“Uyuşturucu ekonomisi” Suriye'nin güneyinde gerginliği tırmandırıyor

Beşşar Esed rejiminin devrilmesinden aylar sonra Dera ve Suveyda illerindeki tablo

Halep'in kuzeybatı kırsalındaki Darat İzza'de kontrol ettikleri bir kontrol noktasında ele geçirilen uyuşturucuları sergileyen HTŞ üyeleri, 10 Nisan 2022 (AFP)
Halep'in kuzeybatı kırsalındaki Darat İzza'de kontrol ettikleri bir kontrol noktasında ele geçirilen uyuşturucuları sergileyen HTŞ üyeleri, 10 Nisan 2022 (AFP)
TT

“Uyuşturucu ekonomisi” Suriye'nin güneyinde gerginliği tırmandırıyor

Halep'in kuzeybatı kırsalındaki Darat İzza'de kontrol ettikleri bir kontrol noktasında ele geçirilen uyuşturucuları sergileyen HTŞ üyeleri, 10 Nisan 2022 (AFP)
Halep'in kuzeybatı kırsalındaki Darat İzza'de kontrol ettikleri bir kontrol noktasında ele geçirilen uyuşturucuları sergileyen HTŞ üyeleri, 10 Nisan 2022 (AFP)

Caroline Rose

Ticaret ve göç yollarının kesiştiği bir nokta olan Suriye’nin güneyi, silah, sigara, yakıt, gıda maddeleri ve antikalar gibi yasadışı malların kaçakçılığı için stratejik bir geçiş güzergahı ve hayati bir merkez haline geldi.

Bazıları, Beşşar Esed rejiminin geçtiğimiz yıl aralık ayındaki düşüşünün Suriye'deki uyuşturucu ticaretinin neredeyse tamamen çökmesine yol açacağını düşünüyordu, çünkü eski rejim bu maddelerin üretimini ve ticaretini tekelinde tutuyordu.

Yeni yönetim ülkeyi yeniden inşa etmeye çalışırken, başta Dera ve Süveyda illeri olmak üzere ülkenin güneyinde birçok gerginlik odağı ortaya çıktı. Güneydeki birçok şiddet olayının mezhepsel çatışmalar olarak nitelendirilmesine rağmen, yasadışı kaçakçılık yollarının kontrolü için yaşanan mücadele, bu olayları alevlendirmede önemli bir rol oynuyor.

Güneyin sınır ötesi kaçakçılık merkezi olarak tarihsel rolü

Güneyin coğrafi konumu, burayı kaçakçılık için doğal bir geçiş yolu haline getirdi. Güneyde Ürdün, batıda Lübnan ile sınırları olan bölge, geniş çöller, dağlık araziler ve zayıf denetime tabi sınır geçişleri barındırıyor. Savaşın yol açtığı kaos, devletin kontrolünün parçalanmasına neden olurken bu da kaçakçılar, silahlı gruplar ve yerel milislerin yasadışı ekonomilerde varlıklarını sağlamlaştırmalarına uygun bir zemin sağladı.

Esed rejiminin düşüşünden sonra, Suriye'deki yasadışı sahnede yer alan Dürzi milisler, Bedevi aşiretlerden silahlı gruplar ve eski rejim ve müttefikleriyle bağlantılı ağlar olmak üzere başlıca üç yerel güç arasında gerginlikler tırmandı.

Suriye'nin Lübnan, Ürdün ve Irak ile olan güney sınırındaki hava koşulları, kaçakçılık faaliyetleri için özellikle elverişli bir ortam sunuyor. Tozlu çöl havası ve yazın yüksek sıcaklıklar, sınırdaki güvenlik güçlerinin gözetim görevlerini zorlaştırırken, kışın kar ve karla karışık yağmurlar da aynı şekilde bu güçlerin kaçakçılık faaliyetlerini tespit etme ve engelleme yeteneklerini kısıtlıyor. Bu durum, komşu ülkeleri dış finansman ve sınır gözetim ekiplerine ek eğitim sağlamaya veya bazen de resmi güçlerin yokluğunda gözetim görevlerini üstlenmeleri için milisler, aşiretler ve nüfuzlu aileler gibi yerel aktörleri ikna etmeye itti.

