“Uyuşturucu ekonomisi” Suriye'nin güneyinde gerginliği tırmandırıyor

Beşşar Esed rejiminin devrilmesinden aylar sonra Dera ve Suveyda illerindeki tablo

Halep'in kuzeybatı kırsalındaki Darat İzza'de kontrol ettikleri bir kontrol noktasında ele geçirilen uyuşturucuları sergileyen HTŞ üyeleri, 10 Nisan 2022 (AFP)
Halep'in kuzeybatı kırsalındaki Darat İzza'de kontrol ettikleri bir kontrol noktasında ele geçirilen uyuşturucuları sergileyen HTŞ üyeleri, 10 Nisan 2022 (AFP)
TT

“Uyuşturucu ekonomisi” Suriye'nin güneyinde gerginliği tırmandırıyor

Halep'in kuzeybatı kırsalındaki Darat İzza'de kontrol ettikleri bir kontrol noktasında ele geçirilen uyuşturucuları sergileyen HTŞ üyeleri, 10 Nisan 2022 (AFP)
Halep'in kuzeybatı kırsalındaki Darat İzza'de kontrol ettikleri bir kontrol noktasında ele geçirilen uyuşturucuları sergileyen HTŞ üyeleri, 10 Nisan 2022 (AFP)

Caroline Rose

Ticaret ve göç yollarının kesiştiği bir nokta olan Suriye’nin güneyi, silah, sigara, yakıt, gıda maddeleri ve antikalar gibi yasadışı malların kaçakçılığı için stratejik bir geçiş güzergahı ve hayati bir merkez haline geldi.

Bazıları, Beşşar Esed rejiminin geçtiğimiz yıl aralık ayındaki düşüşünün Suriye'deki uyuşturucu ticaretinin neredeyse tamamen çökmesine yol açacağını düşünüyordu, çünkü eski rejim bu maddelerin üretimini ve ticaretini tekelinde tutuyordu.

Yeni yönetim ülkeyi yeniden inşa etmeye çalışırken, başta Dera ve Süveyda illeri olmak üzere ülkenin güneyinde birçok gerginlik odağı ortaya çıktı. Güneydeki birçok şiddet olayının mezhepsel çatışmalar olarak nitelendirilmesine rağmen, yasadışı kaçakçılık yollarının kontrolü için yaşanan mücadele, bu olayları alevlendirmede önemli bir rol oynuyor.

Güneyin sınır ötesi kaçakçılık merkezi olarak tarihsel rolü

Güneyin coğrafi konumu, burayı kaçakçılık için doğal bir geçiş yolu haline getirdi. Güneyde Ürdün, batıda Lübnan ile sınırları olan bölge, geniş çöller, dağlık araziler ve zayıf denetime tabi sınır geçişleri barındırıyor. Savaşın yol açtığı kaos, devletin kontrolünün parçalanmasına neden olurken bu da kaçakçılar, silahlı gruplar ve yerel milislerin yasadışı ekonomilerde varlıklarını sağlamlaştırmalarına uygun bir zemin sağladı.

Esed rejiminin düşüşünden sonra, Suriye'deki yasadışı sahnede yer alan Dürzi milisler, Bedevi aşiretlerden silahlı gruplar ve eski rejim ve müttefikleriyle bağlantılı ağlar olmak üzere başlıca üç yerel güç arasında gerginlikler tırmandı.

Suriye'nin Lübnan, Ürdün ve Irak ile olan güney sınırındaki hava koşulları, kaçakçılık faaliyetleri için özellikle elverişli bir ortam sunuyor. Tozlu çöl havası ve yazın yüksek sıcaklıklar, sınırdaki güvenlik güçlerinin gözetim görevlerini zorlaştırırken, kışın kar ve karla karışık yağmurlar da aynı şekilde bu güçlerin kaçakçılık faaliyetlerini tespit etme ve engelleme yeteneklerini kısıtlıyor. Bu durum, komşu ülkeleri dış finansman ve sınır gözetim ekiplerine ek eğitim sağlamaya veya bazen de resmi güçlerin yokluğunda gözetim görevlerini üstlenmeleri için milisler, aşiretler ve nüfuzlu aileler gibi yerel aktörleri ikna etmeye itti.

