Rapor: Witkoff ve Trump, ABD'nin Gazze'ye yönelik insani yardımdaki rolünün artırılması planlarını görüştü

ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
TT

Rapor: Witkoff ve Trump, ABD'nin Gazze'ye yönelik insani yardımdaki rolünün artırılması planlarını görüştü

ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)

 

ABD merkezli haber sitesi Axios dün, iki ABD'li ve bir İsrailli yetkiliye dayandırdığı haberinde ABD Başkanı Donald Trump ve onun Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff’un Washington'ın Gazze Şeridi'ne insani yardım sağlama rolünü önemli ölçüde artırma planlarını görüştüklerini bildirdi.

Görüşmelerin pazartesi günü Beyaz Saray'da Witkoff ve Trump arasında yapılan toplantıda gerçekleştiğini aktaran Axios, İsrail'in ABD'nin rolünün artırılmasına destek verdiğini belirtti.

Axios, ABD’li bir yetkilinin, İsrail'in insani yardım çabalarını uygun şekilde yönetmediği için Trump yönetiminin Gazze'deki insani yardım çabalarını ‘üstleneceğini’ söylediğini aktardı.

Axios’a göre ateşkes müzakerelerinin çıkmaza girmesinin ardından, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu savaşın kapsamını büyük ölçüde genişletme yönünde adımlar atıyor.

ABD’li yetkililer daha fazla kan dökülmesinden endişe duyuyorlar, ancak buna henüz şiddetle karşı çıkmış değiller. Trump'ın geçtiğimiz hafta vaat ettiği yeni gıda yardımı planı da henüz tamamlanmadı.

ABD’li bir yetkili, Trump yönetiminin Gazze'deki insani yardım çalışmalarını üstlenmeye karar verdiğini, çünkü İsrail’in bu çalışmaları uygun şekilde yürütmediğini söyledi. Yetkili, ABD'nin fiili rolünün niteliği hakkında ayrıntılı bilgi vermezken Katar gibi Körfez ülkeleri mali katkı sağlayacaklarını ve Ürdün ile Mısır'ın da muhtemelen katılacağını belirtti.

Axios'a göre Trump, ABD'nin kontrolü ele alması fikrine ‘fazla sıcak bakmıyor, ama bunu kaçınılmaz görüyor’ ve başka bir çözüm yok gibi görünüyor.

Gazze'deki kıtlık sorununun giderek kötüleştiğini belirten ABD’li yetkili, Trump'ın bu durumdan hoşlanmadığını ve çocukların açlıktan ölmesini istemediğini ekledi. Trump'ın Annelerin çocuklarını emzirebilmesini istediğini belirten yetkili, bu konuda takıntılı hale geldiğini ekledi.

ABD'li ikinci yetkili, Trump yönetimin Gazze krizine gereğinden fazla karışmamaya özen göstereceğini belirterek “Başkan, ABD'nin bu soruna para harcayan tek ülke olmasını istemiyor. Bu küresel bir sorun. Witkoff ve diğerlerini, Avrupalı ve Arap dostlarımızın da dahil olmak üzere herkesin çabalarını yoğunlaştırmasını sağlamaları için görevlendirdi” diye konuştu.

Öte yandan, ABD’li ve İsrailli yetkililere göre İsrail, ABD'nin artan rolünü destekliyor.

İsrailli yetkili ise ABD’nin Gazze’ye gelen yardımların düzeyini artırmak için insani yardım konusunda inisiyatif almayı planladığını açıkladı.

İsrailli yetkili, sözlerini şöyle sürdürdü:

“İnsani durumu önemli ölçüde iyileştirmemize yardımcı olmak için büyük miktarda para harcayacaklar, böylece durumun ağırlığı azalacak.”

Öte yandan kulislerde, Netanyahu'nun savaşın kapsamını genişletme önerisi konusunda ABD yönetimi içinde bazılarının endişesi artıyor.

Axios'a konuşan İsrailli bir yetkili, Netanyahu'nun geçtiğimiz hafta Witkoff’un İsrail’e yaptığı ziyaret sırasında bu olasılığı gündeme getirdiğini ve bu hafta da Beyaz Saray ile bu konuyu görüştüğünü söyledi.

İsrailli yetkililer Washington ile tam bir ittifak içinde olduklarını vurguladılar.

