Türkiye'deki Kürt sorunu: Tarihi bir uzlaşı mı yoksa taktiksel bir dönüşüm mü?

PKK üyeleri, IKBY’nin Süleymaniye kenti yakınlarında düzenlenen törenle silahlarını teslim ederken, 11 Temmuz 2025 (AFP)
PKK üyeleri, IKBY’nin Süleymaniye kenti yakınlarında düzenlenen törenle silahlarını teslim ederken, 11 Temmuz 2025 (AFP)
TT

Türkiye'deki Kürt sorunu: Tarihi bir uzlaşı mı yoksa taktiksel bir dönüşüm mü?

PKK üyeleri, IKBY’nin Süleymaniye kenti yakınlarında düzenlenen törenle silahlarını teslim ederken, 11 Temmuz 2025 (AFP)
PKK üyeleri, IKBY’nin Süleymaniye kenti yakınlarında düzenlenen törenle silahlarını teslim ederken, 11 Temmuz 2025 (AFP)

Ömer Önhon

1999 yılından bu yana Türkiye'nin İmralı Adası'ndaki bir hapishanede tutuklu bulunan PKK'nın kurucusu ve lideri Abdullah Öcalan geçtiğimiz şubat ayında PKK’nın silah bırakması ve kendini feshetmesi çağrısında bulundu. Türkiye’de 47 yıl süren ve on binlerce kişinin hayatına mal olan silahlı mücadeleyi yürüten PKK, 1 Mart 2025'te ateşkes ilan etti ve geçtiğimiz 5-7 Mayıs tarihlerinde düzenlediği 12’nci Kongresi’nde kendisini feshedeceğini açıkladı.

PKK’nın 15’i kadın 15’i erkek olmak üzere 30 üyesi 11 Temmuz 2025’teIrak'ın kuzeyindeki Süleymaniye'nin 50 kilometre batısında bulunan Kazin Mağarası'nda güvenlik ve protokol düzenlemelerinin tamamı Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) tarafından üstlenilen resmi törene katıldı.

Törene, Irak federal hükümeti, IKBY hükümeti, Kürdistan Demokrat Partisi (KDP), Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) ve Türkiye'deki Kürtleri destekleyen Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM) yetkililerinin yanı sıra uluslararası ve insan hakları örgütleri temsilcileri, diplomatlar, çeşitli ülkelerden yetkililer ve çok sayıda gazeteci olmak üzere yaklaşık 250 kişi katıldı.

PKK üyeleri, kısa bir konuşmanın ardından, Kalaşnikof tüfekleri ve roketatarlar da dahil olmak üzere silahlarını tören alanında hazırlanan büyük bir kazana koydu ve ateşe verdi.

Türkiye ile PKK arasında 2013 yılında bir barış süreci başlatılmaya çalışıldı, ancak bu girişim başarısızlıkla sonuçlandı. Bunu, Türk güvenlik güçleri ile PKK üyeleri arasında kanlı çatışmaların yaşandığı bir dönem izledi. Ayrıca, DEM Partili bazı belediye başkanı terörü destekledikleri suçlamasıyla görevden alınarak hapse atıldı ve yerlerine devlet tarafından atanan kayyumlar getirildi.

Silahların teslim edilmesi ve yakılması sembolik ve genel diplomasi açısından etkileyici bir manzara oluşturdu, ancak PKK'nın büyük bir silah cephaneliği var.

Son uzlaşı süreci geçtiğimiz yılın ekim ayında, PKK'ya en çok muhalefet eden partilerden biri olan Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) lideri Devlet Bahçeli'nin savaşın sona erdirilmesi çağrısı ile başladı. PKK lideri Abdullah Öcalan, hapishane hücresinden bu çağrıya olumlu yanıt verdi.

