Kağıttan TikTok'a modern propaganda tarihi

Propaganda savaşları, gürültülü araçlardan sessiz algoritmalara, afişlerden beğenilere dönüştü

Son yıllarda TikTok'un hızla gelişen bir görsel platform olarak yükselişine tanık olduk (CNN)
Son yıllarda TikTok'un hızla gelişen bir görsel platform olarak yükselişine tanık olduk (CNN)
TT

Kağıttan TikTok'a modern propaganda tarihi

Son yıllarda TikTok'un hızla gelişen bir görsel platform olarak yükselişine tanık olduk (CNN)
Son yıllarda TikTok'un hızla gelişen bir görsel platform olarak yükselişine tanık olduk (CNN)

Dalia Muhammed

Sıradan bir sabah, milyonlarca kişi TikTok uygulamasında dans videoları ya da komik videolar ararken karşılarına 30 saniyelik bir video çıktı. Videoda meçhul bir asker, yıkık bir şehrin ortasında ateş etmektedir. Videoda herhangi bir açıklama yok, sadece heyecan verici müzik ve hızlı görsel efektler var. Video 24 saatten az bir sürede 10 milyon izlenme sayısını aşar. Kimi bunu askerin kahramanlığını belgeleyen bir video olarak görürken kimi videonun gerçekliğini sorgulayıp sadece izlenme alabilmek için yapılmış bir video olduğu yorumunda bulundu.

Ancak bu rastgele çekilmiş fotoğrafın arkasında, sadece duyguları harekete geçirmekle kalmayıp zihinleri yönlendirmek amacıyla tasarlanmış, ustaca hazırlanmış bir mekanizma yatıyor. Çağdaş propaganda böyle bir hal aldı ve artık savaş alanında dağıtılan kâğıt broşürler veya uzun frekanslar üzerinden yayınlanan radyo konuşmaları değil, küçük ekranlardan akıp giden, kendini belli etmeden fikirler aşılayan gizli, görünür, canlı bir mesaj haline geldi.

İnsanlık, tapınaklarda firavunları yücelten yazıtlardan, iki dünya savaşındaki propaganda broşürlerine, değerleri ve düşmanları aynı anda tanıtan Hollywood filmlerine kadar binlerce yıldır propagandayı biliyor ve kullanıyordu.

Kâğıttan radyoya

Propaganda sosyal medya trendleri haline gelmeden önce, ucuz kâğıda basılmış ve uçaklardan atılan bir broşür ya da şehrin duvarlarını süsleyen renkli bir afiş halindeydi ve ‘biz haklıyız, düşman ise tamamen kötüdür’ şeklinde basit, ama güçlü bir slogan taşıyordu.

Modern propaganda, savaşın rahminden doğdu. Devletler, savaşın sadece savaş alanlarında değil, askerlerin zihinlerinde, fabrikalardaki kadınların zihinlerinde ve hatta okullardaki çocukların zihinlerinde de kazanıldığını fark ettiler.

fgthyu
Propaganda onlarca yıl önce ucuz kağıda basılmış broşürler biçimindeydi (Oxford University Press)

Birinci Dünya Savaşı'nda, savaşan güçler propaganda ilanlarını (broşürler, afişler) daha önce görülmemiş bir ölçekte kullandılar. Bu materyallerde vatan için fedakârlık yapan askerler veya masumları tehdit eden vahşi canavarlar olarak gösterilen düşmanlar resmediliyordu ve sembolik imgeler, temel insani duygular olan korku, gurur, nefret ve umut üzerine kurulu, son derece basit ve güçlü mesajlar içeriyordu.

İkinci Dünya Savaşı'nda ise, radyonun etkili bir kitle iletişim aracı olarak yaygınlaşmasıyla propaganda yeni bir aşamaya girdi. Liderin sesi her gün insanlara ulaşıyor, böyle onun etrafında bir ihtişam ve yenilmezlik havası yaratılıyor, mesajlara milliyetçilik ya da şüphecilik hakim oluyordu.