Suriye’nin güneyi tarihi olarak kaçakçılığın yoğun olduğu bir bölge olmasına rağmen, son zamanlarda bu bölgede kaçakçılıkla ilgili şiddet olaylarında önemli bir artış gözlemlendi. Güneydeki kaçakçılık faaliyetleri2021 yılından sonra giderek silahlı ve şiddet içeren bir nitelik kazandı. Komşu ülkelerden gelen raporlar, ele geçirilen kaçak malların miktarlarındaki artışla sınırlı kalmayıp, kaçakçılarla çatışmalardaki artışları da kapsıyor. Kaçakçılar genellikle gelişmiş silahlar ve insansız hava araçları (İHA), GPS ile yönlendirilen balonlar ve hatta silahlı kişilerle korunan zırhlı konvoylar gibi teknolojilere ve imkanlara sahipler.

vdfg
Şam'ın doğu banliyölerinde bulunan Doğu Guta'nın Duma kentindeki bir uyuşturucu fabrikasını basan güvenlik güçleri, 12 Aralık 2024 (AFP)

Bu model, Beşşar Esed döneminde, 4’üncü Zırhlı Tümen, Hizbullah ve İran'la bağlantılı milislerin güneye hareket ederek yerel suç çetelerini ve kaçakçılıkla uğraşan nüfuzlu aileleri kendi saflarına çekip, onları silahlandırarak sınır ötesi destek sağladıkları dönemde açıkça ortaya çıktı. Kanıtlar, rejimin güneyde milislerin karargahları içinde küçük fabrikalar kurduğuna işaret ediyor. Örneğin, Raci Felhut liderliğindeki milislerin karargahına yapılan baskında, küçük bir captagon üretim fabrikası olduğu ortaya çıkarıldı. Rejim bazen her iki tarafla da oynamaya çalışarak, bazı aşiretlerin kendisine olan sadakatlerini korumak için kaçakçılık faaliyetlerine göz yumarken, Dürzi milislere de Şam'a doğrudan karşı çıkmadıkları sürece hoşgörüyle yaklaştı.

Rejimin düşüşüyle birlikte, kaçakçı rakip gruplar arasında şiddet olayları devam etti. Bazıları ülke dışına kaçarken, bazıları ise güvenlik boşluğunu doldurmaya ve istikrarlı talep nedeniyle yükselen uyuşturucu fiyatlarından yararlanmaya devam etti.

Rejim sonrası rekabet

Nesiller boyunca, özellikle Süveyda ve Dera’da yerel milisler ve aşiret ağları kaçakçılık yollarını yönetmiş ve yasadışı malların naklini kolaylaştırdı. Gıda maddeleri ve ilaçlardan uyuşturucu, yakıt, yaban hayvanları ve antik eserlere kadar her türlü malın kaçakçılığı yapıldı. Bu gruplar bazen bağımsız olarak bazen de daha büyük bölgesel ağlarla veya Esed rejimine bağlı çetelerle, örneğin Esed rejimine bağlı captagon ağıyla iş birliği içinde çalıştı.

Raporlara göre Suriye ordusu ve güvenlik güçleri mensupları bu faaliyetlere doğrudan karışmış ya da en azından maddi kazanç karşılığında göz yummuşlardır. Eski Devlet Başkanı Beşşar Esed’in kardeşi Mahir Esed'in komutasındaki 4’üncü Zırhlı Tümen'e bağlı birlikler ve rejime bağlı istihbarat servisleri, kaçakçılık faaliyetlerine defalarca karışmış ve uyuşturucuyu ülke dışına çıkarmak için yerel aileleri ve aşiretleri kendilerine çekmeye çalışmıştı. Rejimin müttefikleri, başta Hizbullah ve İran'la bağlantılı gruplar olmak üzere, bu faaliyetleri kolaylaştırdı, özellikle de Lübnan ile Suriye arasındaki stratejik yollarla kesiştiği durumlarda.

Rejimin düşüşü ve İran’a bağlı ağlarla bağların kopmasıyla, Suriye’deki yasadışı sahnede yer alan üç ana yerel güç arasında gerginlikler tırmandı. Yerel Dürzi milisler, Bedevi aşiret grupları ve eski rejim ve müttefikleriyle bağlantılı ağlar.

Dürzi milisler ile Bedevilerle bağlantılı kaçakçılık grupları arasındaki gerginlikler tırmandı ve bazı durumlarda, özellikle kaçakçılar şiddete başvurdukları veya sivilleri hedef aldıkları zaman, açık çatışmaya dönüştü.

