllarda TikTok'un hızla gelişen bir görsel platform olarak yükselişine tanık olduk (CNN)
Son yıllarda TikTok'un hızla gelişen bir görsel platform olarak yükselişine tanık olduk (CNN)

Dalia Muhammed

Sıradan bir sabah, milyonlarca kişi TikTok uygulamasında dans videoları ya da komik videolar ararken karşılarına 30 saniyelik bir video çıktı. Videoda meçhul bir asker, yıkık bir şehrin ortasında ateş etmektedir. Videoda herhangi bir açıklama yok, sadece heyecan verici müzik ve hızlı görsel efektler var. Video 24 saatten az bir sürede 10 milyon izlenme sayısını aşar. Kimi bunu askerin kahramanlığını belgeleyen bir video olarak görürken kimi videonun gerçekliğini sorgulayıp sadece izlenme alabilmek için yapılmış bir video olduğu yorumunda bulundu.

Ancak bu rastgele çekilmiş fotoğrafın arkasında, sadece duyguları harekete geçirmekle kalmayıp zihinleri yönlendirmek amacıyla tasarlanmış, ustaca hazırlanmış bir mekanizma yatıyor. Çağdaş propaganda böyle bir hal aldı ve artık savaş alanında dağıtılan kâğıt broşürler veya uzun frekanslar üzerinden yayınlanan radyo konuşmaları değil, küçük ekranlardan akıp giden, kendini belli etmeden fikirler aşılayan gizli, görünür, canlı bir mesaj haline geldi.

İnsanlık, tapınaklarda firavunları yücelten yazıtlardan, iki dünya savaşındaki propaganda broşürlerine, değerleri ve düşmanları aynı anda tanıtan Hollywood filmlerine kadar binlerce yıldır propagandayı biliyor ve kullanıyordu.

Kâğıttan radyoya

Propaganda sosyal medya trendleri haline gelmeden önce, ucuz kâğıda basılmış ve uçaklardan atılan bir broşür ya da şehrin duvarlarını süsleyen renkli bir afiş halindeydi ve ‘biz haklıyız, düşman ise tamamen kötüdür’ şeklinde basit, ama güçlü bir slogan taşıyordu.

Modern propaganda, savaşın rahminden doğdu. Devletler, savaşın sadece savaş alanlarında değil, askerlerin zihinlerinde, fabrikalardaki kadınların zihinlerinde ve hatta okullardaki çocukların zihinlerinde de kazanıldığını fark ettiler.

fgthyu
Propaganda onlarca yıl önce ucuz kağıda basılmış broşürler biçimindeydi (Oxford University Press)

Birinci Dünya Savaşı'nda, savaşan güçler propaganda ilanlarını (broşürler, afişler) daha önce görülmemiş bir ölçekte kullandılar. Bu materyallerde vatan için fedakârlık yapan askerler veya masumları tehdit eden vahşi canavarlar olarak gösterilen düşmanlar resmediliyordu ve sembolik imgeler, temel insani duygular olan korku, gurur, nefret ve umut üzerine kurulu, son derece basit ve güçlü mesajlar içeriyordu.

İkinci Dünya Savaşı'nda ise, radyonun etkili bir kitle iletişim aracı olarak yaygınlaşmasıyla propaganda yeni bir aşamaya girdi. Liderin sesi her gün insanlara ulaşıyor, böyle onun etrafında bir ihtişam ve yenilmezlik havası yaratılıyor, mesajlara milliyetçilik ya da şüphecilik hakim oluyordu.

O zamanlar, Amerikan askerlerinin moralini bozmak amacıyla onlara yönelik mesajlar yayınlayan ‘Tokyo Rose’ radyosu ve Avrupa'daki direnişçilere gönderilen şifreli mesajları yayınlayan ‘Londra Radyosu’ gibi radyo istasyonları ortaya çıktı. Arap dünyasında ise bazı hükümetler radyonun gücünün farkına varmaya yeni yeni başladı. Kahire'den yayın yapan ‘Savtu’l-Arab’ (Arapların Sesi) sadece bir radyo istasyonu değil, özellikle 1950'ler ve 1960'larda Arapların toplumsal bilincinde etkili bir ideolojik platformdu.

Soğuk Savaş sırasında ise propaganda, Doğu ile Batı, yani komünizm ile kapitalizm arasında yumuşak bir savaşa dönüştü. ABD ve Rusya, resmi medya ve ‘Özgürlük Radyosu’ gibi taraflı radyo istasyonlarını kullanarak demokrasi, özgürlük ve ebedi düşman hakkında birbiriyle çelişen anlatılar yaydı.

