Türkiye'deki Kürt sorunu: Tarihi bir uzlaşı mı yoksa taktiksel bir dönüşüm mü?

PKK üyeleri, IKBY’nin Süleymaniye kenti yakınlarında düzenlenen törenle silahlarını teslim ederken, 11 Temmuz 2025 (AFP)
PKK üyeleri, IKBY’nin Süleymaniye kenti yakınlarında düzenlenen törenle silahlarını teslim ederken, 11 Temmuz 2025 (AFP)
TT

Türkiye'deki Kürt sorunu: Tarihi bir uzlaşı mı yoksa taktiksel bir dönüşüm mü?

PKK üyeleri, IKBY’nin Süleymaniye kenti yakınlarında düzenlenen törenle silahlarını teslim ederken, 11 Temmuz 2025 (AFP)
PKK üyeleri, IKBY’nin Süleymaniye kenti yakınlarında düzenlenen törenle silahlarını teslim ederken, 11 Temmuz 2025 (AFP)

Ömer Önhon

1999 yılından bu yana Türkiye'nin İmralı Adası'ndaki bir hapishanede tutuklu bulunan PKK'nın kurucusu ve lideri Abdullah Öcalan geçtiğimiz şubat ayında PKK’nın silah bırakması ve kendini feshetmesi çağrısında bulundu. Türkiye’de 47 yıl süren ve on binlerce kişinin hayatına mal olan silahlı mücadeleyi yürüten PKK, 1 Mart 2025'te ateşkes ilan etti ve geçtiğimiz 5-7 Mayıs tarihlerinde düzenlediği 12’nci Kongresi’nde kendisini feshedeceğini açıkladı.

PKK’nın 15’i kadın 15’i erkek olmak üzere 30 üyesi 11 Temmuz 2025’teIrak'ın kuzeyindeki Süleymaniye'nin 50 kilometre batısında bulunan Kazin Mağarası'nda güvenlik ve protokol düzenlemelerinin tamamı Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) tarafından üstlenilen resmi törene katıldı.

Törene, Irak federal hükümeti, IKBY hükümeti, Kürdistan Demokrat Partisi (KDP), Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) ve Türkiye'deki Kürtleri destekleyen Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM) yetkililerinin yanı sıra uluslararası ve insan hakları örgütleri temsilcileri, diplomatlar, çeşitli ülkelerden yetkililer ve çok sayıda gazeteci olmak üzere yaklaşık 250 kişi katıldı.

PKK üyeleri, kısa bir konuşmanın ardından, Kalaşnikof tüfekleri ve roketatarlar da dahil olmak üzere silahlarını tören alanında hazırlanan büyük bir kazana koydu ve ateşe verdi.

Türkiye ile PKK arasında 2013 yılında bir barış süreci başlatılmaya çalışıldı, ancak bu girişim başarısızlıkla sonuçlandı. Bunu, Türk güvenlik güçleri ile PKK üyeleri arasında kanlı çatışmaların yaşandığı bir dönem izledi. Ayrıca, DEM Partili bazı belediye başkanı terörü destekledikleri suçlamasıyla görevden alınarak hapse atıldı ve yerlerine devlet tarafından atanan kayyumlar getirildi.

Silahların teslim edilmesi ve yakılması sembolik ve genel diplomasi açısından etkileyici bir manzara oluşturdu, ancak PKK'nın büyük bir silah cephaneliği var.

Son uzlaşı süreci geçtiğimiz yılın ekim ayında, PKK'ya en çok muhalefet eden partilerden biri olan Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) lideri Devlet Bahçeli'nin savaşın sona erdirilmesi çağrısı ile başladı. PKK lideri Abdullah Öcalan, hapishane hücresinden bu çağrıya olumlu yanıt verdi.

Bu dönemde, Türk devleti, Abdullah Öcalan, Suriyeli taraflar ve IKBY yetkilileri gibi bazıları açık, bazıları gizli olmak üzere birçok toplantı düzenlendi.

dfgthy

Cuma günü gerçekleştirilen sembolik silah bırakma töreni, son değil, bir başlangıçtı. Çünkü süreç halen birçok testle ve zorlukla karşı karşıya. Daha da önemlisi taraflar arasında güven henüz tesis edilemedi. Bunun kanıtı, törenin Türkiye'de, Türkiye sınırında veya PKK'nın kontrolündeki bölgede değil, KYB'nin kontrolündeki Süleymaniye kırsalında, PKK'nın geleneksel kalesi olan Kandil yakınlarında gerçekleştirilmiş olması.