İsrail'in Güvenlik İşleri İçin Küçültülmüş Bakanlar Kurulu KABİNET’in yarın toplanması ve Gazze'nin tamamının işgal edilmesi planını onaylaması bekleniyor.

İsrailli yetkili, Netanyahu'nun Hamas'ı askeri olarak yenerek rehineleri kurtarmaya çalıştığını, çünkü Hamas'ın bir anlaşmaya varmakla ilgilenmediğini düşündüğünü iddia etti.

İsrailli yetkili, insani yardımların çatışma bölgeleri dışındaki ve mümkün olduğunca Hamas'ın kontrolü dışındaki bölgelere ulaştırılacağını söyledi.

Sonuç olarak, Netanyahu'nun savaşın kapsamını genişletme planı, Trump'ın yardımı önemli ölçüde artırma ve insani krizi hafifletme umutlarının önünde engel teşkil edebilir.



NYT, Merkez Bankası’nın altın işlemlerini inceledi

İran savaşının piyasalarda yarattığı sarsıntıyla altının "güvenli liman" rolü yeniden tartışmaya açıldı (Reuters)
İran savaşının piyasalarda yarattığı sarsıntıyla altının "güvenli liman" rolü yeniden tartışmaya açıldı (Reuters)
TT

NYT, Merkez Bankası’nın altın işlemlerini inceledi

İran savaşının piyasalarda yarattığı sarsıntıyla altının "güvenli liman" rolü yeniden tartışmaya açıldı (Reuters)
İran savaşının piyasalarda yarattığı sarsıntıyla altının "güvenli liman" rolü yeniden tartışmaya açıldı (Reuters)

Küresel merkez bankaları, İran savaşıyla yükselen jeopolitik gerilimler ve enflasyon endişeleri nedeniyle altın rezervlerini hızla artırıyor.

Dünya Altın Konseyi'nin verilerine göre, ABD-İsrail'in 28 Şubat'ta İran'a saldırılarıyla başlayan savaşın ardından Çin, Polonya, Çek Cumhuriyeti ve Özbekistan gibi ülkeler merkez bankalarının altın rezervlerini artırmaya devam etti.

New York Times'ın analizinde bunun, 2022'de patlak veren Rusya-Ukrayna savaşının ardından altına artan ilginin devamı niteliğinde olduğu belirtiliyor.

2022'de 228 ton altına sahip Polonya Merkez Bankası, martta bu rezervi 580 tona yükseltmişti. Banka başkanı Adam Glapinski, rezervi 700 tona çıkarmayı planladıklarını söylüyor.

Çin Merkez Bankası da 17 aydır aralıksız olarak altın rezervlerini artırıyor. Banka, martta yaklaşık 5 ton altın alarak son bir yılın en yüksek aylık alımını gerçekleştirmişti.

2023-2025'te en büyük altın alıcılarından biri olan Türkiye Merkez Bankası (TCMB) ise İran savaşının patlak vermesiyle kademeli olarak üç hafta içinde toplamda 120 ton altını sattı veya swap işlemlerinde kullandı.

TCMB Başkanı Fatih Karahan, altın satış ve swap işlemleriyle ilgili "Tüm adımlarımızın amacı fiyat istikrarını desteklemek ve finansal istikrarı güçlendirmek" demişti.

Analizde, satışların "enflasyon endişeleri ve ülkenin kötü ekonomik görünümü nedeniyle değer kaybeden Türk Lirası'nı desteklemek amacıyla gerçekleştirildiği" yorumu yapılıyor.

TCMB'nin altın işlemleri, "İran'la savaşta ülkelerin ekonomik zorluklara karşı altını bir tampon olarak nasıl kullanabileceğinin göstergesi" diye niteleniyor.

Enflasyon yükseldiğinde iyi bir değer saklama aracı olarak görülen, kriz dönemlerinde de acil nakit ihtiyacı için hızlı şekilde satılabilen altının, oynak piyasa koşullarına rağmen "güvenli liman" rolünün sürdüğü ifade ediliyor.

Dünya Altın Konseyi'nden analist Krishan Gopaul, özellikle merkez bankalarının altın alımlarının bu imajı güçlendirdiğini vurguluyor:

Koşullar ne olursa olsun, merkez bankaları altın piyasasında talebin gerçek bir dayanağı haline gelmiştir.