İlginç olansa bu propaganda kampanyalarının her zaman geniş kitlelere yönelik olmamasıydı. Bazen işçiler, öğrenciler, azınlıklar ve hatta entelektüeller gibi belirli gruplara yönelik oluyordu.

Arap ülkelerinin modern dönem savaşlarında ise rejimler, medyayı meşruiyeti sağlamlaştırmak ve halkı harekete geçirmek için bir araç olarak gördüler. Bağdat’tan Şam’a ve Kahire'ye kadar resmi medya, yenilgiye uğramış olsalar bile zaferi öven bir söylem kullandı ve sorgulanmaya açık olmayan tek taraflı bir anlatı sundu. Yenilgiler medyada ‘taktiksel zaferler’ olarak gösterilirken, tüm yıkımların sorumluluğu düşmana yüklendi ve başarısızlık bir komplo olarak yorumlandı.

Bu açıdan propaganda, sadece bilgi aktarımı için bir araç değil, gerçekliğin kendisini şekillendiren, neyin söyleneceğini ve neyin söylenmeyeceğini, kimin kahraman kimin hain olduğunu belirleyen bir süreçti.

Televizyon ve sinema

Propaganda 20. yüzyılın ortalarında televizyonun ortaya çıkmasıyla daha etkili bir aşamaya girdi. Artık kelimeler veya sabit görüntüler yetmiyordu. Sesle desteklenen hareketli görüntüler, bilinci şekillendirmek için en güçlü araç haline geldi.

İkinci Körfez Savaşı (1990) sırasında, ABD merkezli televizyon kanalı CNN, savaşı 24 saat canlı olarak yayınlayan ilk televizyon kanalı olarak tarihe geçti. Gazetecilik başarısı gibi görünen bu olay, aynı zamanda Amerikan propagandasında da bir dönüm noktası oldu. Seçilmiş saha haberleri ve hesaplı yorumlar, ‘Irak düşmanı’ ve hava saldırılarının ‘cerrahi hassasiyeti’ hakkında dünya çapında bir kamuoyu oluşturulmasına katkıda bulundu.

İlginç olansa canlı yayınların sadece gerçeği aktarmak için değil, duyguları yönlendirmek için de kullanılmasıydı. Bazen bağlamlar göz ardı edilir ve resmin diğer tarafı gizlenirdi.

Otoriter rejimlerde ise resmi televizyon, tek bir anlatıyı sabitlemek için bir araçtı. Lübnan iç savaşında, İsrail'in Gazze’ye saldırısında, hatta  Mısır ve Suriye'nin 6 Ekim 1973'te İsrail'e karşı başlattığı Yom Kippur Savaşı'nda resmi kanallar propaganda aracına dönüşerek bazen moralleri yükselttiler, bazen de kayıpları gizlediler.

Beyaz perdede ise bu etki, 1935 yılında Leni Riefenstahl tarafından yönetilen ve üretilen, Nazi propagandasının en önemli eserlerinden biri olan ‘İradenin Zaferi’ gibi filmlerde daha da derin bir şekilde ortaya çıkıyor. Filmde Hitler ve Nazizm, sadakati ve desteği güçlendirmek için neredeyse dini bir üslupla tasvir edilmiştir.

dfrgthy
‘İradenin Zaferi’ adlı filmde Hitler ve Nazizm, sadakati ve desteği güçlendirmek için yarı-dini bir şekilde tasvir edildi (New York Times)

Aynı şekilde, İkinci Dünya Savaşı sırasında askerleri ve halkı harekete geçirmek amacıyla ‘özgürlük ve faşizm’ hikâyesini anlatmak için kullanılan Amerikan yapımı belgesel dizisi ‘Neden Savaşıyoruz?’ da buna bir örnektir. Öte yandan, ‘Cezayir Savaşı’ (1966) filmi, gerçekçi bir belgesel tarzında devrimci direnişin propagandasını yapan bir örnek olarak kabul edilir. “Kızıl Şafak” (1984) filmi ise, silahlı ulusal direnişin öyküsünü anlatarak Soğuk Savaş dönemindeki Sovyetler Birliği tehdidine ilişkin endişeleri yansıtıyor. Söz konusu filmlerde Ruslar, Araplar, Müslümanlar ve Çinliler çoğunlukla kötü adamlar veya insani motivasyonları olmayan teröristler olarak tasvir edildi.