Suriye’nin güneyi tarihi olarak kaçakçılığın yoğun olduğu bir bölge olmasına rağmen, son zamanlarda bu bölgede kaçakçılıkla ilgili şiddet olaylarında önemli bir artış gözlemlendi. Güneydeki kaçakçılık faaliyetleri2021 yılından sonra giderek silahlı ve şiddet içeren bir nitelik kazandı. Komşu ülkelerden gelen raporlar, ele geçirilen kaçak malların miktarlarındaki artışla sınırlı kalmayıp, kaçakçılarla çatışmalardaki artışları da kapsıyor. Kaçakçılar genellikle gelişmiş silahlar ve insansız hava araçları (İHA), GPS ile yönlendirilen balonlar ve hatta silahlı kişilerle korunan zırhlı konvoylar gibi teknolojilere ve imkanlara sahipler.

vdfg
Şam'ın doğu banliyölerinde bulunan Doğu Guta'nın Duma kentindeki bir uyuşturucu fabrikasını basan güvenlik güçleri, 12 Aralık 2024 (AFP)

Bu model, Beşşar Esed döneminde, 4’üncü Zırhlı Tümen, Hizbullah ve İran'la bağlantılı milislerin güneye hareket ederek yerel suç çetelerini ve kaçakçılıkla uğraşan nüfuzlu aileleri kendi saflarına çekip, onları silahlandırarak sınır ötesi destek sağladıkları dönemde açıkça ortaya çıktı. Kanıtlar, rejimin güneyde milislerin karargahları içinde küçük fabrikalar kurduğuna işaret ediyor. Örneğin, Raci Felhut liderliğindeki milislerin karargahına yapılan baskında, küçük bir captagon üretim fabrikası olduğu ortaya çıkarıldı. Rejim bazen her iki tarafla da oynamaya çalışarak, bazı aşiretlerin kendisine olan sadakatlerini korumak için kaçakçılık faaliyetlerine göz yumarken, Dürzi milislere de Şam'a doğrudan karşı çıkmadıkları sürece hoşgörüyle yaklaştı.

Rejimin düşüşüyle birlikte, kaçakçı rakip gruplar arasında şiddet olayları devam etti. Bazıları ülke dışına kaçarken, bazıları ise güvenlik boşluğunu doldurmaya ve istikrarlı talep nedeniyle yükselen uyuşturucu fiyatlarından yararlanmaya devam etti.

Rejim sonrası rekabet

Nesiller boyunca, özellikle Süveyda ve Dera’da yerel milisler ve aşiret ağları kaçakçılık yollarını yönetmiş ve yasadışı malların naklini kolaylaştırdı. Gıda maddeleri ve ilaçlardan uyuşturucu, yakıt, yaban hayvanları ve antik eserlere kadar her türlü malın kaçakçılığı yapıldı. Bu gruplar bazen bağımsız olarak bazen de daha büyük bölgesel ağlarla veya Esed rejimine bağlı çetelerle, örneğin Esed rejimine bağlı captagon ağıyla iş birliği içinde çalıştı.

Raporlara göre Suriye ordusu ve güvenlik güçleri mensupları bu faaliyetlere doğrudan karışmış ya da en azından maddi kazanç karşılığında göz yummuşlardır. Eski Devlet Başkanı Beşşar Esed’in kardeşi Mahir Esed'in komutasındaki 4’üncü Zırhlı Tümen'e bağlı birlikler ve rejime bağlı istihbarat servisleri, kaçakçılık faaliyetlerine defalarca karışmış ve uyuşturucuyu ülke dışına çıkarmak için yerel aileleri ve aşiretleri kendilerine çekmeye çalışmıştı. Rejimin müttefikleri, başta Hizbullah ve İran'la bağlantılı gruplar olmak üzere, bu faaliyetleri kolaylaştırdı, özellikle de Lübnan ile Suriye arasındaki stratejik yollarla kesiştiği durumlarda.

Rejimin düşüşü ve İran’a bağlı ağlarla bağların kopmasıyla, Suriye’deki yasadışı sahnede yer alan üç ana yerel güç arasında gerginlikler tırmandı. Yerel Dürzi milisler, Bedevi aşiret grupları ve eski rejim ve müttefikleriyle bağlantılı ağlar.

Dürzi milisler ile Bedevilerle bağlantılı kaçakçılık grupları arasındaki gerginlikler tırmandı ve bazı durumlarda, özellikle kaçakçılar şiddete başvurdukları veya sivilleri hedef aldıkları zaman, açık çatışmaya dönüştü.

