Gazzeliler, aşk ve evlilikle yok olma tehdidine meydan okuyor

Ölümün ilerleyişini durdurma girişimi ve bir iz bırakma hayali

Filistinli bir kadın, Gazze'nin kuzeyindeki Cibaliye'de yıkılmış binaların enkazının yanındaki derme çatma bir dükkânda gelinlik satıyor 27 Şubat 2025
Filistinli bir kadın, Gazze'nin kuzeyindeki Cibaliye'de yıkılmış binaların enkazının yanındaki derme çatma bir dükkânda gelinlik satıyor 27 Şubat 2025
TT

Gazzeliler, aşk ve evlilikle yok olma tehdidine meydan okuyor

Filistinli bir kadın, Gazze'nin kuzeyindeki Cibaliye'de yıkılmış binaların enkazının yanındaki derme çatma bir dükkânda gelinlik satıyor 27 Şubat 2025
Filistinli bir kadın, Gazze'nin kuzeyindeki Cibaliye'de yıkılmış binaların enkazının yanındaki derme çatma bir dükkânda gelinlik satıyor 27 Şubat 2025

Gazze'de evler ve sokaklar artık ayakta değil. Yaklaşık iki yıl boyunca tüm yaşam belirtileri silindi. İsrail'in sivillere yönelik katliamları her gün devam ederken, şehir neredeyse kesintisiz bir cenaze törenine dönüştü. Ancak Gazze halkı, yaşamak için sebepler üretmeyi bırakmıyor. İronik bir şekilde, Gazze'de düğünler, gerçek bir mutluluk olmasa da, durmadı.

Kaybetmekten, yerinden edilme, korku ve dağılmaya kadar yaşadıkları zorlu koşullar göz önüne alındığında, genç Gazzelilerin evlenme arzusunun arkasında farklı nedenler yatıyor. Gazze'de insanlar sadece aşk için değil, aynı zamanda hayatta kalmak için, yalnızlık ve yok olma korkusu ile bu topraklarda iz bırakmadan ölme düşüncesine karşı evlenmeye karar veriyorlar.

İmha savaşı sırasında Gazze'de evlilik, bireysel ve anlık fikirlere dayalı toplumsal bir gelenek haline geldi. Geleneksel isteme, işhar ve imlak (gelin ve damadın ailelerinin bir araya gelerek tatlı ve cam hediyelik eşyalar dağıttığı bir kutlama töreni), ardından birkaç ay süren ve büyük bir düğün,  mahalle sakinleri ve akrabalar için kurbanların kesildiği bir ziyafetle sonlanan bir nişanlılık dönemini içeren dizi artık takip edilmiyor. Damadın ayrıca evi dayayıp döşemesi de gerekiyordu.

On yıllar boyunca Gazze'de bu evlilik ritüelleri dayatıldı ve herkes bunları evlilik ile ilgili gelenek ve görenekler bayrağı altında uyguladı. Ancak tüm bunlar Gazzelilerin hayatından kayboldu. Evlilik, nakit sıkıntısı nedeniyle bir banka uygulaması aracılığıyla transfer edilen bir mehir ve şans eseri bombardımanlardan kurtulmuş bir depoda veya dairede yapılan küçük bir törenle sınırlı hale geldi. Üstelik Gazze'deki evlerin çoğu yıkıldıktan sonra, gelinin evi çadır oldu ve yatak ile yastık artık evin mobilyalarının bir parçası değil, evin tüm eşyası haline geldi.

Çadır bir yuvaya dönüştüğünde

Savaştan önce, 22 yaşındaki işletme öğrencisi Hanin Dveyma, kendi işini kurana kadar evliliğini birkaç yıl ertelemeyi hayal ediyordu. Bir ilkokul öğretmeniyle nişanlıydı. Bombardımanlar yoğunlaştıkça ve zorla göç ettirmeler yayıldıkça, düğün beş kereden fazla ertelendi. Her seferinde Hanin “durum sakinleştiğinde” düğününü yapabileceği fikrine tutundu. Ama asla sakinleşmedi.

Teyzemin Cibaliye'deki yıkılmış evinin enkazından çıkardığı, toz toprak içindeki gelinliği yıkayıp evlenmeyi kabul ettim

Şarku'l Avsat Al Majalla’dan aktardığına Hanin, şunları anlattı: “Savaşın başında evlilik fikrini reddediyordum. Etrafımdaki ölümün her şeyi boş ve gereksiz hale getirdiğini hissediyordum ve evlenir evlenmez eşimi kaybetmekten veya ölmekten korkuyordum. Ama sonrasında şu fikir içimde büyümeye başladı; ya bir daha asla birlikte olamazsak? Beklemenin ne anlamı var? Öleceksek birlikte ölelim, hayatta kalacaksak hayatımızın geri kalanına birlikte devam edelim.”

