New York'ta düzenlenen Körfez ülkeleri bakanlar toplantısında "İki Devletli Çözüm Uygulama Koalisyonu"na destek teyit edildi

Filistin halkına uygulanan ablukanın kaldırılması için her türlü çabanın gösterilmesi gerektiğini vurguladı

Körfez Bakanlar Toplantısı, Filistin meselesinin çözümü için ortak çabaları görüştü (İşbirliği Konseyi)
Körfez Bakanlar Toplantısı, Filistin meselesinin çözümü için ortak çabaları görüştü (İşbirliği Konseyi)
TT

New York'ta düzenlenen Körfez ülkeleri bakanlar toplantısında "İki Devletli Çözüm Uygulama Koalisyonu"na destek teyit edildi

Körfez Bakanlar Toplantısı, Filistin meselesinin çözümü için ortak çabaları görüştü (İşbirliği Konseyi)
Körfez Bakanlar Toplantısı, Filistin meselesinin çözümü için ortak çabaları görüştü (İşbirliği Konseyi)

Körfez İşbirliği Konseyi dışişleri bakanları, dün, “Filistin meselesinin barışçıl çözümü ve iki devletli çözümün uygulanması” konulu üst düzey bakanlar konferansı kapsamında, New York'ta Kuveyt'in Birleşmiş Milletler Daimi Temsilciliği'nde bir koordinasyon toplantısı düzenledi.

Konsey Genel Sekreteri Casim el- Budeyvi, toplantının Suudi Arabistan'ın “İki Devletli Çözümün Uygulanması için Uluslararası İttifak”ın kurulması girişimini desteklediğini, Filistin meselesinin çözümü ve Filistin Devleti'nin uluslararası tanınması için ortak çabaları ele aldığını ve konferansta gündeme gelen konular hakkında koordinasyon sağlandığını ifade etti.

El- Budeyvi, toplantıda dışişleri bakanlarının birçok konuyu ele aldığını, bunların başında Filistin topraklarındaki son gelişmeler ve Gazze'deki trajik durumun, özellikle de insani yardımların ciddi şekilde azalmasına neden olan benzeri görülmemiş koşulların geldiğini belirtti.

zsdfrt
Körfez Bakanlar Toplantısı'nda Gazze Şeridi'ndeki trajik koşullar ele alındı (İş Birliği Konseyi)

Budeyvi, İsrail işgal güçlerinin Gazze halkına yönelik uzlaşmaz tutumu, kuşatma ve açlık politikasının tüm uluslararası ve BM normlarını, tüzüklerini ve yasalarını ihlal ettiğini, yaygın kıtlığa ve ciddi tıbbi malzeme sıkıntısına yol açtığını vurguladı.

Genel Sekreter, katılımcıların, Filistin halkına insani yardım ulaştırılabilmesi için tüm geçiş noktalarını açması yönünde İsrail'e baskı yapmaya devam edilmesi çağrısında bulunduğunu kaydetti.

Toplantıda, Filistin halkına yönelik ablukanın kaldırılması ve her türlü insani ve yardım malzemesinin acil ve kısıtlamasız bir şekilde ülkeye girişine olanak sağlanması için dünya genelindeki ülkeler, örgütler ve kurumlarla iş birliği içinde tüm bölgesel ve uluslararası çabaların sarf edilmesinin gerekliliğinin vurgulandığı ifade edildi.



Petrol kralının ölümü, Irak'taki  Curf es-Sahr imparatorluğu’nu ortaya çıkardı

Halk Seferberlik Güçleri tarafından 2014 yılında yayınlanan ve Bağdat'ın güneyindeki Jurf el-Sakhr kasabasında üyelerini gösteren bir fotoğraf.
Halk Seferberlik Güçleri tarafından 2014 yılında yayınlanan ve Bağdat'ın güneyindeki Jurf el-Sakhr kasabasında üyelerini gösteren bir fotoğraf.
TT

Petrol kralının ölümü, Irak'taki  Curf es-Sahr imparatorluğu’nu ortaya çıkardı

Halk Seferberlik Güçleri tarafından 2014 yılında yayınlanan ve Bağdat'ın güneyindeki Jurf el-Sakhr kasabasında üyelerini gösteren bir fotoğraf.
Halk Seferberlik Güçleri tarafından 2014 yılında yayınlanan ve Bağdat'ın güneyindeki Jurf el-Sakhr kasabasında üyelerini gösteren bir fotoğraf.