Bu gerilimler Suriye topraklarında, özellikle de güneyde kendini gösterdi. Süveyda ilinde, Dürzilerin Ruhani Lideri Şeyh Hikmet el-Hicri, kendisine bağlı Süveyda Askeri Konseyi’nin denetimi altındaki yerel silahlı gruplardan oluşan gayri resmi bir ağ aracılığıyla geniş bir nüfuza sahip. ‘Yerel savunma güçleri’ olarak bilinen bu güçler, devlet otoritesinin fiilen yokluğunda giderek gayri resmi güvenlik güçleri rolünü üstlendi.

Beşşar Esed döneminde, bu gruplar mezhepsel özerkliği korumak ve devlet destekli uyuşturucu kaçakçılarının sızmasını önlemek için kaçakçılık ağlarıyla çatışmaya girdi. Bununla birlikte bu milislerin birçok üyesi uyuşturucu kaçakçılığına karıştı. Şuayir adlı bir Dürzi savaşçı, geçtiğimiz mart ayında Salhad beldesinde sözde bir kaçakçılık operasyonu sırasında öldürüldü ve adı rejime bağlı captagon ağıyla ilişkilendirildi.

Aynı yıl, Dürzi sığır tüccarlarının, Suriye'nin güneyindeki bir kırsal çiftlikte yaşayan Bedevi silahlı gruplarla iş birliği yaparak uyuşturucu ve silah kaçakçılığı yaptıkları bildirildi. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardıığı analize göre rejimle ittifak yapan ve kaçakçılık ağlarında aktif olan Mezher ailesi, Esed rejiminin düşüşünden sonra da faaliyetlerine devam etti ve önceki rejim döneminde başta Raci Felhur olmak üzere birçok kaçakçıyı bölgeden uzaklaştıran nüfuz sahibi Süveyda'daki Onurlu Adamlar (Rical el-Kerame) Hareketi milisleriyle rekabet etmeyi sürdürdü.

Süveyda'nın güney ve doğu kırsalında, özellikle el-Lecat ve Suriye-Ürdün sınırındaki çöl bölgeleri yakınlarındaki bazı bedevi aşiretleri, Dera ile Ürdün arasında uzanan aşiret yollarını kullanarak uyuşturucu kaçakçılığına karıştı. Bu faaliyetler tüm bedevi aşiretlerini kapsamasa da, kaçakçılık ağları geleneksel lojistik altyapıyı, yerel ulaşım araçlarından yollara ve araziye ilişkin ayrıntılı bilgiye ve aşiret güven ağlarına kadar her şeyi kullandı.

Birçok bedevi grubu, Suriye dışındaki, özellikle Ürdün'deki akrabalık bağlarından faydalandı ve bu sayede Suriye'nin güneyi ile Ürdün toprakları arasındaki birçok önemli yolu kontrol altına aldı. Aileler ve el-Bilaas gibi aktif ağların yanı sıra, er-Remsan ailesi de uyuşturucu kaçakçılığında önemli bir rol oynadı. Başta Ürdün olmak üzere komşu ülkeler tarafından hakim oldukları yerleri hedef alan ve tekrarlanan saldırılara maruz kaldılar. Ailenin önde gelenlerinden biri olan Mar'i al-Remsan, Mayıs 2023'te Ürdün'ün hava saldırısında, kaçakçılık için kullanıldığı şüphelenilen bir kompleks içinde ailesinin diğer üyeleriyle birlikte öldürüldü. Mar'i al-Remsan'ın, akrabası Şeyh Muhammed Avad el-Remsan'ın yardımıyla Suriye'nin güneyindeki yüzlerce bedevinin kaçakçılara katıldığı değerlendiriliyor.

Dürzi milisler ile Bedevilerle bağlantılı kaçakçılar arasındaki gerginlikler tırmandı ve bazı durumlarda, özellikle kaçakçılar şiddete başvurdukları veya sivilleri hedef aldıkları zamanlarda açık çatışmalara dönüştü. Süveyda'da kaçırma olayları, yol kesme ve intikam saldırıları arttı, bu da güvenlik boşluğunun derinleştiğini ve toplumsal yapının parçalandığını açıkça gösteriyor. Şam-Süveyda otoyolunda 11 Temmuz 2025’te gerçekleşen bir soygun, kaçakçılık yolları üzerindeki rekabet nedeniyle silahlı bir çatışmayı tetikledi ve bu çatışma kısa sürede Dürziler, Bedeviler ve Sünni topluluklar arasında geniş çaplı bir mezhep çatışmasına dönüştü.