Dolayısıyla televizyon ve sinema, sanatsal araçların açıkça siyasal amaçları gizlediği, kahramanların yaratıldığı, düşmanların resmedildiği psikolojik laboratuvarlara dönüşmüştür.

Hashtag (etiket) savaşları

20. yüzyılın sonlarında internetin ortaya çıkmasıyla birlikte propaganda, devletin ve resmi medyanın geleneksel kontrolünden uzak, fikirlerin ve anlatıların yayılması için alternatif platformlar sunan elektronik forumlar ve siyasi bloglar aracılığıyla yeni bir biçim almaya başladı. Bu araçlar 2000’li yıllarda, siyasi ve toplumsal hareketlerin muhalif anlatılarını yaymak için kullandığı önemli araçlar olarak öne çıktı.

Arap Baharı (2010-2012) bu hareketlerin en belirgin örneğiydi. Facebook ve X (eski adıyla Twitter) gibi platformlar, gençleri harekete geçirmek, protestoları organize etmek ve resmi kanalların yayınladıklarından farklı hikayeler yaymak üzere çok önemli bir rol oynadı. Arap Baharı sırasında “#Devrim - #Onur - #BinAlinin_düşüşü” gibi hashtagler (etiketler), mesajları birleştirmek ve hızlı bir şekilde yaymak için etkili araçlar haline geldi. Böylece hashtagler gerçek bir kitle propaganda silahına dönüştü.

İnfluencerlar da (sosyal medya fenomenleri) bu alanda giderek daha önemli bir rol oynuyor. Kişisel ve gayri resmi görünen içerikler aracılığıyla siyasi veya askeri fikirleri yaygınlaştırarak, geleneksel medya kuruluşlarının denetimi altında olmadan veya resmi medya kuruluşları olarak sınıflandırılmadan daha derin ve daha geniş bir etki yaratıyorlar.

dfvgrthy
Sosyal medya çağında dijital platformlar kalıcı propaganda platformlarına dönüştü (Reuters)

Son yıllarda, TikTok hızlı etki yaratan bir görsel platform olarak yükselişe geçti. Bu platform, kısa sürede dikkat çeken ve rekor sürede çok sayıda kullanıcıya ulaşan kısa videolara dayanıyor. Canlı yayın özelliği, anlık propaganda fırsatı sunuyor. Çünkü güncel olayları (savaşlar veya protestolar gibi) anında belgeleyen mesajlar veya görüntüler yayınlanabiliyor ve bu görüntüler genellikle kamuoyunu yönlendirmek veya rakibi görsel olarak yanıltmak için özenle seçiliyor.

Kriz durumlarında, TikTok’da belirli bir tarafın anlatısını destekleyen içerik yayınlamak veya dijital virüsler aracılığıyla dikkati dağıtmak için kullanılır. Bu da onu gerçek zamanlı olarak bireysel ve toplu etkiye sahip gelişmiş bir propaganda aracı haline getiriyor.

Propagandanın geleceği

Günümüzde propaganda, dezenformasyon ve bilgi savaşı kavramları birbiriyle iç içe geçmiş durumda. Artık sadece propaganda mesajları yaymakla kalmayıp, sahte içerikler, sahte hesaplar ve kamuoyunu karıştırmak ve farklı tarafların çıkarlarına hizmet etmek için koordine edilmiş kampanyalar gibi gelişmiş teknikler kullanılıyor. Son zamanlarda, bu araçları kullanarak yalan haberler yaymak veya kamuoyundaki tartışmanın gidişatını fark edilmeyecek veya karşı konulamayacak şekilde değiştirmek için sistematik kampanyalar düzenlendiğini gördük.

Bu kampanyaların amacı, iç cepheyi güçlendirmek ve ulusal aidiyeti pekiştirmekten, bağlamından koparılmış görüntü ve haberler yayınlayarak rakibin moralini bozmaya kadar çeşitlilik gösteriyor. Duyguları ve kültürel kimliği kullanarak derin bir psikolojik etki yaratmak, psikolojik savaş olarak bilinir.

Artık yapay zekanın (AI) gelişmesiyle birlikte, reklam içeriğinin otomatik olarak, doğru ve gerçekçi bir şekilde üretildiğini görebiliyoruz. Bu da akan içerik seli içinde bilgilerin doğruluğunu kontrol etmeyi daha da güçleştirirken birçok kişiyi ‘profesyonel gazetecilik, kamuoyunu şekillendirmede etkili bir rol oynamaya devam edecek mi, yoksa kararlar algoritmalar ve dijital platformlar aracılığıyla saniyeler içinde mi alınacak?’ sorusunu sormaya itiyor.