Yetkililer ve yerel kaynaklara göre, İran'la devam eden savaş bağlamında yakın zamanda gerçekleşen, Iraklı silahlı grubun üst düzey bir yöneticisine düzenlenen gizemli suikast, Bağdat’ın güneyindeki Curf es-Sahr’da faaliyet gösteren büyük bir petrol kaçakçılığı ağının ayrıntılarını gün yüzüne çıkardı.

Kaynaklara göre, “Ebu Seyf” lakabıyla bilinen ve gerçek kimliği açıklanmayan milis liderinin öldürülmesiyle sonuçlanan “büyük bir olay” yaşandı. Ebu Seyf’in, kaçak petrol ticareti, ilkel yöntemlerle rafine edilmesi ve petrol türevlerinin satışına ilişkin ticari faaliyetlerin başlıca sorumlusu olduğu değerlendiriliyor.

Kimliklerinin açıklanmamasını isteyen yetkililer, güvenlik hassasiyetleri nedeniyle konuşurken, Ebu Seyf’in Irak’ta İran’a yönelik savaşın yarattığı güvenlik gerilimi sırasında bir insansız hava aracı (İHA) saldırısıyla hedef alınmış olabileceğini belirtti.

Kaynaklar, ABD veya İsrail’in bu operasyonu gerçekleştirmiş olabileceğini değerlendiriyor. Geçen hafta boyunca Irak’ın birçok bölgesi üzerinde yoğun askeri uçak hareketliliği gözlendi. Söz konusu uçuşların, savaşa fiilen katılan grup ve kişileri tespit etmeyi amaçladığı ifade ediliyor.

28 Mart 2026’dan bu yana Irak semaları; ABD ve İsrail ile İran ve Irak’taki müttefikleri arasında süren bölgesel çatışma nedeniyle İHA’lar, saldırı helikopterleri ve füze hareketliliğiyle yoğun bir askeri faaliyet alanına dönüştü.

Milis ekonomisinin kilit ismi

Kaynaklara göre Ebu Seyf, kamuoyunda fazla tanınmayan, perde arkasında faaliyet gösteren gizemli bir isimdi. Kariyerine, Iraklı Şii lider Mukteda es-Sadr’a bağlı milis gücü Mehdi Ordusu saflarında başladı. Daha sonra bazı silah arkadaşlarıyla birlikte gruptan ayrılarak bugün Irak’ta güçlü nüfuza sahip başka silahlı yapılara katıldı.

Son on yılda Ebu Seyf’in, özellikle petrol ticaretine dayanan özel operasyonların yönetiminde merkezi bir figüre dönüştüğü belirtiliyor. Kuzey ve batı Irak’taki aracılarla kurduğu ağ sayesinde, kendi milis bağlantısını gizleyerek “Irak’ın büyük gölge petrol piyasası” içinde faaliyet yürüttü.

Irak’taki paralel petrol piyasasını yakından takip eden bir kaynak, Ebu Seyf’i “İran’a yakın milislerin paralel ekonomisinin sinir merkezlerinden biri” olarak tanımladı.

Ebu Seyf, zaman içinde büyüyen ticaret ağıyla birlikte; petrolün arıtılması, yerel piyasada satılması veya Irak Kürdistan Bölgesi’ne gönderilmesi gibi faaliyetleri yöneten geniş bir sistem kurarak ülkenin “petrol krallarından biri” haline geldi.