Bu gerilimler Suriye topraklarında, özellikle de güneyde kendini gösterdi. Süveyda ilinde, Dürzilerin Ruhani Lideri Şeyh Hikmet el-Hicri, kendisine bağlı Süveyda Askeri Konseyi’nin denetimi altındaki yerel silahlı gruplardan oluşan gayri resmi bir ağ aracılığıyla geniş bir nüfuza sahip. ‘Yerel savunma güçleri’ olarak bilinen bu güçler, devlet otoritesinin fiilen yokluğunda giderek gayri resmi güvenlik güçleri rolünü üstlendi.

Beşşar Esed döneminde, bu gruplar mezhepsel özerkliği korumak ve devlet destekli uyuşturucu kaçakçılarının sızmasını önlemek için kaçakçılık ağlarıyla çatışmaya girdi. Bununla birlikte bu milislerin birçok üyesi uyuşturucu kaçakçılığına karıştı. Şuayir adlı bir Dürzi savaşçı, geçtiğimiz mart ayında Salhad beldesinde sözde bir kaçakçılık operasyonu sırasında öldürüldü ve adı rejime bağlı captagon ağıyla ilişkilendirildi.

Aynı yıl, Dürzi sığır tüccarlarının, Suriye'nin güneyindeki bir kırsal çiftlikte yaşayan Bedevi silahlı gruplarla iş birliği yaparak uyuşturucu ve silah kaçakçılığı yaptıkları bildirildi. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardıığı analize göre rejimle ittifak yapan ve kaçakçılık ağlarında aktif olan Mezher ailesi, Esed rejiminin düşüşünden sonra da faaliyetlerine devam etti ve önceki rejim döneminde başta Raci Felhur olmak üzere birçok kaçakçıyı bölgeden uzaklaştıran nüfuz sahibi Süveyda'daki Onurlu Adamlar (Rical el-Kerame) Hareketi milisleriyle rekabet etmeyi sürdürdü.

Süveyda'nın güney ve doğu kırsalında, özellikle el-Lecat ve Suriye-Ürdün sınırındaki çöl bölgeleri yakınlarındaki bazı bedevi aşiretleri, Dera ile Ürdün arasında uzanan aşiret yollarını kullanarak uyuşturucu kaçakçılığına karıştı. Bu faaliyetler tüm bedevi aşiretlerini kapsamasa da, kaçakçılık ağları geleneksel lojistik altyapıyı, yerel ulaşım araçlarından yollara ve araziye ilişkin ayrıntılı bilgiye ve aşiret güven ağlarına kadar her şeyi kullandı.

Birçok bedevi grubu, Suriye dışındaki, özellikle Ürdün'deki akrabalık bağlarından faydalandı ve bu sayede Suriye'nin güneyi ile Ürdün toprakları arasındaki birçok önemli yolu kontrol altına aldı. Aileler ve el-Bilaas gibi aktif ağların yanı sıra, er-Remsan ailesi de uyuşturucu kaçakçılığında önemli bir rol oynadı. Başta Ürdün olmak üzere komşu ülkeler tarafından hakim oldukları yerleri hedef alan ve tekrarlanan saldırılara maruz kaldılar. Ailenin önde gelenlerinden biri olan Mar'i al-Remsan, Mayıs 2023'te Ürdün'ün hava saldırısında, kaçakçılık için kullanıldığı şüphelenilen bir kompleks içinde ailesinin diğer üyeleriyle birlikte öldürüldü. Mar'i al-Remsan'ın, akrabası Şeyh Muhammed Avad el-Remsan'ın yardımıyla Suriye'nin güneyindeki yüzlerce bedevinin kaçakçılara katıldığı değerlendiriliyor.

Dürzi milisler ile Bedevilerle bağlantılı kaçakçılar arasındaki gerginlikler tırmandı ve bazı durumlarda, özellikle kaçakçılar şiddete başvurdukları veya sivilleri hedef aldıkları zamanlarda açık çatışmalara dönüştü. Süveyda'da kaçırma olayları, yol kesme ve intikam saldırıları arttı, bu da güvenlik boşluğunun derinleştiğini ve toplumsal yapının parçalandığını açıkça gösteriyor. Şam-Süveyda otoyolunda 11 Temmuz 2025’te gerçekleşen bir soygun, kaçakçılık yolları üzerindeki rekabet nedeniyle silahlı bir çatışmayı tetikledi ve bu çatışma kısa sürede Dürziler, Bedeviler ve Sünni topluluklar arasında geniş çaplı bir mezhep çatışmasına dönüştü.

