BM Suriye Özel Temsilcisi: Devlete sadakat güçle dayatılamaz

Geir Pedersen, İsrail bombardımanını kınadı ve Suriye makamları ile Suveyda’daki aktörler arasında gerçek bir diyalog çağrısında bulundu

BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen
BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen
TT

BM Suriye Özel Temsilcisi: Devlete sadakat güçle dayatılamaz

BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen
BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen

İbrahim Hamidi

BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen dün Mecelle’ye verdiği röportajda, “geçiş aşamasının kendine özgü niteliğini göz ardı ederek egemenlik ilkesini katı şekilde uygulamanın yanlış bir yaklaşım olduğunu” söyledi. Pedersen, “devlete sadakat askeri güçle dayatılamaz. Vatandaşlar, devletin kendilerini temsil ettiğini, koruduğunu, haklarını güvence altına aldığını ve tüm vatandaşlara eşit davrandığını hissettiklerinde gerçek bir aidiyet duygusu geliştirirler” değerlendirmesinde bulundu.

Suveyda'daki olayların, “rejimin kalıntıları denilen tarafların Genel Güvenlik Güçlerine saldırısı” ile başlayan sahil bölgesindeki olaylardan farklı olduğunu söyleyerek şunu belirtti: “Suveyda'da durum farklı. Tüm taraflar farklı davransaydı, orada tırmanan gerilimin önlenebileceğine inanıyorum.” Güney Suriye'deki Suveyda'da sağlanan ateşkesten duyduğu memnuniyeti dile getiren Pedersen, “Şam makamları ile Suveyda'daki yerel aktörler arasında, Suveyda'da devlet kurumlarının varlığını güvence altına alan, Suveyda halkının yerel işlerinin yönetiminde önemli bir rol oynamasını sağlayan uzun vadeli güvenlik ve idari düzenlemeler konusunda gerçek ve kapsamlı bir diyalog olmalıdır” dedi.

Pedersen'e Suriye'nin geleceğine ilişkin beklentileri sorulduğunda,“İster Suveyda'da ister kuzeydoğuda olsun, istikrarı sağlayacak mutabakatlara varmak, Şam makamları için en önemli öncelik olmalıdır” yanıtını verdi. Pedersen, “Güvenlik ve istikrarın sağlanması, başarılı bir siyasi geçişle yakından bağlantılıdır ve bu konular birbirinden ayrılamaz” ifadesini kullandı. Sözlerini şöyle sürdürdü: “Meşruiyeti sağlayan nihayetinde dış taraflar değil, Suriye halkının kendisidir. Sonuç olarak meşruiyet ancak güvenilir ve kapsayıcı bir siyasi süreçle gerçek anlamda tesis edilebilir.” Dürzi liderlerin “uluslararası koruma” çağrıları ile ilgili soruya; “uluslararası koruma fikrine güvenmek veya BM ya da diğer güçlerin müdahalesini beklemek gerçekçi değil” yanıtını verdi. Ayrıca İsrail'in Suriye'ye yönelik hava saldırısını kınayarak, “Tüm tarafların Suriye'nin egemenliğine, bağımsızlığına ve toprak bütünlüğüne saygı göstermesi gerektiğini defalarca söyledim. İsrail'in saldırılarını ve müdahalelerini açıklamalarımda ve Güvenlik Konseyi'ne verdiğim tüm brifinglerde alenen kınadım. Bu eylemler durdurulmalı” dedi.

Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı habere göre Pedersen'in, Suveyda yakınlarında Dürziler ve Bedeviler arasında çatışmalar çıkmadan önce kendisine gönderilen sorulara verdiği yazılı yanıtlar aşağıda yer alıyor.

Geçiş dönemi yetkilileri, bu ihlallerin durdurulması ve sorumluların hesap vermesi gerektiğini vurguluyor. Bu taahhütleri yerine getirme sorumluluğu da şimdi geçiş dönemi yetkililerine düşüyor.

* Güney Suriye'de Süveyda'daki son gelişmeleri ve sonuçlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Bu bağlamda iki temel konu olduğuna inanıyorum. Birincisi, egemenlik ve devletin otoritesini tüm topraklarına yayma hakkıyla ilgilidir. İkincisi ise, mevcut Suriye koşulları gölgesinde halen devlet kontrolü dışında olan bölgelerin nasıl yönetileceğinin ele alınması ile ilgilidir.

Suriye, onlarca yıllık baskı ve zulmün ardından siyasi bir geçiş sürecinden geçiyor. Bu nedenle, egemenlik ilkesini bu geçiş döneminin kendine özgü doğasını göz ardı ederek katı şekilde uygulamak hatalı bir yaklaşım. Sonuç olarak, devlete sadakat askeri güçle dayatılamaz. Vatandaşlar, devletin kendilerini temsil ettiğini, koruduğunu, haklarını güvence altına aldığını ve tüm vatandaşlara eşit davrandığını hissettiklerinde gerçek bir aidiyet duygusu geliştirirler.