Ancak içeriğin biçimi ne olursa olsun, ister uçaktan atılan bir kağıt parçası ister akıllı telefondan girilen bir sosyal medya platformundaki bir hashtag olsun, sorulması gereken en önemli soru ‘Biz, neyi alacağını seçen bilinçli bir kitle miyiz, yoksa eşitliğin olmadığı bir savaşta potansiyel kurbanlar mıyız?’ sorusudur.



Epifiz bezinin kökeni eski omurgalının ikinci göz çifti olabilir

Myllokunmingia gözleri sayesinde avcılardan kaçma şansını artırıyordu (Xiangtong Lei/Sihang Zhang)
Myllokunmingia gözleri sayesinde avcılardan kaçma şansını artırıyordu (Xiangtong Lei/Sihang Zhang)
TT

Epifiz bezinin kökeni eski omurgalının ikinci göz çifti olabilir

Myllokunmingia gözleri sayesinde avcılardan kaçma şansını artırıyordu (Xiangtong Lei/Sihang Zhang)
Myllokunmingia gözleri sayesinde avcılardan kaçma şansını artırıyordu (Xiangtong Lei/Sihang Zhang)

Bilinen en eski omurgalının 4 gözü olduğu tespit edildi. 

Örümceklerin 8, arıların 5, kutu denizanalarının ise 24 gözü var. Ancak bu istisnaların dışında yeryüzündeki çoğu hayvan sadece iki göze sahip.

Öte yandan bilim insanları, omurgalıların zaman içinde diğer gözlerini kaybederek bugünkü görünümüne ulaştığını söylüyor.

518 milyon yıl önce yaşayan Myllokunmingia, dünyanın bilinen en eski omurgalısı. İlk omurgalıların yanı sıra pek çok omurgasız türün de ortaya çıktığı Kambriyen Dönemi'nde yaşayan bu deniz canlıları, bugünkü Çin'in yakınlarındaki sularda dolaşıyordu.

Çin ve Birleşik Krallık'tan araştırmacılar, Çin'in güneyindeki Chengjiang formasyonunda keşfedilen 10 ayrı Myllokunmingia fosilini analiz etti. Bunların 6'sı Haikouichthys ercaicunensis türüne aitken, diğerleri kesin olarak tanımlanamadı.

Göz gibi yumuşak vücut parçaları nadiren korunuyor ancak bilim insanları bu fosillerde göz kalıntıları elde etmeyi başardı.

İleri mikroskop teknikleri ve kimyasal analizler kullanan ekip, hayvanın yüzünün her iki yanında iki büyük göz ve yüzün ortasında iki küçük göz bulunduğunu saptadı.

Bulguları hakemli dergi Nature'da yayımlanan çalışmanın başyazarı Peiyun Cong "Anatomilerini anlamak için işe büyük gözleri inceleyerek başladık ve aralarında iki küçük, tamamen işlevsel göz bulmak tam bir sürpriz oldu" diyerek ekliyor: 

Bunu görmek inanılmaz derecede heyecan vericiydi.

Gözlerin hepsinde melanozom tespit eden araştırmacılar, bu organların "kamera tipi" olduğunu, yani görebilmek için ışığa ihtiyaç duyduğunu saptadı. Bu organeller vücudun çeşitli yerlerinde bulunurken, gözdekiler ışığın emilmesinden ve göz renginden sorumlu.

Ardından gözlerde tespit edilen dairesel yapıların da lens olduğu düşünülüyor. Bu sayede gözler muhtemelen ışığı algılamakla kalmayıp görüntü de oluşturabiliyordu. 

Bilim insanları bu deniz canlısının gelişmiş gözleri sayesinde diğer hayvanlara yem olmaktan kurtulduğunu düşünüyor. Kambriyen patlaması sonucu bu dönemde pek çok büyük yırtıcı tür ortaya çıkmıştı.

Makalenin bir diğer yazarı Jakob Vinther "Böyle bir ortamda 4 göze sahip olmak, bu hayvanlara daha geniş bir görüş alanı sağlamış olabilir ve bu da avcılardan kaçınmada önem taşıyor" diye açıklıyor.

Araştırmacılar ikinci göz çiftinin, bazı modern omurgalılardaki göz benzeri ilkel bir yapının ve insanlarda melatonin salgılayan epifiz bezinin evrimsel kökeni olabileceğini düşünüyor.