Yeni yönetimin ve uluslararası ortaklarının, Suriye'de Esed rejiminin düşüşünden sonra yaşanan en büyük şiddet olaylarında, başta uyuşturucu kaçakçıları olmak üzere yasadışı aktörlerin oynadığı merkezi rolü anlamaları gerekiyor.

Suriye'nin güneyindeki uyuşturucu kaçakçılığı, savaşın, yolsuzluğun ve uluslararası ihmalin karanlık bir sonucu olarak ortaya çıktı. Savaş ekonomisi dönüşmeye devam ederken ve Esed rejiminin yerleştirdiği ‘uyuşturucu devleti’ modelini aşarken, bunun Suriye ve komşuları üzerindeki derin etkileri giderek artıyor. Bu sorun sadece sınırların kontrolüyle çözülemez. Bunun çözümü için sağlam bir siyasi irade ortaya koyulması, etkili bir bölgesel koordinasyonun sağlanması, uzun vadeli bir yönetim sistemi yeniden yapılandırma stratejisi belirlenmesi, ekonomik fırsatlar yaratılması ve Suriye'nin güneyinde hukukun üstünlüğünün tesis edilmesi gerekiyor.

New Lines Enstitüsü'nün Suriye Forumu ve Medglobal Örgütü ile iş birliği içinde Şam'da düzenlediği yuvarlak masa toplantısında, yeni yönetimin İçişleri Bakanlığı yetkilileri, Suriye'nin güneyinin, başta captagon olmak üzere yasadışı uyuşturucu ticaretine karşı mücadelede son cephelerden biri olduğunu kabul etti. Ancak mezhepsel gerilimin devam etmesi ve şiddetli çatışmaların patlak verme riski, bu bölgeyi şu anda İçişleri Bakanlığı ve Uyuşturucu ile Mücadele Dairesi’nin etkili bir şekilde müdahale etme kapasitesini sınırlıyor ve yerel suç şebekeleriyle mücadelede önemli bir ilerleme kaydedilmesini engelliyor.

dfrgty
Ürdün ordusu, kaçakçılığı önlemek için Suriye sınırında bir devriye düzenledi, 17 Şubat 2022 (AFP)

Kaçakçılık faaliyetlerinin artması, yerel topluluklar üzerinde yıkıcı bir etki yarattı. Süveyda'da uyuşturucunun yaygınlaşması, suç şebekelerinin nüfuz etmesi ve silahlı çatışmaların yeniden başlaması, geniş çaplı bir öfke dalgasına yol açtı ve bu öfke, özellikle Dürzi ruhani liderlere sadık sivillerin daha etkili bir yerel yönetim talep ettikleri protestolara dönüştü. Hükümetin kontrolüne karşı direnişin devam ettiği Dera'da ise ekonomi çökmüş durumda ve gençler arasında işsizlik oranları artıyor. Bu da tüm risklerine rağmen uyuşturucu ticaretini birçokları için tek gelir kaynağı haline getiriyor. Öte yandan Ürdün güçleri ve rakip gruplar tarafından yürütülen kaçakçılıkla mücadele operasyonları, sınır ötesi çatışmalara ve intikam amaçlı şiddet eylemlerine yol açıyor.

Yeni yönetimin ve uluslararası ortaklarının, Suriye'de Esed rejiminin düşüşünden sonra yaşanan en büyük şiddet olaylarında, başta uyuşturucu kaçakçıları olmak üzere yasadışı aktörlerin oynadığı merkezi rolü anlamaları gerekiyor. Süveyda ve Dera gibi illerde suçun temel nedenlerini belirlemeli, gelir kaynaklarının yokluğu, işsizlik ve gıda güvensizliği gibi sorunları ele almalı ve bu durumdan etkilenen Dürzi ve Bedevi topluluklarına yönelik müdahalelerde bulunmalılar. Eğer bu yasadışı faaliyetlerin köklü nedenleri ele alınırsa geniş çaplı mezhepsel şiddeti tetikleyebilecek yerel gerilimleri ve rekabetleri azaltmaya katkıda bulunabilir ve Suriye'nin güneyinde sürdürülebilir toplumsal barış için sağlam bir temel oluşturabilir.