Aslında, Süveyda ve diğer yerlerdeki çoğu taraf, devletin otoritesini yeniden tesis etme fikrine karşı çıkmıyor; asıl soru bunun nasıl yapılması gerektiği. Bu, diyalog, karşılıklı uzlaşılar ve üzerinde mutabık kalınan düzenlemeler yoluyla yapılmalıdır.

Suriye güvenlik güçleri, 16 Temmuz 2025 (AFP)Suriye güvenlik güçleri, 16 Temmuz 2025 (AFP)

Süveyda'da Bedevi ve Dürzi gruplar arasında başlayan çatışmalar, başlangıçta şiddeti durdurmak ve kontrolden çıkan unsurları kontrol altına almak için devlet müdahalesini gerektirdi. Ne yazık ki işler büyüyerek, siviller için ciddi tehdit oluşturan trajik ve şiddetli bir sahneye evrildi. Ciddi ihlallere tanık olduk, ancak geçiş dönemi yetkilileri, bu ihlallerin durdurulması ve sorumluların hesap vermesi gerektiğini vurguluyor. Bu taahhütleri yerine getirme sorumluluğu da şimdi geçiş dönemi yetkililerine düşüyor.

* Siz ve ekibiniz, gerginlik tırmanırken nasıl bir rol oynadınız?

- Gelişmeleri dakika dakika yakından takip ediyorduk. Ekibim ve ben, ilgili tüm taraflarla sürekli iletişim halindeydik. Yardımcım şu anda Şam'da ve Süveyda'daki yetkililer ve taraflarla doğrudan iletişim halinde. Çabalarımız, durumu sakinleştirmeye, gerilimi düşürmeye ve sivilleri korumaya odaklanıyor.

Tüm taraflar Suriye'nin egemenliğine, bağımsızlığına ve toprak bütünlüğüne saygı göstermelidir. Güvenlik Konseyi'ne verdiğim tüm brifinglerde ve yaptığım bilgilendirmelerde İsrail saldırılarını ve müdahalelerini alenen kınadım

* Sosyal medya platformları bir dizi ihlali belgeledi. Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz ve bunlar nasıl ele alınmalı?

- Sivillere yönelik yargısız infazlar, aşağılamalar ve ağır ihlaller de dahil olmak üzere ihlallerle ilgili haberleri büyük bir endişeyle takip ediyoruz. Güvenlik personeli ve diğer taraflar arasında da can kayıpları yaşandı.

Kanaatimce, bu durumu ele alırken atılması gereken iki temel adım var. İlk adım, Suriyeli yetkililerin halihazırda yaptığı şeydir; bu eylemleri kınamak, suç saymak ve sorumlulardan hesap sorma sözü vermek. İkincisi ise, bu ihlallere derhal son vererek, soruşturmak ve hesap sormak için şeffaf ve bağımsız mekanizmalar kurarak bu taahhütleri eyleme dönüştürmektir.

: Lazkiye'deki Suriye güvenlik güçleri mensupları 7 Mart 2025 (Reuters)Lazkiye'deki Suriye güvenlik güçleri mensupları 7 Mart 2025 (Reuters)

* Süveyda'da yaşananlar ile Suriye kıyı bölgesinde yaşananlar arasındaki fark nedir?

- Birçok fark var. Kıyıdaki olaylar, geçen mart ayında rejim kalıntıları denilen tarafların Genel Güvenlik Güçleri'ne düzenlediği bir saldırıyla başladı ve ardından olaylar tırmandı. Ancak Süveyda'da durum farklı. Tüm taraflar farklı davransaydı, oradaki gerilim ve tırmandırma önlenebilirdi kanaatindeyim. Bir diğer önemli nokta; kıyı bölgesinde, Savunma Bakanlığı'ndan emir almadan faaliyet gösteren kontrolsüz gruplar olduğu iddiaları vardı. Ancak Süveyda'da durum farklı. Suriye makamlarına bağlı güçlerin, sivillere yönelik ihlaller de dahil olmak üzere eylemleri kabul edilemez ve hiçbir koşulda haklı gösterilemez. Suriye makamları da bunu bizzat itiraf etti ve bu uygulamaların derhal durdurulması çağrısında bulunan çeşitli açıklamalarda bulundu.

* Bazı Suriyeli Dürziler “uluslararası koruma” çağrısında bulundular. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

- Kim olursa olsun, görüştüğüm tüm Suriyeli taraflara, uluslararası koruma fikrine güvenmenin veya BM ya da diğer güçlerin müdahalesini beklemenin gerçekçi olmadığını her zaman söylüyorum. Böyle bir müdahale, son derece zor bir iş ve bir Güvenlik Konseyi kararı gerektirir. En iyi çözümün diyalog, karşılıklı uzlaşı ve ortak düzenlemelerde yattığını sürekli vurguluyorum. Ayrıca, tüm tarafların kışkırtıcı söylemlerini durdurmaları da önemlidir.

* İsrail, Süveyda ve Şam'da bazı bölgeleri hedef aldı. İsrail’in müdahalesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Tüm tarafların Suriye'nin egemenliğine, bağımsızlığına ve toprak bütünlüğüne saygı göstermeleri gerektiğini defalarca belirttim. Güvenlik Konseyi'ne verdiğim tüm brifinglerde ve yaptığım bilgilendirmelerde, İsrail saldırılarını ve müdahalelerini alenen kınadım. Bu eylemler durdurulmalıdır.