Bugünkü bazı balıklar, sürüngenler ve amfibiler, ışığı algılamaktan sorumlu paryetal göze sahip. Bu gözün bağlı olduğu epifiz bezi, insanlarda ve pek çok omurgalıda melatonin üreterek uyumaya yardımcı oluyor.

Cong "Epifiz organları ilk başta görüntü üreten gözlermiş" diyerek ekliyor:

Ancak evrimin ilerleyen aşamalarında küçüldüler, görme yeteneklerini kaybettiler ve uykuyu düzenlemedeki modern rollerini üstlendiler.

Independent Türkçe, Live Science, Discover Magazine, Nature


Devasa dinozorun büyük burnunun gizemi çözüldü

Triceratopslar, 2 metreden fazla boya ve 8 metrenin üzerinde uzunluğa ulaşabiliyordu (Carnegie Doğa Tarihi Müzesi)
Triceratopslar, 2 metreden fazla boya ve 8 metrenin üzerinde uzunluğa ulaşabiliyordu (Carnegie Doğa Tarihi Müzesi)
TT

Devasa dinozorun büyük burnunun gizemi çözüldü

Triceratopslar, 2 metreden fazla boya ve 8 metrenin üzerinde uzunluğa ulaşabiliyordu (Carnegie Doğa Tarihi Müzesi)
Triceratopslar, 2 metreden fazla boya ve 8 metrenin üzerinde uzunluğa ulaşabiliyordu (Carnegie Doğa Tarihi Müzesi)

Bilim insanları Triceratops'un burnunun, koku alma dışında sıcaklık ve nemi kontrol ettiği için çok büyük olduğunu buldu.

Devasa otobur dinozorlar olan Triceratops'un en dikkat çekici özelliği büyük kafaları ve burunlarıydı. 

Tokyo Üniversitesi'nden Seishiro Tada, Geç Kretase döneminde yaşayan Ceratopsia grubuna ait olan bu dinozorlar hakkında şöyle diyor: 

Özellikle Triceratops'un çok büyük ve sıradışı bir burnu var ve sürüngenlerin temel yapılarını hatırlasam da organların bunun içine nasıl sığdığını anlayamıyordum.

Tada ve ekibi, bu hayvanların burnunun anatomisini ilk kez kapsamlı bir şekilde inceledikleri bir çalışma yürüttü.

Bilim insanları bilgisayarlı tomografiden yararlanarak fosilleri inceledi. Ayrıca burun yapısını daha iyi anlamak için bugün yaşayan sürüngenlere ait verilere de başvurdular.

Bulguları hakemli dergi The Anatomical Record'da yayımlanan çalışmaya göre Triceratops'un sinirleri, diğer sürüngenlerden farklı bir bağlantıya sahipti.

Çoğu sürüngende sinirler ve kan damarları çeneyle burundan geçerek burun deliklerine ulaşıyor. Ancak Triceratops'un kafatası şekli çene yolunu engelleyerek sinir ve damarların burundan ilerlemesine neden oluyordu. 

Tada "Triceratops dokuları büyük burnunu desteklemek için bu şekilde evrimleşti" diye açıklıyor.

Fosil örneklerinde, neredeyse başka hiçbir dinozorda görülmeyen özel bir yapı da keşfedildi. 

Solunum türbinatı adı verilen bu ince, kıvrımlı yapılar, kanı beyne ulaşmadan önce soğutarak nemin kaybolup gitmesinin önüne geçiyordu. 

Araştırmacılar hem bu yapıların hem de sinir ve damarların rotasının değişmesinin, devasa dinozorun vücut sıcaklığını ve nemi kontrol altında tutmaya yaradığını düşünüyor.

Özellikle Geç Kretase'nin nemli sıcağında büyük kafalarını serinletmek üzere evrimleşmişler. 

Yeni çalışma, dinozorların yumuşak doku anatomisi hakkındaki önemli bir boşluğu dolduruyor. 

Araştırmacılar daha sonraki çalışmalarda bu ilginç hayvanların kafatasının diğer kısımlarına dair gizemleri aydınlatmayı umuyor.