Bu dönemde, Türk devleti, Abdullah Öcalan, Suriyeli taraflar ve IKBY yetkilileri gibi bazıları açık, bazıları gizli olmak üzere birçok toplantı düzenlendi.

dfgthy

Cuma günü gerçekleştirilen sembolik silah bırakma töreni, son değil, bir başlangıçtı. Çünkü süreç halen birçok testle ve zorlukla karşı karşıya. Daha da önemlisi taraflar arasında güven henüz tesis edilemedi. Bunun kanıtı, törenin Türkiye'de, Türkiye sınırında veya PKK'nın kontrolündeki bölgede değil, KYB'nin kontrolündeki Süleymaniye kırsalında, PKK'nın geleneksel kalesi olan Kandil yakınlarında gerçekleştirilmiş olması.

Silahların teslim edilmesi ve yakılması sembolik ve diplomatik açıdan etkileyici bir manzara oluştursa da PKK'nın büyük bir silah cephaneliği var. Bu silahların bir kısmını güvenli yerlerde saklayıp bir kısmını da yakmak veya tamamen teslim etmek yerine Halk Savunma Birlikleri’ne (YPG) aktarabilir.

Türk kamuoyu, PKK'ya en şiddetle karşı çıkanlar da dahil olmak üzere, hâlâ endişe ve nefret duysa da terör tehlikesi ortadan kalktığı sürece iş birliğine hazır.

PKK kendini feshettiğini açıklamış olabilir, ancak ortadan kaybolmadı ve bir şekilde varlığını sürdürmeye devam edebilir. Abdullah Öcalan, ana hedef olan Kürt sorununun tanınmasının sağlandığını, savaş stratejisinin sona erdiğini ve demokratik siyasi faaliyete geçme zamanının geldiğini açıkladı.

Bu sürece büyük bir belirsizlik hâkim olsa da en azından Türk yetkililer, Türkiye’nin PKK'nın feshedilmesi ve silahsızlandırılması karşılığında ne sunacağı konusunda ‘teröristlerle’ müzakere yapmadıklarını ve devletin temel ilkelerinin pazarlık konusu olamayacağını defalarca kez vurguladılar.

Törenin ardından yaptığı konuşmada, töreni yöneten PKK’nin elebaşılarından Bese Hozat, bu aşamada anayasal ve yasal düzenlemelerin en önemli konu olduğunu belirterek, ‘Silahlarınızı bırakın, biz de buna uymaya hazırız’ mesajını verdi.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre PKK'nın beklentileri ile Türkiye'nin sunabilecekleri arasındaki derin uçurum, ciddi sorunlara ve hatta çıkmaza yol açabilir.

Bir sonraki adım, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) bir komisyon kurulması olacak. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, komisyonun ‘sürecin yasal gereklilikleri’ üzerinde çalışacağını söyledi. Komisyon, parlamentoda temsil edilen tüm partilere açık olacak, ancak muhalefet partilerinin katılıp katılmayacağı henüz belli değil.

Türk kamuoyu, PKK'ya en şiddetle karşı çıkanlar da dahil olmak üzere, hâlâ endişe ve nefret duysa da terör tehlikesi ortadan kalktığı sürece iş birliğine hazır. Ancak Türkiye, PKK’ya bağlı veya benzeri oluşumların aşırı taleplerini dayatmaya çalıştığı bir arenaya dönüşürse, bu ruh hali tersine dönebilir.

Gelecekte hazırlanacak yeni anayasa, önemli bir sınav olacak. Bununla ilgili en önemli sorunlardan biri, Abdullah Öcalan'ın serbest bırakılması ve PKK üyelerine af çıkarılması.

PKK Türkiye, ABD ve Avrupa Birliği'nin (AB) terör örgütü listelerinde yer alıyor. Son gelişmeler çerçevesinde PKK’nın yakında bu listelerden çıkarılacağı tahmin ediliyor. Bu durum, Öcalan ve (Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi/HDP eski Genel Başkanı) Selahattin Demirtaş başta olmak üzere tutukluların serbest bırakılması için acil bir talep doğuracağına şüphe yok.

İşin Suriye boyutu ise belirleyici bir halka olarak öne çıkıyor. Kürtler ve özellikle YPG ile PKK'nın Suriye ve Türkiye'deki faaliyetleri, bu ilişkiyi bozmaya yönelik girişimlere rağmen birbiriyle yakından bağlantılı olmaya devam ediyor. Öte yandan Şam ve YPG, aralarında imzalanan 10 Mart 2025 tarihli anlaşmayı halen hayata geçirmediler. Bu da önceki çıkmazı yeniden gündeme getiriyor.