İnandırıcı ve ciddi bir siyasi geçişin gerçek garantisi, hesap sorma, ihlallerden sorumlu olanlardan hesap sorma ve Suriye sakinlerinin tüm kesimleri için gerçek garantilerin sunulmasıdır

* Ateşkesin ardından Suveyda'da çözüm ile ilgili düşünceleriniz nedir?

- Acil öncelik, şiddeti durdurmak, sivilleri korumak, insani ve tıbbi yardımların ulaştırılmasını sağlamak olmalıdır. Bu sabahın erken saatlerinden beri sükûnetin sağlanmış olmasından memnuniyet duyuyorum ve bu sükûneti kalıcı istikrara ulaşmak için geliştirebilmemizi içtenlikle umuyorum.

Uzun vadeli çözüme gelince, Şam makamları ile Süveyda'daki yerel aktörler arasında gerçek ve kapsamlı bir diyalog gerekiyor. Bu diyalog, Süveyda'da devlet kurumlarının varlığını güvence altına alan, Süveyda halkına yerel işlerini yönetmede önemli bir rol oynama yetkisi veren, uzun vadeli güvenlik ve idari düzenlemelere odaklanmalıdır.

Lazkiye'deki Suriye güvenlik güçleri mensupları 7 Mart 2025 (Reuters)Lazkiye'deki Suriye güvenlik güçleri mensupları 7 Mart 2025 (Reuters)

* Bu gelişmelerin Şam'ın önceliklerini değiştireceğini düşünüyor musunuz? Siyasi bir çözüme katkıda bulunabilirler mi?

- Vatandaşlarının güvenliğini ve istikrarını sağlamanın her hükümet için en önemli öncelik olduğuna inanıyorum. Bu nedenle ister Süveyda'da ister kuzeydoğuda olsun, istikrarı sağlayacak mutabakatlara varmak, Şam makamları için en önemli öncelik olmalıdır.

Siyasi çözüme gelince, Güvenlik Konseyi'nin 2254 sayılı kararında ortaya konan temel ilkelerin geçerli ve elzem olduğuna hâlâ inanıyorum. Bu, Suriye halkının meşru isteklerini karşılayan ve Suriye'nin egemenliğini, bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü koruyan, Suriye liderliğinde ve sahipliğinde güvenilir ve kapsayıcı bir siyasi geçiş sürecidir.

* Defalarca siyasi bir çözüm ve kapsayıcı bir hükümet çağrısında bulundunuz. Son olaylar bunları gerçekleştirmeye katkıda mı bulunuyor, yoksa meseleleri daha mı karmaşıklaştırıyor?

- Güvenlik ve istikrarın sağlanmasının siyasi geçiş sürecinin başarısıyla yakından bağlantılı olduğuna şüphe yok ve bu konular birbirinden ayrılamaz. Süveyda'daki gelişmelerin başarılı bir siyasi geçişin ilerlemesine katkıda bulunup bulunmayacağı yahut süreci daha da karmaşık hale getirip getirmeyeceği, büyük ölçüde Suriye makamlarının bu olayların sonuçlarıyla nasıl başa çıkacağına bağlı. Güvenilir ve ciddi bir siyasi geçişin gerçek garantisi hesap sorma, ihlallerden sorumlu olanların hesap vermesi ve Suriye halkının tüm kesimlerine gerçek garantilerin sunulmasıdır. Sözlü garantiler yeterli değildir; somut eylemlere dönüşmelidir.

İsrail bombardımanına maruz kaldıktan sonra Şam'ın merkezindeki Suriye Savunma Bakanlığı binasının önünde bisikletli bir Suriyeli, 17 Temmuz (AFP)İsrail bombardımanına maruz kaldıktan sonra Şam'ın merkezindeki Suriye Savunma Bakanlığı binasının önünde bisikletli bir Suriyeli, 17 Temmuz (AFP)

Bu, yeni Halk Meclisi tarafından çıkarılacak her türlü yeni yasaya yansıtılmalı ve mezhepçi söylemlere, kışkırtmalara ve nefret söylemine son vermek için kararlı adımlar atılmalı. Yaklaşan Halk Meclisi seçimlerinin gerçekten güvenilir ve katılımcı olması, tüm Suriyelilere ülkelerinin geleceğini şekillendirmede gerçek bir fırsat sunması esastır. Suriye, tüm halkı tarafından yeniden inşa edilmeli, çünkü Suriye'nin çeşitliliği bir güç ve gurur kaynağıdır. Tüm bunların başarılması, yalnızca tüm bileşenleri temsil eden bir hükümet kurmakla kalmayıp, bütün alanlarda kapsamlı politikalar gerektiriyor.

Meşruiyet ancak güvenilir ve kapsayıcı bir siyasi süreçle gerçek anlamda tesis edilebilir. Bu nedenle, geçiş dönemi, tüm Suriyelilerin temsil edildiği anayasal ve yönetişim çerçeveleri üretmelidir

* Yeni Suriye hükümetine Arap ve Avrupa ülkeleri ile uluslararası toplum destek oldu. Süveyda'daki olaylar bu desteği ve yeni hükümetin meşruiyetini nasıl etkiler?