Kaçak “Mobil Rafineriler”

Kaynaklara göre Ebu Seyf’in ağı, yıllardır yerel olarak “fırınlar” olarak bilinen mobil rafinerileri kontrol ediyordu. Bu sistemde ham petrol, ana boru hatlarına açılan kaçak deliklerden çekiliyor ve bu küçük rafinerilerde işleniyordu.

Eski bir petrol mühendisine göre bu mobil rafineriler, taşınabilir küçük rafinaj üniteleri olarak tasarlanıyor. Sistem; ısıtma tankı, küçük damıtma kuleleri, soğutma sistemi ve ayrı depolama tanklarından oluşuyor. İşlem sonucunda benzin, kerosen, dizel ve diğer petrol ürünleri elde ediliyor.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu ilkel yöntem, güvenlik ve çevre standartlarından yoksun olmasına rağmen yüksek kâr sağlıyor. Ancak patlama riski taşıyor ve ciddi çevre kirliliğine yol açıyor. Üretilen yakıtın kalitesi de genellikle düşük olduğundan araç motorlarına zarar verebiliyor.

Bu tür faaliyetlerin izleri, kurulduğu bölgelerde toprak ve yeraltı sularında bıraktığı büyük siyah lekelerden anlaşılabiliyor.

Curf es-Sahr’daki ağ

Güvenlik kaynakları, mobil rafinerilerin özellikle 2014 sonrası güvenlik boşluğu yaşanan bölgelerde yaygınlaştığını belirtiyor. Bu tesisler, küçük petrol kuyularından veya ana boru hatlarından kaçak olarak çekilen ham petrolü işlemek için kullanılıyor.

Ancak Curf es-Sahr’a yıllardır gazeteciler ve araştırmacıların girişinin büyük ölçüde yasaklı olması nedeniyle sahada bağımsız doğrulama imkanı oldukça zor.

Bağdat’ın güneyindeki Curf es-Sahr, güneydeki petrol sahalarını orta ve kuzey Irak’taki rafinerilere bağlayan stratejik boru hatlarının geçtiği bölge olarak öne çıkıyor.

Bölge, 2014’te DEAŞ kontrolünden geri alınmasının ardından, Iraklı Şii milis grupların en önemli kalelerinden biri haline geldi. DEAŞ’ın çıkarılması sonrasında yaklaşık 120 bin sivil bölgeden ayrılmak zorunda kaldı.

Tarım ağırlıklı bir kasaba olan Curf es-Sahr, sonraki yıllarda milis grupların askeri ve istihbarat operasyonlarını yönettiği karmaşık bir merkez haline dönüştü. Tarım arazileri içinde mobil rafineriler, tanker filoları ve çeşitli ekipmanların gizlendiği ileri sürülüyor.

“Petrol Kralı”nın Ağı

Kaynaklar, Ebu Seyf’in ağının nasıl çalıştığını ise şöyle açıklıyor. Mobil rafinerilerde üretilen petrol ürünleri, resmi taşıma izinleri bulunmayan tankerlerle taşınıyor. Bu ürünler daha sonra özel rafinerilere veya asfalt gibi petrol türevleri kullanan tesislere satılıyor.

Normal şartlarda tankerlerin eyaletler arası kontrol noktalarından geçebilmesi için resmi belgeler taşıması gerekiyor. Ancak Ebu Seyf’in nüfuzu sayesinde bu ürünlerin güvenlik güçlerinin müdahalesi olmadan taşındığı ifade ediliyor.

Operasyonun farklı aşamalarında yer alan çok sayıda müteahhit ve aracı, bu kaçak ekonominin parçası olarak çalışıyor. Bu ağın önemli bir kısmının özellikle Irak’ın kuzey ve batı şehirlerinde faaliyet gösterdiği belirtiliyor.