Silahların teslim edilmesi ve yakılması sembolik ve diplomatik açıdan etkileyici bir manzara oluştursa da PKK'nın büyük bir silah cephaneliği var. Bu silahların bir kısmını güvenli yerlerde saklayıp bir kısmını da yakmak veya tamamen teslim etmek yerine Halk Savunma Birlikleri’ne (YPG) aktarabilir.

Türk kamuoyu, PKK'ya en şiddetle karşı çıkanlar da dahil olmak üzere, hâlâ endişe ve nefret duysa da terör tehlikesi ortadan kalktığı sürece iş birliğine hazır.

PKK kendini feshettiğini açıklamış olabilir, ancak ortadan kaybolmadı ve bir şekilde varlığını sürdürmeye devam edebilir. Abdullah Öcalan, ana hedef olan Kürt sorununun tanınmasının sağlandığını, savaş stratejisinin sona erdiğini ve demokratik siyasi faaliyete geçme zamanının geldiğini açıkladı.

Bu sürece büyük bir belirsizlik hâkim olsa da en azından Türk yetkililer, Türkiye’nin PKK'nın feshedilmesi ve silahsızlandırılması karşılığında ne sunacağı konusunda ‘teröristlerle’ müzakere yapmadıklarını ve devletin temel ilkelerinin pazarlık konusu olamayacağını defalarca kez vurguladılar.

Törenin ardından yaptığı konuşmada, töreni yöneten PKK’nin elebaşılarından Bese Hozat, bu aşamada anayasal ve yasal düzenlemelerin en önemli konu olduğunu belirterek, ‘Silahlarınızı bırakın, biz de buna uymaya hazırız’ mesajını verdi.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre PKK'nın beklentileri ile Türkiye'nin sunabilecekleri arasındaki derin uçurum, ciddi sorunlara ve hatta çıkmaza yol açabilir.

Bir sonraki adım, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) bir komisyon kurulması olacak. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, komisyonun ‘sürecin yasal gereklilikleri’ üzerinde çalışacağını söyledi. Komisyon, parlamentoda temsil edilen tüm partilere açık olacak, ancak muhalefet partilerinin katılıp katılmayacağı henüz belli değil.

Türk kamuoyu, PKK'ya en şiddetle karşı çıkanlar da dahil olmak üzere, hâlâ endişe ve nefret duysa da terör tehlikesi ortadan kalktığı sürece iş birliğine hazır. Ancak Türkiye, PKK’ya bağlı veya benzeri oluşumların aşırı taleplerini dayatmaya çalıştığı bir arenaya dönüşürse, bu ruh hali tersine dönebilir.

Gelecekte hazırlanacak yeni anayasa, önemli bir sınav olacak. Bununla ilgili en önemli sorunlardan biri, Abdullah Öcalan'ın serbest bırakılması ve PKK üyelerine af çıkarılması.

PKK Türkiye, ABD ve Avrupa Birliği'nin (AB) terör örgütü listelerinde yer alıyor. Son gelişmeler çerçevesinde PKK’nın yakında bu listelerden çıkarılacağı tahmin ediliyor. Bu durum, Öcalan ve (Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi/HDP eski Genel Başkanı) Selahattin Demirtaş başta olmak üzere tutukluların serbest bırakılması için acil bir talep doğuracağına şüphe yok.

İşin Suriye boyutu ise belirleyici bir halka olarak öne çıkıyor. Kürtler ve özellikle YPG ile PKK'nın Suriye ve Türkiye'deki faaliyetleri, bu ilişkiyi bozmaya yönelik girişimlere rağmen birbiriyle yakından bağlantılı olmaya devam ediyor. Öte yandan Şam ve YPG, aralarında imzalanan 10 Mart 2025 tarihli anlaşmayı halen hayata geçirmediler. Bu da önceki çıkmazı yeniden gündeme getiriyor.

Türkiye'de birçok kişi, PKK üyelerinin bir kısmının evlerine dönmek yerine silahlarıyla birlikte YPG'ye katılacağından endişeli. PKK'nın feshedilmesi sorunun sonu anlamına mı geliyor? Türk hükümeti, terör döneminin sona erdiğini ve kalan sorunların çözümünün demokrasinin güçlendirilmesiyle sağlanacağını söylüyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 12 Ağustos 2005 tarihinde (Başbakan olduğu dönemde) Diyarbakır'da yaptığı konuşmada “Kürt sorunu, ülkenin diğer sorunları gibi, anayasal düzen çerçevesinde daha fazla demokrasi, hukuk ve refahla çözülecektir” demişti. Ancak Türkiye'nin bugünkü gerçekliği bunun tam tersini gösteriyor.