- Bana göre meşruiyeti sağlayan nihayetinde dış taraflar değil, Suriye halkının kendisidir. Suriyelilerin büyük bir kısmı mevcut makamları desteklerken, diğer kesimler bazı konularda şüpheci veya memnuniyetsiz olmaya devam ediyor.

BM Özel Temsilcisi Geir Pedersen ve Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara, 20 Ocak 2025, Şam (AFP)BM Özel Temsilcisi Geir Pedersen ve Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara, 20 Ocak 2025, Şam (AFP)

Geçici Devlet Başkanı Ahmed Şara ve geçici Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani ile yaptığım son görüşmelerde, Suriye'nin iyi bir diplomatik performans gösterdiğini ve artık iç koşullara odaklanma zamanının geldiğini vurguladım. İç meselelerin ele alınmasının son derece önemli olduğu ve bir sonraki aşamada Suriye makamları için temel bir öncelik olacağı konusunda benimle aynı fikirdeydiler.

Sonuç olarak, meşruiyet ancak güvenilir ve kapsayıcı bir siyasi süreçle gerçek anlamda tesis edilebilir. Bu nedenle, geçiş dönemi, tüm Suriyelilerin gerçek anlamda temsil edildiği, haklarına tam olarak saygı duyulduğu ve etkili bir korumanın sağlandığı anayasal ve yönetişim çerçeveleri üretmelidir. Ardından bunlar, geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara'nın geçiş döneminin sonunda düzenlemeyi taahhüt ettiği özgür, şeffaf ve adil seçimlerle pekiştirilmelidir.



Araştırma: Gazze Şeridi’ndeki savaşın başlangıcındaki vefat sayısı, resmi olarak açıklanandan çok daha yüksekti

İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazeleri (AP)
İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazeleri (AP)
TT

Araştırma: Gazze Şeridi’ndeki savaşın başlangıcındaki vefat sayısı, resmi olarak açıklanandan çok daha yüksekti

İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazeleri (AP)
İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazeleri (AP)

Tıp dergisi The Lancet’te yayımlanan bir araştırma, Gazze Şeridi’nde süren savaşın ilk 16 ayında 75 binden fazla kişinin hayatını kaybettiğini ortaya koydu. Bu rakamın, o dönemde yerel makamlarca açıklanan bilançodan en az 25 bin daha fazla olduğu belirtildi.

Çalışma ayrıca, Gazze Şeridi’ndeki Sağlık Bakanlığı’nın hayatını kaybedenler arasında kadınlar, çocuklar ve yaşlıların oranına ilişkin yayımladığı verilerin doğruluğunu teyit etti.

Araştırmaya göre, 7 Ekim 2023 ile 5 Ocak 2025 tarihleri arasında yaklaşık 42 bin kadın, çocuk ve yaşlı yaşamını yitirdi. Bu ölümler, Gazze savaşında meydana gelen toplam can kayıplarının yüzde 56’sını oluşturdu.

Ekonomist, demograf, epidemiyolog ve saha araştırmacılarından oluşan yazar ekibi, The Lancet Global Health dergisinde kaleme aldıkları makalede, “Mevcut bulgular birlikte değerlendirildiğinde, 5 Ocak 2025’e kadar Gazze Şeridi nüfusunun yüzde 3 ila 4’ünün şiddet sonucu hayatını kaybettiğine işaret etmektedir. Ayrıca çatışmanın dolaylı etkileri nedeniyle çok sayıda şiddet dışı ölüm de kaydedilmiştir” ifadelerine yer verdi.

Gazze Şeridi’ndeki can kaybı sayısı tartışma konusu olmaya devam ederken, üst düzey bir İsrailli güvenlik yetkilisi geçen ay İsrailli gazetecilere yaptığı açıklamada, Gazze Şeridi’ndeki sağlık makamlarının topladığı verilerin büyük ölçüde doğru olduğunu söylemişti. Bu açıklama, aylardır süren resmi şüphelerin ardından dikkat çekici bir tutum değişikliği olarak değerlendirildi.

Söz konusu yetkili, Ekim 2023’ten bu yana İsrail saldırıları sonucu yaklaşık 70 bin Filistinlinin hayatını kaybettiğini, bu sayıya kayıpların dahil olmadığını aktardı.

Gazze Şeridi’ndeki sağlık makamları ise İsrail saldırıları nedeniyle doğrudan hayatını kaybedenlerin sayısının 71 bini aştığını, Ekim 2025’te yürürlüğe giren ateşkesten bu yana 570’ten fazla kişinin yaşamını yitirdiğini bildirdi.

gbrhy
Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta İsrail'in düzenlediği saldırılarda hayatını kaybeden yakınlarının cenaze namazını kılan Filistinliler (EPA)

Geçtiğimiz yıl The Lancet’te yayımlanan bir başka araştırmada, savaşın ilk dokuz ayında Gazze Şeridi’ndeki can kaybı sayısının, Filistin Sağlık Bakanlığı verilerinde açıklanandan yaklaşık yüzde 40 daha düşük tahmin edildiği bildirilmişti.