O zamanlar, Amerikan askerlerinin moralini bozmak amacıyla onlara yönelik mesajlar yayınlayan ‘Tokyo Rose’ radyosu ve Avrupa'daki direnişçilere gönderilen şifreli mesajları yayınlayan ‘Londra Radyosu’ gibi radyo istasyonları ortaya çıktı. Arap dünyasında ise bazı hükümetler radyonun gücünün farkına varmaya yeni yeni başladı. Kahire'den yayın yapan ‘Savtu’l-Arab’ (Arapların Sesi) sadece bir radyo istasyonu değil, özellikle 1950'ler ve 1960'larda Arapların toplumsal bilincinde etkili bir ideolojik platformdu.

Soğuk Savaş sırasında ise propaganda, Doğu ile Batı, yani komünizm ile kapitalizm arasında yumuşak bir savaşa dönüştü. ABD ve Rusya, resmi medya ve ‘Özgürlük Radyosu’ gibi taraflı radyo istasyonlarını kullanarak demokrasi, özgürlük ve ebedi düşman hakkında birbiriyle çelişen anlatılar yaydı.

İlginç olansa bu propaganda kampanyalarının her zaman geniş kitlelere yönelik olmamasıydı. Bazen işçiler, öğrenciler, azınlıklar ve hatta entelektüeller gibi belirli gruplara yönelik oluyordu.

Arap ülkelerinin modern dönem savaşlarında ise rejimler, medyayı meşruiyeti sağlamlaştırmak ve halkı harekete geçirmek için bir araç olarak gördüler. Bağdat’tan Şam’a ve Kahire'ye kadar resmi medya, yenilgiye uğramış olsalar bile zaferi öven bir söylem kullandı ve sorgulanmaya açık olmayan tek taraflı bir anlatı sundu. Yenilgiler medyada ‘taktiksel zaferler’ olarak gösterilirken, tüm yıkımların sorumluluğu düşmana yüklendi ve başarısızlık bir komplo olarak yorumlandı.

Bu açıdan propaganda, sadece bilgi aktarımı için bir araç değil, gerçekliğin kendisini şekillendiren, neyin söyleneceğini ve neyin söylenmeyeceğini, kimin kahraman kimin hain olduğunu belirleyen bir süreçti.

Televizyon ve sinema

Propaganda 20. yüzyılın ortalarında televizyonun ortaya çıkmasıyla daha etkili bir aşamaya girdi. Artık kelimeler veya sabit görüntüler yetmiyordu. Sesle desteklenen hareketli görüntüler, bilinci şekillendirmek için en güçlü araç haline geldi.

İkinci Körfez Savaşı (1990) sırasında, ABD merkezli televizyon kanalı CNN, savaşı 24 saat canlı olarak yayınlayan ilk televizyon kanalı olarak tarihe geçti. Gazetecilik başarısı gibi görünen bu olay, aynı zamanda Amerikan propagandasında da bir dönüm noktası oldu. Seçilmiş saha haberleri ve hesaplı yorumlar, ‘Irak düşmanı’ ve hava saldırılarının ‘cerrahi hassasiyeti’ hakkında dünya çapında bir kamuoyu oluşturulmasına katkıda bulundu.

İlginç olansa canlı yayınların sadece gerçeği aktarmak için değil, duyguları yönlendirmek için de kullanılmasıydı. Bazen bağlamlar göz ardı edilir ve resmin diğer tarafı gizlenirdi.

Otoriter rejimlerde ise resmi televizyon, tek bir anlatıyı sabitlemek için bir araçtı. Lübnan iç savaşında, İsrail'in Gazze’ye saldırısında, hatta  Mısır ve Suriye'nin 6 Ekim 1973'te İsrail'e karşı başlattığı Yom Kippur Savaşı'nda resmi kanallar propaganda aracına dönüşerek bazen moralleri yükselttiler, bazen de kayıpları gizlediler.

Beyaz perdede ise bu etki, 1935 yılında Leni Riefenstahl tarafından yönetilen ve üretilen, Nazi propagandasının en önemli eserlerinden biri olan ‘İradenin Zaferi’ gibi filmlerde daha da derin bir şekilde ortaya çıkıyor. Filmde Hitler ve Nazizm, sadakati ve desteği güçlendirmek için neredeyse dini bir üslupla tasvir edilmiştir.

dfrgthy
‘İradenin Zaferi’ adlı filmde Hitler ve Nazizm, sadakati ve desteği güçlendirmek için yarı-dini bir şekilde tasvir edildi (New York Times)