Hanin bugün, ailesinin çadırının yanındaki bir çadırda yaşıyor ve eski hayallerinden hiçbir şey kalmadı. Ama her gece karanlıkta hayal kurarak eşinin omzunda uyuduğunu söylüyor ve şöyle devam ediyor, “Savaştan önce her şey yolumu aydınlatıyordu, peşinden koştuğum büyük bir hayal yolumu aydınlatıyordu. Ama nişanlım Hüseyin'in sahip olduğu hayatımın dairesi de dahil olmak üzere her şeyi bir anda kaybettim. Daire bombardımanda yıkıldı ve içindeki her şey enkaza dönüştü. Daire yıkıldı ve onunla birlikte hayallerim de yıkıldı”.

Fjkjf
İşgal altındaki Batı Şeria'nın Salem köyünde bir Filistin düğünü sırasında damadın arkadaşları ve akrabaları şarkı söyleyip dans ediyor, 11 Temmuz 2025 (AFP)

Bir gelin, gelinlik giymeyi hayal eder. Gazze'de ise bir kadın, gelinliğini hayatı boyunca saklar, hatırlar ve belki de gelecekte kızına miras bırakır. Ancak Hanin'in böyle bir fırsatı bile olmadı. Savaş ve olağanüstü koşullar, onu bu hayali görmezden gelmeye ve eski bir gelinliğe razı olmaya zorladı.

Hanin bize şunları söyledi: “Beyaz bir gelinliğe sahip olma hayalimden vazgeçtim. Savaştan önce fiyatını bile umursamıyordum. Ancak savaşın gereklerine uygun olarak, teyzemin Cibaliye'deki yıkılmış evinin enkazından çıkardığı beyaz gelinliğiyle evlenmeyi kabul ettim. Toz toprak içinde olduğundan ve bazı küçük lekeleri çıkarmak için yıkayıp giydim. Sanki hayalini kurduğum kanatlar kesilmiş gibi hissediyorum. Evlendiğim doğru, ama hiçbir mutluluk hissetmeden evlendim”.

Bir an duraksadıktan sonra ekledi: “Bir çadırda evlenmeyi de kabul ettim. Bu çadır artık yuvam ve bu kasvetli dünyada sahip olduğum tek şey. Basit bir şekilde kendisini döşedik. Bir uyku setimiz yok, kocam ve kendim için iki şilte ve yastıklarla yetindim, ama çadırın sert atmosferinde onlardan da nefret ettim.”

Aşk kurşundan daha güçlüdür

Tamer el-Deeb'e (27 yaşında) gelince, sevdiği kızın savaşta yaralanması onunla evlenmesini engellemedi.

Öfmc

Tamer, sivil toplum kuruluşlarında ve finans yöneticisi olarak çalışıyor. Sevdiği kız Sabrin evi bombalandığında, enkazın altından çıkarıldı, ama yaralıydı. Ayağı kesildi ve hayalleri paramparça oldu. Ama bu Tamer’i durdurmadı, bir ileri adım attı. Hayatındaki savaşı bir anlığına durdurup hayatının aşkına doğru yürümeyi seçti. Yaşadığı trajik koşullara meydan okuyarak ona evlenme teklif etti ve onunla evlendi.

Evliliğimiz savaşa son bir yanıttı. Bir evlilik sözleşmesiyle hayata sahibiz. Bizimle savaş arasındaysa bir sözleşme yok ve savaş eninde sonunda hayatımızdan kaybolacak

Tamer, “Sevdiğim kişiyle evlenmeyi seçtim çünkü o kız olmadan hayatımı hayal edemiyordum” dedi. Tamer hastanede yatağına yaklaştığını ve ona acil şifalar dilediğini, ardından onunla en kısa sürede evlenmek istediğini söyleyerek onu şaşırttığını anlattı.

Savaştan önce Sabrin bilgisayar programcısı olarak çalışıyordu ve nakış, geleneksel el sanatlarına büyük bir tutkusu vardı.

Kckk

Aşk savaşın durduramayacağı kadar güçlüydü ve Tamer ile Sabrin arasındaki sıcak duygular, onları kalıcı bir birliktelik hayallerine taşıyan güvenli bir geçit oldu. Tamer, “Evliliğimiz savaşa son bir yanıttı. Bir evlilik sözleşmesiyle hayata sahibiz. Bizimle savaş arasındaysa bir sözleşme yok ve savaş eninde sonunda hayatımızdan kaybolacak” dedi.

Sözlerini şöyle sürdürdü, “Savaşın tatlı anlarımızı ve etrafımızdaki sevdiklerimizi bizden çaldığını hissettiğim için evlenmeye karar verdim. Mutluluğumun eksik kalmasından veya ona asla sahip olamamaktan korktum. İçten içe, savaştan nefret ettiğim kadar teslim olmaktan da nefret ediyorum”.

Yeni evli çift, küçücük bir umut kırıntısına bile tutunmak istediler, bu yüzden evlenmeyi ve ebeveynlerinin bir kısmı bombardımanda yıkılmış evindeki bir odada yaşayarak derin yaralarını iyileştirebilecek yeni bir hayata başlamayı seçtiler.