Independent Türkçe, New York Times, Bullion Vault, Reuters


Meryl Streep kült filmdeki rol arkadaşıyla yaşadığı husumeti anlattı

(Macall Polay/20th Century Studios)
(Macall Polay/20th Century Studios)
TT

Meryl Streep kült filmdeki rol arkadaşıyla yaşadığı husumeti anlattı

(Macall Polay/20th Century Studios)
(Macall Polay/20th Century Studios)

Jacob Stolworthy Kültür ve Yaşam Tarzı Editörü @Jacob_Stol 

Meryl Streep, kült klasik Ölüm Kadına Yakışır'da (Death Becomes Her) Goldie Hawn'la yaşadığı rekabetin, çekimler sırasında gerçek hayata da yansıdığını açıkladı.

Şeytan Marka Giyer 2'nin (The Devil Wears Prada 2) 76 yaşındaki yıldızı, 1992'de Robert Zemeckis'in yönettiği kara komedide rol alırken Hawn'ın zamanında gelmemesinden dolayı sinirinin bozulduğunu samimiyetle itiraf etti.

Sete hep zamanında giden Streep, rol arkadaşının bu huyuna özellikle sinir olduğunu ancak herkesin çok cazibeli bulduğu Hawn'ın bu davranışından paçayı sıyırdığını söyledi.

Streep, Vanity Fair'a verdiği röportajda, "Goldie sete her zaman geç gelirdi" dedi. 

Bilirsiniz, ben hep zamanında gelirim ve sinir bozucuyumdur ama o geç kalırdı. Üstü açılan kırmızı bir arabası olduğunu hatırlıyorum ve sete kendi arabasıyla gelirdi. Muhtemelen sorun da buydu. Sete kendi arabasıyla geliyordu.

Streep "Saçları dağınık olurdu. 'Aman Tanrım, özür dilerim!' derdi. Ve herkes 'Ah, ne kadar tatlı' diye düşünürdü. Evet, bu yüzden onunla derdim vardı" diye devam etti.

Ancak üç kez Oscar kazanan oyuncu, filmin çekimleri sırasında "çok güldüklerini" ve 80 yaşındaki Hawn'la dostluklarının bugün hâlâ sürdüğünü belirtti.

Ölüm Kadına Yakışır, kendilerini ölümsüz yapan sihirli bir iksir içtikten sonra bir erkek (Bruce Willis) için ölümüne bir mücadeleye girişen Madeline Ashton (Streep) ve Helen Sharp'ı (Hawn) konu alıyor.

Oyuncular arasındaki komik dinamikle övgü toplayan film, görsel efektleriyle Oscar kazandı ve Broadway müzikaline uyarlandı.

Filmin süregelen cazibesi üzerine konuşan Streep, "İnsanlar bu yapımı sevdiği için yıllar içinde filmle ilgili epey güldük. Bence film, Beverly Hills hakkında bir belgesel gibiydi" dedi.
 

Görsel kaldırıldı.Meryl Streep ve Goldie Hawn, 1992 yapımı kara komedi Ölüm Kadına Yakışır'da (Universal Pictures)

Ayrıca Willis'i müthiş diye nitelendirerek, "Onunla çok eğlendik. Çok nazikti, yeni şeylere açıktı ve gülünç duruma düşmeye de hazırdı" dedi.

Streep halihazırda 2006 yapımı Şeytan Marka Giyer'in devam filmindeki moda editörü Miranda Priestly'yle izleyici karşısına çıkarken Anne Hathaway, Emily Blunt ve Stanley Tucci de rollerine geri döndü.

The Independent'ın sinema eleştirmeni Clarisse Loughrey, filme 4 yıldız verdiği incelemesinde şöyle yazıyor: 

Ana dörtlü orijinal rollerine o kadar çok yakışıyordu ki, Streep'in tek yapması gereken boncuklu bir kolyeyle düşünceli bir şekilde oynamak ve anında Miranda sanki hiç aramızdan ayrılmamış gibi oluyor.

Streep'in sıradaki projesi Greta Gerwig'in Narnia: The Magician's Nephew'u olacak ancak aktrisin filmdeki rolü henüz açıklanmadı.