Aynı şekilde, İkinci Dünya Savaşı sırasında askerleri ve halkı harekete geçirmek amacıyla ‘özgürlük ve faşizm’ hikâyesini anlatmak için kullanılan Amerikan yapımı belgesel dizisi ‘Neden Savaşıyoruz?’ da buna bir örnektir. Öte yandan, ‘Cezayir Savaşı’ (1966) filmi, gerçekçi bir belgesel tarzında devrimci direnişin propagandasını yapan bir örnek olarak kabul edilir. “Kızıl Şafak” (1984) filmi ise, silahlı ulusal direnişin öyküsünü anlatarak Soğuk Savaş dönemindeki Sovyetler Birliği tehdidine ilişkin endişeleri yansıtıyor. Söz konusu filmlerde Ruslar, Araplar, Müslümanlar ve Çinliler çoğunlukla kötü adamlar veya insani motivasyonları olmayan teröristler olarak tasvir edildi.

Dolayısıyla televizyon ve sinema, sanatsal araçların açıkça siyasal amaçları gizlediği, kahramanların yaratıldığı, düşmanların resmedildiği psikolojik laboratuvarlara dönüşmüştür.

Hashtag (etiket) savaşları

20. yüzyılın sonlarında internetin ortaya çıkmasıyla birlikte propaganda, devletin ve resmi medyanın geleneksel kontrolünden uzak, fikirlerin ve anlatıların yayılması için alternatif platformlar sunan elektronik forumlar ve siyasi bloglar aracılığıyla yeni bir biçim almaya başladı. Bu araçlar 2000’li yıllarda, siyasi ve toplumsal hareketlerin muhalif anlatılarını yaymak için kullandığı önemli araçlar olarak öne çıktı.

Arap Baharı (2010-2012) bu hareketlerin en belirgin örneğiydi. Facebook ve X (eski adıyla Twitter) gibi platformlar, gençleri harekete geçirmek, protestoları organize etmek ve resmi kanalların yayınladıklarından farklı hikayeler yaymak üzere çok önemli bir rol oynadı. Arap Baharı sırasında “#Devrim - #Onur - #BinAlinin_düşüşü” gibi hashtagler (etiketler), mesajları birleştirmek ve hızlı bir şekilde yaymak için etkili araçlar haline geldi. Böylece hashtagler gerçek bir kitle propaganda silahına dönüştü.

İnfluencerlar da (sosyal medya fenomenleri) bu alanda giderek daha önemli bir rol oynuyor. Kişisel ve gayri resmi görünen içerikler aracılığıyla siyasi veya askeri fikirleri yaygınlaştırarak, geleneksel medya kuruluşlarının denetimi altında olmadan veya resmi medya kuruluşları olarak sınıflandırılmadan daha derin ve daha geniş bir etki yaratıyorlar.

dfvgrthy
Sosyal medya çağında dijital platformlar kalıcı propaganda platformlarına dönüştü (Reuters)

Son yıllarda, TikTok hızlı etki yaratan bir görsel platform olarak yükselişe geçti. Bu platform, kısa sürede dikkat çeken ve rekor sürede çok sayıda kullanıcıya ulaşan kısa videolara dayanıyor. Canlı yayın özelliği, anlık propaganda fırsatı sunuyor. Çünkü güncel olayları (savaşlar veya protestolar gibi) anında belgeleyen mesajlar veya görüntüler yayınlanabiliyor ve bu görüntüler genellikle kamuoyunu yönlendirmek veya rakibi görsel olarak yanıltmak için özenle seçiliyor.

Kriz durumlarında, TikTok’da belirli bir tarafın anlatısını destekleyen içerik yayınlamak veya dijital virüsler aracılığıyla dikkati dağıtmak için kullanılır. Bu da onu gerçek zamanlı olarak bireysel ve toplu etkiye sahip gelişmiş bir propaganda aracı haline getiriyor.

Propagandanın geleceği

Günümüzde propaganda, dezenformasyon ve bilgi savaşı kavramları birbiriyle iç içe geçmiş durumda. Artık sadece propaganda mesajları yaymakla kalmayıp, sahte içerikler, sahte hesaplar ve kamuoyunu karıştırmak ve farklı tarafların çıkarlarına hizmet etmek için koordine edilmiş kampanyalar gibi gelişmiş teknikler kullanılıyor. Son zamanlarda, bu araçları kullanarak yalan haberler yaymak veya kamuoyundaki tartışmanın gidişatını fark edilmeyecek veya karşı konulamayacak şekilde değiştirmek için sistematik kampanyalar düzenlendiğini gördük.