Yeni çalışma da resmi vefat sayısının gerçek rakamın oldukça altında kaldığına işaret etti. Araştırma, Gazze Şeridi genelini temsil edecek şekilde özenle seçilen 2 bin aileyle yapılan bir ankete dayanıyor. Katılımcılardan, aile fertleri arasındaki ölümlere ilişkin ayrıntılı bilgi vermeleri istendi. Saha çalışması, Filistin’de ve bölgenin diğer kısımlarında yürüttükleri çalışmalarla tanınan deneyimli Filistinli kamuoyu araştırmacıları tarafından gerçekleştirildi.

Londra’daki Royal Holloway, University of London bünyesinde görev yapan ve çatışmalardaki can kayıplarının hesaplanması üzerine 20 yılı aşkın süredir çalışan ekonomist Michael Spagat, hakemli olarak yayımlanan araştırmanın yazarlarından biri olarak, yeni bulguların Ekim 2023 ile Ocak 2025 arasında Gazze Şeridi’nde 8 bin 200 ölümün yetersiz beslenme ya da tedavi edilemeyen hastalıklar gibi dolaylı etkilerden kaynaklandığını gösterdiğini belirtti.

Çalışma, İsrail saldırılarının en yoğun ve en ölümcül dönemini kapsarken, Gazze Şeridi’ndeki insani krizin en ağır safhasını içermiyor. Birleşmiş Milletler (BM) destekli uzmanlar, geçen yıl ağustos ayında Gazze Şeridi’nde kıtlık ilan etmişti.

Araştırmacılar, nihai ve kesin bir can kaybı sayısına ulaşmanın uzun zaman ve önemli kaynaklar gerektireceğini vurgulayarak, kendi bulguları da dahil olmak üzere mevcut tüm tahminlerin geniş hata payları içerdiğine dikkat çekti.


Eski Güney Kore Devlet Başkanı, sıkıyönetim ilan ettiği gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı

Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
TT

Eski Güney Kore Devlet Başkanı, sıkıyönetim ilan ettiği gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı

Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)

Güney Kore’nin eski Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol, 2024’ün sonlarında kısa süreli sıkıyönetim ilan etmesi nedeniyle bugün ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.

Seul Merkez Bölge Mahkemesi yargıcı Ji Gwi-yeon, karar duruşmasında “İsyan suçundan Yoon’u ömür boyu hapis cezasına mahkûm ediyoruz” ifadesini kullandı.

Böylece eski muhafazakâr lider, savcılığın talep ettiği idam cezasından kurtulmuş oldu.

Yoon Suk Yeol, 3 Aralık 2024 akşamı yaptığı sürpriz konuşmada sıkıyönetim ilan etmiş ve orduya Ulusal Meclis’e girme talimatı vermişti. Ancak askerler tarafından kuşatılan binaya yeterli sayıda milletvekili girmeyi başarmış, yapılan oylamada bu güç kullanımına karşı karar alınmış ve dönemin devlet başkanı geri adım atmak zorunda kalmıştı.

Sivil yönetim fiilen yalnızca altı saatliğine askıya alınsa da, söz konusu girişim ülkede derin ve uzun süreli bir siyasi krize yol açmıştı.

Gözaltında yargılanan Yoon, bu eylemleri nedeniyle nisan ayında görevden alınmıştı.

Mahkemenin, eski Savunma Bakanı Kim Yong-hyun’u da mahkûm etmesinin ardından, Yoon ile birlikte yargılanan diğer sanıklar hakkında da kısa süre içinde karar vermesi bekleniyor.


İran-ABD müzakereleri: Ortadoğu’yu değiştirme planı ne olacak?

Fotoğraf: Axel Rangel Garcia
Fotoğraf: Axel Rangel Garcia
TT

İran-ABD müzakereleri: Ortadoğu’yu değiştirme planı ne olacak?

Fotoğraf: Axel Rangel Garcia
Fotoğraf: Axel Rangel Garcia

Elie Kuseyfi

Salı günü Cenevre'de Rusya-Ukrayna ve ABD-İran müzakerelerinin eş zamanlı olarak yapılması sadece bir tesadüf müydü? Yoksa bu, her iki müzakereye de katılan, Moskova ve Kiev arasında arabuluculuk yapan ve Umman arabuluculuğuyla İran ile müzakere eden ABD'nin kasıtlı bir hamlesi miydi? Bu eş zamanlılığın nedeni, Cenevre'deki her iki müzakereye de katılan Steve Witkoff ve Jared Kushner'in orada bulunması olabilir. İki müzakere oturumunun aynı şehirde yapılması, onları başka bir yere gitmekten kurtardı ve bu da bilhassa Başkan Donald Trump'ın her iki sorunu, özellikle de Rusya-Ukrayna çatışmasını çözmekte acele etmesi nedeniyle görevlerini hızlandırmaya katkıda bulunabilir. Nitekim Trump, Kiev'i hızla bir anlaşmaya varmaya teşvik ediyor ve bu durum Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy'yi kızdırdı, Trump'ın kendisine uyguladığı baskının hiçbir gerekçesi olmadığını belirtti.

