“Uyuşturucu ekonomisi” Suriye'nin güneyinde gerginliği tırmandırıyor

Beşşar Esed rejiminin devrilmesinden aylar sonra Dera ve Suveyda illerindeki tablo

Halep'in kuzeybatı kırsalındaki Darat İzza'de kontrol ettikleri bir kontrol noktasında ele geçirilen uyuşturucuları sergileyen HTŞ üyeleri, 10 Nisan 2022 (AFP)
Halep'in kuzeybatı kırsalındaki Darat İzza'de kontrol ettikleri bir kontrol noktasında ele geçirilen uyuşturucuları sergileyen HTŞ üyeleri, 10 Nisan 2022 (AFP)
TT

“Uyuşturucu ekonomisi” Suriye'nin güneyinde gerginliği tırmandırıyor

Halep'in kuzeybatı kırsalındaki Darat İzza'de kontrol ettikleri bir kontrol noktasında ele geçirilen uyuşturucuları sergileyen HTŞ üyeleri, 10 Nisan 2022 (AFP)
Halep'in kuzeybatı kırsalındaki Darat İzza'de kontrol ettikleri bir kontrol noktasında ele geçirilen uyuşturucuları sergileyen HTŞ üyeleri, 10 Nisan 2022 (AFP)

Caroline Rose

Ticaret ve göç yollarının kesiştiği bir nokta olan Suriye’nin güneyi, silah, sigara, yakıt, gıda maddeleri ve antikalar gibi yasadışı malların kaçakçılığı için stratejik bir geçiş güzergahı ve hayati bir merkez haline geldi.

Bazıları, Beşşar Esed rejiminin geçtiğimiz yıl aralık ayındaki düşüşünün Suriye'deki uyuşturucu ticaretinin neredeyse tamamen çökmesine yol açacağını düşünüyordu, çünkü eski rejim bu maddelerin üretimini ve ticaretini tekelinde tutuyordu.

Yeni yönetim ülkeyi yeniden inşa etmeye çalışırken, başta Dera ve Süveyda illeri olmak üzere ülkenin güneyinde birçok gerginlik odağı ortaya çıktı. Güneydeki birçok şiddet olayının mezhepsel çatışmalar olarak nitelendirilmesine rağmen, yasadışı kaçakçılık yollarının kontrolü için yaşanan mücadele, bu olayları alevlendirmede önemli bir rol oynuyor.

Güneyin sınır ötesi kaçakçılık merkezi olarak tarihsel rolü

Güneyin coğrafi konumu, burayı kaçakçılık için doğal bir geçiş yolu haline getirdi. Güneyde Ürdün, batıda Lübnan ile sınırları olan bölge, geniş çöller, dağlık araziler ve zayıf denetime tabi sınır geçişleri barındırıyor. Savaşın yol açtığı kaos, devletin kontrolünün parçalanmasına neden olurken bu da kaçakçılar, silahlı gruplar ve yerel milislerin yasadışı ekonomilerde varlıklarını sağlamlaştırmalarına uygun bir zemin sağladı.

Esed rejiminin düşüşünden sonra, Suriye'deki yasadışı sahnede yer alan Dürzi milisler, Bedevi aşiretlerden silahlı gruplar ve eski rejim ve müttefikleriyle bağlantılı ağlar olmak üzere başlıca üç yerel güç arasında gerginlikler tırmandı.

Suriye'nin Lübnan, Ürdün ve Irak ile olan güney sınırındaki hava koşulları, kaçakçılık faaliyetleri için özellikle elverişli bir ortam sunuyor. Tozlu çöl havası ve yazın yüksek sıcaklıklar, sınırdaki güvenlik güçlerinin gözetim görevlerini zorlaştırırken, kışın kar ve karla karışık yağmurlar da aynı şekilde bu güçlerin kaçakçılık faaliyetlerini tespit etme ve engelleme yeteneklerini kısıtlıyor. Bu durum, komşu ülkeleri dış finansman ve sınır gözetim ekiplerine ek eğitim sağlamaya veya bazen de resmi güçlerin yokluğunda gözetim görevlerini üstlenmeleri için milisler, aşiretler ve nüfuzlu aileler gibi yerel aktörleri ikna etmeye itti.