 Independent Türkçe,independent.co.uk/arts-entertainment


NATO ve Çin... Hızlı rakibe karşı koyan yavaş bir ittifak

Pekin’de bir otomobil fuarı... Büyük bir endüstriyel güç (AFP)
Pekin’de bir otomobil fuarı... Büyük bir endüstriyel güç (AFP)
TT

NATO ve Çin... Hızlı rakibe karşı koyan yavaş bir ittifak

Pekin’de bir otomobil fuarı... Büyük bir endüstriyel güç (AFP)
Pekin’de bir otomobil fuarı... Büyük bir endüstriyel güç (AFP)

Antoine el-Hac

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nün (NATO) 1949 yılında kurulmasının temel amacı, Sovyetler Birliği’ne karşı kolektif savunmayı sağlamaktı. Bu çerçevede, ittifaka üye herhangi bir ülkeye yönelik saldırı, tüm üyelere yapılmış sayılıyordu. Dönemin ABD Başkanı Harry Truman da savaş sonrası yorgun düşen Avrupa’da Amerikan varlığını kalıcı hale getirerek güvenliği sağlamak ve stratejik bir boşluk oluşmasını önlemek istiyordu.

Sovyetler Birliği’nin ve beraberindeki sosyalist bloğun dağılmasıyla Soğuk Savaş sona erdi. Bu gelişme NATO’yu yeni koşullara uyum sağlamaya zorladı. İttifak, Avrupa dışındaki bölgelerde de operasyonlar yürütmeye başladı. Bu kapsamda Balkanlar’da Bosna ve Kosova savaşlarında rol aldı, 11 Eylül 2001 saldırılarının ardından Afganistan’da görev üstlendi. Ayrıca Afrika Boynuzu açıklarında korsanlıkla mücadeleye yönelik deniz operasyonları gerçekleştirdi; istihbarat paylaşımı ve terörle mücadele alanlarında iş birliğini artırdı.

NATO, görev alanını genişleterek üye olmayan ülkelerle de iş birliği geliştirdi. Tehdit tanımını siber güvenlik, hibrit savaş yöntemleri ve enerji güvenliği gibi başlıkları kapsayacak şekilde güncelledi. Son dönemde Çin’in oluşturduğu tehdit de bu çerçevede değerlendirilmeye başlandı.

Sonuç olarak NATO, Avrupa merkezli bir savunma ittifakı olmaktan çıkarak, ABD’nin öncülüğünde daha geniş ve küresel bir güvenlik rolü üstlendi. Bununla birlikte ittifak, günümüzde de Avrupa içindeki tehditlere karşı caydırıcılığını sürdürmeye devam ediyor.

Merkezi Brüksel’de bulunan NATO, son yıllarda stratejik nedenlerle ilgi alanını Hint-Pasifik bölgesine doğru genişletti. Bu yönelimin başlıca nedenleri arasında küresel güvenliğin giderek daha fazla birbirine bağlı hale gelmesi, siber tehditlerin artması, tedarik zincirlerinin kesintisiz işlemesinin önemi ve gelişmiş teknolojilerin coğrafi sınırların etkisini azaltması yer alıyor.

Çin’in yükselişi

Bu yönelimin bir diğer nedeni de Çin’in yükselişinin, küresel güç dengelerini etkileyen stratejik bir meydan okuma olarak görülmesidir. Bu nedenle kuruluşta 12 üyeden oluşan, bugün ise 32 üyeye ulaşan NATO ülkeleri, özellikle küresel ekonomi açısından kritik öneme sahip Hint-Pasifik bölgesindeki ticaret yollarını korumaya önem veriyor. Bu çerçevede Malezya ile Endonezya arasındaki Malakka Boğazı öne çıkıyor. Hint Okyanusu ile Güney Çin Denizi’ni birbirine bağlayan bu geçit, dünya ticaretinin yaklaşık yüzde 25’inin yıllık olarak geçtiği en önemli deniz yollarından biri olarak kabul ediliyor. Aynı zamanda Çin, Japonya ve Güney Kore gibi büyük Asya ekonomilerine petrol ve enerji taşınmasında ana arter işlevi görüyor.