yu7
PKK savaşçıları, Irak Kürdistanı'nın Süleymaniye kenti yakınlarında düzenlenen tören sırasında silahlarını teslim ediyorlar, 11 Temmuz 2025 (AFP)

Türk halkının geniş bir kesimi, hükümetin politikalarının demokrasiyi içi boş bir kavram haline getirdiğini ve totaliter bir dönemin önünü açtığını düşünüyor. Bu kanaat, 31 Mart 2024'te yapılan yerel seçimlerde ortaya çıktı. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), tarihi bir oy oranıyla seçimlerden birinci olarak çıktı ve 81 ilin aralarında ekonomik ve idari başkentler olan İstanbul, Ankara ve İzmir'in de bulunduğu 35'ini kazandı. Bu tablo, Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) için büyük bir darbe oldu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, seçimlerden sonra CHP'nin kazandığı belediyeleri yönetemeyeceği konusunda uyardı. Buna paralel olarak, yetkililer geçtiğimiz mart ayından bu yana ülke çapında bir kampanya başlattı ve başta İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu olmak üzere 13 belediye başkanı ve onlarca çalışanı yolsuzluk ve şantaj suçlamalarıyla tutukladı. Muhalefet bu tutuklamaları tamamen siyasi nedenlere dayandırıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, PKK'nın silah bırakmasının terör belasına son vereceğini ve Türkiye'nin enerjisini ‘Türkiye Yüzyılı’na yöneltebileceğini söyledi.

CHP lideri Özgür Özel, ‘Türk demokrasisini ve partisini hedef alan saldırılar’ olarak nitelendirdiği gelişmelerin Kürtlerle barış sürecini engellediğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın PKK meselesini acilen çözme konusundaki temel motivasyonu, yeni bir meclis ve halk desteği elde etmek ve böylece bir anayasa değişikliği ile ikinci bir başkanlık dönemi için zemin hazırlamaktı.

Türk hükümetinin PKK ile uzlaşıyı ‘tarihi bir başarı’ olarak sunmasına rağmen, bu uzlaşı seçmenlerin (Türkler ve Kürtler) tercihlerini belirleyen tek faktör değil. Barış sürecinin gelecekteki gelişmeleri, hükümetin ekonomi ve özgürlük konularını ele alma etkinliği, Türk siyaset sahnesinin belirleyici kriteri olmaya devam edecek.

Silah bırakma töreninin ertesi günü olan cumartesi günü, AK Parti'nin 32. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı‘nda üst düzey danışmanlarının ‘tarihi’ olarak nitelendirdiği bir konuşma yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, PKK ile uzun süredir devam eden çatışmayı ve barış sürecini kendi bakış açısıyla ele aldı ve bu yaklaşımı tartışmalara yol açtı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, PKK'nın silah bırakmasının terör belasına son vereceğini ve Türkiye'nin enerjisini ‘Türkiye Yüzyılı’na yöneltebileceğini belirtti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘terörden arındırılmış Türkiye’ girişiminin (PKK veya diğer örgütlerle) müzakere veya takas sonucu olmadığını kesin bir dille vurgularken, bunun ‘karşılıklı ödün verme’ üzerine kurulu bir süreç olmadığının altını çizdi.

Ayrıca, Türkler, Kürtler ve Araplar arasında var olan ‘tarihi kardeşlik’ ve ‘ortak Müslüman kimliğini’ yeniden vurgulayan Erdoğan’ın bu ifadesi fikri geçmişlere ve aidiyetlere göre farklı yorumlara açık bir ifade.

Konuşmasında genel olarak önemli meselelere değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, sürecin sonraki adımları, Suriye'deki YPG’nin kaderi ve daha da önemlisi Türkiye’deki genel demokratik uygulamaların durumu gibi temel konularda ayrıntılara girmedi.



İran hükümeti: Herhangi bir yanlış hesaplamayı önlemek için tüm caydırıcı araçları kullanacağız

ABD uçak gemisi USS Gerald Ford, Akdeniz'deki Yunan adası Girit'te mola verdi (AFP)
ABD uçak gemisi USS Gerald Ford, Akdeniz'deki Yunan adası Girit'te mola verdi (AFP)
TT

İran hükümeti: Herhangi bir yanlış hesaplamayı önlemek için tüm caydırıcı araçları kullanacağız

ABD uçak gemisi USS Gerald Ford, Akdeniz'deki Yunan adası Girit'te mola verdi (AFP)
ABD uçak gemisi USS Gerald Ford, Akdeniz'deki Yunan adası Girit'te mola verdi (AFP)

İran hükümeti bugün yaptığı açıklamada, savaşa kıyasla diplomasiyi tercih ettiğini, ancak her iki seçeneğe de hazır olduğunu ve herhangi bir yanlış hesaplamayı önlemek için tüm caydırıcılık araçlarını kullanacağını vurguladı.