Suriye’nin güneyi tarihi olarak kaçakçılığın yoğun olduğu bir bölge olmasına rağmen, son zamanlarda bu bölgede kaçakçılıkla ilgili şiddet olaylarında önemli bir artış gözlemlendi. Güneydeki kaçakçılık faaliyetleri2021 yılından sonra giderek silahlı ve şiddet içeren bir nitelik kazandı. Komşu ülkelerden gelen raporlar, ele geçirilen kaçak malların miktarlarındaki artışla sınırlı kalmayıp, kaçakçılarla çatışmalardaki artışları da kapsıyor. Kaçakçılar genellikle gelişmiş silahlar ve insansız hava araçları (İHA), GPS ile yönlendirilen balonlar ve hatta silahlı kişilerle korunan zırhlı konvoylar gibi teknolojilere ve imkanlara sahipler.

vdfg
Şam'ın doğu banliyölerinde bulunan Doğu Guta'nın Duma kentindeki bir uyuşturucu fabrikasını basan güvenlik güçleri, 12 Aralık 2024 (AFP)

Bu model, Beşşar Esed döneminde, 4’üncü Zırhlı Tümen, Hizbullah ve İran'la bağlantılı milislerin güneye hareket ederek yerel suç çetelerini ve kaçakçılıkla uğraşan nüfuzlu aileleri kendi saflarına çekip, onları silahlandırarak sınır ötesi destek sağladıkları dönemde açıkça ortaya çıktı. Kanıtlar, rejimin güneyde milislerin karargahları içinde küçük fabrikalar kurduğuna işaret ediyor. Örneğin, Raci Felhut liderliğindeki milislerin karargahına yapılan baskında, küçük bir captagon üretim fabrikası olduğu ortaya çıkarıldı. Rejim bazen her iki tarafla da oynamaya çalışarak, bazı aşiretlerin kendisine olan sadakatlerini korumak için kaçakçılık faaliyetlerine göz yumarken, Dürzi milislere de Şam'a doğrudan karşı çıkmadıkları sürece hoşgörüyle yaklaştı.

Rejimin düşüşüyle birlikte, kaçakçı rakip gruplar arasında şiddet olayları devam etti. Bazıları ülke dışına kaçarken, bazıları ise güvenlik boşluğunu doldurmaya ve istikrarlı talep nedeniyle yükselen uyuşturucu fiyatlarından yararlanmaya devam etti.

Rejim sonrası rekabet

Nesiller boyunca, özellikle Süveyda ve Dera’da yerel milisler ve aşiret ağları kaçakçılık yollarını yönetmiş ve yasadışı malların naklini kolaylaştırdı. Gıda maddeleri ve ilaçlardan uyuşturucu, yakıt, yaban hayvanları ve antik eserlere kadar her türlü malın kaçakçılığı yapıldı. Bu gruplar bazen bağımsız olarak bazen de daha büyük bölgesel ağlarla veya Esed rejimine bağlı çetelerle, örneğin Esed rejimine bağlı captagon ağıyla iş birliği içinde çalıştı.

Raporlara göre Suriye ordusu ve güvenlik güçleri mensupları bu faaliyetlere doğrudan karışmış ya da en azından maddi kazanç karşılığında göz yummuşlardır. Eski Devlet Başkanı Beşşar Esed’in kardeşi Mahir Esed'in komutasındaki 4’üncü Zırhlı Tümen'e bağlı birlikler ve rejime bağlı istihbarat servisleri, kaçakçılık faaliyetlerine defalarca karışmış ve uyuşturucuyu ülke dışına çıkarmak için yerel aileleri ve aşiretleri kendilerine çekmeye çalışmıştı. Rejimin müttefikleri, başta Hizbullah ve İran'la bağlantılı gruplar olmak üzere, bu faaliyetleri kolaylaştırdı, özellikle de Lübnan ile Suriye arasındaki stratejik yollarla kesiştiği durumlarda.

Rejimin düşüşü ve İran’a bağlı ağlarla bağların kopmasıyla, Suriye’deki yasadışı sahnede yer alan üç ana yerel güç arasında gerginlikler tırmandı. Yerel Dürzi milisler, Bedevi aşiret grupları ve eski rejim ve müttefikleriyle bağlantılı ağlar.

Dürzi milisler ile Bedevilerle bağlantılı kaçakçılık grupları arasındaki gerginlikler tırmandı ve bazı durumlarda, özellikle kaçakçılar şiddete başvurdukları veya sivilleri hedef aldıkları zaman, açık çatışmaya dönüştü.