*Bu analiz Şarku'l Avsat tarfından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Suudi deneyimi... Tarihi bir an, bir yönetim projesine dönüştüğünde

Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)
Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)
TT

Suudi deneyimi... Tarihi bir an, bir yönetim projesine dönüştüğünde

Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)
Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)

Sosyolog ve araştırmacı Dr. Abdurrahman eş-Şukayr, Suudi devletinin kuruluş deneyimini daha önce görülmemiş bir yorum çerçevesine oturtuyor. Tarihi, birbirinden kopuk olaylar dizisi olarak değil; nüfus, kaynaklar ve seçkinler arasındaki ölçülebilir ve karmaşık ilişkiler tarafından yönetilen bir sistem olarak ele alıyor. Bu yaklaşımın, karmaşıklık bilimi ile ‘tarihin yasaları’ olarak da bilinen kliodinamik teorisine dayandığını belirten eş-Şukayr, devletlerin nasıl ortaya çıktığını, büyüdüğünü ve ardından seçkinlerin aşırı çoğalması nedeniyle baskı aşamasına girerek kriz ve zirve noktalarına ulaştığını; sonrasında ise istikrarı yeniden üreten bir lider figürünün ortaya çıktığını açıklıyor.

Eş-Şukayr, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, bu çerçeve sayesinde Diriye’nin Muhammed bin Suud öncesinde elit doygunluğa ve yapısal istikrarsızlığa ulaşmış yerel bir sistem olduğunun anlaşılabildiğini söyledi. Buna göre Muhammed bin Suud’un yükselişi, yönetim merkezini yeniden şekillendiren ve yeni bir siyasi döngü başlatan tarihsel bir yeniden ayar anı olarak yorumlanıyor.

Karmaşıklık bilimi

Eş-Şukayr, karmaşıklık biliminin; toplumlar ya da ekonomi gibi birbiriyle bağlantılı çok sayıda parçadan oluşan sistemleri incelediğini belirtti. Bu sistemlerde her küçük unsur diğerini etkilerken, yoğun etkileşim sonucunda yalnızca tek tek parçaların incelenmesiyle anlaşılamayacak yeni örüntü ve davranış biçimleri ortaya çıkıyor. Bu çerçevede karmaşıklık bilimi, zaman içinde küçük etkileşimlerin birikmesi sonucu istikrarın, kaosun ya da büyük ölçekli değişimlerin nasıl ortaya çıktığına odaklanıyor.

Devlet dönüşümünün beş yıllık döngüsü

Eş-Şukayr, devletlerin dönüşümüne ilişkin beş aşamalı döngüye de değinerek, devletlerdeki değişimlerin ölçülebilir dinamiklere tabi olduğunu ve genel eğilimlerinin öngörülebileceğini söyledi. Bu çerçevede toplumların beş aşamalı bir döngü içinde hareket ettiğini belirten eş-Şukayr, süreci şöyle açıkladı:

- Büyüme aşaması: Kaynakların genişlediği ve devletin kontrol kapasitesinin arttığı evreyi ifade ediyor. Bu süreç, nüfus artışı ve seçkinlerin çoğalmasıyla eş zamanlı ilerliyor. Aşama; tarihçilerin metinlerine ihtiyaç duyulmaksızın, nüfus ve ekonomik kaynaklara ilişkin yaklaşık veriler ve göstergeler üzerinden ölçülebiliyor ve öngörülebiliyor.

- Baskı aşaması: Kaynak bolluğunun görece azaldığı, kamu görevlerine talip olanların sayısının arttığı ve mevcut elitlerin konumlarını korumaya çalıştığı dönem olarak tanımlanıyor. Bu durum, devletin herkesi bünyesinde barındırma kapasitesini aşan bir tablo ortaya çıkarıyor. Nüfus artışı, siyasi, ekonomik, bilimsel ve toplumsal elitlerin sayısını artırırken, mevcut pozisyonların sayısı yetersiz kalıyor.

- Kriz aşaması: Seçkinler arasındaki birliğin sarsıldığı ve örtük gerilimlerin açık çatışmalara dönüştüğü evreyi oluşturuyor.

- Zirve aşaması: Kriz ve istikrarsızlığın doruğa ulaştığı bu safhada ittifaklar çözülüyor, dışlamalar ve ayrışmalar hız kazanıyor.