Son büyük anlaşma

Kaynaklara göre Ebu Seyf, öldürülmesinden yaklaşık bir ay önce son büyük anlaşmasını gerçekleştirdi. Bu anlaşma ile ağ, yaklaşık 600 bin ton petrol ürünü satarak 120 milyon dolar gelir elde etti. Bunun yaklaşık yarısı Irak iç piyasasına yapılan satışlardan oluşuyordu.

fdfbf
Iraklı milis grupları, 2014 yılında Cerf es-Sahr’da DEAŞ’e karşı askerî operasyonlar gerçekleştirdi ve binlerce sivili bölgeden ayrılmaya zorladı (Halk Seferberlik Güçleri Medyası).

Elde edilen gelirlerin nerede tutulduğu veya nasıl aklandığı bilinmiyor. Ancak petrolün boru hatlarından yasa dışı olarak elde edilmesi nedeniyle bu satışların hemen hemen tamamının “net kâr” olduğu belirtiliyor.

ABD, 2018’den itibaren Irak’taki milis grupların kaçak petrol ekonomisine odaklanmaya başladı. Washington, bu faaliyetlerle ilgili olduğu iddiasıyla birçok Iraklı iş insanına yaptırım uyguladı.

Bölgesel ağlar ve savaş bağlantısı

Kaynaklara göre Ebu Seyf’in ağı, özellikle ağır yakıt ve fuel-oil türü ürünleri bölgesel ağlara satıyordu. Bu ürünler daha sonra İran petrolüyle karıştırılarak farklı belgelerle uluslararası piyasalara gönderiliyordu.

Siyasi kaynaklar, Ebu Seyf suikastının İran’a yönelik savaşın ortasında gerçekleşmesinin, onun sadece ticari faaliyetlerle değil aynı zamanda askeri operasyonlarla da bağlantılı hale gelmesinden kaynaklanmış olabileceği değerlendirmesinde bulunuyor.

İddialara göre İran’daki dini liderin öldürülmesinin ardından İran Devrim Muhafızları, Irak’taki müttefik milislere, ABD ve müttefiklerine zarar verecek saldırılar düzenleme talimatı verdi.

Bu bağlamda Curf es-Sahr’dan İHA’larla düzenlenen saldırılar da planlanmış olabilir.

“Curf İmparatorluğu”

Kaynaklara göre Curf es-Sahr’da milis gruplar tarafından kurulan yapı adeta gizli bir “imparatorluk” niteliği taşıyor. Bölgede:

  • Füze ve İHA depoları
  • Yerel patlayıcı üretim ve test tesisleri
  • Mobil petrol rafinerileri
  • Komuta ve istihbarat merkezleri
  • Güçlendirilmiş hapishaneler
  • Balık çiftlikleri ve tarım arazileri

bulunuyor.

Ayrıca bölgenin, Hizbullah unsurları ve Devrim Muhafızları danışmanları için alternatif bir bölgesel merkez olarak kullanıldığı da iddia ediliyor.


Hamaney'den sonra İran'ı kim yönetecek?

Cumhurbaşkanı, geniş halk desteğine sahip olsa bile, Dini Liderin iradesine aykırı bir dış politika izleyemez (AFP)
Cumhurbaşkanı, geniş halk desteğine sahip olsa bile, Dini Liderin iradesine aykırı bir dış politika izleyemez (AFP)
TT

Hamaney'den sonra İran'ı kim yönetecek?

Cumhurbaşkanı, geniş halk desteğine sahip olsa bile, Dini Liderin iradesine aykırı bir dış politika izleyemez (AFP)
Cumhurbaşkanı, geniş halk desteğine sahip olsa bile, Dini Liderin iradesine aykırı bir dış politika izleyemez (AFP)

Hüda Rauf

Ali Hamaney'in artık İran sahnesinde olmaması, Şah'a karşı gerçekleşen 1979 devriminden sonra kurulan Velayet-i Fakih sisteminin çöküşünü mü işaret ediyor? Şimdi İran'ı kim yönetiyor ve İran dış politikası değişecek mi?