İki konu arasında ortak bir bağlantı arayışı, bizi perşembe günü Umman Denizi ve Hint Okyanusu'nda iki ülke arasında yapılacak ortak tatbikatlarla yeni bir seviyeye ulaşacak olan Rus-İran askeri iş birliğine götürüyor. Ancak en önemli konu, Tahran'ın Ukrayna şehirlerini bombalamak için Moskova'ya insansız hava araçları tedarik etmesi olmaya devam ediyor. Fakat bu neden, İran'ın nükleer dosya dışında herhangi bir konuyu görüşmeye hazır görünmemesi nedeniyle biraz olasılık dışı görünüyor. Her ne olursa olsun, bu iki müzakere turunun aynı şehirde eş zamanlı olarak yapılması, bizi bugün dünyadaki en önemli ve ABD’nin de tamamen dahil olmuş durumda olduğu iki olay ile karşı karşıya bırakıyor.

Bu da bizi, İran-ABD müzakerelerinin bölgedeki diğer tüm dosya, çatışma ve anlaşmazlıkların önüne geçtiği bölgeye götürüyor. Ancak burada gündemde olan soru, bu müzakerelerin bu çatışmaların ve anlaşmazlıkların seyrine bir etkisi, daha doğrusu bu çatışmaların ve anlaşmazlıkların, özellikle de İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının ve bölgesel sonuçlarının, bu müzakerelerin seyrine bir etkisi olup olmadığıdır. Daha önemli olan soru ise iki yıldan fazla süren ve yeni jeopolitik gerçeklikler yaratan, İran'ın stratejik konumunda bir gerilemeye yol açan savaşın sonucundan bağımsız olarak Washington ve Tahran arasında bir anlaşmaya varılıp varılamayacağıdır. Bu nedenle, Washington ve Tahran arasındaki müzakereler bağlamında sorulan temel soru, Hizbullah ve Hamas'ın zayıflaması, Suriye rejiminin devrilmesi ve ABD-İsrail'in İran'ın derinliğine yönelik saldırıları, dahası İran'daki eşi benzeri görülmemiş iç bölünmeden sonra, bu müzakerelerin beklenen sonuçlarının İran'ın stratejik konumundaki bu gerilemeyi yansıtıp yansıtmayacağıdır. Keza Tahran'ın Donald Trump'ın onunla bir anlaşmaya varma arzusunu göz önünde bulundurarak, bu gerilemeyi telafi edip edemeyeceğidir.

Devam eden Amerikan askeri yığınağı bölgesel endişeleri yansıtmakla kalmıyor, aynı zamanda Başkan Trump'ı destekleyen MAGA hareketi içinde bile temel Amerikan hassasiyetlerine dokunuyor

 Her ne pahasına olursa olsun bir anlaşma mı?

Başka bir deyişle, Amerikan Başkanı, bölgesel savaşın tüm sonuçlarını ve İsrail'in tüm kırmızı çizgilerini, özellikle de İran’ın füze programı ve Tahran tarafından desteklenen bölgesel milis gruplar meselesiyle ilgili kırmızı çizgilerini göz ardı ederek, İran ile her ne pahasına olursa olsun anlaşmak mı istiyor? Önceliği, içeriği İran'ın stratejik konumundaki gerilemeyi yansıtmasa ve İran rejimini hem içeride hem de uluslararası alanda kurtarsa bile, İran ile bir anlaşmaya varmak mı?

Trump gibi bir başkanın ne istediğini tahmin etmek zor olsa da İran nükleer meselesini çevreleyen koşullar, ABD Başkanı’nın herhangi bir anlaşmayı kabul edebileceğini göstermiyor. Ancak bu, İran dosyasını yönetmenin onun için kolay olacağı anlamına gelmiyor. Hatta Rusya-Ukrayna savaşı dosyası ve uzun süreli sonuçlarını yönetmekten bile daha zor olabilir. Şüphesiz ki, Başkan ve genel olarak Amerikalılar için iki konu arasındaki temel fark, ABD'nin, 28 Aralık'ta Tahran'daki rejime karşı protestoların başlamasından bu yana Ortadoğu'da olduğu gibi, Rusya-Ukrayna savaşında doğrudan asker konuşlandırmaması ve askeri yığınak yapmamasıdır.

dcf
Umman Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamad el-Busaidi, ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı Donald Trump'ın damadı Jared Kushner, İsviçre'nin Cenevre şehrinde ABD ve İran arasında yapılacak dolaylı görüşmeler öncesinde, 17 Şubat 2026 (Reuters)