Bu kampanyaların amacı, iç cepheyi güçlendirmek ve ulusal aidiyeti pekiştirmekten, bağlamından koparılmış görüntü ve haberler yayınlayarak rakibin moralini bozmaya kadar çeşitlilik gösteriyor. Duyguları ve kültürel kimliği kullanarak derin bir psikolojik etki yaratmak, psikolojik savaş olarak bilinir.

Artık yapay zekanın (AI) gelişmesiyle birlikte, reklam içeriğinin otomatik olarak, doğru ve gerçekçi bir şekilde üretildiğini görebiliyoruz. Bu da akan içerik seli içinde bilgilerin doğruluğunu kontrol etmeyi daha da güçleştirirken birçok kişiyi ‘profesyonel gazetecilik, kamuoyunu şekillendirmede etkili bir rol oynamaya devam edecek mi, yoksa kararlar algoritmalar ve dijital platformlar aracılığıyla saniyeler içinde mi alınacak?’ sorusunu sormaya itiyor.

Ancak içeriğin biçimi ne olursa olsun, ister uçaktan atılan bir kağıt parçası ister akıllı telefondan girilen bir sosyal medya platformundaki bir hashtag olsun, sorulması gereken en önemli soru ‘Biz, neyi alacağını seçen bilinçli bir kitle miyiz, yoksa eşitliğin olmadığı bir savaşta potansiyel kurbanlar mıyız?’ sorusudur.



Hollywood yıldızı, İrlanda vatandaşlığı alamadı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Hollywood yıldızı, İrlanda vatandaşlığı alamadı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Yaklaşık 30 yıldır Cork Kontluğu'nda şato sahibi olsa da Jeremy Irons, İrlanda vatandaşlığı almayı başaramadı.

Oscar adayı Britanyalı yıldız, 1978'de İrlandalı tiyatro oyuncusu Sinéad Cusack'le evlendi ve 77 yaşındaki Irons, Ballydehob yakınlarındaki Kilcoe Şatosu'nun yanı sıra Londra'nın merkezinde bir ev satın aldı.

Ancak geçen hafta (10 Şubat) bir etkinlikte konuşan 78 yaşındaki Cusack, kocasının İrlanda pasaportu alma girişiminin mali sonuçlar nedeniyle son zamanlarda durma noktasına geldiğini itiraf etti.

Daily Mail'e, "İrlanda pasaportu almaya çalıştı ama [bu] tüm vergi durumlarını çok kapsamlı bir şekilde yeniden düşünmeyi gerektirecekti bu yüzden vazgeçti" dedi.

Bunu yaşamış bir arkadaşımızla konuştuk. Tüm vergi işlerini [İrlanda'ya] taşıdı. Çok yazık.

2021'de Irons, İrlanda pasaportu alma arzusundan (ve mücadelesinden) bahsetmişti. 2021'de Irish Independent'a "Daha fazla Britanya vatandaşı bir Kelt'le evlenmeyi denemeli" diye konuşmuştu.

Sadece pasaport için değil ama pasaport da güzel olurdu.

Brideshead Revisited'in yıldızı, ünlü statüsünün ona kolayca pasaport alma imkanı sağlaması gerektiği önerisine şu yanıtı vermişti:

Keşke öyle olsa ama olmayacak.

Birleşik Krallık'ın (BK) Brexit nedeniyle Avrupa Birliği'nden ayrılmasının ardından, İrlandalı aile üyeleri olan birçok Britanyalı, tekrar AB vatandaşı olmak için İrlanda pasaportu almaya çalışıyor.

2024'te, BK'de yaşayan rekor sayıda 242 bin 772 kişi İrlanda pasaportu için başvurdu; bu, Britanya'nın 2020'de AB'den ayrılmasından bu yana en yüksek sayı oldu.

1 Ocak 2005'ten önce doğmuş ve en az bir ebeveyni veya büyük ebeveyni İrlanda'da doğmuş olan Britanya vatandaşları İrlanda vatandaşlığına hak kazanıyor.