 

İran Dini Lideri Ali Hamaney, 28 Şubat'ta ABD-İsrail ortak hava saldırısında öldürüldü. Ölümünün ardından, özellikle İsrail'in mevcut İran rejiminin siyasi, askeri ve güvenlik liderlerini öldürmeyi amaçlayan hedefli suikast politikası göz önüne alındığında, İran'ı kimin yöneteceği birçok kişi tarafından sorgulanmaya başlandı. İran'ın Velayet-i Fakih doktrinine bağlı din adamları tarafından yönetilen teokratik bir devlet olması, Dini Liderin konumunun önemini ortaya koyuyor.

Dış politika

Öncelikle, İran’ın dış politika karar alma elitleri, hem Dini Liderin kendisini hem de İran Devrim Muhafızları’nı içeren Dini Lider çevresinden oluşmaktadır. Dini Liderlik makamı, İslam Cumhuriyeti'nin kurucusu Ruhullah Humeyni'nin İslam hükümeti teorisine ve İmam'ın gaybet (gizlenmesi) döneminde ümmetin Veliyyi Fakih’e duyduğu ihtiyaca dayanarak ortaya çıkmıştır. Veliyyi Fakih hem siyasi hem de dini otoriteye sahip olmalıdır. Ruhullah Humeyni bu görevi 1979'dan 1989'daki ölümüne kadar sürdürdü, ardından Ayetullah Hamaney geçen ayın sonlarında suikasta uğrayana kadar bu görevi üstlendi.

Anayasaya göre, Dini Liderin yetkisi çok geniş kapsamlı olup, karar alma sürecinin ve kurumlarının neredeyse her seviyesine uzanmaktadır. Selefi Humeyni'nin karizmatik kişiliğine ve popülaritesine sahip olmadığı ve üst düzey din adamları arasında rütbesi nispeten düşük olduğu için de Ali Hamaney, kişisel ilişkiler ağı kurarak ülkenin lideri olarak konumunu ve otoritesini sağlamlaştırdı. Hükümetin her biriminde sadık takipçilerden ve temsilcilerden oluşan bir ağ kurmayı başardı. Kendisi ile ilişkili güç çevrelerini daha etkili hale getirdi ve bu da müdahale ettiği her konuda kontrol sahibi olmasını sağladı. Böylece, dini kurumlar ve ordu da dahil olmak üzere her önemli bakanlık ve hükümet kurumunda binlerce stratejik pozisyonda yerleşik bağımsız bir destek tabanı ve kişisel bir temsilci ağı oluşturdu. Bugün, Hamaney'in otoritesini uygulamaya adanmış bu çıkar ağı, neredeyse her konuda müdahale etme gücüne sahip olduğu için diğer hükümet yetkililerinden daha güçlüdür.

Hamaney ayrıca, İran'daki kutsal yerler için ofisine yapılan hayırsever bağışlar ile gelen milyonlarca dolara ek olarak, milyarlarca dolar değerindeki varlıklara sahip hayır kurumları üzerinde de güç sahibiydi. Bu durum, Hamaney ile Devrim Muhafızları'nın ekonomik olarak etkili liderleri ve radikal din adamları arasındaki yakın ilişkiye ışık tutuyor ve bunun aşırılıkçılar ile ılımlılar arasındaki hizipsel rekabete etkisini ortaya koyuyor.

Yönetici elitler

Bu ilişkinin sonuçları, Hamaney'in ölümünden sonra İran İslam Cumhuriyeti'nin üçüncü Dini Lideri'nin seçimi sürecinde açıkça ortaya çıkıyor. Zira yönetici elitin ilk halkası, İran Dini Lideri Ali Hamaney ve İslam Devrim Muhafızları komutanından oluşuyor. İran anayasası Devrim Muhafızları’nın görevlerini devrimi ve kazanımlarını korumak olarak tanımlıyor. Bu madde, Devrim Muhafızları’nın yetkilerinin sınırlarını tanımlamadığı için belirsiz. Nitekim Devrim Muhafızları düzenli ordudan daha fazla siyasi etkiye sahip. Artan siyasi gücü, rejimin siyasi sistemin tesis edildiği ilk günlerden beri muhalefeti bastırmak için ona güvenmesinden kaynaklanıyor. Rolü, devrimci rejimin ideolojik koruyucusu olarak orijinal işlevinin ötesine geçerek evrildi. Nitekim Devrim Muhafızları genellikle sertlik yanlısı kanadı destekler ve bu kanadın birçok önemli ismi onun saflarından gelmektedir. Etkisi, bölge genelinde nüfuz sahibi olan Kudüs Gücü aracılığıyla dış politikaya kadar uzanmaktadır.