Bu devam eden ABD askeri yığınağı bölgesel endişeleri yansıtmakla kalmıyor, aynı zamanda Başkan Trump'ı destekleyen MAGA hareketi içinde bile ABD'deki temel iç hassasiyetlere dokunuyor. Zira MAGA hareketinin Cumhuriyetçi Başkan ile temel anlaşması, ABD'nin yabancı savaşlara karışmaması üzerine kurulu. Bu durum şimdi ABD'nin İsrail'e verdiği desteğe de yansıyor. Geçtiğimiz kasım ayında yapılan bir YouGov anketi, 45 yaşın altındaki Cumhuriyetçi seçmenlerin yüzde 51'inin, 2028 başkanlık ön seçimlerinde İsrail'e vergi mükelleflerinin vergileri ile finanse edilen silah transferlerini azaltmayı savunan bir adayı desteklemeyi tercih edeceğini gösterirken, sadece yüzde 27'si İsrail'e silah tedarikini artırmayı veya sürdürmeyi savunan bir adayı tercih ettiklerini söyledi. Bu, Trump destekçilerinin geniş bir kesiminin “Önce ABD” veya “ABD'yi Yeniden Harika Yap” gibi sloganlara dair anlayışını yansıtıyor ve bu anlayış, bu sloganların kapsamının ABD'nin ötesine uzandığını dikkate almıyor. Ancak, başka iki anket, Amerikalıların yüzde 59'unun geçen haziran ayında İran nükleer tesislerine yapılan ABD saldırısını onayladığını gösterdi. Dolayısıyla olası bir askeri saldırıya desteğinin veya muhalefetinin, saldırının hedeflerine ulaşmadaki başarısına bağlı olduğu göz önüne alındığında, Trump'ın İran ile ilgili herhangi bir kararını etkileyen iç Amerikan faktörü tek yönlü değildir. Trump, tabanına diplomasiye bir şans verdiği ancak bunun ABD çıkarları için olumlu sonuçlar vermediği gerekçesini sunabilir.

Mevcut ABD askeri yığınağı, iki uçak gemisi, 12 savaş gemisi, yüzlerce savaş uçağı ve çok sayıda hava savunma sistemini içerirken, Ortadoğu'ya silah ve mühimmat taşımak için 150'den fazla askeri kargo uçuşu gerçekleştirildi

Cenevre turunda bir ilerleme kaydedildi mi?

Washington ve Tahran arasında yeniden başlatılan müzakerelerin salı günü Cenevre'de yapılan ikinci turunun gidişatı bu bağlamda anlaşılabilir. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin “ABD ile temel ilkeler konusunda bir uzlaşıya varıldığı ve önceki tura kıyasla olumlu gelişmeler olduğu” yönündeki açıklamalarının verdiği iyimserlik esintisine rağmen, konu her zamankinden daha karmaşık görünüyor. Zira Donald Trump'ın, ABD'nin Ortadoğu'daki stratejisinde tam bir darbe gerçekleştirmeye hazır olmadığı sürece, İsrail pahasına İran için stratejik kazanımlar garanti eden bir anlaşmaya varabileceğini hayal etmek zor; ki bunun için henüz hiçbir işaret de yok.

İranlı üç yetkilinin New York Times'a verdikleri demeçlerde, Tahran'ın Trump'ın başkanlığı döneminde uranyum zenginleştirmeyi askıya almaya ve yaptırımların, petrol ambargosunun kaldırılması karşılığında Washington'a yatırım fırsatları sunmaya istekli ve hazır olduğunu belirtmeleri bile mevcut durumla uyumsuz görünüyor. Zira İran dosyası ile ilgili olarak mevcut durum iki nokta ile özetlenebilir; birincisi, Tahran rejimi hem iç hem de uluslararası alanda en zor stratejik gerileme dönemini yaşıyor. İkincisi, İsrail, ABD'nin desteğiyle bölgedeki stratejik konumunu sağlamlaştırmaya çalışıyor. Bu nedenle, ABD'nin İran ile yapacağı herhangi bir anlaşma bu denklemi alt üst etmemelidir. Aksi takdirde, bu anlaşma ABD'nin aleyhine İran’ın elde edeceği açık bir kazanç ve ana müttefiki İsrail için bir kayıp anlamına gelecektir.

Bu sebeple, Arakçi'nin “olumlu gelişmeler, Washington ile yakında bir anlaşmaya varacağımız anlamına gelmiyor, ancak süreç başladı” şeklindeki açıklaması, ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance'in de müzakerelerin iyi ilerlediği ancak İranlıların Trump tarafından belirlenen kırmızı çizgileri kabul etmeye istekli olmadığı yönündeki açıklaması, bu müzakereleri çevreleyen zorlukları yansıtıyor. Müzakerelerin İran'ın pazartesi günü Devrim Muhafızları gözetiminde stratejik Hürmüz Boğazı'nda tatbikatlara başlayacağını duyurması veya son 24 saat içinde bölgeye F-35, F-22 ve F-16'lar da dahil olmak üzere 50 ilave ABD savaş uçağının ulaşması gibi iki taraf arasında devam eden askeri gerilim ortamında gerçekleştiği göz önüne alındığında, kendisini çevreleyen zorluklar daha iyi anlaşılacaktır. Bu uçaklarla birlikte ABD'nin mevcut askeri yığınağı halihazırda iki uçak gemisi, yaklaşık on iki savaş gemisi, yüzlerce savaş uçağı ve çok sayıda hava savunma sistemini içeriyor. Ayrıca, Ortadoğu'ya silah ve mühimmat taşımak için 150'den fazla askeri kargo uçuşu gerçekleştirildi. Ancak bu devasa yığınak, büyüklüğüne rağmen, 2003 yılında Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinin arifesindeki Amerikan askeri yığınağının boyutuna henüz ulaşmadı. O zamanlar altı taarruz grubu bulunurken, şimdi sadece iki grup var. Bazı İsrailli seslere göre bu durum, Trump bunun olabilecek en iyi şey olacağını söylemiş olsa da İran'da rejim değişikliğini amaçlamadığının kanıtıdır.