Bu gerilimler Suriye topraklarında, özellikle de güneyde kendini gösterdi. Süveyda ilinde, Dürzilerin Ruhani Lideri Şeyh Hikmet el-Hicri, kendisine bağlı Süveyda Askeri Konseyi’nin denetimi altındaki yerel silahlı gruplardan oluşan gayri resmi bir ağ aracılığıyla geniş bir nüfuza sahip. ‘Yerel savunma güçleri’ olarak bilinen bu güçler, devlet otoritesinin fiilen yokluğunda giderek gayri resmi güvenlik güçleri rolünü üstlendi.

Beşşar Esed döneminde, bu gruplar mezhepsel özerkliği korumak ve devlet destekli uyuşturucu kaçakçılarının sızmasını önlemek için kaçakçılık ağlarıyla çatışmaya girdi. Bununla birlikte bu milislerin birçok üyesi uyuşturucu kaçakçılığına karıştı. Şuayir adlı bir Dürzi savaşçı, geçtiğimiz mart ayında Salhad beldesinde sözde bir kaçakçılık operasyonu sırasında öldürüldü ve adı rejime bağlı captagon ağıyla ilişkilendirildi.

Aynı yıl, Dürzi sığır tüccarlarının, Suriye'nin güneyindeki bir kırsal çiftlikte yaşayan Bedevi silahlı gruplarla iş birliği yaparak uyuşturucu ve silah kaçakçılığı yaptıkları bildirildi. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardıığı analize göre rejimle ittifak yapan ve kaçakçılık ağlarında aktif olan Mezher ailesi, Esed rejiminin düşüşünden sonra da faaliyetlerine devam etti ve önceki rejim döneminde başta Raci Felhur olmak üzere birçok kaçakçıyı bölgeden uzaklaştıran nüfuz sahibi Süveyda'daki Onurlu Adamlar (Rical el-Kerame) Hareketi milisleriyle rekabet etmeyi sürdürdü.

Süveyda'nın güney ve doğu kırsalında, özellikle el-Lecat ve Suriye-Ürdün sınırındaki çöl bölgeleri yakınlarındaki bazı bedevi aşiretleri, Dera ile Ürdün arasında uzanan aşiret yollarını kullanarak uyuşturucu kaçakçılığına karıştı. Bu faaliyetler tüm bedevi aşiretlerini kapsamasa da, kaçakçılık ağları geleneksel lojistik altyapıyı, yerel ulaşım araçlarından yollara ve araziye ilişkin ayrıntılı bilgiye ve aşiret güven ağlarına kadar her şeyi kullandı.

Birçok bedevi grubu, Suriye dışındaki, özellikle Ürdün'deki akrabalık bağlarından faydalandı ve bu sayede Suriye'nin güneyi ile Ürdün toprakları arasındaki birçok önemli yolu kontrol altına aldı. Aileler ve el-Bilaas gibi aktif ağların yanı sıra, er-Remsan ailesi de uyuşturucu kaçakçılığında önemli bir rol oynadı. Başta Ürdün olmak üzere komşu ülkeler tarafından hakim oldukları yerleri hedef alan ve tekrarlanan saldırılara maruz kaldılar. Ailenin önde gelenlerinden biri olan Mar'i al-Remsan, Mayıs 2023'te Ürdün'ün hava saldırısında, kaçakçılık için kullanıldığı şüphelenilen bir kompleks içinde ailesinin diğer üyeleriyle birlikte öldürüldü. Mar'i al-Remsan'ın, akrabası Şeyh Muhammed Avad el-Remsan'ın yardımıyla Suriye'nin güneyindeki yüzlerce bedevinin kaçakçılara katıldığı değerlendiriliyor.

Dürzi milisler ile Bedevilerle bağlantılı kaçakçılar arasındaki gerginlikler tırmandı ve bazı durumlarda, özellikle kaçakçılar şiddete başvurdukları veya sivilleri hedef aldıkları zamanlarda açık çatışmalara dönüştü. Süveyda'da kaçırma olayları, yol kesme ve intikam saldırıları arttı, bu da güvenlik boşluğunun derinleştiğini ve toplumsal yapının parçalandığını açıkça gösteriyor. Şam-Süveyda otoyolunda 11 Temmuz 2025’te gerçekleşen bir soygun, kaçakçılık yolları üzerindeki rekabet nedeniyle silahlı bir çatışmayı tetikledi ve bu çatışma kısa sürede Dürziler, Bedeviler ve Sünni topluluklar arasında geniş çaplı bir mezhep çatışmasına dönüştü.