Türkiye'de birçok kişi, PKK üyelerinin bir kısmının evlerine dönmek yerine silahlarıyla birlikte YPG'ye katılacağından endişeli. PKK'nın feshedilmesi sorunun sonu anlamına mı geliyor? Türk hükümeti, terör döneminin sona erdiğini ve kalan sorunların çözümünün demokrasinin güçlendirilmesiyle sağlanacağını söylüyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 12 Ağustos 2005 tarihinde (Başbakan olduğu dönemde) Diyarbakır'da yaptığı konuşmada “Kürt sorunu, ülkenin diğer sorunları gibi, anayasal düzen çerçevesinde daha fazla demokrasi, hukuk ve refahla çözülecektir” demişti. Ancak Türkiye'nin bugünkü gerçekliği bunun tam tersini gösteriyor.

yu7
PKK savaşçıları, Irak Kürdistanı'nın Süleymaniye kenti yakınlarında düzenlenen tören sırasında silahlarını teslim ediyorlar, 11 Temmuz 2025 (AFP)

Türk halkının geniş bir kesimi, hükümetin politikalarının demokrasiyi içi boş bir kavram haline getirdiğini ve totaliter bir dönemin önünü açtığını düşünüyor. Bu kanaat, 31 Mart 2024'te yapılan yerel seçimlerde ortaya çıktı. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), tarihi bir oy oranıyla seçimlerden birinci olarak çıktı ve 81 ilin aralarında ekonomik ve idari başkentler olan İstanbul, Ankara ve İzmir'in de bulunduğu 35'ini kazandı. Bu tablo, Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) için büyük bir darbe oldu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, seçimlerden sonra CHP'nin kazandığı belediyeleri yönetemeyeceği konusunda uyardı. Buna paralel olarak, yetkililer geçtiğimiz mart ayından bu yana ülke çapında bir kampanya başlattı ve başta İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu olmak üzere 13 belediye başkanı ve onlarca çalışanı yolsuzluk ve şantaj suçlamalarıyla tutukladı. Muhalefet bu tutuklamaları tamamen siyasi nedenlere dayandırıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, PKK'nın silah bırakmasının terör belasına son vereceğini ve Türkiye'nin enerjisini ‘Türkiye Yüzyılı’na yöneltebileceğini söyledi.

CHP lideri Özgür Özel, ‘Türk demokrasisini ve partisini hedef alan saldırılar’ olarak nitelendirdiği gelişmelerin Kürtlerle barış sürecini engellediğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın PKK meselesini acilen çözme konusundaki temel motivasyonu, yeni bir meclis ve halk desteği elde etmek ve böylece bir anayasa değişikliği ile ikinci bir başkanlık dönemi için zemin hazırlamaktı.

Türk hükümetinin PKK ile uzlaşıyı ‘tarihi bir başarı’ olarak sunmasına rağmen, bu uzlaşı seçmenlerin (Türkler ve Kürtler) tercihlerini belirleyen tek faktör değil. Barış sürecinin gelecekteki gelişmeleri, hükümetin ekonomi ve özgürlük konularını ele alma etkinliği, Türk siyaset sahnesinin belirleyici kriteri olmaya devam edecek.

Silah bırakma töreninin ertesi günü olan cumartesi günü, AK Parti'nin 32. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı‘nda üst düzey danışmanlarının ‘tarihi’ olarak nitelendirdiği bir konuşma yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, PKK ile uzun süredir devam eden çatışmayı ve barış sürecini kendi bakış açısıyla ele aldı ve bu yaklaşımı tartışmalara yol açtı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, PKK'nın silah bırakmasının terör belasına son vereceğini ve Türkiye'nin enerjisini ‘Türkiye Yüzyılı’na yöneltebileceğini belirtti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘terörden arındırılmış Türkiye’ girişiminin (PKK veya diğer örgütlerle) müzakere veya takas sonucu olmadığını kesin bir dille vurgularken, bunun ‘karşılıklı ödün verme’ üzerine kurulu bir süreç olmadığının altını çizdi.