İsrail, son üç yılda rakiplerine indirdiği tüm darbelere rağmen, şu anda rahat bir stratejik konumda olduğunu iddia edemez

Ancak, ABD merkezli Axios sitesi, bilgi sahibi kaynaklara atıfta bulunarak dün Trump yönetiminin artık İran ile “büyük bir savaşa” girmeye daha yakın olduğunu ve mevcut diplomatik çabaların başarısız olması durumunda bunun yakında gerçekleşebileceğini bildirdi. Ayrıca, İran'a karşı askeri operasyonun, sınırlı operasyonlardan ziyade tam ölçekli bir savaşa daha yakın, haftalarca sürecek geniş bir harekata dönüşebileceği tahmininde bulundu. Bu harekatın, geçen yıl haziran ayındaki 12 günlük savaştan daha geniş kapsamlı ve daha büyük etkiye sahip ortak bir ABD-İsrail harekatı olabileceğine de işaret etti.

Bu da müzakere sürecinin hem ABD hem de İsrail tarafından savaşa hazırlanmak için daha fazla zaman kazanmak amacıyla kullanılan bir geciktirme taktiği mi yoksa Trump'ın İsrail'in taleplerini göz ardı eden bir anlaşmaya gerçekten hazır olup olmadığı sorusunu yeniden gündeme getiriyor. Bu talepler arasında, Binyamin Netanyahu'nun sadece zenginleştirmeyi durdurmakla kalmayıp tüm nükleer altyapının ortadan kaldırılmasında ısrar ettiği nükleer program, Tel Aviv'in menzili 300 kilometreyi geçmeyen füzelerle sınırlandırılmasını istediği İran'ın balistik füze cephaneliği yer alıyor. İsrail, özellikle füze programlarının uluslararası alanda ele alınması konusunda, taleplerini savunurken 1991'deki Irak ve 2003'teki Libya örneklerini gösteriyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre buna ek olarak, İsrail'in Tahran’ın onlara desteğinin kısıtlanmasını talep ettiği İran yanlısı milis gruplar sorunu da var. Buna karşılık, Tahran müzakereleri füze ve milis gruplar sorunlarını içerecek şekilde genişletmeyi, keza nükleer programını tamamen bitirmeyi reddediyor.

fvgb
İsviçre Dışişleri Bakanı ve Federal Konsey Üyesi Ignazio Cassis ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre'de İsviçre ve İran arasında yapılan ikili görüşme sırasında, 17 Şubat 2026 (Reuters)

Bütün bunlar Donald Trump'ı zor bir ikilemle karşı karşıya bırakıyor. Bir yandan, bölgesel müttefiklerinin çekinceleri ve potansiyel maliyetler ve riskler göz önüne alındığında, İran'a karşı askeri harekatı önleyecek bir anlaşma istiyor. Diğer yandan, Tahran ile iki yıldan uzun süren en uzun bölgesel savaşını yürüten İsrail'in bölgedeki stratejik üstünlüğünü zayıflatacak bir anlaşmaya varamaz. Aynı zamanda İsrailli güvenlik yetkilileri, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın “Sünni dünyayı birleştirerek ve Mısır gibi eski Arap düşmanlarını da içeren yeni bir bölgesel sistem kurarak” İsrail'i diplomatik olarak kuşatmaya çalıştığı değerlendirmesinde bulunuyor. Onlara göre Ankara'nın amacı, İran’ın ateş duvarını İsrail'i çevreleyen birleşik bir Sünni diplomatik duvarla değiştirmek, böylece İsrail'in manevra özgürlüğünü azaltmak ve onu siyasi olarak izole etmektir. Bu nedenle, İsrail, son üç yılda rakiplerine indirdiği tüm darbelere rağmen, şu anda rahat bir stratejik konumda olduğunu iddia edemez. Bu durum, ana müttefiki olan ABD'nin çıkarlarını ve stratejik konumunu da etkiliyor. Yahut en azından, bu durum Washington'u İsrail ve bölgedeki diğer müttefiklerinin çıkarlarını dengelemek gibi zorlu, hatta çok meşakkatli bir görev ile karşı karşıya bırakıyor. Ancak, tasavvur edilmesi ve anlaşılması daha zor olan, Trump'ın, zamanlaması ve içeriğiyle, Netanyahu'nun son iki yıldır ABD’nin büyük finansmanıyla desteklenen “Ortadoğu'yu değiştirmek” ile ilgili tüm açıklamalarını kesin ve nihai olarak geçersiz kılacak bir anlaşma yoluyla İran'ı kurtarma hamlesinde bulunmasıdır.