Yeni yönetimin ve uluslararası ortaklarının, Suriye'de Esed rejiminin düşüşünden sonra yaşanan en büyük şiddet olaylarında, başta uyuşturucu kaçakçıları olmak üzere yasadışı aktörlerin oynadığı merkezi rolü anlamaları gerekiyor.

Suriye'nin güneyindeki uyuşturucu kaçakçılığı, savaşın, yolsuzluğun ve uluslararası ihmalin karanlık bir sonucu olarak ortaya çıktı. Savaş ekonomisi dönüşmeye devam ederken ve Esed rejiminin yerleştirdiği ‘uyuşturucu devleti’ modelini aşarken, bunun Suriye ve komşuları üzerindeki derin etkileri giderek artıyor. Bu sorun sadece sınırların kontrolüyle çözülemez. Bunun çözümü için sağlam bir siyasi irade ortaya koyulması, etkili bir bölgesel koordinasyonun sağlanması, uzun vadeli bir yönetim sistemi yeniden yapılandırma stratejisi belirlenmesi, ekonomik fırsatlar yaratılması ve Suriye'nin güneyinde hukukun üstünlüğünün tesis edilmesi gerekiyor.

New Lines Enstitüsü'nün Suriye Forumu ve Medglobal Örgütü ile iş birliği içinde Şam'da düzenlediği yuvarlak masa toplantısında, yeni yönetimin İçişleri Bakanlığı yetkilileri, Suriye'nin güneyinin, başta captagon olmak üzere yasadışı uyuşturucu ticaretine karşı mücadelede son cephelerden biri olduğunu kabul etti. Ancak mezhepsel gerilimin devam etmesi ve şiddetli çatışmaların patlak verme riski, bu bölgeyi şu anda İçişleri Bakanlığı ve Uyuşturucu ile Mücadele Dairesi’nin etkili bir şekilde müdahale etme kapasitesini sınırlıyor ve yerel suç şebekeleriyle mücadelede önemli bir ilerleme kaydedilmesini engelliyor.

dfrgty
Ürdün ordusu, kaçakçılığı önlemek için Suriye sınırında bir devriye düzenledi, 17 Şubat 2022 (AFP)

Kaçakçılık faaliyetlerinin artması, yerel topluluklar üzerinde yıkıcı bir etki yarattı. Süveyda'da uyuşturucunun yaygınlaşması, suç şebekelerinin nüfuz etmesi ve silahlı çatışmaların yeniden başlaması, geniş çaplı bir öfke dalgasına yol açtı ve bu öfke, özellikle Dürzi ruhani liderlere sadık sivillerin daha etkili bir yerel yönetim talep ettikleri protestolara dönüştü. Hükümetin kontrolüne karşı direnişin devam ettiği Dera'da ise ekonomi çökmüş durumda ve gençler arasında işsizlik oranları artıyor. Bu da tüm risklerine rağmen uyuşturucu ticaretini birçokları için tek gelir kaynağı haline getiriyor. Öte yandan Ürdün güçleri ve rakip gruplar tarafından yürütülen kaçakçılıkla mücadele operasyonları, sınır ötesi çatışmalara ve intikam amaçlı şiddet eylemlerine yol açıyor.

Yeni yönetimin ve uluslararası ortaklarının, Suriye'de Esed rejiminin düşüşünden sonra yaşanan en büyük şiddet olaylarında, başta uyuşturucu kaçakçıları olmak üzere yasadışı aktörlerin oynadığı merkezi rolü anlamaları gerekiyor. Süveyda ve Dera gibi illerde suçun temel nedenlerini belirlemeli, gelir kaynaklarının yokluğu, işsizlik ve gıda güvensizliği gibi sorunları ele almalı ve bu durumdan etkilenen Dürzi ve Bedevi topluluklarına yönelik müdahalelerde bulunmalılar. Eğer bu yasadışı faaliyetlerin köklü nedenleri ele alınırsa geniş çaplı mezhepsel şiddeti tetikleyebilecek yerel gerilimleri ve rekabetleri azaltmaya katkıda bulunabilir ve Suriye'nin güneyinde sürdürülebilir toplumsal barış için sağlam bir temel oluşturabilir.