Ayrıca, Türkler, Kürtler ve Araplar arasında var olan ‘tarihi kardeşlik’ ve ‘ortak Müslüman kimliğini’ yeniden vurgulayan Erdoğan’ın bu ifadesi fikri geçmişlere ve aidiyetlere göre farklı yorumlara açık bir ifade.

Konuşmasında genel olarak önemli meselelere değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, sürecin sonraki adımları, Suriye'deki YPG’nin kaderi ve daha da önemlisi Türkiye’deki genel demokratik uygulamaların durumu gibi temel konularda ayrıntılara girmedi.



Aksiyon klasiğinin devamında rota değişti: Yönetmen koltuğu boşaldı

Oscar ödüllü Nicolas Cage, John Woo imzalı Yüz Yüze'de (Face/Off) sadist terörist Castor Troy'u canlandırmıştı (Paramount Pictures)
Oscar ödüllü Nicolas Cage, John Woo imzalı Yüz Yüze'de (Face/Off) sadist terörist Castor Troy'u canlandırmıştı (Paramount Pictures)
TT

Aksiyon klasiğinin devamında rota değişti: Yönetmen koltuğu boşaldı

Oscar ödüllü Nicolas Cage, John Woo imzalı Yüz Yüze'de (Face/Off) sadist terörist Castor Troy'u canlandırmıştı (Paramount Pictures)
Oscar ödüllü Nicolas Cage, John Woo imzalı Yüz Yüze'de (Face/Off) sadist terörist Castor Troy'u canlandırmıştı (Paramount Pictures)

1990'ların aksiyon klasiği Yüz Yüze'nin (Face/Off) devam filmi için yönetmen koltuğu boş kaldı. 

Collider'ın haberine göre, daha önce hem senaristliği hem de yönetmenliği üstleneceği açıklanan Adam Wingard, Paramount Pictures'ın devam projesinden ayrıldı.

Hollywood Reporter ayrılığın iki tarafın karşılıklı anlaşmasıyla gerçekleştiğini yazıyor. Böylece Face/Off 2, yönetmensiz kaldı ve stüdyo, John Travolta ve Nicolas Cage'li kült filmin devamı için farklı isimlerden yeni fikirler dinlemeye başladı.

2019'da yapımcı Neal Moritz'in bir yeniden çevrim üzerinde çalıştığı haberi gündeme gelmiş, Paramount da senaryoyu yazması için Oren Uziel'i görevlendirmişti. 2021'deyse stüdyo, Wingard'ı yönetmen olarak projeye dahil etmişti. Ayrıca Wingard'ın senaryoyu Simon Barrett'la birlikte kaleme aldığı duyurulmuştu.

Wingard'ın sıradaki filmi, A24 imzalı gerilim Onslaught. Yapımın oyuncu kadrosunda Adria Arjona, Dan Stevens, Drew Starkey ve Rebecca Hall yer alıyor. 43 yaşındaki Wingard, Misafir (The Guest), Katliam Gecesi (You're Next) ve Godzilla ve Kong: Yeni İmparatorluk'la (Godzilla x Kong: The New Empire) tanınıyor.

John Woo'nun yönettiği 1997 yapımı Yüz Yüze, deneysel bir prosedürle yüzlerini ve kimliklerini değiştiren bir FBI ajanıyla bir teröristin hikayesini anlatıyordu. Paramount'un Haziran 1997'de vizyona soktuğu film, dünya genelinde 240 milyon doların üzerinde hasılat elde etmiş ve ses efektleri kurgusu dalında Oscar adaylığı kazanmıştı.

Wingard, 2024'te Hollywood Reporter'a verdiği röportajda, Face/Off 2 için geldiği noktadan duyduğu heyecanı dile getirmişti.

"Face/Off meselesine çok girmek istemiyorum ama evet, bence senaryo gerçekten acayip iyi" demişti: 

Okuduğunuzda 'Vay anasını!' diyorsunuz. Bu, hayal bile edemeyeceğim kadar sahici bir devam filmi.