Yeni yönetimin ve uluslararası ortaklarının, Suriye'de Esed rejiminin düşüşünden sonra yaşanan en büyük şiddet olaylarında, başta uyuşturucu kaçakçıları olmak üzere yasadışı aktörlerin oynadığı merkezi rolü anlamaları gerekiyor.

Suriye'nin güneyindeki uyuşturucu kaçakçılığı, savaşın, yolsuzluğun ve uluslararası ihmalin karanlık bir sonucu olarak ortaya çıktı. Savaş ekonomisi dönüşmeye devam ederken ve Esed rejiminin yerleştirdiği ‘uyuşturucu devleti’ modelini aşarken, bunun Suriye ve komşuları üzerindeki derin etkileri giderek artıyor. Bu sorun sadece sınırların kontrolüyle çözülemez. Bunun çözümü için sağlam bir siyasi irade ortaya koyulması, etkili bir bölgesel koordinasyonun sağlanması, uzun vadeli bir yönetim sistemi yeniden yapılandırma stratejisi belirlenmesi, ekonomik fırsatlar yaratılması ve Suriye'nin güneyinde hukukun üstünlüğünün tesis edilmesi gerekiyor.

New Lines Enstitüsü'nün Suriye Forumu ve Medglobal Örgütü ile iş birliği içinde Şam'da düzenlediği yuvarlak masa toplantısında, yeni yönetimin İçişleri Bakanlığı yetkilileri, Suriye'nin güneyinin, başta captagon olmak üzere yasadışı uyuşturucu ticaretine karşı mücadelede son cephelerden biri olduğunu kabul etti. Ancak mezhepsel gerilimin devam etmesi ve şiddetli çatışmaların patlak verme riski, bu bölgeyi şu anda İçişleri Bakanlığı ve Uyuşturucu ile Mücadele Dairesi’nin etkili bir şekilde müdahale etme kapasitesini sınırlıyor ve yerel suç şebekeleriyle mücadelede önemli bir ilerleme kaydedilmesini engelliyor.

dfrgty
Ürdün ordusu, kaçakçılığı önlemek için Suriye sınırında bir devriye düzenledi, 17 Şubat 2022 (AFP)

Kaçakçılık faaliyetlerinin artması, yerel topluluklar üzerinde yıkıcı bir etki yarattı. Süveyda'da uyuşturucunun yaygınlaşması, suç şebekelerinin nüfuz etmesi ve silahlı çatışmaların yeniden başlaması, geniş çaplı bir öfke dalgasına yol açtı ve bu öfke, özellikle Dürzi ruhani liderlere sadık sivillerin daha etkili bir yerel yönetim talep ettikleri protestolara dönüştü. Hükümetin kontrolüne karşı direnişin devam ettiği Dera'da ise ekonomi çökmüş durumda ve gençler arasında işsizlik oranları artıyor. Bu da tüm risklerine rağmen uyuşturucu ticaretini birçokları için tek gelir kaynağı haline getiriyor. Öte yandan Ürdün güçleri ve rakip gruplar tarafından yürütülen kaçakçılıkla mücadele operasyonları, sınır ötesi çatışmalara ve intikam amaçlı şiddet eylemlerine yol açıyor.

Yeni yönetimin ve uluslararası ortaklarının, Suriye'de Esed rejiminin düşüşünden sonra yaşanan en büyük şiddet olaylarında, başta uyuşturucu kaçakçıları olmak üzere yasadışı aktörlerin oynadığı merkezi rolü anlamaları gerekiyor. Süveyda ve Dera gibi illerde suçun temel nedenlerini belirlemeli, gelir kaynaklarının yokluğu, işsizlik ve gıda güvensizliği gibi sorunları ele almalı ve bu durumdan etkilenen Dürzi ve Bedevi topluluklarına yönelik müdahalelerde bulunmalılar. Eğer bu yasadışı faaliyetlerin köklü nedenleri ele alınırsa geniş çaplı mezhepsel şiddeti tetikleyebilecek yerel gerilimleri ve rekabetleri azaltmaya katkıda bulunabilir ve Suriye'nin güneyinde sürdürülebilir toplumsal barış için sağlam bir temel oluşturabilir.