23 yaşındaki Sabrin, içindeki derin yaraya meydan okuduğunu ve hayatında bir desteği, eşi Tamer olduğu sürece her şeyin çözülebileceğini hissettiğini söyledi.

Ardından ekledi, “İlk başta Tamer ile evleneceğime inanmıyordum. Yaralanmamdan sonra bu hayalim daha da uzak oldu. Ama kötü yaşam koşullarımıza rağmen bana yaklaştı ve beni kucakladı. O an kendimi güçlü hissettim, bu hayatımda daha önce hiç yaşamadığım bir andı”.

“Sağlık durumum nedeniyle gelinlik giymenin uygunsuz olacağını düşündüm ama Tamer'in ısrarı kabullenmemi sağladı. Bunun hayatımın en güzel anı olacağını bilmiyordum. Sevincimizin tam olmasını temenni ederdim ama işgal her zaman talihsizliklerimizin sebebi oldu” dedi.

Itıtıt
Evini ve stüdyosunu savaşta kaybetmesine rağmen çalışmaya devam eden 31 yaşındaki Filistinli düğün fotoğrafçısı Lina Ağa, Han Yunus'ta, savaştan önce kiraladığı evin bahçesinde bir çiftin fotoğraflarını çekiyor, 22 Ağustos 2024 (AFP)

 Bizimle konuşurken Tamer ve Sabrin, birbirlerine şefkat ve sevgiyle bakıyor, celladına karşı zafer kazanmış birinin gücüyle, acıya rağmen evliliklerinin hikayesini anlatıyorlardı. Son olarak Tamer şunu söyledi: “Böyle bir gerçeklikte hayallerimizin büyük bir kısmından vazgeçmemiz doğal. Hayal kurduğum anları severim ve bu anları yaratmakta ustayım. Ama beni ve sevdiğimi bir araya getiren bir an yaratmak için elimden geleni yaptım ve sonunda bizi gelinlik ve damatlık içinde görebildim. Onunla, kurşunların ve bombaların silemeyeceği, aşk dolu bir hayat hayal ediyorum.”

Orta yaşlarımdayım

24 yaşındaki Muhammed el-Vadiyya, tasarım alanında çalışıyor. Savaş sırasında evlenmeyi seçmiş çünkü yalnızlık ve hayatın anlamsızlığı duygusu peşini bırakmıyormuş. Garip bir sebep gibi görünebilir, ancak böyle bir durumda evlilik, yeni fırsatlar sunan bir trenin kalkışı gibidir. Vadiyya, “Yalnız kalmaktan ve yalnız ölmekten korkuyordum. Sesim ve yukarıdaki uçağın sesi dışında hiçbir şeyin olmadığı boş bir çadırda kalmaya dayanamıyordum” dedi.

Bana hiç benzemeyen bir ölüm oyununda neden rehin tutulduğuma dair sorularla sürekli boğuşuyordum ve bu boşluk beni tekrarlanan, ölümcül sorularla tüketiyordu. Sonunda, savaşta ölmeden önce adımı taşıyacak bir çocuk dünyaya getirmeyi düşündüm

Muhammed ekledi: “Gazze'nin doğusundaki Şucaiyye mahallesindeki evim yıkıldıktan sonra derin bir hayal kırıklığı yaşadım. Evim, evlenmek ve hayat arkadaşımla yeni bir yola başlamak benim için bir ufuktu, ancak enkaza dönüştü. Otuzlu yaşlarının ortalarında bir adam olarak, hayalini kurduğum gelini bulma fırsatlarım zamanla giderek azaldı. Bu, savaş zamanında evlenmek istememin bir diğer nedeni.”

K
Lina Ağa, devam eden savaş sırasında evini ve stüdyosunu kaybetmesine rağmen, Han Yunus'ta bir çiftin fotoğraflarını çekiyor, 22 Ağustos 2024 (AFP)

Vadiyya, “Bir anda etrafımdaki herkesin evlendiğini ve çoluk çocuk sahibi olduğunu hissettim ve ben de sadece onları izliyordum. Zamanla değersiz bir varlığa dönüştüğümü hissediyordum. Bu düşünceler beni neredeyse mahvediyordu. Bana hiç benzemeyen bir ölüm oyununda neden rehin tutulduğuma dair sorularla sürekli boğuşuyordum ve bu boşluk beni tekrarlanan, ölümcül sorularla tüketiyordu. Sonunda, savaşta ölmeden önce adımı taşıyacak bir çocuk dünyaya getirmeyi düşündüm” dedi. Vadiyya, Gazze'de hayatın kaybettiklerini böyle özetledi. Bir yerden başka bir yere kaçış sadece Gazzelileri hayatın tüm sembollerinden mahrum bırakan, yaşam biçimlerini tamamen değiştiren savaş haritasının içinde gerçekleşiyor.