Independent Türkçe, Collider, Hollywood Reporter


Yeni seri katil filmi "sıfır" puanla sınıfta kaldı

Psycho Killer, eşini öldüren satanist katilin peşine düşen bir polise odaklanıyor (20th Century Studios)
Psycho Killer, eşini öldüren satanist katilin peşine düşen bir polise odaklanıyor (20th Century Studios)
TT

Yeni seri katil filmi "sıfır" puanla sınıfta kaldı

Psycho Killer, eşini öldüren satanist katilin peşine düşen bir polise odaklanıyor (20th Century Studios)
Psycho Killer, eşini öldüren satanist katilin peşine düşen bir polise odaklanıyor (20th Century Studios)

Yeni korku filmi Psycho Killer, Rotten Tomatoes'da adeta yerden yere vuruluyor.

Yedi (Seven), The Killer ve Hayalet Süvari'yle (Sleepy Hollow) tanınan Andrew Kevin Walker'ın yazdığı yeni seri katil filmi, ABD'de 20 Şubat'ta sinemalarda gösterime girdi. Barbarian yıldızı Georgina Campbell'ın başrolünde yer aldığı filmin oyuncu kadrosunda Grace Dove, Malcolm McDowell ve Logan Miller da var. 

Gavin Polone'un yönettiği Psycho Killer, eşinin vahşice öldürülmesinin ardından bir polis memurunun failin peşine düşmesini anlatıyor.

Eleştirmenlerin yorumları şu ana kadar istisnasız biçimde olumsuz: Film, Rotten Tomatoes'da nadir görülen şekilde yüzde sıfır puanda kaldı.

Rotten Tomatoes, Psycho Killer için yeterli sayıda doğrulanmış kullanıcı yorumu toplayınca izleyici puanı da açıklandı. Sinemaseverler eleştirmenlere kıyasla biraz daha yumuşak davranmış olsa da genel hava hâlâ olumsuz. Yeni yorumlar geldikçe tablo değişebilir ancak filmin izleyici skoru şimdilik yüzde 33'te kalmış görünüyor.

Olumsuz yorumlarda öne çıkan eleştiriler benzer: Oyunculuk ve senaryo en çok yerilen noktalar olurken, bazı izleyiciler özel efektlerden duydukları hayal kırıklığını da dile getirdi. Ayrıca film çoğu kişi tarafından "sıkıcı" bulundu.

Epic Film Guys, X'te "Psycho Killer sıkıcı, yavan bir keşmekeş" diye yazdı: 

Zayıf performanslar, sıradan karakterler ve dağınık hikaye, etkisiz ölüm sahneleriyle birleşince insanı tatmin etmiyor. En büyük kozunuz Malcolm McDowell'sa, ortada bir sorun vardır.

Midnight Movie Talk'tan Erick Weber ise daha sert konuştu: 

Akıl almaz derecede berbat. Gördüğüm en aptal senaryolardan biri. Fragmanla film arasındaki fark yüzünden izleyici 20th Century Studios'u dava etmeli.

AllAboutMovies de filmi "ortalamanın altında" ve "sebepsiz yere yavaş" diye niteledi; Campbell içinse "iyi olan tek şey oydu" yorumunu yaptı.

Fresh Fiction TV'den Courtney Howard da benzer bir çizgideydi: 

Son derece sıkıcı, dağınık bir film. Tembel, ilkel ve akıl karıştıran yaratıcı tercihlerle dolu. Georgina Campbell'a gerçekten yazık etmişler.

Filmin bütçesinin 10 milyon doların altında olduğu belirtiliyor. Bu nedenle gişede zamanla makul bir hasılata ulaşıp az da olsa kâra geçmesi ihtimal dahilinde. Kısacası düşük bütçe umut verse de gelen tepkiler filmin işinin kolay olmayacağını söylüyor.

Psycho Killer'ın Türkiye'deki vizyon tarihi şimdilik belirsiz.