*Bu analiz Şarku'l Avsat tarfından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



İran, füze programıyla ilgili ABD suçlamalarını "büyük yalanlar" olarak nitelendirdi

Tahran'da bir İranlı kadın, Amerikan karşıtı bir duvar resminin önünden geçiyor (EPA)
Tahran'da bir İranlı kadın, Amerikan karşıtı bir duvar resminin önünden geçiyor (EPA)
TT

İran, füze programıyla ilgili ABD suçlamalarını "büyük yalanlar" olarak nitelendirdi

Tahran'da bir İranlı kadın, Amerikan karşıtı bir duvar resminin önünden geçiyor (EPA)
Tahran'da bir İranlı kadın, Amerikan karşıtı bir duvar resminin önünden geçiyor (EPA)

İran Dışişleri Bakanlığı bugün, ABD Başkanı Donald Trump'ın Tahran'ı ABD'yi vurabilecek füzeler geliştirmeye çalışmakla suçlamasından saatler sonra, ABD'nin füze programıyla ilgili suçlamalarını "büyük yalanlar" olarak nitelendirerek reddetti.

İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü İsmail Bekayi, X platformunda yaptığı paylaşımda, "İran'ın nükleer programı, İran balistik füzeleri ve ocak ayındaki ayaklanmalarda hayatını kaybedenlerin sayısı hakkındaki tüm iddiaları, büyük yalanların tekrarından başka bir şey değil" ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump dün, İran'ı Amerika Birleşik Devletleri'ni vurabilecek füzeler geliştirmeye çalışmakla suçladı.

Trump, Birliğin Durumu konuşmasında, "Avrupa'yı ve yurtdışındaki üslerimizi tehdit edebilecek füzeler geliştirdiler bile ve yakında Amerika Birleşik Devletleri'ne ulaşabilecek füzeler üzerinde çalışıyorlar" dedi.

2025 yılında ABD Savunma İstihbarat Teşkilatı, İran'ın "Tahran bu yeteneği geliştirmeye karar verirse" 2035 yılına kadar kıtalararası balistik füze geliştirebileceğini tahmin etmişti, ancak İran'ın böyle bir karar alıp almadığını belirtmemişti. Şarku’l Avsat’ın ABD Kongre Araştırma Servisi'den aktardığına göre Tahran şu anda yaklaşık 3 bin kilometre menzile sahip kısa ve orta menzilli balistik füzelere sahip. Amerika Birleşik Devletleri, İran'ın en batı noktasından 9 bin kilometreden fazla uzakta bulunuyor.

ABD Başkanı, İran ile olan çatışmayı diplomatik yollarla çözmeyi tercih ettiğini açıkladı, ancak Tahran'ın nükleer silah geliştirmesine asla izin vermeyeceğini de vurguladı. Konuşmasında, "Onlarla müzakereler yürütüyoruz ve bir anlaşma yapmak istiyorlar, ancak onlardan 'Asla nükleer silahımız olmayacak' gibi şifreli sözler duymadık" dedi. Trump sözlerine şöyle devam etti: "Bu sorunu diplomasi yoluyla çözmeyi tercih ediyorum, ancak bir şey kesin: Dünyanın önde gelen terörizm destekçisi devletinin, ki büyük ölçüde öyledir, nükleer silaha sahip olmasına asla izin vermeyeceğim."


Hamas'ın silahsızlandırılması için son tarih: Uyarıları ve yanlış anlamaları gidermeye yönelik “yakında” istişareler yapılması bekleniyor

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılmış binaların enkazı arasında iftar için bir araya gelen yerinden edilmiş Gazzeliler (AFP)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılmış binaların enkazı arasında iftar için bir araya gelen yerinden edilmiş Gazzeliler (AFP)
TT

Hamas'ın silahsızlandırılması için son tarih: Uyarıları ve yanlış anlamaları gidermeye yönelik “yakında” istişareler yapılması bekleniyor

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılmış binaların enkazı arasında iftar için bir araya gelen yerinden edilmiş Gazzeliler (AFP)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılmış binaların enkazı arasında iftar için bir araya gelen yerinden edilmiş Gazzeliler (AFP)

İsrail aşırı sağı, ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun son açıklamalarının ardından, Hamas'ı zorla silahsızlandırma tehditleri yeniden gündeme geldi. Bu karmaşık konuda ‘anlaşmaların’ ufukta belirdiği yönünde bazı sızıntılar var.

Hamas’ın Gazze’deki Siyasi Büro Üyesi Gazi Hamad, Şarku’l Avsat’a yaptığı kısa açıklamada, konunun ‘zor ve hassas’ olduğunu söyledi. Yeni gelişmeler hakkında ayrıntılı bilgi vermekten kaçınan Hamad'ın aksine Hamas Sözcüsü Hazım Kasım, televizyon ekranlarından yaptığı açıklamada, zorla tahliye tehditlerinin ‘arabulucuların çabalarını hiçe saydığını’ söyledi.