- İstikrar aşaması: Yeni bir liderliğin ya da revize edilmiş bir yönetim sisteminin, nüfus, kaynaklar ve seçkinler arasındaki ilişkiyi toplumun yeni ruhuna uygun biçimde yeniden düzenlemeyi başardığı dönem olarak tanımlanıyor. Bu aşamayla birlikte, önceki döngüye kıyasla daha bütünlüklü yeni bir süreç başlıyor.

Kontrol edilemeyen rekabet

Eş-Şukayr, zirve aşamasının Hicri 1139 yılına yakın dönemde belirginleştiğini belirterek, yönetici kollar arasındaki rekabetin artık kontrol edilemez bir seviyeye ulaştığını ifade etti. Bu süreçte elitler içindeki ayrışmalar hız kazanırken, bazı isimlerin kısa süreli emirlik deneyimleri yaşadığı ve sadakatlerin hızla el değiştirdiği görüldü. Bu tablo, iç dengeleri yönetme kapasitesinin çöktüğünü ortaya koydu. Bu koşullar altında siyasi sistemin sınırına dayandığını kaydeden eş-Şukayr, yönetim makamına talip olanların sayısının emirliğin iktidarı düzenleme kapasitesini aştığını vurguladı. Böylece zirve aşaması, yeniden kurucu bir liderliğin ortaya çıkmasına zemin hazırlayan tam ölçekli bir yapısal çözülme anına dönüştü.

Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)

Muhammed bin Suud’un yükselişi, Diriye’de istikrar koşullarının olgunlaşmasının bir sonucu olarak gerçekleşti. Seçkinlerin aşırı çoğalması, eski yönetim sistemini sürdürülemez hale getirirken, çatışan elitlerin okuyamadığı tabloyu kavrayabilecek bir lideri gerekli kılan tarihsel bir moment ortaya çıktı. Bu çerçevede Muhammed bin Suud’un iktidarı devralması, Diriye içindeki güç dengelerinin yeniden ayarlanması anlamına geldi. Böylece yerel siyasi düzen, yapısal istikrarını yeniden tesis etme kapasitesini kazandı.

Yönetim merkezinin inşası

Muhammed bin Suud, Diriye’de yeni bir büyüme sürecinin başlangıcı olarak et-Turayf mahallesini kurarak burayı yönetim merkezi haline getirdi. Oysa daha önce Diriye emirleri Gusaybe ya da el-Mulaybid bölgelerinde ikamet ediyordu. Muhammed bin Suud, siyasi, dini ve askeri elitleri yeni devlet kurumları içinde yeniden dağıtarak, Diriye’deki iktidar yapılarını düzenleyerek, elit fazlasını azaltarak ve rekabet halindeki kollar arasındaki ilişkileri kontrol altına alarak yönetim merkezini yeniden inşa etti.

Bu yapısal düzenleme, emirliğin nüfus, kaynaklar ve elitleri tek bir çerçeve içinde yönetme kapasitesini yeniden kazanmasını sağladı. Böylece, Diriye merkezli yeni bir kuruluş döngüsünün önü açıldı ve bu süreç Diriye Emirliği olarak bilinen yapının çekirdeğini oluşturdu.

Eş-Şukayr, bu yeni okumanın Arap Yarımadası’nda devletlerin ortaya çıkışını; nüfus, kaynaklar ve seçkinler arasındaki ilişkiyi esas alan yapısal döngüler üzerinden açıklayan yeni bir araştırma ufku sunduğunu belirtti. Yerel çevrelerin farklılığına bağlı olarak denetim mekanizmalarının değiştiğini vurgulayan eş-Şukayr, yaklaşık nüfus ve mali istatistiklerin oluşturulmasının, tarihi test edilebilir ve karşılaştırılabilir bir alana dönüştürmek için zorunlu bir giriş olduğunu ifade etti. Bunun ise bölge tarihine ilişkin verilerin toplanmasını ve sınanabilir hipotezlerin geliştirilmesini gerektirdiğini kaydetti. Bu yaklaşımın, parçalı anlatıların ötesine geçen, daha uzun vadeli, daha hassas ve daha bağımsız bir Arap yorum modeli inşa edilmesine katkı sağlayacağını dile getirdi.