İkinci elit kesim ise cumhurbaşkanı ve dışişleri bakanı ile Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi'ni içeren yürütme organıdır. Bu organ, güvenlik ve dış politika konularında karar alma süreçlerini koordine etmek ve kolaylaştırmaktan sorumludur. Anayasaya göre, Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi'nin yetkileri arasında, Dini Lider tarafından belirlenen genel politikalar çerçevesinde ülkenin savunma ve güvenlik politikalarını belirlemek, politika ile ilgili alanlarda devlet programlarını koordine etmek ve istihbarat raporları toplamak, genel savunma ve güvenlik planlarıyla ilgili sosyal, kültürel ve ekonomik faaliyetler geliştirmek, tehditlere karşı koymak için İran'ın maddi ve fikri kaynaklarını kullanmak yer almaktadır.

Cumhurbaşkanı, üyeleri hükümetin üç kolunun başkanı, Genelkurmay Başkanı, Planlama ve Bütçe Bakanı, Dini Liderin iki temsilcisi, Dışişleri, Güvenlik ve İçişleri Bakanları, görüşülen konuda uzman bakan, ordu ile Devrim Muhafızlarının en üst düzey komutanlarından oluşan Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi'ne başkanlık eder.

Cumhurbaşkanı, geniş halk desteğine sahip olsa bile, Dini Liderin iradesine aykırı bir dış politika izleyemez. Liderin veya rejim içindeki diğer etkili unsurların karşı çıktığı politikaları benimseyemez. Cumhurbaşkanının yetkileri, başta Devrim Muhafızları olmak üzere rejimin güçlü unsurlarının desteğini almadığı sürece, bir yürütme sekreterinin yetkilerine indirgenmiştir. Otoriter rejimleri karakterize eden yönetici elit dinamiklerine gelince, iki tür kapalı elit çemberi vardır. Birincisi, aynı elitin sürekli olarak bir pozisyondan diğerine geçmesini içerir. İkincisi ise, aynı elit kesimin üyelerinin aynı pozisyonlarda tutulmasını, böylece önemli dış politika kararlarının Lider veya baskın kurum tarafından alınmasını içerir. İslam Devrimi'nin zaferinden bu yana siyasi pozisyonların bir dizi etkili figür arasında yoğunlaştığı İran rejimi de bu iki çemberi içermektedir ve aynı elit kesim, yürütme, yasama ve yargı görevlerinde dönüşümlü olarak yer almıştır.

Yukarıdakiler göz önüne alındığında ve İran rejiminin siyasi ve anayasal gerçekleri dikkate alındığında, Dini Lider artık sahnede olmasa da, rejim hâlâ Genel Sekreteri Ali Laricani başkanlığındaki Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi’ne sahip. Ayrıca, İran Devrim Muhafızları Ordusu, Washington ve İsrail ile olan çatışmayı yöneterek askeri ve ekonomik etkisini sürdürüyor. Ek olarak, anayasaya göre, yeni bir Dini Lider seçilene kadar ülkeyi yönetmek üzere Cumhurbaşkanı, Yargı Erki Başkanı ve Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi’nden bir din adamından oluşan Geçici Liderlik Konseyi kurulmuştur. İran rejiminin çöktüğü söylenemez, çünkü Dini Lider tarafından kurulan ve havzalar ile dini okullardaki din adamlarına ve Tahran'daki Cuma imamlarına dayanan kişisel çıkarlar ağı devam ediyor. Ayrıca, ideolojik sisteme inanan sertlik yanlılarından oluşan bir halk tabanı da mevcut.