Belçika’nın başkenti Brüksel’deki NATO karargâhının önünde dalgalanan NATO bayrağı (DPA)Belçika’nın başkenti Brüksel’deki NATO karargâhının önünde dalgalanan NATO bayrağı (DPA)

NATO üyesi ülkeler, çeşitli temel nedenlerden ötürü Çin konusunda ‘stratejik kaygı’ duyuyor. Bu kaygıların başında, Çin’in özellikle füze sistemleri, uzay teknolojileri ve siber kapasite gibi alanlarda ordusunu hızla geliştirmesi geliyor. Bu durumun, küresel güç dengesini değiştirdiği değerlendiriliyor.

İkinci önemli unsur ise Çin’in ekonomik yükselişi. Pekin yönetimi, Kuşak ve Yol Girişimi gibi projeler aracılığıyla Asya, Afrika ve Avrupa’da ekonomik ve siyasi etkisini genişletiyor. Bu süreç, NATO’nun etki alanına yakın ülkelerde Çin’e yönelik bağımlılık oluşturabileceği endişesini beraberinde getiriyor.

Endişeleri artıran bir diğer gelişme de Çin ile Rusya arasındaki yakınlaşma. Özellikle Rusya’nın Şubat 2022’de Ukrayna’ya başlattığı saldırının ardından bu ilişkinin derinleşmesi, Batı’ya karşı iki büyük gücün koordinasyon içinde hareket edebileceği değerlendirmelerine yol açıyor.

Öte yandan, yapay zekâ, iletişim ağları ve yarı iletkenler gibi alanlarda küresel ölçekte dolaylı bir rekabet sürüyor. NATO, teknolojik üstünlüğün güvenliğin temel unsurlarından biri olduğu görüşünü benimsiyor.

Bu çerçevede NATO, Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Yeni Zelanda ile ortaklık ve iş birliği anlaşmaları imzaladı. Bu anlaşmalar; ortak askeri tatbikatlar, istihbarat paylaşımı ve siyasi koordinasyonu kapsıyor. Ancak ittifakın Hint-Pasifik bölgesine üyelik genişlemesi planlamadığı, bunun yerine kalıcı askeri varlıktan ziyade esnek ortaklık modellerine odaklandığı ifade ediliyor.

Malakka Boğazı’nda seyreden Tayvan bandıralı bir yük gemisi (EPA)Malakka Boğazı’nda seyreden Tayvan bandıralı bir yük gemisi (EPA)

Sonuç olarak NATO’nun bu geniş coğrafyada artan angajmanı, ittifakın bölgesel bir yapıdan küresel ölçekte etkili bir güvenlik aktörüne dönüştüğünü gösteriyor. Bununla birlikte NATO, Avrupa dışına resmi olarak genişlemekten ziyade, mevcut ortaklıklarını sürdürmeyi ve güçlendirmeyi tercih ediyor.

Uzun soluklu bir tehdit

NATO’nun Çin’i, Sovyetler Birliği döneminde olduğu gibi doğrudan bir düşman olarak değil, ‘uzun soluklu bir tehdit’ olarak gördüğü belirtiliyor. Bu yaklaşımın, Pekin’in küresel ölçekte nüfuzunu artırma çabalarının yakından izlenmesi gerekliliğine dayandığı ifade ediliyor.

Haziran 2021’de Brüksel’de düzenlenen NATO zirvesinde liderler, ‘Çin’in ilan ettiği hedefleri ve giderek daha iddialı hale gelen politikalarının, kurallara dayalı uluslararası düzen açısından sistematik zorluklar oluşturduğu ve ittifakın güvenliğiyle bağlantılı alanları etkilediği’ değerlendirmesinde uzlaştı. Liderler ayrıca, Pekin’in yükselişine karşı çok boyutlu ve kararlı bir ortak yanıt geliştirme taahhüdünde bulundu. Bu açıklamalara sert tepki veren Çin hükümeti ise ‘başkaları için sistematik bir tehdit oluşturduğu’ iddialarını reddederek, kendisine yönelik benzer adımlar karşısında sessiz kalmayacağını bildirdi.

Öte yandan birçok Batılı ülke, Çin’i, küresel tedarik zincirleri ve geleceğin kritik teknolojileri üzerinde uzun vadeli hâkimiyet kurmaya çalışmakla suçluyor. Pekin’in doğrudan yabancı yatırımlar yoluyla yenilikçi şirketler üzerinde kontrol sağlamayı hedeflediği, ayrıca devlet destekli siber faaliyetler aracılığıyla ticari veriler ve fikri mülkiyetin geniş çapta ele geçirildiği iddia ediliyor.