Bu, Irons ve Cusack'ın yetişkin çocukları olan 49 yaşındaki fotoğrafçı Samuel ve 40 yaşındaki aktör Max'in (Londra'da doğup büyüdüler) İrlanda pasaportu alabilecekleri anlamına geliyor.

Etkinlikte konuşan Cusack şunları söyledi:

Oğullarım ve torunlarımın hepsi İrlanda pasaportu alıyor. Max henüz başvuru yapmadı ancak pasaportu alacak çünkü ben tamamen İrlandalıyım.

Wight Adası'nda büyüyen Irons, daha önce benimsediği İrlandalı kimliğine olan sevgisinden bahsetmişti. Ancak başlangıçta Britanyalı yaşam tarzıyla İrlanda'nın en iyi aktörlerinden birçoğunu yetiştiren İrlandalı Cusack ailesi arasında bir gerilim olduğunu itiraf etmişti.

2021'de "Ama tabii ki İrlandalı oldukları için, lanet Britanyalılar yüzünden kendilerini değersizleştirilmiş ve aşağılanmış hissedediyorlar, sanırım [Sinéad'in babası] Cyril, kızının Britanyalı bir adamla evlenmesinden çok memnundu" demişti.

Independent Türkçe


Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
TT

Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)

Venezuela'nın geçici lideri Delcy Rodriguez, bir yandan Chavismo tabanına anti-emperyalist söylemle mesaj verirken, diğer yandan da Donald Trump yönetiminin baskısıyla daha pragmatik bir çizgi izlemeye çalışıyor.

BBC'nin analizinde, Karakas ve Washington arasında tek taraflı bir bağımlılık ilişkisi olmadığı, Rodriguez'in Trump'a karşı belirli kozları elinde tuttuğu yazılıyor.

Analize göre Rodriguez yönetiminin Amerikan petrol şirketlerine kapıyı aralayan düzenlemeleri ve Washington'la vardığı petrol sevkiyatı anlaşmaları, mevcut ABD-Venezuela ilişkilerinin temelini oluşturuyor.

Trump'ın Venezuela petrolünü küresel arz denklemine dahil etme isteği, Karakas'ta istikrarsızlık ihtimalini göze alamayacağı anlamına geliyor.

Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'dan Christopher Sabatini, Rodriguez'in yönetiminin "ABD askeri ve diplomatik desteğine dayalı bir meşruiyet" diye tanımlıyor. Sabatini'ye göre Trump yönetimi, Venezuela'da geri adım görüntüsü vermemek için mevcut düzenin sürmesini tercih ediyor.

Latin Amerika uzmanına göre bu durum Rodriguez'e sınırlı da olsa hareket alanı sunuyor. Trump'ın, Nicolas Maduro'nun devrilmesini "net bir başarı hikayesi" olarak sunmak istediğini, Karakas yönetiminde ani bir dönüşüm riskini göze almak istemediğini savunuyor.

Dolayısıyla ABD'nin Venezuela'daki enerji çıkarları, bölgesel istikrar ihtiyacı ve Trump'ın iç kamuoyuna sunmak istediği "başarılı dış politika" anlatısı, Rodriguez'in de elini güçlendiriyor.

Sabatini şu yorumları paylaşıyor:  

Trump, Venezuela'nın şu anki durumunun sürmesini, her şeyin yolunda olduğu anlatısına aykırı hiçbir şeyin yaşanmamasını istiyor. Bu yüzden Rodriguez, çoğu kişinin fark etmediği şekilde Trump üzerinde bir miktar etkiye sahip. Bu, Trump'ın istediğinden çok daha eşit bir ortaklık.

Rodriguez, kamuoyuna açıklamalarında ABD'yi emperyalist ve işgalci diye nitelemeyi sürdürse de perde arkasında Washington'la temaslar sürüyor. CIA Başkanı John Ratcliffe, geçen ay Karakas'a giderek Venezuela'nın geçici lideriyle birebir görüşmüştü.

Buna ek olarak Rodriguez, Venezuela İçişleri Bakanı Diosdado Cabello ve ona yakın güvenlik yetkilileriyle de arasını iyi tutmaya çalışıyor. ABD yönetimi, Venezuela siyasetinde ağırlığa sahip Cabello'nun başına 2020'de koyduğu 10 milyon dolarlık ödülü bu yıl 10 Ocak'ta 25 milyon dolara çıkarmıştı.