Şarku’l Avsat’a konuşan Filistinli bir kaynak mevcut çabalarla ilgili olarak şunları söyledi:

“Bu konuda anlaşmazlık var ve müzakereler devam ediyor. İsrail'in iki yıllık savaş sırasında başaramadığını şimdi de başaramayacak. Arabulucuların çabalarıyla anlaşmaya en yakın noktaya gelindi. Ancak öncelik saldırıları durdurmak ve İsrail işgalini sona erdirmek olmalı.”

Mısırlı bir kaynak Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, bu konuyla ilgili olarak Mısır, Türkiye, Katar ve teknokratik komitenin öncülüğünde görüşmelerin sürdüğünü ve Trump'ın girişiminin başarıya ulaşmasını istediği için bu mutabakatların masadaki en önemli konular olduğunu düşündüğünü söyledi.

Şarku’l Avsat’a açıklamalarda bulunan uzmanlara göre Hamas'ın silahsızlandırılması konusunda arabulucuların şu anki çabaları, anlaşmanın sonuçlandırılmasına yönelik mutabakatlara yol açabilir. Uzmanlar, bu uyarıların bu yılki İsrail seçimleri öncesinde baskı ve psikolojik savaş bağlamında yapıldığını belirttiler.

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta Filistinli mültecileri barındıran geçici bir kampta yağmur nedeniyle su basan bir caddeden suyu tahliye etmeye çalışan bir buldozer (AFP)Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta Filistinli mültecileri barındıran geçici bir kampta yağmur nedeniyle su basan bir caddeden suyu tahliye etmeye çalışan bir buldozer (AFP)

Trump'ın önerisi üzerine Gazze'de ateşkes anlaşması 10 Ekim 2025’ten beri yürürlükte. Hamas'ın silahsızlandırılması, ABD'nin ocak ayı ortalarında geçeceğini duyurduğu ikinci aşamanın önemli bir parçası. Buna, İsrail ordusunun Gazze Şeridi'nden kademeli olarak çekilmesi ve Gazze'yi istikrara kavuşturmak için uluslararası bir gücün konuşlandırılmasının eşlik etmesi gerekiyordu.

Yeni uyarı

İsrail’in aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, pazartesi akşamı İsrail'in Kanal 12 televizyonuna verdiği röportajda, “Önümüzdeki günlerde Hamas'a silahlarını teslim etmesi ve Gazze'yi tamamen silahsızlandırması için son bir uyarı verilmesi bekleniyor. Hamas buna uymazsa, İsrail ordusu operasyonu kendisi yürütmek için uluslararası meşruiyete ve Amerikan desteğine sahip olacak ve Hamas ortadan kaldırılmazsa kaçınılmaz olarak Gazze'ye girip işgal edecek” ifadelerini kullandı.

Hamas Sözcüsü Kasım, televizyonda yaptığı açıklamada, silahsızlanma gerçekleşmezse savaşı yeniden başlatma tehdidinde bulunan Smotrich'in ‘arabulucuların ve tüm tarafların çabalarını hiçe saydığını ve İsrail hükümetinin sükuneti sağlamaya yönelik hiçbir siyasi süreci veya uluslararası toplantıyı önemsemediğini’ söyledi. Kasım, arabulucular ve uluslararası tarafları, ateşkesi istikrara kavuşturma ve çatışmanın yeniden başlamasını önleme sorumluluklarını üstlenmeye çağırdı.

İsrail, Gazze Barış Kurulu’nun 19 Şubat'ta düzenlenen toplantısı öncesinde Hamas'a toplantının yapılmasından itibaren 60 gün süre tanıyarak silahlarını teslim etmesini istedi. The Times of Israel gazetesi, İsrail Hükümeti Sekreteri Yossi Fuchs'un açıklamalarına atıfla Hamas'ın bu talebe uymaması halinde savaşı yeniden başlatmakla tehdit ettiğini bildirdi. İsrail Başbakanı Netanyahu, Gazze Barış Kurulu toplantısıyla eş zamanlı olarak yeniden inşa öncesinde Hamas'ın silahsızlandırılması gerektiğini vurgularken, Trump ise Truth Social platformunda Hamas’ın tam ve acil silahsızlanma taahhüdüne uyması gerektiğini söyledi.