Aday isimler

İran ve İsrail arasındaki 12 günlük savaştan bu yana ve ABD Başkanı Donald Trump'ın o dönemde Hamaney'in nerede olduğunu bildiklerine dair imaları göz önüne alındığında, Hamaney'in üçüncü Dini Lideri seçmeye çalıştığı dikkate alınmalıdır. O dönemde üç ismin adı geçtiği ancak kimliklerinin İsrail tarafından hedef alınmamaları için açıklanmadığı söylenmişti. Nitekim İsrail şu anda rejimin ve liderlerini seçen kurumların tüm sembollerini ortadan kaldırmaya çalışıyor, tıpkı Uzmanlar Meclisi'nin 88 üyesini suikast ile hedef alması gibi. Bu nedenle, bir sonraki Dini Lider büyük olasılıkla zaten biliniyor ve Devrim Muhafızları ile güçlü bağları ve ekonomik, siyasi ve askeri nüfuz ağı olan Hamaney'in oğlu Mücteba Hamaney gibi adı medyada paylaşılanlardan biri. Medyada bahsedilen diğer isimler arasında eski cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, Ali Rıza Arafi, Muhsin Kumi, Muhsin Raki, Sadık Laricani, Golam Ejei ve Haşim Buşehri yer alıyor.

Olası senaryolar

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Hameney, geçen yılki 12 günlük savaşın sona ermesinden sonra, sahneden çekilmesi durumunda kendisine üç olası halef belirledi. Bu nedenle, yeni liderliğin, siyasi, ekonomik ve askeri kontrolü elinde bulunduran Devrim Muhafızları, ailesiyle birlikte rejimin tüm hayati kurumlarında önemli bir etkiye sahip olan Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Laricani, Parlamento Başkanı Muhammed Bakır Galibaf arasında bir uzlaşı yoluyla seçilmesi bekleniyor. Yeni liderliğin yapısı, İran dış politikasının hatlarını belirleyecek.

Süresi uzayan ve ABD’nin hedef listesinin büyümesiyle devam eden savaşın gölgesinde, bir sonraki Dini Liderin kim olacağı sorusunu ele alıyoruz. Bu soru, özellikle Hamaney'in daha önce rejimin sürekliliğini sağlamak için devrimci bir figürün seçilmesinin gerekliliğini vurguladığı göz önüne alındığında önemli. Amerikan saldırıları ve İsrail'in rejimi istikrarsızlaştırma ve devirme girişimleri gölgesinde, özellikle Hamaney'in dünya görüşünü ve kendi öz algısını paylaşan devrimci bir figür seçmek artık mümkün mü? İsrail devlet kontrolünü zayıflatmak ve böylece vatandaşların sokağa çıkmasını teşvik etmek için güvenlik kurumlarını ortadan kaldırma veya bazı iddialara göre İran sınırlarındaki silahlı ayrılıkçı gruplar yoluyla rejimi devirmeyi amaçlıyor. Bu nedenle saldırılar İran'ın batısına odaklanıyor.

İkinci senaryo, Washington'un, gerilimi tırmandırmama şartıyla rejimin hayatta kalma olasılığını görüşmek üzere İran'da halihazırda iktidarda olanlar ile temasa geçmesini içeriyor. Washington, Hasan Ruhani gibi rejim içinden reformist bir figürü desteklemeye bile çalışabilir. Ancak, savaş devam ederse ve hem İran hem de Washington birbirini yıpratmaya çalışırsa, bu senaryo zayıf olmayı sürdürüyor. Böyle bir senaryoda, İran'ın devrimci rejimin direncini göstermek için daha sert bir figüre ihtiyacı olabilir.