Savaş boğazını ne kadar sıkarsa sıksın, hayatın ilerleyişi asla durmuyor. Gazzeliler, geçmiştekilere benzemeyen çeşitli şekillerde ve arzularla evleniyorlar. Yaşamın bu ritüelleri yüzeye çıkarak, yerinden edilme, öldürülme ve yıkımla ne kadar parçalanmış olursa olsun, toplumsal derinliğin ve silinmez bir dokunun boyutunu kanıtlıyorlar. Bu, toprak sahiplerinin, umut meşalesini toprakları üzerinde canlı tutmak için izledikleri bir yoldur.



Araştırma: Gazze Şeridi’ndeki savaşın başlangıcındaki vefat sayısı, resmi olarak açıklanandan çok daha yüksekti

İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazeleri (AP)
İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazeleri (AP)
TT

Araştırma: Gazze Şeridi’ndeki savaşın başlangıcındaki vefat sayısı, resmi olarak açıklanandan çok daha yüksekti

İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazeleri (AP)
İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazeleri (AP)

Tıp dergisi The Lancet’te yayımlanan bir araştırma, Gazze Şeridi’nde süren savaşın ilk 16 ayında 75 binden fazla kişinin hayatını kaybettiğini ortaya koydu. Bu rakamın, o dönemde yerel makamlarca açıklanan bilançodan en az 25 bin daha fazla olduğu belirtildi.

Çalışma ayrıca, Gazze Şeridi’ndeki Sağlık Bakanlığı’nın hayatını kaybedenler arasında kadınlar, çocuklar ve yaşlıların oranına ilişkin yayımladığı verilerin doğruluğunu teyit etti.

Araştırmaya göre, 7 Ekim 2023 ile 5 Ocak 2025 tarihleri arasında yaklaşık 42 bin kadın, çocuk ve yaşlı yaşamını yitirdi. Bu ölümler, Gazze savaşında meydana gelen toplam can kayıplarının yüzde 56’sını oluşturdu.

Ekonomist, demograf, epidemiyolog ve saha araştırmacılarından oluşan yazar ekibi, The Lancet Global Health dergisinde kaleme aldıkları makalede, “Mevcut bulgular birlikte değerlendirildiğinde, 5 Ocak 2025’e kadar Gazze Şeridi nüfusunun yüzde 3 ila 4’ünün şiddet sonucu hayatını kaybettiğine işaret etmektedir. Ayrıca çatışmanın dolaylı etkileri nedeniyle çok sayıda şiddet dışı ölüm de kaydedilmiştir” ifadelerine yer verdi.

Gazze Şeridi’ndeki can kaybı sayısı tartışma konusu olmaya devam ederken, üst düzey bir İsrailli güvenlik yetkilisi geçen ay İsrailli gazetecilere yaptığı açıklamada, Gazze Şeridi’ndeki sağlık makamlarının topladığı verilerin büyük ölçüde doğru olduğunu söylemişti. Bu açıklama, aylardır süren resmi şüphelerin ardından dikkat çekici bir tutum değişikliği olarak değerlendirildi.

Söz konusu yetkili, Ekim 2023’ten bu yana İsrail saldırıları sonucu yaklaşık 70 bin Filistinlinin hayatını kaybettiğini, bu sayıya kayıpların dahil olmadığını aktardı.

Gazze Şeridi’ndeki sağlık makamları ise İsrail saldırıları nedeniyle doğrudan hayatını kaybedenlerin sayısının 71 bini aştığını, Ekim 2025’te yürürlüğe giren ateşkesten bu yana 570’ten fazla kişinin yaşamını yitirdiğini bildirdi.

gbrhy
Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta İsrail'in düzenlediği saldırılarda hayatını kaybeden yakınlarının cenaze namazını kılan Filistinliler (EPA)

Geçtiğimiz yıl The Lancet’te yayımlanan bir başka araştırmada, savaşın ilk dokuz ayında Gazze Şeridi’ndeki can kaybı sayısının, Filistin Sağlık Bakanlığı verilerinde açıklanandan yaklaşık yüzde 40 daha düşük tahmin edildiği bildirilmişti.

Yeni çalışma da resmi vefat sayısının gerçek rakamın oldukça altında kaldığına işaret etti. Araştırma, Gazze Şeridi genelini temsil edecek şekilde özenle seçilen 2 bin aileyle yapılan bir ankete dayanıyor. Katılımcılardan, aile fertleri arasındaki ölümlere ilişkin ayrıntılı bilgi vermeleri istendi. Saha çalışması, Filistin’de ve bölgenin diğer kısımlarında yürüttükleri çalışmalarla tanınan deneyimli Filistinli kamuoyu araştırmacıları tarafından gerçekleştirildi.