Independent Türkçe, ScreenRant, GamesRadar


Politik tartışmadan kaçan Berlinale'de ödül gecesi taşları yerinden oynattı

Chronicles from the Siege'in yönetmeni Abdallah Alkhatib (solda), bir Filistinli olarak Filistin hakkında konuşmak zorunda olduğunu belirtti (AP)
Chronicles from the Siege'in yönetmeni Abdallah Alkhatib (solda), bir Filistinli olarak Filistin hakkında konuşmak zorunda olduğunu belirtti (AP)
TT

Politik tartışmadan kaçan Berlinale'de ödül gecesi taşları yerinden oynattı

Chronicles from the Siege'in yönetmeni Abdallah Alkhatib (solda), bir Filistinli olarak Filistin hakkında konuşmak zorunda olduğunu belirtti (AP)
Chronicles from the Siege'in yönetmeni Abdallah Alkhatib (solda), bir Filistinli olarak Filistin hakkında konuşmak zorunda olduğunu belirtti (AP)

76. Berlin Uluslararası Film Festivali (Berlinale) etkinlik boyunca siyasi tartışmalardan kaçındığı gerekçesiyle art arda eleştiriler alsa da jürinin tercihleri ve kazananların konuşmaları bu eksikliği önemli ölçüde telafi etti.

Festivalin büyük ödülü Altın Ayı, hükümetin hedefi haline gelen bir Türk ailesini izleyen, İlker Çatak imzalı Sarı Zarflar'a gitti. Hollywood Reporter'ın aktardığına göre ödülü takdim eden Jüri Başkanı Wim Wenders, filmi "totalitarizmin siyasal diliyle sinemanın empatik dili arasındaki karşıtlığı" anlatan bir yapım diye niteledi.

Ödülünü alırken Çatak, siyasi bir konuşma hazırladığını ancak bunu paylaşmamayı seçtiğini söyledi: 

Çok sayıda zeki insan çok sayıda akıllıca şey söyledi ve ben sahneyi bu filmi birlikte yaptığım harika insanlara bırakmak istiyorum. Bu ödülün asıl kahramanları onlar.

Yine de filmindeki bir sahnenin "Berlin'de geçen son birkaç günü hatırlattığını" belirterek şunu ekledi: 

Sinemacılar sinemacılara karşı, sanatçılar yaratıcı insanlara karşı... Ama biz düşman değiliz. Biz müttefikiz. Asıl tehdit aramızda değil. Asıl tehdit otokratlar. Aşırı sağ partiler. Zamanımızın nihilistleri; iktidara gelip yaşam biçimimizi yok etmeye çalışanlar.

İkincilik ödülü olan Gümüş Ayı Büyük Jüri Ödülü ise Emin Alper'in Kurtuluş filmine gitti. Alper konuşmasında, hapisteki İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu da dahil olmak üzere cezaevindeki bazı muhalif isimlerle dayanışma içinde olduğunu belirtti.

Alper ayrıca "zorbalık altında acı çeken İran halkı" ve "en korkunç koşullar altında yaşayan ve ölen Gazze'deki Filistinliler" için de sesini yükseltti.

Chronicles from the Siege'le GWFF En İyi İlk Uzun Metraj Film Ödülü'nü kazanan yönetmen Abdallah Alkhatib, sahneye kefiyeyle çıktı. Yapımcı Taqiyeddine Issaad ise Filistin bayrağı taşıyordu.

Alkhatib, "Berlinale'ye katılmak konusunda tek bir nedenle çok büyük baskı altındaydım" dedi: 

Burada durup 'Filistin özgür olacak' demek için.

Filistinli sinemacı sözlerini şöyle sürdürdü: 

Ve bir gün Gazze'nin tam ortasında, Filistin'in diğer şehirlerinin tam ortasında büyük bir film festivali düzenleyeceğiz. Festivalimiz kuşatma altında yaşayanlarla, işgal altında yaşayanlarla ve dünyanın dört bir yanında diktatörlükler altında yaşayanlarla dayanışma içinde olacak. Sinemadan önce siyasetten konuşacağız. Sanattan önce direnişten, görevden önce özgürlükten, kültürden önce insandan söz edeceğiz. O uzun zamandır beklenen gün geliyor.