Bununla birlikte Batı’da giderek güçlenen görüş, Çin’in güçlü bir rakip olduğu yönünde. Mevcut durumda doğrudan askerî bir tehdit olarak görülmese de ülkenin zamanla daha demokratik bir yapıya evrileceği ya da liberal uluslararası düzene uyum sağlayacağı yönündeki beklentilerin büyük ölçüde ortadan kalktığı değerlendiriliyor. Antoine el-Hac'ın Şarku'l Avsat için kaleme aldığı analize göre uzun vadede Batılı demokrasiler, geniş inovasyon kapasitesi, teknolojik ilerleme hızı, artan askerî gücü ve küresel ticaret ile yatırımlardaki etkisi nedeniyle Çin’i Rusya’dan daha büyük bir stratejik rakip olarak görüyor.

Tayvan açıklarında bir Çin fırkateyni (EPA)Tayvan açıklarında bir Çin fırkateyni (EPA)

Atlantik kısıtlamaları

NATO’nun Çin’e karşı geliştirmeye çalıştığı stratejiler, çeşitli engellerle karşı karşıya bulunuyor. Bu engellerin başında, ittifak içinde kararların oy birliğiyle alınması geliyor. Bu durum, her üye ülkeye fiili bir ‘veto hakkı’ tanırken, karar alma süreçlerinin yavaşlamasına ve çoğu zaman etkisi sınırlı uzlaşmalarla sonuçlanmasına yol açıyor. Nitekim son dönemde bazı NATO ülkelerinin, ABD Başkanı Donald Trump’ın Hürmüz Boğazı’nda Amerikan güçlerine destek verilmesi yönündeki talebini, bu çatışmanın kendi çıkarlarını doğrudan ilgilendirmediği gerekçesiyle reddettiği görüldü.

Başka bir ifadeyle NATO, ulusların üzerinde bir yapı değil; her üye devlet kendi askerî güçleri üzerinde tam egemenliğini koruyor. Bu nedenle askerî operasyonlara katılım gönüllülük esasına dayanıyor. Bu durum, ortak planlama ve eşgüdümlü uygulamayı zorlaştırırken, askerî kapasitesi diğer tüm NATO ülkelerinin toplamından daha yüksek olan ABD’nin çoğu zaman en büyük yükü üstlenmesine neden oluyor. Özellikle Hürmüz Boğazı örneğinde olduğu gibi, ittifakın coğrafi sınırları dışındaki operasyonlarda bu durum daha belirgin hale geliyor.

Buna ilave olarak üye ülkeler arasında öncelik farklılıkları da bulunuyor. Doğu Avrupa ülkeleri, Soğuk Savaş’ın sona ermesinden sonra yeniden canlanabileceği endişesiyle Rusya’nın caydırılmasına odaklanırken; bazı diğer üyeler terörle mücadeleye veya Küresel Güney’de istikrarın sağlanmasına öncelik veriyor.

Almanya’da düzenlenen NATO tatbikatı sırasında Macaristan’a ait tanklar (AP)Almanya’da düzenlenen NATO tatbikatı sırasında Macaristan’a ait tanklar (AP)

Bu çerçevede, ittifakın temel dayanağı olan birlikteliğin korunması giderek zorlaşıyor. Oy birliği zorunluluğu, ulusal egemenlik hassasiyetleri, çıkar farklılıkları ve askerî harcamaların artırılması konusundaki anlaşmazlıklar bu zorluğu derinleştiriyor. Washington uzun süredir müttefiklerinden savunma bütçelerini yükseltmelerini talep ederken, başta Fransa olmak üzere bazı Avrupa ülkeleri ABD’den bağımsız bir stratejik çizgi izlemeyi ve Avrupa savunma kapasitesini güçlendirmeyi müzakere ediyor.

Bu tablo karşısında, karar alma süreçleri görece yavaş ilerleyen NATO, hızlı hareket eden Çin gibi bir güçle nasıl rekabet edebilir?

Bu durumun, Washington’un NATO içindeki diğer üyelere yönelik mesafeli tutumunun ve zaman zaman ittifakın geleceğini sorgulayan açıklamalarının arkasındaki nedenlerden biri olup olmadığı da tartışılıyor.