İran Hükümet Sözcüsü Fatma Muhacerani, üniversite öğrencilerinin protesto hakkına sahip olduğunu, ancak ‘kırmızı çizgileri’ aşmamaları gerektiğini belirtti. Bu açıklama, hafta sonundan bu yana İran üniversitelerinde yeniden alevlenen protestolara ilişkin ilk resmî tepki oldu.

Muhacerani, “Kutsallar ve bayrak, öfkenin en yoğun anlarında dahi aşmamamız ya da sapmamamız gereken kırmızı çizgilerin iki örneğidir” ifadesini kullandı.

Görgü tanıkları ve internette paylaşılan videolara göre öğrenciler, İran’ın başkenti genelindeki üniversitelerde hükümet karşıtı protestolar düzenledi. Bu gelişme, ABD güçlerinin bölgede olası saldırılar için konuşlandırıldığı bir dönemde, yeni bir huzursuzluk işareti olarak değerlendirildi.

ABD’nin, Tahran’ın nükleer programı konusunda İranlı yetkililerle yeni bir müzakere turunu önümüzdeki perşembe günü Cenevre’de gerçekleştirmesi planlanıyor.

Umman Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamed el-Busaidi X platformunda yaptığı paylaşımda, “ABD ile İran arasındaki müzakereler perşembe günü Cenevre’de yapılacak olup, bir anlaşmaya varmak amacıyla ilave bir adım atma yönünde olumlu bir niyet bulunmaktadır” ifadesini kullandı.

Görüşmeler, ABD Başkanı Donald Trump’ın Tahran’daki yönetime karşı askeri bir saldırı başlatabileceğine dair artan endişelerin gölgesinde yürütülüyor.

Trump dün, Genelkurmay Başkanı’nın İran’a yönelik büyük çaplı bir operasyonun riskleri konusunda uyarıda bulunduğuna ilişkin haberleri yalanlayarak, Washington’un herhangi bir çatışmada Tahran’ı ‘kolaylıkla’ yenilgiye uğratabileceğini vurguladı.

fevfr
Tahran’daki ez-Zehra Üniversitesi önünde hükümet karşıtı bir yürüyüş için toplanan kız öğrencileri gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AFP)

Amerikan medyasında yer alan haberlerde, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Dan Caine’in, İran’a yönelik olası saldırıların çatışmanın uzaması da dahil olmak üzere çeşitli riskler barındırdığı konusunda uyarıda bulunduğu belirtilmişti. Ancak Trump, sahibi olduğu Truth Social platformundaki paylaşımında, Caine’in ‘İran’a karşı savaşa girilmesine karşı çıktığı’ yönündeki iddiaların ‘yüzde yüz yanlış’ olduğunu ifade etti.

Şarku’l Avsat’ın Axios internet sitesinden aktardığına göre, ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile Trump’ın damadı Jared Kushner, başkanı şu aşamada İran’a yönelik saldırı düzenlememesi ve diplomatik çabalara alan tanıması yönünde teşvik ediyor.

Ancak ABD Başkanı Donald Trump, Amerikan medyasını kasıtlı olarak ‘yanlış’ haberler yapmakla suçladı.

Trump, “Kararı veren benim. Bir anlaşmaya varmayı tercih ederim; ancak bir anlaşma yapamazsak, bu o ülke için çok kötü, halkı için ise son derece talihsiz bir gün olur” ifadelerini kullandı.

Trump, devam eden görüşmelerin ilk başkanlık döneminde 2018 yılında çekildiği nükleer anlaşmanın yerine geçecek bir düzenlemeyle sonuçlanmaması halinde, Tahran’a karşı ilave askerî adımlar atmakla da defalarca tehdit etmişti.

Washington yönetimi Ortadoğu’ya büyük bir askerî güç konuşlandırdı; bölgeye iki uçak gemisi, ondan fazla savaş gemisi ile çok sayıda savaş uçağı ve askerî teçhizat sevk edildi.