*Bu analiz Şarku'l Avsat tarfından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Gazze Yönetim Komitesi yeniden inşanın yedi yıl içinde tamamlanmasını bekliyor... İsrail ikinci aşamayı ‘sembolik’ olarak görüyor

Gazze şehrindeki yıkımın ortasında yerinden edilmiş insanlar için kurulan geçici çadırlar, 15 Ocak 2026 (AP)
Gazze şehrindeki yıkımın ortasında yerinden edilmiş insanlar için kurulan geçici çadırlar, 15 Ocak 2026 (AP)
TT

Gazze Yönetim Komitesi yeniden inşanın yedi yıl içinde tamamlanmasını bekliyor... İsrail ikinci aşamayı ‘sembolik’ olarak görüyor

Gazze şehrindeki yıkımın ortasında yerinden edilmiş insanlar için kurulan geçici çadırlar, 15 Ocak 2026 (AP)
Gazze şehrindeki yıkımın ortasında yerinden edilmiş insanlar için kurulan geçici çadırlar, 15 Ocak 2026 (AP)

Gazze Yönetim Komitesi Başkanı Ali Şaas, yaklaşık iki yıl süren yıkıcı bir savaşın ardından Gazze Şeridi’nin 7 yıl içinde yeniden imar edilebileceğine dair dikkat çekici bir iyimserlik ortaya koydu. Bu açıklama, İsrail’in Gazze Şeridi’nde barış planının ikinci aşamasının başlatıldığına ilişkin duyuruları ‘sembolik’ olarak nitelendirmeye çalıştığı bir dönemde geldi.

ABD destekli bir anlaşma kapsamında Gazze Şeridi’nin yönetimiyle görevlendirilen Şaas, dün bir Filistin radyosuna verdiği demeçte, savaş enkazının Akdeniz’e taşınmasını ve tahrip edilen altyapının 3 yıl içinde yeniden inşa edilmesini öngören iddialı bir planı anlattı.

Eski Planlama Bakan Yardımcısı ve inşaat mühendisi olan Şaas’ın atanması, ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze Şeridi’ndeki İsrail savaşını sona erdirmeye yönelik planının bir sonraki aşamasına geçildiğinin işareti olarak değerlendiriliyor. Şaas, Hamas’ın yıllar süren yönetiminin ardından Gazze Şeridi’nin idaresinden sorumlu olacak 15 Filistinli uzmandan oluşan bir ekibe başkanlık edecek.

Trump’ın planı kapsamında İsrail, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısından çekildi. Ancak İsrail güçleri, neredeyse tüm binaların yerle bir edildiği diğer kısmı kontrol etmeyi sürdürüyor. Trump daha önce Gazze’yi ‘Ortadoğu’nun Rivierası’na’ dönüştürme fikrini gündeme getirmişti.

68 milyon ton moloz

Ali Şaas’ı bekleyen görev ise belirsizliklerle çevrili. Bu görev, İsrail ile Hamas arasında ateşkesin kırılganlığını koruduğu ve karşılıklı çatışmaların sürdüğü bir ortamda, Gazze Şeridi’nde yıkılan altyapının yeniden inşa edilmesini ve yaklaşık 68 milyon ton olduğu tahmin edilen enkaz ile patlamamış mühimmatın temizlenmesini kapsıyor.

Gazze Şeridi’ndeki Filistinliler, İsrail ile önceki çatışmaların ardından savaş enkazını, Gazze kentindeki tarihi limanın inşasında ve çeşitli projelerde temel malzeme olarak kullanmıştı. Şaas, benzer bir yaklaşımın yeniden uygulanabileceğini dile getirdi. Şaas, “Buldozerleri getirip enkazı denize döker, denizde yeni adalar oluşturursak yeni bir toprak kazanırız; Gazze için alan yaratır ve enkazı temizleriz. Bu iş üç yıldan fazla sürmez; enkazın tamamı ortadan kalkar” ifadelerini kullandı.

xsdcf
İsrail hava saldırıları sonucu Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye'de meydana gelen yıkımdan (Reuters)

Şaas, kendisi açısından en acil önceliğin insani yardımın sağlanması olduğunu belirterek, bunun yerinden edilmiş Filistinliler için geçici barınma alanlarının kurulmasını da kapsadığını söyledi. İkinci önceliğin ise ‘temel ve hayati altyapının’ rehabilitasyonu olacağını, bunun ardından konutların ve diğer binaların yeniden inşasına geçileceğini ifade etti. Şaas, “Gazze 7 yıl içinde eskisinden daha iyi bir duruma gelecek” dedi.