Üçüncü senaryo, Washington'un, Amerikan taleplerine uyulması karşılığında, Devrim Muhafızları'nın ekonomik çıkarlarını (ki bu çıkarlar İran ekonomisinin yüzde 40'ını oluşturmaktadır) koruması konusunda bir Devrim Muhafızları komutanıyla anlaşmaya varmaya çalışmasıdır. Son olasılık ise, 40 yılı aşkın süredir marjinalleştirilmiş olan İran ordusunun, Devrim Muhafızları'nın politikalarının devletin ve rejimin varlığını tehdit ettiğini öne sürerek, iktidarı yeniden ele geçirmek için askeri bir darbe düzenlemesidir. Bu noktada, mevcut aktörlerin, devam eden savaşın arka planında bir sonraki Dini Lider ve başkanının seçimini koordine edecek taraflar olacağının altını çizmek gerekir. Dahası İran liderliği, savaşın değişkenlerine ve rejimin Amerikan ve İsrail saldırılarına dayanma gücüne bağlıdır. Yine İran'ın bölgesel politikasının siyasi gidişatı, hem bölgeyle hem de vekil güçler ağı ve 40 yıldır yatırım yaptığı ve kaderi şu anda belirsiz olan bölgesel rolüyle ilişkisine de bağlıdır. Buna ek olarak, sertlik yanlıları ve reformistler arasındaki bilinen siyasi rekabet azalacak ve rejimin tek odak noktasının hayatta kalmak olduğu bir dönemde artık mevcut olmayacaktır. Dolayısıyla hayatta kalmak için en önemli şey uzlaşmadır.

Yeni liderliğin özellikleri

Hamaney ile aynı güce sahip, böylece dış politikayı şekillendirmede birincil aktör olacak bir Dini Lider mi göreve gelecek? Yoksa atama, Devrim Muhafızları'nın baskın rol oynadığı ve Velayet-i Fakih sistemini korumak için yapılmış bir formaliteden ibaret mi olacak?

Şüphesiz, yeni liderliğin özellikleri, İran'ın Hamaney'in nükleer silaha sahip olmayı yasaklayan fetvasına uymaya devam mı edeceğini yoksa nükleer doktrini değiştiren ve gelecekte caydırıcılığa sahip olmak için nükleer silah geliştirme sürecini hızlandırmaya yönelen daha sert bir liderliğe mi tanık olacağımızı belirleyecektir.


İran savaşı ‘yeni bir aşamaya’ giriyor... Uzmanlar Meclisi Hamaney’in halefini seçiyor

İran savaşı ‘yeni bir aşamaya’ giriyor... Uzmanlar Meclisi Hamaney’in halefini seçiyor
TT

İran savaşı ‘yeni bir aşamaya’ giriyor... Uzmanlar Meclisi Hamaney’in halefini seçiyor

İran savaşı ‘yeni bir aşamaya’ giriyor... Uzmanlar Meclisi Hamaney’in halefini seçiyor

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, savaşın yeni bir aşamaya girdiğini duyurdu. Zamir, “Sürpriz saldırı aşamasını başarıyla tamamladık. Bu süreçte hava üstünlüğünü sağladık ve balistik füze ağını etkisiz hale getirdik. Şimdi operasyonun yeni aşamasına geçiyoruz” ifadelerini kullandı.

İran devlet televizyonunun bugün aktardığı bilgilere göre söz konusu açıklama, ülkedeki Liderlik Konseyi’nin yeni Dini Lider’in seçimini yapacak Uzmanlar Meclisi toplantısının nasıl gerçekleştirileceğini tartışmak üzere bir araya geldiğini bildirmesiyle aynı zamana denk geldi. Liderlik Konseyi tarafından yapılan açıklamada, Dini Lider seçim takvimi veya Uzmanlar Meclisi’nin oylamayı yüz yüze mi yoksa uzaktan mı yapacağına dair bir bilgi verilmedi.

Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump dün akşam telefonla katıldığı NBC News mülakatında, İran’a kara kuvveti gönderilmesini ‘zaman kaybı’ olarak nitelendirdi. Trump, “Her şeyi kaybettiler. Deniz filolarını kaybettiler. Kaybedebilecekleri her şeyi kaybettiler” şeklinde konuştu.