Tahran, diplomatik faaliyetler sürerken Washington'a saldırı konusunda uyardı

USS Gerald R. Ford uçak gemisi dün Girit adasının kuzeybatı kıyısındaki Souda Körfezi'nde bulunan deniz üssüne ulaştı (Reuters)
USS Gerald R. Ford uçak gemisi dün Girit adasının kuzeybatı kıyısındaki Souda Körfezi'nde bulunan deniz üssüne ulaştı (Reuters)
TT

Tahran, diplomatik faaliyetler sürerken Washington'a saldırı konusunda uyardı

USS Gerald R. Ford uçak gemisi dün Girit adasının kuzeybatı kıyısındaki Souda Körfezi'nde bulunan deniz üssüne ulaştı (Reuters)
USS Gerald R. Ford uçak gemisi dün Girit adasının kuzeybatı kıyısındaki Souda Körfezi'nde bulunan deniz üssüne ulaştı (Reuters)

İran, Cenevre'de üçüncü tur dolaylı müzakerelerin arifesinde, ABD'ye, ‘sınırlı’ olarak nitelendirilse bile herhangi bir saldırının bir saldırganlık eylemi olarak kabul edileceğini ve ‘kararlı ve katı’ bir yanıtla karşılanacağı uyarısında bulundu.

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, herhangi bir saldırganlığın etkilerinin ‘tek bir ülkeyle sınırlı kalmayacağını’ söyledi. Garibabadi, gerginliğin tırmanmasını önleme çağrısında bulunurken Tahran, ‘geçici anlaşmaya’ varıldığı haberlerini bir kez daha yalanladı ve herhangi bir anlaşma için yaptırımların kaldırılmasında ısrarcı olduğunu vurguladı.

Diplomatik kanallar aracılığıyla İran'ın olası bir yanıt vermesi bekleniyor. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin liderliğindeki müzakerelerle paralel olarak, Ali Laricani'nin Umman'ın arabuluculuğuyla Tahran'ın tutumunu iletmek üzere Maskat'a ziyaret edeceği bildiriliyor.

Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump, İran'ı somut tavizler vermeye zorlamak için ‘hedefli bir saldırı’ yapmayı düşünürken, İran'ın buna uymaması halinde daha geniş çaplı bir saldırı seçeneğini de açık tutuyor. ABD’den gelen haberlere göre Trump, açık bir savaşı önlemek için nükleer ve balistik füze tesislerini hedef alan ‘uyarı’ niteliğinde bir saldırı tercih ediyor. Beyaz Saray çevreleri, özellikle seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte, herhangi bir askeri harekatın iç siyasi ve ekonomik maliyetler bakımından dikkatlice hesaplanacağını vurguluyor.

Öte yandan Washington, USS Gerald R. Ford uçak gemisinin Yunanistan'ın Girit adasına ulaşmasıyla bölgedeki askeri varlığını güçlendirdi.

Tel Aviv'de ise İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, İsrail'in ‘karmaşık günler’ ile karşı karşıya olduğunu belirterek, İsrail’in saldırıya uğraması halinde ‘hayal edilemeyecek’ bir yanıt vereceklerini söyledi.


Hindistan'da içerisinde yeni kişinin bulunduğu ambulans uçak düştü

Hindistan polisi (EPA)
Hindistan polisi (EPA)
TT

Hindistan'da içerisinde yeni kişinin bulunduğu ambulans uçak düştü

Hindistan polisi (EPA)
Hindistan polisi (EPA)

Hindistan Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü (DGCA), pazartesi günü Hindistan'ın doğusunda içerisinde yedi kişinin bulunduğu ambulans uçağın düştüğünü açıkladı.

DGCA, Beechcraft C90 tipi ambulans uçağın, Hindistan'ın doğusundaki Jharkhand eyaletinin Kasaria bölgesinde düştüğünü belirtti. İki mürettebat üyesi de dahil olmak üzere yedi kişinin akıbeti henüz bilinmiyor.

Dün akşam sosyal medyada yayınlanan bir açıklamada, yetkililer, arama ve kurtarma ekiplerinin olay yerine ulaştığını ve Uçak Kazaları Araştırma Bürosu'ndan bir ekibin kaza yerine gönderildiğini kaydetti.

Redbird Airways'e ait özel uçak, dün akşam Jharkhand'ın eylaetinin yönetim şehri Ranchi'den, bir hasta ve sağlık ekibini taşıyan Yeni Delhi'ye doğru yola çıkmıştı.

Yetkililer, ‘uçağın kötü hava koşulları nedeniyle rota değişikliği talebinde bulunduğunu’ ve 23 dakika sonra hava trafik kontrolüyle iletişimi kaybettiğini belirtti.

Yerel basında, uçağın bir ormana düştüğü bildirildi.

Geçen ay, batıdaki Maharaştra eyaletinden bir hükümet yetkilisi ve dört kişi, kiraladıkları uçak Pune şehrine iniş yaparken düşerek hayatını kaybetmişti.