Londra’daki Royal Holloway, University of London bünyesinde görev yapan ve çatışmalardaki can kayıplarının hesaplanması üzerine 20 yılı aşkın süredir çalışan ekonomist Michael Spagat, hakemli olarak yayımlanan araştırmanın yazarlarından biri olarak, yeni bulguların Ekim 2023 ile Ocak 2025 arasında Gazze Şeridi’nde 8 bin 200 ölümün yetersiz beslenme ya da tedavi edilemeyen hastalıklar gibi dolaylı etkilerden kaynaklandığını gösterdiğini belirtti.

Çalışma, İsrail saldırılarının en yoğun ve en ölümcül dönemini kapsarken, Gazze Şeridi’ndeki insani krizin en ağır safhasını içermiyor. Birleşmiş Milletler (BM) destekli uzmanlar, geçen yıl ağustos ayında Gazze Şeridi’nde kıtlık ilan etmişti.

Araştırmacılar, nihai ve kesin bir can kaybı sayısına ulaşmanın uzun zaman ve önemli kaynaklar gerektireceğini vurgulayarak, kendi bulguları da dahil olmak üzere mevcut tüm tahminlerin geniş hata payları içerdiğine dikkat çekti.


Eski Güney Kore Devlet Başkanı, sıkıyönetim ilan ettiği gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı

Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
TT

Eski Güney Kore Devlet Başkanı, sıkıyönetim ilan ettiği gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı

Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)

Güney Kore’nin eski Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol, 2024’ün sonlarında kısa süreli sıkıyönetim ilan etmesi nedeniyle bugün ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.

Seul Merkez Bölge Mahkemesi yargıcı Ji Gwi-yeon, karar duruşmasında “İsyan suçundan Yoon’u ömür boyu hapis cezasına mahkûm ediyoruz” ifadesini kullandı.

Böylece eski muhafazakâr lider, savcılığın talep ettiği idam cezasından kurtulmuş oldu.

Yoon Suk Yeol, 3 Aralık 2024 akşamı yaptığı sürpriz konuşmada sıkıyönetim ilan etmiş ve orduya Ulusal Meclis’e girme talimatı vermişti. Ancak askerler tarafından kuşatılan binaya yeterli sayıda milletvekili girmeyi başarmış, yapılan oylamada bu güç kullanımına karşı karar alınmış ve dönemin devlet başkanı geri adım atmak zorunda kalmıştı.

Sivil yönetim fiilen yalnızca altı saatliğine askıya alınsa da, söz konusu girişim ülkede derin ve uzun süreli bir siyasi krize yol açmıştı.

Gözaltında yargılanan Yoon, bu eylemleri nedeniyle nisan ayında görevden alınmıştı.

Mahkemenin, eski Savunma Bakanı Kim Yong-hyun’u da mahkûm etmesinin ardından, Yoon ile birlikte yargılanan diğer sanıklar hakkında da kısa süre içinde karar vermesi bekleniyor.


İran-ABD müzakereleri: Ortadoğu’yu değiştirme planı ne olacak?

Fotoğraf: Axel Rangel Garcia
Fotoğraf: Axel Rangel Garcia
TT

İran-ABD müzakereleri: Ortadoğu’yu değiştirme planı ne olacak?

Fotoğraf: Axel Rangel Garcia
Fotoğraf: Axel Rangel Garcia

Elie Kuseyfi

Salı günü Cenevre'de Rusya-Ukrayna ve ABD-İran müzakerelerinin eş zamanlı olarak yapılması sadece bir tesadüf müydü? Yoksa bu, her iki müzakereye de katılan, Moskova ve Kiev arasında arabuluculuk yapan ve Umman arabuluculuğuyla İran ile müzakere eden ABD'nin kasıtlı bir hamlesi miydi? Bu eş zamanlılığın nedeni, Cenevre'deki her iki müzakereye de katılan Steve Witkoff ve Jared Kushner'in orada bulunması olabilir. İki müzakere oturumunun aynı şehirde yapılması, onları başka bir yere gitmekten kurtardı ve bu da bilhassa Başkan Donald Trump'ın her iki sorunu, özellikle de Rusya-Ukrayna çatışmasını çözmekte acele etmesi nedeniyle görevlerini hızlandırmaya katkıda bulunabilir. Nitekim Trump, Kiev'i hızla bir anlaşmaya varmaya teşvik ediyor ve bu durum Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy'yi kızdırdı, Trump'ın kendisine uyguladığı baskının hiçbir gerekçesi olmadığını belirtti.

İki konu arasında ortak bir bağlantı arayışı, bizi perşembe günü Umman Denizi ve Hint Okyanusu'nda iki ülke arasında yapılacak ortak tatbikatlarla yeni bir seviyeye ulaşacak olan Rus-İran askeri iş birliğine götürüyor. Ancak en önemli konu, Tahran'ın Ukrayna şehirlerini bombalamak için Moskova'ya insansız hava araçları tedarik etmesi olmaya devam ediyor. Fakat bu neden, İran'ın nükleer dosya dışında herhangi bir konuyu görüşmeye hazır görünmemesi nedeniyle biraz olasılık dışı görünüyor. Her ne olursa olsun, bu iki müzakere turunun aynı şehirde eş zamanlı olarak yapılması, bizi bugün dünyadaki en önemli ve ABD’nin de tamamen dahil olmuş durumda olduğu iki olay ile karşı karşıya bırakıyor.