“Psikolojik savaş”

Mısırlı askeri ve strateji uzmanı Tümgeneral Samir Ferec, İsrail'in bu söyleminin İsrail’deki seçimler öncesinde psikolojik savaş başlatmak için kullandığını, mevcut tartışmaların savaşın yeniden başlamasından ziyade bir uzlaşmaya varacağını çok iyi bildiğini değerlendirdi.

Filistinli siyasi analist Husam ed-Ducani ise İsrail’in özellikle seçimler yaklaşırken, Netanyahu'nun hükümetini kurmasını sağlamak için çıtayı en yüksek seviyeye çıkardığı ve Hamas’ın silahsızlandırılması konusuyla ilgili abartılı bir tutum sergilediğini vurguladı. İsrail'in savaşa geri dönmesinin imkansız olduğunu düşünen Ducani’ye göre bu İsrail’in uluslararası toplum tarafından yeniden tecrit edilmesi anlamına gelir.

Hamas’ın silahsızlandırılması uyarılarına rağmen, anlaşma konuşmaları devam etti. The New York Times (NYT) gazetesi şubat ayında kaynaklara dayanarak Washington'ın Hamas'a, İsrail'i vurabilecek ağır silahları teslim etmesini, ancak ilk aşamada bazı hafif silahları elinde tutmasına izin veren yeni bir teklif hazırladığını bildirdi. NYT, teklifin birkaç hafta içinde sunulacağını bildirdi.

İsrail basınında dün yer alan haberlerde Hamas'ın silahlarıyla ilgili görüşmelerden bahsedildi. The Times of Israel gazetesi, bazı ağır silahların aracıların kontrolündeki yerlere nakledilmesi ve tünel haritalarının teslim edilmesi dahil olmak üzere, silah dosyasının yeniden düzenlenmesine ilişkin devam eden görüşmeleri ortaya çıkardı.

Hamas silahlar konusundaki tutumunu sürdürüyor. Hamas’ın önde gelen liderlerinden Halid Meşal, bir hafta önce Doha'da düzenlenen bir forumda hareketin tamamen silahsızlandırılmasını reddederek şunları söyledi:

“Halkımız hala işgal altında, bu yüzden silahsızlanma konuşmaları, dünyadaki tüm silahlara sahip olan İsrail'in halkımızı yok etme ve imha etme çabalarına kolay bir av haline getirme girişimidir.”

Meşal, Gazze Barış Kurulu’nu ‘dengeli bir yaklaşım’ benimsemeye çağırdı.

Mısırlı askeri ve strateji uzmanı Tümgeneral Ferec, mevcut görüşmelerde silahlarla ilgili bazı önerilerin sunulmasını beklerken Filistinli siyasi analist Ducani, bu konuda müzakere masasındaki farklı görüşler nedeniyle ‘açık bir belirsizlik’ olduğunu kabul ediyor.

Ferec ve Ducani, Hamas'ın silahları konusunun ‘abartıldığı’ konusunda hemfikirler ve bu silahların çoğunun şu anda ‘hafif silahlar’ olduğunun altını çizdiler.


Suudi Arabistan, bölgesel ve uluslararası kalkınma ve refahı pekiştirme çabalarına desteğini yineledi

 Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman dün Cidde’de düzenlenen Bakanlar Kurulu toplantısına başkanlık etti. (SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman dün Cidde’de düzenlenen Bakanlar Kurulu toplantısına başkanlık etti. (SPA)
TT

Suudi Arabistan, bölgesel ve uluslararası kalkınma ve refahı pekiştirme çabalarına desteğini yineledi

 Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman dün Cidde’de düzenlenen Bakanlar Kurulu toplantısına başkanlık etti. (SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman dün Cidde’de düzenlenen Bakanlar Kurulu toplantısına başkanlık etti. (SPA)

Suudi Arabistan Bakanlar Kurulu, bölge ve dünyadaki genel gelişmeleri ele alarak Krallık’ın bu konulardaki değişmez tutumlarını ve bölgesel-uluslararası düzeyde güvenlik ve barışın sağlanması ile kalkınma ve refahın pekiştirilmesine yönelik çabalara verdiği sürekli desteği yineledi.