Ancak Birleşmiş Milletler’in (BM) 2024 tarihli bir raporuna göre, Gazze Şeridi’nde yıkılan konutların yeniden inşasının en erken 2040 yılına kadar sürebileceği, sürecin onlarca yıl devam edebileceği belirtiliyor.

Zorluklar ve engeller

Şaas’ın Gazze Şeridi’nin yeniden imarına ilişkin iyimser takvim değerlendirmesinin ciddi zorluklarla karşılaşmasının neredeyse kesin olduğu belirtiliyor. Bu süreçte arabulucular, silah bırakmayı reddeden Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’ne barış gücü konuşlandırılması gibi konularda uzlaşı sağlamaya çalışıyor.

Öte yandan Şaas başkanlığındaki komitenin yeniden imar sürecini hangi koşullarda ve nasıl yürüteceği, ayrıca İsrail’in genellikle yasakladığı ağır iş makineleri ve ekipmanların ithalatı ile kullanımına ilişkin izinlerin nasıl temin edileceği de belirsizliğini koruyor.

sdefrt
Geçtiğimiz yıl şubat ayında Refah Sınır Kapısı’ndan geçmek için beklerken, Gazze Şeridi'ne giden yeniden inşa ekipmanlarıyla dolu tırının yanında oturan bir şoför (EPA)

Şaas, komitenin yetki alanının başlangıçta Hamas’ın kontrolündeki bölgelerle sınırlı olacağını, İsrail ordusunun kademeli çekilmesini öngören Trump planı doğrultusunda bu alanın zamanla genişleyeceğini söyledi. Şaas, “İkinci aşama başlar başlamaz, Gazze Şeridi’nin doğu sınırlarına doğru kademeli bir askeri çekilme süreci başlayacak. Çekilme ilerledikçe, komitenin Filistin topraklarındaki yetki alanı da genişleyecek. Şu anda yetkilerimiz, sarı hattın batısında kalan ve yaklaşık yüzde 50’yi oluşturan alanla sınırlı. Diğer anlaşmalar tamamlandıkça sarı hat aşamalı olarak geri çekilecek ve komisyonun yetkisi, denizden doğu sınırına kadar 365 kilometrekarelik Gazze Şeridi’nin tamamını kapsayacak” ifadelerini kullandı.

Sembolik bir adım

ABD Başkanı Donald Trump’ın Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff, Gazze Şeridi’nde savaşı sona erdirmeye yönelik planın ikinci aşamasına geçildiğini duyurdu. İsrail hükümetiyle tam koordinasyon içinde yapılmasına rağmen, Başbakan Binyamin Netanyahu bu açıklamanın önemini küçümsemeye çalışarak, bunu ‘sembolik bir adımdan ibaret’ olarak nitelendirdi.

İsrail basınına sızan bir talimat notunda, bakanlardan konuya ilişkin yorum yapmamalarının istendiği, kamuoyuna ise ‘bu sürecin sağlıklı biçimde değerlendirilebilmesi için önünde çok uzun bir yol olduğu’ mesajının verilmesinin talep edildiği belirtildi.

Söz konusu belgede, Amerikan tarafının açıklamasının etkisini azaltma amacıyla, planın ikinci aşamasına geçildiğini bizzat Başkan Trump’ın değil, danışmanını görevlendirerek bu duyurunun sosyal medya üzerinden ve daha düşük profilli bir şekilde yapılmasını sağladığına dikkat çekildi.

cdfrgt
Trump'ın planına göre Gazze Şeridi'nden çekilme aşamalarının haritası (Beyaz Saray)

İsrailli yorumcular, Witkoff’un açıklamalarında İsrail’in sahadaki uygulamalarına değinmediğine ve Tel Aviv’den, Gazze Şeridi’nde her gün Filistinli sivillerin hayatını kaybetmesine yol açan günlük bombardımanları durdurmasını beklemediğine dikkat çekti. Yorumlarda, ateşkesin ilan edilmesinden bu yana geçen üç ayda 446 Filistinlinin öldürüldüğü, bin 200’den fazlasının da yaralandığı hatırlatıldı.