Bu da bizi, İran-ABD müzakerelerinin bölgedeki diğer tüm dosya, çatışma ve anlaşmazlıkların önüne geçtiği bölgeye götürüyor. Ancak burada gündemde olan soru, bu müzakerelerin bu çatışmaların ve anlaşmazlıkların seyrine bir etkisi, daha doğrusu bu çatışmaların ve anlaşmazlıkların, özellikle de İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının ve bölgesel sonuçlarının, bu müzakerelerin seyrine bir etkisi olup olmadığıdır. Daha önemli olan soru ise iki yıldan fazla süren ve yeni jeopolitik gerçeklikler yaratan, İran'ın stratejik konumunda bir gerilemeye yol açan savaşın sonucundan bağımsız olarak Washington ve Tahran arasında bir anlaşmaya varılıp varılamayacağıdır. Bu nedenle, Washington ve Tahran arasındaki müzakereler bağlamında sorulan temel soru, Hizbullah ve Hamas'ın zayıflaması, Suriye rejiminin devrilmesi ve ABD-İsrail'in İran'ın derinliğine yönelik saldırıları, dahası İran'daki eşi benzeri görülmemiş iç bölünmeden sonra, bu müzakerelerin beklenen sonuçlarının İran'ın stratejik konumundaki bu gerilemeyi yansıtıp yansıtmayacağıdır. Keza Tahran'ın Donald Trump'ın onunla bir anlaşmaya varma arzusunu göz önünde bulundurarak, bu gerilemeyi telafi edip edemeyeceğidir.

Devam eden Amerikan askeri yığınağı bölgesel endişeleri yansıtmakla kalmıyor, aynı zamanda Başkan Trump'ı destekleyen MAGA hareketi içinde bile temel Amerikan hassasiyetlerine dokunuyor

 Her ne pahasına olursa olsun bir anlaşma mı?

Başka bir deyişle, Amerikan Başkanı, bölgesel savaşın tüm sonuçlarını ve İsrail'in tüm kırmızı çizgilerini, özellikle de İran’ın füze programı ve Tahran tarafından desteklenen bölgesel milis gruplar meselesiyle ilgili kırmızı çizgilerini göz ardı ederek, İran ile her ne pahasına olursa olsun anlaşmak mı istiyor? Önceliği, içeriği İran'ın stratejik konumundaki gerilemeyi yansıtmasa ve İran rejimini hem içeride hem de uluslararası alanda kurtarsa bile, İran ile bir anlaşmaya varmak mı?

Trump gibi bir başkanın ne istediğini tahmin etmek zor olsa da İran nükleer meselesini çevreleyen koşullar, ABD Başkanı’nın herhangi bir anlaşmayı kabul edebileceğini göstermiyor. Ancak bu, İran dosyasını yönetmenin onun için kolay olacağı anlamına gelmiyor. Hatta Rusya-Ukrayna savaşı dosyası ve uzun süreli sonuçlarını yönetmekten bile daha zor olabilir. Şüphesiz ki, Başkan ve genel olarak Amerikalılar için iki konu arasındaki temel fark, ABD'nin, 28 Aralık'ta Tahran'daki rejime karşı protestoların başlamasından bu yana Ortadoğu'da olduğu gibi, Rusya-Ukrayna savaşında doğrudan asker konuşlandırmaması ve askeri yığınak yapmamasıdır.

dcf
Umman Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamad el-Busaidi, ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı Donald Trump'ın damadı Jared Kushner, İsviçre'nin Cenevre şehrinde ABD ve İran arasında yapılacak dolaylı görüşmeler öncesinde, 17 Şubat 2026 (Reuters)