Öte yandan, Muhammed bin Suud hakkında kaleme alınan çalışmaların analitik ve anlatısal boyutunun sınırlı kaldığına dikkat çekildi. Kurucu eylemin mantığını açıklayan kapsamlı bir tarihsel biyografinin bulunmadığı, tarih kayıtlarının ise kuruluş öncesi ve kuruluş sırasındaki gelişmeleri yeterince aydınlatmadığı belirtildi. Bu boşluğun, Muhammed bin Suud’un hayatını olayların iç yapısından hareketle yeniden kurgulamayı gerektiren bir araştırma hattını zorunlu kıldığı ifade edildi. Kararların, ittifakların ve çatışmaların; yönetim tasavvurunu ve devletin koşullarını ortaya koyan anlamlı bir sistem olarak okunmasıyla, gerçekliğin hareketinden süzülen bir tarihsel biyografi ve siyasi projenin seyrine ilişkin bütünlüklü bir yorum üretilebileceği vurgulandı.


Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
TT

Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, ülkesinin ABD ile nükleer görüşmeler sürerken dünya güçlerinin baskısına "boyun eğmeyeceğini" söyledi.

Reuters'ın haberine göre Pezeşkiyan televizyonda yayınlanan konuşmasında, "Dünya güçleri bizi boyun eğmeye zorlamak için sıraya giriyor... ama bize yarattıkları tüm sorunlara rağmen başımızı eğmeyeceğiz" ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü, İran'a iki taraf arasındaki devam eden müzakerelerde "anlamlı bir anlaşmaya" varması için 15 günlük bir ültimatom verdi, aksi takdirde "kötü sonuçlarla" karşılaşacakları uyarısında bulundu. Tahran ise uranyum zenginleştirme hakkını yineledi.

ABD'nin bölgedeki askeri yığılması devam ederken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD müttefiki olan ülkesinin Tahran'ın herhangi bir saldırısına güçlü bir şekilde karşılık vereceği konusunda uyardı.

ABD ve İran, Umman'ın arabuluculuğuyla 6 Şubat'ta dolaylı görüşmelere yeniden başladı. Salı günü Cenevre'de ikinci tur görüşmeleri gerçekleştirdikten sonra müzakerelere devam etme niyetlerini açıkladılar.

İran çarşamba günü bu müzakereleri ilerletmek için bir taslak çerçeve hazırladığını açıklarken, ABD, Tahran'a saldırmak için "birden fazla neden" olduğunu belirterek uyarı tonunu korudu.

Trump, “Yıllar içinde İran'la uygulanabilir bir anlaşmaya varmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Uygulanabilir bir anlaşmaya varmalıyız, yoksa kötü şeyler olacak” dedi.

Şöyle devam etti: “Bir adım daha ileri gitmemiz gerekebilir, gitmeyebiliriz veya bir anlaşmaya varabiliriz. Bunu muhtemelen önümüzdeki 10 gün içinde öğreneceksiniz.” Daha sonra Trump, gazetecilere sürenin “10-15 gün” olduğunu söyledi.


Trump küresel gümrük vergilerini %10'dan %15'e çıkardı

ABD Başkanı Donald Trump dün, Yüksek Mahkeme'nin gümrük vergilerini askıya alma kararıyla ilgili olarak medyaya açıklamalarda bulundu, (DPA)
ABD Başkanı Donald Trump dün, Yüksek Mahkeme'nin gümrük vergilerini askıya alma kararıyla ilgili olarak medyaya açıklamalarda bulundu, (DPA)
TT

Trump küresel gümrük vergilerini %10'dan %15'e çıkardı

ABD Başkanı Donald Trump dün, Yüksek Mahkeme'nin gümrük vergilerini askıya alma kararıyla ilgili olarak medyaya açıklamalarda bulundu, (DPA)
ABD Başkanı Donald Trump dün, Yüksek Mahkeme'nin gümrük vergilerini askıya alma kararıyla ilgili olarak medyaya açıklamalarda bulundu, (DPA)

ABD Başkanı Donald Trump bugün, ithalata uygulanan geçici küresel gümrük vergilerini yüzde 15'e çıkardığını duyurdu.

Bu karar, ABD Yüksek Mahkemesi'nin Trump'ın Uluslararası Acil Ekonomik Güçler Yasası kapsamında uyguladığı gümrük vergilerini reddetmesinin ardından geldi.