Witkoff’un açıklamasına İsrail’den gelen ilk tepkinin ise Başbakan Binyamin Netanyahu’nun, cenazesi hâlâ Gazze’de bulunan asker Ran Gvili’nin ebeveynleri ile temasa geçmesi olduğu belirtildi. Washington’da bulunan aile, aralarında Witkoff’un da yer aldığı ABD’li yetkililerle bir dizi görüşme gerçekleştirdi. Ailenin, oğullarının cesedi teslim edilene kadar Trump planının uygulanmasının durdurulmasını talep ettiği ifade edildi.

Netanyahu’nun, Ran’ın cesedinin iadesinin önceliklerinin başında geldiğini ilettiği ve ‘teknokrat bir komite kurulmasına ilişkin sembolik medya adımının, Ran’ın İsrail’de defnedilmesi için yürütülen çabaları etkilemeyeceğini’ söylediği aktarıldı.

Netanyahu ayrıca, “Hamas bugün, anlaşmanın gereklerini yerine getirerek kaçırılan tüm kurbanların geri getirilmesi için yüzde 100 çaba göstermek zorundadır; İsrail’in kahramanı Ran Gvili de buna dahildir” ifadelerini kullandı.

Tel Aviv’den gelen ikinci tepki ise Gazze Yönetim Komitesi Başkanı Ali Şaas’ın, komitenin Kahire’de yapılacak ilk toplantısına katılmak üzere Ürdün’e çıkışının engellenmesi oldu. İsrail’in bu kararını, Witkoff’un devreye girmesinin ardından değiştirdiği belirtildi.

Tel Aviv’deki siyasi kaynaklar, Netanyahu hükümetinin Amerikan planına karşı geleneksel tutumunu koruduğunu ortaya koydu. Buna göre hükümet, planın ilerlemesini mümkün olduğunca engellemeye çalışıyor, ancak Başkan Trump ile bu konuda açık bir çatışmaya girmeye cesaret edemiyor.

İsrail medyasının büyük bölümü dün, yönlendirilmiş haberlerle Hamas’ın Filistin sahnesinden çekilme konusunda samimi olmadığı yönünde değerlendirmelere yer verdi. Yorumlarda, Hamas’ın Şaas liderliğindeki geçiş komitesini kabul ederek bir adım geri attığı, ancak bununla iki adım ileri gitmeyi hedeflediği öne sürüldü.

İsrailli Hamas uzmanlarından Eyal Ofer, Gazze Şeridi’nde yürütülen sürecin Hamas’ın stratejik planının temel unsurlarından biri olduğunu iddia etti. Ofer’e göre Hamas, önümüzdeki 5 ila 10 yıl içinde, Gazze ve Batı Şeria dahil olmak üzere Filistin Yönetimi’nin tamamını kontrol altına almayı hedefliyor ve bugün yaşanan gelişmeler bu amaca hizmet ediyor.

Yediot Aharonot ve Maariv gazeteleri ise silahların teslimi gündeme geldiğinde Hamas’ın çıkmaza gireceğini savundu. Gazetelere göre Hamas silahlarını bırakmayacak ve bu durumda İsrail’in müdahale ederek savaşı yeniden başlatması gerekecek.

Söz konusu kaynaklar, İsrail ordusunun, hükümetten talimat alması halinde Gazze Şeridi’ne yönelik savaşın yeniden başlatılmasını öngören kapsamlı bir askeri planı hazır tuttuğunu da belirtti.


UNIFIL: İsrail, Güney Lübnan’da barış gücü askerleri yakınında ateş açtı

Güney Lübnan’da İsrail sınırına yakın Mercayun ilçesine bağlı El-Buveyda bölgesinde UNIFIL askerleri, Lübnanlı askerlerin eşliğinde araçlarla devriye geziyor (AFP)
Güney Lübnan’da İsrail sınırına yakın Mercayun ilçesine bağlı El-Buveyda bölgesinde UNIFIL askerleri, Lübnanlı askerlerin eşliğinde araçlarla devriye geziyor (AFP)
TT

UNIFIL: İsrail, Güney Lübnan’da barış gücü askerleri yakınında ateş açtı

Güney Lübnan’da İsrail sınırına yakın Mercayun ilçesine bağlı El-Buveyda bölgesinde UNIFIL askerleri, Lübnanlı askerlerin eşliğinde araçlarla devriye geziyor (AFP)
Güney Lübnan’da İsrail sınırına yakın Mercayun ilçesine bağlı El-Buveyda bölgesinde UNIFIL askerleri, Lübnanlı askerlerin eşliğinde araçlarla devriye geziyor (AFP)

Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Barış Gücü (UNIFIL), İsrail tarafından Güney Lübnan’daki Adaissa bölgesi yakınlarında görev yapan askerlerine ateş açıldığını açıkladı. Olayın, yerel halkın bir evde patlayıcı madde bulduğunu bildirmesinin ardından UNIFIL askerlerinin bölgede inceleme yaptığı sırada meydana geldiği belirtildi. UNIFIL, söz konusu eylemin BM Güvenlik Konseyi’nin 1701 sayılı kararının ihlali olduğunu vurguladı.

UNIFIL’den bugün (cuma) yapılan açıklamada, “Dün, Adaissa bölgesi yakınlarında planlı bir devriye faaliyeti yürütülürken, yerel halk askerlerimizi bir evde olası bir tehlike konusunda uyardı. Yapılan kontrolde, bir patlayıcı düzenek ve buna bağlı bir infilak kablosu tespit edildi” denildi.

Barış gücü askerlerinin bölgeyi emniyete aldığı ve başka bir evi aramaya hazırlandığı belirtilen açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Kısa bir süre sonra, bölgede uçan bir insansız hava aracının, askerlerimizin bulunduğu noktadan yaklaşık 30 metre uzağa el bombası attığı görüldü. Bunun üzerine UNIFIL, İsrail Savunma Kuvvetleri’ne derhal ateşkes talebi iletti. Neyse ki olayda herhangi bir yaralanma yaşanmadı.”

UNIFIL, İsrail ordusunun Lübnan topraklarında yürüttüğü bu tür faaliyetlerin yerel sivilleri tehlikeye attığını ve BM Güvenlik Konseyi’nin 1701 sayılı kararını ihlal ettiğini kaydetti.

Açıklamada ayrıca İsrail ordusuna, barış gücü askerlerinin güvenliğini sağlama sorumluluğunu yerine getirmesi ve onları riske atabilecek her türlü faaliyete son vermesi çağrısı yapıldı. UNIFIL, barış gücü askerlerini tehlikeye sokan her türlü eylemin 1701 sayılı kararın ciddi bir ihlali olduğunu ve bölgede sağlanmaya çalışılan istikrarı zedelediğini vurguladı.

Öte yandan, İsrail güçlerinin son dönemde Güney Lübnan’daki görev alanlarında UNIFIL birliklerinin yakınlarında defalarca ateş açtığı hatırlatıldı.


Barak: ABD, Suriye’deki tüm taraflarla yakın temas hâlinde

ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Thomas Barak, 22 Temmuz’da Beyrut’ta Reuters’a verdiği röportajdan bir kare (Reuters)
ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Thomas Barak, 22 Temmuz’da Beyrut’ta Reuters’a verdiği röportajdan bir kare (Reuters)
TT

Barak: ABD, Suriye’deki tüm taraflarla yakın temas hâlinde

ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Thomas Barak, 22 Temmuz’da Beyrut’ta Reuters’a verdiği röportajdan bir kare (Reuters)
ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Thomas Barak, 22 Temmuz’da Beyrut’ta Reuters’a verdiği röportajdan bir kare (Reuters)

ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barak, cuma günü yaptığı açıklamada, Şam yönetimine bağlı güçler ile Kürtlerin öncülüğündeki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında yaşanan son çatışmaların ardından, Washington’un ülkedeki tüm taraflarla yakın temasını sürdürdüğünü bildirdi.

Barak, sosyal medya platformu X’te yaptığı paylaşımda, ABD’nin Suriye’de tansiyonu düşürmek, gerilimin tırmanmasını önlemek ve Suriye hükümeti ile SDG arasında yeniden müzakere sürecine dönülmesini sağlamak için 24 saat esasına göre çalıştığını ifade etti.

Kuzeydoğu Suriye’nin geniş kesimlerini kontrol eden SDG, 10 Mart’ta Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile bir anlaşma imzalamış ve buna göre sivil ve askerî tüm kurumlarını yıl sonuna kadar devlet kurumlarıyla birleştirmeyi kabul etmişti. Ancak tarafların, anlaşmanın uygulanması konusunda şu ana kadar kayda değer bir ilerleme sağlayamadığı belirtiliyor.