Bu devam eden ABD askeri yığınağı bölgesel endişeleri yansıtmakla kalmıyor, aynı zamanda Başkan Trump'ı destekleyen MAGA hareketi içinde bile ABD'deki temel iç hassasiyetlere dokunuyor. Zira MAGA hareketinin Cumhuriyetçi Başkan ile temel anlaşması, ABD'nin yabancı savaşlara karışmaması üzerine kurulu. Bu durum şimdi ABD'nin İsrail'e verdiği desteğe de yansıyor. Geçtiğimiz kasım ayında yapılan bir YouGov anketi, 45 yaşın altındaki Cumhuriyetçi seçmenlerin yüzde 51'inin, 2028 başkanlık ön seçimlerinde İsrail'e vergi mükelleflerinin vergileri ile finanse edilen silah transferlerini azaltmayı savunan bir adayı desteklemeyi tercih edeceğini gösterirken, sadece yüzde 27'si İsrail'e silah tedarikini artırmayı veya sürdürmeyi savunan bir adayı tercih ettiklerini söyledi. Bu, Trump destekçilerinin geniş bir kesiminin “Önce ABD” veya “ABD'yi Yeniden Harika Yap” gibi sloganlara dair anlayışını yansıtıyor ve bu anlayış, bu sloganların kapsamının ABD'nin ötesine uzandığını dikkate almıyor. Ancak, başka iki anket, Amerikalıların yüzde 59'unun geçen haziran ayında İran nükleer tesislerine yapılan ABD saldırısını onayladığını gösterdi. Dolayısıyla olası bir askeri saldırıya desteğinin veya muhalefetinin, saldırının hedeflerine ulaşmadaki başarısına bağlı olduğu göz önüne alındığında, Trump'ın İran ile ilgili herhangi bir kararını etkileyen iç Amerikan faktörü tek yönlü değildir. Trump, tabanına diplomasiye bir şans verdiği ancak bunun ABD çıkarları için olumlu sonuçlar vermediği gerekçesini sunabilir.

Mevcut ABD askeri yığınağı, iki uçak gemisi, 12 savaş gemisi, yüzlerce savaş uçağı ve çok sayıda hava savunma sistemini içerirken, Ortadoğu'ya silah ve mühimmat taşımak için 150'den fazla askeri kargo uçuşu gerçekleştirildi

Cenevre turunda bir ilerleme kaydedildi mi?

Washington ve Tahran arasında yeniden başlatılan müzakerelerin salı günü Cenevre'de yapılan ikinci turunun gidişatı bu bağlamda anlaşılabilir. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin “ABD ile temel ilkeler konusunda bir uzlaşıya varıldığı ve önceki tura kıyasla olumlu gelişmeler olduğu” yönündeki açıklamalarının verdiği iyimserlik esintisine rağmen, konu her zamankinden daha karmaşık görünüyor. Zira Donald Trump'ın, ABD'nin Ortadoğu'daki stratejisinde tam bir darbe gerçekleştirmeye hazır olmadığı sürece, İsrail pahasına İran için stratejik kazanımlar garanti eden bir anlaşmaya varabileceğini hayal etmek zor; ki bunun için henüz hiçbir işaret de yok.

İranlı üç yetkilinin New York Times'a verdikleri demeçlerde, Tahran'ın Trump'ın başkanlığı döneminde uranyum zenginleştirmeyi askıya almaya ve yaptırımların, petrol ambargosunun kaldırılması karşılığında Washington'a yatırım fırsatları sunmaya istekli ve hazır olduğunu belirtmeleri bile mevcut durumla uyumsuz görünüyor. Zira İran dosyası ile ilgili olarak mevcut durum iki nokta ile özetlenebilir; birincisi, Tahran rejimi hem iç hem de uluslararası alanda en zor stratejik gerileme dönemini yaşıyor. İkincisi, İsrail, ABD'nin desteğiyle bölgedeki stratejik konumunu sağlamlaştırmaya çalışıyor. Bu nedenle, ABD'nin İran ile yapacağı herhangi bir anlaşma bu denklemi alt üst etmemelidir. Aksi takdirde, bu anlaşma ABD'nin aleyhine İran’ın elde edeceği açık bir kazanç ve ana müttefiki İsrail için bir kayıp anlamına gelecektir.

Bu sebeple, Arakçi'nin “olumlu gelişmeler, Washington ile yakında bir anlaşmaya varacağımız anlamına gelmiyor, ancak süreç başladı” şeklindeki açıklaması, ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance'in de müzakerelerin iyi ilerlediği ancak İranlıların Trump tarafından belirlenen kırmızı çizgileri kabul etmeye istekli olmadığı yönündeki açıklaması, bu müzakereleri çevreleyen zorlukları yansıtıyor. Müzakerelerin İran'ın pazartesi günü Devrim Muhafızları gözetiminde stratejik Hürmüz Boğazı'nda tatbikatlara başlayacağını duyurması veya son 24 saat içinde bölgeye F-35, F-22 ve F-16'lar da dahil olmak üzere 50 ilave ABD savaş uçağının ulaşması gibi iki taraf arasında devam eden askeri gerilim ortamında gerçekleştiği göz önüne alındığında, kendisini çevreleyen zorluklar daha iyi anlaşılacaktır. Bu uçaklarla birlikte ABD'nin mevcut askeri yığınağı halihazırda iki uçak gemisi, yaklaşık on iki savaş gemisi, yüzlerce savaş uçağı ve çok sayıda hava savunma sistemini içeriyor. Ayrıca, Ortadoğu'ya silah ve mühimmat taşımak için 150'den fazla askeri kargo uçuşu gerçekleştirildi. Ancak bu devasa yığınak, büyüklüğüne rağmen, 2003 yılında Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinin arifesindeki Amerikan askeri yığınağının boyutuna henüz ulaşmadı. O zamanlar altı taarruz grubu bulunurken, şimdi sadece iki grup var. Bazı İsrailli seslere göre bu durum, Trump bunun olabilecek en iyi şey olacağını söylemiş olsa da İran'da rejim değişikliğini amaçlamadığının kanıtıdır.