Amerikan özel harekat ekipleri, aylar süren askeri yığınağın ardından 3 Ocak'ta Venezuela'ya kara harekatı başlatmış, başkent Karakas'ı bombalarken Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i de gece baskınıyla kaçırmıştı.

Rodriguez ise 5 Ocak'taki yemin töreniyle ülkenin başına geçmişti. Diğer yandan Guardian'ın analizinde, Delcy Rodriguez ve abisi Venezuela Ulusal Meclisi Başkanı Jorge Rodriguez'in, Karakas baskınından önce Beyaz Saray'la anlaştığı öne sürülmüştü.

Independent Türkçe, BBC, Guardian


Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
TT

Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)

Donald Trump yönetimi, Gazze'de kurulması planlanan yeni güvenlik gücüne Hamas karşıtı aşiretlerden eleman devşirmeyi planlıyor.

Telegraph'ın aktardığına göre Trump yönetiminin planına İsrail de destek veriyor. Tel Aviv yönetimi, Gazze Şeridi'ndeki Hamas karşıtı çeteleri savaşın başından beri silahlandırıyor.

Planın, Trump'ın Gazze savaşını sonlandırma girişimi kapsamında İsrail'de kurulan Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi'nde (CMCC) aralıkta değerlendirmeye alındığı belirtiliyor.

Diğer yandan organize suç ve uyuşturucu kaçakçılığıyla bağlantılı bu aşiretleri polis gücüne katma teklifinin, Batılı müttefiklerde endişe yarattığı belirtiliyor. Özellikle Birleşik Krallık ve Fransa böyle bir hamleye karşı çıkıyor.

Adının paylaşılmaması şartıyla konuşan bir Batılı yetkili şunları söylüyor:

Bazı yetkililer, ‘Bu saçmalık, aşiretler hem suç örgütü hem de İsrail tarafından destekleniyor' diyerek ciddi tepki gösterdi.

Haberde, aşiret üyelerinin Gazze'de cinayet, adam kaçırma ve yardım kamyonlarını yağmalama gibi suçlara karıştığı ifade ediliyor. Ayrıca büyük aşiretlerden en az ikisinin üyeleri arasında DEAŞ saflarında savaşmış ya da örgüte bağlılık yemini etmiş kişilerin olduğu savunuluyor.

Trump'ın damadı Jared Kushner, Beyaz Saray'ın 10 Ekim'de devreye giren ateşkes ve Gazze'nin yeniden inşası planını ilerletme çabalarında kilit rol oynuyor.

Kushner'ın, Hamas'ın silah bırakmaması ihtimaline karşı Filistinlileri Hamas kontrolündeki alanlardan uzaklaştırmak amacıyla bir planı devreye soktuğu aktarılıyor. Buna göre Filistinliler, İsrail ordusunun kontrolündeki bölgelerde kurulacak geçici "güvenli" yerleşim bölgelerine gönderilecek.

İlk yerleşimin Refah kentinde, Hamas karşıtı aşiretlerden Halk Güçleri'nin etkili olduğu bölgede inşa edildiği belirtiliyor. Çetenin eski lideri Yasir Ebu Şebab'ın öldürüldüğü aralıkta açıklanmıştı. İsrail'in silahlandırdığı örgütün başına Gassan Dahini geçmişti.

Haberde, Gazze'de kurulacak yeni polis gücünün başına, Hamas karşıtı çete liderlerinden Hüsam Astal'ın getirilebileceği de iddia ediliyor. Astal, kasımdaki açıklamasında "Hamas'tan arındırılmış yeni Gazze'yi" kurmak istediklerini söylemişti.

İsrail Başbakanlık Ofisi'nden iddialarla ilgili açıklama yapılmadı. Trump yönetiminden bir yetkiliyse, ABD öncülüğünde kurulacak Uluslararası İstikrar Gücü'ne (ISF) bağlı polis kuvvetiyle ilgili şunları söyledi:

Polis teşkilatı için güvenlik soruşturması sürecine yönelik planlamalar devam ediyor. Başkan'ın da belirttiği gibi, Hamas tam silahsızlanma taahhüdünü derhal yerine getirmelidir.

Independent Türkçe, Telegraph, BBC