Alkhatib sözlerine "Uzun zamandır beklenen gün geliyor ve insanlar ne olduğunu sorduğunda onlara, 'Filistin hatırlıyor' deyin. Bizimle birlikte duran herkesi hatırlayacağız ve bize, onurlu bir yaşam sürme hakkımıza karşı çıkan ve sessiz kalmayı seçen herkesi hatırlayacağız" diyerek devam etti. 

37 yaşındaki yönetmen sözlerini şöyle sürdürdü:

Bazı insanlar bana, şimdi söylemek üzere olduklarımı söylemeden önce dikkatli olmam gerektiğini söyleyerek Almanya'da bir mülteci olduğumu hatırlattı. Çok fazla kırmızı çizgi var ama umurumda değil. Benim umurumda olan halkım, Filistin. O yüzden son sözüm Alman hükümetine: İsrail'in Gazze'deki soykırımında ortaksınız. Bu gerçeği anlayacak kadar zeki olduğunuza inanıyorum ama umursamamayı seçiyorsunuz. Filistin özgür olsun; şimdi, dünyanın sonuna kadar.

Kısa Film Altın Ayı ödülü Marie-Rose Osta'nın Someday, a Child'a (Yawman ma walad) verildi. Osta'nın konuşması seyirciden alkış ve tezahüratlarla bölündü.

Osta, "Burada ikiye bölünmüş halde duruyorum" dedi: 

Bir yanımda yönetmen olan tarafım var; hayatımı değiştirecek bu sevimli, güzel ayıyı alıyor olmaktan inanılmaz etkilenmiş durumdayım. Öte yandan içimdeki insan. Lübnanlı bir kadın, bir tanık... Ve hikayemi sizinle paylaşmak zorundayım.

Osta, konuşmasını şöyle sürdürdü:

Bir çocuk hakkında film yaptım. Süper güçleri var; uykusundan onu uyandıran rahatsız edici sesleri yüzünden iki İsrail savaş uçağını düşürüyor. Bu sinema. Ama gerçek hayatta Filistin'in her yerindeki ve benim Lübnan'ımdaki çocukların, onları İsrail bombalarından koruyacak süper güçleri yok. Ateşkes, hem Gazze'de hem Lübnan'da İsrail tarafından ihlal ediliyor. Hiçbir çocuğun bir soykırımdan sağ çıkmak için süper güçlere ihtiyacı olmamalı. Bu ödülün bir anlamı varsa o da Lübnanlı ve Filistinli çocukların pazarlık konusu olmayacağıdır.

Berlinale'nin yeni başkanı Tricia Tuttle, hem festivalde ifade özgürlüğünün yerini savunan hem de basın toplantılarında siyasi soru sorulmasına mesafeli duran uzun bir açıklama kaleme almıştı. Buna karşılık, 80'den fazla sinemacı festivalin Gazze'deki soykırıma karşı sessizliğini kınayan bir açık mektuba imza atmıştı.

Wim Wenders, Altın Ayı'yı Çatak'a takdim etmeden önce Tuttle'ı överek "Bir fırtınayı birlikte atlattık" dedi. Tuttle ise töreni şu sözlerle kapattı: 

Bu akşam bu sahne, Berlinale'nin kendisi gibiydi. Burası hiçbir zaman sessizliğin yeri olmadı. Burası sanatçıların konuştuğu bir yer; bazen rahatsız eden ya da tartışmalı bulunan biçimlerde konuşurlar ama o alanı açık tutmamız önemli. Konuşmazsak ne olur, kim bilebilir?

12-22 Şubat'ta Berlin'de düzenlenen festival, açılış gecesinde jüri başkanı Wim Wenders'in Gazze'yle ilgili verdiği yanıtın ardından siyasi tartışmaların gölgesinde kalmıştı.

Wenders, "Sinemacılar olarak siyasetin dışında kalmalıyız" sözleriyle eleştirilerin hedefi haline gelmişti.

Independent Türkçe, IndieWire, Hollywood Reporter, Variety