İsrail, son üç yılda rakiplerine indirdiği tüm darbelere rağmen, şu anda rahat bir stratejik konumda olduğunu iddia edemez

Ancak, ABD merkezli Axios sitesi, bilgi sahibi kaynaklara atıfta bulunarak dün Trump yönetiminin artık İran ile “büyük bir savaşa” girmeye daha yakın olduğunu ve mevcut diplomatik çabaların başarısız olması durumunda bunun yakında gerçekleşebileceğini bildirdi. Ayrıca, İran'a karşı askeri operasyonun, sınırlı operasyonlardan ziyade tam ölçekli bir savaşa daha yakın, haftalarca sürecek geniş bir harekata dönüşebileceği tahmininde bulundu. Bu harekatın, geçen yıl haziran ayındaki 12 günlük savaştan daha geniş kapsamlı ve daha büyük etkiye sahip ortak bir ABD-İsrail harekatı olabileceğine de işaret etti.

Bu da müzakere sürecinin hem ABD hem de İsrail tarafından savaşa hazırlanmak için daha fazla zaman kazanmak amacıyla kullanılan bir geciktirme taktiği mi yoksa Trump'ın İsrail'in taleplerini göz ardı eden bir anlaşmaya gerçekten hazır olup olmadığı sorusunu yeniden gündeme getiriyor. Bu talepler arasında, Binyamin Netanyahu'nun sadece zenginleştirmeyi durdurmakla kalmayıp tüm nükleer altyapının ortadan kaldırılmasında ısrar ettiği nükleer program, Tel Aviv'in menzili 300 kilometreyi geçmeyen füzelerle sınırlandırılmasını istediği İran'ın balistik füze cephaneliği yer alıyor. İsrail, özellikle füze programlarının uluslararası alanda ele alınması konusunda, taleplerini savunurken 1991'deki Irak ve 2003'teki Libya örneklerini gösteriyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre buna ek olarak, İsrail'in Tahran’ın onlara desteğinin kısıtlanmasını talep ettiği İran yanlısı milis gruplar sorunu da var. Buna karşılık, Tahran müzakereleri füze ve milis gruplar sorunlarını içerecek şekilde genişletmeyi, keza nükleer programını tamamen bitirmeyi reddediyor.

fvgb
İsviçre Dışişleri Bakanı ve Federal Konsey Üyesi Ignazio Cassis ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre'de İsviçre ve İran arasında yapılan ikili görüşme sırasında, 17 Şubat 2026 (Reuters)

Bütün bunlar Donald Trump'ı zor bir ikilemle karşı karşıya bırakıyor. Bir yandan, bölgesel müttefiklerinin çekinceleri ve potansiyel maliyetler ve riskler göz önüne alındığında, İran'a karşı askeri harekatı önleyecek bir anlaşma istiyor. Diğer yandan, Tahran ile iki yıldan uzun süren en uzun bölgesel savaşını yürüten İsrail'in bölgedeki stratejik üstünlüğünü zayıflatacak bir anlaşmaya varamaz. Aynı zamanda İsrailli güvenlik yetkilileri, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın “Sünni dünyayı birleştirerek ve Mısır gibi eski Arap düşmanlarını da içeren yeni bir bölgesel sistem kurarak” İsrail'i diplomatik olarak kuşatmaya çalıştığı değerlendirmesinde bulunuyor. Onlara göre Ankara'nın amacı, İran’ın ateş duvarını İsrail'i çevreleyen birleşik bir Sünni diplomatik duvarla değiştirmek, böylece İsrail'in manevra özgürlüğünü azaltmak ve onu siyasi olarak izole etmektir. Bu nedenle, İsrail, son üç yılda rakiplerine indirdiği tüm darbelere rağmen, şu anda rahat bir stratejik konumda olduğunu iddia edemez. Bu durum, ana müttefiki olan ABD'nin çıkarlarını ve stratejik konumunu da etkiliyor. Yahut en azından, bu durum Washington'u İsrail ve bölgedeki diğer müttefiklerinin çıkarlarını dengelemek gibi zorlu, hatta çok meşakkatli bir görev ile karşı karşıya bırakıyor. Ancak, tasavvur edilmesi ve anlaşılması daha zor olan, Trump'ın, zamanlaması ve içeriğiyle, Netanyahu'nun son iki yıldır ABD’nin büyük finansmanıyla desteklenen “Ortadoğu'yu değiştirmek” ile ilgili tüm açıklamalarını kesin ve nihai olarak geçersiz kılacak bir anlaşma yoluyla İran'ı kurtarma hamlesinde bulunmasıdır.