Bakanlar Kurulu dün Cidde’de Veliaht Prens Muhammed bin Selman başkanlığında gerçekleştirilen oturumda, Suudi Arabistan ile kardeş ve dost ülkeler arasındaki ortak komitelerin çalışmalarındaki son gelişmeleri görüştü. Toplantıda, çeşitli alanlarda koordinasyon ve karşılıklı iş birliği süreçlerinde kaydedilen ilerlemeler değerlendirilerek, ikili ve çok taraflı ilişkilerin daha geniş ufuklara taşınmasının önemi vurgulandı.

Veliaht Prens Muhammed bin Selman, Bakanlar Kurulu’nu Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ile gerçekleştirdiği görüşmenin sonuçları hakkında bilgilendirdi. Görüşmede iki ülke arasındaki köklü ve güçlü ilişkiler ile bunların farklı alanlarda geliştirilme yolları ele alınırken, Arap ve İslam dünyasına ilişkin konular, Ortadoğu’daki gelişmeler ve özellikle bölgenin güvenliği ve istikrarına dair dosyalar masaya yatırıldı. Ayrıca Bakanlar Kurulu, Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev’den alınan mesajın içeriği hakkında da bilgilendirildi.

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman dün Cidde’de düzenlenen Bakanlar Kurulu toplantısına başkanlık etti. (SPA)Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman dün Cidde’de düzenlenen Bakanlar Kurulu toplantısına başkanlık etti. (SPA)

Bakanlar Kurulu, yerel konularla ilgili bir dizi raporu ele aldı ve bu çerçevede, ülke genelinde dayanışma ve yardımlaşma değerlerini güçlendirmeyi, hayır işlerini desteklemeyi ve bunların insani etkilerini artırmayı amaçlayan ulusal girişimlere toplumun geniş katılımını takdir etti.

Bakanlar Kurulu çeşitli kararlar aldı. Buna göre, Kral Abdulaziz Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı’na Kırgızistan Dijital Kalkınma Bakanlığı ile bir iş birliği memorandumunu imzalama yetkisi verildi; İçişleri Bakanı’na Pakistan ile bilimsel, eğitimsel ve araştırma iş birliğini kapsayan bir mutabakat zaptı üzerinde görüşme ve imza yetkisi verildi; Çevre, Su ve Tarım Bakanı’na Türkmenistan ile çevre koruma alanında bir mutabakat zaptı üzerinde görüşme ve imza yetkisi verildi; Sağlık Bakanı’na ise Pakistan ve Hollanda ile sağlık alanında iki iş birliği mutabakat zaptı üzerinde görüşme ve imza yetkisi verildi.

Bakanlar Kurulu, Ermenistan ile siyasi danışmanlık, Estonya ile doğrudan yatırım teşviki, Umman ile vakıf iş birliği, Kiribati ve Küba ile hava taşımacılığı hizmetleri alanında iki ayrı anlaşma ve diğer ülkelerle uzay keşfi alanında iş birliği için örnek mutabakat zaptını onayladı. Ayrıca, İletişim ve Bilgi Teknolojileri Bakanı’na ilgili muadil kurumlarla söz konusu mutabakat zaptı üzerinde görüşme ve imzalama yetkisi verildi.

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman başkanlığında dün Cidde’de yapılan Bakanlar Kurulu toplantısından (SPA)Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman başkanlığında dün Cidde’de yapılan Bakanlar Kurulu toplantısından (SPA)

Suudi Arabistan Bakanlar Kurulu, Ulusal Rekabet Merkezi ile Suudi Ekonomik İş Merkezi’ni birleştirerek ‘Suudi Arabistan Rekabet ve İş Merkezi’ adı altında tek bir merkez kurulmasına karar verdi. Bakanlar Kurulu ayrıca, resmi iletişim ve belge yönetimi yönergesinin uygulanmasına ilişkin sürenin bir yıl daha uzatılmasını onayladı. Diğer yandan, Suudi Arabistan Genel İstatistik Kurumu (GASTAT), Akreditasyon Merkezi, el-Baha Bölgesi Stratejik Geliştirme Ofisi ve Prens Sattam bin Abdulaziz Üniversitesi’nin önceki iki mali yıla ait kapanış hesapları da onaylandı.

Bakanlar Kurulu, gündeminde yer alan çeşitli konular hakkında gerekli yönlendirmeleri yaptı.Şarku'l Avsat'ın aldığı bilgiye göre bunlar arasında Dışişleri Bakanlığı’nın yıllık raporları, Diriye Kapısı Geliştirme Kurumu (DGDA), Ulusal Sağlık Sigortası Merkezi ve Taif Üniversitesi ile ilgili konular yer aldı.