Independent Türkçe, Phys.org, Science Blog, The Anatomical Record


Stephen King uyarlaması korku dizisi için takvim netleşiyor

Dışlanmış lise öğrencisi Carrie White'ın ürkütücü hikayesini anlatan 2013 yapımı Carrie: Günah Tohumu'nda (Carrie) başrolde Chloë Grace Moretz yer almıştı (Sony Pictures Releasing)
Dışlanmış lise öğrencisi Carrie White'ın ürkütücü hikayesini anlatan 2013 yapımı Carrie: Günah Tohumu'nda (Carrie) başrolde Chloë Grace Moretz yer almıştı (Sony Pictures Releasing)
TT

Stephen King uyarlaması korku dizisi için takvim netleşiyor

Dışlanmış lise öğrencisi Carrie White'ın ürkütücü hikayesini anlatan 2013 yapımı Carrie: Günah Tohumu'nda (Carrie) başrolde Chloë Grace Moretz yer almıştı (Sony Pictures Releasing)
Dışlanmış lise öğrencisi Carrie White'ın ürkütücü hikayesini anlatan 2013 yapımı Carrie: Günah Tohumu'nda (Carrie) başrolde Chloë Grace Moretz yer almıştı (Sony Pictures Releasing)

Korku türünün son yıllarda öne çıkan isimlerinden Mike Flanagan'ın sıradaki Stephen King uyarlaması, mevsimine son derece uygun bir takvimle gelebilir. 

Yapımda rol alan Katee Sackhoff, Amazon Prime Video için hazırlanan Carrie dizisinin yayın takvimine dair net bir işaret verdi.

The Haunting: Tepedeki Ev'in (The Haunting of Hill House) dizi sorumlusu ve yönetmeni olarak da tanınan Flanagan'ın, Carrie'yi bölüm bölüm anlatacak bir uyarlama için bizzat King tarafından seçildiği belirtiliyor. Dizinin çekimleri Ekim 2025'te tamamlandı ve 2026'da yayımlanacağı duyuruldu.

"Sizi güzel bir şey bekliyor"

The Direct'in aktardığına göre Sackhoff, açıklamayı Kanada'nın Vancouver kentindeki Fan Expo'da 14 Şubat'ta yaptı. Bo-Katan Kryze rolüyle Yıldız Savaşları (Star Wars) evreninden de tanınan oyuncu, Flanagan evreni anlamına gelen "Flanniverse" esprisiyle söze girip şu ifadeleri kullandı:

Mike Flanagan'a dönersek... Evet, Flanniverse... Carrie, Ekim 2026'da Amazon'da yayına giriyor. Sizi güzel bir şey bekliyor. Çok iyi. Gerçekten çok iyi.

Flanagan'ın Carrie dizisine dair şimdilik fazla detay yok ancak elbette King'in ikonik Göz (Carrie) romanından uyarlandığı biliniyor. Korku yazarının ilk romanı olan kitapta, genç Carrie, maruz kaldığı acımasız zorbalığın ardından mezuniyet balosunu kabusa çeviriyor.

Dizide Carrie White'ı genç yıldız Summer Howell canlandıracak. Çığlık'la (Scream) tanınan Matthew Lillard ise Müdür Grayle rolüyle kadroda yer alacak. Carrie'nin annesi Margaret'ı, Flanagan'ın diğer projeleriyle de tanınan Amerikalı aktris Samantha Sloyan oynayacak. 

Oyuncu kadrosunda ayrıca Alison Thornton ve Thalia Dudek gibi isimler yer alıyor.

Sackhoff, etkinlikte dizinin tonuna dair ufak bir ipucu da verdi: 

Yani, sonuçta Carrie bu... Ateş var mı? Biraz kan da olabilir.

Ardından şunu ekledi: 

Ben çok heyecanlıyım. Bayılacaksınız. Mike Flanagan işini çok iyi yapıyor.

Oyuncu ayrıca Flanagan'ın özellikle King uyarlamalarındaki başarısına dikkat çekerek, "Stephen ona güveniyor" dedi. Ayrıca şakayla karışık King'in Flanagan'a neredeyse "tüm kütüphanesini" açtığını ima etti: 

Şunu da yap, bunu da yap... Peki ya şu?

Flanagan daha önce Doktor Uyku (Doctor Sleep), Chuck'ın Hayatı (The Life of Chuck) ve Oyun (Gerald's Game) gibi eserleri uyarlamıştı. Şimdiyse Kara Kule (The Dark Tower) uyarlaması üzerinde çalışıyor. Flanagan'ın yakın zamanda söylediğine göre proje "ilerliyor, çok sayıda senaryo hazır ve ilk öncelik konumunda".

Independent Türkçe, GamesRadar, The Direct